Kudüs'e Müslümanlar Sahip Çıkmalıdır
Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor: "Allah'ın mescidlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namazı kılan, zekatı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler onarabilir. İşte bunlar doğru yola erenlerden olabilirler." (Tevbe, 9/18) Yani Allah'ın kutsal kıldığı mekanlara ve mabedlere sahip çıkacak olanlar takva sahibi mü'minlerdir. Başkalarından bu konuda bir duyarlılık bekleyemeyiz. Ancak uluslararası güçlerin öne sürdüğü yapay kahramanları da gerçek kimlikleriyle tanımamız, onların ne gibi dümenler çevirdiğini bilmemiz gerekiyor. Aksi takdirde onların ihanetlerini bize siyasi birtakım hesaplar gibi yutturabilirler. Nitekim Müslümanların son yüzyılda başlarına gelenler hep, ihanet için özel olarak yetiştirilen yapay kahramanları gerçek kimlikleriyle tanıyamamalarından kaynaklanmıştır.



Kudüs Davası Bütün Müslümanların Davalarıdır
Kudüs ve Filistin davası sadece Filistinlilerin veya Arapların değil bütün Müslümanların davasıdır. Bugün Filistin topraklarında o toprakların bağımsızlığı, Kudüs'ün ve Mescidi Aksa'nın kurtarılması için mücadele eden bir tek kişi olmasa bile Müslümanların yine de bu davaya sahip çıkmaları gerekir. Nitekim Salahuddini Eyyubi, Kudüs'ü ve Mescidi Aksa'yı bu inanç ve şuurla haçlılardan kurtarmıştı. Onun haçlı işgalini içine sindirememesi ve o kutsal mekanlar için uykularının kaçması bir Filistinli ya da Arap olmasından değil Müslüman olmasından kaynaklanıyordu. Onun zamanında haçlıların işgali altındaki yerlerde herhangi bir fiili mücadele olmamasına rağmen Salahuddini Eyyubi yine de harekete geçmiş ve işgale son vermişti. Bugün Allah'a şükür o topraklarda bir bağımsızlık mücadelesi var. Ama ne yazık ki, başka yerlerde yaşayan Müslümanlar onların mücadelelerini sahiplenmekten bile çekiniyorlar. Hâlâ birçokları Filistin ve Kudüs meselesine bir Arap meselesi olarak bakıyor. Artık bu düşüncenin değişmesi ve "ben Müslümanım" diyen herkesin o kutsal mekanların bağımsızlığı için sürdürülen mücadeleye destek vermesi gerekir.



Kutsal Kudüs şehri tarihte olduğu gibi günümüzde de Müslümanların bir aynası niteliği taşımaktadır. Dolayısıyla bu mukaddes şehrin ve o şehrin bağrında barındırdığı kutsal mirasın Siyonistlerin işgali altında olmasından bütün Müslümanların rahatsız olması gerekir. İman hassasiyeti taşıyan her Müslüman, Yüce Allah'ın mübarek kıldığını bildirdiği mekanların yeniden İslami kimliğine kavuşmasında kendinin de mutlaka bir sorumluluğunun olduğunu bilmelidir.



Siyonistlerin Siyon Mabedi İddiaları Siyasidir
Kudüs davasına teşhis koyma konusunda yaşanan problemden dolayı onaylanması mümkün olmayan birtakım formüller üretildiğini görüyoruz. Bunlardan biri de kutsal Kudüs şehrinin ve oradaki mukaddes mekânların yönetiminin vahye dayanan üç dinin mensupları tarafından paylaşılması formülüdür. Göründüğü kadarıyla böyle bir formül üretilmesinin amacı herkesin razı olacağı ve herkesin haklarının garantiye alınacağı bir çözüm bulmaktır. Herkesin haklarının garantiye alınması için böyle bir koordinasyona ihtiyaç duyulması ise bu konuda İslâm'ın adaletine yeterince güvenememe kanaatine götürür. Böyle bir formüle ihtiyaç duyulmasının ikinci sebebi ise Siyonistlerin kutsal mekânlarla ilgili dayanaksız ve tutarsız iddialarını ciddiye alma olabilir.



