.

İstanbul'un 'Şehremini' ; Mukaddesatçı-Şehir Planlamacısı-Mimar Kadir Topbaş Beyefendi'nin hususi dikkatlerine...

ŞEHREMİNİ CAMİİ - Fatih'in zaferden sonra kapıdan girer girmez, şükür namazını kıldığı alana yaptırdığı camii BUGÜN YOK!

29 Mayıs 1453 : Muhteşem Fetih Ordusu Topkapısı’ndan şehre girip bugünkü ŞEHREMİNİ SEMTİNE geldiği an ÖĞLE ezanları Mücâhidler tarafından okunmaya başlandı. Bu ŞEHR-İ İSTANBUL içinde okunan İLK VAKİT EZANIYDI.

Fâtih Sultan Mehmed HAN burada atından inerek iki rek’âtlık ŞÜKÜR NAMAZI kıldı.
Ulemâdan Akşemseddin (Hoca) Hazretlerinin imâmetinde çok kalabalık bir cemâatle İstanbul sur içinde İLK VAKİT NAMAZI ise bu mübârek mücâhidlerin iştirâkiyle kılındı.

Namazdan sonra Sultan Fâtih büyük bir târihi ÇINAR ağacının altına sermiş olduğu seccâdesinin serildiği yere bir hâtıra olarak ve kendi vakfı adına sur içi İstanbul şehrinin İlk câmisinin yapılmasını emretti.

Kısa bir sürede tamamlanan ve halk arasında ŞEHREMİNİ (Şehiremîni) CÂMİİ adıyla anılan bu Mâbed İslâmlaşan bu şehrin İLK TÜRKÇE ADINI ALAN SEMTİ olmak şerefi ile şereflenmiştir.

Fâtih Sultan Mehmet HAN’ın emriyle câminin Hademe-i hayrâtının (vazîfelilerinin) ücretleri, Sultân’ın şahsî Vakfı tarafından ödenmekteydi.

Bu tarihi Câmii, yangınlar ve zelzeleler ile birkaç defâ harâb olmuşsa da tâmir edilip yapılmasına rağmen son defâ da Şişli Câmiinin biraz küçük modeli olarak Şehremini ve Topkapı sâkinleri tarafından inşaâsından sonra çok kısa bir süre ibâdet hizmetiyle yaşamıştır.
Sağdaki fotoğrafta; kaybedilen Karaköy Camii

 

1950 yılı KORE SAVAŞLARI’nın en önemlisi olan KUNURİ muhârebelerinde Amerikan 8. Ordusunun muhâsaradan kurtulmasını sağlayan TÜRK TUGAYI’nın çok sayıdaki vermiş olduğu ŞÜHEDÂ’NIN ruhlarını tâzîz etmesi ve rahmetlerine vesîle olması gâyesiyle, o zaman ki, büyük Türk-İslâm Âlimi T.C. Diyânet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi AKSEKİ Hoca Efendinin vaaz ve duâlarıyla iştirak ettiği büyük bir mevlîd-i şerîfin icrâsıyla devlet radyosundan naklen yayınlandığı törenle, şühedânın ruhlarının yâd edildiği böyle bir mübârek günde bütün eksikleri tamamlanmış olması dolayısıyla ŞEHREMİNİ CÂMİİ RESMÎ AÇILIŞI da yapılmıştır.

Şehremini Camii'nin bugün târif edebileceğimiz yeri, Şehremini Vakıfbank Şubesi ve yanı Büyüksaray Meydanı Caddesi başlangıcı önünden olmak üzere tramvay yolunun tamamını ihtiva eden mekândır.

1955-1956 İstanbul istimlâkleri esnasında Refet BELE Paşa Caddesinin (Millet Caddesi - yeni ismiyle Turgut Özal) genişletilmesi dolayısıyla yanındaki tarihi ÇINAR ağacının kesilmesi ile birlikte; Şehremini Câmii de Şehremini’lilerin yıkımını engellemeye muktedir olamadıkları ve kabullenemedikleri bir mahrumiyet olan FETİH HÂTIRASI YIKTIRILMIŞTIR!

