|
FATİH'TE KENTSEL
DÖNÜŞÜM PROJELERİ GERÇEĞİ
Fener- Balat Semtleri
Sahil Kesimi Yenileme Projesi,
Ayvansaray Mahallesi Kentsel dönüşüm Yenileme Projesi,
Eğrikapı-Ayvansaray (Avcıbey Atikmustafapaşa mah.) Kentsel dönüşüm Yenileme Projesi,
Mollaaşkı Mahallesi Kentsel Dönüşüm Yenileme projesi
Neslişah ve Hatice Sultan Mahalleleri (SULUKULE) Kentsel
dönüşüm Yenileme Projeleri,
Kürkçübaşı Mahallesi (Bulgur Palas Çevresi) Kentsel
dönüşüm Yenileme Projesi,
Yedikule Yenikapı Sahil Şeridi III. Etap (Yalı, Kasap İlyas,
Çakırağa Mahalleleri Kentsel dönüşüm Yenileme Projesi,
Kürkçübaşı Mahalleleri) Kentsel dönüşüm Yenileme Projesi,
Küçük Mustafa Paşa ve Haraççı Kara Mehmet Mahalleleri
Kentsel dönüşüm Yenileme Projesi,
Samatya Kentsel dönüşüm Yenileme Projesi,
Bulgur palas ve çevresi Kentsel dönüşüm Yenileme
Projesi,
Beyazıtağa(Sur1)Kentsel dönüşüm Yenileme Projesi,
Hüsambey-Kırkçeşme ve Şeyh Resmi Mah.
Nişanca ve Çevresi
Kentsel dönüşüm Yenileme
Projesi,
Süleymaniye
Kentsel dönüşüm Yenileme
Projesi,
Kapalıçarşı ve Çevresi
Kentsel dönüşüm Yenileme
Projesi,
Küçük Mustafa Paşa Ve Haraççı Kara Mehmet Mahalleleri
Ereğli Mahallesi Kentsel dönüşüm Yenileme Projesi,
Cankurtaran-Kadırga-Kumkapı-Yenikapı arası Kentsel dönüşüm
yenileme projeleri.
Bizden Not: Bu ilan edilenler 1. dönem yenileme alanları.
2. Dönem ve sonraki dönemlerde deprem gerekçe gösterilerek
Bütün Fatih Masaya yatırılacak, Fatih (muhtemelen adı Suriçi
Belediyesi olacak!) Yerleşim alanları yenilenerek ilçe
Turizm-Ticaret-Konaklama merkezi haline getirilerek, 500.000
olan nüfusu 50-75 bin arasına indirileceğinden
bahsedilmektedir.
Fatih Belediyesinin web sitesinde ön tanıtımı yapılan
yukarıdaki projelere dikkat edecek olursanız çoğunlunun İstanbul
Tarihi yarımada etrafını saran sur boyları olduğunu
göreceksiniz.
Fatih Belediyesinin kısmen uygulamaya koyduğu SULUKULE ve
Fener-Balat-Ayvansaray semtleri Kentsel Dönüşüm Yenileme
Projelerinde ortaya çıkan Avan proje çizimleri ve 3D
cephe resimlerinden anlıyoruz ki, mevcut yapı stokunun tamamına yakını
yıkılarak yerlerine Betonarme, Modern görünümlü, eskisinden
çok katlı ve Ada bazında planlanmış yeni bir yapılaşma
görüyoruz.
Bu
yapılaşma gerçekleşecek olursa Fatih İlçesindeki mevcut
tarihi doku tamamen değişecektir,
Uygulamalarını ilçe içindeki
yeni yapılanmalarda görüyoruz. Bildiğimiz betonarme
apartmanların ön cephelerine yapıştırılan plastik köpük
malzemeden oluşan eklemelerle "Fatihte Tarihi Koruyoruz"
iddiasına Dünya kültür mirası koruma kurulları, UNESCO,
Avrupa birliği gibi Dünya kültür mirası koruma adına
faaliyet gösteren sivil toplum örgütleri, Üniversiteler
büyük tepki koyarak peş peşe kınama bildirileri yayınlayarak,
sekiz bin yıllık geçmişi olan İstanbul merkezinin bu şekilde
yok edilmesini engellemeye çalışıyorlar.
Fakat Başta Başbakanımız, Kültür
Bakanımız, Büyükşehir Belediye başkanımız, Fatih belediye
başkanımız 2005 yılında hazırladıkları 5366 sayılı yasayı
Fatihte uygulayacaklarını, Deprem gerekçe gösterilerek Bütün
dünyada yaşatılması için büyük gayret gösterilen 19.yy.
sivil mimari örneği binalar yıkılarak yerlerine betonarme
modern, büyük binalar inşa edeceklerini her fırsatta deklere
ediyorlar. Kültür
bakanlığının oluşturduğu İstanbul koruma kurulları ise on
yıllardır koruyamadıkları tarihi yapıyı korumayı terk
ederek, yapılmak istenen yeni betonarme, aslı ile hiçbir
ilgisi olmayan, imitasyon binaların yapımına izin
vermesi ise çok manidardır.
