.


Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, yüz kızartıcı suçlarda alınan memnu hakların iadesi kararının, devlet memur olabilme koşullarını sağlama bakımından bir hak doğurmadığına karar verdi.

2001 yılında Tapu Sicil memurluğuna atanan bir memur hakkında güvenlik soruşturması yapılmıştır. Soruşturmada kişi hakkında 1984 yılında ve niteliği dolandırıcılık olan bir suçtan dolayı 3 ay hapis cezası aldığı tespit edilmiştir. Kişinin görevine 2002 yılında son verilmiştir. Davacı memur, göreve son verilme işlemini dava etmiştir. Memur 2003 yılında mahkemeye başvurmuş ve adli sicil kaydını sildirmiştir. 2001 yılında ise Malatya Ağır Ceza Mahkemesi kişi hakkında memnu hakların iadesine karar vermiştir.

 

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, bu konuya ilişkin dosyayı görüşürken şu gerekçeyle kişinin memur olmayacağına karar vermiştir:
"Memnu hakların iadesi kararı, 657 sayılı Kanunun anılan 48/A-5. maddesinde sayılan yüz kızartıcı suçlar dışında kalan suçlar bakımından devlet memuru olabilme koşulları yönünden ehliyetsizliği geleceğe dönük olarak ortadan kaldırmakta, ancak anılan Yasa maddesinde devlet memuru olabilmek için yüz kızartıcı suçlardan mahkum olmamak koşulu arandığından, memnu hakların iadesi kararı, yüz kızartıcı bir suçtan dolayı mahkumiyet kararı almış kişiler yönünden devlet memuru olabilme koşullarını sağlama bakımından bir hak doğurmamaktadır."

Bazı hakimler, bu karara "karşı gerekçe" yazmış ve Danıştayın istikrar bulunan yorumundan vazgeçilmesini gerektiren bir durum olmadığını belirtmiştir.
Bu "karşı gerekçede" YSK kararlarına da atıfta bulunulmuştur.
Ancak oybirliği ile alınan bu yeni içtihada göre, yüz kızartıcı suçlarda kişi ceza almış ise, memnu hakların iadesi kararı alınsa dahi bu kişi memur olmayacaktır.
Danıştay kararının tam metni için tıklayınız.
http://www.memurlar.net/common/news/documents/328421/danistay130.docx

Tüm suçlular, memnu hakların iadesi kararı alırsa, memur olabilir

Bu hafta içerisinde, Yüksek Seçim Kurulunun, Milletvekili Seçim Kanununda yer alan "affa uğramış olsalar bile" ibaresinden dolayı aldığı karar büyük tartışmalara neden olmuştur.
Söz konusu düzenlemenin bir benzeri, 657 sayılı Kanunun 48/A-5 maddesinde bulunmaktadır. Memurlar.net olarak, bu maddede yapılan değişiklikleri daha önce 
2005 ve 2006 yıllarında iki kez ayrı ayrı ele almıştık.
YSK kararı çerçevesinde, bu konuyu tekrar hatırlatma gereği duyuyoruz.                 
22 Nisan 2011 

657 sayılı Kanunun 48/A-5 maddesinde şu hüküm yer almaktadır:

"Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmamak."

Burada yer alan hüküm gereğince;

1- Kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla hapis cezasına çarptırılanlar

2- Affa uğramış olsalar dahi maddede sayılan suçlardan bir gün olsa dahi hüküm girenler,

"memur olmayacaktır" anlamı çıkmaktadır.

Yeni Türk Ceza Kanunuyla başlayan uygulama

Ancak, 2005 yılında, Yeni Türk Ceza Kanunu uygulamaya girince, eski TCK'da yer alan memnu hakların iadesi maddelerine yeni TCK'da yer verilmemesi ve süresiz hak mahrumiyetinin yeni kanunda kaldırılmış olması dolaysıyla, yeni TCK ile süresiz hak mahrumiyetinin kaldırıldığı belirtilmiştir. Tıklayınız.

Uygulamada ortaya çıkan sorunlar üzerine, 2006 yılında, Adli Sicil kanununa eklenen bir maddeyle, memnu hakların iadesi uygulaması tekrar geri getirilmiştir. Tıklayınız. Adli Sicil Kanununda yapılan düzenleme şu şekildedir:

"Yasaklanmış hakların geri verilmesi

Madde 13/A ? (1) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilebilir. Bunun için; Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla, 
a) Mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş olması,
b) Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması,
gerekir."

