|
CUMA NAMAZI
HAKKINDAKİ AYETLERİN TEFSİRİ
TEFHİMÜ-L KUR'AN'DAN
Cum’a Suresi 9. Ayet ve Tefsiri
Ey iman edenler, Cuma günü,14 namaz için çağrı
yapıldığı zaman, hemen Allah'ı zikretmeğe koşun ve
alış-verişi bırakın.15 Eğer bilirseniz, bu sizin için
daha hayırlıdır.
14. Bu cümle içinde, özellikle üç husus dikkate
değerdir. Birincisi, Namaz için çağrı yapılmaktadır.
İkincisi, Cuma gününe mahsusen bir namaz kılınmaktadır.
Üçüncüsü, Cuma günü namaz için çağrı yapılmasıyla ilgili
olarak, ilk kez emir veriliyormuş gibi bir ifade
kullanılmamıştır. Bilakis, siyak ve sibaktan anlaşılmaktadır
ki, namaza çağrı ve Cuma gününe mahsusen namaz daha önceden
ifa edile gelmektedir.
Ancak yanlış olan, Müslümanlar Cuma günü namaza
çağırıldıklarında gevşek davranmaları ve alışverişlerine
devam etmeleriydi. Dolayısıyla Allah Teâlâ bu ayeti,
Müslümanların ezan okunurken Cuma namazının önemini
kavramaları ve bunun farz olduğunu idrak ederek namaza
koşmaları için inzal etmiştir. Bu üç husus üzerinde
derinlemesine düşünüldüğünde, Hz. Peygamber'in (s.a)
emirlerinin, Kur'an'da belirtilmemiş olsa da Kur'an'da
belirtilmiş gibi itaati gerektirdiği gerçeği ortaya çıkar.
Ayette kastolunan namaza çağrı (ezan), günümüzde 5 vakit tüm
dünyada camilerden yükselen ezandır. Ancak Kur'an'ın hiçbir
yerinde, namaz için ezan okunması ya da başka türlü bir
çağrı yapılması ile ilgili olarak, herhangi bir emir yer
almamıştır. Bu Hz. Peygamber'in (s.a.) koyduğu bir kuraldır
ve bu kural Kur'an-ı Kerim'de iki yerde teyid edilmiştir.
Birincisi, söz konusu ayet, diğeri ise Maide Suresi'nin 58.
ayetidir. Ayrıca tüm Müslümanların halen kılmakta olduğu
Cuma gününe mahsusen kılınan namazın vakti ve şekli ile
ilgili de, Kur'an'da bir bilgi mevcut değildir. Bu namaz da
Hz. Peygamber'in (s.a.) bildirdiği gibi kılınmaktadır.
Kur'an'ın bu ayeti ise, sadece onun önemini vurgulamaktadır.
Bu gerçek, "Şer'î hükümler sadece Kur'an'da beyan
edilmiştir" diyen kimsenin sadece sünnet'i değil aynı
zamanda Kur'an'ı inkar etmiş olduğunun açık bir delilidir.
Daha ileri gitmeden önce, burada Cuma ile ilgili birtakım
meseleleri açıklamakta yarar var.
Cuma, aslında İslâmî bir kavramdır. Çünkü Cahiliyye
döneminde Araplar bu güne "Yevm'ul-Arube" diyorlardı.
Müslümanlar aralarında, bir toplantı günü
kararlaştırdıklarında bu günü seçmiş ve onu "Cuma günü" diye
adlandırmışlardır. Tarihçiler ise, daha önceden Ka'b bin
Luvî veya Kusay bin Kilab'ın bu güne mahsusen, "Cuma" ismini
kullandıkları görüşündedirler. Çünkü o gün Kureyşliler bir
araya geliyorlardı. (Feth'ul-Bari) Ancak buna rağmen
Araplar, bu kadim ismi değiştirmeyip ona Arube günü demekte
devam etmişlerdir. Fakat gerçek değişiklik, İslâm geldikten
sonra vuku bulmuştur.
İslâm'dan önce haftanın bir gününün ibadete ayrılması adeti
Kitap Ehli'nde vardı. Yahudiler bu günü "Sebt" (Cumartesi)
günü olarak isimlendirmişlerdir. Çünkü Allah,
İsrailoğulları'nı Firavun'a kölelikten o gün kurtarmıştır.
Hıristiyanlar ise, Yahudilerden farklı olmak için, ibadet
günü olarak kendilerine "Pazar"ı seçmişlerdir. Oysa bu günle
ilgili olarak Hz. İsa'nın bir talimatı sözkonusu olmadığı
gibi, İncil'de de bir kayıt mevcut değildir.
