|
Yedikule sur kapısı iç
kesiminde iki asırdır duran Bizans kartalı çalındı.
Günümüzde tarihi eser hırsızlıkları büyük boyutlara ulaştı,
eline kazma alan bir yerleri kazıyor, bir şeyleri söküyor,
görenler görmemezliğe geliyor. Bu nereye kadar?
2010 Avrupa kültür
başkenti olduk diyoruz, ana İstanbul gazze gibi sadece
yıkıyoruz, yapılan bir şey yok !
Aşağıda resmini gördüğünüz bu kartal artık yerinde yoktur 5.
yy Bizans sanatının en önemli örneklerinden olan ve binlerce
yıl Yedikule kapısının üzerinde duran bu Bizans kartalı 2
gün önce yerinden çalınmıştır.
Seçim çalışmaları öncesi önüne bir siyasi partinin pankartı
asılmış ama o sırada arkasında çalma çalışmaları gizlice
devam etmiştir .

İstanbul 1500 senelik bir eserini daha kaybetti, görevliler
suskun, telefon, mail ev bizzat yetkililere yasal
tepkilerinizi gösterin

Yadikule Bizans Kartalı çalınmadan evvel çekilmiş bir resmi;
5. Yüzyıl Bizans sanatının en önemli örneklerinden olan ve
binlerce yıldır Yedikule kapısının üzerinde bulunan 'Bizans
Kartalı' iki gün önce çalındı. Yerel seçimler öncesi
partilerin afiş asma yarışına girmesini fırsat bilen
hırsızlar, çaldıkları kartalın yerine bir siyasi partinin
afişini yapıştırarak kamufle etti.

İstanbul'un bin 500 yıllık bir eserini daha kaybettiğini
söyleyen İstanbul Üniversitesi'nden Dr. Ferudun Özgümüş,
tarihimize ve kültürümüze duyarlı herkesi yasal tepki
göstermeye davet etti. Turist Rehberleri Birliği (TUREB) de,
konuyla ilgili kurum ve kuruluşlara şikayet yazısı gönderdi
Haberin Tarihi: 06 Mart 2009
Dr. Ferudun Özgümüş; Doğrusu ya bizim meslektaşlarda da
kabahat var. Evet eserler yerinde korunursa daha iyidir ama
koruyamıyorsan al kaldır müzeye koy. Arkeoloji müzesindeki
Gülhane Meryem'i kabartması da böyle surlar üzerindeydi,
çalınmış antikacıda satışa bile çıkarılmışken yabancı bir
Sanat tarihçisi tarafından fark edilip şikayet edilmiş ve
müzeye kazandırılmıştı.
Bir de laf ediyoruz, Almanlar koca Bergama Zeus sunağını
tamamen yasal olarak padişah izniyle ülkelerine parça parça
taşıyıp yerinde temelini bırakırken şimdi bazıları Bergama
Zeus sunağı geri dönsün, o yerinde güzel diye bağrışıyorlar.
Bunu gönülden ben de istiyorum ama biz garip bir Bizans
kartalını bile koruyamıyorsak acaba bu muhteşem eseri
koruyabilir miyiz.
İstanbul'da bu durumda binlerce mağdur eser var, giden
gidiyor, takip eden yok, Polisin bu konuda eğitimi yok,
Mevcut surları bir dolaşın yerinde olmayan yüzlerce kitabe
yuvası görebilirsiniz, Bu büyük bir utançtır.
Arşivlerde olan resimleri ile bu kitabeler yeniden aslına
uygun tasarlanarak yerlerine konmalıdır.
Bu şekilde tarihi yerine
getiremeyiz belki ama bir utancımızı telafi etmiş oluruz,
Silivrikapı hipojesinde çalınan lahit kabartmaları Arkeoloji
müzesine kaldırılırken yerlerine plastik kalıp çıkarılıp,
çok kötü dökülmüş beton kabartmalar yerleştirilmiş. Bu
ayrı bir ayıp olarak günümüzde bizleri utandırıyor.

