|
. |
|
Sn.Kadir Topbaş ve
Sn.Mustafa Demir Beyler . . .
Kentsel dönüşüm çalışmasında
açıklanan ilk etaptaki düzenlenecek İstanbul ilçeleri
arasında Fatih neden yok?
Takdir edersiniz ki, Fatih, İstanbul'un en eski ve maalesef
en KEŞMEKEŞ yerleşim yeridir.
Düzensiz, berbat, çirkin, sağlıksız, çağdışı, felaket
yapılaşmanın daniskası maalesef ilçemiz...
Tarihi değeri ise dünyada eşsiz ve bir medeniyetler müzesi
adeta...
Fatih, İstanbul'un da merkezi olması sebebiyle, hayati de
önem arz etmekte...
Neden böylesine bir ilçede ((hak ihlali olmaksızın, ve ama
istismara da yol bırakmaksızın; haçlıların vazgeçmeyen sinsi
ve aleni bizantize çalışmalarından da gafil olmaksızın))
binalarımız deprem kontrolünden uzak bırakılır?
Neden sokaklar/caddeler büyük geniş ferah kılınmaz?
Neden tarihi ve stratejik yerleri koruma altına alınmaz?
Kolay ulaşılabilir-erişilebilir şehir sistemi neden
kurulmaz?
Bunu anlayamıyorum?
...
Mesela: Silivri taraflarında, İstanbul'a yakın tenha bir yer
tahsis edilse, orada geçici konutlar yapılsa, Fatih'teki
yerleşkeleri oraya geçici olarak taşısak, ve bu arada da
Fatih'i, tarihine ve dokusuna zarar vermeden yıkıp yeniden
ihya-inşa etsek???
Ne dersiniz?
...
Bilgilendiriniz lutfen!.. Saygılar... Selimhan Oğuzgil
08.03.2012
kimden: Selimhan Oguzgil selimhanoguzgil@yahoo.com
kime: baskan@ibb.gov.tr, mustafademir@fatih.bel.tr,
erdogan.bayraktar@csb.gov.tr
|
|
|
Admin not: Sayın Selim Han,
Hükümet, İBB, Fatih belediyesi Türkiye'de ilk kentsel dönüşüm yenileme
alanı olarak fatih'te başladı. Sulukule projesi birçok hukuksuz uygulama
ile devam ediyor.
Fener-Balat-Ayvansaray kentsel yenileme projesine Mart ayında
başlanacağı duyurulmuştu, Ayvansaray Türk mahallesi projesinde vasıfsız
bazı binalar yıkılarak "sözde" başlandı.
Belediye meclisinden geçmiş toplam onbir mahalle hakkında yenileme
projesi resmiyet kazandı.
Sandığınız gibi iktidar fatih
hakkında duyarsız değil, çok fazla duyarlı laikin en sert tepki Tarihi
yarımada Fatihten geldiği için geri adım atarak bazı hukuki düzenlemeler
getiriyor.
İktidar burada iyi niyetli değil, Çünkü sizlerinde beyan ettiği gibi
şehrin tehlike sinyalleri veren,50-60 yıllık, Beton ömrü tükenmiş,
çarpık inşa edilmiş mahallerinden başlanacağına Unkapanı,Fener,
Balat, Ayvansaray, Eğirikapı, Edirnekapı, Topkapı, Yedikule, Samatya,
Yenikapı, Kadırga, Gedikpaşa, Cankurtaran gibi ilçenin en çok tarihi
envanterinin bulunduğu 1,2,3 katlı, Tescilli, ahşap ve kagir binaların
bulunduğu yerlerden başlandı.
Buralar UNESCO, ICOMOS korumasında olan semtler, Buralardaki 2. derece
tescilli binalar dahi "Deprem" gerekçesi ile projeye dahil edilerek
yıkılmak istendi, Tescilli binalar için ada bazında dev projeler
yaptırıldı, 5366 sayılı yasa ile ilçe "Turizm-ticaret-konaklama" bölgesi
ilan edildi.
Sizin sandığınız gibi Fatih'te artık ikamet etmenizin imkanı pek yok,
Fener-Balat-Ayvansaray proje alanında yapılacak projede oradaki
sakinlerin ev alması imkansız gibi, GAP inşaata %58 pay ile verilen
ihalede, %42 payları ile daire sahibi olmak imkansız, parsel sahibinden
mevcut değeri üzerinden alınmak istenen alandaki binalar, betonarme
yapılacak ve inşaat bitimindeki değer üzerinden kişiler
borçlandırılacak, Bu durumda ev sahibi olmak imkansız.
