|
KUDÜSTE BULUNAN İSLAMİ KUTSAL ESERLER
Kudüs'te bunların dışında da çok sayıda İslami eser mevcuttur.
Bunların sadece isimlerini saymaya kalkışsak bile oldukça uzun bir
liste vermemiz gerekir. Bu durum Kudüs'ün ne kadar zengin bir
İslami mirasa sahip olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Biz bu
şehirdeki İslami eserlerden bazılarının adlarını saymakla
yetineceğiz:
el-Halil camisi
Muallaktaş camisi
Veliyyullah Muharib camisi
Büyük el-Umeri camisi
Küçük el-Umeri camisi
Hz. Yakub (a.s.) camisi
Kadınlar camisi
İsa camisi
Bayram Çavuş medresesi, tekkesi ve kulesi
Mevleviye camisi
Çorbacı Sebili camisi
Disi camisi (Hz. Davud Peygamber camisi)
Ömeri Safir camisi
Mus'ab ibnu Umeyr camisi
Han Sultan camisi
Ebu Bekir Sıddık camisi
Osman ibnu Affan camisi
Suveyka Allun camisi
Burak camisi
Şeyh Reyhan camisi
Şeyh Mekki cami ve türbesi
Hz. Süleyman (a.s.) efendimizin makamı ve camisi
Ömer ibnu Hattab Camisi
el-Hariri Camisi
Kale camisi
Osman ibnu Hattab camisi
Hanka camisi
Hayatu's-Salahiyye camisi
es-Seyfi camisi ve meydanı
el-Kumeyr camisi
Alauddin el-Basri camisi
el-Afgani camisi
Buhariya camisi
Şeyh Lu'lu' camisi
Kırmızı minare camisi
el-Kermi camisi
Mansuri camisi
Mağribliler camisi
Fahriya camisi
Peygamber Süleyman camisi ve meydanı
Sultan Hamamı (günümüzde Süryaniler kilisesinin bir bölümünü
oluşturmaktadır.)
Bu sayılanlar Kudüs'teki İslami eserlerin çok az bir kısmıdır.
Bunların dışında daha çok sayıda cami, medrese, türbe, sebil ve
benzeri eserler mevcuttur. Bu eserlerin bir kısmı Osmanlı dönemi
öncesinden, bir kısmı da Osmanlı döneminden kalmadır. Bugün bu
eserlerin çoğunun tamir ve restore edilmesi gerekmektedir. Ancak
işgal yönetimi İslami eserlerin onarımına herhangi bir maddi
katkıda bulunmadığı gibi bu eserleri tamamen yıkılmaya terk
etmektedir. Müslümanların kurmuş olduğu gönüllü kuruluşlar ve
vakıflar da söz konusu eserleri onarmak için yeterli maddi imkan
bulamamaktadırlar. Bu eserlerin bakım ve onarımıyla ilgilenen
Kudüs İslami Vakıflar Meclisi 1995'te yaptığı bir açıklamada
Kudüs'teki İslami eserlerin restorasyonu için 21 milyon dolara
ihtiyaçlarının olduğunu bildirmişti.
Kudüs'te Yahudileştirme Faaliyeti
Siyonist işgal devleti bu kutsal şehre yönelik yahudileştirme
faaliyetlerini değişik yollardan sürdürüyor. Bunların başında
gelen metot ise Kudüs'te yaşayan Müslümanları bu şehirden göç
etmeye zorlamaktır. Bu amaç için değişik yollara başvuruluyor.
Bunlardan biri Müslümanların evlerini yıkmaktır. Bu amaçla yılda
ortalama 150 Müslüman ailenin evi yıkılıyor. Üstelik evleri
yıkılan ailelerin Kudüs içinde yeni bir ev inşa etmelerine de
fırsat verilmiyor. Bu konuyu araştırarak dünya kamuoyunun
dikkatine sunan Uluslararası İnsan Hakları Dayanışma Örgütü,
İsrail işgal rejiminin Kudüs'te ev yıkma uygulamasını uzun süreden
beridir sürdürdüğüne dikkat çekti.
İşgal devletinin Kudüslü Müslümanları bu şehirden göçe zorlama
uygulamalarından biri de çocuklarını bu şehrin nüfusuna
kaydetmemektir. Bu uygulama yüzünden Kudüs şehrine
kaydedilmeyenler, bu şehrin ahalisine sağlanan imkânlardan
yararlanamıyor ve dolaylı bir şekilde göçe zorlanıyorlar. İşgal
devleti bu çocukların Kudüs nüfusuna kayıtlarını engellediğinden
onların Kudüslülere sağlanan ekonomik, toplumsal ve sağlık
hizmetleriyle ilgili haklardan yararlanmalarını da engelliyor. Bu
kişilerin sağlık hizmetlerinden yararlanabilmeleri için herhangi
bir müracaatta bulunulduğunda resmi sigorta kuruluşları ve özel
sigorta şirketleri onları Kudüs sınırları dışında oturanlar
arasında değerlendiriyor.
