.

İSTANBUL, TARİH, RANT ve SİLUET MESELESİ

İstanbul'daki "siluet zirvesi" sonuçsuz kaldı
Bakan Günay ile İstanbul'un üst düzey yöneticileri arasında dün yapılan "siluet Zirvesi"nde gergin anlar yaşandı. Bakan Günay, "yapılaşmaları frenleyelim" dedi

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay İstanbul’un silueti için zirve toplantısı düzenledi. Zirveye, Vali Hüseyin Avni Mutlu, Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş, tarih ve yapılaşmayla ilgili üst düzel bürokratlar, koruma kurullarının üyeleri ile Adalar, Beyoğlu, Beşiktaş, Üsküdar, Kadıköy, Fatih, Zeytinburnu, Bakırköy ilçe belediye başkanları katıldı. Zirvede, Sultanahmet’in minareleri arasından tarihi yarımada siluetine giren gökdelenlerle, Dolmabahçe Sarayı’nın yanında yükselen 14 katlı otel ele alındı.

BAKAN GÜNAY: YAPILAŞMALARI FRENLEYELİM

 


İstanbul'un siluetini bozan yapılarla ilgili zirvede, Bakan Günay, "Yapılanları yıkalım demiyorum ama artık yeter, frene basalım" dedi. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Lütfi Kırdar Kongre Sarayı’nda İstanbul’un silueti için gerçekleştirdiği zirvede ağır sözler etti. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın katılmadığı zirveye Vali Hüseyin Avni Mutlu, ilçe belediye başkanları ve kurul müdürleri katıldı. Bakan Günay, ‘‘Yıkalım demiyorum ama frene basalım’’ dedi.

SONUÇ ÇIKMADI

Basına kapalı gerçekleşen zirveden somut bir sonuç çıkmadı. Bakan Günay fotoğraflarla silueti bozan görüntüleri gösterdi. Günay’ın Radikal’in ortaya çıkardığı Zeytinburnu’ndaki gökdelen ile Dolmabahçe Sarayı’nın çatlamasına neden olan inşaatın da fotoğraflarını göstererek, şöyle dediği öğrenildi: ‘‘Gökkafes İstanbul’a zarar veriyor. Conrad Otel, Yıldız Sarayı’nın tam ortasına yapıldı. Bu görüntüleri görünce canım yanıyor. İstanbul’un çatılarında ayrıca bir başka kaçak şehir var. Boğaz Köprüsü’nden geçerken bile yüreğim acıyor. Yapılanları yıkalım demiyorum ama artık yeter, frene basalım, siluete etki eden yüksek binalara izin vermeyelim.”

Diğer yandan birimler arası kopukluk olduğuna dikkat çekilerek, bir komisyon oluşturulması gerektiğine ve bu komisyonun sorunları toplayarak, çözüm için bir zemin hazırlığı yapmasına karar verildi.

BAKAN GÜNAY İLE MURAT AYDIN ARASINDA GERGİNLİK

Zirvede en çok tartışılan konu ise Zeytinburnu’nda yapılan ‘onaltı dokuz’ isimli 3 gökdelen inşaatı oldu. Bu konuda Zeytinburnu Belediye Başkanı Murat Aydın ile Kültür ve Turizm Bakanı Günay arasında gergin bir konuşma yaşandı. Başkan Aydın, ‘izinlerin Büyükşehir Belediyesi’nin imar planlarına göre verildiğini, inşaat alanı ile bitişik parselin turizm alanı olduğunu ve yüksek kat izni bulunduğunu’ söyledi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan vekili Ahmet Selamet de Murat Aydın’ı destekledi. Bunun üzerine Bakan Günay “Bu bizim sorumluluk alanımızda değil” diyerek karşı çıkınca zirvede gerginlik yaşandı. Vali Hüseyin Avni Mutlu araya girerek gerginliği yumuşattı.

İstanbul'un Tarihi Siluetine Gökdelen SIZDI

İstanbul'un tarihi siluetine üç gökdelen sızdı. Zeytinburnu'ndaki binalar bakanlığın "Durdurun" kararına rağmen yükseldi.
Zeytinburnu’nda tarihi İstanbul surlarının yakınında yapılan üç gökdelen, kentin Sultanahmet Camii ile özdeşleşmiş tarihi siluetini boza boza yükseliyor.

