| . |
|
Unutturulan Tarihimizden ibret
levhaları
Türkiye ve Osmanlı
tarihinden ibretli olaylar.
-
Çağdaşlaşma Yolunda
- l930'lu yılların Türkiyesi'nin Urla gibi bir
Ege şehrinde dahi açlıktan insanların
öldüğünü...
-
Ortalama bir memurun aylık maaşının
50 lira olduğu bu dönemde, çağdaşlaşma yolunda(!) 75
000 lira gibi büyük paranlar ödeyerek heykel
yaptırdığımızı (1)
- Kendinizi Türklere Emanet Edin
-
16. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin
gelişme yolu üzerinde direnmiş ve Türk orduları ile
savaşa tutuşmuş olmasından dolay Katolik Avrupa
tarafından kendisine "Hıristiyanlığın şövalyesi"
ünvanı verilen Boğdan Beyi Büyük Stefan'ın ölüm
döşeğin de, evlatlarına gayet ibretli bir şekilde:
- "Belki de yakında himayeye muhtaç
olacaksınız Asla Rus'a yanaşmayın. Haindir, sizi
yok eder. Fakat kendinizi Türklere emanet edin.
Adil ve merhametlidirler" diyerek nasihat
ettiğini …(2)
-
Talan Edilen Mirasımız
- Şanlı Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman
Gazinin mübarek anası Hayme Hatunun Domaniç’teki
türbesini ulu hakan Abdülhamid Han'ın, ecdadına
hürmetinin ifadesi olarak büyük bir itina ile
tamir ettirip pencerelerini atlas perdelerle
kaplattırdığını ve zeminini de Hereke dokuması
muhteşem bir halı ile, döşettiğini . . .
-
Daha sonraları iş başına gelen Halk
Partisi döneminde ise o muhteşem halının türbeden
gasp edilerek, partinin İnegöl ilçe yöneticilerinin
kapılarına paspas yapıldığını ve atlas perdelerinin
de kaymakamlık binasında kullanıldığını... (3)
- Ecdadımızın Silinmez İzleri
-
1976 yılında Suudi Arabistan’ın
Cidde şehrinde, deniz suyunu tatlı suya çeviren bir
tesisin açılışından sonra meslektaşları ile sohbete
girişen dönemin Türkiye Büyükelçisi Necdet Özmen'in
bir ara söze: "Bu Suudi Arabistan'ın ilk tuzdan
arıtma tesisidir" diye başlaması üzerine
- Fransız Büyükelçisinin hayretler içinde
kalarak:"No... Sör... Bu Suudi Arabistan'ın ilk
tuzdan arıtma tesisi değildir. İlki
Osmanlılar'ın 1800.lü yılların sonunda
yaptığıdır" diyerek ecdadımızın eşsiz mirasından
habersiz yaşayan elçimizi mahcup ettiğini ,,(4)
|
|
- Bitmeyen Osmanlı Sevgisi
- Balkanlar'dan Orta Doğu'ya kadar büyük bir coğrafyanın 1. Cihan
Savaşından sonra elimizden çıkmasına rağmen, o topraklarda yaşayan
halkın hala büyük bir hasretle "Osmanlı, Osmanlı " diye sayıkladığını ..
- Budapeşte'den gelen bir yazarımıza bir Boşnak,ın'. "Madem ki
İstanbul'a gidiyorsun Allah aşkına o şehrin toprağını benim için öp
Allah benim canımı İstanbul'u görmeden . alması!" dediğini
Trablusgarp'daki ihtiyar Cezayirlilerin , boyunlarına muska diye Osmanlı
parası taktıklarını…(5) Biliyor muydunuz.
- Avrupa'da Akıncı Korkusu
- 1534 yılında Viyana'daki St. Stephen Katedrali'nde. Osmanlı
akıncılarının yaklaştığını görüp çan çalarak haber vermekle vazifeli bir
memuriyetin ihdas edildiğini ve bu memuriyetin ancak 1956 yılında,
Viyana Belediye Meclisince. Artık bir Osmanlı tehlikesi kalmadığından,
bu vazifenin lüzumu yoktur" diye bir karar alınarak iptal
edildiğini...(6)
- Cennette Yer
- Osmanlı Devleti'nin zirvelerde şahlandığı, akıncılarının Avrupa
içlerinde at oynattığı bir dönemde. kilisede bir papazın vaaz
verirken"Dünya hakimiyetinin Türklere fakat Cennet'in de kendilerine ait
olduğunu... " söylemesi üzerine. bu taksime aklı yatmayan cemaatten
bazılarının büyük bir ümitsizlik içinde: "Dünyada bizi yurtlarımızdan
çıkaran Türkler hiç Cennet'te yer bırakırlar mı?" dediklerini...(7)
- Batışın Remzi
- Yükseliş dönemimizin ruhunu yansıtan mütevazı Topkapı Sarayına
karşılık, yıkılışımızı remzeden Varsay taklidi Dolmabahçe Sarayının
Avrupa'dan borç alınan para ile, 9 ton altın ve 41 ton gümüş
kullanılarak inşa edildiğini... (8)
- Şefzade'nin Dolmabahçe Sefası
- İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanlığı yaptığı dönemde, oğlu Ömer İnönü
nün gerek talebelik gerekse daha sonraki yıllarda koskoca Dolmabahçe
Sarayını ikametgah olarak kullanıp, yattığı bir oda için bütün sarayın
kaloriferlerini yaktırdığın ve ayrıca bu şefzadenin sarayda kadınlı
kızlı gece alemleri düzenlediğini...
- Bütün bu olanların dönemin Millet Meclisinde ciddi tartışmalara yol
açtığını ve o gün mecliste bulunan baba İnönü nün kulaklığı takılı
olduğu halde müzakereleri işitmemezlikten geldiğini (9)
- Ağaca Asılan Zekat Parası
- Fatih Sultan Mehmet Han devrinde bir Müslümanın. günlerce dolaşıp
yıllık zekatını verebileceği fakir birini arayıp bulamadığını
- Bunun üzerine zekatının tutarı olan parayı bir keseye koyarak
Cağaloğlu'ndaki bir ağaca asıp, üzerine de:
- "Müslüman kardeşim, bütün aramalarıma rağmen memleketimizde zekatımı
verecek kimse bulamadım. Eğer muhtaç isen hiç tereddüt etmeden bunu al"
diye yazdığını..
- Ve bu kesenin üç ay kadar o ağaçta asılı kaldığını (10)
- Nebiler Sultanı nın Güzellikleri
- Aşk bahçesinin yanık bülbülü Hazreti Mevlana'nın, Peygamberimiz'in
(sav) üstün vasıflarıyla alakalı olarak:
- Nebiler Sultanı'nın (sav) vasıflarının şerhini. eğer ben devamlı,
durmadan söylesem, yüzlerce kıyamet geçer de o yine bitmez. "
dediğini...
- Sahabi efendilerimizden Amr bin As'ın (ra): "Benim gözümde
Resulullah'dan (sav)daha sevgili, benim gözümde Ondan daha büyük bir
kimse yoktur. Ne var ki, Ona olan tazimimden gözüm doya doya Ona
bakamıyordu " dediğini. . .
- İmam Kurtubi'nin de "Nebiler Nebisi'nin (sav) güzellikleri bize
tamamıyla gösterilmemiştir. Gösterilmiş olsaydı, gözlerimiz Ona bakmaya
takat getiremezdi " diyerek İki Cihan Saadet Güneş’inin güzelliklerini
bir nebzecik olsun anlatmaya çalıştıklarını..(11)Biliyor muydunuz?
- Osmanlı Arması
- Merhum Necip Fazıl Kısakürek in 1954 lü yıllarda çıkardığı Büyük
Doğu mecmuasının bir sayısının kapağında, Osmanlı arması işlemeli sanat
eseri bir kumaş resmini yayınlayınca, "padişahlık propagandası yapmak "
gibi saçma bir gerekçe ile derginin o sayısının toplatıldığını ve
kendisinin de suçlanarak mahkemeye sevkedildiğini
- Necip Fazıl'ın mahkemede kendisini suçlayan savcıya gayet ibretli
bir şekilde:
- İçinde adalet işlerine bakılan bu binanın tepesinde aynı Osmanlı
arması var Siz de mi padişahlık propagandası yapıyorsunuz?" diye
haykırdığını (12) Biliyor muydunuz?
- Pasaport Farkı
- Şanlı Osmanlı Devleti'nin yıkılmasından sonra, son derece üzgün
ihtiyar bir Ürdünlünün, elindeki yeni Ürdün pasaportuyla İsviçre
sefaretine giderek: "Herkes bu pasaportla alay ediyor Eskiden Osmanlı
pasaportum varken selam dururlardı. Ben Osmanlı teb'asıyım ne olur bunu
değiştirin" diye sefaret yetkililerine yalvardığını… (13)
- Türk Köşesi
- Devlet i Aliye yi Osmaniye'nin üç kıtada at oynatıp buyruk yürüttüğü
ihtişamlı dönemlerinde, Avrupa'da Türk hayat tarzı ve modasının çok
tesirli hale geldiğini Evlerinde Türk köşesi bulundurmayan sosyete
mensuplarının ayıplandığını (14)
- Reformun Böylesi
- 0 zamana kadar sadece batılıların kendi aralarında düzenledikleri
balolara, yanlış batılılaşma hareketinin bir parçası olarak Türk devlet
adamları da katılınca 11829), baloda bulunan bir Fransız kadının oldukça
doğru bir teşhiste bulunarak Türkler reforma, bitirmeleri gereken yerden
başladılar dediğini ...(15)
- Birinci Dünya Savaşının Vahşet Yılları
- Birinci Dünya savaşı sıralarında Musul'da halkın açlıktan perişan
durumlara düşüp hergün sokaklarda kadın-erkek çocuk-ihtiyar birçok
insanın inleye inleye ölüme gittiklerini ve buna bir çare
bulunamadığını…
- Açlıktan ölen bu zavallı çocukların etlerini kasap dükkanlarında
koyun ve kuzu eti diye satan veya aşçı dükkanlarında pişirip halka
yedirme vahşetini gösteren on-oniki kişinin idam edildiğini . (16)
- Amerikan Yardımı (!)
- Truman doktrini çerçevesinde Amerika Birleşik Devletleri'nden
aldığımız 69 milyon dolar askeri yardım ile elde edilen askeri
techizatın bakımı için ABD'ye her yıl 400 milyon dolarlık bakım ve
ithalat parası harcaması yaparak ne kadar karlı bir anlaşma (!)
yaptığımızı (17)
- Hayal Müessesesi
- Teb'asını "Emanetullah" olarak gören Osmanlı Devleti'nde, akıl
hastalarına bimarhanelerde son derece şefkatle muamele edilip ceviz
karyolalarda, ipekli çamaşır ve çarşaflarda yatırılıp musiki ile tedavi
edildiğini.
- Aynı dönemde Avrupa'da ise, akıl hastalarının ruhuna şeytan girmiş
denilerek diri diri yakıldığını. . (18/a)
- İstanbul'daki bimarhaneleri giren Mongeri Pere'nin: "Burası
Avrupa'nın asırlar sonra tahayyül edeceği bir hayal müessesidir dediğini
ve Osmanlı'nın uyguladığı bu musiki ile tedavi metodunun ABD'de ancak
1956 yılında uygulamaya geçebildiğini (18/b
- Üçüncü Dünyanın Kobayları
- Batıda ilaç üretmekle ilgili yönetmeliklerin son derece ağır olup,
bir ilacın piyasaya çıkarılmadan önce kobaylar üzerinde yeterince deneme
yapılması gerektiğini ve bunun ise uzun ve pahalı bir süreç olduğunu .
- Buna çare bulan batılı hümanistlerin(!), yeni geliştirdikleri
denenmemiş ilaçları üçüncü dünya ülkelerine pazarlayarak hem para
kazanıp, hem de milyonlarca gönüllü kobay üzerin de ilaçlarını
denediklerini
- İlaç iyi çıktığı takdirde mallarını batıda pazarladıklarını, kötü
çıktığında ise foyası çıkana kadar üçüncü dünya ülkelerine satmaya devam
ettiklerini . . (19)
- İçi Yivli Toplar ve Ecdadımızın Sızlayan Kemikleri
- Yavuz Sultan Selim Han'ın Ridaniye Savaşı'nda, ileri görüşlü babası
Sultan II Bayezid' ın icadı olan "içi yivli topları kullanarak büyük
başarılar elde ettiğini..
- Bugün ise bizlerin hala II Bayezid'in bu büyük icadını tarih
kitaplarımızda: "Yivli top 1868 de Almanlar tarafından icad edildi" diye
okutma gafletini göstererek ecdadımızın kemiklerini sızlattığımızı..
(20)
- Tanzimat Dönemi Ordusu
- II Mahmut döneminde Osmanlı ordusunun modernleştirilmesi için
danışmanlıkta bulunan Alman komutanı Helmuth von Moltke'nin Tanzimat
dönemi ordusunun halini
- "Bu ordu: kaputları Rus, talimatnameleri Fransız, tüfekleri Belçika,
sarıkları Türk, eğerleri Macar, kılıçları İngiliz ve öğretmenleri her
milletten, Avrupa sisteminde bir ordudur" diyerek tarif ettiğini .(21)
- Bediüzzaman,ın Rızık Hususundaki Hassasiyeti
- Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin 1924 yılı yazında
Van'daki Erek dağına çıkarak bütün vaktini tesbihat ve münacat ile
geçirdiği günlerde, yanında bulunan talebelerinin dağlardaki yaban
elmalarını koparıp yemek istemeleri üzerine Üstad'ın onlara izin
vermeyip
- "Bizim hissemiz bağlar ve bahçedekilerdir Bizim rızkımızı Cenab-ı
Hakk oralarda tayin etmiştir. Bu yabani meyveler yabani hayvanların
rızkıdır. Onların kısmetine dokunmamamız gerekir" dediğini… (22)
- Milletlere Göre Fiyat Farkı
- Osmanlı'nın son döneminde (1850) İstanbul'da uzun yıllar kalmış bir
batılı tarihçi olan M A Ubicini'nin şehirde yaşayan değişik milletlerin
karakter yapılarını öğrendikten sonra, hatıralarında:
- "Bir kaide olarak, Ermeni ye istediği paranın yarısını, Ruma üçte
birini, Yahudi ye dörtte birini veriniz. Fakat bir Müslümanla alışveriş
ettiğiniz zaman istediği fiyattan emin olunuz ve istediğini veriniz"diye
yazdığını… (23)
- Batıda ve Osmanlı'da Yalan
- 1717 - 1718 yılları arasında İstanbul' da İngiliz elçiliği yapan
G.Montagu nun hanımı Lady Montagu nun Osmanlı toplumundaki ticaret
ahlakı ile alakalı hatıraların da, oldukça enteresan bir şekilde:
- "İngiltere'de yalancılar yaptıklarıyla öğünürler.
- Burada ise (Osmanlı'da) yalan söylediğinden emin olunduğu zaman
yalancının alnına kızgın demir basılıyor. Bu kanun eğer bizde
uygulanırsa ne kadar güzel yüzün bozulduğu, ne kadar kibar sınıfına
mensup kişilerin kaşlarına kadar inen peruklarla dolaşmaya mecbur
kaldıkları görülür. diye yazdığını… (24)Biliyor muydunuz?
- Marks'ın Hayranlığı
- Şeyh Şamil liderliğindeki Kafkas halkının, istilacı Ruslara karşı
olan istiklal savaşlarında göstermiş oldukları büyük direniş karşısında
Karl Marks' ın:
- "Hürriyetin nasıl elde edilmesi lazım geldiğini Kafkasya
dağlılarından ibretle öğreniniz. Hür yaşamak isteyenlerin nelere
muktedir olduğunu görünüz. Milletler, onlardan ders alınız. .. " diyerek
hayranlığını itiraf etmek zorunda kaldığını... (25)
- Osmanlı Devleti'nde ağaçlara çok kıymet verilip koruma altına
alındığını . . . Sultan ll. Abdülhamid devrinde, Belgrad ormanlarına
zarar verip ormanı tahrip ettikleri için bir köyün kitle halinde sürgün
edildiğini. . .(26)
- Kin
- İkinci Dünya Harbi sonlarında yapılan lise mezunlarının olgunluk
imtihanlarında sorulan "Ormanlar ve Ormanların faydaları" isimli
kompozisyon sualine talebelerim bazılarının enteresan bir
şekilde:"Türkiyemiz ormanlık bir ülkeydi, fakat o zalim padişahlar,
yurdumuzu ormansız bıraktılar , gibi cevaplar verdiklerini . . .
- Sebep olarak da; bu zavallı öğrencilerin öylesine bir kin terbiyesi
içinde yetiştirilerek Osmanlı'yı kötülemeye öylesine alıştırıldıklarını
ve böylece eğer bir fırsatını bulup da padişahlara hakaret ederlerse iyi
not alacaklarına inandıklarından dolayı böyle cevaplar verdiklerini...