Memnu hakların iadesi alanlar memur olabilir

Yapılan bu düzenleme gereğince, her ne kadar 657 sayılı Kanunun 48. maddesinin A-5 bendinde "Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile" ve "affa uğramış olsa bile" ibareleri bulunsa da, hem 1 yıl ve daha fazla hüküm giymiş olanlar hem de maddede belirtilen suçları işleyenler, Adli Sicil Kanununun 13/a maddesinde belirtildiği şekilde memnu hakların iadesi kararı almaları halinde, memur olarak atanmalarına engel bir durum bulunmamaktadır. YSK'nın, milletvekili seçimlerine katılan adaylara ilişkin kararı da aynen bu konuya ilişkindir. Kurul, memnu hakların iadesi kararı getiren adayların, "affa uğramış olsalar dahi" ibaresi olmasına rağmen, başvurularını kabul etmiştir. Kurulun gerekçeli kararı için tıklayınız.

Burada, şu husus önemlidir. Örneğin memur, rüşvet suçundan dolayı hüküm giymiş ve infaz sonrasındaki 3 yıllık süreyi de geçirerek memnu hakların iadesi kararı almış olsa dahi, memuriyete geri dönüşündeidarenin takdir hakkı bulunmaktadır. Bu kişi bir kamu kurumuna, 657 sayılı kanunun 92. maddesi uyarınca geri dönüş amacıyla başvurduğunda, idarenin, memnu hakların iadesi kararı aldığı gerekçesiyle bu kişiyi alma zorunluluğu bulunmamaktadır. Burada, tüm istifa sonrası dönüşlerde olduğu gibi takdir hakkı bulunmaktadır.

Ancak, KPSS atamalarında durum böyle değildir. Kişi memnu hakların iadesi kararı var ise, yerleştiğinde atama işleminin tamamlanması gerekmektedir. Zira burada, istifa sonrası dönüşe imkan veren 657/92. maddedeki türden bir takdir hakkı bulunmamaktadır.

Yeni TCK ve Memnu Hakların İadesi
Kamuouyunda sıkça tartışmalara sebep olan Yeni Türk Ceza Kanunun kamu personeli açısından da önemli yenilikler getirmiştir. Bunlardan belki de en önemlisi "müebbeden memuriyetten men" yerine "belli hakları kullanmaktan yoksun bırakma" müessesinin getirilmesidir. Kişi, cezanın infazı süresince belli hakları kullanamayacak, cezanın bitimi ile birlikte istisnalar dışında hemen yasaklı haklarına kavuşacaktır. Bu anlamda Yeni Türk Ceza Kanunu "mennu hakların iadesi" müessesini de kaldırmıştır. Ayrıntılar için tıklayınız.
 

Bilindiği üzere, 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde memuriyet için gerekli genel ve özel şartlar sayılmış, A bendinin 4 üncü fıkrasında "Kamu haklarından mahrum bulunmamak", 5 inci fıkrasında ise memuriyete engel hükümlersayılmıştır. Buna göre; "Taksirli suçlar ve aşağıda sayılan suçlar dışında tecil edilmiş hükümler hariç olmak üzere, ağır hapis veya 6 aydan fazla hapis veyahut affa uğramış olsalar bile Devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlarla, zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyeti kırıcı suçtan veya istimal ve istihlak kaçakçılığı hariç kaçakçılık, resmi ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma suçlarından dolayı hükümlü bulunmamak" hükmü yer almaktadır.

Mülga Türk Ceza Kanununun 31 inci maddesi gereğince; beş yıldan fazla ağır hapse mahkûm olanlarmüebbeden, üç yıldan beş yıla kadar ağır hapse mahkûm olanlar ceza kadar geçici kamu hizmetlerinden yasaklı tutulmaktaydı

Yine mülga Türk Ceza Kanununun 219 uncu maddesi gereğince, Devlet aleyhine cürüm işleyenlere asıl cezanın yanında müebbeden memuriyetten men cezasının verilmesi hüküm altına alınmıştı. Buna göre Türk Ceza Kanununun 3 üncü bap 1, 2, 3 üncü faslında belirtilen suçlar ile 657 sayılı Kanunun 48/A-5 bendinde tek tek sayılan suçları işleyenlerin ana cezanın yanında müebbeden Devlet memuriyetinden men cezası ile cezalandırılması öngörülmüş olduğundan bu fiiller sebebiyle hüküm giymiş olanlar müebbeden Devlet memuru olamamaktaydı.

