|

İstanbul'un siluetini bozan yapılarla ilgili zirvede, Bakan
Günay, "Yapılanları yıkalım demiyorum ama artık yeter, frene
basalım" dedi. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Lütfi
Kırdar Kongre Sarayı’nda İstanbul’un silueti için
gerçekleştirdiği zirvede ağır sözler etti. İstanbul
Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın katılmadığı
zirveye Vali Hüseyin Avni Mutlu, ilçe belediye başkanları ve
kurul müdürleri katıldı. Bakan Günay, ‘‘Yıkalım demiyorum
ama frene basalım’’ dedi.
SONUÇ ÇIKMADI
Basına kapalı gerçekleşen zirveden somut bir sonuç çıkmadı.
Bakan Günay fotoğraflarla silueti bozan görüntüleri
gösterdi. Günay’ın Radikal’in ortaya çıkardığı
Zeytinburnu’ndaki gökdelen ile Dolmabahçe Sarayı’nın
çatlamasına neden olan inşaatın da fotoğraflarını
göstererek, şöyle dediği öğrenildi: ‘‘Gökkafes İstanbul’a
zarar veriyor. Conrad Otel, Yıldız Sarayı’nın tam ortasına
yapıldı. Bu görüntüleri görünce canım yanıyor. İstanbul’un
çatılarında ayrıca bir başka kaçak şehir var. Boğaz
Köprüsü’nden geçerken bile yüreğim acıyor. Yapılanları
yıkalım demiyorum ama artık yeter, frene basalım, siluete
etki eden yüksek binalara izin vermeyelim.”
Diğer yandan birimler arası kopukluk olduğuna dikkat
çekilerek, bir komisyon oluşturulması gerektiğine ve bu
komisyonun sorunları toplayarak, çözüm için bir zemin
hazırlığı yapmasına karar verildi.
.jpg)
BAKAN GÜNAY İLE MURAT AYDIN ARASINDA GERGİNLİK
Zirvede en çok tartışılan konu ise Zeytinburnu’nda yapılan
‘onaltı dokuz’ isimli 3 gökdelen inşaatı oldu. Bu konuda
Zeytinburnu Belediye Başkanı Murat Aydın ile Kültür ve
Turizm Bakanı Günay arasında gergin bir konuşma yaşandı.
Başkan Aydın, ‘izinlerin Büyükşehir Belediyesi’nin imar
planlarına göre verildiğini, inşaat alanı ile bitişik
parselin turizm alanı olduğunu ve yüksek kat izni
bulunduğunu’ söyledi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan
vekili Ahmet Selamet de Murat Aydın’ı destekledi. Bunun
üzerine Bakan Günay “Bu bizim sorumluluk alanımızda değil”
diyerek karşı çıkınca zirvede gerginlik yaşandı. Vali
Hüseyin Avni Mutlu araya girerek gerginliği yumuşattı.
.jpg)
İstanbul'un Tarihi Siluetine Gökdelen SIZDI
İstanbul'un tarihi siluetine üç gökdelen sızdı.
Zeytinburnu'ndaki binalar bakanlığın "Durdurun" kararına
rağmen yükseldi.
Zeytinburnu’nda tarihi İstanbul surlarının yakınında yapılan
üç gökdelen, kentin Sultanahmet Camii ile özdeşleşmiş tarihi
siluetini boza boza yükseliyor.
.jpg)
Kazlıçeşme Meydanı’nın yanında İstanbul Büyükşehir
Belediyesi (İBB) ve Zeytinburnu Belediyesi’nin
sorumluluğunda yapılan inşaatlarla ilgili Koruma Bölge
Kurulu’ndan izin alınmadığı anlaşıldı.
İstanbul 4 Numaralı Koruma Bölge Kurulu raportörleri,
‘inşaatın İstanbul’un Marmara siluet kapsamında olduğunu ve
yarımadanın siluetini olumsuz yönde etkilediğini’ tespit
etti. Kültür ve Turizm Bakanlığı belediyelere “Durdurun”
dedi. Sonuç: İnşaatlar tam gaz devam ediyor, koruma
kurulunun yerinde ise yeller esiyor.
.jpg)
Belediye kurula sormadı
Radikal'in haberine göre, ASTAY Gayrimenkul tarafından geçen
yıl nisanda başlanan ve Mart 2012’de hizmete açılması
planlanan üç gökdelenin hemen yakınındaki eski Sümerbank
arazisi içinde Bizans askeri garnizon kalıntıları bulunuyor.