Kazlıçeşme Meydanı’nın yanında İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ve Zeytinburnu Belediyesi’nin sorumluluğunda yapılan inşaatlarla ilgili Koruma Bölge Kurulu’ndan izin alınmadığı anlaşıldı.

İstanbul 4 Numaralı Koruma Bölge Kurulu raportörleri, ‘inşaatın İstanbul’un Marmara siluet kapsamında olduğunu ve yarımadanın siluetini olumsuz yönde etkilediğini’ tespit etti. Kültür ve Turizm Bakanlığı belediyelere “Durdurun” dedi. Sonuç: İnşaatlar tam gaz devam ediyor, koruma kurulunun yerinde ise yeller esiyor.

Belediye kurula sormadı

Radikal'in haberine göre, ASTAY Gayrimenkul tarafından geçen yıl nisanda başlanan ve Mart 2012’de hizmete açılması planlanan üç gökdelenin hemen yakınındaki eski Sümerbank arazisi içinde Bizans askeri garnizon kalıntıları bulunuyor.

İstanbul’un tarihi alanlarını kapsayan Tarihi Yarımada Yönetim Planı’na ait ‘Yönetim Alanı’ sınırları içinde kalan inşaatlarla ilgili olarak İBB’nin ilgili Koruma Bölge Kurulu’na danışması gerekiyordu. Proje kurulun onayına sunulmadığı gibi hafriyat sırasında Arkeoloji Müzesi uzmanları da yer almadı.

Kurul rapor hazırladı

Gökdelenlerin bu tarihi yarımadada nasıl yükseldiği Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne yapılan vatandaş şikâyetiyle ortaya çıktı.

Kıyıdan bakıldığında Sultanahmet Camii’nin minarelerinin arasına üç gökdelen eklenmiş gibi bir manzara vardı. Denize 200 metre uzaklıkta kurulan üç blok 27, 32 ve 36 katlıydı. Genel Müdür Yardımcısı Nermin Beşbaş, inşaatlar için 4 Numaralı Koruma Bölge Kurulu’ndan bilgi istedi. Kurul da raportör görevlendirdi. İki uzmanın yerinde yaptığı inceleme sonucunda hazırlanan raporda; “Müdürlüğümüz arşivinde yapılan incelemede parsele ilişkin işlem dosyası bulunmadığı, Koruma Bölge Kurulu tarafından alınan bir karara rastlanmadığı, parsele ait tescil kaydının olmadığı, sit alanı içinde olmayan parsele ilişkin plan yapma, onama yetkisinin İBB ve Zeytinburnu Belediyesi’nde olduğu, inşaat faaliyetlerinin devam ettiği, alanın İstanbul’un Marmara siluet kapsamında kalmakta olduğu, Tarihi Yarımada’ya çok yakın bir noktada bulunan parseldeki yapılaşmanın İstanbul’un siluetini olumsuz etkilediğinin tespit edildiği, konunun Koruma Bölge Kurulu’nca da değerlendirilmesi gerektiği” vurgulandı.

"Geri dönüşsüz zarar"

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Koruma Bölge Kurulu’ndan gelen bu bilgiler üzerine inşaatlarla ilgili belediyelerden değerlendirme istedi. İBB ve Zeytinburnu Belediyesi’ne gönderilen 11 Ağustos tarihli yazıda “Sit alanında olmayan ancak Tarihi Yarımada Yönetim Alanı Sınırı içinde kalan ve Tarihi Yarımada’ya çok yakın bir noktada bulunan söz konusu parseldeki çalışmaların incelenerek değerlendirilmesi ve varlığın olağanüstü evrensel değerini geri döndürülemez şekilde olumsuz yönde etkileyecek uygulamaların durdurulması” istendi.

Ancak inşaatlar devam ettiği gibi, bu yapının İstanbul’un siluetine zarar verdiğini tespit eden koruma kurulu tarihe karışmış durumda. Kurullar bir süre önce Kanun Hükmünde Kararname’yle lağvedilmişti.

UNESCO Türkiye’yi uyarmıştı

UNESCO 2003 yılından bu yana İstanbul’da büyük ölçekli projelerin, kentin silueti üzerinde endişelerini dile getirmiş, büyük ölçekli projelerin uygulanması öncesinde uluslararası standartların göz önüne alınması istenmişti.

Çalışmaların Dünya Mirası Kültür Varlıkları için Etki Değerlendirmesi Rehberi doğrultusunda yapılması tavsiye edilmişti. Uzmanlar UNESCO’nun ilk toplantısında gökdelenlerin gündeme geleceğini ve bu konuda İstanbul’a büyük yaptırımlar uygulanabileceğini söylüyor.

