|
İşgalin Kırkıncı Yılında KUDÜS
Hazırlayan Ahmed VAROL
07/06/2007

Kudüs'ün kutsal Mescidi Aksa'yı bağrında barındıran ve "Eski
Kudüs" olarak da adlandırılan doğu kesimi 7 Haziran 1967 tarihinde
bölgedeki rejimlerin de ihanetleriyle işgalci Siyonistlerin
hâkimiyeti altına geçti. Biz de işte bu ihanet ve işgalin kırkıncı
yıldönümü münasebetiyle Kudüs'le ilgili bir dosyamızı ilginize
sunuyoruz.
Kudüs Bir İslâm Şehridir
Kudüs kurulduğu günden buyana vahyi, ilahi tebliği ve peygamberlik
müessesesini temsil etmiştir. Dolayısıyla burası kurulduğu günden
beri bir İslam şehridir. Çok sayıda peygamber hayatlarının en
azından bir bölümünü bu şehirde geçirmiştir. Son peygamber Hz.
Muhammed (s.a.s.) de miraca yükseltilirken Kudüs'e kadar
getirilmiş ve oradan göklere çıkarılmıştı. Allah dileseydi onu
Mekke'den de göklere yükseltebilirdi. Ancak isra ve mirac olayında
Hz. Peygamber (s.a.s.)'e refakat eden Cebrail (a.s.)'in onu önce
Kudüs'e getirmesi bu şehrin taşıdığı mana ve önem dolayısıylaydı.
Yüce Allah son peygamberi Hz. Muhammed (s.a.s.)'in Kudüs'ü ziyaret
etmesini ve bu peygamberler şehrindeki ilahi ayetlere şahit
olmasını dilemişti.
Evet, Kudüs bir İslam şehridir. Çünkü İslam Yüce Allah'tan vahiy
alan bütün peygamberlerin ortak dinidir. Kudüs de bir peygamberler
şehridir. Yüce Allah bütün peygamberlerin insanlara aynı gerçeği
tebliğ ettikleri konusunda şöyle buyurmaktadır: "Sana söylenen
senden önceki peygamberlere söylenmiş olandan başka bir şey
değildir." (Fussilet, 41/43) İslam vahiy dinidir, Kudüs de vahyi
sembolize etmektedir.

Kudüs bir İslâm şehridir. Üstelik alelade bir İslâm şehri değil,
İslâm'ın kutsal bir şehridir. Yüce Allah bu şehrin ve onu saran
toprakların kutsal olduğunu İsrâ olayıyla ilgili meşhur âyeti
kerimesinde bildirmiştir. Şöyle buyuruyor Yüce Allah: "Kulunu,
kendisine birtakım ayetlerimizi göstermek için bir gece Mescidi
Haram'dan çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa'ya yürütenin
şanı pek yücedir. Şüphesiz o duyandır, görendir." (İsrâ, 17/1)
İşgalciler ne kadar uğraşsalar da bu kutsal şehrin İslâmi
kimliğini ortadan kaldıramayacaklardır. Ancak bütün dünya
Müslümanlarının Kudüs'e yönelik sinsi oyunlar karşısında oldukça
dikkatli ve duyarlı olmaları gerekir. Kudüs sadece Filistinlilerin
değil bütün dünya Müslümanlarının ortak bir varlığıdır.
Dolayısıyla Kudüs davasına bütün dünya Müslümanlarının hep
birlikte sahip çıkmaları, Kudüs'ün yeniden hür ve bağımsız
kimliğine kavuşabilmesi için yürütülen çabalara destek vermeleri
gerekir. Aksi takdirde kutsal Kudüs şehrine yönelik görevlerini
yerine getirmemiş olurlar.