Halbuki bu koruma (ma)
kurulları, vatandaşın küçük çaplı imar, tamir çalışmasına
uyguladığı katı kurallar nedeniyle tarihi yarımada çöküntü
haline geldi. Bu
çöküntü ortamının oluşmasına önemli bir katkıda resmi
kurumlarımızdan gelmiştir. İlçemizde yüzde olarak çok önemli
sayıda bina Milli Emlak Müdürlüğü, Vakıflar Müdürlüğü,
Belediye'ye aittir. Bu kurumlar sahibi oldukları binaları
gerektiği gibi korumamış, kiracılarına onarması için makul
müsaade vermemiştir.
İlçemizdeki 1950-1980 yılları arası inşa
edilen sahte, Kaçak yapılaşma ürünü binalara göz yuman
devletimizdir, Belediyelerimizdir. Bu durum devletimizin göz
yumarak sebep olduğu Kaçak yapılaşmaya Af kanunları ile
ikinci kez ortak olmasıyla oluşmuş bir durumdur. Burada
yapsatçı inşaat kalfalarının, plansız projesiz
gerçekleştirdiği binaların vebali son sahiplerine
çıkarılamaz, Devletimiz buradaki sorumluluğunun gereğini
yapmalıdır. Devlette devamlılık esas olduğuna göre, Benim
zamanında olmadı mazereti geçerli değildir.
Bu ülkede milyonlarca
kaçak, plansız bina, arsa tapusu ile resmen el değiştirdi. Bu
şekilde halkın aldatılmasına devletimiz göz yumdu, şimdi
gereğini yapma zamanıdır.
Yeni kentsel dönüşüm projelerinde görüyoruz ki devletimiz bu
sorumluluğunun bilincinde değildir. TOKİ, KİPTAŞ ve Çalıklar
Gurup, Şener Gurup gibi özel şirketler üzerinden dönüşüm
gerçekleştirmeye çalışan iktidar, mevcut mülk sahiplerini
mağdur etmeye devam ediyor.
Proje alanındaki binaları mevcut fiyatları ile
kamulaştırmakta, yeni yapılanları ise 4-5 misli farkla
vatandaşa dayatmaktadır. Bu durum mülk sahibinin
mağduriyeti ile mülkünde kiracı durumuna düşmesine sebep
olmaktadır.
Devletimize düşen görev bu projelerden kâr etmek
olmamalıdır. Tarihi sorumluluğu gereği ortaya çıkan
masrafların en az %50si devlet tarafından karşılanmalıdır. Fatihte bir yenileme
mutlaka yapılmalı, bu yenilemeye tarihi binalardan değil,
çoğunluğu 40 yılını tamamlamış, beton ve beton içi demirleri
eriyerek sağlık ömrünü bitirmiş binalardan başlanmalıdır.
Hükümet projesi olduğunu gördüğümüz Tarihi yarımada kentsel
dönüşüm yenileme projeleri "DEPREM" gerekçe
gösterilerek uygulanmak isteniyor.
Buradan iddia ediyoruz Tarihi binalar Avrupa'da örneğini
gördüğümüz gibi büyük depremlere dahi dayanabilecek mükemmel
yapılardır. Buralarda yaşanılan hayat apartmanlara
nispetle çok daha insancıl ve insanın ruhsal hayatına olumlu
katkı sağlayan örnek yapı örneğidir. Apartman yaşam kültürünün,
insani olmadığını görüyoruz, dar alanda aynı kapıyı paylaşan
aileler birbirlerinden kopmaktadır, apartmanlarda geleneksel
Türk aile hayatı, komşuluk ilişkileri yaşanamamaktadır.
Batı bunu anladı Osmanlı devletinin uyguladığı bahçe içinde
aileye hitap eden küçük evlerde yaşamaya başladılar, kent
içinde ise Fener,Balat,Kumkapı türü dikey yapılaşma
yaygındır.
Ben 59 yıllık hayatımın bir kısmını Süleymaniye'de Bahçeli
bir konakta, 39 yıl Fener'de dört katlı, beş odalı dikey
mimari bir evde, son 14 yılımı ise Kocamustafapaşada 9
daireli bir apartmanda yaşıyorum.
Yaşadığım mekanları fiziki ve duygusal olarak analiz
ettiğimde en mutlu olduğum ev Süleymaniye'deki bahçeli ahşap
konaktır. Fenerde 8 kişilik bir aile olarak beş odalı
evimizde yaşadığım hayatımı da özlüyorum. 14 yılımı bana
zehir eden Paşadaki 9 daireli apartmana ve çevreme
alışamadım, alışmam mümkün değil.
