.TAVLA -OKEY - SATRANÇ OYUNLARI
İslam'da boşa geçirilen zaman konusunda alimlerin genel
tavrı.

İnsan, dünyaya oyun ve eğlence için gelmemiştir. Dünya iş ve
kazanç yeridir. Dünya ahiretin tarlasıdır. Burada ne
ekilirse, ahirette o biçilecektir. Boş vakit fırsat ve
ganimettir. Faydalı iş yapmadan vakit geçirmek vakti
öldürmek olur. Dünyada yapılan her işin, her nefesin hesabı
kıyamette sorulacaktır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
”Kıyamet günü, herkes ömrünü ve gençliğini nerelerde
geçirdiğinden, malını nereden kazanıp nerelere harcadığından
ve ilmi ile amel edip etmediğinden sorguya çekilecektir.” [Tirmizi]
Ömür, ilim, mal ve beden, Allahü teâlânın kullarına verdiği
bir sermayedir. Bu sermayeyi Allahü teâlânın bildirdiği
yerlerde harcamalıdır. Vakit geçtikten sonra pişmanlığın
faydası olmaz. Onun için gençliğin, malın, sağlığın
kıymetini bilmeli, dünyada ahireti kazanacak işler
yapmalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
”Beş şeyden önce beş şeyin kıymetini bil! İhtiyarlıktan önce
gençliğin, hastalıktan önce sağlığın, meşguliyetten önce boş
vaktin, fakirlikten önce zenginliğin ve ölümden önce hayatın
kıymetini bil!” [Ebu Nuaym]
Peygamber efendimiz, tavla oynayan bir grup insana buyurdu
ki:
”Oyunla meşgul olan el ve kalblere, boş ve bâtıl sözlere
yazıklar olsun!” [Beyhaki]
Böyle oyunları parasız, eğlence için oynamak da uygun
değildir. Çünkü hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Satranç ve dama oynayan, ellerini domuz kanına bulaştırmış
gibi olur.) [Müslim]
(Tavla oynadıktan sonra kalkıp namaz kılan, irin ve domuz
kanı ile abdest alıp namaz kılana benzer.) [İ. Ahmed]
(Satranç, tavla ve benzeri haram olan oyunları oynayanlara
rastladığınız zaman, selam vermeyin! Selamlarını da
almayın!) [Deylemi]
Görüldüğü gibi, parasız olarak ara sıra oynamak harama yakın
mekruh, devamlı oynanırsa haramdır. Çayına da oynamak kumar
olduğu için yine haramdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Bir kimsenin boş şeylerle vakit geçirmesi, Allahü teâlânın
onu sevmediğinin alametidir.)
[Mektubat-ı Rabbani]
İmam-ı Malik hazretleri buyurdu ki: (Satranç ve dama oynayan
Allah ve Resulüne asi olmuş sayılır.)
[U. Kübra]
İmam-ı Gazali ile İmam-ı Şafii hazretleri, ara sıra satranç
oynamanın mubah, devamlı oynamanın ise tenzihi mekruh
olduğunu bildirdiler. Nitekim, İmam-ı Şafii hazretleri,
(Satranç oynamak, din ve mürüvvet sahiplerinin âdeti
değildir) buyurdu.
Bu yazılardan anlaşıldığına göre, Hanefilerin satranç dahil
bütün oyunları oynamaları doğru değildir. Şafiilerin ise,
ara sıra yalnız satranç oynamaları caizdir.
İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki: (Oyun ile vakit
geçirmek, tavla, 14 taş ve benzeri oyunlar tahrimen
mekruhtur. Bunlar, para ile, mal ile yapılırsa kumar olur,
haram olur.)
[R. Muhtar c.5, s.253]
Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur: "Ey iman edenler!
Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal okları birer
şeytan işi pisliktir. Bunlardan uzak durun ki kurtuluşa
eresiniz." (Maide/90)
Peygamberimiz (s.a.v.) arkadaşlarına, 'gel kumar oynayalım'
diyen kimsenin bu sözüne keffaret olmak üzere sadaka
vermesini tavsiye etmiştir.
İslâm kumarı yasaklarken belli bir şeklini kastetmemiş, mânâ
ve neticesini hedef almıştır. Hangi alet ve metodla
oynanırsa oynansın, (okey, bilardo, poker gibi) oyunun
önceden belli olmayan sonunda taraflardan biri veya bir kaçı
kâr yahut da zarar edecekse kumar gerçekleşmiş demektir.
Ortaya iki taraf onar lira kor zar veya oyun kağıdı ile en
büyük rakam ve kozu bulan yirmi liraya sahip olur, diğeri
kaybederse kumardır. Birçok kişi aralarında para toplayıp
çekilecek kur'a veya yapılacak yarışma sonunda içlerinden
bir kısmı buna sahip olacak diğeri kaybedecekse kumardır.
