.SADAKA TAŞLARI

Bu topraklarda binyıldır kurduğumuz adil nizamla Din, Dil,
Irk kardeşliğini nasıl tesis ettiğimiz özelliklerimizden
biri sadaka taşları gerçeği
Sadaka vermenin zarif yöntemi
Yard. Doç. Dr. Hasan ÖZÖNDER
Dedelerimiz onur ve vakarından dolayı ihtiyaçlarını kimseye
açamayanlar için ince ve farklı bir yardım metodu
geliştirmiş: Sadaka Taşları
Türk Milleti, milli hasletlerindeki yüksek değer ölçüleriyle
İslam Dini’ni özümleyişi ve ulaştığı sentezle insan, son
derece önemli sevgi ve saygı odağı haline getirmiştir. Bunun
olumlu tezahür ve tecellileri olarak da, kültür, tefekkür ve
medeniyet tarihine yeni usul, vasıta, kurum ve kuruluşlar
armağan etmiştir.

Osmanlı iffet ve hayâsından dolayı fakirliğini gizleyenler;
onur ve vakarından dolayı ihtiyaçlarını kimseye açamayanlar
için, ince ve farklı yardım, destek ve himaye yol ve
metotları bulunmuştur. Onlara “alan el” olmanın utanç ve
ezikliğini yaşatmamak için, gayet zarif yardım şekilleri
geliştirmiştir. Böylece “alan el” hicaptan, “veren el” de
gurur ve riyadan korunmuştur. İşte, her türlü tebrik ve
takdire layık yardımlaşma vasıtalarından birisi, hatta bir
bakıma birincisi, “Sadaka Taşları”dır.
Mermer sütunların ardında bekleyen bağışlar”Sadaka Taşları”,
farklı çap, ebat, şekil ve türde olmakla beraber genellikle
beyaz renkli, silindirik, çoğu antik mermer sütunlardır.
Yere, dikine gömülmüşlerdir.
Yerden yükseklikleri genellikle 120–130 cm kadardır. Ama
çevrelerinde uzun yılların getirdiği zemin dolma veya
aşınmaları ile bu yükseklik değişebilmektedir. Çoğunluğu da
dolguları sebebiyle daha kısa görünmektedir.
Günümüze çok azı ulaşabildiği için sayıları hakkında kesin
rakam vermek mümkün olmayan “Sadaka Taşları”nın üç beş
semtte bir adet bulunduğu düşünülüyor. Genellikle gözden,
kalabalıktan uzak; el-ayak çekildiği saatlerde vereni, alanı
bulunan bu görevli taşların daha çok şu mekânlarda
bulundukları tespit edilmiş durumda:
1. Üç beş semtin birleştiği bir köşede. Üsküdar İmrahor’daki
örnekte olduğu gibi.
2. Fakir, muhtaç, hasta insanların barındığı yapıların
önünde. Üsküdar Miskinler Tekkesi’ndeki gibi.
3. Yardım, adak niyetiyle gidilen bazı tekke, dergâh,
zaviye, mezarlık, türbe gibi sınanmış yerlerin yakın
çevresinde. Konya’daki Gevraki Hoca Türbesi’nin de bulunduğu
Yağlıtaş Mezarlığı köşesindeki; Bulgur Tekkesi’ndeki İşkal
aman (Şeyh Elman) Türbesi önündeki; Kadınhanı’ndaki “Yeşil
pabuç” örnekleri gibi.

Konya Mevlana Müzesi’nin batı avlusundaki (hamüşanındaki)
madeni paraların atıldığı Şeb-i Arus Havuzu da bu gruba
girer.
4. Bulaşıcı hastalığa duçar olanların bulundukları yerlerde.
Bulaşıcı hastalığa yakalanmış hastalara yardımda bulunurken
bulaşma tehlikesi göz önünde bulundurularak, yardımların
ulaşmasında Sadaka Taşları kullanılmıştır. Miskinler
Tekkesi’ndeki gibi.
5. Mescit, cami gibi mabetlerin yakın çevresinde. Daha çok
avlunun bir kenarında veya camiin köşesinde. Yahyalı
(Kayseri)’deki Şeyh Yahya Türbesi ile yanındaki Ulu Cami’nin
müşterek avlularındaki ile Konya Sarıyakup Cami’nin harem
kapısı önündeki örnekleri gibi.