İstanbul’un tarihi alanlarını kapsayan Tarihi Yarımada
Yönetim Planı’na ait ‘Yönetim Alanı’ sınırları içinde kalan
inşaatlarla ilgili olarak İBB’nin ilgili Koruma Bölge
Kurulu’na danışması gerekiyordu. Proje kurulun onayına
sunulmadığı gibi hafriyat sırasında Arkeoloji Müzesi
uzmanları da yer almadı.
.jpg)
Kurul rapor hazırladı
Gökdelenlerin bu tarihi yarımadada nasıl yükseldiği Kültür
ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel
Müdürlüğü’ne yapılan vatandaş şikâyetiyle ortaya çıktı.
.jpg)
Kıyıdan bakıldığında Sultanahmet Camii’nin minarelerinin
arasına üç gökdelen eklenmiş gibi bir manzara vardı. Denize
200 metre uzaklıkta kurulan üç blok 27, 32 ve 36 katlıydı.
Genel Müdür Yardımcısı Nermin Beşbaş, inşaatlar için 4
Numaralı Koruma Bölge Kurulu’ndan bilgi istedi. Kurul da
raportör görevlendirdi. İki uzmanın yerinde yaptığı inceleme
sonucunda hazırlanan raporda; “Müdürlüğümüz arşivinde
yapılan incelemede parsele ilişkin işlem dosyası
bulunmadığı, Koruma Bölge Kurulu tarafından alınan bir
karara rastlanmadığı, parsele ait tescil kaydının olmadığı,
sit alanı içinde olmayan parsele ilişkin plan yapma, onama
yetkisinin İBB ve Zeytinburnu Belediyesi’nde olduğu, inşaat
faaliyetlerinin devam ettiği, alanın İstanbul’un Marmara
siluet kapsamında kalmakta olduğu, Tarihi Yarımada’ya çok
yakın bir noktada bulunan parseldeki yapılaşmanın
İstanbul’un siluetini olumsuz etkilediğinin tespit edildiği,
konunun Koruma Bölge Kurulu’nca da değerlendirilmesi
gerektiği” vurgulandı.
.jpg)
"Geri dönüşsüz zarar"
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Koruma Bölge Kurulu’ndan gelen
bu bilgiler üzerine inşaatlarla ilgili belediyelerden
değerlendirme istedi. İBB ve Zeytinburnu Belediyesi’ne
gönderilen 11 Ağustos tarihli yazıda “Sit alanında olmayan
ancak Tarihi Yarımada Yönetim Alanı Sınırı içinde kalan ve
Tarihi Yarımada’ya çok yakın bir noktada bulunan söz konusu
parseldeki çalışmaların incelenerek değerlendirilmesi ve
varlığın olağanüstü evrensel değerini geri döndürülemez
şekilde olumsuz yönde etkileyecek uygulamaların
durdurulması” istendi.
Ancak inşaatlar devam ettiği gibi, bu yapının İstanbul’un
siluetine zarar verdiğini tespit eden koruma kurulu tarihe
karışmış durumda. Kurullar bir süre önce Kanun Hükmünde
Kararname’yle lağvedilmişti.
.jpg)
UNESCO Türkiye’yi uyarmıştı
UNESCO 2003 yılından bu yana İstanbul’da büyük ölçekli
projelerin, kentin silueti üzerinde endişelerini dile
getirmiş, büyük ölçekli projelerin uygulanması öncesinde
uluslararası standartların göz önüne alınması istenmişti.
Çalışmaların Dünya Mirası Kültür Varlıkları için Etki
Değerlendirmesi Rehberi doğrultusunda yapılması tavsiye
edilmişti. Uzmanlar UNESCO’nun ilk toplantısında
gökdelenlerin gündeme geleceğini ve bu konuda İstanbul’a
büyük yaptırımlar uygulanabileceğini söylüyor.
.jpg)
Topbaş'tan açıklama
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ise,
Zeytinburnu sahilinde özel bir firmaya ait inşaatı devam
eden binaların İstanbul'un Salacak'tan bakılan şeklini
etkilediğini, başka noktalardan bakıldığında da siluete
giren noktaları bulunduğunu belirterek, "Bununla ilgili
farklı girişimlerimiz var. Bunu da daha sonra açıklarız.