Hz. Davud (a.s.) bir İslâm peygamberidir. Onun gerçekleştirdiği
fetihlere ve bıraktığı mirasa da ancak hanif din olan İslâm'ı
benimseyenler sahip çıkabilirler. Çünkü diğerleri onun yolundan
gitmiyorlar ki fetihlerine ve mirasına sahip çıkma yetkisini
kendilerinde görebilsinler. Bakın Yüce Allah, Hz. Davud (a.s.)
hakkında ne buyuruyor: "Sen onların dediklerine sabret ve güçlü
kulumuz Davud'u an. Çünkü o (her tutumunda Allah'a) yönelen
biriydi." (Sad, 38/17) Evet o her işinde, her tutumunda Allah'a
yönelen biriydi. Peki, yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar, her
tutumunda Allah'a yönelen bir yüce peygamberin fetihlerine sahip
çıkma yetkisini kendilerinde nasıl görebiliyorlar? Yüce Allah'ın
Hz. Davud (a.s.)'un nasıl biri olduğunu ortaya koyan ve yukarıda
verdiğimiz âyetiyle şu âyetini bir yan yana koyup düşünelim:
"Yahudiler "Allah'ın eli bağlıdır" dediler. Kendi elleri bağlandı
ve söylediklerinden dolayı lânetlendiler! Hayır, Allah'ın iki eli
de açıktır, dilediği gibi sarf eder. Rabbinden sana indirilen
onların çoğunun azgınlığını ve küfrünü artıracaktır. Onların
aralarına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık. Ne
zaman savaş için bir ateş yaksalar Allah onu söndürür. Onlar
ayrıca yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çabalarlar. Allah ise
bozguncuları sevmez." (Maide, 5/64)

Kudüs Hz. İbrahim (a.s.)'in hanif dinini ve vahiy kültürünün temel
dinamiği niteliğindeki tevhid inancını temsil eden kutsal bir
şehir olduğundan bu şehrin gerçek sahipleri de "iman edenler"dir.
Kur'an-ı Kerim, peygamberlerin gerçek varislerinin ancak tevhid
inancına sahip ve hanif dine mensup olan mü'minler olduğunu
çeşitli vesilelerle vurgulamaktadır. Örneğin bir ayeti kerimede
şöyle buyurulur: "Şüphesiz insanların İbrahim'e en yakın olanları
ona uyanlar, bu peygamber ve iman edenlerdir." (Ali İmran, 3/68)
Bunun sebebi ise İbrahim (a.s.)'ın hanif bir Müslüman olmasıdır.
"İbrahim ne bir yahudi ne de bir hıristiyandı. Ancak o dosdoğru
çizgideki bir Müslümandı. O, müşriklerden de değildi." (Ali İmran,
3/67) Bu, diğer bütün peygamberler için de geçerlidir. Nitekim
İbrahim (a.s.)'ın ve onun torunu olan aynı zamanda
İsrailoğullarının atası olarak bilinen ve Kur'an-ı Kerim'de iki
yerde adı "İsrail" olarak anılan (Bkz. Ali İmran, 3/93, Meryem,
19/58) Hz. Ya'kub (a.s.)'un oğullarına tavsiyesi hakkında şöyle
buyurulur: "İbrahim, oğullarına da bunu tavsiye etti. Ya'kub da
aynı tavsiyede bulunarak şöyle dedi: "Ey oğullarım! Allah sizin
için bu dini seçti. Artık ancak Müslüman kimseler olarak ölün."
(Bakara, 2/132) Sonuç itibariyle Kudüs bir peygamberler şehri ve
hanif dinin sembolüdür. Dolayısıyla oranın gerçek sahipleri de
peygamberlerin gerçek varisleri ve hanif dinin mensupları olan
mü'minlerdir.
Siyonistler yahudileri Kudüs topraklarına toplayabilmek için
ellerindeki Muharref Tevrat'tan çıkardıkları birtakım uyduruk
hikayeleri sonuna kadar değerlendirmeye çalışıyorlar. Oysa
Müslümanların, vahyedildiği gibi muhafaza edilen Kur'an-ı
Kerim'deki ilkelere yapışmakta ve bu ilkelerin ışığında Kudüs
üzerindeki haklarına sahip çıkmakta çok daha kararlı olmaları
gerekir.
