| . |
|

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, yüz
kızartıcı suçlarda alınan memnu hakların iadesi kararının, devlet memur
olabilme koşullarını sağlama bakımından bir hak doğurmadığına karar
verdi.
2001 yılında Tapu Sicil memurluğuna atanan bir memur hakkında güvenlik
soruşturması yapılmıştır. Soruşturmada kişi hakkında 1984 yılında ve
niteliği dolandırıcılık olan bir suçtan dolayı 3 ay hapis cezası aldığı
tespit edilmiştir. Kişinin görevine 2002 yılında son verilmiştir. Davacı
memur, göreve son verilme işlemini dava etmiştir. Memur 2003 yılında
mahkemeye başvurmuş ve adli sicil kaydını sildirmiştir. 2001 yılında ise
Malatya Ağır Ceza Mahkemesi kişi hakkında memnu hakların iadesine karar
vermiştir. |
|
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu,
bu konuya ilişkin dosyayı görüşürken şu gerekçeyle kişinin
memur olmayacağına karar vermiştir:
"Memnu hakların iadesi kararı, 657 sayılı Kanunun anılan
48/A-5. maddesinde sayılan yüz kızartıcı suçlar dışında
kalan suçlar bakımından devlet memuru olabilme koşulları
yönünden ehliyetsizliği geleceğe dönük olarak ortadan
kaldırmakta, ancak anılan Yasa maddesinde devlet memuru
olabilmek için yüz kızartıcı suçlardan mahkum olmamak koşulu
arandığından, memnu hakların iadesi kararı, yüz kızartıcı
bir suçtan dolayı mahkumiyet kararı almış kişiler yönünden
devlet memuru olabilme koşullarını sağlama bakımından bir
hak doğurmamaktadır."
Bazı hakimler, bu karara "karşı gerekçe" yazmış ve
Danıştayın istikrar bulunan yorumundan vazgeçilmesini
gerektiren bir durum olmadığını belirtmiştir.
Bu "karşı gerekçede" YSK kararlarına da atıfta
bulunulmuştur.
Ancak oybirliği ile alınan bu yeni içtihada göre, yüz
kızartıcı suçlarda kişi ceza almış ise, memnu hakların
iadesi kararı alınsa dahi bu kişi memur olmayacaktır.
Danıştay kararının tam metni için tıklayınız.
http://www.memurlar.net/common/news/documents/328421/danistay130.docx |
|
Tüm suçlular, memnu hakların iadesi kararı
alırsa, memur olabilir
Bu hafta içerisinde, Yüksek Seçim Kurulunun, Milletvekili Seçim
Kanununda yer alan "affa uğramış olsalar bile" ibaresinden dolayı aldığı
karar büyük tartışmalara neden olmuştur.
Söz konusu düzenlemenin bir benzeri, 657 sayılı Kanunun 48/A-5
maddesinde bulunmaktadır. Memurlar.net olarak, bu maddede yapılan
değişiklikleri daha önce 2005 ve 2006 yıllarında
iki kez ayrı ayrı ele almıştık.
YSK kararı çerçevesinde, bu konuyu tekrar hatırlatma gereği duyuyoruz.
22 Nisan 2011
657 sayılı Kanunun 48/A-5
maddesinde şu hüküm yer almaktadır:
"Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen
süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan
dolayı bir yıl veya
daha fazla süreyle hapis cezasına ya
da affa
uğramış olsa bile devletin
güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin
işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık,
dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli
iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat
karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama
veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmamak."
Burada yer alan hüküm gereğince;
1- Kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla
hapis cezasına çarptırılanlar
2- Affa uğramış olsalar dahi maddede sayılan suçlardan bir
gün olsa dahi hüküm girenler,
"memur olmayacaktır" anlamı çıkmaktadır.
Yeni Türk Ceza Kanunuyla başlayan
uygulama
Ancak, 2005 yılında, Yeni Türk Ceza Kanunu uygulamaya
girince, eski TCK'da yer alan memnu hakların iadesi
maddelerine yeni TCK'da yer verilmemesi ve süresiz hak
mahrumiyetinin yeni kanunda kaldırılmış olması dolaysıyla,
yeni TCK ile süresiz hak mahrumiyetinin kaldırıldığı
belirtilmiştir. Tıklayınız.
Uygulamada ortaya çıkan sorunlar üzerine, 2006 yılında, Adli
Sicil kanununa eklenen bir maddeyle, memnu hakların iadesi
uygulaması tekrar geri getirilmiştir. Tıklayınız.
Adli Sicil Kanununda yapılan
düzenleme şu şekildedir:
"Yasaklanmış hakların geri verilmesi
Madde 13/A ? (1) 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki
kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya
mahkûmiyete bağladığı hak yoksunluklarının giderilebilmesi
için, yasaklanmış hakların geri verilmesi yoluna
gidilebilir. Bunun için; Türk Ceza Kanununun 53 üncü
maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları saklı kalmak
kaydıyla,
a) Mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı tarihten
itibaren üç
yıllık bir sürenin geçmiş olması,
b) Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç işlememiş olması ve
hayatını iyi halli olarak sürdürdüğü hususunda mahkemede bir
kanaat oluşması,
gerekir."