Topbaş'tan açıklama

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ise, Zeytinburnu sahilinde özel bir firmaya ait inşaatı devam eden binaların İstanbul'un Salacak'tan bakılan şeklini etkilediğini, başka noktalardan bakıldığında da siluete giren noktaları bulunduğunu belirterek, "Bununla ilgili farklı girişimlerimiz var. Bunu da daha sonra açıklarız. Bundan sonra bir daha böyle bir şey olmaması açısından da İstanbul'un topografik kodları, yükseklikleri ile o yükseklik noktalarındaki yapıların yeniden gözden geçirilmesi için bir çalışma yapılmakta" dedi.

Topbaş, Dünya Su Konseyi Başkanı Lois Fauchon ve Marsilya Belediye Başkan Yardımcısı Martine Vassal'ı belediyenin Saraçhane'deki binasında kabul etti.

Kabulün ardından bir gazetecinin "Bir gazetede, Zeytinburnu'nda özel bir firmaya ait inşaatı devam eden binaların İstanbul'un siluetini bozduğu yönünde bir haber ve fotoğraf var. Bu bina ile ilgili bir girişimde bulunuldu mu?" diye sorduğu Topbaş, binanın maalesef hoş olmayan bir görüntü oluşturduğunu ve konuyu takip ettiklerini söyledi.

İnşaatı devam eden binanın İstanbul'un gravürü denilen Salacak'tan bakılan şeklini etkilediğini, başka noktalardan bakıldığında da siluete giren noktaları olduğunu belirten Topbaş, şöyle konuştu: "Özellikle İmar Daire Başkanlığımız var, ilgili birimdeki arkadaşlarımıza yeni bir çalışma verdik. İstanbul'un bütün topografik alanlarında yeni bir kodlama, mevcut topografik yapı genelinde kodlarla yeniden belirlemeler yapacağız. Bundan sonra asla böyle bir olumsuzluğun ortaya çıkmaması için gerekli çalışmalar yapılacak.

Bu, bundan sonrası için. Bununla ilgili de farklı girişimlerimiz var. Bunu da daha sonra açıklarız. Bu çalışma yapılıyor. Bizim arzu ettiğimiz, özellikle İstanbul'da yüksek yapılar yapılabilecek alanlar var ama Tarihi Yarımada'yı etkileyen ve özellikle bizim miras yapılarına baktığımız alanları etkileyen yapılar olmaması gerekiyor. Bütün bu siluetler, doğal siluetin dışındaki yapılar insanlar tarafından yapılan yapılardır. Doğu Roma'dan, Bizans'tan, Osmanlı'dan, ecdattan kalan gravüre giren bu hattın bozulmaması lazım. Bu konuda hassasiyetimiz var."

Sultanahmet'ten elinizi çekin!

HAS Parti Genel Başkan Yardımcısı Malkoç, "Zeytinburnu'nda tarihi İstanbul surlarının yakınında yapılan yüksek binalar, İstanbul ile özdeşleşmiş 600 yıllık tarihi görüntüyü bozarak çirkin hale getirmektedir." dedi. Malkoç, "Tahrip edile edile yok edilme aşamasına gelen, ülkemizin kimliğinin göstergesi olan tarihi şehirlerimizin ve yapılarımızın yeni tahribatlarla tedricen nasıl yok edildiğine yeni bir olayla daha şahit oluyoruz. Bu tahribatlardan en fazla payını alan şehrimiz: Bir dünya kenti olan İstanbul. İstanbul'da bugünlerde müthiş bir rant iştahıyla yeni tahribatların kapısı aralanıyor." dedi.

Ulusal gazetelerin birinci sayfalarında fotoğrafıyla verdiği haberi ürpertici bulan Malkoç şunları söyledi: "İstanbul'un o müthiş, o tarihi, o güzel siluetini oluşturan önemli parçalardan birisi olan Sultanahmet Camii, Zeytinburnu sahillerinde inşaatı süren ucube bir yapı ile gölgeleniyor ve bu vahim şehir katliamına yeteri kadar ses çıkmıyor veya çıkarılmıyor. Bizim medeniyetimiz, bize ait olan şehirlerle bu şehirdeki eserlerle bugüne taşınmıştır. Hala milyonlarca insan bizim kadim medeniyetimizin eserlerini görmek için ülkemize gelmektedir. Bu eserleri sadece ucuz bir turist malzemesi görmenin ötesinde bir idrakle göremeyen yöneticilerin nasıl bir şehir tahribatına yol açtıklarını dehşete düşerek görüyoruz. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na düşen görev yaptıkları bu vahim hatadan vazgeçmeleridir. İki üç kuruşluk rant uğruna bu güzelim şehrin 600 yıllık görüntüsünü kimliğini bozmamalarıdır."