(Helâller ve Haramlar-Hayrettin KARAMAN)
Tavla, satranç gibi oyunlar da tahrimen mekruhtur. Bunlar,
kıymetli vakitlerin ziyanına sebep ve kumara saik olacağı
cihetle iyi şeyler değildir. Yalnız İmam Şâfii ve bir
rivayete göre İmam-ı Ebu Yusuf satrancın mübah olduğuna kail
olmuştur. Fakat bu ibare satrancın kumar yoluyla oynanmadığı
ve bir vacip vazifenin yapılmasına mânî olmadığı
takdirdedir. Ve illâ bil ittifak haramdır. (Ömer Nasuhi
Bilmen İlmihali/254)
Burada bir şeye dikkat çekmekte yarar var. Aslında fetva
vermenin vebali büyük, bir takım da usulleri vardır. Kişi
eline kitap alıyor okuyor ve işte tavla ve satranç mübahtır,
hepsi o kadar. Devamını iyi okumak gerekir. Fetvanın ağırlık
noktasını anlamak lâzım. Şayet usulünü bilmiyorsa ehline,
bir bilene sorması en uygun olanıdır. Meselâ, Merhum
Hocaefendi- bazı görüşleri zikretmiş ama sonunda bir istisna
edatı olan illâ ile müftabih olana işaret etmiştir. İşte
asıl fetvadaki ağırlık illâdan sonra gelendir. Zira illâ
kendinden önceki olumlu ise olumsuza, olumsuz ise olumluya
çevirir. Lâilahe illallah da olduğu gibi. Bu illânın
hususiyetindendir. İşte Merhum Hocaefendi sonunda illâ bil
ittifak haramdır, demekle konuya son noktayı koymuştur.
Ahmet Davudoğlu Mülteka tercümesinde konuyu şöyle açıklamış:
Tavla, satranç ve erbaa' aşer, (yahudilerin oynadığı bir
oyunun adıdır) oynamak ve bütün oyunlar haramdır. Eğer bu
oyunlar kumar maksadıyla oynanırsa, Maide Suresindeki "meysir"
ayeti kerimesinin altına girer ki delil ile haram olmuş
olur. Çünkü "meysir" bütün kumarların adıdır. Eğer bu
oyunlar kumar maksadıyla oynanmazsa, boş yere vakit
geçirilmiş olur ki bu da haramdır.
Nitekim Allah Tealâ (c.c.)'nın "Ya sizi ancak boş yere
yarattığımız ve hakikaten bize döndürülemeyeceğinizi mi
sandınız." (El-Müminun/115)
Oyun hakkında Peygamberimiz (s.a.v.) Âdemoğlu'nun her oyunu
haramdır. Yalnız üç oyun müstesna. Bunlar erkeğin karısı ile
eğlencesinden, atını terbiye ve tedib etmesinden ve ok atma
oyunundan ibarettir.
"Günümüzde at eğitimi yerine, kurallarına ve usulüne uygun
her türlü vasıta, ok yerine zamanın icapları savaş
aletlerini hiç israf etmeden din, namus ve vatan
düşmanlarına karşı en etkin bir biçimde usulüne uygun
kullanma eğitimine işaret vardır. Zira İslâm dni, bütün
meşrû yeniliklere müsaade eder. Keşke anlayabilsek."
Ebu Davud 4938... Ebu Musa el-Eşârî'den (rivayet edildiğine
göre) Rasûlullah (s.a.) (şöyle) buyurmuştur:
"Tavla oynayan kimse Allah'a ve Rasûlüne karşı gelmiş
demektir."
[ İbn Mace, edeb 43; Muvatta, rü'ya 6; Ahmed İbn Hanbel, IV,
394, 397. 400.Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil
Yayınevi: 16/165.]
Ebu Davud 4939... Süleyman İbn Büreyde'nin babasından
(rivayet edildiğine göre) Peygamber (s.a.) şöyle
buyurmuştur:
"Tavla oynayan kimse sanki elini domuz etine ve kanma
batırmış gibidir."
[ Müslim, şi’r 10; İbn Mace, edeb 43; Ahmed b. Hanbel V,
352, 357,361. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil
Yayınevi: 16/165.]
İbni Ömer (r.a.) satranç oynayan kimselerin yanına uğrayıp
selam vermediği ve "sizin tapmakta olduğunuz bu heykeller
nedir?" dediği rivayet edilmiştir.
Hz. Ali (r.a.)'nin satranç oynayan kimselerin yanlarına
uğrayıp selam vermemiş. Kendisine niçin selam vermediği
sorulunca, kendileri için putlar edinip tapmakta olan
kimselere nasıl selam vereyim? dediği rivayet edilmiştir.
Başka bir rivayette Hz. Ali (r.a.) onların başlarına
vurmuştur.
Peygamberimiz (s.a.v.)'in "Seni Allahu Teâlânın zikrinden
alıkoyan herşey kumardır." hadisi şerifi bütün oyunları
içine almaktadır: "İşte birilerinin çeşitli isimlerle
oynadıkları oyunların adı ne olursa olsun ya ömür israfı
vardır veya para karşılığı ile oynanan kumar oyunlarıdır."
Bu itibarla bir mü'min kimseye lâyık olan, niçin
yaratıldığını bilip gereğince amel etmeli, boş yere vaktini
ve nefsini zâyî etmemelidir.
İmam Azam (r.a.) Hazretleri de oyun oynayanlara selam
vermeyi doğru görmemiştir. Ebu Yusuf ile İmamı Muhammed
(r.a.) oyun oynayanlara hakaret olsun diye selam vermeyi
kerih görmüşlerdir.
İmam Şâfî (r.a.): "Kumar olmamak dînî vecibelere bir noksan
vermemek, fena söz söylememek, yalan yere yemin etmemek
üzere zihni açmak için satranç oynamakta bir beis yoktur, bu
şartlar bulunmadığı taktirde hüküm harama döner." demiştir.