Kudüs Davasının İslam'daki Yeri ve Önemi
Kudüs, vahye dayanan bütün dinlerde kutsal sayılan bir şehirdir.
Bunun başta gelen sebebi ise Yüce Allah'ın insanları doğru yola
iletmeleri üzere görevlendirdiği peygamberlerin birçoğunun bu
şehirde yaşamış veya en azından hayatlarının bir bölümünü bu
şehirde geçirmiş olmalarıdır. Ayrıca bu peygamberlerden
bazılarının mabed olarak kullandıkları mekanlar da bu şehirdedir.
Kudüs, İslam'da özel bir yere ve kutsiyete sahiptir. Zaten adı da
bu yerine ve kutsiyetine işaret eder. Müslümanların ilk kıblesi
olan Mescidi Aksa'yı bağrında barındırması ve Resûlullah (s.a.s.)'ın
isra ve mirac mucizesine şahit olması bu üstünlüğünün sebeplerinin
başında gelir.
İsra ile ilgili âyeti kerimede Mescidi Aksa'dan "çevresini mübarek
kıldığımız" şeklinde söz edilmektedir. Mescidi Aksa'nın çevresi
ise başta Kudüs sonra diğer Filistin topraklarıdır.
Kudüs'e Üstünlük Kazandıran Mabed: Mescidi Aksa
Kudüs en başta Müslümanların ilk kıblesi ve harem mescidlerin
üçüncüsü olan Mescidi Aksa'yı bağrında barındırdığından dolayı
İslam'da ayrı bir yere ve öneme sahiptir. Yüce Allah yukarıda
verdiğimiz ayeti kerimede Mescidi Aksa'dan adıyla söz etmekte ve
bu mescidin etrafının mübarek kılındığını bildirmektedir. Aynı
ayeti kerimede Resûlullah (s.a.s.)'ın isra olayında Mescidi
Haram'dan alınıp Mescidi Aksa'ya getirilmesinin sebebi "kendisine
birtakım ayetlerimizi göstermek için..." şeklinde izah
edilmektedir. Bu açıklama Mescidi Aksa'nın birtakım ilahi
ayetleri, tevhid inancını ve peygamberler silsilesini sembolize
eden bazı işaretleri bünyesinde taşıdığına delalet etmektedir. Bu
yönüyle Mescidi Aksa, Yüce Allah'ın yeryüzündeki ilahi
işaretlerinden bir işarettir.

Kur'an-ı Kerim'in bazı yerlerinde de bu mescidden ismi
anılmaksızın söz edilmektedir. Örneğin Meryem suresinin 11.
ayetinde Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Bunun üzerine (Zekeriyya
a.s.) mescidden kavminin karşısına çıkıp onlara: "Sabah ve akşam
tesbih edin" diye işaret etti." Burada kastedilen mescid, Mescidi
Aksa'dır. Ali İmran suresinin 37. ayetinde de şöyle buyuruluyor:
"Rabbi onu (Meryem'i) güzel bir kabulle kabul etti; güzel bir
şekilde yetiştirip büyüttü ve onun bakımını Zekeriyya'nın
yükümlülüğüne verdi. Zekeriyya ne zaman onun bulunduğu mabede
girse yanında yiyecek bulurdu. "Ey Meryem! Bu sana nereden
geliyor?" derdi. O da: "Allah'ın katındandır. Şüphesiz Allah
dilediğine hesapsız rızk verir" derdi." Burada sözü edilen mabed
Mescidi Aksa'dır. Yine aynı surenin 39. ayetinde de şöyle
buyuruluyor: "Onun (Zekeriyya (a.s.)'ın) mihrabda namaz kılmakta
olduğu sırada melekler kendisine, "Allah sana, Allah katından olan
Kelime'yi doğrulayıcı, efendi, kendine hakim ve salihlerden bir
peygamber olarak Yahya'yı müjdelemektedir" diye seslendiler." Bu
ayeti kerimede mihrap denirken kastedilen mekan da Mescidi
Aksa'dır.