İşgal rejimi sadece çocukları Kudüs nüfusuna kaydetmemekle
yetinmiyor, zaman zaman daha önce bu şehrin nüfusuna kaydedilmiş
olanların da kayıtlarını silebiliyor. Bu konuda da, Kudüs nüfusuna
kayıtlı bir kişinin belli bir süre bu şehrin dışında yaşamasını
gerekçe olarak değerlendirebiliyor. Bu yolla Kudüs nüfusundan
çıkarılanların sayısı yılda ortalama 500 kişiyi buluyor. Bu yolla
Kudüs'teki Müslüman ve Filistinli nüfusun tedrici bir şekilde
eritilmesi stratejisi uygulanmaktadır.
İşgal devleti Müslümanların yoğun olduğu Doğu Kudüs'teki
Müslümanları göçe zorlamak amacıyla çeşitli baskı uygulamalarına
başvuruyor. Bu amaçla onları belediye hizmetlerinden mahrum
bırakıyor. Bundan dolayı şehrin doğu ve batı kesimleri arasında
adeta iki ayrı dünyanın şehirleriymiş gibi büyük fark görülür.
Yine aynı amaçla Doğu Kudüs'teki Müslümanlar çalışma imkânlarından
mahrum ediliyorlar, evleri yıkılanların veya tahrip olanların
evlerini yeniden yapmalarına veya tamir etmelerine izin
verilmiyor. Bu ve benzeri uygulamalarla Kudüs Müslümanları şehri
terke zorlanıyor. Bu tür baskı uygulamalarından Doğu Kudüs'te
nüfusun % 5'ini oluşturan Hıristiyanlar da nasiplerini alıyorlar.
İşgal devleti sadece nüfus oranlarını değiştirme tarzında bir
Yahudileştirme faaliyetiyle yetinmiyor. Kudüs'ün vechesini
değiştirmek amacıyla da faaliyet yürütüyor. Bu amaçla değişik
İslâmi mekanların, mahallelerin ve eserlerin adlarını İbraniceye
çevirmeye çalışıyor. Kudüs konusunda uzman olan Filistinli ilim
adamlarından Halil Tüfekçi bu konuda bir rapor hazırladı. Tüfekçi
hazırladığı raporunda işgal yönetiminin Kudüs'teki Arapça isimleri
zihinlerden silerek yerine İbranice adları yerleştirebilmek için
yoğun bir çaba sarf ettiğine dikkat çekti. Tüfekçi, yarın bir gün
İbranice adların tabelaların üzerine yazılarak Müslümanların
yaşadığı mahallelerin ve sokakların başlarına asılabileceği
endişesini de taşıdığını dile getirdi. Bu endişesini dile
getirirken bazı köylerin adlarının değiştirildiğine ve eski
adlarının unutturulduğuna dikkat çekti. Kudüs uzmanı Tüfekçi
yahudilerin "Eski Kudüs" denilen bölgede de yayılmaya ve sürekli
yeni yerleşim birimleri açmaya çalıştıklarını da dile getirdi.
Kudüs'e Duvar Zulmü
Görünüşte BM kararları İsrail'in Doğu Kudüs üzerindeki tahakkümünü
reddetmektedir. Fakat inşa edilen ayrım duvarı bu konuda da
Kudüs'e karşı bir sinsi plan mahiyeti taşımaktadır. Duvar inşası
bu kutsal şehir üzerindeki işgal ve tahakkümün bir emrivakiyle
sağlamlaştırılması sonucunu doğuracaktır. Çünkü duvar şehrin
dışından inşa edilmekte, böylece şehrin tamamı ilhak edilmiş
olmaktadır. Duvar aynı zamanda normalde Kudüs nüfusuna kayıtlı 100
bin Filistinlinin dışarıda bırakılmasına sebep olacaktır ki bu
durum şehirdeki demografik yapının yahudi nüfus lehine kökten
değişmesi sonucunu doğuracaktır. Bu durum aynı zamanda normalde
işleri ve yararlandıkları sosyal hizmet kurumları Kudüs'ün içinde
olan bu Filistinli nüfusun işlerini, eğitim ve sağlık başta olmak
üzere muhtelif sosyal hizmetlerden yararlanma imkânlarını
kaybetmeleri anlamına gelecektir. Bu emrivakiyle ilhak olayının
doğuracağı en önemli sonuçlardan biri de Filistinlilerin başkenti
Kudüs olan bir devlet planlarının tümüyle hayal haline gelmesi
olacaktır.
|