Silivirkapı
hipojesinde Sahte lahit
kabartmaları

bir haftalık yakın takip sonucu
tarihimizin ne kadar sahipsiz
kalmış olduğuna şahit olduk.
1600 yıllık Bizans hipojesi 1988
yılından sonra yağmalanmış
1988 yılında sur bakımlarında
meydana çıkan Silivrikapı
hipojesi (Antik Mezar) içi
boşaltılmış halde çevre
düzenlemesi yapılarak kaderine
terk edilmiş.
İstanbul'da yerinde bulunan tek
antik mezar olmasına rağmen bu
nadide tarih hazinesi hiçbir
denetim ve koruma önlemi
alınmadığından dolayı 1993
yılında semtin gençleri
tarafından lahit kabartmaları
kırılarak çalındı. Daha sonra
yakalanan hırsızlardan alınan
kırık lahit kabartmaları
İstanbul Arkeoloji müdürlüğüne
teslim edildi.
İstanbul için tarih ve turistik
önemi olmasından dolayı İstanbul
Arkeoloji müdürlüğü lahit
kabartmalarının sahtelerini
yaparak hipoje içine monte
ederek hipojenin olumsuz
görüntüsünü perdelemiş oldu.
Surlardan sorumlu İBB Başkanlığı
hiçbir önlem ve koruma
almadığından dolayı Antik hipoje
uyuşturucu ve alkol bağımlısı
kişilerin istilasına uğradı.
tekrar tahrip edilen, acemi
hazine avcılarının taklit
lahitlerin kırılması ve
kabartmaları sökerek çalma
girişimleri devam ediyor.
hipoje içini çöplük ve tuvalet
olarak bu kişilerinsebep olduğu
tahribat milletimizi derinden
utandıracak nitelkte.
İstanbul Arkeoloji müdürlüğü,
Patrikhane, Fatih belediyesi
doğrudan yetkili olmadığı bu
eserin korunmasının İBB
Başkanlığı tarafından
sağlanması, alanın turistik
düzenlemesinin yapılarak hirmete
sunulmasını istiyoruz.
Lütfen iBB yetkilileri Bizleri
utandırmaktan kurtaracak
girişimlerinizi bekliyor ve
takipçiliğini yapıyoruz.
SİLİVİRKAPI HİPOJESİ MACERAMDA
SON DURAK!
Silivrikapı hipojesi (Mezarlığı)nı
öğrendiğimden beri yoğun
temaslar yapmaya başladım.
Pazartesi günü bir açılış
töreninde, fatih belediye başkan
yardımcılarından Hasan Süer ile
görüştüm, Mezarlığın resimlerini
gösterdim,
Salı sabahı silivrikapı'da
kendisi ile buluşarak mezarlığı
birlikte inceledik. Sayın Hasan
Süer Kendisinin, burası hakkında
birşey bilmediğini,
buranın kurtarılması konusunda
çalışma yapabileceklerini
söyledi.
Bu mezarlık hakkında bizimde
çalışma yapmamızı istedi.
Çarşamba günü Fener
Patrikhanesine müracaat ederek
burası hakkında bilgi istedim.
Patrikhanede birçok yetkili ile
görüşmeme rağmen konu hakkında
kimsenin bilgisinin olmadığını
hayretle gördüm.
Son olarak Patrikhane araştırma
ve kütüphane yetkilisi Yorgo
Benli bey bu konuyu araştırıp
bilgi vereceğini beyan etti.
henüz Yorgo beyden de netice
alamadım.
Perşembe günü İstanbul Arkeoloji
müdürlüğüne müracaatım oldu.
Müdürlükte görüştüğüm yetkili
kişiler bu konu hakkında
konuşamayacaklarını,
Mekanın İBB Başkanlığı ilgi
alanında olması nedeniyle
kendilerinde yetki olmadığını
söylediler.
Buradaki görevli Internet'te
konu hakkında çok bilgi
olduğunu, devlet memuru olması
nedeniyle izinsiz bilgi
veremeyeceğini, konu hakkında
kendisinin de çok kaygıları
olduğunu söyledi.