(27)
- Ecdad Nesline Hürmet
- Merhum Adnan Menderes'in, İstanbul'un imarı faaliyetlerinin
başlatıldığı l950'li yılların birinde, gece yarısı cennetmekan Sultan
Abdülhamid Han'ın muhterem kerimeleri Ayşe Osmanoğlu ile annesi Müşfika
Kadınefendi'nin kaldığı evin kapısını çalarak gizlice içeri girip her
ikisinin de ellerini öptükten sonra :
- "Siz bize veli nimetlerimizin emanetlerisiniz. Fakat maalesef
sizlerle bugüne kadar alakadar olamadım. Çok özür dilerim Çevremiz böyle
tavırları hazmedemeyecek insanlarla dolu!... " dediğini... Daha sonra
da, Osmanlı'nın bu aziz analarına, kimseye muhtaç olmamaları için,
içinde 10.000 lira bulunan bir zarf bırakıp ayrıca tahsisat-ı mestureden
(örtülü ödenek) maaş bağladığını ve 2 7 Mayıs'da bu paranın
kesildiğini... (28)
- Peygamber Evine Benzeyen Ev
- Gönüller sultanı Mevlana Hazretleri'nin hizmetçisine: Bu gün
evimizde yiyip içecek birşey var mı?" diye sorup, hizmetçisinin de
"Hayır hiç birşey yok" diye cevap vermesi üzerine sevince garkolup
ellerini Yüce Dergah'a açarak:
- "Allahım, sana şükürler olsun ki, evimiz bugün Peygamber evine
benziyor" diye Muhammed Mustafa'nın(sav) yolunun tozu olduğunu
gösterdiğini,,. (29)
- Eşsiz Misafirperverlik
- Osmanlı askeri teşkilatını Avrupa'ya tanıtmış
olmakla meşhur Comte de Marsigli'nin, Türk toplumunun misafirperverliği
ile alakalı olarak :
- "Türkler hiçbir din farkı gözetmeksizin bütün yabancılara karşı son
derece misafirperverdirler. Ana yollar civarındaki köylerde oturanlardan
hali vakti yerinde olanlar öyleden evvel ve akşamüstü gezintiye çıkıp
yolcu bulmaya çalışırlar. Eğer bulacak olurlarsa evlerine davet ederler
ve hatta çok defa misafirin hangi evde ağırlanacağını tayin ederken
kavgaya bile tutuşurlar." dediğini (30)
- Vahşetin Böylesi
- 1096 yılında Haçlıların Kudüs'e girerek 40. 000 Müslümanı kılıçtan
geçirdikten sonra Gödofroi dö Buygom' un Papa II Urban' a yazdığı
mektupta:
- `Kudüs'te bulunan bütün Müslümanları katlettik, malumunuz olsun ki,
Süleyman Mabedi'nde atlarımızın diz kapaklarına kadar Müslüman kanına
batmış olarak yürüyoruz. " diyerek barbarlıklarını
belgelediklerini...(31)
- İnsanlığın En Muhteşem Harikası
- Osmanlı içtimai yapısı üzerine uzman olan Erlanyen Üniversitesi
profesörlerinden Hutterrohta :
- "Osmanlı Devleti, geniş topraklarını ve üzerindeki çeşitli
kavimleri, Topkapı Sarayı'ndan mükemmel bir şekilde idare ediyordu. O
saray da batıdaki en mütevazi bir derebeyinin sarayı kadar bile büyük
değildi. Bu nasıl oluyordu?" diye sorulduğunda, Profesör Hutterroht'un:
- "Sırrını çözebilmiş değilim. 16. asırda Filistin'in sosyal yapısı
üzerinde çalışırken öyle kayıtlar gördüm ki hayretler içinde kaldım.
Osmanlı, üç yıl sonra bir köyden geçecek askeri birliğin öyle yemeğinden
sonra yiyeceği üzümün nereden geleceğini planlamıştı. Herhalde Osmanlı,
devlet olarak insanlığın en muhteşem harikasıdır" diye cevap verdiğini.
. .(32)
- Enderun Okulu
- Üç kıtada altı asırlık bir hükümranlık şanlı ecdadımızın devlet ve
medeniyet mirasının sırlarının bulunduğu ve dünyanın en büyük arşivi
olan Osmanlı Arşivi'ni, bizler doğru dürüst incelememişken, bine yakın
Amerikalı ile yüze yakın İsrailli tarihçinin yıllarca didik didik
ettiğini. ..
- Bugün ABD'de sadece "Enderun okulu" hakkında hazırlanan uzman
eserlerin ve doktora tezlerinin sayısının 350 tane olduğunu. . .(33)
- Ziya Gökalp'in Ölümü
- Türkçülük fikrinin ünlü simalarından biri olan Ziya Gökalp'in
hayatının son anlarında Fransız hastanesinde yatarken ebedi aleme
intikal etmeden bir gece önce, mukaddesata galiz küfürler ederek başını
duvarlara vura vura öldüğünü
- Cesedinin de hastane morgunda Hıristiyan geleneklerine göre muamele
yapılarak kaldırıldığını... (34)
- Sözünün Eri Olmak
- Mehmet Akif Ersoy'un sözünün eri bir insan olduğunu ve söz verdiği
şeyi yerine getirmek için ölümden başka hiçbir şeyin onu
engellemediğini...
- İstanbul Vaniköy'de oturan bir ahbabı ile öyleden bir saat önce
buluşmak için sözleştiklerinde, o gün yağmurlu, fırtınalı bir gün olup
her tarafı sel bastığı halde Mehmet Akif' in binbir zorlukla sırılsıklam
vaziyette söz verdiği yere vaktinde geldiğini, fakat arkadaşının
gelmemesi üzerine çekip gittiğini... Ertesi gün. özür dilemek için gelen
arkadaşını dinlemeyip: "Bir söz ya ölüm veya ona yakın bir felaketle
yerine getirilmezse mazur görülebilir" diyerek tam altı ay o arkadaşıyla
konuşmadığını... (35) Biliyor muydunuz.?
- Kızılca Buğdayı
- ABD'nin 1890 yılına kadar bizim Tuna boylarımızda yetişen "kızılca"
ismi verilen buğdayımızı ithal ederek tohumluk olarak kullandığını ve
bununla halkını beslediğini. .. (36)
- Bir Yanlışın izahı
- Padişahların, Osmanlı topraklarındaki muhtelif yerleri devletin
ileri gelenlerine: "Sana orayı , bahşettim " demesinin.
- "Verilen yeri imar et!' manasına geldiğini ve bu varlıklı Osmanlı
paşalarının, o toprakların mamure haline gelmesi uğrunda servetlerini
tükettiklerini . . . (37)
- Hakiki Nişan
- Kırım Savaşı'ndaki büyük hizmetlerinden dolayı Fransız hükümetince
kendisine nişan verilen Deli Hasan Ağa'nın bu nişanı takmadığını
farkeden Fuat Paşa'nın ona takmama sebebini sorması üzerine:
- "Paşam, benim vücudumda harpte kazandığım yedi nişan(yara izi) var.
Onlar varken elin Frenk'inin nişanını ben ne yapayım!" diye cevap
verdiğini
- Yabancı Gözüyle Lozan ve Neticesi
- 1922-1923 yılları arasında Sovyetler Birliği'nin Türkiye
büyükelçisi olarak Ankara'da bulunan S. İ. Aralov'un, Lozan
Konferansı' nın sonuçları ile alakalı olarak yazmış olduğu
hatıratında :
- "... İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, eskiden Türkiye'nin
olan Musul'u ve daha başka yerleri Türkiye'den koparmayı,
Yunanlıların yakıp yıktığı şehir, kasaba ve köyler için Yunanlılara
tamirat parası verdirmemeyi ve Boğazlar meselesinde İngiliz planını
gerçekleştirmeyi başardı.
- Türkiye'nin Musul'u bırakması ve tamirat parasından vazgeçmesi
karşılığı olarak kendisine küçücük Karaağaç bölgesinin verilmesiyle
yetindi Bundan başka batılı devletler , Türkiye'yi, Osmanlı
Devleti'nin batılı kapitalistlere olan borçlarının, Osmanlı
Devleti'nden ayrılan ülkeler arasında bölünüşünden sonra, payına
düşen bölümünü 20 yıl içinde ödemeye ikna ettiler" diye
yazdığını...(39)
- Acı İtiraf
- Lozan Konferansına İsmet İnönü ile birlikte katılarak Türkiye
aleyhine birçok entrikalar çeviren Hahambaşı Hayim Naum’un,daha
sonraları hükümet erkanı ile araları çok iyi olmasına rağmen: Bu
memlekete bu millete çok kötülük ettim, artık aralarında yaşayamam
diyerek pişmanlık içinde Mısıra gittiğini...(40)
- Mehterin Büyüleyici Tesiri
- Batı musiki şaheserlerini yazmış olan Mozart,Bizet gibi büyük
bestekarların mehter musikisinin büyüleyici tesiri altında
kalarak,Türk tarzında Alla Turca denilen kısımlarını
yazdıklarını....(41)
- Türkiyede Türk Müziği Yasağı
- Tek parti iktidarı döneminde,devletin açmış olduğu müzik
okullarının bir tanesinde,öğrencilerden bazılarının ders arasında
kendi öz müziği olan Türk müziği çalmaya teşebbüs ettikleri için
yabancı uzman Herr Zuckmayer tarafından okuldan
atıldıklarını....(42)
- Senfoni Zulmü
- 1930lu yılların birinde Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının,Anadoluyu
tenviretmek için çıktığı turnenin Sivas durağında,bir konser
verdikten sonra gazetecinin birinin konseri izleyen bir vatandaşa:
Konseri nasıl buldunuz? diye sorması üzerine zavallı adamcağızın,
sağına soluna ürkekçe bir göz attıktan sonra gazetecinin kulağına:
- Valla beyefendi,Sivas,Sivas olalı,Timurdan beri böyle zulüm
görmedi! diye cevap verdiğini....(43)
- Bizim Dinazorlarımız
- Bizim ülkemizde çağdaşlık ve bilimsellik(!)adına başörtülü
öğrencilerin üniversitelere sokulmayıp,İmam Hatip Okulu
öğrencilerinin varlığından ve devletin diğer okullarından daha
başarılı olmasında rahatsızlık duyulduğu halde,dünyanın süper gücü
sayılan ABD nin en iyi üniversitelerinden biri olan Massachussets
Institute of Technology(M.I.T.)nin öğrenci yönetmenliğinde:
- Dini inançların gereğini yerine getirmekten dolayı bir derse
veya imtihana giremeyen öğrenciye telafi imkanı tanınır....diye
hüküm bulunduğunu ve bu hususlarda alabildiğine müsamahalı
davranıldığını....(44)
- İlahi İkaz
- Birinci Dünya Savaşı sırasında Dördüncü Ordu karargahında Mekke
ve Medine yi kurtarmak için Hicaz Seferi Kuvveti hazırlanması
meselesi görüşülürken,Harbiye Nazırı Enver Paşa nın bu iş için
Mustafa Kemali atadığını ve bunun üzerine Mustafa Kemal in:
- Değil Hicaza asker sevketmek,hatta oradaki askerleri de geri
almak ve kuvvetleri verimsiz yönlere dağıtmamak gerek diyerek
görüşünü belirttiğini ve sonunda M. Kemal in bu görüşünün kabul
edilerek Medinenin boşaltılmasına karar verildiğini...
- Tam bu sırada ışıkların aniden sönerek ortalığın zifiri bir
karanlığa bürünmesi üzerine bunu İlahi bir İkaz kabul eden Cemal
Paşa nın birden ürperip sarsıldığını ve daha sonra Hicazın
boşaltılmasından vazgeçilerek Fahreddin Paşa nın Medine ye
gönderildiğini....(45)
- Medine Muhafızı
- Osmanlı'nın edeple taçlaşmış iman anlayışının gereği olan
Hazreti Peygamberi'nin(sav) şehrini bir valinin adının altına
sokamayacağı saygı ve edebi ile, oraya göndereceği idareciyi `Vali "
yerine "Medine Muhafızı " diye isimlendirme hassasiyetini
gösterdiğini . . . (46)
- Dünyanın ilk Toplu Sözleşmesi
- Dünyada ilk toplu sözleşmenin Osmanlı Devleti tarafından
gerçekleştirildiğini. Kütahya Vahid Paşa kütüphanesinde bulunan
şeriye Mahkemesi sicilinin 57'ci sayfasında kayıtlı belgeye göre,
yeryüzündeki bu ilk sözleşme Kadı Ahmed Efendinin tasdiki ile 24
işyeri ile işçileri arasında imzalandığını .
- Bu sözleşmeye göre, "Kalfaların, yardımcıların, ustaların ve
vasıfsız işçilerin yevmiyeleri"nin tesbit edilip, her gün belli
sayıdaki fincan imali karşılığı alacakları ücretlerin tesbit
edildiğini...(47)Biliyor muydunuz?
- Osmanl Topçuluğu
- Kanuni Sultan Süleyman devrinde yıllarca İstanbul'da kalan ve
yazmış olduğu eserini en büyük Hıristiyan hükümdarı II Filib'e
takdim eden İspanyol yazar Cristobol de Villalon'un, dönemin Osmanlı
topçuluğu hakkında:
- "Dünyada hiçbir devletin,Türk topçusu ile mukayese edilebilecek
topçusu yoktur. İstanbul'da eski model olduğu için kullanılmayıp süs
diye surlara konan topları inceledim Bunlar bile İspanya ordusundaki
toplardan çok daha kaliteli idi.
- Tophane sırtlarında çaptan düşmüş diye yığılan 40 kadar topu
hayretle seyrettim. Bunları alıp topçu kuvveti oluşturmak
istemeyecek hiçbir Avrupa devleti bilmiyorum dediğini . . . (48)
- En Mütekamil ikmal Teşkilatı
- Kore Savaşı sırasında bir Amerikan bataryasının isabet alıp
parçalanmasından sonra, dört dakika gibi kısa bir süre içinde
Amerikalıların bataryayı tekrar kurup ateşe başladıklarını ve bu çok
süratli ikmal karşısında Türk binbaşısının hayretler içinde
kaldığını gören Amerikalı generalin:
- "Biz bu sistemi kurmadan önce bütün dünya ikmal teşkilatlarını
etüd ettik. En mütekamil olanının Osmanlıların ki olduğunu görerek
onu kabul ettik. Bu, sizden gelme bir usulün günümüze tatbikinden
başka birşey değildir." dediğini, . .(49)
- Gözyaşı Medeniyeti
- İslam'ın ilk dönem zahidlerinin en belirgin niteliklerini Allah
korkusunun tesiri ile çok ağlamaları, çok mahzun olmaları ve dünyaya
hiç değer vermemeleri olduğunu.
- Bunlardan Veysel Karani'nin Allah'tan korktuğu ve utandığı için
başını hiç semaya kaldırmayıp, daima çenesi göğsün de bitişik
gezdiğini...
- "Ümmetin Rahibi" diye tanınan Amir bin Abdullah ın çok ağlayıp
geceleri ayakları şişecek kadar ibadet ettiğini..
- "Dünyayı üç talakla boşadım, ricat yok" diyen ve ruhbanlar gibi
ibadet ettiği için "Gulam" adını alan Utbe bin Eban'ın çok ağlayan
bir zahid olduğunu...
- Zühdüne sevgi ve aşk hakim olan Rabiatü'l Adeviyye nin secde de
başını koyduğu yeri çamur edecek kadar gözyaşlarını ceyhun
ettiğini... (50)
- Haram Yemeyen Ordu
- Osmanlı ordusunun, İslam'ı tek bir bayrak altında toplamak
gayesiyle Mısır seferine giderken Gebze yakınlarındaki
bağlık-bahçelik bir arazide mola verdiğinde Yavuz Sultan - Selim'in
bütün askerlerin heybelerini arattığını ve hiçbirinde meyve
cinsinden birşey çıkmaması üzerine ellerini Ulu Dergah kaldırıp :
- "Allahım, sonsuz şükürler olsun. Bana haram yemeyen bir ordu
lutfettin. Eğer askerimin içinde tek bir kişi sahibinden izinsiz bir
meyve yeseydi ve ben bunu haber alsaydım Mısır seferinden
vazgeçerdim'.' diyerek Rabbine sonsuz hamd ü senalarda bulunduğunu.
... (51)
- Ecdadımız Yüz Akımız
- Altı asır gibi uzun bir süre üç kıtada hükmünü yürüten
ecdadımızın medeniyet mirasını inceleyip araştırmadan içte ve
dıştaki bazı gafil ve hainlerin ona, "emperyalist" yaftasını
yapıştırarak mahkum etmeye çalışmalarına mukabil, Macaristan İlimler
Akademisi tarafından ortaya çıkartılıp yayınlanan bir belgede
belirtildiğine göre, Osmanlı Devleti'nin Macaristan'da hakim olduğu
devirlerde, Macar halkından yılda 7 milyon akçe 21 milyon vergi
toplayıp, buna karşılık aynı yıl Macaristan'a 21milyon akçe yatırım
yaptığını... (52)
- Tuz ve Ekmek Hakkı
- Osmanlı sarayındaki hanedan çocuklarını yetiştirmek
üzere"muallime-i selatin-" (sultan hocası) olarak tayin edilen
Safiye Hanım' a padişah Vl. Mehmed Reşad'ın ilk iradesinin:
- Namaz kılmayanlara, oruç tutmayanlara yedirdiğim tuz ve ekmeği
haram ediyorum. Bu iradem hoca hanım tarafından talebe şehzade ve
hanım sultanlara söylensin" olduğunu. . .(53)
- Bir Savaşın Bedeli
- 1991 yılında meydana gelen Körfez Savaşı'nın bir günlük maliyeti
ile 3 milyon çocuğun 2, 7 yıllık süt ihtiyacının
karşılanabildiğini...
- Bu savaşın otuz günlük savaş gideri ile 50 milyon insanın 4
yıllık ekmek ihtiyacının giderilebildiğini...