Yukarıda yer verilen kişilerin tekrar Devlet memuru olarak atanabilmeleri yine mülga Türk Ceza Kanununun 121-124 üncü maddelerinde düzenlenmişti. Buna göre; Müebbeden hidematı ammeden memnuiyet ve ceza mahkumiyetinden mütevellit diğer nevi ademi ehliyet cezaları memnu hakların iadesi tarikiyle izale olunabilir. (madde 121) Yukarıdaki maddede yazılı ceza, şahsi hürriyeti bağlayıcı bir cezaya bağlı olduğu halde, buna mahkûm olan ve işlemiş olduğu cürümden dolayı pişmanlık duyduğunu ihsas edecek surette iyi hali görülen kimse, asıl cezasını çektiği veya ceza af ile ortadan kalktığı tarihten itibaren üç ve zamanaşımı ile düşmüş olduğu surette düştüğü tarihten itibaren beş yıl geçtikten sonra memnu haklarının iadesini talep edebilir. Eğer bu mahrumiyet ve ıskatı ehliyet cezaları diğer bir cezaya ilaveten tertib olunmamış ise memnu hakların iadesi ancak hüküm ilamının kat'ileştiği tarihten itibaren beş sene sonra istenebilir. (madde 122) Mükerrirler cezanın tamamen infazından veya af yahut müruru zaman ile sukutundan itibaren bundan evvelki maddede beyan olunan müddetlerin iki katı geçmedikçe memnu haklarının iadesi istidasında bulunamazlar. (madde 123) Memnu haklar, Usulü Muhakematı Cezaiye Kanununun tayin ettiği suretlerle iade olunur. Memnu hakların iadesine alakadarın talebi üzerine usulü dairesinde karar verilmesi mahkemeye aittir. (madde 124)

Danıştay Birinci Dairesi de 22.4.1992 tarihli ve E.No: 1992/126, K. No: 1992/150 sayılı kararında ise, "657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinin A/5 inci fıkrasında öngörülen koşulları, mahkumiyetinden dolayı yitirmeleri nedeniyle memuriyetle ilişkileri kesilenlerin, memnu hakların iadesi kararı almaları halinde yeniden Devlet memurluğuna alınabilecekleri, ancak kadro ve ihtiyaç durumları bakımından idarenin bu konuda taktir yetkisinin bulunduğu" ayrıca "Memurluğa engel bir mahkumiyetin saptanması halinde memnu hakların iadesi kararı alınmadıkça veya memurluğa engel sayılanlar dışındaki suçlardan dolayı hükmedilen mahkumiyetler afla kalkmadıkça yeniden memuriyete atanmanın söz konusu olamayacağı" ifade edilmiş; menu hakları iadesi kararı alanlar kurumların takdiri ve boş kadro imkanları çerçevesinde tekrar atanmaları mümkün bulunmaktaydı.

Yeni Türk Ceza Kanununda memnu hakların iadesi müessesesine yer vermemiştir. 
Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma başlıklı 53 üncü maddesinde; Kişinin, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak; sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tâbi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten yoksun bırakılacağı (madde 53-1/a) hüküm altına alınmıştır.

Yine aynı madde de; kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu hakları kullanamaz denilerek Ceza Kanununa göre verilen hak yoksunluğunun mahkûmiyet süresi ile sınırlı olacağı vurgulanmıştır. Madde gerekçesinde de "Ancak, bu hak yoksunluğu süresiz değildir. Cezalandırılmakla güdülen asıl amaç, işlediği suçtan dolayı kişinin etkin pişmanlık duymasını sağlayıp tekrar topluma kazandırılması olduğuna göre, suça bağlı hak yoksunluklarının da belli bir süreyle sınırlandırılması gerekmiştir. Bu nedenle, madde metninde söz konusu hak yoksunluklarının mahkûm olunan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar devam etmesi öngörülmüştür. Böylece, kişi mahkûm olduğu cezanın infazının gereklerine uygun davranarak bunun tamamlanmasıyla kendisinin tekrar güven duyulan bir kişi olduğu konusunda topluma da bir mesaj vermektedir. Bu bakımdan hak yoksunluklarının en geç cezanın infazının tamamlanması aşamasına kadar devam etmesi, suç ve ceza politikasıyla güdülen amaçlara daha uygun düşmektedir.
Bu sistemde süresiz bir hak yoksunluğu söz konusu olmadığı için, yasaklanmış hakların geri verilmesinden artık söz edilemeyecektir"
 denilmektedir.