Olay yeri itibarı ile İBB
başkanlığı sorumluluğunda olması
nedeniyle müdahale edemiyorlar.
Internet'te yaptığım araştırmada
tatmin edici fazla bir bilgiye
ulaşamadım, semt eskilerinin
anlattıkları aşağıdaki
yazılardan çok farklı.
Kazılar esnasında ortaya çıkan
Silivrikapı hipojesindeki
lahitlerin içi ve lahit altı
odaları 1988 yılındaki onarım
sırasında boşaltılmıştı.1993
yılında mezarlık lahitlerindeki
kabartma figürler yerlerinden
sökülerek çalınmış, bilahare
yakalanan hırsızlardan geri
alınan kabarma lahit parçaları
İstanbul Arkeoloji müzesine
teslim edilmiş.
Arkeoloji müzesi ise mevcut
lahit kabartmalarının kalıbını
çıkarıp kopyasını yaparak
mezarlığa monte etmiş. yani
bizim görüpte heyecanlandığımız
mezarların kabartma yüzeylerinin
sahte olduğunu öğrendik. fakat
Arkeoloji müzesi görevlileri
bize böyle bir bilgi vermedi.
Aksine yazılmamak kaydı ile
mezarlığın talan edildiğini
bildiklerini söylediler.
Arkeoloji müzesinde sergilenen
bütün lahit ve kabartma eserleri
inceledim. Buradaki eserlerin
benzerini maalesef göremedim.
iki adet Internet ten orijinal
kabartma resmi aşağıdakiler ini
buldum.

BU GERÇEK LAHİT KABARTMASI

BU İSE SAHTE LAHİT KABARTMASI
Bu konuyu burada kesmek
mecburiyetinde kalıyorum.
Birincisi hiçbir resmi kurum
yeterli bilgi vermek istemiyor.
kişisel gayretlerim ile neticeye
gitmem mümkün değil, siz
okuyucuların bu konularda
yönlendirmesine açık olacağız,
yazılarınızı bekliyoruz.
Konunun takipçisi olmaya devam
edeceğiz.
İstanbul'un en eski yapılarından
olan bu Bizans hipojesi lahit
kabartmaları sahte olsa da
neticede bir bizans
mezarlığıdır. kendi
araştırmaları neticesinde
Silivrikapı hipojesine her gün
pekçok turist gelmektedir.

YERİNDEN SÖKÜLEN BU KABARTMA
UZUN ZAMAN BURAYA TERK EDİLMİŞ
OLARAK DURMUŞ

YUKARIDAKİ İSE ÇALINAN
KABARTMANIN YERİNE KONAN SAHTESİ
Milletimizin şanlı tarihine
yakışmayan bu görünüm acilen
düzeltilmeli, hipoje
korunamıyorsa bari sağlam bir
kapı ile içerideki rezilliğin
görülmesi engellenmelidir.
doğru olan hipoje iç ve dış
onarımı yapılarak turizme
kazandırılmalıdır. Yetkililerin
dikkatine.
Hipoje içindeki ana lahit üst
kapağı içki sofralarının yanında
sıradan bir mermer gibi duruyor.
Çok yakında bununda buradan
kaybolacağını düşünmek yanlışmı?

İŞTE GÜNÜMÜZDEKİ REZİLLİKTEN ACI
MANZARALAR HİPOJENİN İÇİNDEKİ
LAHİTLERİN HEPSİNDE BU REZİLLİK
VAR

SİLİVRİ KAPIDAKİ ANTİK KRAL
MEZARLIĞINDAN RESİMLER

Silivrikapı Hipojesi hakkında
Internetten temin ettiğimiz bazı
yazıları sizlere aşağıda
sunuyoruz:
Tarihe saygısızlık derken illa
Osmanlı eserlerine olunca tepki
vermiyoruz. Roma dönemi, Bizans
dönemi de İstanbul’un tarihidir
ve sahip çıkmak zorundayız;
bizim tarihimizdir ve bu eserler
bizim değerlerimizdir.
Hipojeler kelime anlamı olarak
yeraltı mezarları olarak
bilinirler.