Ancak Hıristiyanlar, Hz. İsa'nın çarmıhta can verdikten
sonra kabirden, pazar günü göğe çıktığına inandıkları için,
kendilerine pazar gününü ibadet günü olarak seçmişlerdir.
M.S. 321'de Roma İmparatorluğu, bir yasa çıkartarak bu günü,
resmi tatil ilan etmiştir. İşte İslâm, bu iki toplumdan da
kendini ayırabilmek için Cuma gününü toplu ibadet günü
olarak seçmiştir.
İbn Abbas ve Ebu Mes'ud el-Ensari'nin rivayetlerinden
anlaşıldığına göre, Cuma'nın farz oluşu ile ilgili emir,
hicretten önce Mekke'de gelmiştir. Fakat o dönemde Mekke'de
bu emrin gereği üzerine amel etmek mümkün değildir. Çünkü
biraraya gelmek suretiyle, topluca ibadet etmek imkan
hariciydi. Fakat Hz. Peygamber (s.a) daha önceden hicret
ederek Medine'ye giden Müslümanlara Cuma'yı ikame etmeleri
için emir göndermiştir. Böylece ilk Cuma'yı Muhacirlerin
başkanı Mus'ab bin Umeyr, 12 Müslüman'a Medine'de
kıldırmıştır. (Tabaranî, Darekutnî) Ka'b bin Malik ve İbn
Sirîn'in rivayetlerine göre, Medine'de Ensardan Müslümanlar
kendi başlarına, haftada birgün topluca ibadet etmeyi
kararlaştırmışlardır. Dolayısıyla Yahudilerin Cumartesi,
Hıristiyanların Pazar günü topluca ibadet etmelerine
mukabil, onlar Cuma gününü seçmişlerdir. Ve ilk Cuma'yı Benî
Biyade'nin bölgesinde Esâd bin Zürare 40 Müslümanla birlikte
kılmıştır. (Müsned-i Ahmed, Ebu Davud, İbn Mace, İbn Hibban,
Abd bin Humeyd, Abdurrezzak, Beyhakî) Bu rivayetten
anlaşıldığına göre, Müslümanlarda, haftada bir gün topluca
ibadet etme arzusu vardır ve bu arzu, Yahudi ve
Hıristiyanlardan farklı olarak, İslâm'a mahsus bir alâmet
şeklinde iktiza etmişti. Bu konuda herhangi bir emir
olmamasına rağmen, İslâm'ın ruhuna uygun düşünüp
davranmaları, Sahabe-i Kiram'ın İslâm'ı kavrayışlarının bir
özelliğidir.
Hz. Peygamber'in (s.a) hicret ettikten sonra yaptığı ilk
işlerden biri de, Cuma'nın ikame edilmesi olmuştur. Kendisi
Mekke'den hicret etmek üzere ayrılıp, pazartesi günü Kuba
Mescidi'ne ulaşmış ve 4 gün orada kaldıktan sonra 5. gün
(Cuma günü) Medine'ye hareket etmiştir. Yolda, Beni Salim
bin Avf'ın bölgesinde Cuma vakti olmuş ve kendileri ilk
Cuma'yı orada eda etmişlerdir.
Bu namaz için, Hz. Peygamber (s.a) öğleden sonra bir vakti
(yani öğle namazının vaktini) tayin etmiştir. Hicretten önce
Musâb bin Umeyr'e gönderdiği yazılı emirde de şöyle
demiştir: "Cuma günü, öğleden hemen sonra iki rekat namaz
ile Allah'a yaklaşınız" (Darekutnî) Aynı emir, hicretten
sonra, Hz. Peygamber (s.a) hem kavlen, hem fiilen bizzat
kendisi beyan etmiştir. Hz. Enes, Hz. Seleme bin Ekva, Hz.
Cabir bin Abdullah, Hz. Zübeyr bin Avvam, Hz. Sehiyl bin Sad,
Hz. Abdullah bin Mes'ud, Hz. Ammar bin Yasir ve Hz.