Muhtaç olduğunu alan kanaatkâr fakirler
Sadaka Taşları’na yardımlar iki türlü yapılıyordu:
1. Nakdî: Para yardımı özellikle uçup kaybolmaması için de
kağıt para (kayme) yerine madeni paralar bırakılarak
gerçekleşirdi.
2. Aynî: Giyim, kuşam eşyaları ve çeşitli besinler
bırakılırdı.
Yaşlıların anlattıklarına göre buradaki enteresanlık, fakir
ve muhtaçların taşta birikenlerden sadece ihtiyacı olan
şeyleri ve muhtaç olduğu miktar kadarını alarak, diğerlerini
başkalarına bırakmaya özen göstermeleridir. Bu kanaat ve
diğer-gamlık her türlü takdire layıktır. Burada dikkati
çeken bir nokta da, bir semtin fakirlerinin başka bir semtin
Sadaka Taşı’na; başka semtin fakirlerinin ise bu semtinkine
gelip, ihtiyaçlarını karşılayabilmeleridir.

Yukarıdaki resimde bulunan plaketi bir cahil veya art
niyetli biri koymuş
Yitik değil Sadaka taşı olmalıydı. Kasıtlı olarak bu
değerlerimiz halkımıza Yeterince tanıtılmıyor
“Sadaka Taşları”, Türk mahallelerinin birer centilmenlik
anıtıdır. Olanca güzelliklerine ve zarafetine rağmen değişen
şartlar sebebiyle giderek ihmal edilen, zamanla unutulup
mukadderatına terk edilen bu fazilet abideleri konusunda bu
güne kadar geniş çaplı bir araştırma yapılmamıştır. Sadece
İstanbul’daki bir-iki örneğine ressam ve hattat Murtaza
Elker ve Mehmet Türkmenoğlu, şifahî sohbetlerinde temas
etmişlerdir. Merhum Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver, onlardan
dinlediklerine, yaptığı araştırmalar sonunda kendisi de yeni
birkaç örnek ekleyerek bilgi ve bulgularını
makaleleştirmiştir. (Bkz. “Sadaka Taşları”, Hayat Tarih
Mecmuası, Sayı: II, Aralık1967, s. 12–14). Onun tespitine
göre, Üsküdar’da Mevlevihane karşısında; Mimar Sinan’ın
yaptırdığı hamamın karşısındaki Gülfem Hatun Camii’nde; Koca
Mustafa Paşa’daki tarihi çınarın yakınında; Karacaahmed’deki
Miskinler Tekkesi’nin önünde, Karaman’da İbrala Ocağı’ndaki
örnekleri bulunmaktaydı
Yurt çapında gerçekleştirilecek taramalar, “Sadaka
Taşları”nın kullanılış biçim ve hallerine dair mevcut
tespitlere yeni örnekler ekleyecektir. Bir fikir vermesi
için Yahyalı (Kayseri)’deki örneği ele alabiliriz, Şeyh
Yahya Efendi Türbesi ile doğusundaki Ulu Cami’nin müşterek
avlusunda bulunan “Sadaka Taşı”na Yahyalılılar “Hacet Yeri”
demektedirler. Vaktiyle para, yiyecek, giyecek gibi sadaka
ve yardımların bu taşın üzerine ve yanına bırakıldığını
hatırlayan yaşlılar mevcuttur. Hele, Yahyalı folkloru
arasında önemli yeri olan “Sadaka verirken başı çevirme”
âdeti, yüzlerce yıl öncesine kadar uzanan eski bir
gelenektir. Mana ve mahiyeti kitaplara geçmiş olan bu güzel
gelenek, “Sadaka Taşı”nın buradaki işleyişine yeni bir çeşni
katmıştır. Sadaka verirken, alanın yüzüne gururla bakmamak;
onu gözlerle rencide etmemek; verileni başkasına göstermemek
ve söylememek; unutmak; daha fazlasını yapmak için
niyetlenmek; iyilik ve yardımlarını sadece ve sadece Allah
rızası için yapmak, başa kakmamak gibi duygu, düşünce ve
prensipler Yahyalı’da bu geleneğe saygınlık kazandırmıştır.
