.Zübeyde Hanım,
Meryem Ana mıdır?

Şu "proje aşamasında" olan Zübeyde Hanım
filmi aklıma takıldı ya, aslında o ve
eşi hakkında pek de bir şey
bilmediğimizi fark ettim...
Zübeyde Hanım, belli ki "tipik" bir
Osmanlı kadını. Milyonlarcası gibi...
Eğitimi yok, başı örtülü, beş vakit
namazında, azıcık da otoriter. Benim
anneannem de, babaannem de öyleydi.
Osmanlı kadınları, kocaları ölünce
yeniden evlenmezler. "Ezberi bozan"
davranışı bu olmuş. Oysa Osmanlı
kadınlarının kocaları genellikle yaşlı
ölürler, Ali Rıza Bey çok genç gitmiş...
Başka ne biliyoruz Zübeyde Hanım
hakkında? Hemen hemen hiçbir şey.
Bir tek fotoğrafı var elimizde, son
günlerinden, gözlük takarmış, yaşlı
kadın, elbette takacak.
Hangi yemeği iyi yaparmış? Temiz ve
titiz miymiş? Çok mu konuşurmuş az mı?
Çocuklarını döver miymiş? Komşularıyla
nasıl geçinirmiş? Ali Rıza Bey'le mutlu
muymuş? Bilmiyoruz.
Oğlunu nasıl yetiştirmiş? Onu günün
birinde "Atatürk yapacak" ne gibi özel
bir eğitim vermiş? "Genlerinde" özel
birşeyler mi varmış yoksa?
Bilmiyoruz. Ali Rıza Bey hakkında
bilgilerimiz daha da az, hemen hemen yok
gibi. Elimizde gerçek bir resmi bile
yok. Otuzlu yıllarda, bir yerlerden
Selanikli bir subay resmi bulmuşlar,
"Atatürk'ün babası" diye sallamışlar.
Buna bizzat Atatürk gülmüş de, "bizim
peder bu değildir" demiş! Dalkavuklarını
pek adam yerine koymazdı. Bu
gayretkeşliğe kızmış ama sesini
çıkarmamış.
Bu aile, imparatorluğun merkezinde de
değil, taşrasında yaşayan, çok da kayda
değer olmayan bir memur ailesi,
binlercesi gibi...
Öyleyse niçin ahkâm kesiyoruz?
Çünkü bu kişiler Atatürk'ün anası ve
babası olduklarına göre "onlarda
insanüstü birtakım özellikler bulunsa
gerektir" diye düşünüyoruz!
Daha da ileri gideyim: ATATÜRK'Ü
TANRILAŞTIRMAK İSTEYENLER, BELKİ
KENDİLERİ DE FARKINA VARMADAN, ZÜBEYDE
HANIM'I BİR MERYEM ANA, ALİ RIZA BEY'İ
DE BİR HAZRET-İ YUSUF GİBİ GÖRMEYE
ÇALIŞIYORLAR!...
Marangoz Yusuf'un ölümünden sonra
çömlekçi Mordohay'la evlenen bir Meryem
tasavvur edebilir misiniz?
Yaramazlık yaptığı için İsa'nın poposuna
iki şaplak yapıştıran bir Meryem
tasavvur edemeyeceğiniz gibi!
İşte bu nedenle, Zübeyde Hanım'ın ikinci
eşi Ragıp Bey ve Atatürk'ün üvey
kardeşleri de "cumhuriyet yazıcıları",
yani resmi tarihçiler tarafından eski
kuşaklara unutturuldu, yeni kuşaklara
hiç mi hiç öğretilmedi.
Oysa bu ne ayıptı, ne günah... Çok
doğal, çok "insanca" şeylerdi bunlar.
Fakat Atatürk'ün bir üvey babası ve üvey
kardeşleri "olabilemezdi", çünkü Atatürk
doğaüstü bir varlıktı!
Kalp krizi de geçiremezdi, acıkamazdı,
yorulamazdı, üşüyemezdi... Bu satırların
yazarı Atatürk'ün hem de iki kere kalp
krizi geçirmiş olduğunu elli yaşından
sonra öğrendi de şaştı kaldı. (İşte bu
şekilde Hazret-i İsa'nın dört kardeşi de
Katolik Kilisesi tarafından tarihten
silindi, unutturuldu Hıristiyan
dünyasına...)
Beyinler öylesine yıkanmış, öyle
şartlanmış ki, bu gerçeklerin
açıklanması tokat etkisi yapıyor, sonra
da hemen öfke başlıyor... Bu masum
gerçekleri yazanlar "herhalde gericidir"
diye düşünülüyor ve Zübeyde Hanım'a en
aşağılık iftira ve hakaretlerle saldıran
pis yobazlarla neredeyse bir
tutuluyorlar...
Yahu sırası mı şimdi bütün bunların,
Avrupa Parlamentosu seçimlerini sağcılar
kazandı, bizi almayacaklar, otur şunları
yaz... Diyeceksiniz.
Zübeyde Hanım'ın bir Meryem Ana
olmadığını öğrendiğiniz ve kabul
ettiğiniz gün, Avrupa Birliği'ne
girebilme şansınız daha da artacaktır.
Ne demek istediğimi anlayan, küfür
etmez.
|