Ayrıca buradaki tarihi envanter bu çeşit ada bazlı proje uygulamasına
müsait değil, şimdi yeni kanunlar çıkararak bu hukuki engel aşılmaya
çalışılıyor, Diğer ilçelerde yapıldığı gibi fazla kat verilerek parsel
malikleri mağduriyeti önleniyor, Fatih ve Beyoğlu'nda Fazla kat söz
konusu olmayacağı için sorun ve sıkıntı başlıyor.
Fatih'in 1. uygulama alanında olmamasının nedeni meclis gündeminde
bekleyen kanun nedeniyledir. Şimdiden içeriği hakkında basına
sızdırılan, Erdoğan Bayraktar'ın , Başbakan'ın TV konuşmalarından
anladığımız üzere yeni kanunla on milyon bina yıkılması gündemde, Çürük
raporu verilen binalar Valilik uygulaması ile yıkılacak, Bina ve Kat
mülkiyetli tapular arsa tapusuna çevrilecek, Yeşil ve tesis alanı olarak
projelendirilen parseller hakkında fiyat belirleme komisyonunun tespit
ettiği ücret bankaya yatırılarak "acele kamulaştırma" yapılacak,
maliklerin bireysel itirazı kabul edilmeyecek, Proje alanında %51
vekalet payı olan STK'lar üzerinden dava açabilecek, Bu davada yürütmeyi
durdurma kararı verilemeyecek, Sadece fakir olduğunu belgeleyenlere TOKİ
tarafından müsait yerlerdeki sosyal konut alanlarından daire verilecek,
eski evi peşinat sayılacak yeni evin kalan parasına 15 yıl vade
tanınacak.
İşte yarınki felaket
senaryoları, Ocak ayında çıkıyor denilen mevcut kanun mart ayında alt
komisyondan çıkmış, meclis gündemine getirilme çalışmaları devam ediyor,
ne kadar uygulanabilir, Bu konuda uluslararası AİHM ve Dünya Af örgütü
gibi kurumların tepkisi ne olur bilemiyoruz.
Şehir dışındaki uygulamalardan
halk memnun bu SİT alanlarında mülk sahibi olanların %90'ı kiracı
durumuna düşeceği görülüyor, Tepki ise çok cılız, Çünkü SİT alanlarında
yaşayan vatandaşlarımız Türkiye'de %1'lerde olduğu için hükümetin bu
projeyi hayata geçirmeye kararlı olduğunu söyleyebiliriz.
Dün başbakan TV'lerde bu
projenin 450 milyar dolarlık olduğunu açıkladı, Bu şu demektir. Dibe
vuran ekonominin canlanması demektir, yeni milyarderlerin oluşmasının
önü açılıyor demektir.
Daha fazlası sitemizdeki ilgili haberlerin içeriğinde vardır.
Hayırlı yarınlar dileriz.
Abdullah Gözaydın fatihten@gmail.com
0535 7465548 08 Mart 2012 |
|
|
|
 |
YORUMLAR:
Abdullah Bey; Fatihhaber sitenizden haberdarım. Titizlikle
ve heyecanla takip ediyorum.
Bir Fatih'li olarak, netameli durumun farkındayım. Çok güç bir
iş aslında bu!
Şehrimizin İslami ve kent ruhu-asaleti korunması gerektiği
kadar, insanlarımızın hem hakları ve hem de deprem sebebiyle
canları güven altında olmalıdır. Açıkçası büyük eleştiriler
getiren sizler, bizler mesuliyet makamlarında olsak ne yapardık;
açıkçası kendi adıma, çok zorlanırdım diyorum.
Başkana yazdığım mektupta, Fatih'in boşaltılması ve ihyası diye
'ütopik' olduğunun farkında olarak, bir teklif yazdım. Başka bir
çaresi mümkün mü sizce???
Geçen günlerde açıklanan Kentsel dönüşüm ilçeleri arasında Fatih
yoktu. Ben ondan dolayı yazdım biraz da!
Siz de takdir edersiniz ki, maalesef o kadar tehlikeli binalar,
berbat sokaklar var ki, bu binaların boşaltılması ve yıkılması
gerekiyor. Eski, çürük, kaçak katlı, çevre binalardan tehlike
gören, çevre binalara tehlike saçan... neler neler... Allah
korusun... Zelzeleyi düşündükçe, aklım havsalam almıyor.