ŞEHREMİNİ semti çok geniş bir alanı içine almaktaydı. Cumhuriyetin kuruluşunda Vilâyet, Kazâ, Nâhiye, Mahalle ve Köy şeklinde organize olmuş idârî yapı içinde; Şehremini Nâhiyesi Fâtih Merkez nâhiyesi dâhil olmak üzere, Kazânın en büyük ve nüfus itibarıyla en kalabalık nahiyesiydi. Şehremini sınırları sur dışından başlar, Haseki Sultan ( Şifâhânesi ) Hastahânesi ve Külliyesinin bulunduğu yere, Aşağı Vakıf Gurebâ’dan Uzun Yusuf Mahallesine kadar uzanırdı.
Bugün bu büyük ve güzide merkez semtin adı yok olmaya sevk edilip, sanki çok daracık bir yere sıkıştırılmış, Çapa gibi gudubet bir kelimeye boğdurulmuş, ve son olarak da İstanbul'un yeni ilçe ve mahalle düzenlemesiyle birlikte Şehremini semti, salt bir mahalleye hapsedilmiş ve tarihi/büyük bir semt, basit/küçük bir mahalle hâline getirilmiştir.

Şehircilik, medeniyet ve gelenek idrakinden o kadar mahrumuz ki! Ahh!!!

Şehremini'liler...
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Vakıf Yağması :
Mehmed Şevked Eygi : www.milligazete.com.tr/makale/vakif-yagmasi-206914.htm

Cumhuriyet'in ilanından sonra CHP oligarşik diktatörlük rejiminin kara günlerinde binlerce cami yıkılmış, satılmış, kiraya verilmiş, tahrip edilmiştir. Yine binlerce tekke, zaviye, medrese, taş mektep imarethane ve başka vakıf binası da yok edilmiş, satılmış, vakfiyesinden başka maksatlarla kullanılmıştır.

Yakın tarihte İslam Vakıflarına (Evkaf-i İslamiye) yapılan hıyanetin, zulmün, haksızlığın en büyüğü Ayasofya-i Kebir cami-i şerifinin İslam ibadetine kapatılmasıdır.

Cennetmekân Firdevs-âşiyan Sultan Mehemmed Han hazretleri Ayasofya ile ilgili Arapça vakfiyesinde mealen şöyle buyurmaktadır: "Allah'ın ve meleklerin laneti, benim bu camimi camilikten çıkartanların, vakfımı bozacak olanların üzerine olsun!"

Cumhuriyet'ten sonra ülkemizde yapılan cami ve vakıf eserleri kıyımı üzerinde fikir edinmek isteyenler "Yakın Tarihimizde Cami Kıyımı" adlı kitabıma bakabilirler. (Bedir Yayınevi, tel. 0212/519 36 18)

İstanbul'un sadece eski Eminönü kaymakamlığı bölgesinde 120 küsur caminin ismi vardır cismi yoktur. Bunca camimizi, medresemizi, dergahımızı, taş mektebimizi, imarethanemizi ve başka vakıf eserlerimizi yıkanlar, onların vakfiyelerindeki lanete mustahik ve layık olmuşlardır. Ya Rabbi, bu ne korkunç bir vebaldir.

Vakfedilmiş gayr-i menkullar (taşınmaz mallar) hayrat vakfı ve âkar vakfı diye iki büyük gruba ayrılır.

Yakın tarihimizde hadsiz hesapsız hayrat vakfı yok edilirken, onlardan kat kat fazla âkar vakfı da satılmış, yok edilmiş, kapanın elinde kalmıştır.

Tarihî Müslüman kabristanları da vakıf arazisiydi. Maalesef onların da çoğu yok edilmiştir.

Söylemeye hâcet yok, sadece Üsküdar'daki Selanik Dönmeleri mezarlığı titizlikle korunmuş, onun bir taşına bile dokunulmamıştır.

Camilerimizde, türbelerde, taş mekteplerde vakıf eşyası vardı. Yazma Kur'an-ı Kerimler, sedef kakmalı rahleler ve dolaplar, kıymetli, tarihî, müzelik kumaşlardan pûşideler, perdeler, seccadeler, mangallar, şamdanlar, kandiller... Onların da kısm-ı âzamı (hattâ tamamı) bugün yoktur, yağmalanmıştır.

Camilerden hangi menkul (taşınabilen, kolay çalınabilen) eşya gitmiştir?