Yeni düzenlemede güvenlik tedbirleri belirli süreler için öngörülmüş olduğundan, bu sürelerin dolmasıyla ya da belirtilen şartların gerçekleşmesiyle tedbirler kendiliğinden kalkacaktır. Yani kişinin yasaklılık hali sürekli değildir. Cezalandırılmakla güdülen amaç, işlediği suçtan dolayı etkin pişmanlık duymasını sağlayıp tekrar topluma kazandırılması olduğuna göre, suça bağlı hak yoksunluklarının da belli bir süre ile sınırlandırılması gerekmiştir. Bu nedenle cezanın infazı tamamlanınca madde metninde yer alan hak yoksunlukları da sona erecektir (m.53/2).

Yeni Türk Ceza Kanununun 5 inci maddesinde, "Bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır" hükmü yer aldığından, Bu durumun aksine olan tüm yasalar bu kanun ile birlikte yürürlükten kalkmış olacaktır. Yeni düzenleme ile hak yoksunlukları belirlenmiş olduğundan, diğer yasalarda yer alan ve bu madde hükümlerine aykırı olan tüm hükümler TCK nun 5. maddesi uyarınca yürürlükten kalkmıştır. Böylece başka yasalarda yer alan tüm feri cezalar ve güvenlik tedbiri niteliğindeki cezaların uygulama alanı kalmamıştır. 
(Gerekçeli, Karşılaştırmalı ve Açıklamalı Türk Ceza Kanunu, Ali Nevzat Açıkgöz Van Cumhuriyet Savcısı)

Cezanın infazdan Sonra Uygulanacak Hak Yoksunlukları:
TCK nun 53/5 maddesindeki düzenlemeye göre; 
Yargılamaya konu suç TCK nun 53/1 maddesinde belirtilen hak ve yetkilerden birinin KÖTÜYE KULLANILMASI sonucunda işlenmiş bir suç ise mahkeme tarafından verilecek kararda;
a) Verilen hapis cezasının yarısından bir katına kadar süre ile, 
b) Suç nedeniyle sadece adli para cezası verilmiş ise, verilen adli para cezası gün sayısının yarısından bir katına kadar süre ile, 
53/1 maddesinde belirtilen hak ve yetkilerin verilen cezanın İNFAZINDAN SONRA DA KULLANILMASININ YASAKLANMASINA karar verilir. Bu durumlar oluştuğunda mahkemenin bu ek yoksunluk süresine karar vermesi zorunludur. Mahkemenin takdirinde olan şey infazdan sonra da devam edecek hak yoksunluğunun süresine ilişkindir.
Mahkemenin verdiği bu ek yasaklılık süresi aldığı asıl cezanın infazından sonra yürürlüğe girecektir.

Bunu bir örnekle açıklamak gerekirse; sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenen bir şahsın 657 sayılı Kanunun 48/A-5 maddesinde sayılan zimmet suçundan 6 yıl mahkumiyet aldığını düşünelim. Mahkemece 53/1 maddesinde belirtilen hak ve yetkilerin verilen cezanın İNFAZINDAN SONRA DA KULLANILMASININ YASAKLANMASINA karar verilir. Buradaki örneğe göre hakim ayrıca kişiye 3 yıl ile 12 yıl arasında ek hak yoksunluğu cezası verecektir. Bu durumlar oluştuğunda mahkemenin bu ek yoksunluk süresine karar vermesi zorunludur. Mahkemenin takdirinde olan şey infazdan sonra da devam edecek hak yoksunluğunun süresine ilişkindir.

Kanunun Yürürlüğe Giriş Durumu
Türk Ceza Kanununun 5 inci maddesinde, "Bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır" hükmü yer almaktadır. Diğer taraftan, 11/05/2005 tarihli ve 5349 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunu ile Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanuna eklenen geçici madde de, " Diğer kanunların, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Birinci Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2006 tarihine kadar uygulanır" hükmü yer almaktadır.
 

5'inci maddenin gerekçesinde, "Özel ceza kanunlarında ve ceza içeren kanunlarda suç tanımlarına yer verilmesinin yanı sıra, çoğu zaman örneğin teşebbüs, iştirak ve içtima gibi konularda da bu Kanunda benimsenen ilkelerle çelişen hükümlere yer verilmektedir. Böylece, ceza kanununda benimsenen genel kurallara aykırı uygulamaların yolu açılmakta ve temel ilkeler dolanılmaktadır. Tüm bu sakıncaların önüne geçebilmek bakımından, ayrıca hukuk uygulamasında birliği sağlamak ve hukuk güvenliğini sağlamak için; diğer kanunlarda sadece özel suç tanımlarına yer verilmesi ve bu suçlarla ilgili yaptırımların belirlenmesi ile yetinilmelidir. Buna karşılık, suç ve yaptırımlarla ilgili olarak bu kanunda belirlenen genel ilkelerin, özel kanunlarda tanımlanan suçlar açısından da uygulanmasının temin edilmesi gerekmektedir. Aksi yöndeki düzenlemelerin hukuk devleti ve eşitlik ilkelerine aykırılık oluşturması nedeniyle Hükümet Tasarısındaki madde metni değiştirilmiştir" denilmektedir.

