.

 

.TAVLA -OKEY - SATRANÇ OYUNLARI

İslam'da boşa geçirilen zaman konusunda alimlerin genel tavrı.

İnsan, dünyaya oyun ve eğlence için gelmemiştir. Dünya iş ve kazanç yeridir. Dünya ahiretin tarlasıdır. Burada ne ekilirse, ahirette o biçilecektir. Boş vakit fırsat ve ganimettir. Faydalı iş yapmadan vakit geçirmek vakti öldürmek olur. Dünyada yapılan her işin, her nefesin hesabı kıyamette sorulacaktır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
”Kıyamet günü, herkes ömrünü ve gençliğini nerelerde geçirdiğinden, malını nereden kazanıp nerelere harcadığından ve ilmi ile amel edip etmediğinden sorguya çekilecektir.” [Tirmizi]

Ömür, ilim, mal ve beden, Allahü teâlânın kullarına verdiği bir sermayedir. Bu sermayeyi Allahü teâlânın bildirdiği yerlerde harcamalıdır. Vakit geçtikten sonra pişmanlığın faydası olmaz. Onun için gençliğin, malın, sağlığın kıymetini bilmeli, dünyada ahireti kazanacak işler yapmalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
”Beş şeyden önce beş şeyin kıymetini bil! İhtiyarlıktan önce gençliğin, hastalıktan önce sağlığın, meşguliyetten önce boş vaktin, fakirlikten önce zenginliğin ve ölümden önce hayatın kıymetini bil!” [Ebu Nuaym]
Peygamber efendimiz, tavla oynayan bir grup insana buyurdu ki:
”Oyunla meşgul olan el ve kalblere, boş ve bâtıl sözlere yazıklar olsun!” [Beyhaki]
Böyle oyunları parasız, eğlence için oynamak da uygun değildir. Çünkü hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Satranç ve dama oynayan, ellerini domuz kanına bulaştırmış gibi olur.) [Müslim]
(Tavla oynadıktan sonra kalkıp namaz kılan, irin ve domuz kanı ile abdest alıp namaz kılana benzer.) [İ. Ahmed]
(Satranç, tavla ve benzeri haram olan oyunları oynayanlara rastladığınız zaman, selam vermeyin! Selamlarını da almayın!) [Deylemi]

Görüldüğü gibi, parasız olarak ara sıra oynamak harama yakın mekruh, devamlı oynanırsa haramdır. Çayına da oynamak kumar olduğu için yine haramdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Bir kimsenin boş şeylerle vakit geçirmesi, Allahü teâlânın onu sevmediğinin alametidir.)
[Mektubat-ı Rabbani]
İmam-ı Malik hazretleri buyurdu ki: (Satranç ve dama oynayan Allah ve Resulüne asi olmuş sayılır.)
[U. Kübra]

İmam-ı Gazali ile İmam-ı Şafii hazretleri, ara sıra satranç oynamanın mubah, devamlı oynamanın ise tenzihi mekruh olduğunu bildirdiler. Nitekim, İmam-ı Şafii hazretleri, (Satranç oynamak, din ve mürüvvet sahiplerinin âdeti değildir) buyurdu.
Bu yazılardan anlaşıldığına göre, Hanefilerin satranç dahil bütün oyunları oynamaları doğru değildir. Şafiilerin ise, ara sıra yalnız satranç oynamaları caizdir.
İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki: (Oyun ile vakit geçirmek, tavla, 14 taş ve benzeri oyunlar tahrimen mekruhtur. Bunlar, para ile, mal ile yapılırsa kumar olur, haram olur.)
[R. Muhtar c.5, s.253]

Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur: "Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal okları birer şeytan işi pisliktir. Bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz." (Maide/90)
Peygamberimiz (s.a.v.) arkadaşlarına, 'gel kumar oynayalım' diyen kimsenin bu sözüne keffaret olmak üzere sadaka vermesini tavsiye etmiştir.
İslâm kumarı yasaklarken belli bir şeklini kastetmemiş, mânâ ve neticesini hedef almıştır. Hangi alet ve metodla oynanırsa oynansın, (okey, bilardo, poker gibi) oyunun önceden belli olmayan sonunda taraflardan biri veya bir kaçı kâr yahut da zarar edecekse kumar gerçekleşmiş demektir. Ortaya iki taraf onar lira kor zar veya oyun kağıdı ile en büyük rakam ve kozu bulan yirmi liraya sahip olur, diğeri kaybederse kumardır. Birçok kişi aralarında para toplayıp çekilecek kur'a veya yapılacak yarışma sonunda içlerinden bir kısmı buna sahip olacak diğeri kaybedecekse kumardır.
(Helâller ve Haramlar-Hayrettin KARAMAN)