1. Çok kıymetli sayısız hüsn-i hat levhaları çalınmıştır. Birkaç örnek vereyim: Boğaziçi Emirgan camii bundan otuz kırk yıl önce bir hat müzesi gibiydi. Şu anda bir tek levha yoktur... Sultan Abdülhamid-i Sani hazretlerinin yaptırdığı Yıldız camii hat şaheserleriyle doluydu. Şu anda bunlar sırra kadem basmıştır... Sultanahmet İshak Paşa camiinde 1980'li yılların başlarında dört nefis hat vardı. Sol duvarda Sami efendinin çividi mavi zemin üzerine zerendud bir levhası, onun yanında Reisülhattatîn Hacı Kâmil efendinin bir şaheseri. Karşıdaki sağ duvarda da iki orijinal hat vardı, hattatlarını hatırlamıyorum. Bunların dördünü de vakıf eseri uğruları çaldılar. Allah'ın laneti üzerlerine olsun, iki yakaları bir araya gelmesin... Vefa bozacısının bitişiğinde Halk Partisi devrinde kiraya verilip nalbant dükkanı yapılmış olan küçük camide (tekrar açıldıktan sonra) Muhsinzade'nin nefis mi nefis bir levhası vardı, şimdi yok... Çemberlitaş'tan Sultanahmed'e inerken Fuad Paşa camii hat müzesi gibiydi. Restorasyon yapıldı, tekrar açılınca baktık ki, bir tek levha yok!..

2. Yurdumuzdaki binlerce tarihî eski caminin zeminindeki halı ve kilimlerin bir kısmı çok kıymetliydi. Bunlar da, özel dokunmuş birkaç çok büyük cami halısı dışında hepsi yağma edilmiştir. İşin ağlanacak tarafı şudur ki, bunları canları gibi koruması gereken Müslümanlar korumamışlar, halı uğrularına kaptırmışlar, karşılığında anilin boyalı, rezil, çirkin, sanatsız, maddi kıymeti olmayan yaygılar almışlardır. Hem de "Oh, o eski paçavralardan kurtulduk, yemyeşil, kıpkırmızı, cascavlak makine halıları aldık, ne iyi oldu, ne güzel bir değiş tokuş yaptık!.." diyerek.

3. Camilerimizden, türbelerimizden çok kıymetli çini panolar ve karolar da çalınmıştır. Bunların bir kısmı dış ülke müzelerine ve koleksiyonerlerine satılmıştır.

4. Kıymetli şamdanlar, rahleler de gitmiştir.

Vakıf eşyası çalan eşkıya yangın çıkartmaktan da çekinmemiştir. Vakıfların Topkapı dışındaki deposu soyulduktan sonra izleri silmek, delilleri yok etmek için yakılmıştır.

Hangi tarihi vakıf binasında yangın çıkmışsa bilin ki, hırsızlar bir şeyleri götürmüştür ve izleri silmiştir.

Bendenizde Aksaray Pertevniyal Valide Sultan'ın türbesindeki eşyanın orijinal listesi var. Bunların hiçbiri bugün yerinde değildir.

Vakıf eşyası çalanlar lanet altındadır. Lanet korkunç bir şeydir.

Bu eserlerin muhafazasına dikkat etmeyenler de büyük günah işlemişler ve vebal altında kalmışlardır.

İstanbul'daki Ok Meydanı vakıf araziydi. Yağmalanmış, kapanın elinde kalmıştır.

Bir ara hırsızlar, camilerin, türbelerin, şadırvanların alemlerini (kısa "a" ile) apartıp sattılar.

Ölmüş ecdadımızın güzel yazılı mezar taşlarını çalıp sattılar.

Bu memleket medenî ve sanattan anlayan kafirlerin istilasına uğramış olsaydı, İslam mezarlıkları son devirde uğradıkları kadar yaygın ve yoğun tahribata uğramazdı.

En son Çarşıkapı yeraltı geçidinin önünde köşedeki camide duran zerendud levha çalındı.

Cağaloğlu Molla Fenari camiindeki Re'sül-hikme mehafetullah levhası çalındı.

Eski serseriler cami duvarına işemezlerdi.

Eski hırsızlar camileri, vakıf eserlerini soymazlardı.

Şimdiki hırsızlar para için analarını bile satıyor.

Bu satırları elim titreyerek, içim kan ağlayarak, gözlerim yaşararak yazıyorum.

Çalanlara ve çaldıranlara beddua ediyorum.

Lanet bedduasının ne korkunç ve dehşetli bir beddua olduğunu bilseler vakıf hırsızları, vakıf tahripçileri bu işleri yapmazlardı.

Ya Rabbi ne günlere kaldık!..

Camiden hoparlör, klima cihazı veya soğuk su makinesi çalınsa üzüntüden kendilerini yerden yere vuranlar, keder ve kahırdan çıldıranlar maalesef kıymetli bir hat, antika bir halı veya tarihî bir çini çalınınca pek heyecanlanıp üzülmüyorlar.

Bu memlekette yeterli sayıda kültürlü, sanatlı, medenî Müslüman olsaydı vakıf eserleri yağmalanmaz ve çalınmazdı. Çalınanların yerine yeni sanatlı eserler konulurdu.