- 1 adet Stealth avcı uçağının bedeli ile 13 milyon kitap alına
bildiğini . . .
- Ve 1 adet Patroit füzesi ile 74 milyon adet fidan dikildiğini ..
(54)
- Ne Sen Baki Ne Ben Baki
- Kanuni Sultan Süleyman' ın, bir meseleden dolayı dönemin şairi
Baki'yi,
- ``Baki bed - Nef-yi ebed Bursa ya red" diyerek Bursa'ya sürgüne
gönderdiğini ve Baki'nin de buna karşılık:
- "Öldünse ey Baki Değildir cihan mülkü Süleyman'a baki Buna çarkı
felek derler Ne sen baki, ne ben baki" diyerek şairane bir şekilde
cevap verdiğini . . . (55)
- Barbar Kim?
- Bizans'ı kurtarmak üzere İstanbul'a çağrılan Haçlı ordularının
Hristiyanlığın mukaddes kilisesi Ayasofyanın tepesinde ki altın haçı
sökerek eritip sattıklarını...
- Yıllar sonra Osmanlı ordusunun İstanbul'un fethi sırasında bir
yeniçerinin, fetih hatırası olarak saklamak maksadıyla Ayasofya nın
küçük bir çini parçasını koparmak istemesini, Fatih Sultan Mehmed'in
"tahribe teşebbüs"le suçlayıp cezalandırdığını ,..(56)
- Serdengeçti'nin Ayasofya Müdafaası
- Yazmış olduğu"Ayasofya". isimli şiiri yüzünden tutuklanarak
Ankara Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanan Osman Yüksel Serdengeçti'
nin kendini müdafaa ederken:
- "Müddei umumi(savcı) tepeden verilen emirlere göre hareket
ediyor. Ayasofya`nın tekrar cami haline yetirilmesinde benim ne gibi
hususi maksadım ve menfaatim olabilir? Ayasofya'yı kiraya mı
vereceğim, yoksa imamı mı olacağım? Beni bu yazıdan dolayı Türk
savcıları değil, Yunan savcıları itham etsin. Böyle bir yazıyı
yazdığımdan dolayı kendimi müdafaa etmekten utanıyorum ." diye
hayıflanarak cevap verdiğini. . .(57)
- Sanata Hürmetin Böylesi
- Osmanlı'nın meşhur hattatlarından Hafız Osman'ın(1642 1698),
Sultan İkinci Mustafa' nın hat hocası olup, Hafız Osmanın hat
meşkederken, Sultan İkinci Mustafa'nın büyük bir hürmet içinde
hocasının hokkasını tuttuğunu ve yapılan hattın güzelliği karşısında
gönlü ihtizaza gelen Sultan İkinci Mustafa'nın: "Artık bir Hafız
Osman daha yetişmez" demesine mukabil, büyük hattat Hafız Osman'ın :
"Efendimiz gibi, hocasının hokkasını tutan padişahlar bulundukça
daha çok Hafız Osmanlar yetişir" diye cevap verdiğini...(58)
- Sultan Vahdeddin'in Vatanperverliği
- Osmanlı ordusunun silahlarının elinden alındığı , düşman
filolarının Çanakkale Boğazı' nı aşıp İstanbul'a dayandığı felaketli
bir dönemde halife sıfatıyla Osmanlı tahtına oturan Sultan
Vahdeddin'in, Osmanlı askeri olarak, şahsını korumak için bırakılmış
olan biricik taburu Ayasofya Camii' ne göndererek:
- "Aziz İstanbul'un fethinin sembolü olan Ayasofya'ya çan takmak
isteyenlere ateş ediniz!... " emrini verdiğini... (59)
- Yavuz'un izinden Gidenler
- 1967 Mısır-İsrail savaşında, Mısır askerlerinin, düşmanlarını
beklerken İsrail ordusunun bir anda Süveyş'in öbür yakasını geçerek
dünyayı şaşırtığını...
- Mose Dayan'ın bu muazzam başarıyı daha sonra bir basın
toplantısında : "İsrail in bu başarılı stratejisi, Yavuz Sultan
Selim in yıllar önce Mısır'ı fethederken uyguladığı harp planının
bir kopyasıdır" diye açıklayıp gafletimizi yüzümüze vurduğunu...(60)
- Eşsiz Sevgi
- Türkiye' de, Türk Dili ve Edebiyatı üzerine doktora yapmış genç
Pakistan alimlerinden Muhammed Sabir'in, Pakistanda bir cuma günü
hutbede Sultan Abdülhamid Han'ın adının okunup ve ona "Zeyyedallahü
ömrehu" yani "Allah onun ömrünü artırsın diye dua edilmesi üzerine
camiden çıktıktan sonra cemaata bu duanın manasız olduğunu zira,
Sultan Abdülhamid Hanın vefat etmiş olduğunu söylemesi üzerine
halkın"Seni gidi İngiliz casusu! "diyerek hışımla üzerine
yürüdüklerini . . . (61)
- Hilafetin Gücü
- 31 Mart hadisesinin tertipçileri arasında bulunan şair ve
filozof Rıza Tevfik'in bu meş'um hadisenin ardında İngiliz parmağı
olduğunu itiraf edip, ihtilal hadisesinden sonra İngiliz
konsolosluğuna gittiğinde çok soğuk bir şekilde karşılandığını ve o
zaman bunun sebebini anlayamayan Rıza Tevfik'in çok sonraları
Londra'ya uğrayıp bunun sebebini o dönemin İngiltere'nin Türkiye
Büyükelçisi Lord Nikılsın'a sorduğunda bu İngilizin çok ibretli bir
şekilde"Rıza Tevfik Bey, Biz bilhassa Hindistan'da İslam ülkelerini
idaremiz altına alabilmek için milyarlarca altın harcadık ama
başarılı olamadık. Halbuki Sultan Abdülhamid, her yıl bir 'Selam-ı
Şahane', bir de 'Hafız Osman hattı Kur'an-ı Kerim' gönderiyor ve
bütün İslam ümmetini, hududsuz bir hürmet duygusu içinde emrinde
tutuyor.
- Biz bu ihtilalle siz jön Türkler'den hilafet kuvvetinin ortadan
kaldırılmasını bekledik ve aldandık. İşte bundan dolayı siz soğuk
karşılandınız?" cevabını verdiğini. . .(62) Biliyor muydunuz?
- Bu Köyde Nur Talebeleri Var mı?
- 1961 seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi mensuplarının, Doğu
Anadolu köylerine propaganda yapmak için gittiklerinde, köyde ilk
rastladıkları insana: Bu köyde Risale-i Nur talebesi var mı?" diye
sorduklarını ...
- Köyde Risale-i Nur talebesi olduğunu öğrendikleri takdir de , o
insanlara tesir edemeyeceklerini bildiklerinden dolayı köye girmeyip
geriye döndüklerini (63)
- Bir Hazır Cevap
- Fransa Kralı III Napolyon'un, Paris'te Osmanlı Devleti
Büyükelçisi olarak bulunan Ahmet Vefik Paşa ile konuşması esnasında
bir ara alaylı bir şekilde "Sen kendini Yavuz Sultan Selim'in elçisi
mi zannediyorsun?" demesi üzerine Ahmet Vefik Paşa'nın da büyük bir
hazır cevaplıkla: "Öyle olsaydım, siz Fransa'da imparator olarak
bulunamazdınız" cevabını verdiğini . . . (64)
- Cihad Tuğlası
- Yavuz Sultan Selim'in babası Sultan II. Bayezid'in, İla-yı
kelimetullah için çıktığı seferlerde üstüne bulaşan tozları silkip,
biriktirerek bunlardan bir tuğla döktürdüğünü ve böylece Allah'ın
"cihat" emrine uyduğunun işareti olarak bu tuğlayı yanından
ayırmadığını . . . (65)
- Mehmed Reşadın Hassasiyeti
- Trablusgarp ve Balkan Savaşı ile Birinci Cihan Harbi'nin
talihsiz padişahı Sultan Mehmed Reşad' ın, şehzade Ziyaeddin
Efendi'nin doğum müjdesini aldığı zaman sevineceği yerde:
- "Memleketin başına bir masraf kapısı daha açılması hoş değil..."
diyecek kadar devlete yük olmaktan üzüntü duyan hassas bir hükümdar
olduğunu... (66)
- Osmanlı Azameti
- 1754'de bile, Sultan III. Osman Han'ın bir namesi Leh kralına
ulaştırıldığında, kralın nameyi üç kere öperek başının üstüne
koyduğunu ve kralın yanında bulunan devlet erkanının da derhal
başlarını açarak saygı duruşuna geçtiklerini. (67)
- Yahudinin Erkekliği(!)
- İsrail dışişleri bakanlarından A. Sharon'un arkadaşı ve suç
ortağı olan Meir Har-tzion'un, l950'li yılların başında Gazze'de
yapılan bir İsrail baskınında masum bir Arabı sırtından bıçaklayarak
öldürmesinden sonra kendisiyle yapılan bir röportajda , yaptığından
vicdan azabı duyup duymadığının sorulması üzerine:
- "Vicdan azabı mı? Hayır! Neden vicdan azabı duymalıyım ki? Bir
adamı tabancayla öldürmek çok kolayadır Tetiği çekersin hepsi bu
kadar. Ama bıçak bambaşka birşey, gerçek bir silah. Fantastik bir
duygu bu, erkek olduğunu hissettiriyor insana. " diye cevap
verdiğini...(68)
- Türbedar ve Ulu Hakan'ın Rüyası
- Cennetmekan Sultan Il. Abdülhamid Han döneminde Yavuz Sultan
Selim' in türbedarlığını yapmakta olan bir zatın, şiddetli geçim
darlığının kendisine verdiği sıkıntılı bir ruh haleti içinde :
- 'Bir de evliyadan olduğunu söylerler Yıllarca türbedarlığını
yaptım yoksulluk içindeyim" diyerek türbeye hiddetle vurduğunu . . .
- Ertesi sabah aniden Abdülhamid Han' ın türbedarı huzuruna
çağırarak bir yıllık ihtiyacının hepsini karşıladığı, çünkü
Abdülhamid Han'ın, gece rüyasında ceddi Yavuz Selim tarafından
haberdar edildiğini . . (69)
- Abdülhamid Han'ın İstihbarat Gücü
- Batılı emperyalist güçlerin, Ermenileri piyon olarak kullanıp
kışkırtarak Anadolu'da karışıklıklar çıkardığı günlerde, İngiliz
Büyükelçisi'nin Sultan Abdülhamid'e gelip, küstahça: "Daha ne kadar
Ermeni öldüreceksiniz?" diye sorma cüretini göstermesi üzerine, Ulu
Hakan'ın keskin bakışlarını elçinin üzerine dikerek:
- "Filan gün, filan saatte Karadeniz'in filan noktasına yaklaşıp,
karaya Ermenileri Türklere karşı silahlandırmak için şu kadar sandık
malzeme çıkaran ve komitacılara teslim eden İngiliz gemisinde, Türk
başına kaç silah bulunuyorsa tam o kadar Ermeni öldüreceğiz. "
cevabını verdiğini...Sultan Abdülhamid'in bu muazzam istihbarat gücü
karşısında İngiliz elçisinin dehşete kapılarak aptallaştığını...
(70)
- Türk kafası
- Kendilerine tarih boyunca sempati beslediğimiz ve Kanuni Sultan
Süleyman devrinde donanma gönderip yardım elini uzatarak yok
olmaktan kurtardığımız Fransızların bitkilere büyük zarar veren bir
kurt nevine "Türk adını verdiklerini...
- Kazancı kuyumcu düğmeci gibi sanatkarların perçin yaparken
altlık olarak kullandıkları perçin kıskacına da şamar oğlanı
manasına "Türk kafası adını verdiklerini...(71)
- Halifeye İthaf
- Sonradan ll. Sylvestre olarak papalık tahtına oturan Gerbert' in
9. asır İspanya'sında Arap uleması nezdinde üç yıl tahsil gördüğünü
. . .
- Dönemin Avrupalı rahiplerinin yazmış oldukları eserlerini
Kurtuba halifesine ithaf ettiklerini...
- Almanya Fransa ve İtalyadaki rahip adaylarının, ilim öğrenmek
için İspanyadaki Müslüman mekteplerine akın akın koştuklarını. .
.(72)
- Samanoğlu İsmail Bey'in Türbesi
- 9. asırda Buhara da yapılan Samanoğlu İsmail Bey'in türbesinin
İslam dünyasının ilk türbelerinden olduğunu...
- Bu türbenin yapımında kullanılan tuğlaların deve sütü ile
yumurta akı karıştırılarak bunların çeşitli derecelerde
pişirilmesinden elde ve edildiğini günümüze kadar sapasağlam dimdik
ayakta kaldığını . . . (73)
- Engizisyon Gerçeği
- 1481-1808 yılları arasında batıda,Katolik kilisesinin siyasi
baskı aracı olarak faaliyet gösteren Engizisyon mahkemelerinin
Yakılarak öldürülme cezasına çarptırılan insanların sayısının 34.024
e ulaştığını....(74)Biliyor muydunuz?
- Ayyıldızlı Şapka
- Şapka inkılabından sonra Ankara Valisi Yahya Galip Bey'in İsmet
İnönü'ye gelerek:
- Şapkanın ortasına bir ay-yıldız koyalım ki, diğer milletlerden
farkımız belli olur demesi üzerine İnönü'nün: Canım biz bu
inkılapları farkımız olmasın diye yapıyoruz. Sen ne teklif
ediyorsun! diye çıkıştığını...(75)
- Milli Kıyafet
- Bundan kırk yıl önce İngiltere'den "Dünya Kıyafetleri Sergisi"
için Türk milli kıyafeti örneği istenildiğinde, fötr şapkalı,
kravatlı ve ütülü pantolonlu bir kalem efendisi fotoğrafı
gönderildiğini . . (76)
- Dağistan Kartalı
- Yıllarca Kafkasya'nın istiklali için yılmadan mücadele vermiş
olan büyük dava adamı İmam Şamil' in, vefatından sonra gasledilirken
vücudunda cihat meydanlarında savaşırken meydana gelmiş yüzyirmi
yara görüldüğünü... (77)
- İnka Medeniyeti
- Batılı sömürgeci barbarların servet uğruna kökünü kuruttukları
Güney Amerikalı kızılderili kavim İnkaların, gelişmiş bir tarım
sistemlerinin olduğunu...
- Gübrenin ehemmiyetini bilip, Chinoha adasından sağladıkları
gübreyi tarım bölgelerine adilane dağıttıklarını ve gübresinden
faydalanılan deniz kuşlarını öldürenleri idama mahkum ettiklerini. .
(78)
- Nereden Nereye
- Birinci Dünya Savaşı'ndan bir hafta önce, 1914 yazında.1 Türk
lirasının karşılığının 3.7 dolar ve 18.45 marka tekabül ettiğini. .
.(79)
- İlmin Değeri
- Son devrin kıymetli alimlerinden Hüsrev Efendi'nin, ders
okuturken üzerinde hasıl olan durgunluğun sebebini soran
öğrencilerine :
- Buraya geleceğim sırada yatağında dehşetler içinde yatmakta olan
kızım vefat etti. Onun cenazesi, defin işi vardı ortada. Dersinizi
ihmal ederim diye Allah'dan korktum. Bu durumda yine geldim. Onun
için üzerimde durgunluk var, hemen gidip onun defni ile meşgul
olacağım.
- Kusura bakmayın o yüzden biraz cansız konuştum" diyerek ilim
öğretmenin ehemmiyetini nefsinde yaşayarak gösterdiğini...(80)
- İngiliz Mantığı(!)
- Hindistan'ın Amir şehrinde, bisikletle dolaşan bir İngiliz kızı
ile alay ettikleri bahanesi ile, askerlerin hadise mahallindeki
halktan 700 kişiyi oracıkta kurşunlayarak katlettiklerini...
- Bölge valisinin, ceza olarak bütün şehir halkını günlerce yerde
sürünmeye mecbur ettiğini ve böyle davranmasının sebebi sorulunca da
valinin de:
- Onlar ilahelere tapıyorlar, bir İngiliz kızı, onların
taptıklarından daha azizdir!." diye cevap verdiğini..(81)
- Hak Takası
- Kominist rejimin devam ettiği günlerde, sanat faaliyetleri için
Taşkent'te bulunan meşhur solcularımızdan birinin, bir Özbek
yazarının yanına gelerek:
- "Ah ne güzel, size imreniyorum.! Burada, böyle bir rejimin
altında, böyle imkanlarla yaşamaktan kimbilir ne kadar
mutlusunuzdur.! demesi üzerine, Özbek yazarın bizim meşhur
edibimizin kulağına sessizce:
- Sen Türkiye'de sahip olduğun hakların ve imkanların yarısını
bana ver; ben Sovyetlerdeki bütün hak ve imkanlarımı sana
memnuniyetle devredeyim! Var mısın beyim .? diye fısıldadığını...
(82)
- Yıkık Mabedler
- 1936-1957 yılları arasında, komünizm rejiminin kasıp kavurduğu
Sovyetler Birliği'nde ondört bin mabedin yıkılarak yerle bir
edildiğini . . . (83)
- Milli Temeller Üzerine Yükselme
- Nihat Sami Banarlı'nın Amerikalı Profesör Rufi ile sohbet
ederken söz batılılaşmadan açılınca Profesör Rufi'nin:
- "Siz tarihte defalarca başarı kazanmış bir milletsiniz. Bize
veya başkalarına imrenmek neyinize? Biz yeni bir millet olduğumuz
için, tarihte muvaffak olmuş milletlerin sırlarını araştırır,
bulduğumuz ve uygun gördüğümüzü asrımıza tatbik ederiz. Sizden de
aldığımız kıymetler vardır. Eğer ilerlemek istiyorsanız, muvaffak
olduğunuz asırlarda hangi meziyetlerinizle hangi usul ve
teşkilatınızla kazandınız?