Her şeyden önce Siyonistlerin Kudüs'le ve Mescidi Aksa'yla ilgili iddiaları hem tarihi gerçeklere, hem de tevhid inancını temsil eden mirasla ilgili ilkelere aykırıdır.



Mescidi Aksa, Hz. Süleyman (a.s.) tarafından Allah'a kulluk görevinin yerine getirilmesi için bir mabed olarak inşa edilmiştir. Bir Siyon mabedi veya Süleyman heykeli olarak değil. Ondan sonraki dönemlerde gelen peygamberlerin hepsinin hayatlarında Mescidi Aksa'nın özel yeri vardır. Zekeriyya (a.s.) ve onun oğlu Yahya (a.s.) bu kutsal mabedi amacına uygun bir şekilde değerlendirmiştir. İsâ (a.s.)'ın annesi Meryem bu mabede adanmıştı ve bütün gençliği boyunca ona hizmet etti. Onun oğlu İsâ (a.s.) bu mabede özel değer verdi ve tebliğini bu mabed çevresinde yaptı. Son peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.) isra ve mirac olayında mucizevî bir şekilde bu kutsal mabedi ziyaret etti.



Biz Müslümanlar olarak her şeyden önce o mabedi ilk inşa eden Hz. Süleyman (a.s.)'ın bir peygamber olduğuna inanıyoruz ve onun tebliğ ettiği tevhid inancını benimsemiş durumdayız. Yahudi toplumu ise onun peygamber olduğuna bile inanmaz, onu Kral Salamon olarak tanırlar. Bir soy iddiasından yola çıkarak onun inşa ettiği mabed üzerinde hak sahibi olduklarını söyleyebilirler mi? O mabede yıllarca hizmet eden Zekeriyya (a.s.), "atalarımız" dedikleri ve miraslarına sahip çıktıklarını söyledikleri insanlar tarafından yıllarca eziyete maruz kalmış, sonunda da öldürülmüştür. Onun oğlu Yahya (a.s.) yine aynı kişiler tarafından kafası yarılarak öldürülmüştür. Biz ise her ikisine de hürmet etmekte, her ikisini de Allah'ın peygamberi olarak bilmekte ve onların tevhid inançlarını sürdürmekteyiz. Mescidi Aksa'ya adanan Meryem (a.s.) ise yine aynı kişilerin çirkin iftirasına maruz kalmıştır. Biz ise onun Allah katında büyük değer sahibi bâkire anne olduğuna inanıyoruz. Onun oğlu İsâ (a.s.)'yı, yine "atalarımız" deyip de kendilerinin onların mirasçısı olduklarını iddia ettikleri kişiler öldürmeye kalktılar ve Yüce Allah, onu göklere yükselterek kurtardı. Biz ise onun bir peygamber olduğuna inanıyor, insanlara tebliğ ettiği tevhid inancını sürdürüyoruz.



Ayrıca şunu ifade edelim ki, Mescidi Aksa'nın Süleyman (a.s.) tarafından inşa edilmiş olan ilk şeklinin tarihte korunamadığı, birkaç kez yıkıma maruz kaldığı bilinmektedir. Ancak bu mabed İslâm'ın fethinden sonra ilk inşa ediliş amacına uygun bir şekilde yeniden inşa edilmiş ve asıl fonksiyonuna döndürülmüştür. Bu kutsal mabed üzerinde hak sahibi olan da şu veya bu kavim, şu veya bu toplum değil, tevhid inancıdır. Dolayısıyla tevhid inancına sahip olanların bu mabede sahip çıkmaları kutsal bir sorumluluktur. Tevhid inancına sahip olduklarını söyleyenler o kutsal mabede sahip çıkma konusunda ihmalkâr davranırlarsa samimiyetlerini göstermede de ihmalkâr davranmış olacaklardır.