Yahyalı’da bu konudaki hatıralar öylesine taze ve canlıdır
ki, yukarıda bahsedilen Ulu Cami’nin avlusundaki “Sadaka
Taşı”nı kullanmaktansa, gösterişi seven ham ve görgüsüz bir
zenginin, herkesin gözü önünde kendisine para uzatmasına
fevkalade üzülen Lök oğlu Hasan’ın, bu basitliği izzet-i
nefsine yediremeyip, hiddetle reddederek yürüyüp gittiğini
anlatırlar. (Aynı konu için bkz. Sami Köşker, Türk Kültürü
Açısından Yahyalı, Ankara 1997, s. 206).Farklı bir biçim ve
uygulama şekli gösteren bir diğer örnek de Konya Obruk’tan.
Obruk Gölü’nün kıyısında bulunan Selçuklu Kervansarayı’nın
yakınındaki caminin “Hayrât deliği”dir. Muahhar minaresine
yakın caminin duvarında yer alan niş, halk tarafından bu
isimle anılmaktadır.

Yalnız kalan taşlar
Günümüzde Sadaka Taşlarının büyük kısmı bir kenarda
unutulmuşlardır. Bir kısmı da, değişen dünya şartları ve
sosyal, kültürel hayat sebebiyle kullanılmaz hale
gelmişlerdir. Sadece yaşlıların yorgun hatıraları arasında
kalan taşlar, yanlış belediye faaliyetleri; istimlâkler,
yol, meydan, kaldırım çalışmaları sırasında ya bir kenara
yan yatırılıp veya ters yüz edilip itilmişler veyahut da
tamamıyla yok olup gitmişlerdir. Kullanılmadıkları için neye
yaradıkları bilinmediğinden kıymeti ve görevi idrak
edilemeyen bu fazilet abidesi taşlarımızdan mevcut
olanlarının koruma altına alınması; adının ve görevinin bir
etiketle belirtilmesi; yeni nesillere tanıtılması gerçekten
takdire şayan bir hizmet olacaktır.
Çeşitli vakıflarca yönetilen imâret, aşevi, hânigâh, zâviye,
han, kervansaray gibi daha birçok yardımlaşma ve dayanışma
müesseselerinin yanı sıra “Sadaka Taşları”, yaygın uygulama
alanı sayesinde farklı, renkli ve zengin bir el ele, gönül
gönüle verişi sembolize ediyordu.
Aziz Türk Milleti’nin kültür ve medeniyet tarihinde
övüneceği hiçbir şeyi olmasa bile, insanı onore etme
konusunda gösterdiği, “sadaka Taşları”yla sembolleşen
incelik ve zarafetinin, övünmeye yeterli olduğuna
inanıyoruz.
----------------------
Bu sadaka taşlarından yerlerini tesbit ettiğim ve
fotoğrafladıklarım :
1-Üsküdar Doğancılar İmrahor Camii yanında. 150 cm
yükseklikte 40 cm
çapında renkli, antik porfir sütundandır. Önceleri başka
yerde bulunan
bu sadaka taşı Üsküdar Belediyesi tarafından bugünkü yeri
olan caminin
kıble yönünde, caddeye bakan kısmına dikilip, tesviye
edilerek, etrafı
mozaik süsleme ile süslenmiş, taşın önünde, yerde
mozaiklerin üstüne
de "sadaka taşı" ibaresi yazılmıştır. İmrahor camii önünde
bulunan
sadaka taşı, bu şekli ile sadaka taşları içerisinde en
müstesna yerini
almış bulunuyor. Dileğimiz odur ki, sadaka taşlarının olduğu
her yerde
burada olduğu gibi sadaka taşları meydana çıkarılsın,
temizlensin,
insanların görebileceği bir yerde ne işe yaradığına dair bir
açıklama
tabelası da yazılıp teşhirleri sağlanarak kültürümüze
kazandırılmış
olsunlar.

Rahmetli Prof. Dr. Ahmet Yüksel Özemre Hocamız yazılarında
sadaka
taşlarından söz ederdi. "Üsküdar Ah Üsküdar" isimli eserinde
sadaka
taşı ile ilgili hatıralarını şöyle ifade ediyordu:
"Üsküdar'da bazı
mahallelerde "Fıkarâ Taşı" bulunurdu. Mahalle sâkinleri
yatsı namazına
camiye giderken taşın kovuğuna bir miktar para bırakırlardı.
Yatsı
namazından sonra camiden ihtiyacı olanlar en son çıkar ve
taşın
yanından geçerken taşın kovuğuna ellerini daldırarak bir
miktar para
alırlardı. Kimse paranın hepsini kaldırmayı düşünmezdi.