- Bunları araştırınız bulduklarınızı modernize ediniz, Kendi milli
ve denenmiş temelleriniz üzerinde yükseliniz" diyerek bizi
utandırdığını . . . (84)
- Surre Alayları
- Osmanlı'nın, mukaddes beldelere verdiği büyük kıymetin ifadesi
olarak Yıldırım Bayezid döneminden itibaren her yıl Mekke ve
Medine'ye Surre Alayları tertip ettiğini...
- Bu Surre Alayları ile birçok hediyeler ve mukaddes belde
fukarasına dağıtılmak üzere binlerce altın gönderilerek Allah'ın
rızasının kazanılmasının gaye edinildiğini...
- Ayrıca en önemlisi de, bu Surre-i Hümayun'da, padişahın yaptırıp
gönderdiği Kabe örtüsünün bulunup bu örtünün merasimle yerine
takılarak, eskisinin geri getirilip paylaşıldığını . . .
- Osmanlı'nın, binbir güçlük ve darlık içinde bulunduğu dönemlerde
dahi bu an'aneyi terketmediğini...(85) Biliyor muydunuz?
- Hümanist Batı
- Hümanist( ! ) Hollandalıların l905'de yeni icat ettikleri bir
bombanın tesir gücünü, Afrikalı zavallı yerli halkın makatlarında
deneme barbarlığını gösterdiklerini.. (86)
- Anadolu' da Medeniyet Vesikası
- Lozan görüşmeleri sırasında İngiliz Başvekili Lloyd George'nin:
Türklerin, şimdi hak istedikleri Anadolu'da nesi var? Orada
medeniyet vesikası olarak ne kalmışsa Yunan'ın, Roma'nın,
Bizans'ındır Türklerin Anadolu 'daki evleri sazdan ve kerpiçten
harabelerden ibarettir. Şimdi böyle bir alemi veya onun güzel
parçalarını Türklere nasıl bırakırsınız?" demesi üzerine henüz
aklını ve vicdanını yitirmemiş bir batılı düşünür olan Eugene Pitard
ın Cenevre'nin ünlü bir gazetesinde Lloyd George'a cevap olarak:
- Efendiler, Konya'daki İnce Minare'nin kapısı ile, İstanbul'daki
muhteşem Süleymaniye'nin kubbelerini yapan millete karşı böyle
söylenemez. Haddinizi biliniz..." diye harika bir cevap
verdiğini...(87)
- İmam Buhari nin Çocukluğu
- İmam Buhari Hazretleri' nin küçük yaşta ilim tahsiline başlayıp,
subyan mektebinde iken 15.000 hadis ezberlediğini ve buluğa ermeden
de İbn-i Mübarek Hazretleri'nin kitaplarını ezberlediğini . . .
- Telif eser yazmaya başladığında henüz daha yüzünde sakal
çıkmadığını... (88)
- Mimar Koca Sinan 'ın Büyüklüğü
- Bütün Rönesans mimarlarının arayıp durdukları merkezi plan
şemasını en mükemmel bir şekilde gerçekleştirmenin ancak Mimar Koca
Sinan'a nasip olduğunu. . .(89/a)
- Koca Mimar'ın fütuhat, saltanat, ilim ve sanat bakımından en
muhteşem devrinde büyük bir imar kudretinin başında, şöhretli bir
insan olmasına rağmen, yazma nüshalarda mur-u natuvan"(güçsüz
karınca). imzasında El-fakir Sinan Sermamaran-ı Hassa"; beyzi
mührünün ortasında imzasında El-fakir ü'l-hakir Sinan"; kenarında
ise: , Serm imaran-ı hassa müstemend Bende-i miskin kemine dermend"
(Fakir, aciz, hassa sermimaranı Dertli , değersiz, miskin bendeleri)
diye kendisini tanıtarak yalnız mimarinin değil, tevazuun da üstadı
olduğunu gösterdiğini. . (89/b) Biliyor muydunuz.?
- Nasipsiz Ahmak
- Necip Fazıl Kısakürek merhumun, kendisine. "İslamiyet deyince
burnuma ayak kokusu gelir" diyen ihtiyar gazeteciye;
- Senin o burnuna gelen, İslamiyet'in değil; kendi ciğerinin pis
kokusudur. Sen, bir mücerredi, bir müşahhastan ayıramayan ahmaksın!"
diye cevap verdiğini...(90)
- Velkanlı Hoca Mehmed Efendi
- Muş halkının çok sevip saydığı Velkanlı Hoca Mehmed Efendi , nin
'Evinde Kur'an okutuyor" diye şikayet edildiğinde, dönemin Muş
valisi tarafından,sırtına bir jandarma bindirilip sakalından da
başka bir jandarma tarafından çektirilerek Muş çarşısında
dolaştırıldığını. . .(91)
- Yunandan İnsanlık Dersi(!)
- İstiklal Harbi senelerinde, Yunanlıların Ege bölgesini işgal
etmesinden sonra İzmir'e gelen Yunan Kralı'nın civar kasabalardan
birini teftiş ederken, şehit edilerek hendeğe atılmış bir sivilin
cesedini gördüğünde. Bu kokmuş ölüyü neden gömmüyorsunuz?" diye
sorduğunda, yanındakilerin de "Halka ibret olsun diye bırakıyoruz"
karşılığını vermeleri üzerine bir krala değil, bir cellada bile
yakışmayan:
- Başka öldürecek Türk mü yok? Bu pisliği kaldırın ve başkasını
öldürüp onun yerine atın!" emrini verdiğini...(92)
- "Sıfır Neye Derler?"
- Daha sonraları Milli Eğitim Bakanı olacak olan zamanın Maarif
Müfettişi Hasan Ali Yücel ile Mustafa Kemal arasında bir gece
Kayseri'de sofra sohbeti başlayınca Mustafa Kemal'in Hasan Ali
Yücel'e:"Bugün lisede sizin mantık kitabınızı
karıştırırken,Matematikte Usul' diye bir bahis gördüm... Demek siz
riyaziyeden de anlıyorsunuz..." diye sorunca Hasan Ali Yücelin Biraz
paşam" diye cevap verdiğini...Bunun üzerine Mustafa Kemal'in: "Peki
söyleyin sıfır neye derler?" diye ikinci bir soru sorması üzerine
Hasan Ali Yücel'in gayet mütevazı bir şekilde: "Huzurunuzda bana
derler paşam!"cevabını verdiğini... (93)
- Bez Parçası
- İskilipli Atıf Hoca'nın İstiklal Mahkemesi'nde yargılanırken
savcının, dini kıyafetlerden bez parçası" diye bahsetmesi üzerine
Atıf Hoca'nın hiddetli bir şekilde duvarda asılı olan bayrağı
gösterip :
- İşte o da bez, hadi indirip yırtsana" diye haykırdığını.. (94)
- Bibliyoman
- 18. yüzyıl sonlarında yaşamış ve bugünkü İstanbul Millet
Kütüphanesi'nin kurucusu olan Ali Emiri Efendi'nin bir
bibliyoman(kitap hastası) olduğunu . . .
- Elinde bulunan güzel bir Arapça kitabın kendisindeki noksan olan
ikinci cildini temin etmek için,mevcut olduğunu öğrendiği Yemene
tayinini çıkartmak istediğini ...(95)
- Hakkı Tesbit
- Ahmet bin Hanbel Hazretleri'ne: Tehdit altındasın, kalbinle
imanında sabit kalarak yalnız dilinle istediklerini söylesen olmaz
mı ? " dediklerinde, Büyük İmam'ın:
- Olmaz. Alimler hakkı söylemekten kaçarsa, cahiler ne yapar?
Böyle olursa hakkı tesbit nasıl olur? "cevabını vererek gerçek
alimin nasıl olması gerektiğini gösterdiğini (96)
- Akif i Büyük Yapan Meziyet
- Vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un, İstiklal Marşı
müsabakasındaki birinciliğinden dolayı kendisine zorla verilen 500
lirayı, fakr u zaruret içinde olmasına rağmen, fakir kadın ve
çocuklara bir maişet temin etmek üzere kurulmuş olan "Darü'i Mesa i
"ye bağışladığını...
- Halbuki İstiklal Marşı kabul edildiğinde, Mehmet Akif'in cebinde
, Zonguldak milletvekili Hayri Bey'den borç aldığı iki lirasının
olduğunu ve milli marş için 500 lira teklif edildiği günler de 140
lira ile Ankara'da bir çiftlik alınabildiğini...
- Paltosu dahi olmadığı için kışın bile ceketle dolaşan bu
idealist şairin, çok soğuk günlerde ise, arkadaşı Baytar Şefik
(Kolaylı)'dan muşambasını ödünç olarak giydiğini ...
- Baytar Şefik'in bir gün : Akif Bey, hiç olmazsa kendine bir
palto alsaydın" demesi üzerine, ona darılıp iki ay konuşmadığını.
- Burdur Meb'us'u olarak I. Millet Meclisi'ne seçildiğinde
ailesine: "Biz bu maaşı hak etmiyoruz ya... Ama, pek hak etmiyoruz
da denemez. Elimizden geldiği kadar nihai zafer için çalışıyoruz. "
dediğini .(97)
- Pis Kokusundan Dolayı Kovulan Elçi
- Veli lakaplı II. Bayezid'in padişahlığı. döneminde İstanbul'a,
Moskova kralının elçisi sıfatıyla Mihail Plachtneef isimli birinin
geldiğini . . .
- Bu adamın, insanı istifra ettirecek kadar pis kokmasından dolayı
yıkanması için hamama götürüldüğünde, bu keferenin hayatında hiç
hamam görmemiş olup yıkanmak ve çamaşır değiştirmek adetine aşina
olmadığı ve kimse ile görüştürülmeden pisliğinden dolayı
İstanbul'dan kovulduğunu... (98)
- Batıda Yemek Kültürü
- İsviçre , nin Branderburg Prensi, ziyafete çağırdığı bir
derebeyine gönderdiği davetiyenin meşruhat (açıklama) hanesine:
- ""Eti yedikten sonra kemiği arkaya atmak yok! Yağlı ağzını
yenine silmek yok! Tabağı kaldırıp altına tükürmek yok" diye yazmak
mecburiyetinde kaldığını...(99)
- Orta Çağda Temizlik Farkı
- Orta çağda Müslümanların yaşayışları üzerine yapılan bir
araştırmada,İslam dünyasındaki kimya sanayii anlatılırken:
- ""... Sabuncular loncası, en önemli loncalardan biriydi.
- Çünkü Orta Çağ Müslümanları hergün yıkanırlardı ve çamaşırları
da sarıkları da her zaman bembeyazdı. Bu bakımdan onlar o çağın
diğer ülke insanlarından ayrılırlardı.
- 1600 yıllarına doğru İspanya'da Engizisyon Mahkemeleri Müslüman
İspanyollarla Hristiyan İspanyolları temizliklerine bakarak ayırt
ediyordu... " diye yazdığını...(100)
- Adalet Kavramının Şümulü
- Osmanlı Devleti'nde adalet kavramının ; milliyet, cins, zümre
yahut din farklarını aşan çok şümullü bir değer ifade ettiğini. . .
- Bu adaletin sadece insanlara has değil, kurda, kuşa, toprağa ve
suya şamil bulunduğunu ve bu yüzden Osmanlı kanunnamelerinde :
- ""... ve ayağı yaramaz beygiri işletmeyeler'. at, katır ve eşek
ayağını gözedeler ve semerin göreler ve ağır yük urmayalar, zira
dilsüz canavardurlar, her kangısında eksük bulunur ise sahibine
tamam itdüre, eslemeyanı tamam gereği gibi hakkından geline ve
hammallar ağır yük urmayalar, mütearef (örf) üzere ola..." diye
hükümler konularak bu meselenin beygirin sakat ayağından eşeğin
semerine kadar gözden uzak tutulmadığını. . .(101)
- Risale-i Nur' un Dili
- Merhum Albay Hulusi Yahyagil'in, Barla'da Bediüzzamar
Üstadımıza, Risale-i Nur'un dilinin orijinalliği ile alakalı olarak:
- ""Üstadım, sen Türkçe'yi dahi zor konuşuyorsun, bu Risale-i
Nur'daki Türkçe nasıl oluyor.?" diye hayretini ifade ettikten sonra
Bediüzzaman '
- ""Kardeşim, bir hakaiki imaniye kalbe ihtar edildiği vakit
ikiyüz ayat-ı Kuraniye imdadıma koşmak için birbirleriyle yarış
ediyorlar. Önce bana lisanı maderzadım(anne lisanım) Kürtçe geliyor.
Arapçaya çeviriyorum ve Türkçe yazdırıyorum" cevabını
verdiğini...(102)
- Hacizli Cenaze
- Son Osmanlı Padişahı Sultan VI. Mehmed Vahdeddin Han'a,
""Altıncı Mehmed sözündeki ""Altıncı kelimesinden kinaye olarak
""Altın seven adam manası çıkartılarak ithamlarda bulunulduğu . . .
- Halbuki Sultan Vahdeddin Han'ın, hayatının tehlikeye girmesinden
dolayı memleketinden ayrılmak zorunda kaldığında şahsi mirası
mahiyetinde babasından intikal eden bütün serveti beraberinde
götürme imkanı varken, dasitani bir namusluluk örneği göstererek bu
serveti Hazine-i Hümayun'a gönderdiğini...
- İtalya'da geçirdiği fakr -u zururet içindeki bir hayattan sonra
1926 yılında San Remo'da vefat ettiği zaman 120 000 lira borcu
kaldığı için alacaklıları tarafından tabutuna haciz konuduğunu . . .
Tahnit edilmiş cesedinin, kızı Sabiha Sultan'ın bu parayı binbir
güçlükle temin etmesinden sonra Şam 'a naklolunarak Yavuz Sultan
Selim Camii avlusuna defnedildiğini. .. (103)
- Milletin Sigorta Lambası
- Tarihçi Reşat Ekrem Koçu'nun, Sultan Vahideddin'in kaderi ile
ilgili oldukça orijinal bir değerlendirmesinde :
- ""Mazileri çok temiz olan ve memleketleri felaket girdabına
düştükten sonra işbaşına geçen, ağır mesuliyetler yüklenen, yenik
milletleri daha fazla çiğnetmemek için nefret edilen galip
düşmanlara dostane el uzatmak durumunda kalan o kara bahtlı
insanlar, milletlerin tarihlerinde sigorta lambalarına benzerler.
- Kendilerinin yanması büyük tesislerin kurtulmasını temin eder
diye yazdığını. .(104)
- Biliyor muydunuz.?
- İttihatçıların Akılsızlığı
- Sultan II. Abdülhamid'in dahice bir politika güderek, her hangi
bir isyan çıkartmalarını önlemek için Arabistan'ın Hicaz ileri
gelenlerini, Şura-yı Devlet üyesi olarak İstanbul'da tuttuğunu. . .
- Bunlardan Şerif Hüseyin'in, Mekke'ye emir olmak isteğini
defaatla reddetmesine karşılık Ulu Hakan'ın tahttan indirilmesiyle
birlikte İttihat ve Terakki yönetiminin, Şerif Hüseyin'in bu
isteğini yerine getirerek onu emir olarak tayin ettiğini ve hemen
ardından da Şerif'in Osmanlı'ya karsı isyan bayrağını açtığını...
Çok sonraları İngiliz Başvekil Lloyd George'un Avam Kamarası'nda:
""Şerif Hüseyin Mekke emiri olduktan sonra kendisi ile Arap
milliyetçiliği ve isyan konusunda anlaştık.
- Bu isyana karşı ayda 40 bin altın vermiştik" dediğini ... (105)
- Acı HatıraIar
- İtalyanların Libyayı bizden koparmak için Avrupalı
müttefikleriyle siyasi alanda anlaştıktan sonra, bize karşı
açacakları savaşın (Trablusgarp Savaşı) masraflarını karşılayacak
yeterli hazinelerinin olmadığını...
- Buna karşılık Duyun-u Umumiye'ye başvurarak, bu savaşın
masraflarını karşılamak için Anadolu'dan toplanan birikmiş paradan
beş milyon altın lira çektiklerini ve bu bizim paramızla
sağladıkları imkanlarla bizim toprağımız olan Libya'yı istilaya
başladıklarını. . .(106)
- Lavrens'in İtirafı
- Arapları aldatarak Osmanlı Devleti aleyhine kışkırtıp isyana
sevkeden İngiliz casusu Lavrence'in, yardımcıları Nuri Said, Faysal
ve Şerif Hüseyin ile birlikte Şam'da Türkleri katlettikten sonra:
"'Evet onları isyana ben kışkırtmıştım. Ama böylesine vahşice kan
dökeceklerini hiç tahmin etmemiştim. Bazı mahalleleri gezerken
silahsız Türk askerlerinin nasıl öldürüldüklerine
bakamadım;tiksindim bu vahşetten..." diyerek itirafta bulunduğunu .
. (107)
- Vicdan Azabı
- Mekke Emiri Şerif Hüseyin'in İngilizlerle anlaşarak Osmanlı'yı
arkadan vurduğunu ve mükafat olarak da İngilizler tarafından Hicaz
Krallığı'na getirildiğini..