Memnu hakların iadesi alanlar memur
olabilir
Yapılan bu düzenleme gereğince, her ne kadar 657 sayılı
Kanunun 48. maddesinin A-5 bendinde "Türk Ceza Kanununun 53
üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile" ve
"affa uğramış olsa bile" ibareleri bulunsa da, hem 1 yıl ve
daha fazla hüküm giymiş olanlar hem de maddede belirtilen
suçları işleyenler, Adli Sicil Kanununun 13/a maddesinde
belirtildiği şekilde memnu hakların iadesi kararı almaları
halinde, memur olarak atanmalarına engel bir durum
bulunmamaktadır. YSK'nın, milletvekili seçimlerine katılan
adaylara ilişkin kararı da aynen bu konuya ilişkindir.
Kurul, memnu hakların iadesi kararı getiren adayların, "affa
uğramış olsalar dahi" ibaresi olmasına rağmen, başvurularını
kabul etmiştir. Kurulun gerekçeli kararı için tıklayınız.
Burada, şu husus önemlidir. Örneğin memur, rüşvet suçundan
dolayı hüküm giymiş ve infaz sonrasındaki 3 yıllık süreyi de
geçirerek memnu hakların iadesi kararı almış olsa dahi, memuriyete
geri dönüşündeidarenin takdir hakkı bulunmaktadır. Bu
kişi bir kamu kurumuna, 657 sayılı kanunun 92. maddesi
uyarınca geri dönüş amacıyla başvurduğunda, idarenin, memnu
hakların iadesi kararı aldığı gerekçesiyle bu kişiyi alma
zorunluluğu bulunmamaktadır. Burada, tüm istifa sonrası
dönüşlerde olduğu gibi takdir hakkı bulunmaktadır.
Ancak, KPSS
atamalarında durum
böyle değildir. Kişi memnu hakların iadesi kararı var ise,
yerleştiğinde atama işleminin tamamlanması gerekmektedir.
Zira burada, istifa sonrası dönüşe imkan veren 657/92.
maddedeki türden bir takdir hakkı bulunmamaktadır. |
Yeni TCK ve Memnu Hakların İadesi
Kamuouyunda sıkça tartışmalara sebep olan Yeni Türk Ceza
Kanunun kamu personeli açısından da önemli yenilikler
getirmiştir. Bunlardan belki de en önemlisi "müebbeden
memuriyetten men" yerine
"belli
hakları kullanmaktan yoksun bırakma" müessesinin
getirilmesidir. Kişi, cezanın infazı süresince belli hakları
kullanamayacak, cezanın bitimi ile birlikte istisnalar
dışında hemen yasaklı haklarına kavuşacaktır. Bu anlamda
Yeni Türk Ceza Kanunu "mennu
hakların iadesi" müessesini
de kaldırmıştır. Ayrıntılar için tıklayınız.
Bilindiği üzere, 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde
memuriyet için gerekli genel ve özel şartlar sayılmış, A
bendinin 4 üncü fıkrasında "Kamu haklarından mahrum
bulunmamak", 5 inci fıkrasında ise memuriyete
engel hükümlersayılmıştır. Buna göre; "Taksirli
suçlar ve aşağıda sayılan suçlar dışında tecil edilmiş
hükümler hariç olmak üzere, ağır hapis veya 6 aydan fazla
hapis veyahut affa uğramış olsalar bile Devletin şahsiyetine
karşı işlenen suçlarla, zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet,
hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye
kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı veya şeref ve
haysiyeti kırıcı suçtan veya istimal ve istihlak kaçakçılığı
hariç kaçakçılık, resmi ihale ve alım satımlara fesat
karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma suçlarından dolayı
hükümlü bulunmamak" hükmü
yer almaktadır.
Mülga Türk Ceza Kanununun 31 inci maddesi gereğince; beş
yıldan fazla ağır hapse mahkûm olanlarmüebbeden, üç
yıldan beş yıla kadar ağır hapse mahkûm olanlar ceza kadar geçici kamu
hizmetlerinden yasaklı tutulmaktaydı
Yine mülga Türk Ceza Kanununun 219 uncu maddesi gereğince,
Devlet aleyhine cürüm işleyenlere asıl cezanın yanında
müebbeden memuriyetten men cezasının verilmesi hüküm altına
alınmıştı. Buna göre Türk Ceza Kanununun 3 üncü bap 1, 2, 3
üncü faslında belirtilen suçlar ile 657 sayılı Kanunun
48/A-5 bendinde tek tek sayılan suçları işleyenlerin ana
cezanın yanında müebbeden Devlet memuriyetinden men cezası
ile cezalandırılması öngörülmüş olduğundan bu fiiller
sebebiyle hüküm giymiş olanlar müebbeden Devlet memuru
olamamaktaydı.