Toplam uzunluğu 22 km.’yi bulan İstanbul Surları üç ayrı
bölgede bulunmaktadır. Bunlar sahilde yer alan Marmara
Surları ve Haliç Surları’nın yanı sıra büyük çoğunluğu
Zeytinburnu ilçe sınırları içerisinde yer alan Kara
Surları’dır.
5420 metre uzunluğunda olan ve üzerinde 123 burç bulunan
Kara Surları deniz kıyısındaki Mermer Kule’den başlayıp
Edirnekapı civarına kadar Haliç yönüne doğru ilerler. Kara
surları iki dizi halindedir ve arada derin bir hendek
vardır.
Surlar üzerinde dışarıyla bağlantıyı sağlayan büyüklü
küçüklü 36 adet kapı vardır. Bu kapıların önemlilerinin
altısı (Altın Kapı –diğer adıyla Yaldızlı Kapı-, Yedikule
Kapısı, Belgrad Kapı, Silivri Kapı, Mevlana Kapı-bir diğer
deyişle Mevlevîhane Kapısı- ve Topkapı) Zeytinburnu
ilçesinde yer alır.
Gerek uzunluğu, gerekse özellikleri nedeniyle görkemli bir
savunma sistemi olan bu surlar tarihte sadece iki kez
aşılabilmiştir. Sayısız saldırıya hedef olan surlar, 1204
yılında Katolik Latinlerin, Ortodoks Bizans’ı istilasının
ardından, 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet’in ordularına
boyun eğmiştir. Surlar şehri savunma hususunda Çin Seddi
kadar önem arz etmişlerdir.
İmparatorların Prestij Kaynağı
Kara Surları ilk olarak, M.S. 413 yılında İmparator II.
Theodosius zamanında inşa edilmiştir. Tarih boyunca birçok
kez depremler ve savaşlar nedeniyle zarar görmüş ama her
yıkımın ardından onarılmıştır. İmparatorlar tarafından daima
ilgi gösterilmiş, şehri koruma görevinin yanı sıra bir
prestij kaynağı olarak görülmüştür. Osmanlılar döneminde
bile, geniş impratorluk toprakları içinde savunma önemini
yitirmiş olsa da gerekli onarımlar yapılmıştır. Ancak
imparatorluğun son dönemlerinden itibaren kendi haline
bırakılmıştır.
447 yılındaki şiddetli bir depremde surların büyük kısmı,
birçok kule ile birlikte yıkılmıştır. O dönemde Avrupa’da
Atilla fırtınası esmesinden dolayı yıkılan bölümler aynı yıl
çabucak yenilenmiştir. Surlar 740 ve 1509 yıllarındaki
depremlerde de çok büyük hasar görmüştür. 740 yılında
İmparator III. Leon tamir için özel vergi koymuş, 1509′da
ise bir yıl boyunca sekiz bin işçinin çalışmasıyla
onarılabilmiştir.

En Önemlisi Altın Kapı
Surların deniz kenarındaki sınırında, ilginç kulelerden biri
Mermer Kule vardır. Mermer Kule’nin yaklaşık bir kilometre
içerisinde surların en önemli kapısı Porto Aurea (Altın
Kapı) yer almaktadır. Altın Kapı, Via Egnetia adı verilen
İstanbul-Roma yolunun başladığı nokta olmasının yanı sıra
anıtsal bir özellik de taşır. I. Theodosius’un buraya
yaptırdığı zafer takının ardından burası şehrin giriş kapısı
olmuştur. İmparatorlar savaşta zafer kazandıktan sonra şehre
bu zafer takından törenle geçerek girmeye başlamışlardır.
II. Theodosius da takın yanına birer kule ekleterek kara
surlarına bağlamıştır. Kemer ve cephesi altın yaldızlarla,
altın kaplamalı bronz yazılarla ve heykellerle süslü olan
kapıya bu nedenle “Yaldızlı Kapı” da denilmekteymiş.

Yedikule Hisarı
Fatih Sultan Mehmet, fetihten sonra yaptırdığı üç kuleyle
buradaki kulelerin sayısını yediye çıkarmış ve burası beş
köşeli yıldız biçimini alarak hisar görüntüsü kazanmıştır. O
günden beri Yedikule Hisarı ya da Yedikule olarak
anılmaktadır.
Buradaki kulelerden biri Bizanslılar döneminde hapishane
olarak kullanılmaktaydı. Osmanlılar burayı ilk olarak devlet
hazinesi amacıyla kullanmış ama III. Murad’dan (1574-1595)
sonra mekân, imparatorluğa zindan olarak hizmet vermiştir.
Bu zindanlara vezirler, paşalar, asi saray mensupları gibi
önemli yerli mahkumların yanı sıra savaş halinde bulunulan
ülkelerin tutsak elçileri konulduğundan, imparatorluk tarihi
açısından önem arz eden bir yerdir.
Diğer Bazı Kapılar
Adını, Kanuni’nin 1512 yılında gerçekleştirdiği Belgrad
Seferi’nden sonra yanında getirdiği esnafı yerleştirdiği
bölge olmasından alan Belgrad Kapı’dan sonra Silivri Kapı
gelmektedir.
Belgrad Kapı’dan sonra, yakınında bulunan Balıklı Ayazması
nedeniyle zamanında Mukaddes Kaynak Kapısı da denilen
Silivri Kapı gelir. Buradan sonra, adını yakınında kurulmuş
olan mevlevîhaneden alan Mevlana Kapı gelmektedir.
İçerilere doğru ilerledikçe karşımıza çıkan bir diğer kapı
da Topkapı’dır. Topkapı Türk tarihi için en önemli kapıdır.
29 Mayıs 1453′de nihayete eren İstanbul Kuşatması’nın en
yoğun çarpışmaları burada yaşanmış, Ulubatlı Hasan zafer
sancağını buraya dikmiştir. Topkapı, 1950 yılında onarım
görmüştür.
1980′lerde UNESCO tarafından “Dünya Mimari Mirası” listesine
alınan surlar, 1987-1994 yılları arasında başarısız bir
onarım yaşamıştır. İstanbul Surları’nın restorasyonu projesi
çerçevesinde ilk planda ele alınması düşünülen Kara
Surları’nın, çevre düzenlemesi yapılması ve açık hava müzesi
görünümü kazandırılmasıyla turistik mekâna dönüştürülmesi
gündemdedir.
|