Kabahat bende değil, Tamamen yapısal
nedenlerden dolayı, buraya yeni geldiğimde Fenerdeki gibi
bir çevre oluşturmak için çok gayret ettim, bunu asla
başaramadım, hala Süleymaniye'ye, Fener-Balat'a gitmekten
kendimi alamıyorum, Mevcut evimi adeta otel gibi
kullanıyorum. Eski
İstanbul hayatı olanların tamamı benim gibi, eski düzen
evler dostluk ve kardeşlik getiriyor, arkadaşlıklar gerçek
oluyor. apartman mahallelerde bu duygusallığı bulmak mümkün
değil.
Buradan iddia ediyorum, Milletimizin, Devletimizin Bekası
için sevgi ve hoşgörü toplumu oluşturmak için batınında
taklit ettiği, eski düzen, az katlı, bir ailenin yaşadığı
mimari düzene geçilsin. Bu devletimizin politikası olsun.
Günümüzde TOKİ'nin uygulamaları rant yatırımlardır, İnsani
değildir, sağlıklı değildir. Bu uydu kentlerde yaşam insanı
hasta etmektedir. dostluk ve komşuluk diye bir şeyi tesis
etmek adeta imkansızdır.
Ülkemizde akademik kişiler bu konuda neden araştırma
yapmazlar, bunu da anlamış değilim. Galiba birilileri bizim
huzurlu, mutlu, dost olmamızı istemiyor, Toplumsal yapımızı
tahrip eden bu yapılaşmada dayatma yapılıyor.
Tekrar konuya dönecek olursak, Yenileme
kentsel dönüşüm projeleri yarı ömrü 35 yıl olan, Yıkanmamış
deniz kumu, yivsiz ve eksik çaplı demirlerden oluşan mevcut
apartman yapılanması büyük tehlike arz ediyor. acilen bu
apartmanlar yıkılarak yerlerine İnsan-i Kentsel dönüşüm
projeleri hayata geçirilmelidir.
Mevcut tarihi yapılar sağlam, yüzyıllara meydan okuyabilecek
dolgu tuğladan ve her cephesi kalın dövme çelik putrellerle
bağlanmış depreme dayanıklı binalardır.
Bu binalarımızın bakımsızlıktan yıkımla
karşı karşıya olmasının sebebi yine belediyemizdir.
B. Dalan zamanında Ayvansaray, Fener, Unkapanı'ndan Yenikapı
atık su kolektörüne yeraltından, Bombalama tekniği ile açılan
üç ayrı kanal inşaatında yeraltı faylarının tahrip edilmesiyle
oluşmuştur, ayrıca on yıllardır sahil bandında yeraltı
sularının çekilerek iş yerlerine satılması nedeniyle oluşan
yeraltı erozyonunun sebep olduğu gerçektir.Şimdi ise Metro
çalışması ile aynı hatalar tekrar edilmektedir.
Bu yeraltı çalışmalarının
sebep olduğu tahribat binalar yıkılmadan da telafi
edilebilir, Tarihi anıt eserlerde uygulanan temel
yataklarına beton pompalayarak zeminin sağlamlaştırılması
sağlanabilir. Bu teknik koca Fatih camiinde, Süleymaniye
camiinde vs. uygulanıyor da 2-3 katlı sivil mimarlık örneği
binalarımızda neden uygulanmıyor?
Proje dayatmacılarının gerekçesi sadece
bu tarihi semtlerdeki parsellerin çok küçük dikey bina
olmasındandır. Bu küçük parsellerde yapılacak onarım proje
sahiplerine rant sağlamıyor, Burada uygulanmak istenen Haliç
ile bütünleşmiş, modern milyonluk evler yaparak
projeyi finanse etmeyi düşünüyorlar.
Burada 59 ayrı ada projeye alınmış, Bunun 19'unda yapılaşma
var. 40 adanın tamamı park,bahçe,yeşil alan. Bu alanlar
projeye dahil edilerek inşaatı gerçekleştiren firmaya adeta
peşkeş çekilmektedir.
Bu 40 adada Vakıfların, Milli Emlak'in, Belediyenin mülkleri
var, Belediyelerimiz bu projeden ne elde ediyorlar. Bu
açıklanmıyor. Bu proje göründüğü üzere tamamen rant
projesidir. Devletimize, hukuka yakışmamaktadır.
Tarih,Kültür,Sanat adına
İnsanlık mirası adına bu projeler Fatihte uygulanmamalı,
Tarihi yarımadada kaçak yapılan sahte binalar eski
planındaki gibi, orijinal malzeme ile yeniden inşa
edilmelidir. Bu şekildeki uygulama Dünyada takdirle
karşılanacak, Halen yaşayan örnek bir kültürün yok olması
önlenecektir.
Belediyelerimizin halen
eski konakların yerlerine betonarme apartman ruhsatı
verdiğini görüyoruz, Kültür bakanlığı Koruma kurullarının bu
tarih ve kültür yıkımına seyirci kalmasını kınıyor, adının
gereğini yerine getirmesini acilen bekliyoruz.
Behlûl Dane
fatihten@gmail.com
 |