Amerika açıklarındaki Haiti'de o dehşetli deprem sonrasında, ABD
yardım bahanesiyle oraya bir yerleşti. İş bitti. Her türlü
seçimi ve idareyi kendisi sağladı. Ve bir tür, orayı da bir
Amerikan eyaleti yapıverdi. Hafazanallah, dehşet bir deprem
senaryosunda, İstanbul'un çökmesi Türkiye'nin çökmesi demek!
İstanbul'a gelecek yardım gemileri işgal gemileri olacaktır.
Dolayısıyla durum sahiden çok kritik durumdadır.
Ve elbette ilaveten, bir de şehrin ruhu ve asaleti meselesi...
Bu da her türlü gözetilmeli, onlarca yıllık ihanetler
düzeltilmelidir. Yakışmıyor bu ne şehrimize ve ne de
bize/değerlerimize!
İnsanlar, has bel kader onlarca yıl evvel gelip yerleşmişler.
Tapulu veya tapusuz yerleşke sahibi olmuşlar. Düzen/aile
kurmuşlar. vs... Şimdi bunları da düşünmek gerek. Ama, bütün
bunları da düşünürsek, hiç bir yere varamayız. Ve tabi
insanların da istismar yönelimleri de var. Herkesten laf çıkar,
şikayet eder. Ama kimseyi teker teker memnun edemezsiniz. Bu da
bir diğer sosyolojik gerçek.
Öte yandan haçlılar, malumunuz, sırtlanlar gibi bekleşiyorlar...
Yüzlerce yıldır... Ve dahi sinsi ve aleni çalışıyorlar...
Bunların tehlikesi de diğer bir durum...
Yani kolay değil! Hiç kolay değil!
Ütopik falan, ama boşaltılmalı Fatih... Tarih korunacak şekilde
tamamen yıkılmalı ve yeniden inşa edilmeli. Sonra da herkes
tapusunu geri gelip almalı ve kaldığı yerden hayatına devam
etmeli.
Kırgınlıklar elbette olacak. Ama her bir insanı da teker teker
memnun etmeye kalkmak beyhude olur! Saflık olur! Zira böylece
neticede hep beraber kaybederiz.
Benim tek şartım: Haçlı Bizans hayaline karşı tedbir alınsın.
İcabında insanlar Anadolu'ya veya İstanbul'un başka yerlerine
gönderilsin. Yapacak bir şey yok. Geleceğimiz için bu
yapılmalı... Hakkaniyete azami olarak uyularak, ve de herkese bu
durum güzelce anlatılarak... Maalesef, diyeceksiniz ve
yapacaksınız! Başka çare yok! Ben bunu diyorum.
Fatih, İstanbul'u bırakın Türkiye'nin hiç bir başka ilçesine
benzemez! Burası korunmalı, düzenlenmeli, gözetilmeli!
Ayrıcalıklı olmalı Fatih! Hani şu pozitif ayrımcılık
dediklerinden...
Saygılar...
Kolay gelsin size... Çok faydalı bir iş yapıyorsunuz...
Selim Han Oğuzgil

Admin 2. Cevap;
Sayın Selim Han Oğuzgil, Fatih'in mevcut yapılaşması hakkındaki
tespitlerinize gönülden katılıyorum, Gerçekten değerli fikirler,
Diyalogun-Tartışmanın ne kadar önemli olduğunun ispatı oluyor.
Evet Fatih'in Dünya kültür başkenti olduğunu on yıllardır yazar
söylerim, çünkü tespitlerime göre Mekke ve Kudüs'ten sonra
İstanbul aziz bir kenttir, Bu nedenle buraya sahip çıkanlar
Dünya'ya hükmetmiş, Burada Dünyanın üç büyük imparatorluğunun
merkezini kurmuşlar "ROMA-BİZANS-OSMANLI"
1940 yılından itibaren yaygın bir
şekilde, Takribi 8400 yıllık bu müthiş kente büyük ihanetler
yapılmış, Bunların tamamına yakını, "Yağmalama, işgal, hukuksuz
yapılaşma" RANT'sal düşüncelerle yapılmış, Dini ve Milli
envanterlerin taşınabilirleri kaçırılmış, kalanları yok
edilmiştir. Son yıllarda
1950'lerdeki gibi rantsal yok ediş devam etmektedir, Son
olarak Edirnekapı surları çıkışındaki Fetih şehitleri mezarlığı,
İBB tarafından asri mezarlığa çevrilmiş halen gömü
yapılmaktadır,
(Bakınız) Metro, hafif raylı sistem çalışmaları
şehrin eski hafızasını yok etmektedir. İstanbul 8400 yıllık
tarihinde hiç bu kadar tahrip edilmemiştir.