UCUBE YAPILARIN SAYISI HIZLA ARTIYOR

İstanbul'un son dönemde büyük zarar gördüğüne dikkat çeken Malkoç şöyle devam etti: "İstanbul yüz yıllar boyunca çok yöneticiler gördü. Ancak imar konusunda belediyelerdeki bu günkü anlayış kadar İstanbul'a zarar veren bir anlayış görülmedi. Sayın Kadir Topbaş şehrin 600 yıllık muhteşem görüntüsünü bozan bu ucube yapılardan sen sorumlusun. Bunu düzeltmelisin. Şayet bu yanlışta ısrar edersen İstanbul'u feth eden Fatih Sultan Mehmet'in, Sultanahmet Camii'ni yaptıranların, 16 milyon İstanbullunun ve tüm İstanbul sevenlerinin elleri yakanda olacaktır. Tarihi ve manevi değerleri hiçe sayan ranta dayanan bu belediyecilik anlayışsızlığının varacağı yerin çok daha vahim olacağından kaygı duyuyoruz. Kaygımız; rant adına, tarihi şehirlerimizin talan edilmesidir. Rant iştahının, hiçbir denetime tabi tutulmaksızın kol gezdiği büyükşehrimizi kime emanet edeceğiz?"

"İSTANBULA SAHİP ÇIKALIM"

"Sayın Başbakanı, Kültür Bakanını ve Büyükşehir Belediye Başkanı'nı ve bütün İstanbul halkını, tüm Türkiye'yi tarihi başkentimiz İstanbul'daki bu ucubelere karşı göreve çağırıyoruz" ifadelerini kullanan Malkoç, sözlerini şöyle tamamladı: "Yoksa şehirlerimizin tarihi akciğerleri olan kadim eserlerini böylesine çirkin yapılarla kuşatmaya alarak yok etmenin yolunu açanlar milletin zihninde birer kara leke olarak kalacaklardır. Bu anlayış devam ederse, işin sonu 'İstanbul artık modern bir dünya kentidir. Bu tarihi camiler, tarihi eserler İstanbul'a yakışmıyor.

Hem gereği de yok' gibi gafletin de ötesinde daha vahim bir ihanete varacaktır. Unutmayalım ki; şehirlerimiz şerefimizdir, onurumuzdur, medeniyetimizin eseridir. Şehrimizin siluetini veya herhangi bir parçasına yönelecek bir tahribat medeniyet değerlerimize yönelmiştir. Bütün İstanbulluları, bütün Türkiye'yi medeniyet değerlerimizi yok eden bu ranta dayalı belediyecilik anlayışına karşı harekete geçmeye gereken tepkiyi göstermeye devam ediyoruz."

Tarihi silüet için imza kampanyası
İstanbul aşığı gönüllüler online imza kampanyası başlattı...


İstanbul aşığı gönüllüler başlattıkları online imza kampanyasıyla gökdelen inşaatının bir an önce durdurulmasını istedi.

İstanbul'un Zeytinburnu ilçesinde inşa edilen ve tarihi yarımadanın silüetini bozan gökdelenlerle ilgili imza kampanyası başlatıldı.

İstanbul Sahipsiz Değil Platformu'nu kuran gönüllüler, www.istanbulsahipsizdegil.org isimli internet sitesinde başlattıkları imza kampanyasıyla gökdelen inşaatının bir an önce durdurulmasını istedi.

İstanbul Sahipsiz Değil Platformu'ndan yapılan açıklamada, Zeytinburnu'nda yükselen kulelerin İstanbul'un sliüetine verdiği zarar hatırlatılarak bunun bir an önce durdurulması çağrısı yapıldı.

Açıklamada, gökdelenlerin, binlerce yıllık bilgi ve kültür birikiminin, estetik duyuşun muhteşem bir topografyaya nakşedilmesiyle ortaya çıkan İstanbul silüetini hoyrat bir biçimde bozduğu belirtildi.