(Mevkufat-2/376-377)
Meselenin bir diğer yönüne gelince oyun maksadıyla ve kumar
şeklinde değil de, idman ve harbe kudret kazanmak için silah
atmakla, at yarışları (veya bu günkü şartlarda uçaktan
taksiye kadar vasıtaları en güzel şekilde kullanma veya
sağlıklı olmak) için yapılan yarışlar caizdir. Peygamberimiz
(s.a.v.) ödül ancak deve (araba) yarışında yahut atış ve
benzeri bineklerde (zamanın icablarında meşrû olmak kaydı
ile) vardır.
Cihad için hazırlanmaya sebep olan herşeyi öğrenmek
mendûptur. Peygamberimiz (s.a.v.)'in Azbâ adında bir devesi
vardı asla geçilmemişti. Peygamberimiz hadis-i şeriflerinde:
"Kim atışı öğrenir de atış yapmazsa, benden değildir."
"Şüphe yok ki Allahu Tealâ bir ok sebebiyle üç (müslüman)
kimseyi yani ilâyı kelimetullah için düşmana karşı yapılan
savaşa yardım etmek maksadıyla o yapanı, Allah yolunda bu
oku atanı, okları atıcıya vereni cennete koyar."
buyurmuşlardır.
Günümüzde savaş aletleri ki füzeden kimyasal silahlar,
hangisi olursa olsun Allah için yapılan, atılan aletler ok
mesabesindedir. Bunları keşke anlasa idik. Başörtüsüne
takılıp kalmazdır.
İki yarışçıdan birisi ödülü şart koşarsa, meselâ, biri
diğerine sen beni geçersen sana şu kadar (para veya eşya)
vereceğim, ben seni geçersem senden bir şey almayacağım,
yahut yarışçılardan başka üçüncü bir kimse hanginiz
geçerseniz ona şu kadar para vereceğim deyip yarış yapılsa,
kazanan kimsenin konulan ödülü alması caizdir.
Ödül, iki taraftan şart koşulursa haramdır. Mesela iki
yarışçıdan birisi diğerine, sen beni geçersen, ben sana şu
kadar para vereceğim. Ben seni geçersem, sen bana şu kadar
para vereceksin diye şart koşup, diğeri de bunu kabul ederek
yarış yapsalar, kazananın bu ödülü alması haramdır. Çünkü
kumardır. (Mevkufat-2/369)
Netice olarak, teknik aletler ve kumar makineleri hangi isim
altında olursa olsun, paranın miktarı az ve çok fark etmez,
bir çayına da olabilir, şartlarına haiz ise kumardır. İslam
dininde haramlar ve helâller bellidir. Mü'minler için
gerekli olan bu sınırları aşmamasıdır. Aksi halde Allah'ın
azabı şiddetlidir.
Zekanın gelişmesi veya vakit geçiriyoruz gibi bahanelerin
dinen bir değeri yoktur. İyi niyet veya paranın miktarının
az olması kumara mânî değildir.
Zekanın gelişmesi için bizi ve kainatı yoktan vareden
Allah'ın kudretini çok tefekkür edin. Başta Kur'an olmak
üzere çok kitap okuyun. Korkarım herşeyi öldükten sonra
anlarız ama faidesi olmaz. Ömrümüz pek kıymetlidir. Zâyî
etmeyelim.
Bilindiği gibi, satranç İran kaynaklı bir oyun olup, diğer
ülkelere oradan yayılmıştır. Daha önceleri Araplar arasında
fazla bilinmiyordu. Fakat İran fethedilip İranlılarla
münasebetler başlayınca, yavaş yavaş İran âdetleri de
Müslümanlar arasında görülmeye başladı. İslâmiyet, prensip
olarak her milletin, kendi ruhuna uygun olan veya ters
düşmeyen hususî âdet ve alışkanlıklarını hoşgörü ile
karşılamış, ilişmemiştir. Fakat içinde mahzur taşıyan,
zararı mevcut olan davranış, hareket ve âdetleri de
yasaklamış; onların terk edilmesini emretmiştir.
Sahih hadis kitaplarında yer almasa da, bazı rivayetlerde
satranç “şah sahibi” olarak geçmekte ve oynanmasına cevaz
verilmemektedir.
Hz. Ali (r.a.) “Satranç Acemlerin kumarıdır” diye satrancı
hoş karşılamazken, Sahabe-i Kiramdan Ebû Musa el-Eşarî,
“Satrancı ancak günahtan sakınmayanlar oynar” demiş, büyük
fıkıh âlimi İbrahim en-Nehâî ise kendisine satranç hakkında
sorulduğunda, “O lânetlenmiştir” diye cevap vermiştir. Aynı
şekilde Abdullah ibni Ömer, “Satranç diğer kumarlardan daha
kötüdür” görüşünü benimserken, İmam-ı Mâlik satrancı tavla
gibi değerlendirmekte ve haram saymaktadır.( ez-Zevâcir, 2:
200.)
Bu rivayet ve görüşleri benimseyen İslâm hukukçularının
çoğuna göre, satranç oynamak caiz olmayıp, haram kabul
edilmektedir. Hanefî mezhebinin tercih edilen görüşü de bu
şekildedir.
Ancak bazı âlimler satrancı aynı kategoriye sokmamakta,
birtakım şartlar dahilinde oynanmasının caiz olabileceğini
düşünmektedirler. Şâfiî mezhebinin kudretli âlimlerinden
İmam Nevevî bu hususta şöyle der:
“Satranç, âlimlerin çoğuna göre haramdır. Bir kimse bu oyun
sebebiyle bir namaz vaktini geçirir veya bir menfaat
karşılığında oynarsa bize göre de haramdır.”