Sadece Ortodoksların değil de
bütün eski medeniyetlerde
bilhassa krallar ve saray
ahalisi öldüklerinde bu
mezarlara gömülürler.
Silivrikapı hipojesi ile ilgili
geniş bir araştırmayı Prof.
Dr.Ümit Serdaroğlu yapmıştı...O
konuda kazı raporlarını
bulamadık...
Çünkü bir yeri yüzey araştırması
ve kazısını araştıranlarından,
uzmanlarından öğrenmek gerek..
Arkeolog Sayın Nezih BAŞGELEN'in
Silivirikapı Hipojesi ile ilgili
yazdıkları ise şöyle;
1988 yılındaki onarıım
çalışmaları sırasında kapıdan
girerken sol tarafta bir
buluntuyla karşılaşıldı..
.Bizans dönemine ait ilginç bir
"Aile mezarı"(Hipoje) idi bu..Theodosios
dönemine tarihlenen Hipoje
İstanbul'da geç Antikçağın hem
plastik hem resim örneği olarak
insitu (Yerinde) bulunmuş ender
eserlerden birisidir.. İç
odasındaki lahitlerin yan
yüzlerinde Tevrat ve İncil'den
alınma önemli konulara ait
kabartmalar yer almaktadır.
Bugün tamir edilmiş içlerindeki
kabartmaların mulajları
konulmuştur.İki sur bedeni
arasındaki alanda bu hipoje gibi
pek çok mezar anıtı gün ışığına
çıkartılmıştır. Bunların
Theodosius 2 öncesi nekropolünün
parçaları olduğu sanılmakta.
--------------------------------------------------
Silivrikapı Hipojesi, 1988
yılında surların restorasyonu
sırasında Silivrikapı’nın az
gerisinde 37. Kule’nin güneyinde
Prof. Dr. Ümit Serdaroğlu
tarafından bulunmuş ve MS 4.
yüzyıla tarihlendirilmiş. 1989
yılında büyükşehir belediyesi
tarafından restore edilmiş. 1993
yılında iç mekanı kaplayan
mermer kabartmalar çalınmış ama
daha sonra bunlar mali polis
tarafından bulunup İstanbul
Arkeoloji Müzeleri’ne teslim
edilmiş.
Hipoje 2 bölümden oluşmakta:
4,20×3,90 m boyutlarında bir
gömü odası ve buna bir kapı ile
bağlı 4,50×1,25 m boyutlarında
enlemesine bir antredir.
Günümüzde kaderine terkedilmiş
durumda. İçinde birileri
barınıyor, içki içiyor, ateş
yakılıyor. Bir tarihe
saygısızlık örneğimizdir. İçine
girmek cesaret ister, ancak
kapısından görebildiğimiz
kadarıyla flaş patlattık.
-------------------------------------------
İstanbul Silivrikapı'da, sur
bedenleri arasında bulunan
Bizans hipojesi (mezar odası)
yıkılma tehlikesi yaşıyor.
Hipoje 1988 yılında, surların
restorasyonu sırasında, 37.
Kule'nin güneyinde Prof. Dr.
Ümit Serdaroğlu tarafından
bulunmuş ve İS 4. yüzyıla
tarihlenmişti.
1989 yılında büyükşehir
belediyesi tarafından restone
edildi. Ancak zaman içinde büyük
bir tahribata sahne oldu.
Hırsızlar, 1993 yılında duvarı
üç kez delerek iç mekânı
kaplayan mermer kabartmaları
dışarı çıkardılar. Sökülme
sırasında kırılan kabartmalar
daha sonra mali polis tarafından
Gaziosmanpaşa'da ele geçirildi
ve İstanbul Arkeoloji
Müzeleri'ne teslim edildi.
Kabartmalar birleştirildi,
kalıpları çıkarılarak kopyaları
mezardaki yerlerine
yerleştirildi. Yine mezardaki
freskolar (duvar resimleri)
restore edilerek koruma altına
alındı.
Ama alınan önlemler tahribata
engel olamadı. günümüzde
freskolardan hiçbir eser
kalmamıştır.
-----------------------------
Yetkililerin Silivrikapı
Hipojesi'ne ilgisizliği 1999
yılında haber konusu oldu.