Herkes bilir ki İstanbul'un üstü kadar altı vardır, Ve bu
toprakaltı tarih oldukça bakir idi, K. Topbaş döneminde Metro,
Tünel çalışmaları ile bu tarihi envanterlerin çok büyük yara
aldığını tahmin edebiliyoruz, bilmiyoruz çünkü çok büyük
gizlilik içinde çalışmalar sürdürülmektedir. Mevcut tahribatın
belgelerini bir iktidar değişikliğinde görmemiz mümkün
olacaktır. Fatih'i yönetenlerin iyi
niyetli olduklarına inanamıyorum, çünkü ilçenin adını, logosunu
değiştirmeyi teklif edebiliyorlar, Fatih adından rahatsız
olduklarına şahit oluyoruz.
(Bakınız)
Binlerce yıllık bir eserin yok edilerek üzerine
konut yapılmasına açıkça göz yumuyorlar
(Bakınız)
Bu yönetime güvenmemek konusunda çok gerekçem var, Güvenmek
konusunda hiçbir güvenceleri yoktur.
Yazınızda beyan ettiğiniz Bizans, Küresel finans merkezi
senaryoların altında birçok HİN düşünceler aramak yersiz
değildir. Biliyoruz ki Ayasofya'yı Atatürk'ten sonra sahte
belgelerle müzeye devşirenler nihai amaçlarına ulaşmış değiller,
oyunlar, devam etmekte,Millet uyandırılmadan hedefe ağır, ağır
gidilmektedir. Ne yapılması
gerekiyor derseniz; öncelikle ilçe nüfusunun değişmesine fırsat
verilmemelidir, çarpık yapılaşma ve sağlık ömrünü
doldurmuş binaların tasfiye edilmesi gerekmektedir. Bu
yapılacağına Ahşap-Kagir binalardan neden başlanmak
istenmektedir?
Sebebi; Tarihi özelliği olmayan betonarme binaları yıkmak
hukuken çok kolaydır, Bu nedenle Bakan Erdoğan Bayraktar,
Yıkımlara karşı çıkanlara hapis cezası getiriyoruz diyor,
haklıdır da, 50-70 yıllık betonarme binaya yıkamazsınız diyerek
karşı çıkmak insanlık suçudur.
Bizlerde bu tür yıkımlara karşı değiliz, karşı olduğumuz
yıkımlar.
1- Tarihi tescilli sivil mimarlık örneği, ahşap, yığma kagir
binaların aynen korunmasını istiyoruz.
2- İlçede Milli emlak ve Vakıflar müdürlüğü uhdesinde yeterli
yeşil alan vardır, Bu alanları yapılaşmaya açarak mevcut konut
alanlarının yeşil alan ilan edilmesine karşıyız.
3- Yıkılması elzem olan binalar devletin kontrolünde, devletin
"Tapu" güvencesinde inşa edilmiş, malikleri tarafından devlet
güvencesi ile satın alınmıştır.
Devletimiz, Üniversitelerimiz betonun teknik tanımını 2007
yılında mı öğrendi ki, Bu tarihten önceki binaların beton
kalitesini "Çürük" olarak damgalıyor.
Burada çok önemli bir ihmal vardır, Buda devletin suçudur,
devlette devamlılık esastır, Türkiye Cumhuriyeti devleti,
Sosyal, hukuk devleti olduğuna göre devletimiz suçunu kabul
edecek, Mevcut mülk sahiplerini mağdur etmeyecek şekilde yeni
yapılaşma yöntemleri geliştirecektir.
Dileğimiz şudur; Fatih içinde illiyet olarak
Fatih'li olanlarla, 5-10 sene evvel gelenler aynı şekilde
düşünülmemeli, Evet çarpık kentleşme nedeniyle ilçedeki önemli
bir nüfus ilçe dışına çıkmak mecburiyetinde kalacaktır, Bunlar
eski Fatih'liler olmamalıdır. Dünya Af örgütünün bu doğrultuda
çekinceleri vardır, açılan bazı davalarda bu konuda kararlar
vardır, Ülkemizde bu evrensel yasalar altına imza koymuştur.