Hanefî ulemasından İbni Âbidin, satranç için, “Haramdır,
bizim mezhebimizde büyük günahtır” dedikten sonra, İmam
Şâfiî’nin ve bir rivayete göre İmam Ebû Yusuf’un satrancı
mubah saydıklarını kaydetmektedir. Vehbâniyye, Şarih’in
“Satrançta beis yoktur” sözüne ise, “Bu bir rivayettir”
demektedir.( Reddü’l-Muhtar, 5: 523.)
Tavla Oynamak Haramdır
Cahillerden ve halk tabakasından çoğu namazı bilerek
terkediyor ve boş zamanlarını top veya tavla oynayarak
geçiriyorlar. Bu hususta İslam'ın verdiği hüküm nedir?
Sahih olarak rivayet olunan bir hadiste Rasulullah (as)
şöyle demektedir:
"Tavla oynayan bilsin ki elini domuzun etine ve kanına
batırmış gibidir."
Bir başka hadiste, "tavla oynayan, Allah'a ve Rasulune isyan
etmiş demektir" diye buyurmaktadır.
Ebu Davud 4938...
Ebu Musa el-Eşârî'den (rivayet edildiğine göre) Rasûlullah
(s.a.) (şöyle) buyurmuştur:
"Tavla oynayan kimse Allah'a ve Rasûlüne karşı gelmiş
demektir."
[ İbn Mace, edeb 43; Muvatta, rü'ya 6; Ahmed İbn Hanbel, IV,
394, 397. 400.Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil
Yayınevi: 16/165.]
Ebu Davud 4939... Süleyman İbn Büreyde'nin babasından
(rivayet edildiğine göre) Peygamber (s.a.) şöyle
buyurmuştur:
"Tavla oynayan kimse sanki elini domuz etine ve kanma
batırmış gibidir."
[ Müslim, şi’r 10; İbn Mace, edeb 43; Ahmed b. Hanbel V,
352, 357,361. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil
Yayınevi: 16/165.]
Ali b. Ebu Talib, satranç oynayan bir topluma rastgelince
onlara, "taparcasına kendinizi kaptırdığınız bu heykeller de
ne oluyor?" diye sordu. Bir rivayette de şöye deniyor: Hz.
Ali satranç oynayanların satranç tahtalarını kafalarına
geçirdi.
Selef alimlerinden bir kısmı, "satranç kumardan bir
bölümdür. Allah Azze'nin kumarı haram kılması benzeri bir
hüküm altındadır" diyorlar. Alimlerin pek çoğu satrancın
herhangi bir bedel karşılığı oynanması halinde haram
olacağını belirtiyorlar. Ortaya konan bir bedel karşılığında
oynanması durumunda Allah'ın haram kıldığı kumar ve fal
okları hükmü içerisine girmektedir. Dört mezhep imamına göre
tavlanın herhangi bir bedel karşılığında ya da bedelsiz
oynansın haram oluşu kesindir. Ama İmam Şafiî'nin bazı
arkadaşları tavlanın ortada bir menfaat (karşılık)
olmaksızın oynanması durumunda haram olmadığını
savunuyorlar. Şafiî, bir çok arkadaşı, îmam Ahmed, Ebu
Hanife ve diğer İmamlar, "tavla ister herhangi bir bedel
karşılığında oynansın isterse karşılıksız olsun haramdır"
diyorlar. Satrancı bu kabilden alan Malik, Ebu Hanife, Ahmed
ve diğer imamlar onun tavla gibi haram olduğu görüşünü
savunuyorlar. Hatta bu hususta hangisinin verdiği hüküm daha
kesin diye tartışmalar olmuştur. İmam Malik ve bazı
şahsiyetler, "satranç tavla gibidir" diyor ve hükümlerini
ona göre veriyorlar, îmam Ahmed ise, "satranç tavladan daha
ehven bir şeydir" diyor.
Bunları dikkate alan îmam Şafiî tavla konusuna eğilmiştir.
Eğer tavla oynanmasında herhangi bir haramlık keyfiyeti
yoksa bu durumda varolan bir kuşkunun sebebi nedir?
Satrancın aksine tavla oyununda, para, mal veya benzeri
şeyler galip gelen oyuncuya bedel olarak verilmek üzere
ortaya konmuştur. Satrançta ise galip gelene verilecek bir
şey yoktur. Bazıları, "satranç taşlarının dizilişi
itibariyle savaştaki iki tarafı temsil etmektedir" diyorlar.
Oysa gerek tavla gerekse satranç, parasına veya başka bir
bedel karşılığında oynanacak olursa satranç tavladan daha
kötüdür. Zira parasına oynanan bir satranç oyununun
alimlerin ittifakıyla haram oluşu ortadadır. Yalan veya
haram bir yeminle oynanan oyunların haramlığını alimlerin
İttifakı, yani icma belirlemiştir. Zira yalan ve yalan yemin
temeline dayalı olarak oynanan oyunların -gerçek- ücretleri
ya zulüm ya günahı gerektirecek bir suç- ya gereksiz bir söz
ve hareket ya da benzeri kötü bir şeydir. Böyle şeyler de
alimlerin pek çoğuna göre haramdır, bu tip oyunlar haram
olan bir unsur taşımasalar da Allah Azze'yi zikretmekten
(anmaktan ve düşünmekten) ve namazdan alıkor. Düşmanlık ve
kin tohumları eker. Bunların en büyük davetçisi de parasına
veya başka bir bedel karşılığında oynanan tavladır. Satranç
da eğer böyle koşullarla oynanacak olursa diğerinden daha
kötüdür. Ama bunlardan birinde galibe verilmek üzere ortaya
bir bedel konmuş ise, bu, bir malın batıl ve haram yoldan
yenilmesi demektir. Ama diğeri bu hükmün dışındadır.