Yukarıda yer verilen kişilerin tekrar Devlet memuru olarak
atanabilmeleri yine mülga Türk Ceza Kanununun 121-124 üncü
maddelerinde düzenlenmişti. Buna göre; Müebbeden hidematı
ammeden memnuiyet ve ceza mahkumiyetinden mütevellit diğer
nevi ademi ehliyet cezaları memnu hakların iadesi tarikiyle
izale olunabilir. (madde 121) Yukarıdaki maddede yazılı
ceza, şahsi hürriyeti bağlayıcı bir cezaya bağlı olduğu
halde, buna mahkûm olan ve işlemiş olduğu cürümden dolayı
pişmanlık duyduğunu ihsas edecek surette iyi hali görülen
kimse, asıl cezasını çektiği veya ceza af ile ortadan
kalktığı tarihten itibaren üç ve zamanaşımı ile düşmüş
olduğu surette düştüğü tarihten itibaren beş yıl geçtikten
sonra memnu haklarının iadesini talep edebilir. Eğer bu
mahrumiyet ve ıskatı ehliyet cezaları diğer bir cezaya
ilaveten tertib olunmamış ise memnu hakların iadesi ancak
hüküm ilamının kat'ileştiği tarihten itibaren beş sene sonra
istenebilir. (madde 122) Mükerrirler cezanın tamamen
infazından veya af yahut müruru zaman ile sukutundan
itibaren bundan evvelki maddede beyan olunan müddetlerin iki
katı geçmedikçe memnu haklarının iadesi istidasında
bulunamazlar. (madde 123) Memnu haklar, Usulü Muhakematı
Cezaiye Kanununun tayin ettiği suretlerle iade olunur. Memnu
hakların iadesine alakadarın talebi üzerine usulü dairesinde
karar verilmesi mahkemeye aittir. (madde 124)
Danıştay Birinci Dairesi de 22.4.1992 tarihli ve E.No:
1992/126, K. No: 1992/150 sayılı kararında ise, "657
sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinin A/5
inci fıkrasında öngörülen koşulları, mahkumiyetinden dolayı
yitirmeleri nedeniyle memuriyetle ilişkileri kesilenlerin,
memnu hakların iadesi kararı almaları halinde yeniden Devlet
memurluğuna alınabilecekleri, ancak kadro ve ihtiyaç
durumları bakımından idarenin bu konuda taktir yetkisinin
bulunduğu" ayrıca
"Memurluğa engel bir mahkumiyetin saptanması halinde
memnu hakların iadesi kararı alınmadıkça veya memurluğa
engel sayılanlar dışındaki suçlardan dolayı hükmedilen
mahkumiyetler afla kalkmadıkça yeniden memuriyete atanmanın
söz konusu olamayacağı" ifade edilmiş; menu hakları
iadesi kararı alanlar kurumların takdiri ve boş kadro
imkanları çerçevesinde tekrar atanmaları mümkün
bulunmaktaydı.
Yeni Türk Ceza Kanununda memnu hakların iadesi
müessesesine yer vermemiştir.
Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma başlıklı 53 üncü
maddesinde; Kişinin, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı
hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak; sürekli,
süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesinden; bu
kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğinden veya
Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi
altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya
seçime tâbi bütün memuriyet ve hizmetlerde istihdam
edilmekten yoksun bırakılacağı (madde 53-1/a) hüküm altına
alınmıştır.
Yine aynı madde de; kişi, işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla
mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar bu
hakları kullanamaz denilerek Ceza Kanununa göre verilen hak
yoksunluğunun mahkûmiyet süresi ile sınırlı olacağı
vurgulanmıştır. Madde gerekçesinde de "Ancak,
bu hak yoksunluğu süresiz değildir. Cezalandırılmakla
güdülen asıl amaç, işlediği suçtan dolayı kişinin etkin
pişmanlık duymasını sağlayıp tekrar topluma kazandırılması
olduğuna göre, suça bağlı hak yoksunluklarının da belli bir
süreyle sınırlandırılması gerekmiştir. Bu nedenle, madde
metninde söz konusu hak yoksunluklarının mahkûm olunan
cezanın infazı tamamlanıncaya kadar devam etmesi
öngörülmüştür. Böylece, kişi mahkûm olduğu cezanın infazının
gereklerine uygun davranarak bunun tamamlanmasıyla
kendisinin tekrar güven duyulan bir kişi olduğu konusunda
topluma da bir mesaj vermektedir. Bu bakımdan hak
yoksunluklarının en geç cezanın infazının tamamlanması
aşamasına kadar devam etmesi, suç ve ceza politikasıyla
güdülen amaçlara daha uygun düşmektedir.
Bu sistemde süresiz bir hak yoksunluğu söz konusu olmadığı
için, yasaklanmış hakların geri verilmesinden artık söz
edilemeyecektir" denilmektedir.