Mescidi Aksa'nın fazilet ve ehemmiyeti hakkında ayrıca birçok
hadisi şerif bulunmaktadır. Resûlullah (a.s.) bir hadisi şerifinde
şöyle buyurmuştur: "Yolculuk ancak şu üç mescidden birine olur:
Benim şu mescidime, Mescidi Haram'a ve Mescidi Aksa'ya." (Müslim,
Kitabu'l-Hacc, 15/415, 511, 512) Burada kastedilen yolculuk ibadet
kastıyla olan özel yolculuktur. Bu hadisi şerif dolayısıyla
Mescidi Aksa harem mescidlerin üçüncüsü sayılmıştır.
Ahmed ibnu Hanbel, Nesai ve Hakim'in Abdullah ibnu Ömer (r.a.)'den
rivayet etmiş oldukları bir hadisi şerife göre de Resûlullah
(s.a.s.) şöyle buyurmuştur: "Süleyman (a.s.) Mescidi Aksa'yı
yaptığında Rabbinden üç şey istedi. Rabbi ona ikisini verdi. Ben
üçüncüsünü de vermiş olmasını ümit ediyorum: Kendisine, kendi
hükmüne denk gelecek hüküm vermesini istedi, (Rabbi) bu istediğini
verdi. Kendisinden sonra hiç kimsenin ulaşamayacağı bir saltanat
vermesini istedi, bu istediğini de verdi. Bir de her kim, bu
Mescid'de -yani Mescidi Aksa'da- namaz kılmak amacıyla evinden
çıkarsa anasından doğmuş gibi günahlarından sıyrılsın istedi. Biz
Allah'ın bu istediğini de ona vermiş olmasını ümit ediyoruz."
Bir hadisi şerifte bildirildiğine göre Resûlullah (s.a.s)'ın
cariyesi Meymune (r. anha): "Ey Resûlullah! Bize Mescidi Aksa
hakkındaki hükmün ne olduğunu bildir" dedi. Resûlullah (s.a.s.) da
şöyle buyurdu: "Oraya (Mescidi Aksa'ya) gidin ve içinde namaz
kılın." -Hadisin ravisi dedi ki: "O zaman burası Daru'l-Harb'di
(yani Müslüman olmayanların hakimiyeti altındaydı)."- (Resûlullah
(s.a.s) sözlerine daha sonra şöyle devam etti): "Eğer oraya
gidemez ve içinde namaz kılamazsanız kandillerinde yakılmak üzere
oraya zeytinyağı gönderin." (Ebu Davud, Kitabu's-Salat, 14) Burada
zeytinyağı bir semboldür. Yapılması istenen ise Kudüs'e ve Mescidi
Aksa'ya önem verilmesi, oranın Hz. İbrahim (a.s.)'ın hanif dininin
gerçek sahipleri olan mü'minlerin eline geçmesi için çalışılması
ve o kutsal mekanların tevhid dinine uygun kimliğinin korunması
amacıyla yapılan çalışmalara herhangi bir şekilde destek
olunmasıdır. Müslümanların bu tavsiye doğrultusunda Filistin
topraklarına sahip çıkmaları ve bu konuda ellerinden hiçbir şey
gelmiyorsa, en azından oradaki İslami çalışmalara destek olmak,
orada yaşayan Müslümanların yaralarını sarmak amacıyla bir yardım
göndermeleri gerekir. İşte Resûlullah (s.a.s.)'in "zeytinyağı"yla
sembolize ettiği şey de budur.