Allah Azze kumarı, İçki, ibadet için dikilen futlar ve fal
oklanyla eşdeğerde ve aynı zeminde değerlendirmiştir. Zira
bunlar Allah Azze'yi unutturur ve namaz kılmaktan
(ibadetten) ahkor. Bu da düşmanlık ve kinin davet olunması
demektir. Satranç uzun zaman ya da çok sık oynanırsa kalbi
karartır ve Allah'ı zik¬retmeyi engeller. Bu durum belki de
içkinin kalbi karartmasından da şiddetlidir. Hz. Ali -belki
de bunu gözönünde bulundurarak- satranç oynayanlara "putlara
taparcasına kendinizi bu işe kaptırmışsınız" demiştir.
( Dr. Seyyid el-Cemili, Fetava-yı Resulullah, Şura
yayınları:356-357.)
Ebû Musa el-Eşari (r.a)'den: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle
buyurdu:
«Tavla oynayan kimse Allah'a ve Resulüne âsî olmuş olur.»
[Muvatta - Ebu Davud, Edeb, 40/56. Hakim der ki: Buharı ve
Müslim'in şartları üzere sahihtir. Zehrebî de bunu kabul
etmiştir.]
Rasûlullah (s.a.v.)'in hanımı Aişe (r.a.)'nın evinde
oturmakta olan Ehl-i beytin yanında tavla olduğu haberi
kendisine ulaşınca onlara: «Eğer onu (tavlayı)
çıkarmazsanız, ben sizi evimden çıkaracağım» diye haber
gönderdi ve onların bu hareketini hoş karşılamadı.
Nafi'den: Abdullah b. Ömer (r.a.) ailesinden birini tavla
oynarken bulduğu zaman onu döver, tavlayı da kırardı. [
Dövmesi terbiye için, tavlayı kırması da onda hiçbir fayda
olmadığından mani olmak içindi.]
Yahya diyor ki: imam Malik: «Satrançta hayır yoktur.» dedi
ve onu hoş karşılamadı. O, satranç ve diğer batıl şeyleri
oynamayı hoş karşılamaz ve şu ayeti okurdu: «Artık Haktan
ayrıldıktan sonra sapıklıktan başka ne kalır?» [ Yunus
10/32]
Rasûlullah'ın, kişinin hanımıyla oynaması, ok atması ve
atını terbiye etmesi dışındaki tüm oyunların haranı olduğunu
bildiren hadîs'de tavlanın caiz olmayışına delildir.
Şevkânî şöyle demiştir: «Kumar sözkonusu olmadığında, İbn
Muğaffel ve îbn Müseyyeb'in ona izin verdiği nakledilir. Bu
ikisi hadisleri kumar oynayan kimseye hamletmiştir.»
Tavla Oynamak ;
Âlimlerin çoğunluğu tavla oynamanın haram olduğu
görüşündedirler. Bunun haramlığına aşağıdaki hadisleri delil
getirirler:
Büreyde (r.a.)'den rivayete göre, Allah Rasûlu sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
«Kim tavla oynarsa, sanki elini domuz etine ve kanına
batırmış gibidir.»
(Hadisi Müslim, Ahmed bin Hanbel ve Ebû Dâvûd kaydetmiştir.)
SAHİH-İ MÜSLİM - 41- ŞİİR BAHSİ. 2
1- Tavla Oyununun Harrm Kılınması Babı
10- (2260) Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dedi ki) :
Bize Al durrahman b. Mebdî, Süfyan'dan, o da Alkame b.
Mersed'den, o da Süleyman b. Büreyde'den, o da babasından
naklen rivayet etti ki: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem):
«Her kim tavla oynarsa, elini domuz eti ve domuz kaniyle
boyamış gibi olur.» buyurmuşlardır.
Nerdeşir, Farsçadan alınma bir kelimedir. Tavla oyunu
demektir. İbni Ferişteh diyor ki: «Burada eli boyamaktan
murad yemek olduğu söylenir. Çünkü eli ete daldırmak
ekseriyetle yemek yerken olur. Binâenaleyh, tavla oynamak
haramdır. Çünkü Peygamber (SallallahU Aleyhi ve Sellem) onu
haram olan bir şeye benzetmiştir.
Ulemâ tavlanın haram olduğuna ittifak etmişlerdir.»
Nevevî de : «Bu hadîs tavla oynamanın haram kılındığına kail
olan cumhur ulemâ ile Şâfiiyye delildir. Bizim ulemâmızdan
Ebû îshâk Mervezî haram değil, mekruhtur, demiştir. Satranç
oyunu ise bizim mezhebe göre mekruhtur. Haram değildir.
Tabiinden bir cemâatin da buna kail oldukları rivayet
edilir. îmam Mâlik'le İmam Ahmed satrancın haram olduğuna
kaildirler.» diyor.
Hanefîler'e göre tavla, satranç ve buna benzer oyunlar
mekruhtur.