Yeni düzenlemede güvenlik tedbirleri belirli süreler için
öngörülmüş olduğundan, bu sürelerin dolmasıyla ya da
belirtilen şartların gerçekleşmesiyle tedbirler
kendiliğinden kalkacaktır. Yani
kişinin yasaklılık hali sürekli değildir. Cezalandırılmakla
güdülen amaç, işlediği suçtan dolayı etkin pişmanlık
duymasını sağlayıp tekrar topluma kazandırılması olduğuna
göre, suça bağlı hak yoksunluklarının da belli bir süre ile
sınırlandırılması gerekmiştir. Bu nedenle cezanın infazı
tamamlanınca madde metninde yer alan hak yoksunlukları da
sona erecektir (m.53/2).
Yeni Türk Ceza Kanununun 5 inci maddesinde, "Bu Kanunun
genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren
kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır" hükmü yer
aldığından, Bu durumun aksine olan tüm yasalar bu kanun ile
birlikte yürürlükten kalkmış olacaktır. Yeni düzenleme ile
hak yoksunlukları belirlenmiş olduğundan, diğer yasalarda
yer alan ve bu madde hükümlerine aykırı olan tüm hükümler
TCK nun 5. maddesi uyarınca yürürlükten kalkmıştır. Böylece
başka yasalarda yer alan tüm feri cezalar ve güvenlik
tedbiri niteliğindeki cezaların uygulama alanı kalmamıştır.
(Gerekçeli,
Karşılaştırmalı ve Açıklamalı Türk Ceza Kanunu, Ali Nevzat
Açıkgöz Van Cumhuriyet Savcısı)
Cezanın infazdan Sonra Uygulanacak Hak Yoksunlukları:
TCK nun 53/5 maddesindeki düzenlemeye göre;
Yargılamaya konu suç TCK nun 53/1 maddesinde belirtilen hak
ve yetkilerden birinin KÖTÜYE KULLANILMASI sonucunda
işlenmiş bir suç ise mahkeme tarafından verilecek kararda;
a) Verilen hapis cezasının yarısından bir katına kadar süre
ile,
b) Suç nedeniyle sadece adli para cezası verilmiş ise,
verilen adli para cezası gün sayısının yarısından bir katına
kadar süre ile,
53/1 maddesinde belirtilen hak ve yetkilerin verilen cezanın
İNFAZINDAN SONRA DA KULLANILMASININ YASAKLANMASINA karar
verilir. Bu durumlar oluştuğunda mahkemenin bu ek yoksunluk
süresine karar vermesi zorunludur. Mahkemenin takdirinde
olan şey infazdan sonra da devam edecek hak yoksunluğunun
süresine ilişkindir.
Mahkemenin verdiği bu ek yasaklılık
süresi aldığı asıl cezanın infazından sonra yürürlüğe
girecektir.
Bunu bir örnekle açıklamak gerekirse; sürekli,
süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenen bir şahsın
657 sayılı Kanunun 48/A-5 maddesinde sayılan zimmet suçundan
6 yıl mahkumiyet aldığını düşünelim. Mahkemece 53/1
maddesinde belirtilen hak ve yetkilerin verilen cezanın
İNFAZINDAN SONRA DA KULLANILMASININ YASAKLANMASINA karar
verilir. Buradaki örneğe göre hakim ayrıca kişiye 3 yıl ile
12 yıl arasında ek hak yoksunluğu cezası verecektir. Bu
durumlar oluştuğunda mahkemenin bu ek yoksunluk süresine
karar vermesi zorunludur. Mahkemenin takdirinde olan şey
infazdan sonra da devam edecek hak yoksunluğunun süresine
ilişkindir.
Kanunun Yürürlüğe Giriş Durumu
Türk Ceza Kanununun 5 inci maddesinde, "Bu Kanunun genel
hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki
suçlar hakkında da uygulanır" hükmü yer almaktadır. Diğer
taraftan, 11/05/2005 tarihli ve 5349 sayılı Türk Ceza
Kanununun Yürürlük Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunu ile Türk Ceza Kanununun
Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanuna eklenen geçici
madde de, " Diğer kanunların, 5237 sayılı Türk Ceza
Kanununun Birinci Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı
hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler
yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2006 tarihine kadar
uygulanır" hükmü yer almaktadır.
5'inci maddenin gerekçesinde, "Özel ceza kanunlarında ve
ceza içeren kanunlarda suç tanımlarına yer verilmesinin yanı
sıra, çoğu zaman örneğin teşebbüs, iştirak ve içtima gibi
konularda da bu Kanunda benimsenen ilkelerle çelişen
hükümlere yer verilmektedir. Böylece, ceza kanununda
benimsenen genel kurallara aykırı uygulamaların yolu
açılmakta ve temel ilkeler dolanılmaktadır. Tüm bu
sakıncaların önüne geçebilmek bakımından, ayrıca hukuk
uygulamasında birliği sağlamak ve hukuk güvenliğini sağlamak
için; diğer kanunlarda sadece özel suç tanımlarına yer
verilmesi ve bu suçlarla ilgili yaptırımların belirlenmesi
ile yetinilmelidir. Buna karşılık, suç ve yaptırımlarla
ilgili olarak bu kanunda belirlenen genel ilkelerin, özel
kanunlarda tanımlanan suçlar açısından da uygulanmasının
temin edilmesi gerekmektedir. Aksi yöndeki düzenlemelerin
hukuk devleti ve eşitlik ilkelerine aykırılık oluşturması
nedeniyle Hükümet Tasarısındaki madde metni
değiştirilmiştir" denilmektedir.