Bilal'den bu konuyla ilgili nakledilen hadis şöyledir:
"Rasulullah Cuma namazını zevalden sonra kıldırırdı." (Müsned-i
Ahmed, Buharî, Müslim, Ebu Davud, Neseî, Tirmizî)
Cuma namazının, öğle namazı yerine geçtiği, bu namazın
sadece iki rekat olduğu ve namazdan önce hutbe irad edildiği
Hz. Peygamber'in (s.a.) fiiliyle sabittir. Öğle namazı ile
arasındaki fark budur. Nitekim Hz. Ömer bu konuda şöyle
demiştir: "Rasulüllah'ın mübarek ağzından çıktığına göre,
yolcu namazı iki rekattır, fecr (sabah) namazı iki rekattır
ve Cuma namazı da iki rekattır. Bu sonuncusu kasır namazı
gibi değildir, Cuma hutbesi nedeniyle kısaltılmıştır." (Ahkamu'l-Kur'an,
el-Cassas)
Ayette, bahis konusu edilen ezan ile, hutbeden önce okunan
ezan kastolunmaktadır, yoksa Cumadan çok önce halka haber
vermek için okunan ezan değil. Saib bin Yezid'in rivayet
ettiğine göre, Hz. Peygamber (s.a) döneminde sadece bir ezan
okunurdu. Müezzin bu ezanı, imam minberde oturduktan sonra
okumaya başlardı. Bu Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer'in
dönemlerinde de aynı şekilde devam etmiş ama Hz. Osman'ın
zamanında nüfus arttığından dolayı, çok önceden bir ezan
daha okutulmaya başlanmıştır. Bu ezan Medine çarşısında
bulunan bir evden okutturuluyordu. (Buharî, Ebu Davud, Neseî,
Tirmizî).
15. "Zikrullah" ile Cuma hutbesi kastedilmektedir.
Çünkü ezandan sonra Hz. Peygamber (s.a) hutbe verir ve her
zaman namazı hutbeden sonra kıldırırdı. Ebu Hüreyre'den
rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a) şöyle
buyurmuştur: "Melekler, her Cuma, namaza gelen kimselerin
isimlerini kaydederler ve imam minbere çıktığında
defterlerini kapatıp, hutbeyi dinlemeye başlarlar." (Müsned-i
Ahmed, Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesei) Bu
hadisten de anlaşıldığı gibi, "zikir" ile hutbe
kastedilmektedir. Ayrıca Kur'an'ın ifadeleri de aynı yöne
işaret etmektedir. Şöyle ki, önce "Allah'ın zikrine koşunuz"
diye buyurulurken, daha sonra "Namaz kılındıktan sonra
yeryüzüne dağılın" denilmektedir. Bu ifadelere göre Cumanın
tertibi şu şekildedir. Önce zikr (hutbe), sonra namaz.
Nitekim müfessirler "zikr"in hutbe yahut hutbe ve namaz
olduğu konusunda görüşbirliği içindedirler.
Hutbe karşılığında "Zikrullah" ifadesi kullanılmıştır; zira
hutbenin Allah'ı hatırlatan konuları kapsaması gerekir.
Örneğin, Allah'a hamdü-sena, Rasûlüne salavat, Allah'ın
emirleri, şeriatına uygun ameller, tebliğ yolunda telkinler,
muttakilerin vasıfları tarifi ve medhi vs. Bu esaslara
dayanarak Zemahşerî zalim hükümdarları övmenin, onların
isimlerini anmanın, onlara dua etmenin "Zikrullah" ile bir
ilgisi bulunmadığını, aksine bunun "Zikruşşeytan" olduğunu
söylemiştir. (Keşşaf)
"Allah'ın zikrine koşunuz" emri ile elbette koşa koşa gelmek
kastedilmiş değildir. Bu ifade "çabuk gelin, acele edin"
anlamındadır. Nitekim Arapça'da "sa'y", sadece koşmak için
değil, gayret göstermek çabalamak anlamında da kullanılır. "Sa'y"
bu anlamıyla Kur'an'da da çok kullanılmıştır. Zaten
müfessirler ayetteki kullanıma bu anlamı verme hususunda
görüş birliği içerisindedirler. Yani ezanı işiten kimse,
hemen mescide varabilmek için gayret göstermelidir. Hem
ayrıca namaz kılmak için camiye koşarak gelmekten
Müslümanlar men olunmuşlardır. Ebu Hureyre'den rivayet
olunduğuna göre Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:
"Cemaat namaza başladığında, namaza temkinli ve vakar içinde
gelin, koşmayın. Namaza yetiştiğinizde hemen cemaate katılın
ve sonra (namazı) tamamlayın"
(Kütübüs'Sitte) Ebu Katade el-Ensarî, şöyle anlatıyor: "Bir
defasında Hz. Peygamber'in (s.a.) arkasında namaz kılıyorduk
ve birden ayak sesleri duyduk. Namaz bitince Hz. Peygamber
(s.a) gürültünün nedenini sordu. Onlar namaza yetişmek için
koştuklarını söyleyince Hz. Peygamber, "Böyle yapmayın,
namaza sukûnet içinde gelin ve cemaate katılın, sonra
namazınızı tamamlayın" diye buyurdu. (Buharî, Müslim)
"Alışverişi bırakın"; bu ifade sadece alışverişi değil, tüm
meşguliyetleri bırakarak namaz için hazırlanmayı da içine
alır. Burada "el-bey'a" (alışveriş) kelimesinin zikredilme
nedeni, Cuma günü ticaretin yoğun olması dolayısıyladır.