Tavla, satranç gibi oyunlar da tahrimen mekruhtur. Bunlar, kıymetli vakitlerin ziyanına sebep ve kumara saik olacağı cihetle iyi şeyler değildir. Yalnız İmam Şâfii ve bir rivayete göre İmam-ı Ebu Yusuf satrancın mübah olduğuna kail olmuştur. Fakat bu ibare satrancın kumar yoluyla oynanmadığı ve bir vacip vazifenin yapılmasına mânî olmadığı takdirdedir. Ve illâ bil ittifak haramdır. (Ömer Nasuhi Bilmen İlmihali/254)
Burada bir şeye dikkat çekmekte yarar var. Aslında fetva vermenin vebali büyük, bir takım da usulleri vardır. Kişi eline kitap alıyor okuyor ve işte tavla ve satranç mübahtır, hepsi o kadar. Devamını iyi okumak gerekir. Fetvanın ağırlık noktasını anlamak lâzım. Şayet usulünü bilmiyorsa ehline, bir bilene sorması en uygun olanıdır. Meselâ, Merhum Hocaefendi- bazı görüşleri zikretmiş ama sonunda bir istisna edatı olan illâ ile müftabih olana işaret etmiştir. İşte asıl fetvadaki ağırlık illâdan sonra gelendir. Zira illâ kendinden önceki olumlu ise olumsuza, olumsuz ise olumluya çevirir. Lâilahe illallah da olduğu gibi. Bu illânın hususiyetindendir. İşte Merhum Hocaefendi sonunda illâ bil ittifak haramdır, demekle konuya son noktayı koymuştur.
Ahmet Davudoğlu Mülteka tercümesinde konuyu şöyle açıklamış: Tavla, satranç ve erbaa' aşer, (yahudilerin oynadığı bir oyunun adıdır) oynamak ve bütün oyunlar haramdır. Eğer bu oyunlar kumar maksadıyla oynanırsa, Maide Suresindeki "meysir" ayeti kerimesinin altına girer ki delil ile haram olmuş olur. Çünkü "meysir" bütün kumarların adıdır. Eğer bu oyunlar kumar maksadıyla oynanmazsa, boş yere vakit geçirilmiş olur ki bu da haramdır.
Nitekim Allah Tealâ (c.c.)'nın "Ya sizi ancak boş yere yarattığımız ve hakikaten bize döndürülemeyeceğinizi mi sandınız." (El-Müminun/115)
Oyun hakkında Peygamberimiz (s.a.v.) Âdemoğlu'nun her oyunu haramdır. Yalnız üç oyun müstesna. Bunlar erkeğin karısı ile eğlencesinden, atını terbiye ve tedib etmesinden ve ok atma oyunundan ibarettir.
"Günümüzde at eğitimi yerine, kurallarına ve usulüne uygun her türlü vasıta, ok yerine zamanın icapları savaş aletlerini hiç israf etmeden din, namus ve vatan düşmanlarına karşı en etkin bir biçimde usulüne uygun kullanma eğitimine işaret vardır. Zira İslâm dni, bütün meşrû yeniliklere müsaade eder. Keşke anlayabilsek."