Bugün hayatta olmayan Prof. Dr.
Ümit Serdaroğlu o dönemde
yaptığı açıklamada 'Bu mezar 4.
yüzyıldan günümüze kalabilmiş,
yapı tipi itibarıyla ender
eserlerden bir yapı.
Biz kapısını açtığımızda
yüzyıllardır içeriye kimse
girmemişti. İskeletler,
lahitler, kabartmalar, her şey
yerli yerindeydi' diyor ve
mezarın korunmasının
sorumluluğunun büyükşehir
belediyesine ait olduğunu
söylüyor (Hürriyet, 15 Nisan
1999).
---------------------------------
Yapının orijinal kabartmaları
İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde
sergileniyor.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri
Müdür Yardımcısı Zeynep
Kızıltan, Silivkapı Hipojesi'ni
koruma sorumluluğunun kanun
gereği büyükşehir belediyesinde
olduğunu ancak kendilerine
başvurulduğu takdirde uzman
desteği verebileceklerini
söylüyor. İÜ Öğretim Üyesi ve
Bizans sanatı uzmanı Doç. Dr.
Engin Akyürek, korumanın eseri
günyüzüne çıkarmaktan bile
önemli olduğunu söylüyor: 'Çünkü
gelecek kuşaklar onu anlayıp,
sizden daha iyi koruyabilir'
diyor.
Silivrikapı Hipojesi yıkılıyor.
Çatısı çöküyor, dış duvar
kaplamaları dökülüyor. Kapısı
yok, içerisinde ateş yakılıyor.
İs ve tahribat nedeniyle iç
duvardaki freskolar, belki de
restore edilemeyecek derecede
zarar görmüş durumda. 1600
seneye direnen tarihi yapı,
İstanbul'un göbeğinde,
vandalizme yenik düşüyor.
İstanbul, bir dünya mirasını
daha yitiriyor
----------------------------------------
Yaklaşık 1600 sene aralıksız
olarak Roma, Bizans ve Osmanlı
İmparatorluklarına başkentlik
yapmış olan İstanbul, 2010
yılında geçici bir süreliğine
yeniden eski sıfatına kavuşacak.
Son iki senedir gerek Büyükşehir
Belediyesi gerekse Kültür
Bakanlığı tarafından muhtelif
hazırlıklar yapılmakla birlikte,
kente ismini veren Roma ve
devamı niteliğindeki Bizans
medeniyetlerine ait birçok
yapının günümüzdeki durumu hâlâ
yürek burkan bir durumda.
Yaklaşık 1100 yıllık
hükümranlığı süresinde Doğu ile
Batı medeniyetleri arasında bir
nevi ortak etkileşim alanı
olarak kalan Bizans
İmparatorluğu’nun günümüzdeki en
büyük mirasçısı Türkiye
Cumhuriyeti’dir.
İlk etapta birçok kişi
tarafından yadırganabilecek bu
yargı Trakya ve Anadolu’daki
istisnasız tüm kentlerin
tarihleri incelendiğinde açık
bir şekilde ortaya çıkıyor.
Böylesine etkin bir medeniyete
bir milenyumdan fazla başkentlik
yapmış olan İstanbul’da
günümüzde birçok Bizans dönemi
yapısı acil olarak restore
edilmeyi bekliyor.
Saray yapıları, su sarnıçları ve
muhtelif askeri yapı kalıntıları
hesaba katıldığında günümüzde
İstanbul’daki Bizans dönemi yapı
envanteri yüzlerle ifade
edilebilir. Tarihi yarımadayı
oluşturan Fatih ve Eminönü
ilçelerinde, günümüzde yaklaşık
40 tane Bizans dönemi kilise
yapısı bulunuyor. Fetih sonrası
Osmanlı İmparatorluğu’nun
uyguladığı ‘şenlendirme’
politikası sonucunda (ki bu
politika kilise yapılarının
günümüze ulaşmasındaki en büyük
etkendir) birçok Bizans dönemi
kilise yapısı İslami
ibadethanelere dönüştürüldü.