Sonuç olarak, 657 sayılı Kanunun 48/A-5 maddesinde sayılan memuriyete engel suçlardan mahkum olanların madde metninde yer alan "hükümlü bulunmamak" ibaresi olmasına rağmen mülga Ceza Kanunundaki memnu hakların iadesi kararını alması halinde idarelerin takdir hakkı çerçevesinde tekrar memuriyete dönmeleri mümkündü. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda ise memnu hakların iadesi kavramına yer verilmeyip istisnalar dışındaki hak mahrumiyeti mahkumiyet süresiyle sınırlandırılmıştır. Bu nedenle 5237 sayılı Kanunun 53/1 maddesinde sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dışındaki suçlardan mahkum olanların mahkumiyetinin sona ermesinden sonra memur olmalarına engel bulunmamaktadır. Ancak, şunu da belirtmek gerekir ki idarelerin geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır.

YSK vetosunu kaldırdı. İşte gerekçesi.

YÜKSEK SEÇİM KURULUNDAN BASIN AÇIKLAMASI

Kurulca gerçekleştirilen görüşmeler sırasında öncelikle, yasaklanmış hakların geri verilmesine ilişkin kararların şikayet yoluna başvuranlar tarafından süresi içinde ibraz edilip edilmediği, ayrıca Yüksek Seçim Kurulu'nun bir kısım bağımsız milletvekili adaylarının, istenilen belgeleri ibraz etmedikleri gerekçesiyle adaylıklarının iptaline ilişkin kararına yönelik olarak şikayet yoluna başvurma olanaklarının bulunup bulunmadığı hususları tartışılmış, 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun 13 v.d maddelerinde, siyasi partilerin, bildirdikleri aday listeleri üzerinde yapılan inceleme sonunda belgelere ve adayların seçilme yeterliliklerine ilişkin olarak saptanan eksiklikleri Yüksek Seçim Kurulu'nca tebliğinden itibaren iki gün içinde giderme olanaklarının bulunduğu, ancak yasada bağımsız milletvekili adayları yönünden böyle bir imkanın doğrudan tanınmadığı, bu nedenle her ne kadar incelemeler sonrasında saptanan eksiklikler il seçim kurulları aracılığı ile tüm başvuran milletvekili adaylarına veya vekillerine bildirilmiş ise de; mevcut yasal düzenlemenin seçime siyasi partilerin listesinden veya bağımsız olarak katılan milletvekili adayları arasında gözetilmesi gereken fırsat eşitliğini ortadan kaldırır nitelikte bulunması karsısında, belgelerinde eksiklik bulunduğu saptamasıyla adaylıklarının iptaline karar verilerek bu karar kendilerine bildirilen bağımsız adayların da, tebliğden itibaren 2839 sayılı Kanunun 13 ve 14. maddelerinde öngörülen iki günlük süre içinde belge ibraz edebilecekleri, ayrıca yine aynı süre içinde 298 sayılı Kanunun 131. maddesinde düzenlenen şikayet yoluna Kurul nezdinde başvurabilecekleri kabul edilerek diğer hususların incelenmesine geçilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 76. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, yirmi beş yasını dolduran her Türk milletvekili seçilebilir. Milletvekili seçilmeyi engelleyecek şartlar ise aynı maddenin ikinci fıkrasında su şekilde belirtilmiştir.
En az ilkokul mezunu olmayanlar, kısıtlılar, yükümlü olduğu askerlik hizmetini yapmamış olanlar, kamu hizmetinden yasaklılar, taksirli suçlar hariç toplam bir yıl veya daha fazla hapis ile ağır hapis cezasına hüküm giymiş olanlar; zimmet, ihtilâs, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlarla, kaçakçılık, resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma, terör eylemlerine katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik suçlarından biriyle hüküm giymiş olanlar, affa uğramış olsalar bile milletvekili seçilemezler.?