Ertesi günün
ekmek parasını almak onlara yeterdi, öyle ki ertesi sabah
fukara
taşında hâlâ para kalmış olduğu dahi vâki idi.
Üsküdar ahalisi sokağa çıkarken fakirlere vermek üzere
cebinde daima bozuk para bulundururdu. İsteyene sadaka
mutlaka verilirdi.
Fukarâ, sarhoş bile olsa, asla tahkir edilmezdi. Sarhoşa
nasihatin tesir etmeyeceğini iyi bilen Üsküdarlılar
yalnızca: "Allah ikrahlığını
versin, umûrunu hayra tebdîl etsin, evlâdım!" diye dua eder;
cevap olarak da: "Âmin efendim; Allah sizden razı olsun!"
duasını alırlardı.
2002 yılının başlarında küçük kızım Rabia ile Üsküdar
çarşısından geçerken yaşlı bir zat karşıma çıkıp: "Allah
rızası için bir sadaka!" deyince eski Üsküdarlı
alışkanlığımla pardösümün cebindeki tomardan bir adet çekip
kendisine takdim ettim. Bu sırada birkaç adım ilerideki bir
balıkçı dükkanının önündeki balıkçıların bana doğru: " Verme
verme! Bu herif zengini tekidir" diye bağırdıklarını duydum.
Onların hizasına geldiğimizde o en çok şamata yapana hitaben: "Oğlum
Üsküdar adabında isteyene, varsa, verilir" dedim. Balıkçı:
"Bey baba, o zaman bana da versene!" diye yılışınca, ben
gene cebimden dilenciye verdiğim
kadar bir parayı çıkarıp avucuna bırakarak yürüdüm.
Bir ara balıkçı ne yaptı diye arkasına
bakan kızım, balıkçının afal afal bir elindeki paraya bir
bana bakıp durduğunu görmüş."
Rahmetli Ahmet Yüksel Özemre hocamız, kültürel mirasımıza
nasıl sahip çıkılır? Sorusuna bizlere yol gösterecek önemli
bir hatırasını aktararak eserinde şöyle diyordu: "Kitabın
ilk baskısında Doğancılar Caddesi'nde 89 numaralı evin
önünde hala eski bir fıkara taşı bulunmaktaydı. Geçen 10 yıl
içinde eşim Gülşen hanım bu taşın koruma altına alınması
için Üsküdar Belediyesine üç kere müracaatta bulunmuştu.
Önü, Fukara taşı da içinde kalacak
şekilde, galvaniz oluklu sacdan bir perdeyle çevrili bulunan
89 numaralı ahşap evin yakında yıkılıp yerine apartman
dikileceği söylenmekteydi. En sonunda Prof.Dr. Erol Yarız bu
taşa tanınmış bir sanayici ailenin oğullarından birinin göz
koymuş ve gizlice yerinden söktürerek evinin bahçesine
taşıyacağını istihbar edip de durumu bana bildirince, bu
ihtimali Belediye Başkan Yardımcısı Ahmet Vefik Bozömer'e
bildirmem üzerine, bu zatın himmetiyle, Türkiye'de mevcut
yalnızca birkaç örnekten biri olan bu Fıkara taşı hemen
yerinden sökülerek Üsküdar Belediyesi'nce koruma altına
alınmıştır."
(Prof. Dr. Ahmet Yüksel Özemre. Üsküdar Ah Üsküdar,,
İstanbul, 2007 s.95-96)
2-Karacaahmet'te, Karacaahmet Sultan Türbesi karşısında
bulunan, Fethi Ahmet Paşa Cami yanında. Camii Rodoslu Hacı
Hafız Ahmet Ağa tarafından M.1790 da yaptırılmış, Fethi
Ahmet Paşa da M.1855 de yeniden bugünkü
fevkani olarak yaptırmıştır. Caminin dışında, kıble yönünde,
duvarın dibinde, beyaz mermer sütundan, yer üstünde görünen
kısmı yüksekliği 70 cm genişliği 50 cm çapında olan
tepesinde, 20 cm çapında 10 cm derinliğinde para konma yeri
bulunmaktadır. Cami görevlisine bu taşın ne işe yaradığına
dair sorumuza cevabı: "bu eski zamanlarda kullanılan "zekat"
taşıdır. şeklinde olmuştur. Ayrıca bunun dışında bu caminin
hemen yakınında başka bir sadaka taşının bulunduğu Aşçı başı
camiyi de bize tarif ettiler.