BU TAŞI KÜÇÜK GÖRMEYİN ONLARIN HER BİRİ EBABİL KUŞLARI İNŞAALLAH
EBREHENİN ORDULARINA MEKKE'Yİ HARAM EDEN EBABİLLERİN ÇAĞIMIZ
MENSUPLARI ONLAR İNŞAALLAH
Yeryüzünün en faziletli mekanları camiler, camilerin de en
faziletlileri Mescidi Haram, Mescidi Nebevi ve Mescidi Aksa'dır.
Bu üç camide kılınan namazların diğer camilerde kılınan
namazlardan çok daha fazla sevaplı olduğu hadisi şeriflerde
bildirilmiştir. Hatta İbnu Mace'nin nakletmiş olduğu bir hadiste:
"Bir adamın kendi evinde kıldığı namaza bir namaz sevabı verilir.
Oturduğu beldenin sakinlerinin devam ettikleri camide kıldığı
namaza yirmi beş kat sevap verilir. Cuma namazının kılındığı
camide kıldığı namaza beş yüz kat sevap verilir. Mescidi Aksa'da
kıldığı namaza elli bin kat sevap verilir. Benim camimde kıldığı
namaza da elli bin kat sevap verilir. Mescidi Haram'da kıldığı
namaza ise yüz bin kat sevap verilir" denmektedir. (İbnu Mace,
İkametu's-Sala ve's-Sunne fiha, 5/198) Ancak ez-Zevaid'de bu
hadisin isnadının zayıf olduğu söylenmektedir. İbnu Hibban da bu
hadisin delil olarak alınabilmesi için bunu te'yid eden bir
rivayetin bulunması gerektiğini ifade etmiştir. Burada verilen
rakamları te'yid eden başka herhangi bir rivayet bilmiyorsak da,
sayılan üç mescidde kılınan namazların diğer mescidlerde kılınan
namazlardan çok daha fazla sevaplı olduğunu bildiren başka
hadisler mevcuttur. Bu itibarla verilen rakamlar belki sevabın
katını ifade etmek için değil de arada çok büyük bir sevap farkı
olduğuna dikkat çekmek için söylenmiş olabilir.
Bilindiği üzere Mescidi Aksa aynı zamanda Müslümanların ilk
kıblesidir. Bu özelliğinden dolayı da İslam'da ayrı bir öneme
sahiptir. Bu kutsal mabedin İslam'daki önem ve üstünlüğünün bir
sebebi de Resûlullah (s.a.s.)'ın isra ve mirac olayına şahit
olmasıdır. Yukarıda vermiş olduğumuz ve İsra suresinde geçen ayeti
kerime bu olaya işaret etmektedir.
Tanınmış tefsir alimlerinden Kasımi, Mescidi Aksa'nın ismi
hakkında şu açıklamayı yapmıştır: "Aksa kelimesi "en uzak"
anlamındadır. Mescidi Aksa da Mekke'ye olan uzaklığından dolayı
böyle adlandırılmıştır."
Tarih kaynaklarından, tefsir kitaplarında yer alan rivayetlerden
ve hadislerde verilen bilgilerden Mescidi Aksa'nın ilk şeklinin Hz.
Süleyman (a.s.) tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Nitekim
yukarıda vermiş olduğumuz ve: "Süleyman (a.s.) Mescidi Aksa'yı
yaptığında..." diye başlayan hadisten bu anlaşılıyor. Buhari ve
İbnu Mace'nin nakletmiş olduğu bir hadisi şerifte Ebu Zer
(r.a.)'in şöyle dediği bildirilmiştir: "Resûlullah (a.s.)'a,
yeryüzüne konulmuş olan ilk mescidin hangisi olduğunu sordum.