Görüleceği üzere bazı suçlardan mahkum olma veya belirli süreyi asan hapis cezasına mahkumiyet halleri milletvekili seçilme konusunda kesin engel oluşturmaktadır. 1961 Anayasası'nın 68. maddesinde de benzer düzenleme bulunduğu için, yaklaşık elli yıldan bu yana konu Yüksek Seçim Kurulu'nun gündeminde olmuş ve seçilme hakkından ömür boyu mahrumiyet halinin yarattığı bireysel ve toplumsal sorun, memnu hakların iadesi kurumu ile asılmıştır. Yerleşmiş ve süreklilik kazanmış uygulamaya göre, engel mahkumiyeti bulunduğu için seçilme yeterliliğine sahip olmayan kişiler, adli ve yargısal bir işlem ve kurum olup geleceğe yönelik olarak sonuç doğuran ve ceza mahkumiyetinden doğan süresiz hak yoksunluklarının giderilmesini sağlayan bu işlemi gerçekleştirdikleri, bir başka deyişle bu husustaki talepleri üzerine yasaklanmış olan hakları mahkemece verilecek bir kararla iade edildiği takdirde, seçilme haklarına kavuşabilmektedir.

Memnu hakların iadesi kurumu daha önceleri, halen yürürlükten kalkmış bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 121 ilâ 124 ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 416 ilâ 420. maddelerinde düzenlenmişti. Bu iki kanun, 1 Haziran 2005 tarihinde 5252 ve 5320 sayılı kanunlar ile yürürlükten kaldırılıncaya kadar uygulama yukarıda özetlenen ve hemen herkes tarafından bilinen biçimde devam etmiştir. Ancak yine aynı tarihte yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda memnu hakların iadesi kurumuna yer verilmemiştir.

Buna gerekçe olarak da, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda esas alınan yaptırım teorisinin sürekli hak yoksunluğunu benimsememesi gösterilmiştir. Gerçekten de, mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 20, 25, 31, 33, 34 ve 41. maddelerinde düzenlenmiş bulunan ve bir kısmı müebbedin süren hak yoksunlukları, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesinde güvenlik tedbiri olarak düzenlenmekle beraber, bu yoksunlukların cezanın infazının tamamlanmasıyla birlikte sona ereceği kabul edilmiştir. Bu Kanunda ömür boyu süren bir hak yoksunluğu söz konusu olmadığı için, bundan böyle, yasaklanmış hakların geri verilmesi kurumunun yöntem ve esaslarını gösteren yeni bir düzenleme yapılmasına da ihtiyaç olmadığı düşünülmüştür.

Oysa, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın milletvekili seçilme yeterliliğini düzenleyen 76. maddesinin ikinci fıkrasında ve buna dayalı olarak da 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun 11. maddesinde bazı mahkumiyetlerin affa uğramış olsa bile milletvekili seçilmeye engel olacağı belirtilmektedir.
Ayrıca 1 Haziran 2005 tarihi itibariyle yürürlükte bulunan çeşitli özel kanunlarda, örneğin; 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48., 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 8/h, 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 5/a, 1512 sayılı Noterlik Kanununun 7., 7397 sayılı Sigorta Murakabe Kanununun 2/b, 3568 sayılı Serbest Muhasebecilik Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununun 4/d, 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun 10/d, 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar Hakkında Kanunun 7/son maddelerinde, Anayasa'nın 76/2 maddesine benzer biçimde, belirli suçlardan mahkûmiyet, affa uğramış olsa bile, bazı görevlere getirilmeye ve bir kısım hakları kullanmaya engel olarak kabul edilmiştir.

Öte yandan, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun hak yoksunluklarını içeren 53. maddesinin de içinde yer aldığı genel hükümlerinin, özel ceza kanunları ve ceza içeren diğer kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanacağını belirten 5. maddesinin, diğer kanunlarda buna uygun değişiklikler yapılması amacıyla 31 Aralık 2008 tarihinde yürürlüğe girmesi kabul edilmiştir.