Mabedler, etnik kimliğe göre sahiplenilecek ve yine bu kimliğe göre devralınacak miraslar değildir. Bir mabed ne amaç için inşa edildiyse o amaç için değerlendirilir. Kim o amaç için değerlendirirse onun üzerinde hak sahibi olur. Bilindiği üzere Ka'be ve Mescidi Haram, Hz. İbrahim (a.s.) tarafından tevhid inancına göre kulluk görevinin yerine getirilmesi üzere inşa edilmişti. Müşrikler içini putlarla doldurdular. Resûlullah (s.a.s.), Mekke'yi fethettiğinde onların hepsini temizledi ve Ka'be'yi yeniden gerçek fonksiyonuna kavuşturdu. Mekkeliler, Arap ya da İbrahim oğlu İsmail'in (Allah'ın selâmı her ikisinin üzerine olsun) soyundan geldikleri için Ka'be üzerinde hak sahibi değillerdi.



Bugün Filistin topraklarını işgal altında tutan Siyonist grupların Mescidi Aksa'yla ilgili iddiaları ve planları büyük ölçüde siyasidir. Özellikle dünya Müslümanlarının Kudüs ve Filistin davasıyla irtibatlarını koparmak amacıyla arada önemli bir bağ oluşturan Mescidi Aksa'yı ortadan kaldırmak amacıyla söz konusu iddiaları ortaya atmaktadırlar.



Sonuç itibariyle Siyonist işgalcilerin Mescidi Aksa başta olmak üzere Kudüs'teki mukaddes mekânlarla ilgili tüm iddiaları tamamen tarihin saptırılmasından ibaret ve ideolojik amaçlara yöneliktir. Dolayısıyla Müslümanların onlarla paylaşacakları bir şeyleri yoktur. Yahudilerin tarihten kalan herhangi bir mirasları olsaydı zaten İslâm adaleti Hıristiyanların tüm kutsal mekânlarını koruduğu gibi onların miraslarını da korurdu. Çünkü aşağıda biraz daha ayrıntılı olarak vereceğimiz üzere İslâm adaleti o beldelere hâkim olduktan sonra kimsenin dinî mirasına, kutsal binasına ve mekânına zarar verilmemiş, herkesin mukaddesatı korunmuştur. Müslümanların tevhid ehli peygamberlerden aldıkları kutsal mirası yahut kendilerinin inşa ettikleri ve asıl gayesine uygun olarak ihya ettikleri mabedleri onlara peşkeş çekmeleri veya onlarla paylaşmaları da beklenemez.



İslâm'ın Adaleti Herkese Yeter
Siyonistlerin kutsal mekânlarla ilgili iddiaları tamamen siyasi ve işgalci temele dayandığından Müslümanların onların iddialarına dayalı olarak kendileriyle paylaşacakları bir şeyleri yoktur. Hıristiyanların kutsal mekânları ve mabedleri ise en güvenli dönemlerini İslâm adaletinin gölgesinde yaşamıştır. Hz. Ömer (r.a.) Kudüs'ü fethettiğinde, Hıristiyanların teklifte bulunmalarına rağmen kendisinden sonra Müslümanların camiye dönüştürebilecekleri endişesiyle Hıristiyanların kiliselerinde namaz kılmamıştır. Kudüs'te onca kilisenin ve Hıristiyan kültürüne ait tarihi mirasın zarar görmeden korunabilmesi ancak İslâm'ın yüce adaleti tarafından himayeye alınması sayesinde mümkün olabilmiştir.



İslâm adaleti Hıristiyanların Kudüs ve Filistin'deki haklarını korumaya aldığı, onların dinî mabedlerine, tarihi kültürlerine ve kişisel mülklerine zarar verilmesini engellediği halde haçlı seferlerinde Müslümanlara büyük kayıplar verdirilmiş, tarihi ve kültürel mirasları tahrip edilmiştir. Yetmiş bin Müslüman Kudüs ve çevresinde haçlı askerleri tarafından şehit edilmiştir. Haçlı askerlerinin atlarının ayaklarının Kudüs caddelerinde kana gömüldüğü bizzat katliama şahitlik eden haçlı komutanlarının hatıratında yazılmıştır.