Sonuç olarak, 657 sayılı Kanunun 48/A-5 maddesinde
sayılan memuriyete engel suçlardan mahkum olanların madde
metninde yer alan "hükümlü bulunmamak" ibaresi olmasına
rağmen mülga Ceza Kanunundaki memnu hakların iadesi kararını
alması halinde idarelerin takdir hakkı çerçevesinde tekrar
memuriyete dönmeleri mümkündü. 5237 sayılı Türk Ceza
Kanununda ise memnu hakların iadesi kavramına yer verilmeyip
istisnalar dışındaki hak mahrumiyeti mahkumiyet süresiyle
sınırlandırılmıştır. Bu nedenle 5237 sayılı Kanunun 53/1
maddesinde sayılan hak ve yetkilerden birinin kötüye
kullanılması suretiyle işlenen suçlar dışındaki suçlardan
mahkum olanların mahkumiyetinin sona ermesinden sonra memur
olmalarına engel bulunmamaktadır. Ancak, şunu da belirtmek
gerekir ki idarelerin geniş bir takdir yetkisi
bulunmaktadır. |
|
YSK vetosunu kaldırdı. İşte gerekçesi.
YÜKSEK SEÇİM KURULUNDAN BASIN AÇIKLAMASI
Kurulca gerçekleştirilen görüşmeler sırasında öncelikle,
yasaklanmış
hakların geri verilmesine ilişkin kararların şikayet yoluna
başvuranlar tarafından süresi içinde ibraz edilip edilmediği,
ayrıca Yüksek Seçim Kurulu'nun bir kısım bağımsız
milletvekili adaylarının, istenilen belgeleri ibraz
etmedikleri gerekçesiyle adaylıklarının iptaline ilişkin
kararına yönelik olarak şikayet yoluna başvurma
olanaklarının bulunup bulunmadığı hususları tartışılmış,
2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanununun 13 v.d
maddelerinde, siyasi partilerin, bildirdikleri aday
listeleri üzerinde yapılan inceleme sonunda belgelere ve
adayların seçilme yeterliliklerine ilişkin olarak saptanan
eksiklikleri Yüksek Seçim Kurulu'nca tebliğinden itibaren
iki gün içinde giderme olanaklarının bulunduğu, ancak yasada
bağımsız milletvekili adayları yönünden böyle bir imkanın
doğrudan tanınmadığı, bu nedenle her ne kadar incelemeler
sonrasında saptanan eksiklikler il seçim kurulları aracılığı
ile tüm başvuran milletvekili adaylarına veya vekillerine
bildirilmiş ise de; mevcut yasal düzenlemenin seçime siyasi
partilerin listesinden veya bağımsız olarak katılan
milletvekili adayları arasında gözetilmesi gereken fırsat
eşitliğini ortadan kaldırır nitelikte bulunması karsısında,
belgelerinde eksiklik bulunduğu saptamasıyla adaylıklarının
iptaline karar verilerek bu karar kendilerine bildirilen
bağımsız adayların da, tebliğden itibaren 2839 sayılı
Kanunun 13 ve 14. maddelerinde öngörülen iki günlük süre
içinde belge ibraz edebilecekleri, ayrıca yine aynı süre
içinde 298 sayılı Kanunun 131. maddesinde düzenlenen şikayet
yoluna Kurul nezdinde başvurabilecekleri kabul edilerek
diğer hususların incelenmesine geçilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 76. maddesinin 1. fıkrası
uyarınca, yirmi beş yasını dolduran her Türk milletvekili
seçilebilir. Milletvekili seçilmeyi engelleyecek şartlar ise
aynı maddenin ikinci fıkrasında su şekilde belirtilmiştir.
En az ilkokul mezunu olmayanlar, kısıtlılar, yükümlü olduğu
askerlik hizmetini yapmamış olanlar, kamu hizmetinden
yasaklılar, taksirli suçlar hariç toplam bir yıl veya daha
fazla hapis ile ağır hapis cezasına hüküm giymiş olanlar;
zimmet, ihtilâs, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık,
sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz
kızartıcı suçlarla, kaçakçılık, resmî ihale ve alım
satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma,
terör eylemlerine katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve
teşvik suçlarından biriyle hüküm giymiş olanlar, affa
uğramış olsalar bile milletvekili seçilemezler.?