3-Yine aynı bölgede, Karacaahmet Sultan Türbesinin iki sokak
arkasında bulunan, Aşçı başı Camii avlusunda 130 cm
yüksekliğinde 40 cm çapında yeşil mermer sütundandır. Ayrıca
Karacaahmet Sultan türbesinin tam
karşısından mezarlıklar arasından uzanan bir cadde
bulunmaktadır. Bucadde üzerinde ileride sol kolda bir
namazgah vardır. Burada da kırılmış bir sadaka taşının
parçası bulunmaktadır.
4- Fatih, Katip Musluhiddin Mah, Mehmed dede sok, Mehmed Ağa
Cami ana giriş kapısı sağında, çeşmenin yanı başında
bulunmaktadır. Ayrıca giriş kapısının iki yanında konaklama
taşları da vardır. Çapı yaklaşık 70 cm'dir. Toprak üstünde
görünen kısım yüksekliği 50 cm kadardır. Beyaz mermer
sütundan olup, tepesinde sadaka konacak yeri 10 cm
genişliğinde derinliği 5 cm kadardır. Bugüne kadar tespit
ettiğimiz sadaka taşları içinde en görkemli ve en özgün
olanıdır. Fazla deforme olmamıştır. Sadaka taşlarının olması
gereken, orijinal yerindedir.
Fatih belediyesi bir himmet göstererek buradaki ve
Kocamustafapaşa da Cerrah Paşa hastanesinin karşısında yokuş
çeşme sokak ta bulunan sadaka taşlarını tamamen meydana
çıkarıp, temizleyip, kısa bir
bilgilendirici tabelası da takarak teşhirlerini
sağlamalıdır. Kuşkusuz bu hizmet İstanbullular tarafından
her daim şükranla anılacaktır.
5- Kocamustafapaşa'da sümbül efendi de 4 Adet sadaka taşı
vardır. Bunlardan, Türbeye girişte solda, hazire de beyaz
mermer sütundan 130 cm yükseklikte 35 cm çapında 2 Adet.
Yine hazirenin bittiği yerde solda, avlusunda yeşil
sütunları bulunan türbenin önünde, türbe sütunları ile aynı
renk olan yeşil mermer sütundan 130 cm boyunda, 35
cm çapında karşılıklı 2 Adet sadaka taşı bulunmaktadır.
Ayrıca tekke avlusunda kuşlar için 3 metre yükseklikte
mermer kuş sulağı bugün bile görevini yapmaktadır. Murat
Bayaral, Sümbül Efendideki sadaka taşlarından Özlenen İrşad
Dergisi, Ekim, 2006 sayısında "Memleketimiz Medeniyetin
Beşiğidir" isimli makalesinde bahsetmiştir.
6- Kocamustafapaşa, Hekimoğlu Ali Paşa Camii avlusunda 2
Adet, Bunlardan birincisi dış ana kapıdan girişte solda
yaklaşık 50 cm çapında 150 cm yükseklikte siyah granit
sütundan, diğeri ikinci küçük yan giriş kapısından girişte
solda 50 cm çapında toprak üstünde 15-20 cm kalan kısmı
toprak altında beyaz mermer sütundandır. Mahalle sakinleri
buradaki sadaka taşının hikayesini bilmektedirler.
7- Kocamustafapaşa, Cerrahpaşa Hastanesinin de üzerinde
bulunduğu Kürkçübaşı Mahallesi, Yokuş çeşme sokakta
yakınında bir hazire ve bitişiğinde daha önce karakol olduğu
söylenen metruk bir bina
bulunmaktadır. Buradaki antik porfir sütun sadaka taşının
yarısı toprak altında, 130 cm boyunda yaklaşık 45-50 cm
çapında tepesinde 10 cm çapında sadaka konacak yeri
bulunmaktadır. Sadaka taşları içerisinde en acınacak durumda
olanı bu taştır metruk bir yerde çöplerin arasında yatay
olarak yerdedir.