Haçlıların bu zulüm ve katliamı gerçekleştirmelerine rağmen Salahuddin Eyyubi'nin gerçekleştirdiği ikinci fetihten sonra kimseye zulmedilmemiş, hangi dinden olursa olsun bütün herkes İslâm'ın adaletinin güvencesi altına girmiştir. Ne var ki İngilizlerin 1917'de gerçekleştirdikleri ikinci haçlı işgalinden sonra Siyonist terör örgütlerinin önü açılırken oranın yerli ahalisine baskı yapılmış, mülkleri zorla ellerinden alınarak Siyonistlere sembolik ücretlerle satılmış, sonra da bu mülklerin Filistinliler tarafından satıldığı ileri sürülerek bir de iftira atılmıştır. Siyonist terör örgütlerinin 1947'de devlet ilan etmeleriyle birlikte ikinci haçlı işgali amacına ulaşmış olduğundan İngiliz işgal güçleri çekildiler. Fakat bu kez zulüm ve vahşet katlanarak devam etti.


Bugün de Siyonist işgalcilerin sinsi planları ve oyunları sebebiyle İslâm'ın en kutsal üç mabedinden biri olan Mescidi Aksa ciddi tehditle karşı karşıyadır. Bu kutsal mabedi tüm Müslümanlar adına korumaya çalışan Filistinliler ise son derece vahşi zulümlere maruz kalıyorlar.

Dünyanın değişik beldelerinde yaşayan Müslümanların, Kudüs'ün gerçek kimliğine ters ve İslâm'ın adaletine güven konusunda şüphe mahiyeti taşıyan formüllere hizmet etmek yerine kutsal Mescidi Aksa'yı özgürlüğüne kavuşturmak isteyen Müslümanların davalarına ve mücadelelerine destek vermeleri gerekir. Siyonist işgale son verilir, Kudüs ve Filistin özgürlüğüne kavuşur ve o beldeye İslâm'ın adaleti hâkim olursa görülecektir ki o yüce adalet herkese yetecektir. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Bilindiği üzere Asr-ı Saadet'te haklı olduklarını bilen yahudiler dahi İslâm'ın adaletine güvendiklerinden anlaşmazlık davalarında, rüşvet yiyerek haklıyı haksız çıkaran hahamlarına gitmektense rüşveti haram bilen, zararı kendine dokunsa da adaleti icra etmeyi görev sayan Hz. Muhammed (s.a.s.)'e gidiyorlardı. İşte o peygamberin izinden gidenlerin bu adaletin herkese yeteceğine inanmaları ve kutsal bildikleri beldelerde adalet ve hakkaniyetin hâkim kılınması için yönetimi birileriyle paylaşma ihtiyacı duymamaları gerekir.

Bütün bu sebeplerden dolayı kutsal Kudüs şehrinin ve etrafındaki mübarek beldenin Siyonist işgalden kurtarılarak, gerçek özgürlüğüne kavuşturulması ve İslâm'ın yüce adaletinin gölgesinde korumaya alınması için çalışmak iman sahibi olduğunu söyleyen herkesin üzerinde sorumluluktur. Kimse bu sorumluluktan azade olduğunu söyleyemez. Bu konuda üzerlerine düşeni ve güçlerinin yettiğini yerine getirmeyenler, birtakım modernist felsefelerin etkisinde kalarak işgalci güçlerin teorilerine alet olanlar büyük hata içindedirler.
Kaynak:www.velfecr.com/yazdir.php?haber_id=4139

KONUNUN DEVAMI

işgalin Kırkıncı Yılında KUDÜS
Kudüs'e Müslümanlar Sahip Çıkmalıdır
KUDÜSTE BULUNAN İSLAMİ KUTSAL ESERLER
MESCİD-İ AKSA'NIN ALTINI OYMA KAZILARI DEVAM EDİYOR
KUDÜS VE TARİHÇESİ
Ağlama Duvarı (venus libra)