Günümüze ulaşabilen bu yapıların
21 tanesi halen cami, mescid,
müze veya kilise olarak
kullanılmakla birlikte, geri
kalan yapılar harap bir halde.
Sadece geçtiğimiz yüzyıl
içerisinde 10 farklı Bizans
dönemi kilise yapısı İstanbul’un
tarihi topoğrafyasından, geride
hiçbir iz bırakmamacasına
silindi. 1980’de konut inşaatı
sırasında son duvar kalıntıları
da ortadan kaldırılan
Ayvansaray’daki Toklu
DedeMescidi, 1943’te Atatürk
Bulvarı genişletme çalışmaları
sırasında yol güzergahı üzerinde
bulunduğu düşünüldüğü için
yıktırılan (ki yapı esasen
yoldan yaklaşık 30 metre
mesafedeydi)
Zeyrek’teki Sekbanbaşı İbrahim
Ağa Mescidi ve 1930’da yeni
gridal yol planın tam ortasında
kaldığı için yıktırılan Geç Roma
dönemi Balaban Ağa Mescidi akla
ilk gelen örnekler.
2010 Avrupa Kültür Başkenti
seçilen İstanbul’un önümüzdeki
sene birçok konuda gözönünde
bulunacağı aşikâr. 2009
İstanbul’unda ne yazık ki
herkesin gözü önünde kent
belleğinden silinmek üzere olan,
kendi kaderlerine terk edilmiş
birçok Bizans dönemi yapı
bulunuyor.
Bu yapılar içinde fiziksel
durumu en kritik olanların
başında Aya Kapı Mescidi
geliyor. Yaklaşık 900 yaşındaki
yapı, tarihin ona verdiği yükü
taşımakla kalmayıp aynı zamanda
üzerine inşa edilmiş üç katlı
betonarme binayı da sırtlamış
durumda. Dışarıdan bakılığında
niteliksiz bir konut yapısı
olarak görünen apartmanın bodrum
katına inen kapı açıldığında Aya
Kapı Kilisesi’nin giriş kemeri
ortaya çıkıyor. Pencere
boşlukları, üzerinde bulunan
yapı sebebi ile tamamen örtülü
olduğundan şapelin içi günümüzde
hiçbir yerden ışık almıyor.
Hemen yanıbaşında, metruk halde
bulunan Mimar Sinan’a ait Aya
Kapı Hamamı ile aynı kaderi
paylaşan yapı, 2010 Avrupa
Kültür Başkenti İstanbul’unda
turistleri gezdirmememiz gereken
mekânlar listesinde ilk
sıralarda yer alıyor.
Aya Kapı Kilisesi’nin yaklaşık
200 metre güneyinde bulunan
Sinan Paşa Mescidi, Bizans
dönemine ait bir başka şapel
kalıntısı. Yapının günümüzde
bitkilerle örtülü apsis
duvarının dışında, bir zamanlar
yakınında bulunan manastırla
ilişkilendirilebilecek içi
toprak ve çöple dolu küçük bir
tonozlu oda da bulunuyor. 13. yy
ile 14. yy arasına
tarihlendirilen yapının naos
mekânında, günümüzde iki katlı
bir depo yapısı dikili duruyor.
Liste uzun
Aya Kapı’dan Fatih yönüne doğru
çıkıldığında Draman yakınlarında
bulunan Odalar Camii, ‘can
çekişen’ bir başka metruk yapı.
İsmini bodrum katında bulunan
odacıklardan alan yapının apsis
ve narteks bölümlerinde
günümüzde tek katlı birer
gecekondu bulunuyor. Bu iki
gecekondunun ortasında yer alan
üst örtüsü yıkılmış durumdaki
naos mekânında halen yabani
incir ağaçları yetişiyor. Bu
durum yapının bitkiler yoluyla
organik bozulma sürecini
hızlandırıyor. 13. yy’a
tarihlendirilen yapının beden
duvarlarındaki damgalı Bizans
tuğlaları yakın çevresine
saçılmış halde. Draman ile Fatih
arasında kalan, Odalar Camii’nin
yaklaşık 250 m. doğusunda
bulunan Boğdan Sarayı
İbadethanesi
de koruma sorunları bağlamında
son derece kritik noktada olan
yapılardan birisi. 19. yy’a ait
gravürlerde fiziki durumu
oldukça sağlam görülen şapelin,
günümüze sadece apsisi ve naos
duvarlarının bir bölümü
erişebildi. Yapı halen
bitişiğindeki otomobil
tamirhanesinin lastik deposu
olarak hizmet veriyor.