Cuma günleri civardaki yerleşim bölgelerinden Medine'ye
gelen insanlar, yanlarında satmak için mal getirirlerdi ve o
gün herkes ihtiyaçlarını karşılayabilmek için alışveriş
yapardı. Bu nedenle ayetteki yasaklama sadece alışveriş ile
sınırlı olmayıp, tüm meşguliyetleri kapsamaktadır. Allah
Teâlâ'nın ayette sadece alışverişi zikretmiş olması
nedeniyle fakihler Cuma ezanından sonra her türlü
alışverişin haram olduğu hususunda görüşbirliğine
varmışlardır.
Bu verilen emir, Cuma namazının farz olduğuna kesin bir
delildir. Yani "Ey iman edenler! Cuma günü namaz için
çağrıldığınızda, Allah'ın zikrine koşun" ifadesi tek başına
Cuma namazının farziyetini ispatlamaya yeterlidir. Ayrıca
helâl bir şeyin (alışverişin) Cuma namazı nedeniyle haram
kılınması da Cuma namazının farziyetini ortaya koymaktadır.
Bunun yanısıra Cuma namazının kılınması nedeniyle öğle
namazı da sakıt olur. Yani Cuma namazı, öğle namazının
yerini alır. Bu da Cuma namazının farz oluşuyla ilgili başka
bir delildir. Çünkü bir farz, ancak yerine başka bir farzın
ikame edilmesiyle sakıt olur. Nitekim bu husus, birçok hadis
ile teyid edilmiştir.
Örneğin Hz. Peygamber (s.a) Cuma namazını şiddetle tavsiye
etmiş ve bunun farz olduğunu söylemiştir. İbn Mes'ud'un
rivayet ettiğine göre, Hz. Peygamber (s.a); "Gönlüm namazı
kıldırması için yerime bir başkasını tayin edip, Cuma
namazına gelmeyenlerin evlerini ateşe vermeyi arzu ediyor."
demiştir. (Müsned-i Ahmed, Buharî) Ebu Hreyre ve İbn
Abbas'tan rivayet edildiğine göre, kendileri Hz. Peygamber'i
hutbede, "İnsanlar Cuma namazını terk etme adetini
bıraksınlar. Aksi takdirde Allah onların kalplerini
mühürleyecek ve onları gafillerden kılacaktır." derken
işitmişlerdir. (Müsned-i Ahmed, Müslim, Neseî) Ebu'l-Caad
Demirî, Cabir bin Abdullah ve Abdullah bin Ebî Evfa'nın
rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:
"Şayet bir kimse gerçek ve caiz olmayan bir mazeret
nedeniyle üç Cuma namazını terk ederse, Allah o kimsenin
kalbini mühürler." Bu hadisin lafzı, bir başka rivayette
şöyledir: "Allah onların kalplerini münafıkların kalplerine
benzetir" (Müsned-i Ahmed, Ebu Davud, Neseî, Tirmizî, İbn
Mace, Darimî, Hakim, İbn Hibban, Bezzar, Taberani) Cabir bin
Abdullah, Hz. Peygamber'in (s.a) şöyle buyurduğunu rivayet
eder: "Bugünden itibaren, kıyamete değin Cuma namazı sizlere
farzdır. Cuma namazını basit bir amel sanıp ona önem
vermeyen kimsenin halini Allah Teâlâ düzeltmez. İyi
dinleyin! Tevbe edip, Allah'tan mağfiret dilemedikçe, o
kimsenin namazı namaz, zekatı zekat, haccı hac, orucu oruç,
iyiliği iyilik değildir. Allah ise affedicidir. (İbn Mace,
Bezzar) Aynı anlamda başka bir rivayeti Taberanî, İbn
Ömer'den nakletmiştir. Ayrıca Cuma namazının farz oluşu ile
ilgili birçok hadis rivayet edilmiştir. Abdullah b. Amr b.
el-As'ın rivayet ettiğine göre, Hz. Peygamber (s.a) "Cuma
ezanını duyan kimseye Cuma namazı farzdır" buyurmuştur. (Ebu
Davud, Darekutnî) Cabir bin Abdullah ile Said bin Hudrî Hz.
Peygamber'in (s.a.) hutbede şunları söylediğini rivayet
ederler: "Şunu iyi bilin ki, Allah sizin üzerinize Cuma
namazını farz kılmıştır." (Beyhakî) Ancak kadınlar,
hastalar, çocuklar, körler ve yolcular bu farziyetin
dışındadırlar. Hz. Hafsa'dan rivayet olunduğuna göre, Hz.