"Mescidi Haram" diye buyurdu. "Sonra hangisi?" dedim. "Mescidi
Aksa" diye buyurdu. "İkisi arasındaki süre ne kadardır?" diye
sordum. Şöyle buyurdu: "Kırk yıl. Sonra bütün yeryüzü senin için
mesciddir. Nerede namaz vaktine girersen orada namaz kıl." (Buhari,
Kitabu Ehadisi'l-Enbiya, 60/40; İbnu Mace, Kitabu'l-Mesacid ve'l-Cemaat,
4/7)
Yüce Allah bir ayeti kerimede şöyle buyurmaktadır: "Süleyman'ın
ölümüne hükmettiğimizde, onun ölümünü, bastonunu yiyen ağaç
kurdundan başka onlara gösteren olmadı. Böylece o yere yıkılınca,
anlaşıldı ki cinler eğer gaybı biliyor olsalardı aşağılayıcı
azabın içinde kalmazlardı." (Sebe, 34/14) Bazı kaynaklarda bu
ayeti kerimenin tefsiriyle ilgili olarak şu bilgilere yer
verilmektedir: Mescidi Aksa'nın inşaatını önce Hz. Süleyman
(a.s.)'ın babası Hz. Davud (a.s.) başlattı. Ancak o bitiremeden
vefat etti ve bu işi bitirmeyi oğlu Süleyman (a.s.)'a vasiyet
etti. Yüce Allah'ın kendisine verdiği bir yetkiyle Mescidi
Aksa'nın inşaatında cinleri de çalıştırdı. Bu, oldukça zor ve ağır
bir iş olduğundan ayette "aşağılayıcı azap" olarak
adlandırılmıştır. Hz. Süleyman (a.s.) Mescid'i tam bitiremeden
vefat zamanı gelince üzüldü ve Yüce Allah'a Mescid'in inşası
bitmeden vefatını kimseye bildirmemesi için dua etti. Allah da
duasını kabul etti ve vefat ettikten sonra bastonuna dayalı bir
halde kaldı. Emrindekiler onun odasında bu hal üzere ibadet
ettiğini sanıyorlardı. Çünkü önceleri de yanına azığını alıp uzun
süre uzlete çekilerek ibadet etmek adetiydi. Ancak daha sonra
dabbetu'l-arz denilen bir böcek bastonunu içten kemirince baston
çöktü ve Hz. Süleyman (a.s.) da yere düştü. Böylece vefat ettiği
anlaşıldı. Bu olayla birlikte cinlerin "biz gaybı biliriz"
iddialarının tutarsız olduğu da ortaya çıkmış oldu. Bu rivayet
Mescidi Aksa'nın inşası hakkında bazı bilgiler içerdiğinden
vermekte yarar gördük
Yahudiler Hz. Süleyman tarafından inşa edilen şeklin Siyon mabedi
olduğunu ve bu mabedden bugün geriye kalan tek şeyin kendilerinin
Ağlama Duvarı, Müslümanların ise Burak Duvarı olarak
adlandırdıkları duvar olduğunu ileri sürmektedirler. Söz konusu
duvarı takdis etmeleri de bu yüzdendir. Ancak yahudilerin bu
konudaki iddiaları tarihi gerçeklere terstir. Çünkü Kudüs şehri
tarihte birkaç kez yıkıma maruz kalmıştır. Hz. Süleyman (a.s.)'ın
yaptırdığı bina da muhtemelen Babil işgalinden sonra
gerçekleştirilen yıkımda tahrip edilmişti. Söz konusu duvarın alt
kısmının M. Ö. 18 yılında inşa edilen mabedin kalıntısı olduğu
sanılmaktadır. Şu anki şekliyle bu duvar, Haremi Şerif'in bir
parçasıdır ve Müslümanlara ait vakfın bir mülküdür. Siyonistlerin
Kudüs hakkındaki iddiaları ne kadar geçersizse "Ağlama Duvarı"
olarak adlandırdıkları Burak Duvarı hakkındaki iddiaları da o
kadar geçersizdir.
Yahudiler söz konusu duvarın önünde, daha önce Mescidi Aksa'nın
yerinde bulunduğunu ileri sürdükleri mabed için ağladıklarından ve
bu mabedi yeniden inşa etmek amacıyla intikam yemini
yaptıklarından bu duvarı Ağlama Duvarı olarak adlandırırlar.