Ebû Musa'dan rivayete göre, Nebî aleyhisselam şöyle
buyurmuştur: «Tavla oynayan, Allah'a ve Rasûlü'ne isyan
etmiştir." (Hadisi Ahmed bin Hanbel, Ebû Dâvûd, îbn Mâce ve
Mâlik kaydetmiştir.)
Sa'îd bin Cübeyr, tavla oynayanlara rastladığı zaman onlara
selâm vermezdi.
Satranç Oynamak
Satranç oynamanın haramlığı hakkında hadisler varid
olmuştur. Fakat bu hadislerden hiç biri sabit değildir.
îbn Hacer el-Askalânî şöyle demiştir: «Satrancın haramlığı
hakkında sahih veya hasen bir hadis sabit olmamıştır.»
Bu yüzden fakihler onun hükmünde ihtilâf etmişlerdir :
Kimisi haram sayar, kimi de mubah sayar.
Ebû Hanife, Mâlik ve Ahmed bin Hanbel onu haram
sayanlardandır.
Şafi'î ve tabilerinden bazıları onun haram değil, mekruh
olduğunu söyleyerek şöyle demişlerdir: «Sahabeden bir cemaat
ve tabiîn'den de sayılamayacak kadar kimse satranç
oynamıştır.»
îbn Kudâme «el-Muğnî» adlı eserinde şöyle demiştir :
«Satranç da haramlıkta tavla gibidir. Ancak, tavlanın
haramlığı, hakkında varid olan nasslar sebebiyle daha
kuvvetlidir. Fakat satranç da onun mânâsına girer. Böylece
onun hakkındaki hüküm tavlaya kıyasen tesbit edilmiştir.»
Ebû Hureyre, Sa'îd bin Müseyyeb ve Sa'îd bin Cübeyr'in onu
mubah gördüğü nakledilmiştir.
Onlar, «Eşyada aslolan mübahlıktır» kaidesiyle ihticac
etmişlerdir. Onu haram kılan ne bir nass varid olmuştur ne
de bir nass'-in mânâsma dahil edilebilir. Bu yüzden mübahlık
hükmü devam eder.
Onu mubah sayanlar, mübahlığı için bazı şartları
koymuşlardır:
( Fıkhus's Sunne 2. cilt : Yarışma ve Oyun Başlığı)
1- Kumar oyunları:
Her çeşit kumar oyunu kesinlikle haramdır. Bunlar Kur'ân-ı
Kerim'de puta tapmakla bir tutularak şeytan işi bir pislik
olarak tavsif edilmiştir (Maide, 90).
Kumar, kazanan tarafın kaybeden taraftan bir şey alması
şartı koşulan her çeşit oyundur. Zamanımızda oynanan çeşitli
piyangolar, kâğıt ve zar oyunları, yarışlar... İslâm'ın
yasakladığı "kumar" sınıfına girer.
Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), kendi devrinde
bilinen "tavla"yı açık bir ifade ile yasaklamıştır:
"Nerd (tavla) oynayan kimse mutlaka Allah ve Rasulu'ne isyan
etmiştir", "Tavla oynayan, elini domuz etine ve kanına
batırmış gibidir."
Hz. Ali (radıyallahu anh) tavla oynayanları hapsettirmiş,
onlara selâm vermeyi yasaklamıştır.
Belki de o devirde Araplarca bilinmediği için Hz. Peygamber
(aleyhissalâtu vesselâm) hadislerinde zikri geçmeyen satranç
oyununun haram sayılıp sayılmayacağı hususunda âlimler
ihtilaf etmişlerse de çoğunluk, en azından kerâhetinde
ittifak etmiştir.
Fetevâyi Hindiyye'de satrancın mekruh olduğu belirtildikten
sonra şu açıklama kaydedilir.
"Satranç dışındaki bütün oyunların haramlığı hususunda
alimler icma ederler. Satranç oyunu, bizim (Hanefîler)
nezdinde haramdır. Bununla oynayanın adaleti sabit,
şahidliği makbul müdür? meselesine gelince:
Şayet araya kumar sokulmuş ise, -yani kaybeden, kazanan bir
ödeme yapacak ise- oynayanların adaleti düşer ve
şâhidlikleri kabul edilmez. Kumar yoksa, adâletleri sâbit,
şâhidlikleri makbuldür. Ebû Hanife bunlara selâm vermede bir
beis görmez ise de Ebû Yusuf ve İmam Muhammed mekruh
sayarlar."
( İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ
Yayınları: 12/324.)
AÇIKLAMA:
Hadisin Ebu Davud'daki veçhinde "...elini domuzun etine ve
kanına sokmuş gibidir" buyrulmuştur. Ulema bu teşbihten
maksadın domuz etini yemekle bir kıyaslama yapmak olduğunu
söyler. Yani "tavla zarını atmak, domuz eti yemek gibi
haramdır" demek olmaktadır.
Nitekim İmam Şafii ve cumhur bu hadise dayanarak tavlanın
haram olduğuna hükmetmiştir. Satranç hakkında umumiyetle
"haram değil" denmiştir.
Hanefîler de bu görüşü benimser. Ancak mekruh olduğunda
ihtilaf edilmez.
İmam Malik ve Ahmed İbnu Hanbel satranca "haram" demiştir.
Hatta Malik: "Satranç tavladan da beter ve hayır yapmaktan
daha çok oyalayıcıdır" demiştir.
[ İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ
Yayınları: 15/138]
2- Hayvanlarla Oynamak:
Bu, bazı hayvanları tahrik edip dövüştürmek şeklinde olduğu
gibi, yarıştırma şeklinde de olabilir. Birinciye misal,
horozların döğüştürülmesi; ikinciye misal güvercin peşinde
koşmaktır. Hadislerde her iki çeşit oyun da yasaklanmıştır.