Bundan sonra bir daha böyle bir şey olmaması açısından da
İstanbul'un topografik kodları, yükseklikleri ile o
yükseklik noktalarındaki yapıların yeniden gözden
geçirilmesi için bir çalışma yapılmakta" dedi.
Topbaş, Dünya Su Konseyi Başkanı Lois Fauchon ve Marsilya
Belediye Başkan Yardımcısı Martine Vassal'ı belediyenin
Saraçhane'deki binasında kabul etti.
Kabulün ardından bir gazetecinin "Bir gazetede,
Zeytinburnu'nda özel bir firmaya ait inşaatı devam eden
binaların İstanbul'un siluetini bozduğu yönünde bir haber ve
fotoğraf var. Bu bina ile ilgili bir girişimde bulunuldu
mu?" diye sorduğu Topbaş, binanın maalesef hoş olmayan bir
görüntü oluşturduğunu ve konuyu takip ettiklerini söyledi.
İnşaatı devam eden binanın İstanbul'un gravürü denilen
Salacak'tan bakılan şeklini etkilediğini, başka noktalardan
bakıldığında da siluete giren noktaları olduğunu belirten
Topbaş, şöyle konuştu: "Özellikle İmar Daire Başkanlığımız
var, ilgili birimdeki arkadaşlarımıza yeni bir çalışma
verdik. İstanbul'un bütün topografik alanlarında yeni bir
kodlama, mevcut topografik yapı genelinde kodlarla yeniden
belirlemeler yapacağız. Bundan sonra asla böyle bir
olumsuzluğun ortaya çıkmaması için gerekli çalışmalar
yapılacak.
Bu, bundan sonrası için. Bununla ilgili de farklı
girişimlerimiz var. Bunu da daha sonra açıklarız. Bu çalışma
yapılıyor. Bizim arzu ettiğimiz, özellikle İstanbul'da
yüksek yapılar yapılabilecek alanlar var ama Tarihi
Yarımada'yı etkileyen ve özellikle bizim miras yapılarına
baktığımız alanları etkileyen yapılar olmaması gerekiyor.
Bütün bu siluetler, doğal siluetin dışındaki yapılar
insanlar tarafından yapılan yapılardır. Doğu Roma'dan,
Bizans'tan, Osmanlı'dan, ecdattan kalan gravüre giren bu
hattın bozulmaması lazım. Bu konuda hassasiyetimiz var."
.jpg)
Sultanahmet'ten elinizi çekin!
HAS Parti Genel Başkan Yardımcısı Malkoç, "Zeytinburnu'nda
tarihi İstanbul surlarının yakınında yapılan yüksek binalar,
İstanbul ile özdeşleşmiş 600 yıllık tarihi görüntüyü bozarak
çirkin hale getirmektedir." dedi. Malkoç, "Tahrip edile
edile yok edilme aşamasına gelen, ülkemizin kimliğinin
göstergesi olan tarihi şehirlerimizin ve yapılarımızın yeni
tahribatlarla tedricen nasıl yok edildiğine yeni bir olayla
daha şahit oluyoruz. Bu tahribatlardan en fazla payını alan
şehrimiz: Bir dünya kenti olan İstanbul. İstanbul'da
bugünlerde müthiş bir rant iştahıyla yeni tahribatların
kapısı aralanıyor." dedi.
Ulusal gazetelerin birinci sayfalarında fotoğrafıyla verdiği
haberi ürpertici bulan Malkoç şunları söyledi: "İstanbul'un
o müthiş, o tarihi, o güzel siluetini oluşturan önemli
parçalardan birisi olan Sultanahmet Camii, Zeytinburnu
sahillerinde inşaatı süren ucube bir yapı ile gölgeleniyor
ve bu vahim şehir katliamına yeteri kadar ses çıkmıyor veya
çıkarılmıyor. Bizim medeniyetimiz, bize ait olan şehirlerle
bu şehirdeki eserlerle bugüne taşınmıştır. Hala milyonlarca
insan bizim kadim medeniyetimizin eserlerini görmek için
ülkemize gelmektedir. Bu eserleri sadece ucuz bir turist
malzemesi görmenin ötesinde bir idrakle göremeyen
yöneticilerin nasıl bir şehir tahribatına yol açtıklarını
dehşete düşerek görüyoruz. İstanbul Büyükşehir Belediye
Başkanlığı'na düşen görev yaptıkları bu vahim hatadan
vazgeçmeleridir. İki üç kuruşluk rant uğruna bu güzelim
şehrin 600 yıllık görüntüsünü kimliğini bozmamalarıdır."