Ebu Davud 4938... Ebu Musa el-Eşârî'den (rivayet edildiğine göre) Rasûlullah (s.a.) (şöyle) buyurmuştur:
"Tavla oynayan kimse Allah'a ve Rasûlüne karşı gelmiş demektir."
[ İbn Mace, edeb 43; Muvatta, rü'ya 6; Ahmed İbn Hanbel, IV, 394, 397. 400.Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 16/165.]
Ebu Davud 4939... Süleyman İbn Büreyde'nin babasından (rivayet edildiğine göre) Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur:
"Tavla oynayan kimse sanki elini domuz etine ve kanma batırmış gibidir."
[ Müslim, şi’r 10; İbn Mace, edeb 43; Ahmed b. Hanbel V, 352, 357,361. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 16/165.]
İbni Ömer (r.a.) satranç oynayan kimselerin yanına uğrayıp selam vermediği ve "sizin tapmakta olduğunuz bu heykeller nedir?" dediği rivayet edilmiştir.
Hz. Ali (r.a.)'nin satranç oynayan kimselerin yanlarına uğrayıp selam vermemiş. Kendisine niçin selam vermediği sorulunca, kendileri için putlar edinip tapmakta olan kimselere nasıl selam vereyim? dediği rivayet edilmiştir. Başka bir rivayette Hz. Ali (r.a.) onların başlarına vurmuştur.
Peygamberimiz (s.a.v.)'in "Seni Allahu Teâlânın zikrinden alıkoyan herşey kumardır." hadisi şerifi bütün oyunları içine almaktadır: "İşte birilerinin çeşitli isimlerle oynadıkları oyunların adı ne olursa olsun ya ömür israfı vardır veya para karşılığı ile oynanan kumar oyunlarıdır."
Bu itibarla bir mü'min kimseye lâyık olan, niçin yaratıldığını bilip gereğince amel etmeli, boş yere vaktini ve nefsini zâyî etmemelidir.
İmam Azam (r.a.) Hazretleri de oyun oynayanlara selam vermeyi doğru görmemiştir. Ebu Yusuf ile İmamı Muhammed (r.a.) oyun oynayanlara hakaret olsun diye selam vermeyi kerih görmüşlerdir.
İmam Şâfî (r.a.): "Kumar olmamak dînî vecibelere bir noksan vermemek, fena söz söylememek, yalan yere yemin etmemek üzere zihni açmak için satranç oynamakta bir beis yoktur, bu şartlar bulunmadığı taktirde hüküm harama döner." demiştir. (Mevkufat-2/376-377)
Meselenin bir diğer yönüne gelince oyun maksadıyla ve kumar şeklinde değil de, idman ve harbe kudret kazanmak için silah atmakla, at yarışları (veya bu günkü şartlarda uçaktan taksiye kadar vasıtaları en güzel şekilde kullanma veya sağlıklı olmak) için yapılan yarışlar caizdir. Peygamberimiz (s.a.v.) ödül ancak deve (araba) yarışında yahut atış ve benzeri bineklerde (zamanın icablarında meşrû olmak kaydı ile) vardır.
Cihad için hazırlanmaya sebep olan herşeyi öğrenmek mendûptur. Peygamberimiz (s.a.v.)'in Azbâ adında bir devesi vardı asla geçilmemişti. Peygamberimiz hadis-i şeriflerinde: "Kim atışı öğrenir de atış yapmazsa, benden değildir."
"Şüphe yok ki Allahu Tealâ bir ok sebebiyle üç (müslüman) kimseyi yani ilâyı kelimetullah için düşmana karşı yapılan savaşa yardım etmek maksadıyla o yapanı, Allah yolunda bu oku atanı, okları atıcıya vereni cennete koyar." buyurmuşlardır.
Günümüzde savaş aletleri ki füzeden kimyasal silahlar, hangisi olursa olsun Allah için yapılan, atılan aletler ok mesabesindedir. Bunları keşke anlasa idik. Başörtüsüne takılıp kalmazdır.
İki yarışçıdan birisi ödülü şart koşarsa, meselâ, biri diğerine sen beni geçersen sana şu kadar (para veya eşya) vereceğim, ben seni geçersem senden bir şey almayacağım, yahut yarışçılardan başka üçüncü bir kimse hanginiz geçerseniz ona şu kadar para vereceğim deyip yarış yapılsa, kazanan kimsenin konulan ödülü alması caizdir.
Ödül, iki taraftan şart koşulursa haramdır. Mesela iki yarışçıdan birisi diğerine, sen beni geçersen, ben sana şu kadar para vereceğim. Ben seni geçersem, sen bana şu kadar para vereceksin diye şart koşup, diğeri de bunu kabul ederek yarış yapsalar, kazananın bu ödülü alması haramdır. Çünkü kumardır. (Mevkufat-2/369)
Netice olarak, teknik aletler ve kumar makineleri hangi isim altında olursa olsun, paranın miktarı az ve çok fark etmez, bir çayına da olabilir, şartlarına haiz ise kumardır. İslam dininde haramlar ve helâller bellidir. Mü'minler için gerekli olan bu sınırları aşmamasıdır. Aksi halde Allah'ın azabı şiddetlidir.
Zekanın gelişmesi veya vakit geçiriyoruz gibi bahanelerin dinen bir değeri yoktur. İyi niyet veya paranın miktarının az olması kumara mânî değildir.
Zekanın gelişmesi için bizi ve kainatı yoktan vareden Allah'ın kudretini çok tefekkür edin. Başta Kur'an olmak üzere çok kitap okuyun. Korkarım herşeyi öldükten sonra anlarız ama faidesi olmaz. Ömrümüz pek kıymetlidir. Zâyî etmeyelim.
Bilindiği gibi, satranç İran kaynaklı bir oyun olup, diğer ülkelere oradan yayılmıştır. Daha önceleri Araplar arasında fazla bilinmiyordu. Fakat İran fethedilip İranlılarla münasebetler başlayınca, yavaş yavaş İran âdetleri de Müslümanlar arasında görülmeye başladı. İslâmiyet, prensip olarak her milletin, kendi ruhuna uygun olan veya ters düşmeyen hususî âdet ve alışkanlıklarını hoşgörü ile karşılamış, ilişmemiştir. Fakat içinde mahzur taşıyan, zararı mevcut olan davranış, hareket ve âdetleri de yasaklamış; onların terk edilmesini emretmiştir.

Sahih hadis kitaplarında yer almasa da, bazı rivayetlerde satranç “şah sahibi” olarak geçmekte ve oynanmasına cevaz verilmemektedir.
Hz. Ali (r.a.) “Satranç Acemlerin kumarıdır” diye satrancı hoş karşılamazken, Sahabe-i Kiramdan Ebû Musa el-Eşarî, “Satrancı ancak günahtan sakınmayanlar oynar” demiş, büyük fıkıh âlimi İbrahim en-Nehâî ise kendisine satranç hakkında sorulduğunda, “O lânetlenmiştir” diye cevap vermiştir. Aynı şekilde Abdullah ibni Ömer, “Satranç diğer kumarlardan daha kötüdür” görüşünü benimserken, İmam-ı Mâlik satrancı tavla gibi değerlendirmekte ve haram saymaktadır.( ez-Zevâcir, 2: 200.)

Bu rivayet ve görüşleri benimseyen İslâm hukukçularının çoğuna göre, satranç oynamak caiz olmayıp, haram kabul edilmektedir. Hanefî mezhebinin tercih edilen görüşü de bu şekildedir.