Görüleceği üzere bazı suçlardan mahkum olma veya belirli
süreyi asan hapis cezasına mahkumiyet halleri milletvekili
seçilme konusunda kesin engel oluşturmaktadır. 1961
Anayasası'nın 68. maddesinde de benzer düzenleme bulunduğu
için, yaklaşık elli yıldan bu yana konu Yüksek Seçim
Kurulu'nun gündeminde olmuş ve seçilme hakkından ömür boyu
mahrumiyet halinin yarattığı bireysel ve toplumsal sorun,
memnu hakların iadesi kurumu ile asılmıştır. Yerleşmiş ve
süreklilik kazanmış uygulamaya göre, engel mahkumiyeti
bulunduğu için seçilme yeterliliğine sahip olmayan kişiler,
adli ve yargısal bir işlem ve kurum olup geleceğe yönelik
olarak sonuç doğuran ve ceza mahkumiyetinden doğan süresiz
hak yoksunluklarının giderilmesini sağlayan bu işlemi
gerçekleştirdikleri, bir başka deyişle bu husustaki
talepleri üzerine yasaklanmış olan hakları mahkemece
verilecek bir kararla iade edildiği takdirde, seçilme
haklarına kavuşabilmektedir.
Memnu hakların iadesi kurumu daha önceleri, halen
yürürlükten kalkmış bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun
121 ilâ 124 ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü
Kanunu'nun 416 ilâ 420. maddelerinde düzenlenmişti. Bu iki
kanun, 1 Haziran 2005 tarihinde 5252 ve 5320 sayılı kanunlar
ile yürürlükten kaldırılıncaya kadar uygulama yukarıda
özetlenen ve hemen herkes tarafından bilinen biçimde devam
etmiştir. Ancak yine aynı tarihte yürürlüğe giren 5237
sayılı Türk Ceza Kanunu ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanununda memnu hakların iadesi kurumuna yer verilmemiştir.
Buna gerekçe olarak da, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda
esas alınan yaptırım teorisinin sürekli hak yoksunluğunu
benimsememesi gösterilmiştir. Gerçekten de, mülga 765 sayılı
Türk Ceza Kanunu'nun 20, 25, 31, 33, 34 ve 41. maddelerinde
düzenlenmiş bulunan ve bir kısmı müebbedin süren hak
yoksunlukları, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 53.
maddesinde güvenlik tedbiri olarak düzenlenmekle beraber, bu
yoksunlukların cezanın infazının tamamlanmasıyla birlikte
sona ereceği kabul edilmiştir. Bu Kanunda ömür boyu süren
bir hak yoksunluğu söz konusu olmadığı için, bundan böyle,
yasaklanmış hakların geri verilmesi kurumunun yöntem ve
esaslarını gösteren yeni bir düzenleme yapılmasına da
ihtiyaç olmadığı düşünülmüştür.
Oysa, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın milletvekili seçilme
yeterliliğini düzenleyen 76. maddesinin ikinci fıkrasında ve
buna dayalı olarak da 2839 sayılı Milletvekili Seçimi
Kanununun 11. maddesinde bazı mahkumiyetlerin affa uğramış
olsa bile milletvekili seçilmeye engel olacağı
belirtilmektedir.
Ayrıca 1 Haziran 2005 tarihi itibariyle
yürürlükte bulunan çeşitli özel kanunlarda, örneğin; 657
sayılı Devlet Memurları Kanununun 48., 2802 sayılı Hakimler
ve Savcılar Kanununun 8/h, 1136 sayılı Avukatlık Kanununun
5/a, 1512 sayılı Noterlik Kanununun 7., 7397 sayılı Sigorta
Murakabe Kanununun 2/b, 3568 sayılı Serbest Muhasebecilik
Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali
Müşavirlik Kanununun 4/d, 5188 sayılı Özel Güvenlik
Hizmetlerine Dair Kanunun 10/d, 6136 sayılı Ateşli Silahlar
ve Bıçaklar Hakkında Kanunun 7/son maddelerinde, Anayasa'nın
76/2 maddesine benzer biçimde, belirli suçlardan mahkûmiyet,
affa uğramış olsa bile, bazı görevlere getirilmeye ve bir
kısım hakları kullanmaya engel olarak kabul edilmiştir.
Öte yandan, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237
sayılı Türk Ceza Kanunu'nun hak yoksunluklarını içeren 53.
maddesinin de içinde yer aldığı genel hükümlerinin, özel
ceza kanunları ve ceza içeren diğer kanunlardaki suçlar
hakkında da uygulanacağını belirten 5. maddesinin, diğer
kanunlarda buna uygun değişiklikler yapılması amacıyla 31
Aralık 2008 tarihinde yürürlüğe girmesi kabul edilmiştir.