Orta ve geç Bizans dönemine ait
bu yapılardan çok daha eski
kiliseler de ne yazık ki
günümüzde büyük risk altında.
Kentin turistik açıdan en
‘popüler’ yapısı olan
Ayasofya’dan yaklaşık 70-80 sene
evvel inşa edilmiş olan ve vakti
zamanında Hz. Meryem’in
kuşağının saklandığı ve bizzat
imparatorların iştirak ettiği
yortuların kutlandığı
Khalkoprateion Bazilikası’nın
(Acem Ağa Mescidi) ayakta kalan
apsis bölümü, günümüzde ancak
bitişiğindeki turistik otelin
ikinci katından algılanabiliyor.
Khalkoprateion Bazilikası’na ait
olan, duvarları fresklerle
süslü, merkezi planlı yapının
kalıntıları ise günümüzde
tamamen konut ve işyeri
fonksiyonlu betonarme yapıların
altında kaldı. Samatya’da
bulunan ve 5. yy’a
tarihlendirilen Karpos ve
Papylos Martiriyonu altyapısı
ise, yıllardır çelik kapı
imalathanesi olarak işlev
görüyor. Oldukça geniş bir
kubbeye sahip yapının yan dehliz
pencereleri, bitişiğindeki
otopark sebebi ile sonradan
kapatıldı.
2010’da İstanbul’da turistleri
gezdirmememiz gereken mekânlar
listesine, kalorifer dairesi
olarak kullanılan Peribleptos
Manastırı Altyapısı’nı,
betonarme yapılarla dolu yapı
adası içerisine sıkışmış
Arcadius Sütunu Kaidesi’ni,
tamamen yıkılmak üzere olan
Esekapı Mescidi gibi onlara
yapıyı eklemek mümkün.
Tarihi çevre ve tarihi yapı
koruma, temelde çağdaş bir
kültürel istek ve toplum
kültürünün çağdaşlaşmasına
paralel olarak gelişen bir
olgudur.
Günümüzde, sürekli göç alan ve
nüfus yapısı değişen İstanbul’da
şehrin kültür tarihine ilişkin
bilinçli kamuoyu oluşturmak,
gerçekleştirilebilmesi son
derece güç ve uzun vadeli bir
etkinliktir. Genel kapsamda
toplumsal ve ekonomik
zorunluluklar, insanların
fiziksel ortamın güzelliğine
duyarlı olmalarını, ilgi
duymalarını zorlaştırıyor.
2010’a 1 kala İstanbul’da,
yukarıda aktarmaya çalıştığım
gibi onlarca metruk Bizans
dönemi yapısı bulunuyor.
Günümüzde kendi hallerine terk
edilmiş gibi görünen bu yapılar,
tarihin dayattığı tüm politik
düşüncelerden ‘arındırılmış’
olarak ele alınmalı ve sonraki
nesillere aktarılması
sağlanmalıdır.
2010 yılı, değerlendirilmesi
gereken önemli bir fırsat olarak
algılanmalı; gerek tek yapı
ölçeğinde gerekse kentsel
ölçekte kısa ve uzun vadeli
restorasyon/rehabilitasyon
çalışmalarına ivedilikle
başlanmalıdır.
KONU İLE
İLGİLİ HABERLER
SİLİVRİKAPI
HİPOJESİNE İLKEL KORUMA
Talan edilen Bizans kral
mezarları (Hipoje)
Silivrikapı Hipojesinden
genel resimler
Silivirkapı hipojesinde
Sahte lahit kabartmaları
Yayınımız ve Beyaz
masaya müracaatımıza ses geldi fakat görüntü yok !
Talan edilen Bizans kral
mezarları (Hipoje)
Yeryüzünde günümüzde yaşayan İslam toplumları tarihi
eserlere neden düşman? |
|