Ancak bazı âlimler satrancı aynı kategoriye sokmamakta, birtakım şartlar dahilinde oynanmasının caiz olabileceğini düşünmektedirler. Şâfiî mezhebinin kudretli âlimlerinden İmam Nevevî bu hususta şöyle der:
“Satranç, âlimlerin çoğuna göre haramdır. Bir kimse bu oyun sebebiyle bir namaz vaktini geçirir veya bir menfaat karşılığında oynarsa bize göre de haramdır.”
Hanefî ulemasından İbni Âbidin, satranç için, “Haramdır, bizim mezhebimizde büyük günahtır” dedikten sonra, İmam Şâfiî’nin ve bir rivayete göre İmam Ebû Yusuf’un satrancı mubah saydıklarını kaydetmektedir. Vehbâniyye, Şarih’in “Satrançta beis yoktur” sözüne ise, “Bu bir rivayettir” demektedir.( Reddü’l-Muhtar, 5: 523.)


Tavla Oynamak Haramdır

Cahillerden ve halk tabakasından çoğu namazı bilerek terkediyor ve boş zamanlarını top veya tavla oynayarak geçiriyorlar. Bu hususta İslam'ın verdiği hüküm nedir?
Sahih olarak rivayet olunan bir hadiste Rasulullah (as) şöyle demektedir:
"Tavla oynayan bilsin ki elini domuzun etine ve kanına batırmış gibidir."
Bir başka hadiste, "tavla oynayan, Allah'a ve Rasulune isyan etmiş demektir" diye buyurmaktadır.
Ebu Davud 4938...
Ebu Musa el-Eşârî'den (rivayet edildiğine göre) Rasûlullah (s.a.) (şöyle) buyurmuştur:
"Tavla oynayan kimse Allah'a ve Rasûlüne karşı gelmiş demektir."
[ İbn Mace, edeb 43; Muvatta, rü'ya 6; Ahmed İbn Hanbel, IV, 394, 397. 400.Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 16/165.]
Ebu Davud 4939... Süleyman İbn Büreyde'nin babasından (rivayet edildiğine göre) Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur:
"Tavla oynayan kimse sanki elini domuz etine ve kanma batırmış gibidir."
[ Müslim, şi’r 10; İbn Mace, edeb 43; Ahmed b. Hanbel V, 352, 357,361. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 16/165.]

Ali b. Ebu Talib, satranç oynayan bir topluma rastgelince onlara, "taparcasına kendinizi kaptırdığınız bu heykeller de ne oluyor?" diye sordu. Bir rivayette de şöye deniyor: Hz. Ali satranç oynayanların satranç tahtalarını kafalarına geçirdi.
Selef alimlerinden bir kısmı, "satranç kumardan bir bölümdür. Allah Azze'nin kumarı haram kılması benzeri bir hüküm altındadır" diyorlar. Alimlerin pek çoğu satrancın herhangi bir bedel karşılığı oynanması halinde haram olacağını belirtiyorlar. Ortaya konan bir bedel karşılığında oynanması durumunda Allah'ın haram kıldığı kumar ve fal okları hükmü içerisine girmektedir. Dört mezhep imamına göre tavlanın herhangi bir bedel karşılığında ya da bedelsiz oynansın haram oluşu kesindir. Ama İmam Şafiî'nin bazı arkadaşları tavlanın ortada bir menfaat (karşılık)
olmaksızın oynanması durumunda haram olmadığını savunuyorlar. Şafiî, bir çok arkadaşı, îmam Ahmed, Ebu Hanife ve diğer İmamlar, "tavla ister herhangi bir bedel karşılığında oynansın isterse karşılıksız olsun haramdır" diyorlar. Satrancı bu kabilden alan Malik, Ebu Hanife, Ahmed ve diğer imamlar onun tavla gibi haram olduğu görüşünü savunuyorlar. Hatta bu hususta hangisinin verdiği hüküm daha kesin diye tartışmalar olmuştur. İmam Malik ve bazı şahsiyetler, "satranç tavla gibidir" diyor ve hükümlerini ona göre veriyorlar, îmam Ahmed ise, "satranç tavladan daha ehven bir şeydir" diyor.
Bunları dikkate alan îmam Şafiî tavla konusuna eğilmiştir. Eğer tavla oynanmasında herhangi bir haramlık keyfiyeti yoksa bu durumda varolan bir kuşkunun sebebi nedir?
Satrancın aksine tavla oyununda, para, mal veya benzeri şeyler galip gelen oyuncuya bedel olarak verilmek üzere ortaya konmuştur. Satrançta ise galip gelene verilecek bir şey yoktur. Bazıları, "satranç taşlarının dizilişi itibariyle savaştaki iki tarafı temsil etmektedir" diyorlar. Oysa gerek tavla gerekse satranç, parasına veya başka bir bedel karşılığında oynanacak olursa satranç tavladan daha kötüdür. Zira parasına oynanan bir satranç oyununun alimlerin ittifakıyla haram oluşu ortadadır. Yalan veya haram bir yeminle oynanan oyunların haramlığını alimlerin İttifakı, yani icma belirlemiştir. Zira yalan ve yalan yemin temeline dayalı olarak oynanan oyunların -gerçek- ücretleri ya zulüm ya günahı gerektirecek bir suç- ya gereksiz bir söz ve hareket ya da benzeri kötü bir şeydir. Böyle şeyler de alimlerin pek çoğuna göre haramdır, bu tip oyunlar haram olan bir unsur taşımasalar da Allah Azze'yi zikretmekten (anmaktan ve düşünmekten) ve namazdan alıkor. Düşmanlık ve kin tohumları eker. Bunların en büyük davetçisi de parasına veya başka bir bedel karşılığında oynanan tavladır. Satranç da eğer böyle koşullarla oynanacak olursa diğerinden daha kötüdür. Ama bunlardan birinde galibe verilmek üzere ortaya bir bedel konmuş ise, bu, bir malın batıl ve haram yoldan yenilmesi demektir. Ama diğeri bu hükmün dışındadır.
Allah Azze kumarı, İçki, ibadet için dikilen futlar ve fal oklanyla eşdeğerde ve aynı zeminde değerlendirmiştir. Zira bunlar Allah Azze'yi unutturur ve namaz kılmaktan (ibadetten) ahkor. Bu da düşmanlık ve kinin davet olunması demektir. Satranç uzun zaman ya da çok sık oynanırsa kalbi karartır ve Allah'ı zik¬retmeyi engeller. Bu durum belki de içkinin kalbi karartmasından da şiddetlidir. Hz. Ali -belki de bunu gözönünde bulundurarak- satranç oynayanlara "putlara taparcasına kendinizi bu işe kaptırmışsınız" demiştir.
( Dr. Seyyid el-Cemili, Fetava-yı Resulullah, Şura yayınları:356-357.)
Ebû Musa el-Eşari (r.a)'den: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
«Tavla oynayan kimse Allah'a ve Resulüne âsî olmuş olur.»
[Muvatta - Ebu Davud, Edeb, 40/56. Hakim der ki: Buharı ve Müslim'in şartları üzere sahihtir. Zehrebî de bunu kabul etmiştir.]
Rasûlullah (s.a.v.)'in hanımı Aişe (r.a.)'nın evinde oturmakta olan Ehl-i beytin yanında tavla olduğu haberi kendisine ulaşınca onlara: «Eğer onu (tavlayı) çıkarmazsanız, ben sizi evimden çıkaracağım» diye haber gönderdi ve onların bu hareketini hoş karşılamadı.