Tüm yetkililerin göreve çağrıldığı açıklamada şöyle denildi: "Şeffaf bir kamusal tartışma ve bilgilendirme süreci işletilmeden, maharetle kimi hukukî kurullardan adeta kaçırılarak, birçok itiraza rağmen “aniden” karşımıza çıkarılan bu gökdelenler, İstanbul şehrinin sahipsizliğini gözler önüne sermiştir.

İstanbul’u diğer şehirlerden ayıran en büyük özelliği, üç denizi, gecesi ve gündüzü, tepeleri ve rüzgârları ile bakan gözlere bir yığın perspektif sunmasıdır. Bunu idrak edemeyenlerin ortaya çıkan durum karşısında “aslında her yerden gözükmüyor, fotoğraflar zumlanmış, pek yukarıdan çekilmiş” şeklinde bahaneler üretmeleri tam anlamıyla bir çaresizlik örneğidir. Sermayedarından kamu yöneticilerine, mesuliyeti olan herkesi insafa davet ediyoruz. Ululuk gösterin ve vicdanlarınıza kulak verin!

Yetki ve sorumluluk sahibi herkesi önlem almaya çağırıyoruz. Önlem alınmazsa, meşhur mimar Le Corbusier’in Ahırkapı açıklarında bakıp çizdiği silüetin hemen altına hayranlıkla eklediği “Bu öyle zarif bir eser ki insanın bunu bir defa daha hayal bile etmesi imkânsız”, deyişinin anlamı kalmayacak.

Önlem alınmazsa, Mimar Sinan’ın “Muhteşem”, Yahya Kemal’in “Aziz”, Ahmet Hamd i Tanpınar’ın Huzur”lu, Abdülhak Şinasi Hisar’ın “İnce ve Nazlı”, Nazım Hikmet’in “Benzersiz”, Orhan Veli’nin “Efkarlı”, Necip Fazıl’ın “Canım” dediği İstanbul bu sıfatlarını kaybedecek.

Bir kez daha sorumluluk sahibi herkesi tarihi yarımadaya sahip çıkmaya çağırıyoruz. İstanbul siluetini bozan üç gökdelen derhal yıkılsın! Benzer projeler durdurulsun! Tarihî şehirlerimiz hikmetle, doğrulukla ve adaletle korunsun, yönetilsin!"

Emanet bize İstanbul, Efendimizin emaneti! // Yusuf KAPLAN / Yeni Şafak

Yahya Kemal, İstanbul'da hüküm süren, İstanbul'un insanına ve her şeyine sinen ruhu nasıl ektiğimizi, yeşerttiğimizi uzun uzadıya anlattıktan sonra, Maurice Barres'in, İstanbul'u, "bazı semtlerinde ruh eser bu şehrin" diye tasvir ettiğini aktarır.

Bizim İstanbul'da billurlaşan medeniyetimiz, Tanpınar'ın deyişiyle, "abes'e / saçma'ya varacak kadar" Müslüman merhametinin, şefkatinin, dikkatinin, hassasiyetinin, hoşgörüsünün, sevgisinin, aşkının, inceliğinin, nezafetinin, nezaketinin ve nefasetinin doruk noktasına ulaştığı bir "büyük insan"dı/r aslında.

Bizde "medeniyet", "toplum" ve "insan" "inşa etmek", deyim yerindeyse, bir "küfür" telâkki edilmiştir adeta. Çünkü her varlık, Yaratıcısından ötürü yücedir; O'nun isimlerinin mazhargâhı ve tecellîgâhıdır bizim inancımızda.

O yüzden, varlığa, tabiata ve insana müdahale etmeyiz biz: Varlığın kendisini ifşâ etmesine müsaade edebilir, bunun vasat'ını hazırlayabiliriz sadece.

O yüzden, İstanbul, bir "Medine"dir bizim için: Efendimizin (sav) bizzat kendisidir: Efendimiz, kendisini "ilmin Medinesi" olarak tarif ederken, bize "şehre / Medine'ye" neden, nasıl ve niçin gözümüz gibi bakmamız (hem hikmet nazarıyla, hem de hikmetin hazinelerini, mücevherlerini, sırlarını bize ifşa eden bir hakikat nazarıyla nazar etmemiz) gerektiğini de emretmiş oluyordu.
***
İnsan, içinde hakikati "gizleyen" ve ifşa eden bir "beden"dir. Şehir de, hem âlem'in yansıması hem de yansıtıcısı ve keşfettiricisi olması gereken alâmetlerin ve ilimlerin beden'i / yer'i / mahall'idir. Tıpkı Efendimizin bizzat kendisi gibi.