UCUBE YAPILARIN SAYISI HIZLA ARTIYOR
İstanbul'un son dönemde büyük zarar gördüğüne dikkat çeken
Malkoç şöyle devam etti: "İstanbul yüz yıllar boyunca çok
yöneticiler gördü. Ancak imar konusunda belediyelerdeki bu
günkü anlayış kadar İstanbul'a zarar veren bir anlayış
görülmedi. Sayın Kadir Topbaş şehrin 600 yıllık muhteşem
görüntüsünü bozan bu ucube yapılardan sen sorumlusun. Bunu
düzeltmelisin. Şayet bu yanlışta ısrar edersen İstanbul'u
feth eden Fatih Sultan Mehmet'in, Sultanahmet Camii'ni
yaptıranların, 16 milyon İstanbullunun ve tüm İstanbul
sevenlerinin elleri yakanda olacaktır. Tarihi ve manevi
değerleri hiçe sayan ranta dayanan bu belediyecilik
anlayışsızlığının varacağı yerin çok daha vahim olacağından
kaygı duyuyoruz. Kaygımız; rant adına, tarihi şehirlerimizin
talan edilmesidir. Rant iştahının, hiçbir denetime tabi
tutulmaksızın kol gezdiği büyükşehrimizi kime emanet
edeceğiz?"
"İSTANBULA SAHİP ÇIKALIM"
"Sayın Başbakanı, Kültür Bakanını ve Büyükşehir Belediye
Başkanı'nı ve bütün İstanbul halkını, tüm Türkiye'yi tarihi
başkentimiz İstanbul'daki bu ucubelere karşı göreve
çağırıyoruz" ifadelerini kullanan Malkoç, sözlerini şöyle
tamamladı: "Yoksa şehirlerimizin tarihi akciğerleri olan
kadim eserlerini böylesine çirkin yapılarla kuşatmaya alarak
yok etmenin yolunu açanlar milletin zihninde birer kara leke
olarak kalacaklardır. Bu anlayış devam ederse, işin sonu
'İstanbul artık modern bir dünya kentidir. Bu tarihi
camiler, tarihi eserler İstanbul'a yakışmıyor.
Hem gereği de yok' gibi gafletin de ötesinde daha vahim bir
ihanete varacaktır. Unutmayalım ki; şehirlerimiz
şerefimizdir, onurumuzdur, medeniyetimizin eseridir.
Şehrimizin siluetini veya herhangi bir parçasına yönelecek
bir tahribat medeniyet değerlerimize yönelmiştir. Bütün
İstanbulluları, bütün Türkiye'yi medeniyet değerlerimizi yok
eden bu ranta dayalı belediyecilik anlayışına karşı harekete
geçmeye gereken tepkiyi göstermeye devam ediyoruz."

Tarihi silüet için imza kampanyası
İstanbul aşığı gönüllüler online imza kampanyası başlattı...
İstanbul aşığı gönüllüler başlattıkları online imza
kampanyasıyla gökdelen inşaatının bir an önce durdurulmasını
istedi.
İstanbul'un Zeytinburnu ilçesinde inşa edilen ve tarihi
yarımadanın silüetini bozan gökdelenlerle ilgili imza
kampanyası başlatıldı.
İstanbul Sahipsiz Değil Platformu'nu kuran gönüllüler, www.istanbulsahipsizdegil.org
isimli internet sitesinde başlattıkları imza kampanyasıyla
gökdelen inşaatının bir an önce durdurulmasını istedi.
İstanbul Sahipsiz Değil Platformu'ndan yapılan açıklamada,
Zeytinburnu'nda yükselen kulelerin İstanbul'un sliüetine
verdiği zarar hatırlatılarak bunun bir an önce durdurulması
çağrısı yapıldı.
Açıklamada, gökdelenlerin, binlerce yıllık bilgi ve kültür
birikiminin, estetik duyuşun muhteşem bir topografyaya
nakşedilmesiyle ortaya çıkan İstanbul silüetini hoyrat bir
biçimde bozduğu belirtildi.