Nafi'den: Abdullah b. Ömer (r.a.) ailesinden birini tavla oynarken bulduğu zaman onu döver, tavlayı da kırardı. [ Dövmesi terbiye için, tavlayı kırması da onda hiçbir fayda olmadığından mani olmak içindi.]
Yahya diyor ki: imam Malik: «Satrançta hayır yoktur.» dedi ve onu hoş karşılamadı. O, satranç ve diğer batıl şeyleri oynamayı hoş karşılamaz ve şu ayeti okurdu: «Artık Haktan ayrıldıktan sonra sapıklıktan başka ne kalır?» [ Yunus 10/32]
Rasûlullah'ın, kişinin hanımıyla oynaması, ok atması ve atını terbiye etmesi dışındaki tüm oyunların haranı olduğunu bildiren hadîs'de tavlanın caiz olmayışına delildir.
Şevkânî şöyle demiştir: «Kumar sözkonusu olmadığında, İbn Muğaffel ve îbn Müseyyeb'in ona izin verdiği nakledilir. Bu ikisi hadisleri kumar oynayan kimseye hamletmiştir.»


Tavla Oynamak ;
Âlimlerin çoğunluğu tavla oynamanın haram olduğu görüşündedirler. Bunun haramlığına aşağıdaki hadisleri delil getirirler:
Büreyde (r.a.)'den rivayete göre, Allah Rasûlu sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
«Kim tavla oynarsa, sanki elini domuz etine ve kanına batırmış gibidir.»
(Hadisi Müslim, Ahmed bin Hanbel ve Ebû Dâvûd kaydetmiştir.)



SAHİH-İ MÜSLİM - 41- ŞİİR BAHSİ. 2
1- Tavla Oyununun Harrm Kılınması Babı

10- (2260) Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Al durrahman b. Mebdî, Süfyan'dan, o da Alkame b. Mersed'den, o da Süleyman b. Büreyde'den, o da babasından naklen rivayet etti ki: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
«Her kim tavla oynarsa, elini domuz eti ve domuz kaniyle boyamış gibi olur.» buyurmuşlardır.

Nerdeşir, Farsçadan alınma bir kelimedir. Tavla oyunu demektir. İbni Ferişteh diyor ki: «Burada eli boyamaktan murad yemek olduğu söylenir. Çünkü eli ete daldırmak ekseriyetle yemek yerken olur. Binâenaleyh, tavla oynamak haramdır. Çünkü Peygamber (SallallahU Aleyhi ve Sellem) onu haram olan bir şeye benzetmiştir.
Ulemâ tavlanın haram olduğuna ittifak etmişlerdir.»

Nevevî de : «Bu hadîs tavla oynamanın haram kılındığına kail olan cumhur ulemâ ile Şâfiiyye delildir. Bizim ulemâmızdan Ebû îshâk Mervezî haram değil, mekruhtur, demiştir. Satranç oyunu ise bizim mezhebe göre mekruhtur. Haram değildir. Tabiinden bir cemâatin da buna kail oldukları rivayet edilir. îmam Mâlik'le İmam Ahmed satrancın haram olduğuna kaildirler.» diyor.
Hanefîler'e göre tavla, satranç ve buna benzer oyunlar mekruhtur.


Ebû Musa'dan rivayete göre, Nebî aleyhisselam şöyle buyurmuştur: «Tavla oynayan, Allah'a ve Rasûlü'ne isyan etmiştir." (Hadisi Ahmed bin Hanbel, Ebû Dâvûd, îbn Mâce ve Mâlik kaydetmiştir.)