4- İlçemiz 5366 sayılı yasa ile
Turizm-Ticaret-Konaklama merkezi olarak tanımlanması iptal
edilmelidir, ilçemizin tarihi envanteri hassasiyetle korunmalı,
yeni yapılaşma modern olmamalı, imitasyon olmamalıdır.
5- İlçemizde hayata geçirilecek projeler "deprem" gerekçesi ile
kamuflaj yapılmamalı, Çünkü gerçekleşen metro kazılarından
görüyoruz ki tarihi yarımada İstanbul geneli içinde en sağlam
zemine sahiptir, bu nedenle 1. derece deprem bölgesi değildir,
Dolgu katmanı altında granit kayalıklar vardır.
6- İlçede kalmak isteyenlere zorluk çıkarılmamalı, Rantsal
bakılmamalı, Yapılaşma GAP inşaat gibi firmalar üzerinden değil,
Doğrudan TOKİ tarafından üstlenilmeli (Sulukule projesi gibi)
15-20 yıllık vadelerle vatandaşın Fatihte ikamete devam
edebilmesinin imkanı sağlanmalıdır.
7- Yabancıların Fatih ve Galata bölgesinde mülk aldığına şahit
oluyoruz, 2003 yılında
" Self Determinasyon" TBMM'de kabul eden bir ülke olarak
dikkatli olmak zorundayız, çünkü bu yabancılaşma sonucu ilçede
çoğunluk olacak olurlarsa, Belediye başkanlığını da
alabileceklerdir, Bu belediye BM'den
" Self Determinasyon" hakkı için referandum istese Türkiye
ne yapabilecektir?
Bu tehdidi ciddi şekilde bilmek ve düşünmek zorundayız,
Nemelazımcı bir yaklaşımla, Bir şey olmaz hayalciliğine
düşmemeliyiz.
Daha detaylı yazmak isterdim lakin şimdilik bu kadarla
kesiyorum,
Rabbim Türk-İslam nüfusunu İstanbul'da azınlık durumuna hiçbir
zaman düşürmeyecektir İnşaallah Abdullah Gözaydın fatihten@gmail.com
0535 7465548 08 Mart 2012

Abdullah Bey... Cevaben:
Hassasiyetlerinizle ve dikkat çektiğiniz bütün kritik
hususlarla, tamamen müşterekim.
Nice nadanlık, nice talihsiz, nice gaflet ve dalalet
durumları/icraatları maalesef söz konusu! Onlarca yıldır oldu,
ve ne hazindir ki hala olmakta!..
Ve hamdolsun ki, bunlardan gafil olmayan Müslüman insanımız da
hala mevcut!
Nüfusun değişmesi meselesi çok netameli bir meseledir. Ben de
bunu istemem. Ancak bazı durumlar da var ki, maalesef istismar
malzemesi yapılmakta! Vatandaş, (kendisince haklı olarak)
memleketinden yerinden yurdundan kalkıyor, iş-aş umuduyla
İstanbul'a, daha da merkezi olan Fatih'e geliyor... Burada
nerede boşluk, yer varsa, nerede ucuz yer varsa oraya
yerleşiyor. Sonra da kalkıyor, burası benim diyor! Bu yanlış!
Ama bu yanlışlığa taa en başından izin veren düzen de yanlış!
İstanbul'un nüfusu 20 milyonu kaldırıyor mu sizce? Ne kadarki bu
şehrin alanı? En geniş alanıyla, Silivri'den Gebze'ye! Bu kadar
alana bu kadar nüfus, bu şehre haksızlıktır! İnsanlara fırsat
verirseniz, Vandalizm işgaline bırakırsınız bu mukaddes şehri!
Yazık olur sonra!
Merhum Üstat Cemil Meriç'in değerli kerimeleri Prof. Ümit Meriç
Hanımefendi, 1-2 sene evveldi sanırım, Milli Gazete'ye bir
mülakat verdi. Milli Gazete de o mülakatı, Ümit Hanımefendi'nin
şu çok yerinde tespitleriyle sürmanşete çekti: ''İstanbul, göçle
İslamlaştı''. Göçle gelen Anadolu Müslümanlarının vesilesiyle
Ramazanlarla, mukaddesatıyla, değerleriyle İstanbul'un
İslamlaştırıldığını söyledi.