Görüleceği üzere, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun yürürlüğe girdiği 1 Haziran 2005 tarihi itibariyle, bu Kanunun 53. maddesinde öngörülen hak yoksunlukları cezanın infaz süresi ile sınırlı olarak sonuç doğurmakta iken, yukarıda sayılan Anayasal ve yasal düzenlemelerde aynı mahkumiyete bağlanan hak yoksunlukları ise süresizdir. Uyum yasalarının çıkarılacağı sonraki süreçte, anılan kanun maddelerinde 5435, 5720, 5728, 5786 sayılı Kanunlar ile değişiklikler yapılmış ise de "affa uğramış olsa bile" ibareleri muhafaza edilmiş veya aynı sonucu doğuracak biçimde "Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile" ifadesi getirilmiş, hatta 7397 sayılı Sigorta Murakabe Kanunu bütünüyle yürürlükten kaldırılarak yerine 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu yürürlüğe konulmasına rağmen bu Kanunun da 3. maddesinin 2. fıkrasının a/2 bendinde "affa uğramış olsa bile" ibaresi korunmuştur.

Bütün bu yasal düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere, Türk Ceza Kanununda düzenlenen hak yoksunlukları infaz süresi ile sınırlı olmasına karsın, yukarıda belirtilen ayrıksı düzenlemeler nedeniyle, gerek Türk Ceza Kanununda düzenlenen suçlara gerekse diğer kanunlarda öngörülen suçlara ilişkin mahkûmiyetlerden doğan süresiz hak yoksunlukları halen dahi bazı özel yasalarda bulunmaktadır; milletvekili seçilme hakkının ceza mahkûmiyeti nedeniyle yitirilmesi de bunlardan biridir.

Nitekim bu husus, Anayasa Mahkemesinin 14.04.2011 gün ve 27905 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 20.01.2011 tarih ve 2008/44 Esas, 2011 K. sayılı kararında da ???. cezanın milletvekili seçilmesini engelleyen Anayasa'nın 76. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilenlerden olup olmadığının saptanabilmesi ve mahkumiyete bağlı hak yoksunluğu öngören bazı özel yasalardaki hükümler nedeniyle mahkemelerce verilen mahkumiyet kararlarının kayıt altına alınmasında yasal ve anayasal bir takım gereklilikler bulunmaktadır.? denilerek vurgulanmıştır.

Bu açıklamalardan sonra konuyu bir örnekle izah etmek gerekirse, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu döneminde bir kişinin Anayasa'nın 76/2. maddesinde sayılan yüz kızartıcı suçlardan olan hırsızlık suçunu islediğini, hakkında verilen hapis cezasının para cezasına çevrildiğini varsayalım. Bu durumda, Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesindeki hak yoksunluğu hapis cezasının sonucu olarak uygulandığından, bu kişi 53. madde çerçevesinde bir hak yoksunluğuna maruz kalmayacaktır. Ancak Anayasa'nın 76/2 ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu'nun 11/f maddesi bu türsuçlardan verilen cezaların türüne ve miktarına bakılmaksızın affa uğramış olsa dahi ömür boyu seçilme hakkından yoksunluk getirmektedir.
Este 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesi ile ilgisi bulunmayan ve seçim mevzuatından kaynaklanan bu yoksunluğun giderilmesi için yasaklanmış hakların geri verilmesi kurumuna yeniden ihtiyaç duyulmuş ve ayrıca yine benzer biçimde, belirli mahkûmiyetlerden dolayı bazı mesleklerin icrası ve hakların kullanılmasının imkansız hale geldiği anlaşılınca, 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu'na 13/A maddesi eklenmek suretiyle söz konusu kurum yeniden düzenlenmiştir.