Peygamber "Cuma namazı her baliğ (yetişkin) üzerine
vaciptir, buyurmuştur." (Neseî) Tarık bin Sihab'ın rivayet
ettiğine göre Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir: "Cuma
namazını cemaatle kılmak, her Müslümana vaciptir. Ancak
kadınlar, köleler, çocuk ve hastalar müstesna." (Ebu Davud,
Hakim) Hz. Peygamber'in (s.a.) bu hadisinin lafızları, Cabir
bin Abdullah'ın rivayetinde şu şekildedir: "Kim Allah'a ve
Ahiret gününe iman ediyorsa Cuma namazı kendisine farzdır.
Ancak kadınlar, yolcular, köle ve hastalar müstesna." (Darekutnî,
Beyhakî) Kur'an'ın ve hadislerin bildirdikleri doğrultusunda
bütün ümmet, Cuma namazının farziyeti hususunda icma
etmiştir.
TEFHİMÜ-L KUR'AN'DAN
Cum’a Suresi 10. Ayet ve Tefsiri
Artık namazı kılınca, yeryüzünde dağılın, Allah'ın fazlını
isteyip-arayın16 ve Allah'ı çokça zikredin,17 umulur ki
felaha (kurtuluşa ve umduklarınıza) kavuşmuş olursunuz.18
16. Bu ifade, Cuma namazından sonra yayılıp, rızık aramanın
şart olduğu anlamına gelmez. Bu emir izin anlamındadır; zira
Cuma ezanının duyulmasıyla birlikte, tüm meşguliyetlerini
bırakıp, namaza gelen kimselere, namaz bittikten sonra
dağılıp tekrar işleriyle meşgul olmaları için izin
verilmektedir. Tıpkı ihramlıyken avlanmanın haram olup daha
sonra "ihramdan çıktıktan sonra avlanın" (Maide: 2) emri
mucibince avın serbest bırakılması gibi. Bu ayetteki emirde,
avlanmak şart koşulmamıştır. Sadece avlanma yasağı
kaldırılmıştır. Yani "isterseniz avlanabilirsiniz" denmek
istenmiştir. Yine Nisa Suresi'nde, birden fazla kadınla
evlenilebileceği belirtilmektedir. Bu ayette de emir kipi
kullanılmış olmasına rağmen hiçbir kimse bu ayetten, birden
fazla kadınla evlenilmesinin şart koşulduğu anlamını
çıkarmamıştır. Tüm bunlardan emir kipinin her zaman
vucubiyet ifade etmediği prensibi ortaya çıkar. Emir kipi
bazen izin ve tavsiye anlamında kullanılmıştır. Nerede emir,
nerede izin ve tavsiye anlamında kullanıldığı ise ayetin
siyak ve sibakından, ayrıca başka karinelerden anlaşılır.
Sözgelimi mezkur cümleden sonra, "Allah'ı çok anın"
denilirken emir kipi kullanılmıştır. Fakat burada Allah'ın
sevdiği bir amelin tavsiye edildiği, vucubiyetin ise
kastedilmediği anlaşılmaktadır.
Bu noktada Yahudilerin Cumartesi, Hıristiyanların Pazar
gününü tatil ilan etmelerinde olduğu gibi, Kur'an'ın
Müslümanlara Cuma gününü tatil olarak ilan etmesi dikkat
çekicidir. Fakat buna rağmen kimse, Cumartesi ve Pazar
günlerinin, Yahudi ve Hıristiyanların dini sembolleri olduğu
gibi, Cuma gününün de Müslümanların dini bir sembolü olduğu
gerçeğini reddedemez.
Haftanın bir gününün genel tatil ilan edilmesi durumunda -ki
bu, çağın getirdiği bir ihtiyaçtır- nasıl Yahudiler
Cumartesini, Hıristiyanlar pazarı seçmişlerse, Müslümanlar
da Cuma gününü seçmelidirler. Nitekim Hıristiyanlar başka
ülkelerde bile, Pazar gününün tatil olmasını sağlamışlardır.
Oysa bu ülkelerde "Hıristiyan nüfus" yok denecek kadar
azdır. Yine Yahudilerin de, İsrail devletini kurar-kurmaz
ilk olarak yaptıkları iş pazar gününü tatil olmaktan
çıkarıp, yerine Cumartesiyi tatil günü ilan etmek olmuştur.
Hindistan kıtası bölünmeden önce, İngilizler Müslümanların
yönettiği birkaç küçük devlet dışında, tüm Hindistan'da
pazar gününü tatil olarak ilan etmişlerdir. Öyleki
Müslümanların yönettiği küçük devletlerle diğer bölgeler
arasındaki fark buydu. Bu bakımdan, Müslümanlar siyasi bir
şuura sahip değilseler eğer, iktidarı ellerine geçirseler
bile, tıpkı bugün Pakistan'da olduğu gibi pazar gününü tatil
günü olmaktan çıkaramazlar. (Üstad Mevdudi'nin bu satırları
yazdığı dönemde Pakistan'da pazar günleri tatildi. Ancak
şimdi Pakistan'da sadece Cuma günleri tatildir. -çev-) Bunun
daha ötesinde bazı Müslüman ülkelerde Cuma günü tatil
olmaktan çıkarılıp yerine pazar günü ikame edilmiştir.