- Daha sonra Vehhabiler tarafından alaşağı edilerek İngilizlerin
himayesinde Kıbrıs'a yerleştirildiğini ve hastalandığında da oğlu
tarafından Amman'a getirildiğini...
- Ve günün birinde adet vechile saray bandosunun bahçede konser
verirken "İzmir Marşı"nı çalması üzerine, oğlunun babasının
üzülmemesi için pencereleri kapattırmak isterken baba oldukça
ibretli bir şekilde:
- "Evlat, neden o pencereyi kapıyorsun? Ben velinimetine ihanet
etmiş asi bir kulum, günahım büyüktür. Kral olacağımı düşündüm.
Allah beni sürgünlüğe düşürdü. Hastayım diye kapatıyorsun. Bırak
pencereyi aç, şu marşı dinleyeyim.
- Duyduğum vicdan azabının şiddeti, o eski hatıraların canlanması
ile büsbütün artsın; bu dünyada çektiğim ızdıraptan vicdan azabıyla
büsbütün ağırlaşsın, ta ki Cenab-ı
- Hakk. bu günahkar kulunu dünyada affederek, ahirette hesap
gününde cezadan korusun"dediğini.. .(108)
- "Milletimin Ocağı Yanıyor"
- Sultan Vahdeddin Han'ın ikamet etmekte olduğu Yıldız Sarayı'nın,
bir elektrik arızasından dolayı yanmaya başlaması üzerine, orada
vazifeli bulunan bekçibaşının hüngür hüngür ağladığını ve bunun
üzerine Sultan Vahdeddin in: "Benim milletimin ocağı yanıyor, ben
onu düşünüyorum, kendi evim yanmış ne ehemmiyeti var'
dediğini...(109)
- "Ayağını Yüzüme Bas ki .
- Yüzüm Allah Katında Şeref Kazansın"
- Hintli Müslüman kardeşlerimizin, Osmanlı Devleti'nin Balkan
Savaşı'nda yüzlerce şehit ve binlerce yaralı verdiklerinin haberini
almaları üzerine, kilometrelerce ötedeki kardeşlerinin acılarını bir
nebze olsun dindirebilmek için bir Kızılay heyeti teşkil ederek
Türkiye'ye gönderdiklerini...
- Bu heyetin savaş boyunca birçok din kardeşinin yaralarını sarıp
başarılı hizmetlerden sonra 1913 Temmuz'unda Hindistan'a döndüğünü.
. -
- Kızılay heyetine Bombay'da büyük bir karşılama merasimi
hazırlanıp, gemi limana yanaştığında o günkü Hintli Müslüman
liderlerden Muhammed Ali Cevher' in, heyet başkanı Doktor Ensari'ye
:
- "Sen mücahit Osmanlı ordusuna hizmet edip geldin Ayağını
Hindistan topraklarına basmadan bu benim yüzüme bas da, yüzüm Allah
katında şeref kazansın" diyerek başını yere koyup yüzünü Dr.
Ensari'nin ayakları altına uzattığını...(110)
- Osmanoğullarının Dramı
- Son Halife ll Abdülmecid. Han'ın, sürgün edildikten sonra
diyar-ı gurbette vefat etmesi üzerine, kızı Dürrüşehvar Sultan'ın.
İstanbul' a gelerek Savanora yatında. İsmet İnönü'yü ziyaret
ettiğini ve kendisinden babasının vatan toprağına gömülmesini rica
ettiğini...
- Altı asır cihanı aydınlatan bir neslin son temsilcisinin bu
vatan toprağına gömülme isteğinin ; halk tarafından mezarının bir
ziyaret yerine dönüştürebileceği endişesiyle İsmet İnönü tarafından
reddedildiğini ve Hindistan Hükümeti'nin araya girmesiyle Suudi
Arabistan makamlarından izin alınarak Medine'deki Cennetü'l-Baki
kabristanının içindeki Ali Aba'nın ayak ucuna defnedildiğini. .
.(111)
- Tökeli İmre
- Osmanlı idaresinde bir krallık olan Erdel Kralı Apafi ile
birleşerek Osmanlı ordusuyla aynı safta çarpışan Orta Macar Kralı
Tökeli İmre'nin Osmanlı Devleti'ne karşı itaat ve bağlılığını
göstermek için mührüne:
- "Muin-i Ali Osman'a itaat üzreyim emre Kral-ı Orta Macar'ım ki
namım Tökeli İmre" beyitini kazıttığını . . (112)
- "O Kendi Kaderini Kendi Yazmış Oldu"
- Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin 1960 Mart'ında ağır hasta
vaziyette Urfa'ya gelmesi üzerine, bunu haber alan İçişleri
Bakanlığı'nın, derhal Üstad'ı geri gönderme emri çıkardığını...
Halkın yoğun baskısı üzerine Urfa valisinin "Efe Nedim, Said Nursi
çok hasta ve müsaid bir araba da yok. " demesine karşılık İçişleri
Bakanı Namık Gedik'.in:
- "Çöp arabasıyla da olsa göndereceksiniz!" talimatını verdiğini
ve bunu öğrenen Bediüzzaman Hazretleri'nin ibretli bir şekilde:
- "O kendi kaderini kendi yazmış oldu" dediğini ve ,çok kısa bir
zaman sonra İçişleri Bakanı Namık Gedik' in Genelkurmay binasından
kendini atarak intihar edip, cesedinin de çöp arabasıyla
taşındığını. . .(113) Biliyor muydunuz.?
- İsrail ve Orman Kanunu
- 1953- 1955 yılları arasında İsrail Başbakanlığı'nı yürüten Moshe
Sharett'in, İsrail askerlerinin yaptığı katliamlarla ilgili olarak
tuttuğu özel günlüğünde:
- "İsrail devleti, dünyanın gözünde çağdaş toplumların geliştirip
benimsediği temel hukuk kanunlarını tanımayan ve orman kanunlarına
göre davranan bir devlet haline gelmiştir" diye yazarak itirafta
bulunduğun . (114)
- Yahudilerden Müthiş İtiraf
- 1967 yılında Pariste düzenlenen dünya Yahudi Kongresi'nin
zabıtları arasında bulunan bir belgedeki kayıtlara göre bir
delegenin :
- "Evet bugün bağımsız bir devletimiz var ama mesut muyuz?
Osmanlı'nın devrindeki gibi huzurlu muyuz? Samimiyetle ve hepinizin
içinden geçenleri dile getirdiğime inanarak söylüyorum ki hayır!
- Bizim bu dünyada huzurlu ve emniyetli yaşamamız. ( Osmanlı'yı
yeniden kurmaya bağlıdır!" diyerek bir gerçeği itiraf ettiğini (1
l5)
- Müfti,s Sakaleyn
- Kanuni Sultan Süleyman devrinin büyük Şeylhülislamı İbn i
Kemal'in, çeşitli sahalarda yazmış olduğu 300 kadar eseri olduğunu
- Hergün bin kadar fetvaya cevap verip kendisine insanlardan başka
cinlerin de fetva almak için müracaat ettiğini ve bundan dolayı
kendisine: "Müfti's Sakaleyn" (İnsanların ve cinlerin müftüsü)
denildiğini (116)
- Batının İslam,la Kavgası
- Protestan mezhebinin kurucusu Martin Luther'in, Osmanlı'nın
Avrupa içlerine kadar ilerleyip, ortaya koyduğu adilane sistemle
yerli halkın gönlünde taht kurması üzerine, halkını acımasızca
sömüren yöneticileri:" Sizin gibi gözü doymaz prenslerin, toprak
ağalarının ve burjuvaların idaresi altında yaşamaktansa, Türk
idaresi fakirlere daha hayırlı gelebilir" diyerek Hristiyanları
uyardığını.,, (1 17 /a)
- Yine Luther'in Hristiyanları Türklerle savaşmaya teşvik etmek
için çıkardığı bir emirnamede
- "Türklerin başlattığı bir savaşta o ara karşı savaşan bir
kimsenin, Tanrının bir düşmanı ve İsa'ya hakaret eden biriyle
hakikatte bizzat şeytanla savaşmakta olduğunu düşünmeli ve bundan
dolayı, masum bir kimsenin kanını döktüğü veya bir Hrıstiyanı
öldürdüğü zehabına kapılmamalıdır" diye yazdığını,,(117/b)
- Nüfusun Önemi
- Nüfusun, milletler ve medeniyetler arasındaki mücadelede çok
önemli bir faktör olduğunun idrakinde olan Roma İmparatoru Sezar'ın
, çok çocuğu olan aileleri mükafatlandırdığını ve çocuk yapmayan
kadınları da bazı haklardan mahrum ettiğini(118)
- Endülüs ve Batıda İlim
- 10. yüzyılda Endülüs'te ilim ve irfanın Avrupa ile
kıyaslanamayacak kadar gelişmiş olduğunu ve Halife elHakem
kütüphanesinde altıyüzbin yazma kitabın bulunup, bunların kırk
dördünü katalogların teşkil ettiğini...
- O tarihten dörtyüz sene sonra bile Avrupa'da bilgili Charles
diye tanınan Fransa Kralı V. Charles'in krallık kütüphanesinde
sadece ve sadece dokuzyüz eser bulunduğunu... (1l9)
- Batıda Karanlığın Saltanatı
- 19. Y üzyılda bile batıda karanlık fikirlerin hüküm sürdüğünü ve
Klönische Zetung(18 Mart 1819) gazetesinin bir yorumunda, "Geceleri
yolların sokak lambalarıyla aydınlanmasının teolojik sebeplerle ayıp
birşey olduğu, İlahi nizam ve karanlığı insanın bozamayacağı"
düşüncelerin ileri sürdüğünü..
- Bundan yıllar önce 950 yılında Endülüs'teki Kurtuba şehrinin
arabalarla düzenli de temizléndiğini ve evlerin dış duvarlarına
yerleştirilen lambalarla caddelerin aydınlatıldığını . (120)
- Teravih Şerbeti
- Sultan Dördüncü Mehmed'in annesi Hatice Sultan'ıın, Galata
köprüsünün başını süsleyen ve Sinan mektebinin bir şaheseri olan
Yeni Cami'yi ve yanına da onun kadar muhteşem bir vakıf yaptırdığını
- 116 kişinin vazife aldığı bu cami ve vakıfta, yaz ayları boyunca
içine kar atılıp soğutmak suretiyle halka dağıtılıp bu iş için her
sene yirmi bin akçe tahsis edildiğini
- Ayrıca Hatice Sultan'ın:
- "Bu vakfiye şartlarını her kim değiştirirse günahı onların
üzerine olsun. Allah, duyuran ve bilendir" diye başlayan bu
vakfiyesine: "Ramazanlarda, teravih namazından sonra, caminin üç
kapısından Atina balından yapılmış şerbet dağıtılsın. Eğer Ramazan
yaza rastlarsa şerbete kar konsun. Her sene şerbet için 3000 okkalık
Atina balı alınsın ve her kapı için , her gece 33 okkalık baldan
şerbet yapılarak ikişer şerbetçi tarafından cemaata dağıtılsın" diye
hayır hasenat için yapılması gerekenleri yazdırdığını . (121)
- Misyonerler ve Sinsi Planları
- İzmir'e yerleşmiş ve Bergama, Marmaris ve Bodrum civarında maden
işletmeciliği yapmakta olan
- İngiliz ailelerinden Percy Hatkinson'un II. Dünya Savaşı
yıllarında, Cizvit papazlarıyla birlikte Türkiye aleyhine casusluk
yaptıklarını.
- Bergama'da ele geçen bu casusluk şebekesinin belgeleri arasında,
harpten evvel İsviçre'nin Friburg şehrinde toplanan Beynelmilel
Hristiyan Misyonerler kongresinde alınan kararlar bulunduğunu . . .
- Bunların bir tanesinde: "Türkleri Hristiyan yaparmıyız. Bu is
için sarfettiğimiz paranın yarısıyla onlara papaz yerine şantöz
gönderelim. corription(fesat) yolu ile. Böylece zaafa sürüklenirler
ve biz de kuvvetimizi artırırız. diye yazdırdığını. . (122)
- Osmanlı'nın Parlayan Kılıçları
- 16. yüzyılın kudretli padişahı Yavuz Sultan Selimin huzuruna
girerek yer öpüp itimatnamesini sunan Venedik elçisi Antonio
Jüstiniani'ne ülkesine döndüğünde Padişahın nasıl biri olduğu
hakkında bilgi istediğinde elçinin şaşkınlık içinde: 'Kılıcı öyle
parlıyordu ki yüzünü göremedim" diye itirafta bulunduğunu
- Elçinin bu itirafının daha sonraları Yavuz Selim tarafından
öğrenilmesi üzerine Haşmetli Hünkarım,Paşalarım Osmanlının kılıcı
parladığı sürece düşmanların başı daima önde olur. A m a Allah
korusun bu kılıç kınına girer ve paslanmaya başlarsa o zaman bu
kafalar yavaş yavaş dikilir ve birgün bize yukardan bakar
dediğini... (123) Biliyor muydunuz?
- Japon İmparatoru ve AbdüIhamid Han
- Japon İmparatorunun Sultan Abdulhamid'den:İslam dininin bilhassa
tefekkür, gaye, felsefe ve manevi terkibi üzerinde şahsen kendisine
izahat vermek için japonca bilen yoksa tercihen İngilizce Fransızca
ve Almancası kifayetli Osmanlı alimleri, istemesi üzerine. Ulu
Hakanın çaresizlik içinde, karşı tarafa menfi müsbet arası, zaman
kazandıran dolaylı bir cevap verdiğini...
- Abdülhamid Han'ın kalbinde yara olan bu hadise hakkın da, daha
sonraları(sürgün yıllarında) Ali Fethi Bey'e: "Eğer ben, Japon
İmparatorunun istediği kıymette din ve maneviyat şahsiyetleri
bulabilseydim evvela kendi memleketimi kurtarırdım "
dediğini...(124)
- İhtilal Mantığı
- Sık sık ihtilal yapılan Güney Amerika ülkelerinin birinde,batılı
bir gazetecinin, kaldığı otelin müdürüne: "Burada niçin bu kadar çok
ihtilal yapılıyor?" diye sorması üzerine otel müdürünün :
- "Anayasamıza göre herkesin devlet başkanı olmaya hakkı var. Bu
yüzden her vatandaş bir defa devlet başkanı olmayı deniyor" diye
cevap verdiğini. .(125)
- "Ruhu Batırmamak İçin"
- Yunan filozof ve ahlakçısı Sokrat'ın (M. Ö. 47 0-3991 hayranı
olan zengin bir tüccarın, bütün serveti olan bir çuval altını bu
filozofa bağışladığını...
- Tüccarın ölümünden sonra, vasiyeti gereği aldığı bir çuval
altını, bir kayığa yükletip, denizin ortasına teker teker atan
Sokrat'ın :
- "Ey para! İşte seni batırıyorum ki, benim ruhumu batırmayasın!"
hikmetli sözünü2 söylediğini...(126)
- Kızılderililerin Ataları
- Kanadalı Tarihçi, Profesör Miss. Ethel G. Steward'ın 1987
yılında Türkiye'de düzenlenen tarih kongresinde sunduğu bildiride ve
yazdığı "Cengiz Han'dan Amerika'ya Kaçış" isimli kitabında
"Kızılderililerin atalarının Türk olduğunu " yazdığını. . .
- Kitapta anlatıldığına göre, 13.yüzyılda Orta Asya'daki Moğol
baskısından kaçan bazı Türk boylarının iki koldan Alaska'ya ulaşarak
oradan da kıtanın güneyine yayıldıklarını. . .
- Yine Steward'ın araştırmalarına göre Kızılderililer ile Türk
boyları arasında gerek fiziki, gerek sosyolojik ve gerekse kültürel
açıdan büyük benzerlikler bulunduğunu tesbit ettiğini...(127)
- Kızılderili Medeniyeti
- Sömürgeleştirmek gayesi ile gittikleri Kuzey Amerikada,
Kızılderili kabilelerinin hayat tarzlarını ve kültürlerini araştıran
bir misyonerin :
- "Son derece hayret uyandırıcı nokta şu ki karşılıklı
münasebetlerde, medeni dünyanın alelade insanları arasın da
görülemeyecek şekilde nazik ve lütufkarlar. Bu da şüphesiz, bizim
kalplerimizdeki cömertlik şefkat hissini söndüren 'benim , ve
'senin' kelimelerinin bu insanların dilin de bulunmadığı için"
diyerek itirafta bulunduğunu...(128)
- Gaflettekine İmdat
- Hazreti Mevlana'nın, müridi Siraceddin'in evinde misafir kaldığı
gün sabaha kadar namaz kılıp Rabbine niyazda bulunması üzerine,
müridinin: "Sultanım sabah oldu. bir nefes dinlenseniz" diye ricada
bulunduğunu..
- Bunun üzerine Hz. Mevlana'nın:"İyi ama, eğer biz de uyursak,
bunca uyuyana kim imdat edecek?" diye hikmetli bir cevap
verdiğini...(129)
- Türk Vergisi
- Osmanlı Devleti'nin l521'de Belgrad'ı, l522'de Rodos'u
fethetmeleri ve 1526'da da Mohaç'ta büyük bir zafer kazanmalarının
ardından batı dünyasında büyük bir panik yaşandığını...