Sözü edilen maddenin ihdas amacı ise gerekçesinde; ?5352 sayılı Adlî Sicil Kanununun Geçici 2 nci maddesinde, diğer kanunlardaki kasıtlı bir suçtan dolayı belirli süreyle hapis cezasına veya belli suçlardan dolayı bir cezaya mahkum olan kişilerin, belli hakları kullanmaktan süresiz olarak yoksun bırakılmasına ilişkin hükümleri saklı tutulmuştur. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki çeşitli kanunlardaki süresiz hak yoksunluğu doğuran bu hükümlere rağmen, yasaklanmış hakların geri verilmesi yolunun kapalı tutulması, uygulamada ciddi sorunlara yol açacaktır. Bu sorunların çözümüne yönelik olarak, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki çeşitli kanunlardaki kasıtlı bir suçtan dolayı belirli süreyle hapis cezasına veya belli suçlardan dolayı bir cezaya mahkum olan kişilerin süresiz olarak kullanmaktan yasaklandıkları hakları tekrar kullanabilmelerine imkân tanıyan bir düzenleme yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur.? seklinde açıklanmıştır. Este bu nedenledir ki, 5352 sayılı Adlî Sicil Yasasının Geçici 2. maddesinde, Anayasa'nın 76. maddesinde veya bazı özel yasalarda sayılan ve ?affa uğramış olsa dahi? bazı görevleri üstlenmeyi veya bazı hakları kullanmayı engelleyen suç ve mahkûmiyetlerin adlî sicil arşivinden silinemeyecekleri kabul edilmiştir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanununa ilişkin mahkumiyetler yönünden ortaya çıkan duraksamaların giderilmesi açısından, 1 inci fıkradaki ?5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak yoksunlukları? ifadesi ile kast edilenin ne olduğu hususuna gelince: Kurulumuza intikal eden bazı taleplerde; anılan düzenleme ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki yasalarda düzenlenen suçlardan verilen cezalardan doğan hak yoksunluklarının düzeltilmesinin murada edildiği dile getirilmiş ise de, bu düşüncede isabet bulunmamaktadır. Esasen madde metninden ve gerekçesinden de anlaşılacağı üzere, mahkumiyet hangi yasadan kaynaklanmış olursa olsun, (765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu veya herhangi bir özel yasa) sayet bu mahkumiyet 5237 sayılı Yasa dışındaki herhangi bir yasa hükmü gereğince (örnegin; 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48., 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 8/h, 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 5/a, 1512 sayılı Noterlik Kanununun 7., 7397 sayılı Sigorta Murakabe Kanununun 2/b, 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 3/2-a-2., 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun 10/d, 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar Hakkında Kanunun 7/son ve Anayasa'nın 76/2 md.gibi) hükümlü yönünden süresiz hak yoksunluğu doğuruyorsa, bu yoksunluğun giderilmesi için, süre ve diğer koşullar gerçekleştiğinde yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna gidilmesi mümkündür.

Bütün bu açıklamalardan sonra bir kez daha vurgulanması gereken husus sudur : Anayasa'nın 76/2 maddesinde belirtilen nitelikte bir ceza mahkumiyeti nedeniyle milletvekili seçilme hakkını yitirmiş bulunan kişiler, bu haklarına ancak ve sadece, 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu'nun 13/A maddesi uyarınca, talepleri üzerine mahkemece verilecek « yasaklanmış hakların geri verilmesi » kararı ile kavuşabileceklerdir.

Başvuruların kabul edildiği tarihte yapılan bu hukuki saptamalar sonrasında,
Kurulumuzun 17/4/2011 tarih ve 400 sayılı kararıyla;
Harun ÖZCAN'ın, Abdullah KIZILAY'ın, Mehmet Hatip DECLE'nin, Leyla ZANA'nın, Esa GÜRBÜZ'ün, Çiçek OTLU'nun, Mehmet Salih YILDIZ'ın, Ertugrul KÜRKÇÜ'nün, Nezir SENCAR'ın ve Gültan KISANAK (ÖZER)'in
seçilmeye engel mahkumiyetleri oldugu ve adıgeçen milletvekili adaylarının basvuru tarihi itibariyle memnu hakların iadesine iliskin bir karar ibraz etmediklerinden,

Sebahat TUNCEL'in kesinleşmiş erteli cezasına ilişkin deneme süresi henüz bitmediğinden,

Şerafettin EFE'nin ise; 2839 sayılı Kanunun 21/son maddesi uyarınca yatırması gereken parayı yatırmadığından,

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 76. ve 2839 sayılı Kanunun 11. ve 21. maddeleri uyarınca bağımsız milletvekili adaylıklarının iptaline karar verilmiş ise de;

Adı geçenlerden itiraz süresi içinde verdikleri yeni yargı kararlarının yeniden incelemesi yapılmış olup, bu belgeler ışığında 21/04/2011 tarihinde Kurulumuzca yapılan toplantıda,
Harun ÖZCAN'ın, Mehmet Hatip DECLE'nin, Leyla ZANA'nın, Mehmet Salih YILDIZ'ın, Ertugrul KÜRKÇÜ'nün, Gültan KISANAK (ÖZER)'in ve Sebahat TUNCEL'in milletvekili adayı olmaya engel durumlarının bulunmadığına,
Esa GÜRBÜZ, Çiçek OTLU ve Şerafettin EFE'nin itirazlarının reddine,
karar verilmiş olup,

Abdullah KIZILAY ile Nezir SENCAR'ın ise dosyalarının incelemeleri devam etmektedir.
Kamu oyuna saygıyla duyurulur.

Adli Sicil kanunu
Dilekçe örnekleri

 

 

YORUMLAR:--------------------------------------------------------------------------------

Haber, Yorum, Resim göndermek için İrtibat: fatihten@gmail.com