17. Yani "Dünya meşguliyetleri içinde bile, Allah'ı
unutmayın, herhalükârda O'nu anın" (İzah için bkz. Ahzab an:
63)
18. Kur'an'ın birçok yerinde, bir konuda emir ya da tavsiye
verilmiş ise, hemen ardından "Felah bulasınız diye", "Rahmet
bulasınız diye" şeklinde ifadeler kullanılmıştır. Bu tür
ifadeler -hâşâ- Allah'ın şüphesi bulunduğu anlamına gelmez.
Çünkü bu emir, tıpkı bir sultanın, emri altındaki birine "Bu
işi yaptığın takdirde terfi edebilirsin" demesi gibi yüksek
bir yerden gelmiştir. Bir amirin, küçük bir memura böyle
dediğinde, o memurun ne derece mutlu olacağını bir
düşünün!...
Kur'an'ın Cuma Namazı ile ilgili açıklamaları burada son
bulmuştur. Biz bu noktada, Kur'an, hadis, sahabe kavilleri
ve İslâm kaynaklarına dayanılarak Cuma hakkında dört mezhep
tarafından ortaya konmuş kuralları özetlemeyi uygun bulduk.
Hanefilere göre, Cuma ve Öğle Namazlarının vakti aynıdır.
Öğle namazının vaktinden önce ya da sonra Cuma namazı
kılınmaz. Alışveriş yasağı imamın minbere çıktığı ikinci
ezandan değil, birinci ezandan başlar. Çünkü Kur'an'ın
ilgili ayetinin lafızları bu konuda sarihtir. Dolayısıyla
zevalden sonra Cumanın vakti girer, ezan okunur ve alışveriş
yasağı başlar. Bu zaman diliminde bir kimse, alışveriş
yapmış olursa şayet, yapmış olduğu alışveriş geçersiz
sayılmaz ama günah kabul edilir.
Cuma namazı her yerleşim bölgesinde değil, sadece merkez
olan yerleşim bölgesinde kılınır. Bu bölgede idare merkezi
bulunması gerektiği gibi, çarşı da olmalıdır. Yerleşim
bölgesinin nüfusu şehrin en büyük camisinin kapasitesini
aşmalıdır. Yerleşim bölgesinin dışında ikamet edenler,
ezanın duyulabileceği bir uzaklıkta yahut merkeze azamî 6
mil mesafede bulunuyorlarsa Cumaya katılmak zorundadırlar.
Namazın camide kılınması şart değildir, merkezin dışında
açık bir alanda da kılınabilir.
Ancak burası şehrin sınırları dahilinde olmalıdır. Ayrıca
Cuma namazı, herkesin serbestçe girip çıkabileceği bir
mekanda kılınmalıdır. Kapalı bir yerde kılınıyor ve -cemaat
ne kadar fazla olursa olsun-herkes buraya giremiyorsa
(yasaksa) eğer, orada Cuma namazı kılınamaz. Cuma namazının
kılınabilmesi için, Ebu Hanife'ye göre imamın dışında 2 kişi
daha olmalıdır. İmam Muhammed ve Ebu Yusuf'a göreyse, imam
dahil 2 kişi yeterlidir. Bu imamlara göre Cuma namazı
farzdır. Ancak bazı özel nedenlerle Cuma farziyetinin sakıt
olabilmesi için, şu şartlar gereklidir: Seferi olmak,
yürüyemiyecek durumda hasta olmak, iki bacağın olmaması, âmâ
olmak (Ebu Yusuf ve İmam Muhammed'e göre âmâ'nın yardımcısı
olmaması gerekir), can, mal ve şerefin kaybedilmesi
tehlikesi (kaybedilme tehlikesi olan mal miktarı çok
olmalıdır), yağmur ve çamurun fazlalığı, esir olmak. Esir ve
mağdurlar için Cuma günü öğle namazını cemaat ile kılmak
mekruhtur. Yine Cumayı kaçıran bir kimsenin de, öğle
namazını cemaatle kılması mekruhtur. Cuma'nın sıhhati için,
hutbenin verilmesi gerekir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a) hutbe
vermeksizin hiçbir zaman Cuma namazı kıldırmamıştır. Hutbe
namazdan önce verilmelidir. Hutbe iki kezdir. İmamın minbere
çıkmasıyla birlikte cemaatin imam inene kadar konuşması
yasaktır. Namaz kılınan yere imamın sesi ulaşsa da ulaşmasa
da bu müddet zarfında namaz kılınmamalıdır. Ayrıca imamın
sesinin ulaştığı yerde konuşulmaz. (Hidaye, Fethul-Kadir,
Ahkamu'l-Kur'an, el-Cassas, Dört Mezhebin Fıkıh Kitabı,
Umdetu'l-Karî)
Şafiîlere göre, Cuma ve öğle namazlarının vakti aynıdır.