Görüleceği üzere, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun yürürlüğe
girdiği 1 Haziran 2005 tarihi itibariyle, bu Kanunun 53.
maddesinde öngörülen hak yoksunlukları cezanın infaz süresi
ile sınırlı olarak sonuç doğurmakta iken, yukarıda sayılan
Anayasal ve yasal düzenlemelerde aynı mahkumiyete bağlanan
hak yoksunlukları ise süresizdir. Uyum yasalarının
çıkarılacağı sonraki süreçte, anılan kanun maddelerinde
5435, 5720, 5728, 5786 sayılı Kanunlar ile değişiklikler
yapılmış ise de "affa uğramış olsa bile" ibareleri muhafaza
edilmiş veya aynı sonucu doğuracak biçimde "Türk Ceza
Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa
bile" ifadesi getirilmiş, hatta 7397 sayılı Sigorta Murakabe
Kanunu bütünüyle yürürlükten kaldırılarak yerine 5684 sayılı
Sigortacılık Kanunu yürürlüğe konulmasına rağmen bu Kanunun
da 3. maddesinin 2. fıkrasının a/2 bendinde "affa uğramış
olsa bile" ibaresi korunmuştur.
Bütün bu yasal düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere, Türk
Ceza Kanununda düzenlenen hak yoksunlukları infaz süresi ile
sınırlı olmasına karsın, yukarıda belirtilen ayrıksı
düzenlemeler nedeniyle, gerek Türk Ceza Kanununda düzenlenen
suçlara gerekse diğer kanunlarda öngörülen suçlara ilişkin
mahkûmiyetlerden doğan süresiz hak yoksunlukları halen dahi
bazı özel yasalarda bulunmaktadır; milletvekili seçilme
hakkının ceza mahkûmiyeti nedeniyle yitirilmesi de bunlardan
biridir.
Nitekim bu husus, Anayasa Mahkemesinin 14.04.2011 gün ve
27905 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 20.01.2011 tarih ve
2008/44 Esas, 2011 K. sayılı kararında da ???. cezanın
milletvekili seçilmesini engelleyen Anayasa'nın 76.
maddesinin ikinci fıkrasında belirtilenlerden olup
olmadığının saptanabilmesi ve mahkumiyete bağlı hak
yoksunluğu öngören bazı özel yasalardaki hükümler nedeniyle
mahkemelerce verilen mahkumiyet kararlarının kayıt altına
alınmasında yasal ve anayasal bir takım gereklilikler
bulunmaktadır.? denilerek vurgulanmıştır.
Bu açıklamalardan sonra konuyu bir örnekle izah etmek
gerekirse, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237
sayılı Türk Ceza Kanunu döneminde bir kişinin Anayasa'nın
76/2. maddesinde sayılan yüz kızartıcı suçlardan olan
hırsızlık suçunu islediğini, hakkında verilen hapis
cezasının para cezasına çevrildiğini varsayalım. Bu durumda,
Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesindeki hak yoksunluğu hapis
cezasının sonucu olarak uygulandığından, bu kişi 53. madde
çerçevesinde bir hak yoksunluğuna maruz kalmayacaktır. Ancak
Anayasa'nın 76/2 ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi
Kanunu'nun 11/f maddesi bu türsuçlardan verilen cezaların türüne ve miktarına
bakılmaksızın affa uğramış olsa dahi ömür boyu seçilme
hakkından yoksunluk getirmektedir.
Este 5237 sayılı Türk
Ceza Kanunu'nun 53. maddesi ile ilgisi bulunmayan ve seçim
mevzuatından kaynaklanan bu yoksunluğun giderilmesi için
yasaklanmış hakların geri verilmesi kurumuna yeniden ihtiyaç
duyulmuş ve ayrıca yine benzer biçimde, belirli
mahkûmiyetlerden dolayı bazı mesleklerin icrası ve hakların
kullanılmasının imkansız hale geldiği anlaşılınca, 5352
sayılı Adli Sicil Kanunu'na 13/A maddesi eklenmek suretiyle
söz konusu kurum yeniden düzenlenmiştir.
Sözü edilen maddenin ihdas amacı ise gerekçesinde; ?5352
sayılı Adlî Sicil Kanununun Geçici 2 nci maddesinde, diğer
kanunlardaki kasıtlı bir suçtan dolayı belirli süreyle hapis
cezasına veya belli suçlardan dolayı bir cezaya mahkum olan
kişilerin, belli hakları kullanmaktan süresiz olarak yoksun
bırakılmasına ilişkin hükümleri saklı tutulmuştur. 5237
sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki çeşitli kanunlardaki
süresiz hak yoksunluğu doğuran bu hükümlere rağmen,
yasaklanmış hakların geri verilmesi yolunun kapalı
tutulması, uygulamada ciddi sorunlara yol açacaktır. Bu
sorunların çözümüne yönelik olarak, 5237 sayılı Türk Ceza
Kanunu dışındaki çeşitli kanunlardaki kasıtlı bir suçtan
dolayı belirli süreyle hapis cezasına veya belli suçlardan
dolayı bir cezaya mahkum olan kişilerin süresiz olarak
kullanmaktan yasaklandıkları hakları tekrar
kullanabilmelerine imkân tanıyan bir düzenleme yapılmasına
ihtiyaç duyulmuştur.? seklinde açıklanmıştır. Este bu
nedenledir ki, 5352 sayılı Adlî Sicil Yasasının Geçici 2.