8- Fındıkzade, Vatan Caddesi üzerinde, Zübeyde hanım Kültür
merkezi karşısında, köşede, şuan Bir vakıf tarafından
kullanılan tarihi bir külliye bulunmaktadır. Mekan kapalı
olduğundan bina hakkında bilgi alamadım. Tarihi bir bilgi
yok. Kitabe, tanıtıcı bilgi vs. Mahalle sakinlerinden de bu
yer hakkında bilgisi yok. İşte bu mekanın bahçesinde,
yaklaşık 2 metre boyunda antik porfir sütundan 35, 40 cm
çapında bir sadaka taşı bulunmaktadır.
9-Edirnekapı, Vefa stadından Balat'a inen cadde üzerinde
ahşap bir cami bulunur. Hoca Kasım Gürani Camii. Bu
camii'nin hemen karşısında, köşe başında da bir sadaka taşı
bulunmaktadır. Burada ki sadaka taşı, Üsküdar İmrahor camii
önündeki sadaka taşı ile aynı özellikleri göstermektedir.
Antik porfir sütundan yaklaşık 40 cm. çapında, 140 cm.
yükseklikte, tepesinde küçük bir oyuk vardır, sadaka konacak
yeri zamanla aşınmış olsa gerek. Fazla tahribata uğramamış,
günümüze sağlam olarak ulaşan ender sadaka taşlarından
biridir. Mahalle sakinlerinden yaşlıca olanları bu taşın ne
işe yaradığını ve kısa hikayesini bilmektedirler. Buradaki
sadaka taşı bilgisini Eyüp Sultan Zal Mahmut paşa camii imam
hatibi Adem Ay beyefendiden almıştım. Civarda bulunan
mahalle sakinleri bu taşın işlevi ve tarihteki hikayesini
biliyorlar.
10- Süleymaniye de: Süleymaniye camii avlu içinde, caminin
sağında hazirenin ön kısmında aralarında 10 metre mesafe
bulunan beyaz mermer sütundan 2 adet sadaka taşı
bulunmaktadır. 40 cm. çapında 50 cm.
yüksekliktedirler. Dolgu yüzünden taşların büyük bir kısmı
toprak altında kalmıştır. Caminin ön cephesinde bulunan 2
taşın dışında, ayrıca caminin haliç yönüne bakan tarafında
bulunan sıra dükkanlar vardır. İşte bu sıra dükkanların
ortasında birde çeşme bulunmaktadır. Çeşmenin sol yanında
yerden yaklaşık 120 cm. yükseklikte duvar içinden
kare şeklinde blok bir taş çıkarılarak bunun yerine monte
edilmiş daire şeklinde bir sadaka taşı daha bulunmaktadır.
Bu oyuk beton ile doldurulmuştur. Civardaki esnaf buradaki
sadaka taşının hikayesinden ve bir zamanlar üstlendiği
vazifesinden haberdardır. Duvarda bulunan bu sadaka taşı
İstanbul'da bulunan sütun sadaka taşlarının dışındaki
farklı bir tip olarak en özgün sadaka taşıdır.
11- Eminönü: Yenicami caminin Sultanhamam yönünde bulunan,
abdest alınan yerinin hemen solunda köşe de bulunmaktadır.
50 cm çapında 60 cm. çapındadır kahve renkli, antik porfir
mermer sütundandır. Aşınma ve dolgu nedeni ile özelliklerini
büyük ölçüde yitirmiştir. Cami görevlileri buradaki sadaka
taşının hikayesini bilmektedir.
12- Karaköy: Arap camii caminin Perşembepazarı yönündeki
giriş kapısının solunda klasik tarzda beyaz mermer sütun
sadaka taşı bulunmaktadır. 35 cm. çapında 25 cm.
yüksekliktedir. Dolgu nedeni ile yakında kaybolma tehlikesi
vardır. Bu taşın ilerisinde Azapkapı yönünde köşede de bir
adet sütun bulunmaktadır. Yeşil renkte yağlı
boya ile boyanmıştır, bununda sadaka taşı olduğu
sanılmaktadır. Ayrıca camini arka kısmında bulunan avluda
havuzun hemen yanı başında köşede, büyük bir ihtimal ile
mezar taşından dönüştürülmüş bir sadaka taşı
daha bulunmaktadır. belirli bir özelliği yoktur. Sadaka
konulacak yerbeton ile doldurulmuştur.
13- Karaköy: Kemankeş Mustafa Paşa camii camini minaresi
yanı başında
ortadan ikiye bölünmüş, yatay bir şekilde yerde öylece
durmaktadır.