Sa'îd bin Cübeyr, tavla oynayanlara rastladığı zaman onlara selâm vermezdi.


Satranç Oynamak
Satranç oynamanın haramlığı hakkında hadisler varid olmuştur. Fakat bu hadislerden hiç biri sabit değildir.
îbn Hacer el-Askalânî şöyle demiştir: «Satrancın haramlığı hakkında sahih veya hasen bir hadis sabit olmamıştır.»
Bu yüzden fakihler onun hükmünde ihtilâf etmişlerdir : Kimisi haram sayar, kimi de mubah sayar.
Ebû Hanife, Mâlik ve Ahmed bin Hanbel onu haram sayanlardandır.
Şafi'î ve tabilerinden bazıları onun haram değil, mekruh olduğunu söyleyerek şöyle demişlerdir: «Sahabeden bir cemaat ve tabiîn'den de sayılamayacak kadar kimse satranç oynamıştır.»

îbn Kudâme «el-Muğnî» adlı eserinde şöyle demiştir :
«Satranç da haramlıkta tavla gibidir. Ancak, tavlanın haramlığı, hakkında varid olan nasslar sebebiyle daha kuvvetlidir. Fakat satranç da onun mânâsına girer. Böylece onun hakkındaki hüküm tavlaya kıyasen tesbit edilmiştir.»

Ebû Hureyre, Sa'îd bin Müseyyeb ve Sa'îd bin Cübeyr'in onu mubah gördüğü nakledilmiştir.
Onlar, «Eşyada aslolan mübahlıktır» kaidesiyle ihticac etmişlerdir. Onu haram kılan ne bir nass varid olmuştur ne de bir nass'-in mânâsma dahil edilebilir. Bu yüzden mübahlık hükmü devam eder.

Onu mubah sayanlar, mübahlığı için bazı şartları koymuşlardır:


( Fıkhus's Sunne 2. cilt : Yarışma ve Oyun Başlığı)


1- Kumar oyunları:

Her çeşit kumar oyunu kesinlikle haramdır. Bunlar Kur'ân-ı Kerim'de puta tapmakla bir tutularak şeytan işi bir pislik olarak tavsif edilmiştir (Maide, 90).
Kumar, kazanan tarafın kaybeden taraftan bir şey alması şartı koşulan her çeşit oyundur. Zamanımızda oynanan çeşitli piyangolar, kâğıt ve zar oyunları, yarışlar... İslâm'ın yasakladığı "kumar" sınıfına girer.
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), kendi devrinde bilinen "tavla"yı açık bir ifade ile yasaklamıştır:
"Nerd (tavla) oynayan kimse mutlaka Allah ve Rasulu'ne isyan etmiştir", "Tavla oynayan, elini domuz etine ve kanına batırmış gibidir."
Hz. Ali (radıyallahu anh) tavla oynayanları hapsettirmiş, onlara selâm vermeyi yasaklamıştır.
Belki de o devirde Araplarca bilinmediği için Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) hadislerinde zikri geçmeyen satranç oyununun haram sayılıp sayılmayacağı hususunda âlimler ihtilaf etmişlerse de çoğunluk, en azından kerâhetinde ittifak etmiştir.
Fetevâyi Hindiyye'de satrancın mekruh olduğu belirtildikten sonra şu açıklama kaydedilir.
"Satranç dışındaki bütün oyunların haramlığı hususunda alimler icma ederler. Satranç oyunu, bizim (Hanefîler) nezdinde haramdır. Bununla oynayanın adaleti sabit, şahidliği makbul müdür? meselesine gelince:
Şayet araya kumar sokulmuş ise, -yani kaybeden, kazanan bir ödeme yapacak ise- oynayanların adaleti düşer ve şâhidlikleri kabul edilmez. Kumar yoksa, adâletleri sâbit, şâhidlikleri makbuldür. Ebû Hanife bunlara selâm vermede bir beis görmez ise de Ebû Yusuf ve İmam Muhammed mekruh sayarlar."
( İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 12/324.)

AÇIKLAMA:
Hadisin Ebu Davud'daki veçhinde "...elini domuzun etine ve kanına sokmuş gibidir" buyrulmuştur. Ulema bu teşbihten maksadın domuz etini yemekle bir kıyaslama yapmak olduğunu söyler. Yani "tavla zarını atmak, domuz eti yemek gibi haramdır" demek olmaktadır.
Nitekim İmam Şafii ve cumhur bu hadise dayanarak tavlanın haram olduğuna hükmetmiştir. Satranç hakkında umumiyetle "haram değil" denmiştir.
Hanefîler de bu görüşü benimser. Ancak mekruh olduğunda ihtilaf edilmez.
İmam Malik ve Ahmed İbnu Hanbel satranca "haram" demiştir. Hatta Malik: "Satranç tavladan da beter ve hayır yapmaktan daha çok oyalayıcıdır" demiştir.
[ İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 15/138]


2- Hayvanlarla Oynamak:
Bu, bazı hayvanları tahrik edip dövüştürmek şeklinde olduğu gibi, yarıştırma şeklinde de olabilir. Birinciye misal, horozların döğüştürülmesi; ikinciye misal güvercin peşinde koşmaktır. Hadislerde her iki çeşit oyun da yasaklanmıştır. Güvercinle oynayan kimse hakkında Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şiddetli bir üslub kullanmıştır. [İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 12/324.]