Sultanahmed'in altında sahilde demiryolunun bitişiğinde birkaç yıl önce restore edilen 1500 yıllık (eskiden kiliseymiş) Küçükayasofya cami-i şerifine İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı sayın Kadir Topbaş beyefendi büyük boy güzel bir hilye-i şerif levhası hediye etti. Bendeniz de onun karşısındaki duvara Hattat-ı şehîr Ali Toy üstadın nefis bir yazısını tezhibletip astırdım. Çalınan, yağmalanan, eşkıyanın eline geçen binlerce vakıf levhanın ikisinin yerine başka güzel levhalar konulmuş oldu. Ötekilerin yerleri boş kaldı. Kimin umurunda?

* (İkinci yazı)

Tasavvuf Haktır
Bir kimse ehl-i Tevhid ve ehl-i Kıble ise, yani kelime-i Şehadeti diliyle söylüyor ve iman ettim diyorsa ve namazı kılıyorsa onu tekfir etmek, yani küfürle suçlamak ve ona müşriktir demek büyük bir zulümdür.

Maalesef bu zulmü bozuk bir fırkanın sözde alimleri ve taraftarları yapıyor.

Bu bozuk bid'at fırkasının bağlıları tasavvufu inkar ediyor, tasavvuf ve tarikat Müslümanlarını şirkle (Allah'a ortak koşmakla) suçluyor.

Bende onların kitapları var. Açıkça "Tarikat evliyası evliyauşşeytandır!" diye yazmışlar. Böyle bir iftiradan Allah'a sığınırız.

Ehl-i Sünnet'in büyük alimlerinden ve temsilcilerinden Hüccetülislam İmamı Gazalî hazretleri "el-Munkizu mine'd-Dalâl" adlı kitabında, meşrebler ve cereyanlar içinde İslam'a, Kur'ana, Sünnet'e en uygun taifenin taife-i sufiyye olduğunu yazıyor.

Tasavvuf İslam ahlakı demektir. Tasavvuf ihlas, ihsan, mürüvvet, hilm, takva, vera demektir.

Hakikî tasavvufta İslam'a, Kur'ana, Sünnet'e, Şeriat'a aykırı hiçbir

şey yoktur.

Bir din alimi yamukluk yapsa, onun yamukluğu yüzünden fıkha ve Şeriata leke sürülebilir mi? Elbette sürülmez.

Bir tasavvufçu ve tarikatçi yamukluk yaparsa, onun yamukluğu kendine aittir, bu yüzden tarikata ve tasavvufa leke sürülmez.

Tasavvuf ve tarikat büyükleri, Peygamberden (Salat ve selam olsun ona) ve Selef-i Sâlihînden sonra İslam dininin en üstün temsilcileridir.

Onlar tahkikî iman sahibiydiler, namazı dosdoğru kılmışlar ve Resulullah'ın ahlakı ile ahlaklı idiler.

Oturarak, ayakta, uzanmış olarak zikr etmek caizdir.

Hulefa-i Râşidîn devrinden sonra Kur'ana ve Sünnete en fazla yaklaşmış olan İslam uygulaması Osmanlı devletinin kuruluş ve yükseliş devridir. Osmanlılar Şeriat ve Tarikat kanatlarıyla uçarak Allah'ın dinini ve Kelimesini yükseltmişler, Allah'ın yardım ve nusretiyle maddî ve mânevî büyük fütuhata nail olmuşlardır.

Tasavvufun ve tarikatın hak olduğunun en büyük delili Resul-i Kibriya aleyhi ekmelüttahaya efendimizin "Kostantiniyye elbette feth olunacaktır. Onu fethedecek kumandan ne iyi bir kumandandır ve onun ordusu ne iyi bir ordudur" mealindeki sahih hadîsidir.

Mâlum olduğu üzere Fatih Sultan Mehmed tarikat mensubu idi, şeyhi Akşemseddin hazretleriydi.

Fatih Sultan Mehmed itikaden Mâturidî idi.

Peygamberimizin onu medh ve tahsin eden sahih hadîsi, Mâturidîliğin ve tasavvufun/tarikatin hak ve doğru olduğunu gösteriyor.

Birtakım aşırıların, zalimlerin, bedevîlerin, iman ettik diyen ârabîlerin; ehl-i sünnetin iki imamına, İmamı Eş'arî ve İmamı Mâturidî'ye, tasavvuf tarikatlarına, tasavvuf evliyasına sövüp saymaları, onları küfür ve şirkle itham etmeleri ne korkunç bir iftira ve bühtandır.

 

 

YORUMLAR:--------------------------------------------------------------------------------

Haber, Yorum, Resim göndermek için İrtibat: fatihten@gmail.com