Alışveriş yasağı ve namaza gelmenin vucubiyeti ikinci
ezandan sonra, yani imam minbere çıktıktan sonra başlar.
Ancak bu müddet içerisinde alışveriş yapılmışsa geçerlidir.
40 kişinin Cuma namazı ile mükellef bulunduğu her yerleşim
bölgesinde Cuma namazı kılınabilir. Bu yerleşim bölgesinin
dışında bulunan kimseler, ezanı duyabiliyorlarsa eğer,
cemaate katılmalıdırlar. Cuma namazı yerleşim bölgesinin
sınırları dahilinde kılınmalıdır, fakat camiinin içinde
kılınması gerekli değildir. Çadırlar içinde yaşayan bir
topluluğa Cuma namazı vacip değildir.
Cuma namazının sıhhati için, imamla birlikte Cuma namazı ile
mükellef en az 40 kişi bulunmalıdır. Şu mazeretler Cuma
namazının farziyetini sakıt kılar: Seferi olmak, (bir kimse
bir yerde 4 günden az kalacaksa eğer seferi kabul edilir.
Ancak sefer caiz bir iş nedeniyle olmalıdır), bineğe binip
Cumaya gelemeyecek derecede hasta ve yaşlı olmak, yardımcısı
bulunmayan âmâ, can, mal ve şerefin kaybedilme tehlikesi,
arandığı hususta suçlu olmamak kaydıyla hapis edilme
korkusu. Namazdan önce iki hutbe verilmelidir. Hutbe
esnasında sessizce oturmak sünnettir. Birşey konuşmak ise
haram değildir. Hutbeyi işitebilecek derecede imama yakın
oturan bir kimsenin konuşması mekruhtur. Fakat selam
alabilir. Hz. Peygamber'in (s.a) adı işitildiğinde yüksek
sesle salavat getirmelidir. (Muğniu'l-Muhtac, Dört Mezhebin
Fıkıh Kitabı)
Malikîlere göre, Cuma namazı zevalden başlar, gruptan önceye
kadar kılınabilir. Ancak hutbe ve namazın gruptan önce
bitirilmesi şartıyla. Alış-veriş yasağı ve namaza gelmenin
vucubiyeti, ikinci ezandan sonra başlar. Bu ezandan sonra
alışveriş yapılmışsa eğer, bu alışveriş geçersizdir. Cuma
namazı, ancak halkın müstakil evlerde oturduğu ve yaz-kış
bir yere gitmediği (yani göçebe olmadığı) bir yerleşim
bölgesinde kılınabilir. Halk ihtiyaçlarını bu yerleşim
bölgesi içinde karşılamalı ve kendilerini savunabilecek bir
nüfusa sahip olmalıdır. Nüfus ne kadar fazla olursa olsun ve
bölge de ne kadar uzun bir süre kalınırsa kalınsın, geçici
bir karargâhta Cuma namazı kılınamaz. Cuma namazı kılınan
yere 3 mil mesafede olan herkes, Cumaya gelmelidir. Namaz
yerleşim bölgesine yakın bir camide kılınmalı ve bu cami o
merkezde yaşayan insanların oturdukları evlerden daha kötü
olmamalıdır. Bazı Malikî fakihleri, caminin çatısının
olmasını ve orada muntazaman 5 vakit namazın kılınmasını
şart koşmuşlardır. Ancak tercih edilen görüşe göre, caminin
çatısı olması şart değildir. Ayrıca sadece Cuma namazının
kılınması için yapılmış bir bina da yeterlidir. Muntazam 5
vakit namazın kılınması gerekmez. Cuma namazının sıhhati
için, imamın dışında Cuma namazı ile mükellef 12 kişinin
olması gerekir. Şu mazeretler Cuma namazının farziyetini
sakıt kılar: Seferi olmak (4 günden az kalmaya niyetli olmak
şartıyla), camiye gelemeyecek derecede hasta olmak, anne,
baba, hanım çocuk vs.'nin hasta olması halinde, onlara
bakması için birinin bulunmayıp, bizzat onların bakımıyla
mükellef olmak, yakın akrabalarından birinin ölecek derecede
hasta olması, büyük bir mali zarar tehlikesi içinde olmak,
can ve şerefi kaybetme korkusu taşımak, hapse girme
korkusuyla saklanma durumunda olmak (aranan kişinin suçsuz
olması kaydıyla), yağmurun, çamurun, sıcak ve soğuğun çok
olması.