Evet... Bu çok önemli bir tespitti. İstanbul'un ve Anadolu'nun
sosyo-politik durumunu çok güzel tahlil etti Sosyoloji Profesörü
Hanımefendi.
Ne var ki, göçün eksilmeyen ve fakat hızla artan ivmesi de bu
müze kenti, İstanbul'u kilitledi! Şehir insan çokluğu altında
inim inim inler oldu!.
Tayyip Bey'in İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıyken teklif
ettiği, İstanbul’a vize uygulamasını ben istiyorum şahsen,
destekliyorum.
Bu, Osmanlı'nın bir uygulamasıdır. Ancak bu uygulama, Osmanlı
döneminde maalesef Anadolu insanı aleyhine kullanılmış,
Dersaadet, ekalliyet ve ecnebiler arasında pay edilmiştir. Fatih
ve Eyüp'te çok küçük bir Müslüman nüfus ve saraya sıkıştırılmış
Türki bir hanedan! Bu kadar.
Abdullah Bey... Laf uzuyor... Bendeniz, kanaat-i naçizimce
İstanbul'un, özellikle de Fatih'in tamamen koruma altına
alınmasını istiyorum.
Ve dediğim gibi de, şartım: bu şehrin İslami ve Türkî dokusu
asla bozulmamalı, Bizans oyunlarına, Haçlı emellerine asla ve
kat'a hiçbir prim verilmemeli!
Ve ihya/inşadan sonra, tapusu yerleşkesi muhkem nüfus Fatih'e
geri dönebilmeli ve hayatlarına kaldıkları yerden devam
etmeliler.
Kaçak kat/mekân sahipleri katlarından mallarından mülklerinden,
gelişigüzel yer mekân sahipleri de yerlerinden mekânlarından
olsunlar! Olmalılar ki düzenleme oluşsun!
Adam gelmiş, mesela Kuruçeşme'nin, Sarıyer'in, Beykoz'un,
Kartal'ın sırtlarına zamanında yerleşmiş. E, napalım yani,
burası 40 senedir oturuyorsun diye sana mı ait olacak? Veya
birileri şu sebepten bu sebepten gelmişler, İstanbulluların
ikamet etmediği, perişan durumdaki metruk Süleymaniye'ye,
Dolapdere'ye, Cankurtaran'a, Langa'ya, hakeza sizin de çok
yakinen bildiğiniz Haydar'a, Ayvansaray'a, Balat'a, Fener'e, ve
benzeri diğer böylesi yerlere, her türlü sıkıntıyı, pisliği,
hizmetsizliği göğüsleyerek yerleşmişler. 10 sene 20 senedir
yaşamaktalar diye, zamanında metruk bırakılmış bu güzide
semtlerdeki yerler bu vatandaşların mı oluyor??? Olmaz öyle
şey!!!
En basit örnek, Küçük Ayasofya, Kadırga, Cankurtaran'dır. Bu
müthiş nadide bölge daha 10 sene evvelinde Çingene diye bilinen
vatandaşlarımızın ikamet ettikleri bir yerdi. Ancak son 10
senedir özellikle, ülkemizin güney doğu bölgesinden gelen aşırı
göçle tamamen Kürdize olmuştur, diyebiliriz.
E, peki ne oldu Çingeneler? Yok oldular! Olur mu öyle şey? Buna
neden rıza gösterir devlet? Neden bir düzenleme yapılmaz?
İşte, sitenizde haber olarak da koyduğunuz veçhile, çok yakın
zamanda da, oralar Kürt vatandaşlarımızdan da satın alınır,
yabancıların eline geçer... (İlber Ortaylı Hoca'nın yabancı
işgaliyet uyarısını da çok dikkate almakta fayda var.
Hem sinsice yer mekân ediniyorlar, hem de vergi kaçırıyorlar...
Melunlar!!!
Self-determinasyon, tamam ama gafil olunmayacak! Yurdumuzun her
bir karesinin dokusu İslam ve Türk olmalı! O kareleri satın
alabilirler. Üzerinde yaşayabilirler. Onları asimile etmek gibi
de bir gayemiz asla olamaz! Ama şart: karenin dokusu asla
bozulmayacaktır!)
Hak-hukuk ihlali elbette olmaması temennidir. Ama adam, kaçak
katı yıkıldı, ya da yeni düzenlemede verilmedi diye ağlıyorsa,
şehir ne yapsın gelecek ne yapsın siz/biz işlerini meşru
olaraktan yapan diğer vatandaşlar ne yapsın bu duruma? Ağlayanı
ağlatan bu vahşi düzendir. O halde, kanuni düzenlemeler ile
onlara müsaade edenlerden hesap sorulsun!