Âlimlerin oyun ve eğlence karşısındaki bu sert tutumları, bidayette de temas ettiğimiz gibi, en başta zamanın boş geçmesine sebep olmasıyla izah edilmektedir. Dehlevî şöyle der: "Yasak işler meyanında teselli vericilerle meşgul olmayı da saymalıyız. Bu işler dünya ve âhiret endişesine karşı teselli veren, zamanı boşa geçirten şeylerdir. Çalgılar, satranç, güvercinle oynamak, hayvanları kızıştırıp dövüştürmek gibi. Bu eğlencelere dalan kimseler, yeme içme gibi zaruri ihtiyaçlarını dahi ihmal ederler. Öyle ki, üzerlerine sıkışırlar da bevl etmek için kalkmaktan bile sarf-ı nazar ederler. Şâyet bu gibi eğlencelerle meşguliyet câri bir adet haline gelecek olsa, insanlar cemiyet üzerine bir yük, bir parazit haline gelir ve nefislerini ıslâha yönelmezler."
[ Ebu Dâvud, Edeb: 57; el-Edebü'l-Müfred: 2/683. Bu çeşit hadislere rağmen, İslâm âleminde, diğer bir kısım yasaklar gibi, güvecinle meşguliyetinde zaman zaman yaygın bir moda hâlini aldığını görülmüştür. Kalkaşandî, 565/1169 yılında Nuraddin Zengî ile başlatılan güvercinle meşguliyetin kısa zamanda yaygınlık kazanarak, devrin en ileri gelenlerini bile saran bir moda hâlini aldığını, kuşlara neseb defterleri tutulacak, tanesi 1000 dinara satılacak kadar ileri gidildiğini, güvercinlerin tam bit ticaret metâı halini aldığını vs. anlatır (Kalkaşandî: 14/390-391)]

HAYVAN DÖVÜŞTÜRMEK

Hayvanları Birbirine Dalaştırmak

Allah Rasûlu hayvanları hedef tahtası yapmayı nehyettiği gibi, onları birbirine dalaştırmayı ve dövüşmeleri için teşvik etmeyi de nehyetmiştir.
îbn Abbas'dan rivayete göre, o şöyle demiştir:
«Allah Rasûlü hayvanları birbiriyle dalaştırmayı menetti.»
(Hadisi Ebû Dâvûd ve Tirmizî kaydetti.)

Enes bin Malik, Hakem bin Eyyûb'un evine girdiğinde, bir topluluk bir tavuğu bağlamış ona ok atıyordu. Onlara: «Allah Rasûlü hayvanları bağlayıp ölünceye değin ok atmayı menetti» dedi. (Hadisi Müslim kaydetmiştir.)

Câbir (r.a.)'den rivayete göre, o şöyle demiştir:
«Allah Rasûlü herhangi bir hayvanı hapsedip öldürmeyi menetti.» (Hadisi Müslim kaydetmiştir.)
İbn Abbas'tan rivayete göre, Nebî aleyhisselam şöyle buyurmuştur:
«Hiçbir canlıyı hedef yapmayın.»
Bunu ancak; eğer kesilecekse, hayvana azab verdiği, canını telef ettiği, maliyetini zayi ettiği ve zekâtını kaldırdığı için, eğer kesilmeyecekse, menfaati için menetmiştir.
( Fıkhus's Sunne 2. cilt : Yarışma ve Oyun Başlığı)


SPORTİF OYUNLAR:

Tatil ve boş vakti dolduran meşguliyetlerden bahsederken sportif oyunları müstakilen ele almamız gerekmektedir. Zira İslâm nokta-i nazarından bunları "eğlence" tabirinin ifade ettiği mana içinde mütalâa etmek bile zordur. O çeşit oyunların faydalık, yani "cihad"a hazırlık yönü galebe çalar. Bu yüzden Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) onlara ısrarla teşvik etmiştir. Bu gruba, yüzme, binme, atma, koşma ve güreş girer.
Ashabtan bir grubun eğlenmeye gittiği söylenince memnuniyetsizlik izhar ederken, "atışa gittikleri"nin tasrihi üzerine Hz. Peygamber:
"Atış eğlence değildir, atış eğlendiğiniz şeylerin en hayırlısıdır" der.
Bir başka rivayette de; "Melâike sizin hiçbir eğlencenizde hazır bulunmaz, atış ve at koşusu hariç" buyurur.
Bu çeşit oyunlarda yarışlar yapmak da söz konusudur. Rivayetler Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şahsen deve ve at yarışlarına katıldığını, bazan kazanıp, bazan kaybettiğini belirtir.
Yarışların ve yarışlarda verilecek armağanların İslâmî manada meşru olabilmesi, bunlara "kumar manasına gelecek bir davranışın girmemesine bağlıdır."
[ Fetavâ'yı Hindiyye'de, yarışlarda tek taraflı şartın câiz olacağı, çift taraflı şartın ise haram olduğu belirtilir. "Şayet armağan, önceden belli olan bir cânib tarafından konmuşsa câizdir. Şöyle demesi gibi: "Şayet sen kazanırsan sana şu kadar armağan vereceğim, ben kazanacak olursam senden bir şey almayacağım." Armağanı her iki tarafın koyması kumardır. Bu ise haramdır" (5/324)]