Güvercinle oynayan kimse hakkında Hz. Peygamber
(aleyhissalâtu vesselâm) şiddetli bir üslub kullanmıştır.
[İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ
Yayınları: 12/324.]
Âlimlerin oyun ve eğlence karşısındaki bu sert tutumları,
bidayette de temas ettiğimiz gibi, en başta zamanın boş
geçmesine sebep olmasıyla izah edilmektedir. Dehlevî şöyle
der: "Yasak işler meyanında teselli vericilerle meşgul
olmayı da saymalıyız. Bu işler dünya ve âhiret endişesine
karşı teselli veren, zamanı boşa geçirten şeylerdir.
Çalgılar, satranç, güvercinle oynamak, hayvanları kızıştırıp
dövüştürmek gibi. Bu eğlencelere dalan kimseler, yeme içme
gibi zaruri ihtiyaçlarını dahi ihmal ederler. Öyle ki,
üzerlerine sıkışırlar da bevl etmek için kalkmaktan bile
sarf-ı nazar ederler. Şâyet bu gibi eğlencelerle meşguliyet
câri bir adet haline gelecek olsa, insanlar cemiyet üzerine
bir yük, bir parazit haline gelir ve nefislerini ıslâha
yönelmezler."
[ Ebu Dâvud, Edeb: 57; el-Edebü'l-Müfred: 2/683. Bu çeşit
hadislere rağmen, İslâm âleminde, diğer bir kısım yasaklar
gibi, güvecinle meşguliyetinde zaman zaman yaygın bir moda
hâlini aldığını görülmüştür. Kalkaşandî, 565/1169 yılında
Nuraddin Zengî ile başlatılan güvercinle meşguliyetin kısa
zamanda yaygınlık kazanarak, devrin en ileri gelenlerini
bile saran bir moda hâlini aldığını, kuşlara neseb
defterleri tutulacak, tanesi 1000 dinara satılacak kadar
ileri gidildiğini, güvercinlerin tam bit ticaret metâı
halini aldığını vs. anlatır (Kalkaşandî: 14/390-391)]
HAYVAN DÖVÜŞTÜRMEK
Hayvanları Birbirine Dalaştırmak
Allah Rasûlu hayvanları hedef tahtası yapmayı nehyettiği
gibi, onları birbirine dalaştırmayı ve dövüşmeleri için
teşvik etmeyi de nehyetmiştir.
îbn Abbas'dan rivayete göre, o şöyle demiştir:
«Allah Rasûlü hayvanları birbiriyle dalaştırmayı menetti.»
(Hadisi Ebû Dâvûd ve Tirmizî kaydetti.)
Enes bin Malik, Hakem bin Eyyûb'un evine girdiğinde, bir
topluluk bir tavuğu bağlamış ona ok atıyordu. Onlara: «Allah
Rasûlü hayvanları bağlayıp ölünceye değin ok atmayı menetti»
dedi. (Hadisi Müslim kaydetmiştir.)
Câbir (r.a.)'den rivayete göre, o şöyle demiştir:
«Allah Rasûlü herhangi bir hayvanı hapsedip öldürmeyi
menetti.» (Hadisi Müslim kaydetmiştir.)
İbn Abbas'tan rivayete göre, Nebî aleyhisselam şöyle
buyurmuştur:
«Hiçbir canlıyı hedef yapmayın.»
Bunu ancak; eğer kesilecekse, hayvana azab verdiği, canını
telef ettiği, maliyetini zayi ettiği ve zekâtını kaldırdığı
için, eğer kesilmeyecekse, menfaati için menetmiştir.
( Fıkhus's Sunne 2. cilt : Yarışma ve Oyun Başlığı)
SPORTİF OYUNLAR:
Tatil ve boş vakti dolduran meşguliyetlerden bahsederken
sportif oyunları müstakilen ele almamız gerekmektedir. Zira
İslâm nokta-i nazarından bunları "eğlence" tabirinin ifade
ettiği mana içinde mütalâa etmek bile zordur. O çeşit
oyunların faydalık, yani "cihad"a hazırlık yönü galebe
çalar. Bu yüzden Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)
onlara ısrarla teşvik etmiştir. Bu gruba, yüzme, binme,
atma, koşma ve güreş girer.
Ashabtan bir grubun eğlenmeye gittiği söylenince
memnuniyetsizlik izhar ederken, "atışa gittikleri"nin
tasrihi üzerine Hz. Peygamber:
"Atış eğlence değildir, atış eğlendiğiniz şeylerin en
hayırlısıdır" der.
Bir başka rivayette de; "Melâike sizin hiçbir eğlencenizde
hazır bulunmaz, atış ve at koşusu hariç" buyurur.
Bu çeşit oyunlarda yarışlar yapmak da söz konusudur.
Rivayetler Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'ın şahsen
deve ve at yarışlarına katıldığını, bazan kazanıp, bazan
kaybettiğini belirtir.
Yarışların ve yarışlarda verilecek armağanların İslâmî
manada meşru olabilmesi, bunlara "kumar manasına gelecek bir
davranışın girmemesine bağlıdır."
[ Fetavâ'yı Hindiyye'de, yarışlarda tek taraflı şartın câiz
olacağı, çift taraflı şartın ise haram olduğu belirtilir.