Bu nedenle, Müslümanların "yetiştirdikleri", yeşerttikleri, yemiş vermesi, meyveye durması için ruh tohumları ektikleri şehirler de hakikatin hem aynası, hem de kaynağı olarak telâkki ediliyordu.

O yüzden, medeniyet, tıpkı hakikatin insanda hulâsa edilmesi gibi, Medine'de / şehirde hulâsa edilmiş, özetlenmiştir. İşte bu çaba, İstanbul'da zirve noktasına ulaşmıştır.
***
O yüzden, şehirle konuşabilmelidir insan: Nitekim konuşuyordu da. Bu hakikati, sanırım Yahya Kemal'in şakirdi Tanpınar, enfes bir şekilde şöyle telâffuz etmişti:

İstanbul'un bütün semtlerinde, "ağaç, su, taş, geniş ilhamlı bir ruh gibi konuşur. Bizim asıl peyzajlarımız [İstanbul'un dört bir tarafında yeşeren, yetiştirilen semtlerimizin, camilerinin, medreselerinin, türbelerinin, çeşmelerinin, mezarlıklarının teşkil ettiği] bu köşelerdir. İstanbul halkı onları yaşarken yapmıştır. Kâinâta ruhlarındaki birlik çerçevesinden bakan insanların eseridir [bunlar]. Pek az yerde sanat ve mimari, gündelik hayata bu kadar yakından karışır."
***
Dünyanın en güzel şehirlerini de, en güzel insanlarını da biz "yetiştirdik": Özene bezene, üstelik de. Bir gül yetiştirir gibi, her sabah koklayarak, her vakit sulayarak yeşertiyor, yetiştiriyorduk biz şehri de, insanı da. Bu aziz toprakların merhamet yüklü, rahmânî nefese ve vakte ayarlı aziz insanları için, şehir de, şehrin her bir köşesi de, tıpkı insanlar gibi "emanet şuuruyla", üzerinde titrediğimiz, Rasim Özdenören Ağabey'in romanında olduğu gibi, adeta bir gül yetiştiren adam gibi, hatta gül yetiştiren adam yetiştirir gibi yetiştirdiğimiz bize emanet edilen varlıklardı.
Biz bu topraklarda, sadece kâmil insanın, erdemli insanın mayasını karmamıştık. Bizim emanet, ubudiyet ve hilâfet şiarımız ve şuurumuz, yalnızca insana ruh üfleyen bir hayat armağan etmemize imkân tanımıyordu. Dağa, taşa, toprağa, yaprağa, denize, kuşa ve ağaca da ruh üflememize ve onlardan ruh devşirmemize de imkân tanıyor, yüce şiarlarımızın verdiği şuuru şiire durduruyordu.
***
Şimdi, şuursuz adamlar, kapitalizmin gökdelenperestleri, bize emanet edilen İstanbul'un bedenine, ruhuna, siluetine kastediyorlar. Doğrudan Efendimizde tecelli eden, Efendimizin emriyle fethedilen bu aziz şehrin dokusunu, bedenini, ruhunu katletmeye kalkışıyorlar!

Emanete, Efendimizin emanetine gözbebekleri gibi bakması beklenen insanlar, bu emanete, bu şehre ihanet ediyorlar!

İstanbul'un siluetini, ruhunu, dokusunu, bedenini yerle bir edecek, yok edecek gökdelenler inşa edilmesine, Haliç'e, Boğaz'a bön ve berbat köprüler inşa edilmesine izin veren, göz yuman insanlara, yöneticilere, yönetimlere isyan etmeliyiz.

Sayın Başbakan Erdoğan! Efendimizin emaneti İstanbul'un emaneti size emanet! Lütfen bu emanete hıyanet edenlere derslerini en ağır şekilde verin!

Bu çığlığımı duyun! Yoksa, yarın, mahşer günü, bu cinayetin sorumlusu olarak ilk önce sizi şikâyet edeceğim Efendimize!

 

 

İLGİLİ HABERLER:
CHP'DEN BASINA VE KAMUOYUNA DUYURULUR:
16-9 KULELERİNE KISMİ YIKIM KARARI
İSTANBUL, TARİH, RANT ve SİLUET MESELESİ


Haber, Yorum, Resim göndermek için İrtibat: fatihten@gmail.com