- Çeşitli kentlerde toplanan Alman Meclisleri' nin (Reich stag) ,
Türklere karşı ordu toplayıp sefer düzenleyebilmek için "Türk
Vergisi" adı altında yeni bir vergi konulmasını
kararlaştırdıklarını. (130)
- İade-i Ziyaret
- Meşhur bir politikacımıza Fransa'da: "Siz Osmanlıların Viyana
kapılarında ne işiniz vardı?diye sorması üzerine, o politikacımızın
gayet veciz bir şekilde: "Haçlı seferlerinin iade-i ziyaretiydi diye
cevap verdiğini ...(131)
- Paspas
- Sultanüş-şuara Necip Fazıl Kısakürekin yürekten bağlı olduğu
Seyyid Abdülhakim Arvasi Hazretlerine:
- "Efendim! Ben kurtulacak mıyım?" diye sorması üzerine Arvasi
Hazretleri'nin :
- "Bir gemi giderken, paspas da içinde gider. Yeterki o geminin
içinde ol Necip!'diye cevap verdiğini...(132) Biliyor muydunuz?
- Sibirya'ya Sürgün
- Tarihin en korkunç emirlerinden birinin 1799 yılında Rus Çar'ı I
Paul tarafından verildiğini...
- Bir sabah, önünde resmi geçit yapan birliğin yürüyüşünü
beğenmediği için: "Sibirya'ya marş marş!" diye emir verdiğini ve
dörtyüz kişilik bu birlikten bir daha haber alınamadığını... ( 133)
- Keçeli Beni Orman Korucusu mu Yaptın?"
- Bediüzzaman Hazretleri'nin Barla'da Nur risalelerini telif
ettiği yıllarda, Bedre yakınlarındaki bir korulukta yangın çıkması
üzerine orada bulunan Sıddık Sabri Efendi'nin yangını söndürmek için
çok uğraştığını...
- Yangının sönmemesi üzerine sırtındaki Üstadı'ndan yadigar olan
cübbeyi çıkartan Sabri Efendi'nin, onu alevlere doğru savurup yandan
da: "Yak işte yakabilirsen bu Bediüzzaman'ın cübbesi" diye
haykırdığını ve ardından alevlerin yavaş yavaş azalarak söndüğünü...
- Daha sonraları bu hadisenin Bediüzzaman Hazretleri'ne intikal
ettirilmesi üzerine, Nurlu Üstad'ın tebessüm buyurarak Sabri
Efendi'ye: "Keçeli beni orman korucusu mu yaptın!diye latifede
bulunduğunu... ( 1 34)
- Miskinler Tekkesi
- Sari ve tehlikeli bir hastalık oluşundan dolayı, toplum
tarafından istiskal görerek tecrid edilen cüzzamlılara, Osmanlı
vakıf medeniyetinin şefkat elini uzatarak, onlar için . . her türlü
bakım ve görümünün yapıldığı miskinhaneler kurduğunu...
- Bunların ilkinin de, 1421-1451 seneleri arasında Edirne'de II.
Murat tarafından yaptırıldığını ve buralara "Miskinler tekkesi "
denildiğini...(135)
- Son Halife Abdülmecid Han'ın İnkisarı
- Son halife Abdülmecid Han'ın, Osmanoğulları'nın yurt dışına
Sürülmesi ile ilgili çıkartılan kanun gereğince apar topar
İstanbul'dan çıkartılmasına müteakip ziyaretine gelen bir dostunun
kendisine Halife Hazretleri!" diye hitap etmesi üzerine, Abdülmecid
Han'ın büyük bir inkisar içinde:
- "Bizim hilafetmeablığımız artık kalmadı. Bir gece apar topar
hanedanımızın altıyüz sene hükümdar olduğu bir memleketten kovulduk.
Kim derdi ki, Fatihlerin, Yavuzların, Kanunilerin torunları,
çamaşırlarını bile alamadan yolcu edilecekler' dediğini. .(136)
- Akif ve e Destanı
- Mehmet Akif merhumun:
- "Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker Gökten ecdad inerek
öpse o pak alnı değer
- Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor tevhidi Bedr'in arslanları
ancak bu kadar şanlı idi."
- diyerek başlayan muhteşem Çanakkale Destanı"nı yazmadan önce
ellerini Yüce Dergah'a açıp:
- Allahım! Bana, bu aciz kuluna, bu destanı yazma imkanı bahşet...
Bu ulvi vazifeyi bana nasib et. Sonra canımı al. Ya Rabbi!.. Bana bu
lütfu çok görme. İn'am ve ikramının hazinesinden bu aciz kulunun şu
duasını barigah-ı uluhiyetinde kabuleyle!.." diye gözyaşları içinde
dua dua yalvardığını. .(137)
- Asla Dönüş
- Pakistanlı iş adamı Abdullah Delhi'nin Sovyet havayolları ile
seyahat ettiği esnada uçakta namaz vaktinin girmesi üzerine
- hosteslerden birini çağırıp namaz kılması için kendisine bir yer
göstermesini istediğinde hostesin ancak kaptan pilotun yanında
müsait bir yer bulabildiğini ve Abdullah namazını bitirip Rus pilotu
ile göz göze geldiğinde, pilotun gözlerinden yaşlar süzülmekte
olduğunu görüp de sebebini sorması üzerine pilotun: 4-5 yaşlarında
iken babam da senin yaptığın gibi bir şeyler yapardı. Bunun namaz
olduğunu şimdi anladım ve birden hem babamı, hem de dinimin ne
olabileceğini düşündüm
- Din konusu ile alakalı bugüne kadar bana hiçbirşey anlatılmadı.
Ancak şu anda düşündüm ki, babam, senin yaptığın gibi namaz
kıldığına göre Müslüman olmalı. Dolayısı ile benim aslım da Müslüman
olabilir. Yılardır içimde bir düğümdü bu. Ama ilk defa namaz kılan
birisini, sizi görünce kafamdakiler çözülmeye başladı. Bunun üzerine
gideceğim ve aslımı araştıracağım. " dediğini...(138)
- Trablusgarp Mücahitleri
- Trablusgarp Savaşı,nda Osmanlı askerlerinin arasında bulunmuş
olan Fransız gazetecisi Georges Lemo nun gördükleri karşısında
hayretler içinde kalarak:
- Türk subayları içinde on iki kez yaralanmış olanlar vardı.
Müthiş birşey kendileri ile konuştuğum zaman edindiğim intiba şu
oldu:
- Türk subaylarında yenmek ve ölmek duygusu, cinnet derecesine
varmış bir istek halinde yaşıyordu" diye hatıralarında intibalarını
yazdığını... (139)
- "Çadır İçinden Savaş İdare Etmeyüz"
- Merc-i Dabık Savaşı öncesi Büyük Hünkar Yavuz Sultan Selim'in
ordusunun önünde askerleriyle beraber göğüs göğüse çarpışmak için
atını ileri doğru mahmuzlaması üzerine, sadrazam Sinan Paşa'nın
padişahın ellerine sarılıp:
- "Şevketlü hünkarım, olmaya ki heyecana gelir, kendinizi ateşe
atarsınız, yüreğimiz dilhun olur" diye gitmemesi için
yalvardığını...
- Alem-i İslam'ın birliğini sağlama adına hayatı at sırtında
geçmiş olan bu büyük dava adamının bunun üzerine: "Biz cennetmekan
Fatih Sultan Mehmet Han,ın torunuyuz, çadır içinden savaş idare
etmeyüz" diye haykırdığını. . .(ı40) Biliyor muydunuz?
- Halkını Düşünen Gerçek Devlet Adamı
- Okkası 30 paraya satılan ekmeğin fiyatına 10 paralık bir zam
yapmak isteyen fırıncıları huzuruna çağıran müşfik sultan Abdülhamid
Han'ın onlara:
- Siz yine ekmeği 30 paraya satmaya devam edin. Sattığınız her
ekmek için istediğiniz 10 parayı ben vereceğim.
- Çünkü bir memlekette ekmek fiyatına zam yapılırsa, bunu bütün
zaruri ihtiyaçların pahalılaşması gibi bir hareket kovalar ki,
halkımız bundan büyük ızdırap çeker" diyerek, halkını gerçek manada
düşünen bir devlet adamlığı örneği sergilediğini. . .(141)
- İbret
- Mevlevilerin piri Mevlana Hazretleri'nin vefat tarihi olan ve
'İbret" kelimesinin ebcet değerine tekabül eden Hicri 672 tarihinin;
"İbret, İbret" diye iki defa tekrarının 672+672=1344(Hicri)/
1925(Miladi) tekkelerin kapatıldığı Miladi 1925 " tarihine tekabül
ederek enteresan bir tarih cilvesi oluşturduğunu. . .(142)
- Yavuz Çocuk
- Yavuz Sultan Selim'in asıl isminin "Selim " olmasına karşılık
çocuk iken çok hareketli yerinde durmayan, cevval bir yapıya sahip
oluşundan dolayı kendisine "Yavuz" lakabının takıldığını. . .
- Bu çelik çavak çocuğun idman yaparken kafesten uçurulan
güvercinleri, çift elle fırlattığı hançerlerle havada vurduğunu. .
.(143)
- Sultanlık Stajı
- Osmanlı Şehzadelerinin küçük yaşlardan itibaren, ileride devleti
yönetebilecek şekilde çok ciddi bir eğitime tabi tutulduklarını ve
buluğ çağına gelince de (yani günümüz nesillerinin sokakta çember
çevirdikleri bir yaşta) bir nevi "sultanlık stajı" anlamına gelen
önemli vilayetlerin başına Sancakbeyi olarak tayin edilip devlet
idaresini tatbiki şekilde öğrenmelerinin sağlandığını . . .
- Böylece ilerisi için onlar devleti tanırken, devletin de onları
tanıma fırsatı bulduğunu. . .(144)
- Türklerin Korkutan Hatıraları
- Çarlık Rusyası'nın Balkanlar'ı Osmanlı'dan koparmak gayesi ile
Balkan milletlerine gizliden gizliye silah dağıtıp, bir yandan da
fitne tohumları ekerek ayaklandırmaya çalıştığını...
- Bu iş için vazifelendirilen Rus generali Çirnayev'in 1877
yılında Bulgaristan'dan Çar'a gönderdiği gizli raporda "Buralarda
hiç yoktan ordular meydana getirdim. Bu askerleri ölüme
sevkediyorum. Fakat bu insanları sendeleten bir engel var Türklerin
yaşayan hatıraları! Ölümden korkmayanlar bu hatıralardan
korkuyorlar. Yalnız Türkleri değil, onların tarihlerini de yenmek
lazım.
- Onlarda herhalde bir sihirbaz zekası var. Bir değil birkaç
istila bile, onların iliklerine işleyen gizli üstünlüklerini yıkmaya
bence kafi gelmeyecektir" diye yazarak oldukça ibretli bir itirafta
bulunduğunu...(145)
- Kervansaraylar
- Osmanlıların, yaptıkları her işte Allah'ın rızasını gözetme
düşüncesinin bir eseri olarak, yolcuların istifade etmeleri için, o
zamanın şartlarına göre bir günlük yolculuk mesafesi olan 50_60
kilometre aralıklarla kervansaraylar inşa ettiklerini...
- Bu kervansaraylarda ırk, din, millet ayrımı gözetmeksizin
herkesin misafir kabul edilip üç gün müddetle ücretsiz yedirilip,
içirilip hayvanlarına bakıldığını . .-.
- Yolcuların istirahattan sonra, sabah mehteran eşliğinde
uğurlandığını ve uğurlama esnasında kervansaray vazifelilerinin "Ey
ümmeti Muhammed! Canınız, malınız tamam mıdır?" diye nida etmesi
üzerine yolcuların da: "Cümlesi tamamdır, Cenabı Hakk, hayrat
sahibine rahmet eyleye diye karşılık vererek dualarla yolcu
edildiklerini...(146)
- Yedi Ben
- Yavuz Sultan Selim Han'ın doğumundan az bir zaman önce babası
ll. Bayezid'in sarayına gelen bir dervişin:
- Bugün bu hanedandan bir erkek çocuk dünyaya gelecektir ve
babasının yerine geçecektir. Vücudunda yedi ben bulunacaktır ve
onların miktarınca alişan beylere galebe edecektir diyerek ortadan
kaybolduğunu.
- Hakikaten de Yavuz Sultan Selim'in altı yıl gibi kısa süren
hükümdarlık döneminde yedi tane devleti yeryüzü haritasından
sildiğini. . .(147)
- Bir Siyaset Dahisinin Ölümü
- Devrinin en buhranlı döneminde devraldığı Osmanlı Devleti'ni 33
yıl süreyle dahice politikalar takip ederek yöneten Ulu Hakan
Abdülhamid Han a .kıblesi batıya ayarlı yerli aydınlarca birçok
iftiralar atılıp batılı ağzıyla "kızıl sultan" denmesine karşılık
dönemin İngiltere Hariciye Nazırı Sir Edvvard Grey'in Sultan
Abdülhamid'in vefatını öğrendiği zaman:
- "Ne büyük kayıp! Hasmımdı ama onun ölümü ile diplomasi mesleği
artık şevkini kaybetti" dediğini...(148)
- Cihad Nişanları
- Kafkasya istiklal mücadelesinin efsanevi dava adamı Şeyh
Şamil'in, bu mukaddes cihatda ölümü göze alarak büyük fedakarlıklar
gösteren gazilerine hatıra olarak, hilal şeklinde ve üzerinde Arapça
olarak :
- "Kılıç Cennet'in anahtarıdır.", "Sonunu düşünen cesur olmaz"
"Yiğide Cennet yeri açıktır" ve "Ecel gelmedikçe ölüm olmaz" yazan
nişanlar hediye ederek taltif ettiğini...(149)
- Halkın Sağduyusuna Güven(!)
- 27 Mayıs ihtilalinden sonra Cemal Gürsel Paşa'nın, Anayasa
komisyonu başkanı 0rd.Prof Sıddık Sami 0nar'a: "Cumhurbaşkanı 'nın
tek dereceli ve halk tarafından seçilmesini temin edecek bir anayasa
yapılsın" diye mesaj göndermesi üzerine Sıddık Sami Onar'ın:
- "Laikliği pekiştirecek tadilatı. yapalım, ama bu seçim usulünü
getirecek olursak halk ya Said Nursi'yi seçer, yahut da onu
destekleyen profesörü..." diye cevap vererek halka ne kadar
güvendiklerini(!) gösterdiklerini...(150)
- Yavuz Sultan Selim'de Kulluk Şuuru
- Makedonya kralı Büyük İskender'in, Mısır'ı işgal ettiği zaman
kendisinin Yunanlılar için haşa ilah kabul edilen Jüpiter
yıldızından geldiğini iddia ederek, uluhiyet davasında Firavun'u
taklit ettiğini . Buna mukabil Yavuz Sultan Selim'in, Mısır tahtına
nail olduğu zaman :
- Mülk, Allah'ındır. şayet benim veya başka bir kimsenin
yeryüzünde parmak ucu kadar toprağı olsa bu Allah'la ortaklık değil
midir?" diyerek kulluk şuuruyla secde-i şükre kapandığını. . .(151)
. . .
- Gazneli Mahmüd'da Mana Buüdu
- İ'la-yı Kelimetullah için durup dinlenmeden arka arkaya yaptığı
seferler ile tevhidin bayrağını Hindistan içlerine kadar ulaştırarak
tarihin kaydettiği ender komutanlardan biri olan Gazneli Mahmud'un,
maddenin fatihi olduğu kadar mananın da fatihi olduğunu... .
- Her gece üzerindeki padişahlık elbisesini çıkartıp eski bir
elbise giyerek sabaha kadar kulluk şuuruyla Rabbine yalvarıp
yakardığını ve kendini daima kusurlu görüp ;
- Ben ne emreden sultan, ne büyük bir fatihim, Bu dergaha yüz
süren, zavallı bir fakirim.
- Elimden, amelimden hiçbirşey hasıl olmaz Ancak Sen'in lütuf
elin, inşaallah olur yarim." diyerek Yüce Mevla'dan mağfiret
dilendiğini... (152)
- Nurdan Zülmete
- Batılı sömürgeci ülkeler tarafından vatanımızın dört bir yandan
kuşatılarak Türk milletinin kaderinin tayininin söz konusu olduğu
İstiklal Savaşı'nın o kan kokulu günlerinde :
- Her çehre bize yabancı
- Bari Sen bir parça acı
- Süründürme altın tacı
- Bize yardım et Ya Rabbi!..." diyerek Kabe'ye yönelip Rabbine
yalvaran şair Kemaleddin Kamu'nun, savaş sonrası Cumhuriyet
döneminde ise:
- "Ne örümcek ne yosun
- Ne mucize ne füsun
- Kabe Arab'ın olsun
- Bize Çankaya yeter..." diyebilecek kadar özünden uzaklaşıp
değerlerimizi yitirerek tefessüh ettiğini. . .(153)
- Toprağın Bereketi Artar"
- Bir yazarımızın askerlik yaptığı yıllarda Gaziantep'de bir
köylünün tarlasında tank manevrası yapmak zorunda kalıp daha sonra
tarla sahibinden özür dilediğini ve o Anadolu köylüsünün bütün
samimiyetiyle :
- Ayıp ettin yeğen... Devletin tankının tarlamızı çiğnemesi bizim
için şereftir. Toprağımızın bereketi artar diye cevap verdiğini
(154)
- Dilim Bu Özelliğni Kaybetmesin ! "
- Bediüzzaman Hazretleri'nin talebelerinden rahmetli Zübeyr
Gündüzalp'in tam bir dava şuuru ve sadakati içinde: Kardeşim ben
hasta olduğum ve Üstad'ı kimseye anlatamadığım zamanlarda, odamdaki
eşyalara Üstad'ı anlatırım. Ta ki dilim bu özelliğini, bu
kabiliyetini kaybetmesin." diyerek eşsiz bir bağlılık örneği
gösterdiğini...(.155)
- Neuzü Billah
- Timur'un, Nasreddin Hoca'yı huzuruna çağırıp onunla sohbet
ederken bir ara:
- "Abbasi halifelerinin isimlerinin sonunda 'Allah' lafzı da var.