Sportif oyunlara dinimizin ehemmiyet verdiğini kaydederken, bir hususu bilhassa belirtmek gerek: Zamanımızda da bu oyunlara fazlaca ehemmiyet verilmektedir. Geri kalmış memleketlerde bile üretime dönük acil yatırımlar dururken, son derece mahdud ve mütevazi imkanların, üretimi artırıcı yönü olmayan, tamamen ölü sayılacak sportif harcamalara aşırı şekilde tahsisi ve bunda ısrar edilmesi, bu çeşit işlerde beynelmilel ideolojik güçlerin rolleri ve gizli baskıları hususundki şüpheleri kuvvetlendirmektedir. Dinin karşılayacağı bir kısım fıtrî ihtiyaçlar, adeta sportif "alaka" ve "meşguliyetler"le karşılanmaya, beriki sâyesinde diğeri unutturulmaya çalışılmaktadır. Bu sinsi ısrar, sportif faaliyet ve yatırımları neredeyse tabulaştırmıştır.
Dünyanın hemen hemen her tarafında insanı yıpratma ve tahkirde kullanılan devrin en galiz sloganlarıyla hücuma uğramayı göze almadan, mevki ve haysiyetinden olmayı peşînen kabul etmeden makam, unvan ve müessiriyet sahibi hiç bir kimse bu tabuları ve tabular için düşülen aşırılık ve abesiyetleri tenkide cür'et edemez.

İslâm âlimleri, sportif faaliyetlerin, bu çeşit menfi maksadlara kanalize edilmesini önlemek için bunlar hususundaki cevazlarını kayıtlamışlardır:

1- Bunların câiz olmasında niyet esastır. Sırf eğlence için yapılırsa mekruhtur. Fakat küffâra karşı güç kazanmak, savaşta galebe çalmak maksadlarına râci ise câizdir. Sâdece caiz değil, sevaptır da.
2- Sportif oyunlar, meşruiyet hududları dışına çıkmamalıdır. Kılık kıyafet yönünden itidali korumak, dürüstlükten ayrılmamak, gayr-i ahlâkî davranışlarda bulunmamak, hiçbir surette kumar ve diğer çeşit menhiyatı oyuna sokmamak, onları yaparken dini vecibeleri ihmal etmemek, zamanı öldürmemek gibi kayıtlar bu çeşit oyunların meşruiyet şartlarıdır.

Hakkında hadiste bir beyan gelmemiş olan satranç oyunuyla ilgili olarak Hattâbi'nin yaptığı bir açıklama, İslâm alimlerinin bu husustaki esprilerini aksettirmede faydalıdır: Ebû Dâvud şârihi Hattâbî (v. 388/998). "Bazı alimler, harp ahvali ve düşmanın hilesi üzerinde düşünceye sevkedeceği zannıyla satranç oyununa ruhsat verdiler" dedikten sonra, bununla kumara yer vermeden oynansa bile, oynayanların bir çoğu namazı vaktinde tehir etmeye, birçoğu da dilinden kötü söz eksik etmemeye mütemâyil olduklarından, bununla iştigal edenlerin mürüvvetlerini kaybedeceklerini, binâenaleyh şehâdetlerinin makbul olmayacağını söyler. Burada ifade edilen ihtiyati ölçülerle, her devirde rastlanan değişik oyunlar, mizandan geçirilebilir.
[ İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 12/325-327.]

-Günaha sebep olan yahut bizzat günahla meşgul olanlara da selam verilmemelidir.
[ Bursevî. Ruhu'l-Beyan, II, 252.]

Tavla oynayan, kuş uçuran, içki içen, kumar oynayan kimselere selâm verilmez.
Ebu Yusuf ve Şafiî hazretleri satranç zihni geliştiren bir oyun olduğu için günaha sebep olmadığı müddetçe mubahtır. Oynayanlara da selam verilir, kanaatindedirler.
tavla ve benzeri oyunlarda sonuç şansa dayanmaktadır. Bu ise önce mücâdeleye ve çekişmeye, sonra hırslanmaya, sonra da kin, düşmanlık ve fitneye sebep olmaktadır.
Tavla genellikle, az bir miktar ile de olsa, kumar olarak oynanmaktadır. Insanlar ona alışmakta, âdet edinmektedirler. Kazanmak hırsına kapılan insan, bu hırsla rahatça yalan söyleyebilmektedir. Yalan yere yemin ise kendi başına büyük günahlardandır. Oynadıkça hırslanan insan, oynadıkça oynamakta, vaktin nasıl geçtiğini bilmemekte, dünyası âdeta oynadığı oyundan ibaret olmaktadır. Böyle bir insanın gaflete dalacağı tabiidir. Gaflete dalan insan ise haliyle hem Allah'ı anmayı, hem de namazı hatırına getirememektedir.
tavlayı oynamak haram olduğu gibi, tavla aletinin alış-verişini yapmak da haramdır
(Muhammed Vefâ, Bey'u'l-A'yâni'l-Muharrame, 94-96)

İnanç Dünyamız ana sayfasına dön