"Şayet armağan, önceden belli olan bir cânib tarafından
konmuşsa câizdir. Şöyle demesi gibi: "Şayet sen kazanırsan
sana şu kadar armağan vereceğim, ben kazanacak olursam
senden bir şey almayacağım." Armağanı her iki tarafın
koyması kumardır. Bu ise haramdır" (5/324)]
Sportif oyunlara dinimizin ehemmiyet verdiğini kaydederken,
bir hususu bilhassa belirtmek gerek: Zamanımızda da bu
oyunlara fazlaca ehemmiyet verilmektedir. Geri kalmış
memleketlerde bile üretime dönük acil yatırımlar dururken,
son derece mahdud ve mütevazi imkanların, üretimi artırıcı
yönü olmayan, tamamen ölü sayılacak sportif harcamalara
aşırı şekilde tahsisi ve bunda ısrar edilmesi, bu çeşit
işlerde beynelmilel ideolojik güçlerin rolleri ve gizli
baskıları hususundki şüpheleri kuvvetlendirmektedir. Dinin
karşılayacağı bir kısım fıtrî ihtiyaçlar, adeta sportif
"alaka" ve "meşguliyetler"le karşılanmaya, beriki sâyesinde
diğeri unutturulmaya çalışılmaktadır. Bu sinsi ısrar,
sportif faaliyet ve yatırımları neredeyse tabulaştırmıştır.
Dünyanın hemen hemen her tarafında insanı yıpratma ve
tahkirde kullanılan devrin en galiz sloganlarıyla hücuma
uğramayı göze almadan, mevki ve haysiyetinden olmayı peşînen
kabul etmeden makam, unvan ve müessiriyet sahibi hiç bir
kimse bu tabuları ve tabular için düşülen aşırılık ve
abesiyetleri tenkide cür'et edemez.
İslâm âlimleri, sportif faaliyetlerin, bu çeşit menfi
maksadlara kanalize edilmesini önlemek için bunlar
hususundaki cevazlarını kayıtlamışlardır:
1- Bunların câiz olmasında niyet esastır. Sırf eğlence için
yapılırsa mekruhtur. Fakat küffâra karşı güç kazanmak,
savaşta galebe çalmak maksadlarına râci ise câizdir. Sâdece
caiz değil, sevaptır da.
2- Sportif oyunlar, meşruiyet hududları dışına çıkmamalıdır.
Kılık kıyafet yönünden itidali korumak, dürüstlükten
ayrılmamak, gayr-i ahlâkî davranışlarda bulunmamak, hiçbir
surette kumar ve diğer çeşit menhiyatı oyuna sokmamak,
onları yaparken dini vecibeleri ihmal etmemek, zamanı
öldürmemek gibi kayıtlar bu çeşit oyunların meşruiyet
şartlarıdır.
Hakkında hadiste bir beyan gelmemiş olan satranç oyunuyla
ilgili olarak Hattâbi'nin yaptığı bir açıklama, İslâm
alimlerinin bu husustaki esprilerini aksettirmede
faydalıdır: Ebû Dâvud şârihi Hattâbî (v. 388/998). "Bazı
alimler, harp ahvali ve düşmanın hilesi üzerinde düşünceye
sevkedeceği zannıyla satranç oyununa ruhsat verdiler"
dedikten sonra, bununla kumara yer vermeden oynansa bile,
oynayanların bir çoğu namazı vaktinde tehir etmeye, birçoğu
da dilinden kötü söz eksik etmemeye mütemâyil olduklarından,
bununla iştigal edenlerin mürüvvetlerini kaybedeceklerini,
binâenaleyh şehâdetlerinin makbul olmayacağını söyler.
Burada ifade edilen ihtiyati ölçülerle, her devirde
rastlanan değişik oyunlar, mizandan geçirilebilir.
[ İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ
Yayınları: 12/325-327.]
-Günaha sebep olan yahut bizzat günahla meşgul olanlara da
selam verilmemelidir.
[ Bursevî. Ruhu'l-Beyan, II, 252.]
Tavla oynayan, kuş uçuran, içki içen, kumar oynayan
kimselere selâm verilmez.
Ebu Yusuf ve Şafiî hazretleri satranç zihni geliştiren bir
oyun olduğu için günaha sebep olmadığı müddetçe mubahtır.
Oynayanlara da selam verilir, kanaatindedirler.
tavla ve benzeri oyunlarda sonuç şansa dayanmaktadır. Bu ise
önce mücâdeleye ve çekişmeye, sonra hırslanmaya, sonra da
kin, düşmanlık ve fitneye sebep olmaktadır.
Tavla genellikle, az bir miktar ile de olsa, kumar olarak
oynanmaktadır. Insanlar ona alışmakta, âdet edinmektedirler.
Kazanmak hırsına kapılan insan, bu hırsla rahatça yalan
söyleyebilmektedir. Yalan yere yemin ise kendi başına büyük
günahlardandır. Oynadıkça hırslanan insan, oynadıkça
oynamakta, vaktin nasıl geçtiğini bilmemekte, dünyası âdeta
oynadığı oyundan ibaret olmaktadır. Böyle bir insanın
gaflete dalacağı tabiidir. Gaflete dalan insan ise haliyle
hem Allah'ı anmayı, hem de namazı hatırına getirememektedir.
tavlayı oynamak haram olduğu gibi, tavla aletinin
alış-verişini yapmak da haramdır
(Muhammed Vefâ, Bey'u'l-A'yâni'l-Muharrame, 94-96) |