Namazdan önce iki hutbe verilmelidir. Şayet hutbe namaz
kılındıktan sonra verilmiş ise, namazın iadesi gerekir.
Hutbeler caminin içinde verilmelidir. Hutbe vermek için imam
minbere çıktıktan sonra nafile namaz kılmak, hutbe
başladıktan sonra da -imamın sesi duyulsa da duyulmasa da-
konuşmak haramdır. Ancak imam hutbe verirken boş şeyler
konuşur, sövülmeyi haketmemiş birine sövmeye, övülmeyi
haketmemiş birini de övmeye başlar ve yahut hutbenin konusu
olmayan şeyler söylerse, cemaatin imamı protesto etme hakkı
vardır. Ayrıca -can korkusu müstesna- imamın, zamanın
hükümdarına dua etmesi mekruhtur. Hutbeyi veren (hatip) aynı
zamanda namazı da kıldırmalıdır. Hatibin dışında bir başkası
namazı kıldırırsa (imam olursa), namaz bozulur. (Haşiyetu'd-Dusûki
ala Şerhi'l-Kebir, Ahkamu'l-Kur'an, İbnu'l-Arabi, Dört
Mezhebin Fıkıh Kitabı).
Hanbelilere göre, Cuma namazının vakti, sabah güneş bir
mızrak yükseldikten sonra başlar, ikindi vakti girmeden
önceye kadar sürer. Cuma namazı zevalden önce caiz, zevalden
sonra efdaldir. Alışveriş yasağı ve namaza gelmenin
vucubiyeti, ikinci ezandan sonra başlar. Bundan sonra
alışveriş yapılamaz. Cuma namazı, Cuma ile mükellef 40
kişinin bulunduğu ve bu kimselerin çadırlarda değil, yaz-kış
sürekli ikamet ettikleri evlerinin olduğu bir yerde
kılınmalıdır. Şayet bölgede merkezi bir yer varsa, evlerin,
mahallelerin birbirlerine uzak veya yakın olması önemli
değildir. Böyle bir yerleşim bölgesine 3 mil mesafede
bulunanlara, Cuma namazına gelmek farzdır. Cemaat imam dahil
en az 40 kişi olmalıdır. Namazın bir camide kılınması şart
değildir. Namaz açık bir alanda da kılınabilir. Cuma
namazının farziyetini şu mazeretler sakıt kılar: Seferi
olmak, Cuma namazının kılındığı yerde 4 gün veya daha az
kalmaya niyetli olmak, bineğe binemeyecek derecede hasta
olmak, kendi başına camiye gelebilme gücünde olmayan âmâ.
(Başkasının yardımı ile gelebilen kimseye vacip değildir.)
Şiddetli soğuk ve sıcak, namazın kılındığı camiye ulaşmaya
mani olacak derecede yağmurun ve çamurun olması, zalimin
zulmünden kaçan kimse, can, mal ve şerefi kaybetmek
tehlikesi (mal, yüksek değerde olmalıdır). Namazdan önce iki
hutbe verilmelidir. Hutbe esnasında, hatibin sesini duyacak
kadar minbere yakın kimsenin konuşması haramdır. Ancak
hatibin sesini duyamayacak kadar uzakta oturan kimse
konuşabilir. Hutbeyi veren imam, adil olsa da, olmasa da,
hutbe sessizlikle dinlenmelidir. Cuma günü ile bayram aynı
güne rastgeliyorsa, bayram namazı kılındıktan sonra Cuma
namazı sakıt olur. Bu mesele hakkında Hanbeliler'in görüşü,
diğer üç mezhepten farklıdır. (Gayetu'l-Münteha, Dört
Mezhebin Fıkıh Kitabı)
Cuma namazı, üzerine farz olmayan bir kimsenin, Cuma
namazına iştiraki halinde namazının sahih olduğu ve öğle
namazını kılmasına gerek kalmadığı hususunda tüm fakihler
görüş birliği içindedir.
KONU İLE İLGİLİ YAZILAR:
CUMA NAMAZI HAKKINDAKİ
AYETLERİN TEFSİRİ
TÜRKİYE'DE "CUMA"
NAMAZI, TOPLANTISI
CUMA NAMAZI
(ARAŞTIRMALI)
CUMA NAMAZI, TOPLANTISI
HAKKINDA NETİCE
LİNKLER:
Veda Hutbesi
Konu ile ilgili Kuran-ı
Kerim Tefsir ve meali
Yukarıdaki Yazının
alıntı yapıldığı sayfa
|