Kimine el-Mu'tasım Billah, kimine, el-Mütevekkil Alellah ve kimine
de el-Kaim Biemrillah deniliyor. Bu lakaplar bizim için de adet olsa
acaba bana ne isim yaraşırdı diye sorması üzerine Nasreddin Hoca'nın
büyük bir pervasızlık ve hazırcevaplılıkla:
- Neuzü-Billah!(Allah 'a sığınırız) lakabı yakışır."diye cevap
verdiğini...(156)
- Milli Şahlanışın Ruhuna Tükürmek
- Kendi yaşadığı dönemde de kız öğrencilerin başörtüsü takmaları
yüzünden üniversitelere alınmaması üzerine, merhum Necip Fazıl
Kısakürek'in bu haksızlığa:
- Bir kız öğrenciyi, başını örttüğü için tahsil hakkından mahrum
etmek İstiklal Savaşı başlarında ve Maraş'ta düşmanlar tarafından
başörtüsü çekilip düşürüldüğü için başlayan milli şahlanışın ruhuna
tükürmektir" diye yazarak kalemini kılıç gibi kullandığını...(157)
- 84' lük Bedbaht
- Çıkardığı dergileri kapatıp, kendisini hapishane hapishane
dolaştıran bir iktidarın en üst makamındaki bir şahıs için, Necip
Fazıl merhumun:
- "Bundan üç çeyrek asır önce Tophane'de talebeyken zabitleri
görsün de iyi not versinler diye seccadesini koridora atıp namaz
kılan çeyrek asır önce de başbakanına, gazetelere tamim edilmek
üzere: 'Allah ve ahlaktan bahsetmek yasaktır' emrini dikte ettiren
seksendörtlük bedbaht" dediğini. . .(158)
- Diyojen ve İnsanın Kıymeti
- Yunan-Pers savaşları sonunda esir edilen Pers (İran)
askerlerinin Atina meydanında satılığa çıkarılması üzerine,
esirlerin üzerindeki göz kamaştırıcı elbiselerin bir çırpıda
satılmasına karşılık, esirlere alıcı çıkmaması üzerine, orada
bulunan Diyojen 'in düşünceli düşünceli :
- "İnsan ne garip mahluk! Arızi meziyetler üzerinden sökülüp
atılınca kendisi on para etmiyor" dediğini (159)
- Hamid ve Hamit
- Latin harflerinin kabulüyle birlikte isminin "Hamit " diye
yazılmasına müthiş tepki gösteren şair Abdülhak Hamid'in:
- "Ömrümün sonunda ismimin sonuna bir de' it' taktılar" dediğini.
. .(160)
- Cahız'da İlim Aşkı
- Büyük alim Cahız'ın (vefatı 255/868) ilim aşkıyla yanıp
tutuştuğunu kitap satın alıp okumaya para yetiştiremediği için,
kitapçı dükkanlarını kiralayıp, gece üzerinden kilitleterek sabaha
kadar kitap okuyarak ilmini geliştirmeye çalıştığını.. . (161)
- Batılıların Gerçek Yüzü
- Aşırı beslenme sonucu her yıl binlerce insanın hastalanıp tedavi
gördüğü batı ülkelerinden biri olan Almanya'da, Stern dergisinin
okuyucuları arasında yaptığı bir araştırmada sorduğu: Devletinizin
hangi giderlerinin azaltılmasını istersiniz? sorusuna. Almanların %
68'lik bir çoğunluğunun:Üçüncü dünya ülkelerine yapılan yardımların
cevabını verdiğini... Yine dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan
İsviçre' de yapılan bir referandumda sorulan:"Üçüncü dünya
ülkelerine
- yapılan seksen milyon dolarlık bir yardım yapılmasını onaylıyor
musunuz?" sorusuna İsviçrelilerin % 56'sının "Hayır diye cevap
vererek ne kadar insan sevgisi ile dopdolu( ! ) olduklarını
gösterdiklerini. . .(162)
- Bayezid Cem Kardeşler
- Fatih Sultan Mehmed Han'ın aniden vefat etmesi üzerine, Osmanlı
tahtına oturan II. Bayezid'in hükümdarlığını kabullenemeyerek isyan
bayrağını açan kardeşi Cem Sultan'ın, ağabeyine :
- "Sen bister-i gülde yatasun şevk ile handan Ben kül döşenem
külhan-r mihnette sebeb ne?
- diye sitem dolu bir beyit yazması üzerine, Ağabeyi Sultan II
Bayezid'in de:
- "Çün ruz-ı ezel kısmet olunmuş bize devlet Takdire rıza
virmiyesün böyle sebeb ne?
- Haccül-Harameynüm diye ben davi kılursun Bu saltanat-ı dünyeviye
bunca taleb ne? " diye hikmetli bir cevap verdiğini...(163)
- Ufuk Farkı
- 1877'de İstanbul'a gelen Avusturya-Macaristan büyükelçisi Viktor
Graf Dubsky'nin önce Bab-ı Ali'deki hükümet erkanı ile görüşüp
ardından da Sultan II. Abdülhamid ile görüştüğünü ve bu
görüşmelerden sonra Abdülhamid Han hakkındaki düşüncelerini :
- Hayret verici birşey ama doğruydu. Devlet erkanı sadece kısa
mesafede ileri görebiliyordu Geniş zaviyeli bir ihata kabiliyetleri
yoktu. Abdülhamidin ise aksine fazla ihata niteliği vardı. Bu zıtlık
telafi edilemezdi. Edilemeyince de devlet idaresinde başlayan
aksaklıklar ileride daha vahim sonuçlar verecekti. Biz bunları iyi
kullanmalıydık" diye hatıralarında yazdığını... (164)
- Osmanlı' da Fikir Hürriyeti
- Osmanlı medreselerinde öğretimini tamamladıktan sonra icazetini
yani diplomasını alan yeni müderrislerin, hocalarının elini öptükten
sonra isterlerse biraz evvel saygıda kusur etmedikleri hocalarının
düşüncelerinden farklı fikirleri müdafaa edebildiklerini. . .
- Onları bu eğitim ve fikir hürriyetinden mahrum edebilecek hiçbir
makamın olmadığını.. (165)
- Dinden Bahsetmenin Yasak Olduğu Devir
- 1945 yılında Matbuat Umum Müdür Muavini İzzettin Nişbay'ın
dönemin gazetelerinde tek tük dini muhtevalı yazılar görülmesi
üzerine İstanbul gazetelerine:
- "Gazetelerinizin son günlerdeki neşriyatı arasında dinden
bahseden bazı yazı mütalaa ima ve temsillere rastlanılmaktadır
Bundan sonra din mevzuu üzerindeki gerek tarihi, gerek temsili ve
gerekse mütalaa kabilinden olan her türlü makale, fıkra ve
tefrikanın neşrinden kaçınılması ve başlanmış olan bu gibi
tefrikaların en geç on gün içinde nihayetlendirilmesi... diye yazılı
tamim yolladığını...(166)
- İbni Cevzi nin Vasiyeti
- Büyük alim İbni Cevzi'nin, tedris, telif ve fetva ile dolu dolu
yaşadığı ömrünün tek anını bile boşa geçirmeyip, bazısı yirmi cildi
bulan 340'dan fazla eser vererek, kitap yazmadık hiçbir ilim dalı
bırakmadığını - ve yazmış olduğu eserlerinin toplamı ömrünün
günlerine bölündüğünde bir güne dört defter(forma)düştüğünü...
- İbni Cevzi'nin, bu ilimlerle içli dışlı geçen ömrü boyunca,
bıraktığı birbirinden kıymetli eserleri yazarken kullandığı
kalemlerin yontulmasından ortaya çıkan talaşları biriktirip, bu
talaşların vefatında gasıl suyunun ısıtılmasında kullanılmasını
vasiyet ettiğini .
- Bu büyük alimin vefatında vasiyeti yerine getirilerek
biriktirdiği talaşların gasıl suyunu ısıtmaya kafi geldiğini...(167)
- Yunus Nadi' nin Kulakları
- Cumhuriyet gazetesinin kurucusu Yunus Nadi'nin ortak olduğu bir
şirketin, Müdafaa-i Milliye'ye çürük eğer ve koşum takımları satması
üzerine Millet Meclisi'nde hakkında soruşturma açıldığını, fakat
Yunus Nadi'nin birçok eşikleri öpmekle bin bela bu işten yakasını
kurtarabildiğini...
- Bu devleti dolandırma hadisesi üzerine Reis-i Cumhur Mustafa
Kemal'in kendisini çağırarak:
- "Yunus Nadi Bey, hangi Yahudi şirketini tetkik etsek.
- kulakların o şirketin arkasında görünüyor. Sen, Cumhuriyet
gazetesini çıkaracak şahsiyet değilsin. Yarından itibaren gazeteyi
çıkarmayacaksın. Aksi takdirde seni toprak altı ederim "
dediğini...(168)
- Osmanlı Devleti ile Ticaret Yapmanın İmtiyazı
- Osmanlı Devleti'nin, kurmuş olduğu muhteşem devlet sistemini,
tekke-medrese-kışla sacayağı üzerine sağlam bir şekilde oturtup,
doğruluk ve adalet üzerine cihana ışık saçtığını . . .
- Osmanlı tesirinin dört bir yanda hissedildiği bu günlerin
birinde Hollanda Ticaret Odası'nda bir karar alınırken, oyların eşit
çıkması halinde, ticaret odası başkanının karar verebilmek için:
- "İçinizde Türklerle alış veriş eden var mı?" diye sorduğunu ve
herhangi birinden "evet" cevabı alınca da onun oyunu iki oy yerine
kabul edip kararı neticelendirdiğini...(169)Biliyor muydunuz.?
- Mazi ile Alakasını Kesenler
- Hamdullah Suphi Tanrıöver'in tek parti hükümetinin Maarif
Vekilliği'ni yaptığı yıllarda, yabancı bir heyete Süleymaniye
Camii'ni gezdirdikten sonra misafirlerin Kanuni Sultan Süleyman 'ın
türbesini ziyaret etmek istediklerini...
- . Memleketteki bütün türbeler 30.11.1925 tarih ve 677 sayılı
kanunla kapatıldığı için, Hamdullah Suphi'nin bu yabancı misafirlere
kaçamak cevaplar verdiğini, fakat sonunda: "Bir müddet mazi ile
alakamızı kesmek istedik. Onun için türbeleri kapattık" diyerek
gerçeği açıklamak zorunda kaldığını... Misafirlerin "Ciddi mi
söylüyorsunuz?" diye hayretler içinde kalıp, ardından da oldukça
ibretli bir şekilde:
- Tarihi olmayan milletler tarih huzurunda esatir ve efsane " ,
uydurarak kendilerini tatmin ederler. Sizin ise büyük bir tarihiniz
var. Bu tarihi yapanların türbelerini nasıl kapatıyorsunuz?" diyerek
Hamdullah Suphi'yi yerin dibine batırdıklarını. . . (170)
- İlim Uğruna
- Büyük alim İbn-i Teymiye'nin(1263/1328), kitap okumaya
başlamadan önce beline kadar uzayan örgülü saçlarını duvardaki bir
çiviye asıp öyle kitap okumaya başladığını...
- Uykusu gelip de başı önüne düştüğünde çiviye asılı saçlarının
canını yakarak kendisinin uyumasına engel olduğunu...
- Bu ilim aşıkının, böyle azimli çalışmaları neticesinde vefat
ettiğinde ardında bin kadar muazzam eser bıraktığını...1171)
- Beyaz Adamın Afrika'ya Yardımı
- Ünlü İtalyan film yönetmeni Marco Ferrari'nin "İşiniz İş
Beyazlar" isimli filmiyle ilgili büyük yankılar uyandıran bir
röportajında :
- "Avrupalıların Afrika'ya başlattıkları yardım seferberliği
şeytanca bir tuzaktır ve bu yardım sömürgecilikten daha
tehlikelidir. Bizim siyah kıtada artık yapabileceğimiz birşey yok.
Çabuk terkedelim orayı ! Artık beyazların iktidarının sonu
gelmiştir.
- Bizler ihtiyarların yoksulların Paris'te, Roma'da,Londra da
zenci muamelesi gördüğü bir medeniyetin için de yaşarken, nasıl
olurda Afrikalılara yardim etme iddiasında bulunabiliriz. Bugün,
Afrikalı insanlara Yardım adı altında köpekler için hazırlanmış
konserveler gönderilmektedir.
- Bizim medeniyetimizin ne olduğu görülüp bilinirken, tutup da
yardımseverlikten bahsetmesi için insanın yüzsüz olması gerekir.
Asıl yardıma muhtaç olanlar bizleriz" diyerek gayet ibretli bir
şekilde batı medeniyetinin gerçek yüzünü gözler önüne
serdiğini..(172)
- "Ya Rab! Beni Ameliyat Masasından Kaldırma"
- Osmanlı Devleti'nin yıkılmaya yüz tuttuğu talihsiz bir döneminde
35. Osmanlı padişahı olarak tahta geçen Sultan Mehmed Reşad'ın ( 1
844- 1918) mesanesindeki bir rahatsızlıktan dolayı ameliyat olacağı
zaman, kıbleye yönelip ellerini Ulu Dergah'a açarak:
- Ya . Rab! Milletimin ve memleketimin bütün mukadderatını
hayırlara tahvil et! Eğer memleketim ve milletim için zararlı
olacaksam beni bu ameliyat masasından kaldırma!" diyerek bütün
samimiyetiyle Rabbine münacatta bulunduğunu. . .(173)
- Picasso ve İslam
- İslam dininin pek çok hikmete mebni olarak resme cevaz vermemesi
neticesinde, Osmanlı'da daha çok hat sanatı, tezhib gibi, bugün
dünyanın nofigüratif dediği sanatların geliştiğini . . .
- Avrupa ressamlarına bizim hat sanatı örneklerimiz
gösterildiğinde, İspanyolların son büyük ressamı Pablo
Picasso'nun(1881-1973):
- Varmayı düşündüğüm hedefe Müslümanlar beş yüz sene önce ulaşmış"
diyerek hayranlığını ifade ettiğini. . .(174) Biliyor muydunuz?
- Bediüzzaman ve Resim Yasağının Hikmeti
- Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin bir akşam üzeri
İstanbul'un Sirkeci mevkiinde dolaşırken birdenbire bir gayr-i
müslimin ona yaklaşıp elini tutarak:
- Dininizde resim niçin haramdır?" diye sorması üzerine Üstad
Bediüzzaman,ın :
- İnsan, Allah'ın sikkesidir. Padişah ve kralların sikkelerinin
taklidine kanuni yasak olduğu gibi, Allah'ın da sikkesini taklide
şeri cevaz yoktur" diye veciz bir cevap verdiğini ve gayr-i müslimin
de cevaptan çok memnun kalarak "bravo ! " deyip Bediüzzaman
Hazretleri'nin elini sıktığını...(175)
- Kıyas
- Onuncu Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman ( 1495- 1566)
döneminde Sivas vilayetimizin bütçesinin 2 0 milyon altın olduğunu .
. .
- Buna karşılık yine aynı dönemde Fransa Birleşik Krallığı'nın
bütçesinin 4 milyon altın ve Birleşik İngiltere Krallığı'nın
bütçesinin de 3,5 milyon altın olduğunu...(176)
- Kitap Okumadan Geçen İki Gece
- Onuncu yüzyılın büyük alimlerinden Endülüslü İbn-i Rüşd ün ömrü
boyunca kitap okumadan geçen sadece iki gecesinin'
bulunduğunu...Bunlardan birinin evlendiği, diğerinin de babasının
vefat ettiği gece olduğunu. . .(177)
- Veli Sultan
- Yavuz Sultan Selim Han Gazi'nin, İslamiyet'i tek bir bayrak
altında toplamak gayesi ile çıkmış olduğu Mısır seferi sırasında,
daha önceleri Cengiz ve Timur'un geçemeyip yüz geri döndükleri
korkunç Tih çölünü mucizevi bir şekilde onüç günde geçtiğini. . .
- Bu geçiş esnasında askerinin önünde yaya vaziyette mütevazı bir
şekilde iki büklüm olarak yürüyen Koca Yavuz"a vezirlerin: Hünkarım
atınıza binseniz" demelerine karşılık, Büyük Sultan'ın gözyaşları
içinde:Nasıl binerim... Görmüyor musunuz? Resulullah Efendimiz (sav)
önümüzde bize yol gösteriyor" diyerek velayetinin ayan beyan ortaya
çıktığını...(178)
- Osmanlı 'ya İhanetin Cezası
- Meşhur Mısırlı İslam alimi Muhammed el-Gazali'nin, Mescid-i
Aksa'nın işgalinin 25.yılı münasebetiyle Kahire'de verdiği bir
konferansta :
- "Şu bir hakikat ki, Müslümanlar, Osmanlı hilafet devletine
hıyanet ettiler. İngilizler, bir milyona yakın Mısırlıyı Osmanlı
hilafet devletini parçalamak için aldılar ve Müslüman Türklere karşı
onları kullandılar ve Türkler perişan oldu.