Müslümanların bu duvarı Burak Duvarı olarak adlandırmalarının
sebebi ise Resûlullah (s.a.s.)'ın isra olayında binek olarak
kullandığı Burak'ı bu duvara bağladığına dair rivayettir.
Belirttiğimiz üzere yahudiler, Mescidi Aksa'nın mevcut şeklini
yıkarak daha önce yerinde bulunduğunu ileri sürdükleri Siyon
Mabedi'ni veya bir diğer adıyla Süleyman Heykeli'ni inşa etmeyi
amaçlamaktadırlar. Siyonistler bu konudaki niyetlerini
gizlemiyorlar. Örneğin hahambaşı Mordohay Elyahu bu konudaki
niyetlerini şu şekilde dile getirmişti: "Biz bu camiyi yıkmak, onu
buradan tamamen silmek ve yerine Süleyman Heykeli'ni inşa etmek
istiyoruz." Ünlü terörist ve haham Meir Kahane de İsrail
parlamentosu üyeliğine seçildiğinde, Süleyman Heykeli tepesinde
yahudilerin ibadetlerine başlık etmek ve Mescidi Aksa ile
Kubbetu's-Sahra'nın yıkılması için mümkün olan her yola
başvuracağı üzere yemin etmişti. Haham Şalom Harokohin de: "Diasporadaki
yahudilerin bir araya gelmelerinin en önemli sebebi Siyon
mabedinin yeniden inşasıdır" demişti.
Kudüs'teki İslami Miras
İslam bütün peygamberlerin ortak dini olduğuna göre Kudüs'teki
eski peygamberlerden kalma eserlerin tümü İslami mirastır. Bu
kutsal miras, Kudüs'ün Hz. Muhammed (s.a.s.)'in kurduğu İslam
devletinin orduları tarafından fethedilmesinden sonra bir hayli
zenginleştirilmiştir. 1517'de Kudüs'ü Memlükler'den alan
Osmanlılar da bu şehirde zengin bir İslami miras bırakmışlardır.
Kudüs'teki İslami mirastan söz edilince ilk akla gelecek eser
şüphesiz Mescidi Aksa'dır. Mescidi Aksa'dan daha önce tafsilatlı
bir şekilde söz ettiğimizden burada tekrar üzerinde durmayacağız.
Kudüs'ü sembolize eden mabedlerden biri de Kubbetu's-Sahra'dır. Bu
cami Resûlullah (s.a.s.)'ın miraca çıkarken üstüne bastığı rivayet
edilen kutsal kayanın etrafına yapıldığından dolayı Kubbetu's-Sahra
olarak adlandırılır. (Buradaki sahra kelimesi noktalı kha ile
yazılır ve kaya anlamına gelir. Yani yazılış ve anlam itibariyle
çöl anlamına gelen sahradan farklıdır.) Söz konusu kayanın
etrafını ilk kez mescid edinen kişi Kudüs fatihi Hz. Ömer (r.a.)'dir.
Ancak bugün Kubbetu's-Sahra olarak bilinen mabed yani mevcut sekiz
köşeli ve süsleme sanatı açısından harika özelliklere sahip olan
eser Emevi halifelerinden Abdulmelik ibnu Mervan tarafından
yaptırılmıştır. Fakat bu bina daha sonra birkaç kez tamir gördü ve
çeşitli değişikliklere uğradı. Kubbetu's-Sahra da haremi şerif
olarak adlandırılan alan içinde yani Mescidi Aksa'nın yakınında
bulunmaktadır. Cuma günleri erkekler Mescidi Aksa'da, kadınlar
Kubbetu's-Sahra'da cuma namazı kılarlar. Bu eskiden beri devam
eden ve halen de sürdürülen bir adettir.
KONUNUN DEVAMI
|