Renkli, antik porfir sütundandır. 150-160 cm civarında 45
cm.
çapındadır.Tepede küçük bir oyuk bulunmaktadır. Tepeden 20
cm aşağıda
bir elin girebileceği bir oyuk daha bulunmaktadır ve bu oyuk
beton ile
doldurulmuştur. Bu hali ile bir kumbarayı andırmaktadır.
Sadaka
yukarıdan bırakılıyor ihtiyacı olan ise alt oyuktan alıyor.
14- Laleli de, Laleli Camii, Aksaray tarafından girişte
solda bir
çeşme vardır. Bu çeşmenin önünde, kırılmış bir sadaka
taşının üst
kısmı bulunmaktadır. Beyaz mermerden, 35, 40 cm. çapındadır.
Yine bu
çeşmenin solunda ahşap bir kapı bulunmaktadır. üzerinde celi
sülüs
hatla yazılmış bir de kitabesi bulunmaktadır. Kapının
solunda bir de
konaklama taşı bulunmaktadır. Caminin Şehzade başı girişinde
70 cm.
çapında, 80 cm. yükseklikte, antik porfir sütundan 2 adet
sadaka taşı
daha bulunmaktadır. Çok kısa bir zaman önce yapılmış, tarihi
dokuya
uymayan, biçimsiz ve zevksiz bir çeşme bulunmaktadır. Sadaka
taşları
İşte bu çeşmenin sağ ve sol yanında öylece durmaktadırlar.
İki sadaka
taşının üzerinde de ne için takıldığı anlaşılmayan demir
halkalar
bulunmaktadır. Bu hali ile taşların orjinalliği
bozulmaktadır. Ayrıca
burada da çıkış kapısına daha yakın bir yerde 2 adet
konaklama taşı
vardır.
15- Nuruosmaniye, Camiye Çağaloğlu tarafından girişte, sağda
50 cm.
çapında 60 cm yükseklikte antik porfir sütundan bir sadaka
taşı
bulunmaktadır. Buradaki taşın sadaka konacak baş tarafı taş
ters monte
edildiğinden görünmemektedir. Büyük bir ihtimal ile ne işe
yaradığı
bilinmediğinden gelişi güzel öylece yerleştirilmiş.
16- Çağaloloğlu, Alayköşkü Caddesi üzerinde, Hacı Beşir Ağa
Çeşmesi
karşı köşesinde 45 cm. çapında, 50 cm. yüksekliğinde, beyaz
mermer
sütundandır. Dolgu nedeni ile büyük bir kısmı toprak altında
kalmıştır. Özellikleri büyük ölçüde kaybolmuştur.
17- -Eyüp Sultan'da Cafer Paşa medresesi avlusunda
dikdörtgen küfeki
taşından 50 cm toprak üstünde diğer kısmı toprak altında
olduğundan
tam boy ölçüsü alınamamıştır. Yine burada sadece sadaka
konacak yeri
kalmış kırık halde 30 cm çapında 40 cm civarında uzunluğunda
olan
silindirik beyaz mermer sütundan Sümbül Efendi deki sadaka
taşları ile
aynı formdadır. Buradaki sadaka taşının bilgisini Hattat
Mücahit
Kılınçer hocamızdan öğrenmiştim.
18- Eyüp Sultan'da Zalpaşa Caddesi üzerinde, Zal Mahmud Paşa
Medresesinin yanında Nakkaş Hasan Paşa'nın da türbesinin
bulunduğu bir
hazire içindedir. 140 cm Çapında ayak kısmı kırık ve yerde,
mezar
taşları arasındadır. 35 cm çapındadır. Sadaka konacak yeri
6-7 cm
derinliğindedir. Mimari açıdan önemli bir özelliği yoktur,
sade bir
taştır. Hazirenin girişinde sağda büyük bir konaklama taşı
da vardır.
19- Eyüp Sultan, Gümüşsuyu caddesi üzerinde bulunan Hatuniye
Dergahında 105 cm boyunda 35 cm genişliğinde sadaka konulan
yeri olan
tepesinde ise, 25 cm çapında ve 15 cm derinliği bulunan
silindirik,
beyaz mermer sütundandır.