Tüm yetkililerin göreve çağrıldığı açıklamada şöyle denildi:
"Şeffaf bir kamusal tartışma ve bilgilendirme süreci
işletilmeden, maharetle kimi hukukî kurullardan adeta
kaçırılarak, birçok itiraza rağmen “aniden” karşımıza
çıkarılan bu gökdelenler, İstanbul şehrinin sahipsizliğini
gözler önüne sermiştir.
İstanbul’u diğer şehirlerden ayıran en büyük özelliği, üç
denizi, gecesi ve gündüzü, tepeleri ve rüzgârları ile bakan
gözlere bir yığın perspektif sunmasıdır. Bunu idrak
edemeyenlerin ortaya çıkan durum karşısında “aslında her
yerden gözükmüyor, fotoğraflar zumlanmış, pek yukarıdan
çekilmiş” şeklinde bahaneler üretmeleri tam anlamıyla bir
çaresizlik örneğidir. Sermayedarından kamu yöneticilerine,
mesuliyeti olan herkesi insafa davet ediyoruz. Ululuk
gösterin ve vicdanlarınıza kulak verin!
Yetki ve sorumluluk sahibi herkesi önlem almaya çağırıyoruz.
Önlem alınmazsa, meşhur mimar Le Corbusier’in Ahırkapı
açıklarında bakıp çizdiği silüetin hemen altına hayranlıkla
eklediği “Bu öyle zarif bir eser ki insanın bunu bir defa
daha hayal bile etmesi imkânsız”, deyişinin anlamı
kalmayacak.
Önlem alınmazsa, Mimar Sinan’ın “Muhteşem”, Yahya Kemal’in
“Aziz”, Ahmet Hamd i Tanpınar’ın Huzur”lu, Abdülhak Şinasi
Hisar’ın “İnce ve Nazlı”, Nazım Hikmet’in “Benzersiz”, Orhan
Veli’nin “Efkarlı”, Necip Fazıl’ın “Canım” dediği İstanbul
bu sıfatlarını kaybedecek.
Bir kez daha sorumluluk sahibi herkesi tarihi yarımadaya
sahip çıkmaya çağırıyoruz. İstanbul siluetini bozan üç
gökdelen derhal yıkılsın! Benzer projeler durdurulsun!
Tarihî şehirlerimiz hikmetle, doğrulukla ve adaletle
korunsun, yönetilsin!"

Emanet bize İstanbul, Efendimizin emaneti! // Yusuf KAPLAN
/ Yeni Şafak
Yahya Kemal, İstanbul'da hüküm süren, İstanbul'un insanına ve
her şeyine sinen ruhu nasıl ektiğimizi, yeşerttiğimizi uzun
uzadıya anlattıktan sonra, Maurice Barres'in, İstanbul'u,
"bazı semtlerinde ruh eser bu şehrin" diye tasvir ettiğini
aktarır.
Bizim İstanbul'da billurlaşan medeniyetimiz, Tanpınar'ın
deyişiyle, "abes'e / saçma'ya varacak kadar" Müslüman
merhametinin, şefkatinin, dikkatinin, hassasiyetinin,
hoşgörüsünün, sevgisinin, aşkının, inceliğinin, nezafetinin,
nezaketinin ve nefasetinin doruk noktasına ulaştığı bir
"büyük insan"dı/r aslında.
Bizde "medeniyet", "toplum" ve "insan" "inşa etmek", deyim
yerindeyse, bir "küfür" telâkki edilmiştir adeta. Çünkü her
varlık, Yaratıcısından ötürü yücedir; O'nun isimlerinin
mazhargâhı ve tecellîgâhıdır bizim inancımızda.
O yüzden, varlığa, tabiata ve insana müdahale etmeyiz biz:
Varlığın kendisini ifşâ etmesine müsaade edebilir, bunun
vasat'ını hazırlayabiliriz sadece.
O yüzden, İstanbul, bir "Medine"dir bizim için:
Efendimizin
(sav) bizzat kendisidir: Efendimiz, kendisini "ilmin
Medinesi" olarak tarif ederken, bize "şehre / Medine'ye"
neden, nasıl ve niçin gözümüz gibi bakmamız (hem hikmet
nazarıyla, hem de hikmetin hazinelerini, mücevherlerini,
sırlarını bize ifşa eden bir hakikat nazarıyla nazar
etmemiz) gerektiğini de emretmiş oluyordu.