Yani neticeyi kelam: Muhkem yerleşik nüfus korunmalıdır. Hatta
yine ütopik bir teklifim var: Nüfus kaydında ikameti hepten
Fatih olmayanlar, suriçi bölgesinden çıkartılabilir. İstanbul'da
inşa edilecek 2 yeni şehirciğe yerleştirilir veya teşvik
edilerek Anadolu'ya gönderilebilir.
Abdullah Bey... Yoksa sahiden şehir alarm vermektedir. Şehrin
şahs-ı maddiyesi ve dahi maneviyesi adına konuşuyorum: durum
cidden felaket!
3 hususu dikkatinize sunuyor ve bitiriyorum:
Bir: Haçlı ve de azgın azınlıkçılar(harami dönmeler)
tehlikesinden aman gafil olunmasın!
İki: Tarihimiz ve mukaddesatımız özenle korunsun!
Üç: Vandalizm(sosyolojik bir kavram olarak kullanıyorum bu
ifadeyi, yani serserilik denilebilir) güruhuna şehrimiz esir
edilemez! Üstad Necip fazıl'ın ifade ettiği gibi:
Cemiyet, ah cemiyet; yok 'edilen ruh'iyle...
Ve cemiyet, cemiyet; yok 'eden güruh'iyle...
Saygılar...
Selim Han Oğuzgil

Admin:
Değerli kardeşim Çok güzel önerileriniz var, Dilerim karar
konumunda olan idarecilerimiz bu fikirlerden nasiplenir,
Fatih'in Fatih'lilere bırakılması çok hoş bir düşünce, Kendileri
de bu konuda fedakarlık yapmaya hazır olduklarını biliyorum.
Mimar Sinan ilköğretim okulu için bir dernek kurmaya çalışırken,
eski mezunları aradık bulduk, Hepsi istisnasız geçmişin
özlemiyle yandığına şahit oldum.
Dileriz TOKİ ve Kiptaş Süleymaniye bölgesinde yapacağı binaları
Partizanca değil de O bölgede hayatını yaşamış ailelere versin.
Tabii bu hayal, öğrendiğimize göre iktidar yakını kişilerin
oralarda külliyetli miktarda parsel topladığı yönünde, Birçoğu
da İstanbullu bile değil.
Bizim konumumuz ise: Dedem Of'lu Hoca Hasan
efendi, Süleymaniye medresesinde hocalık yapmış, Meşhur
Çarşambalı hocadan ders almış, Ve İskilipli Atıf efendi ile arkadaşlıklarını
biliriz. 1. Dünya savaşında orduda moral subayı, Hoca olarak
görev aldı, Savaş sonrası Rus işgali nedeniyle muhacirliğe çıkan
ailesini Sungurluya çağırdı, sonradan kendiside cepheden dönerek
Sungurlu'ya geldi. İskilipli Atıf efendi nedeniyle burada
kalarak rus işgali sonrası of'a dönmedi. ulucami arkasındaki
çarşıda Kumaşçılıkla geçimini temin ederdi.
Sungurlu Ulucami medresesinde hocalık yaparken 1939 yılında vefat
etti, Kabri Sungurlu Karşıyaka şehitliği tepesinin en
tepesindedir.
Babam 1929da Maliye ve gümrük bakanlığı memuru olarak 33 yıl
İstanbul Yolcu salonu ve Tophane gümrüklerinde görev yaptı, Bir
ev dahi alamadı, İlk iskarpin ayakkabıyı, Ismarlama takım
elbiseyi okul sonrası çalışarak kendim aldım.
Vefa lisesine lastik ayakkabı, babamın eski gümrük elbisesi
kumaşlarından devşirilmiş pantolon, annemin ve halamın ördüğü
kazaklar ile gittiğimi unutamam.
İbrahim Sadri'nin, şiirlerinde söylediği gibi mahalle
savaşları ile büyüdük, elde yoktu, avuçta yoktu ama komşularımız
vardı, arkadaşlarımız vardı, Mutlu bir hayatımız vardı şimdiki
kardeşliklerden çok öte. ........
Abdullah Gözaydın fatihten@gmail.com
0535 7465548 08 Mart 2012
 |