20- Eyüp Sultan'da Nişancı Mustafa Paşa cami bitişiğinde 2
adet
birbirine mesafeleri yaklaşık 2 metre olarak yine dik
dörtgen küfeki
taşından 130 – 140 cm yükseklikte yaklaşık 25x35
ebatlarındadır.
21- Eyüp Sultan Camii ile Pierre Loti kahvesi arasında
uzanan yol
üzerinde ilk sola ayrılan köşede 120 cm yükseklikte 25X30 cm
çapında
mezarlığın içinde. Yine aynı yolun üzerinde daha ileride
solda. Cellat
mezar taşları ile yan yana duran boyları yaklaşık 150 cm
civarında
olan 2 adet bulunmaktadır.
22- Sultanahmet Camiinin kuzeye, yani Sultanahmet meydanına
açılan
bahçe kapısının iki yanında, ufak bir çeşme yalağını andıran
birer
oyuk bulunur. Kapının yan taraflarında, duvarlara gizlenmiş
izlenimini
verirler. Buradaki oyuklarda sadaka taşı görevi
yapmaktaymış. İsa
Kocakaplan sadaka taşları ile ilgili bir makalesinde
buradaki sadaka
taşları ve sadaka taşlarına yansıyan ruhun inceliğini dile
getiriyor
ve şunları ifade ediyordu. "Rahmetli Samiha Ayverdi
yazılarında bu
inceliğe defalarca değinmişti. O, medeniyetimizin bugün
kaybolan
inceliklerini bir bir sandığından çıkarır ve nasiplensinler
diye
bugünün hoyrat gönüllerine sunardı. Biz onun ve diğer ehl-i
dilin yazı
ve sohbetlerinden bu incelikleri duyuyor ve öğreniyorduk."
23- Aya Sofya cami girişinde (avlusunda). Avlunun batı
tarafı, şehirde
yapılan çeşitli kazılar sonucu bulunan eski sütun ve
kalıntılarla
dolu. Burada bulunan sütunlardan bazıları vaktiyle sadaka
taşı olarak
kullanılan antik sütunlarla birçok yönden büyük benzerlikler
göstermektedir. Sütunların üzerine hem meteryal olarak hem
de ölçü ve
görünüm olarak orijinal olmayan, birbirleriyle uyum
sağlamayan sütun
başlıkları konmuştur. Sütunların üzerindeki bu yapay
başlıklar
kaldırıldığında sütunların tepesinde sadaka bırakılacak
oyuklar
meydana çıkacaktır. Bugün şehrin muhtelif yerlerinde
sahipsiz,
bakımsız bir vaziyette kalan antik sütun sadaka taşlarına
eğer bizler
sahip çıkamazsak yarın birileri bu sütunları toplayıp
üzerlerine de
birer başlık konulmak sureti ile müze adı altında camiyi
kiliseye
çevirmek arzu ve emelleri ile yanıp tutuşanlara payanda
görevi yapmış
olacaklardır.
Nitekim İstanbul'umuzun muhtelif yerlerinde bulunan bu antik
sütunların dahili ve harici meraklıları oldukça fazladır ve
tarihi de
bayağı eskilere dayanmaktadır. 1799 yılında İngiltere'nin
İstanbul
elçisi İstanbul'un muhtelif , mahallerinde terkedilmiş
görülen, kendi
tabiri ile "bilüzum" ve "metruk" halde bulunan somaki taşı
sütunların
İngiltere de "çok makbul ve muteber" olduğunu bu sütunların
temsil ve
hediye suretinde İngiltere'ye ihsan edilmesi hususunu ihtiva
eden bir
talebini, dönemin sadrazamı tarafından padişaha arzını
içeren belge
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı
arşivinde
bulunmaktadır. Bahse konu sütunların İngiltere'ye hediye
edilip
edilmediği bilinmez ama bilinen o ki tarihi değerlerimize
karşı vurdum
duymazlığımız halen kesintisiz olarak devam etmektedir.
İster milattan
önce olsun ister sonra olsun, Roma veya Bizans İmparatorluğu
dönemi
olsun hiç fark etmez eğer bir tarihi değer varsa bu değer
yerinde
değerlidir bulunduğu topraklarda anlamlıdır. Hiçbir surette
saksılık
süs çiçeği gibi oradan oraya taşınmaz. Atalarımızın dediği
gibi "çiçek
dalında güzeldir". Veya "Taş yerinde ağırdır". Bir fındık
büyüklüğünde
bile olsa...
|