***
İnsan, içinde hakikati "gizleyen" ve ifşa eden bir
"beden"dir. Şehir de, hem âlem'in yansıması hem de
yansıtıcısı ve keşfettiricisi olması gereken alâmetlerin ve
ilimlerin beden'i / yer'i / mahall'idir. Tıpkı Efendimizin
bizzat kendisi gibi.
Bu nedenle, Müslümanların "yetiştirdikleri", yeşerttikleri,
yemiş vermesi, meyveye durması için ruh tohumları ektikleri
şehirler de hakikatin hem aynası, hem de kaynağı olarak
telâkki ediliyordu.
O yüzden, medeniyet, tıpkı hakikatin insanda hulâsa edilmesi
gibi, Medine'de / şehirde hulâsa edilmiş, özetlenmiştir.
İşte bu çaba, İstanbul'da zirve noktasına ulaşmıştır.
***
O yüzden, şehirle konuşabilmelidir insan: Nitekim
konuşuyordu da. Bu hakikati, sanırım Yahya Kemal'in şakirdi
Tanpınar, enfes bir şekilde şöyle telâffuz etmişti:
İstanbul'un bütün semtlerinde, "ağaç, su, taş, geniş ilhamlı
bir ruh gibi konuşur. Bizim asıl peyzajlarımız [İstanbul'un
dört bir tarafında yeşeren, yetiştirilen semtlerimizin,
camilerinin, medreselerinin, türbelerinin, çeşmelerinin,
mezarlıklarının teşkil ettiği] bu köşelerdir. İstanbul halkı
onları yaşarken yapmıştır. Kâinâta ruhlarındaki birlik
çerçevesinden bakan insanların eseridir [bunlar]. Pek az
yerde sanat ve mimari, gündelik hayata bu kadar yakından
karışır."
***
Dünyanın en güzel şehirlerini de, en güzel insanlarını da
biz "yetiştirdik": Özene bezene, üstelik de. Bir gül
yetiştirir gibi, her sabah koklayarak, her vakit sulayarak
yeşertiyor, yetiştiriyorduk biz şehri de, insanı da. Bu aziz
toprakların merhamet yüklü, rahmânî nefese ve vakte ayarlı
aziz insanları için, şehir de, şehrin her bir köşesi de,
tıpkı insanlar gibi "emanet şuuruyla", üzerinde
titrediğimiz, Rasim Özdenören Ağabey'in romanında olduğu
gibi, adeta bir gül yetiştiren adam gibi, hatta gül
yetiştiren adam yetiştirir gibi yetiştirdiğimiz bize emanet
edilen varlıklardı.
Biz bu topraklarda, sadece kâmil insanın, erdemli insanın
mayasını karmamıştık. Bizim emanet, ubudiyet ve hilâfet
şiarımız ve şuurumuz, yalnızca insana ruh üfleyen bir hayat
armağan etmemize imkân tanımıyordu. Dağa, taşa, toprağa,
yaprağa, denize, kuşa ve ağaca da ruh üflememize ve onlardan
ruh devşirmemize de imkân tanıyor, yüce şiarlarımızın
verdiği şuuru şiire durduruyordu.
***
Şimdi, şuursuz adamlar, kapitalizmin gökdelenperestleri,
bize emanet edilen İstanbul'un bedenine, ruhuna, siluetine
kastediyorlar. Doğrudan Efendimizde tecelli eden,
Efendimizin emriyle fethedilen bu aziz şehrin dokusunu,
bedenini, ruhunu katletmeye kalkışıyorlar!
Emanete, Efendimizin emanetine gözbebekleri gibi bakması
beklenen insanlar, bu emanete, bu şehre ihanet ediyorlar!
İstanbul'un siluetini, ruhunu, dokusunu, bedenini yerle bir
edecek, yok edecek gökdelenler inşa edilmesine, Haliç'e,
Boğaz'a bön ve berbat köprüler inşa edilmesine izin veren,
göz yuman insanlara, yöneticilere, yönetimlere isyan
etmeliyiz.
Sayın Başbakan Erdoğan! Efendimizin emaneti İstanbul'un
emaneti size emanet! Lütfen bu emanete hıyanet edenlere
derslerini en ağır şekilde verin!
Bu çığlığımı duyun! Yoksa, yarın, mahşer günü, bu cinayetin
sorumlusu olarak ilk önce sizi şikâyet edeceğim Efendimize!
|