maddesinde, Anayasa'nın 76. maddesinde veya bazı özel
yasalarda sayılan ve ?affa uğramış olsa dahi? bazı görevleri
üstlenmeyi veya bazı hakları kullanmayı engelleyen suç ve
mahkûmiyetlerin adlî sicil arşivinden silinemeyecekleri
kabul edilmiştir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununa ilişkin mahkumiyetler
yönünden ortaya çıkan duraksamaların giderilmesi açısından,
1 inci fıkradaki ?5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki
kanunların belli bir suçtan dolayı veya belli bir cezaya
mahkûmiyete bağladığı hak yoksunlukları? ifadesi ile kast
edilenin ne olduğu hususuna gelince: Kurulumuza intikal eden
bazı taleplerde; anılan düzenleme ile 5237 sayılı Türk Ceza
Kanunu dışındaki yasalarda düzenlenen suçlardan verilen
cezalardan doğan hak yoksunluklarının düzeltilmesinin murada
edildiği dile getirilmiş ise de, bu düşüncede isabet
bulunmamaktadır. Esasen madde metninden ve gerekçesinden de
anlaşılacağı üzere, mahkumiyet hangi yasadan kaynaklanmış
olursa olsun, (765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu, 5237
sayılı Türk Ceza Kanunu veya herhangi bir özel yasa) sayet
bu mahkumiyet 5237 sayılı Yasa dışındaki herhangi bir yasa
hükmü gereğince (örnegin; 657 sayılı Devlet Memurları
Kanununun 48., 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun
8/h, 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 5/a, 1512 sayılı
Noterlik Kanununun 7., 7397 sayılı Sigorta Murakabe
Kanununun 2/b, 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 3/2-a-2.,
5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun 10/d,
6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar Hakkında Kanunun
7/son ve Anayasa'nın 76/2 md.gibi) hükümlü yönünden süresiz
hak yoksunluğu doğuruyorsa, bu yoksunluğun giderilmesi için,
süre ve diğer koşullar gerçekleştiğinde yasaklanmış hakların
geri verilmesi yoluna gidilmesi mümkündür.
Bütün bu açıklamalardan sonra bir kez daha vurgulanması
gereken husus sudur : Anayasa'nın 76/2 maddesinde belirtilen
nitelikte bir ceza mahkumiyeti nedeniyle milletvekili
seçilme hakkını yitirmiş bulunan kişiler, bu haklarına ancak
ve sadece, 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu'nun 13/A maddesi
uyarınca, talepleri üzerine mahkemece verilecek «
yasaklanmış hakların geri verilmesi » kararı ile
kavuşabileceklerdir.
Başvuruların kabul edildiği tarihte yapılan bu hukuki
saptamalar sonrasında,
Kurulumuzun 17/4/2011 tarih ve 400 sayılı kararıyla;
Harun ÖZCAN'ın, Abdullah KIZILAY'ın, Mehmet Hatip DECLE'nin,
Leyla ZANA'nın, Esa GÜRBÜZ'ün, Çiçek OTLU'nun, Mehmet Salih
YILDIZ'ın, Ertugrul KÜRKÇÜ'nün, Nezir SENCAR'ın ve Gültan
KISANAK (ÖZER)'in
seçilmeye engel mahkumiyetleri oldugu ve adıgeçen
milletvekili adaylarının basvuru tarihi itibariyle memnu
hakların iadesine iliskin bir karar ibraz etmediklerinden,
Sebahat TUNCEL'in kesinleşmiş erteli cezasına ilişkin deneme
süresi henüz bitmediğinden,
Şerafettin EFE'nin ise; 2839 sayılı Kanunun 21/son maddesi
uyarınca yatırması gereken parayı yatırmadığından,
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 76. ve 2839 sayılı Kanunun
11. ve 21. maddeleri uyarınca bağımsız milletvekili
adaylıklarının iptaline karar verilmiş ise de;
Adı geçenlerden itiraz süresi içinde verdikleri yeni yargı
kararlarının yeniden incelemesi yapılmış olup, bu belgeler
ışığında 21/04/2011 tarihinde Kurulumuzca yapılan
toplantıda,
Harun ÖZCAN'ın, Mehmet Hatip DECLE'nin, Leyla ZANA'nın,
Mehmet Salih YILDIZ'ın, Ertugrul KÜRKÇÜ'nün, Gültan KISANAK
(ÖZER)'in ve Sebahat TUNCEL'in milletvekili adayı olmaya
engel durumlarının bulunmadığına,
Esa GÜRBÜZ, Çiçek OTLU ve Şerafettin EFE'nin itirazlarının
reddine,
karar verilmiş olup,
Abdullah KIZILAY ile Nezir SENCAR'ın ise dosyalarının
incelemeleri devam etmektedir.
Kamu oyuna saygıyla duyurulur. |
Adli Sicil kanunu
Dilekçe
örnekleri |
|
|
|
 |
YORUMLAR:-------------------------------------------------------------------------------- |
|
|