- Türkleri, ihanet eden Araplar perişan etti ve biz bu yaptığımız
hıyanet ve ihanetin cezasını Filistin ve Mescid-i Aksa topraklarının
İngilizlerin eline geçmesiyle çok pahalı ödedik, Filistin ve Kudüs
elimizden çıktı" diyerek çok acı bir itirafta bulunduğunu ! (179)
- Arnavut Yemini
- Osmanlı'dan itibaren asırlardır topraklarımız içinde kalmış olan
Balkanlar ve Rumeli'nde yaşayan kendi soydaşlarımıza dini milli
kültürümüz adına gözle görülür bir yardım eli uzatmamamıza rağmen
"Muhteşem Osmanlı!" düşüncesinin gönüllerden silinmediğini . . .
- Bugün Arnavutluk'ta "Türk" kelimesinin onlar için doğruluk,
dürüstlük , yiğitlik, efendilik ve hakbilirlik manalarına geldiğini,
. . .
- Hatta o kadar ki, bazı Arnavutların kendi aralarında bile yemin
ederken: "Doğru söylemiyorsam Türk olmayayım!"diyerek birbirlerini
inandırmaya çalıştıklarını. . .(180)
- Mahluk
- Yunus Nadi'nin, Ankara'da Yeni Gün isminde bir gazete çıkartarak
Anadolu'daki Milli Mücadele hareketine destek verip devamlı M.
Kemal'in lehinde yazılar yazdığını..
- Daha sonraları ise aleyhte yazılar yazması üzerine bu
çarpıklığın sebebini anlayamayan Dr. Rıza Nur'un, işin hikmetini
Mustafa Kemal'e sorması üzerine onun:
- "Haaa,o böyle bir mahluktur ki, aldığı yetmez. Arada bir avucu
kaşınır. O vakit aleyhte yazar. Fakat son zamanlarda çok kaşınıyor.
Matbuat idaresinin parası ve benim verdiklerim yetmiyor. Vire
istiyor. Ne çare bunu böyle idare etmek lazım" dediğini. . (181)
- Ecdadın Vakıf Çağlayanı
- Yardım, şefkat ve sevgi hissinin ebedileşmesi arzusundan doğan
ve diğergamlığın müesseseleşmiş şekli olan vakıf müesseselerimiz
sayesinde cemiyetimizin yıllarca huzur içinde varlığını devam
ettirdiğini . . .
- Bu ecdad vakıfları arasında:Kışın aç kalan kuşların beslenmesi,
Bayram günlerinde şehir ve kasabalarda top atılarak çocukların
sevindirilmesi,
- -Koyun cinsinin ıslah edilmesi,
- -Et fiyatlarının kış aylarında yükselmemesini sağlayacak
tedbirlerin alınması,
- -Hasta ve garip göçmen leyleklerin bakım ve tedavi edilmesi,
- -Çalışan kadınlara sütanne bulunması,
- -Hac yolunda parasız kalanlara para dağıtılması,
- -Cami ve türbe duvarlarındaki ot ve yosunların temizlenmesi,
-Ramazan-ı Şeriflerde camilerde hurma, zeytin gibi iftariyeliklerin
dağıtılması,
- -Köy ihtiyarlarına elbise temin edilmesi,
- -Hamalların sırtlarındaki yükleri, üzerine koyup dinlendikten
sonra kimsenin yardımına muhtaç olmaksızın sırtlanabilmeleri için
mola taşları dikilmesi,
- Yüksek dağ ve geçitlerde kar ve tipiden korunmak için sığınak
yapılması,
- Yaz aylarında sıcaktan bunalanlar için gölgelik yapılması ve
icab eden yerlere su küplerinin konulması...gibi insanı hayretler
içinde bırakan çok enteresan vakıfların olduğunu. . .(182)
- Bir Devrin İçyüzü
- Aziz ecdadımızın, öldükten sonra arkalarında bir sevap kapısı
bırakmak düşüncesiyle binbir emekle yaptırdığı vakıf eserlerinin,
bir dönemde sadece hava parası beşyüzbin lira yaparken yok pahasına
, onsekiz liraya , Ermenilere kiraya verildiğini...
- Yapılan devrimlerden sonra "şapka inkılabına aykırıdır"
gerekçesiyle o güzelim sanat eseri mahiyetindeki ecdad mezar
taşlarımızın "fesli-sarıklı" olan baş kısımlarının kırdırıldığını. .
.
- Koskoca İstanbul'da, namaz kıldırabilecek kadar dahi bilgiye
sahip insan bulunamadığından bir dönemde
- Süleymaniye Camii'ne mahalle bekçisinin imam yapıldığını .
.(183) Biliyor muydunuz.?
- Hak ve Batıl
- Fi Zilalil-Kur'an" tefsiri yazarı büyük alim Seyyid Kutub'a,
idam edilmeden önce devrin başkanı Nasır'dan özür dilemesi
istenildiğini ve bunu yaptığı takdirde bağışlanacağını
söylediklerinde Seyyid Kutub'un tam bir dava adamına yaraşır şekilde
: , Eğer bu idam kararı hak ise, ben bu hakka razı oluyorum. Yok
eğer batıl ise, ben batıldan özür dileyecek kadar alçalmadım" diye
müthiş bir cevap verdiğini...(184)
- Kardinalin Cuma Namazı
- Yunus Emre hakkında bir oratorya düzenlendiği zaman bunu
dinleyen büyük şair Yahya Kemal Beyatlı'ya oratoryayı nasıl bulduğu
sorulduğunda, Yahya Kemal'in: Kardinalin cuma namazı kıldırmasına
benziyor" diye cevap verdiğini... (185)
- İmam Malik'te İman Şuuru
- Peygamber Efendimiz'in (sav): 'Beni Allah'a yaklaştıran ilmimin
artmadığı bir gün yaşayacak olsam, o günü hayırla geçirilmeyen bir
gün sayarım" hadis-i şerifiyle amel etme şuuruyla zamanın hakkını
vermeye çalışan İmam Malik Hazretleri, nin, yemek meselesinden
dolayı kaybedeceği zamanı dahi hesap ederek def-i hacette geçecek
zamanı asgariye indirme
- yollarını aradığını . . .Bu gaye ile üç günde bir defa helaya
gidecek şekilde yemek yemeyi azalttığını...(186)
- Şaraplı İftar Yemeği Tarifi
- Tercüman gazetesinin genel yayın müdürlüğünü yapan solcu Oktay
Verel'li günlerin birinde Ramazan vesilesi ile hazırlanan özel
sayfanın "İftar Sofrası sütunundaki yemek tarifinde:
- 500 gram kuşbaşı et, yarım bardak şarap bir kaşık tereyağı. ..
vs. " diye yazması üzerine o dönemin Büyük gazetesini çıkaran Mehmet
Şevket Eygi'nin: 'Müslüman mahallesinde salyangoz mu satılıyor?"
diyerek Tercüman gazetesini topa tutup, genel yayın müdürünü
gazeteden ayrılmak zorunda bıraktırdığını . . . ( 1 87)
- Altından Nohutlar
- Fatih Sultan Mehmed'in Vezir-i Azamı Mahmut Paşa'nın, ilme
hürmetinin ifadesi olarak devrin alimlerine haftada iki defa ziyafet
verdiğini. . . Sofradaki Vezir-i Azam Mahmut Paşa' nın bu
ziyafetlerde , pilavın içine önceden altından yapılmış nohut taklidi
taneleri karıştırdığını ve bunlar kimin kaşığına isabet ederse ona
hediye ettiğini. . .(188)
- Harem Yalanı
- Osmanlı Harem Hayatı hakkında yazılan eserlerin pek çoğunun ya
tamamiyle uydurma veya çok eksik olduğunu...
- 18.yüzyılda İstanbul'da bulunmuş olan İngiltere sefirinin eşi
Lady Montagunun, "Şark Mektupları" isimli kitabında anlattığı
Osmanlı Harem hayatı hakkındaki bilgilerin, yine bir batılı olan ve
Türkiye'de yirmiüç yıl vazife yapmış olan Mareşal Moltke tarafından
tekzib edildiğini... ( 1 89)
- Bağdat Fatihi'nin Mütevazı Hayatı
- Osmanlı padişahlarının en cihangirlerinden olan Sultan lV.
Murad'ın savaşa giderken seferlerde, neferler gibi pek sade
- bir hayat yaşadığını Yemek hususunda bile askerinin karavanasına
kaşık salladığını ve çok defa kırlarda atını eğerini başının altına
yastık yaparak uyku ihtiyacını giderdiğini...(190)
- Günde Üç Yumurta Veren Tavuk
- Üstad Bediüzzaman Hazretleri'nin Barla'daki sürgün günlerinin
birinde vakit akşama yaklaşırken elinde bir sopayla tavuk
kovaladığını ve orada bulunan köy halkından bazılarının Üstad' a
gelip tavuğu niçin kovaladığını sormaları üzerine, Bediüzzaman'ın
gayet ibretli bir şekilde:
- "Bu tavuk dün iki tane bugün ise üç tane yumurta getirdi. Benim
iktisat kaidemi bozuyor. Bu sebepten kovuyorum " cevabını
verdiğini...(191)
- Bir Tarihi Yanlış Daha
- Osmanlı devlet ricalinin, giydikleri samur kürkten dolayı bazı
tarihçilerin işin aslını ciddi araştırmadan Osmanlı'nın bu devinin
sefahat dönemi olarak adlandırıp, adını Samur Devri "koyduklarını..
- Halbuki gerçekte ise, normalde giyilen kaftana kışın ısıtıcı
olması için (bugün pardesülerde muflon kullanıldığı gibi) samur
kaplandığını ve böylece soğuk rutubetli taş mekanlarda yaşayan o
günün insanı için kış aylarında samurun bir nevi kalorifer vazifesi
gördüğünü. . .(192)
- Milletin Sırtındaki Yük
- Sultan Mehmed Reşad'ın ortanca oğlu Şehzade Necmeddin Efendi
vefat ettiğinde, padişahın yakınlarının büyük üzüntüye kapılmaları
üzerine Sultan Reşad' ın tam bir tevekkülle :
- Bizler zaten milletin sırtında büyük bir yük halindeyiz. Ben bir
evlad kaybettim, fakat millet bir yükten kurtuldu "
dediğini...(193)Biliyor muydunuz?
- Hür Bir Esir
- 17. yüzyılda Ruslarla yaptığı savaşı kaybederek Osmanlı
Devleti'ne sığınan İsveç Kralı 12. Charles(Demirbaş Şarl)' ın,
Türklerden gördüğü alicenaplık karşısında Poltava'da esir oluyordum.
Bu benim için bir ölümdü. Kurtuldum Buğ nehri önünde tehlike daha
kuvvetli olarak belirdi. Önümde su, ardımda düşman, tepemde ateşler
püsküren güneş. . .
- Su beni boğmak, düşman beni parçalamak, güneş beni eritmek
istiyordu, yine kurtuldum. Fakat bugün esirim. Türklerin esiriyim.
Demirin, ateşin ve suyun yapamadığını onlar yaptılar, beni esir
ettiler. Ayağımda zincir yok, zindanda da değilim. Hürüm ve
istediğimi yapıyorum. Lakin yine esirim asaletin nezaketin esiriyim.
Türkler beni işte bu elmas bağa sardılar. Bu kadar şefkatli , bu
kadar yüksek kalpli, bu kadar asil ve bu kadar nazik milletin
arasında hür bir esir olarak yaşamak bilseniz ne kadar tatlı"
diyerek şükranlarını ifade ettiğini...(l94)
- Yirmi Yüzlüler
- Viranelerin yascısı" milli şairimiz Mehmet Akif Ersoyun
cemiyetteki bozuklukları görüp, insanlar arasındaki münasebetlerdeki
riyakarlık ve sahte tavırlar karşısında dayanamayarak:
- Artık iki yüzlüleri sever oldum çünkü yaşadıkça yirmi yüzlü
insanlar görmeye başladım " diyerek hayıflandığını....(195)
- 450 Yıllık Çevre Nizamnamesi
- Çevremizin gitgide yaşanmaz hale gelip bunun ekolojik felakete
yol açan neticelerinin hergün biraz daha fazla ortaya çıkmasıyla
birlikte çevreyle ilgili haftalar tertip edip, hukuki düzenlemelerin
gündeme yeni yeni gelmesine karşılık, Osmanlı Devleti'nin bizden tam
dört buçuk asır önce, meselenin ehemmiyetini idrak ederek Çevre
Temizliği Nizamnamesi " hazırlayıp uygulamaya koyarak problemi
çözdüğünü. . .(196)
- Lüks Gemi ve Tuvalet
- Büyük şair Necip Fazıl Kısakürek'e sahilde rastlayan bir
hayranının :
- Üstad, senin bütün mücadelelerin güzel, hizmetlerin eşsiz... Ama
şu.... . .... tarafın olmasa!" diyerek tenkit etmesi üzerine Necip
Fazıl'ın tebessüm ederek:
- Şu Boğaz'dan geçen lüks ve güzel gemiyi görüyor musun? Bak ne
kadar lüks ve konforlu değil mi. İşte böylesine lüks geminin
tuvaleti de vardır" cevabını verdiğini... (197)
- Abdülhamid'in Haremi
- ll. Abdülhamid Han'ın karısı Müşfika Sultan'ın, kocasının
vefatından sonra ve kızının da Avrupa'ya sürgün gitmesi üzerine,
İstanbul'da yıllarca yalnız yaşadığını...
- Ayşe Sultan'ın annesini defaatle Avrupa'ya yanına çağırmasına
rağmen gitmediğini ve bunun sebebini soranlara:Efendim pek
kıskançtı. Harem ağaları bile başlarını kaldırıp yüzüme bakmaktan
men edilmişti. Avrupaya gittiğimi yüzümü yabancı erkeklerin
gördüklerini kabrinde hissederse güceneceğini, azap duyacağını
düşündüm. Onun için de kalbime taş basarak yıllar yılı dar-ı dünyada
evladımın hasretine katlandım" diye ibretli bir şekilde cevap
verdiğini. . .(198)
- Oğlumdan Devlet Sorumludur
- 16 Nisan l992'de, polisin yaptığı bir operasyonda öldürülen
Dev-Sol militanı Sinan Kukul'un babası Musa Kukul'un, gazetelere
verdiği beyanatta: "Oğlum benim yanımdayken inanıyordu. Namazını
kılıyordu. Onu devlete güvenip yatılı okula verdiğimde kaybettim
- Tavuk bile kesemeyen oğlum, nasıl bu yola düştü? Sormak
istediğim devlet yatılı mekteplerinde okuyan bir çocuk nasıl oluyor
da devlet aleyhinde yönlendirilebiliyor. Sinan 'dan ben değil,
devlet sorumludur" dediğini.. .(199)
- Bismark'ın Parlemento Anlayışı
- Alman birliğinin kurucusu büyük devlet adamı Prens Otto Von
Bismark'ın(1815/1898), Sultan ll. Abdülhamid'in Meclis-i Mebusan'ı
kapattığını öğrendiğinde, kendisine Padişah adına nişan getiren Ali
Nizami Paşa'ya:
- İyi ettiniz de meclisi fesheylediniz. Bir devlet millet-i
vahideden (tek bir miletten) teşekkül etmedikçe, parlemento o
devlete ve millete yarardan çok zarar getirir... " dediğini. .
.(200)
- Mehmet Akif ve Kalpak
- Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un Cumhuriyet'in ilk yıllarında
Ankara'ya çağırıldığını ve orada halledilmesi gereken o kadar önemli
mesele varken "kalpak " meselesinin görüşülmesi üzerine iyice canı
sıkılan Akif'in: "Ben de bu adamların başımın içine bakacaklarını
sanmıştım. Ama onlar tepesine baktılar" diye hayıflandığını. .
.(201)
- Osmanlı'nın Adalet Şemsiyesi
- Kurtuluş Savaşı'ndan önceki İstanbul'un işgal yılları sırasında,
birçok yerli Rum'un taşkınlıklar yaparak Türk düşmanlığını
körüklemesine mukabil , İstanbul'da yıllarca Osmanlı'nın adalet
şemsiyesi altında huzur içinde hayat sürmüş hakperest bir Rum olan
Alerko Mandacı'nın, elinde tesbihi, başında fesi ile dolaşıp :
- ``Ben bu fesin altında doğdum, bunun altında ölürüm!" diyerek
soydaşı diğer Rumlara muhalefet edip onlarla yaka paça mücadele
ettiğini . . . (202)
- Batıda Kilisenin Serveti
- Bugün Avrupa'da kiliseye kayıtlı olan milyonlarca insanın maaş,
ücret veya gelir vergilerinden bir bölümünün kiliseye aidat olarak
kesildiğini. . .
- Bu aidatların 1991 yılı toplamının sadece Almanya'daki
karşılığının 15 milyar 700 milyon markı bulduğunu...
- Ayrıca Almanya'da aynı yıl kiliseden kaydını sildirenlerin
sayısının 300.000 kişiyi bulduğunu. (203)
- Kadının Ruhu Var mı?
- 16. Yüzyıl Avrupa'sında, kadınların ruhlarının olup olmadığı ve
Cennet'e gidip gidemeyecekleri meselesinin Hristiyan çevrelerde
durmadan tartışıldığını...
- Yine o dönemde bir üniversite hocasının, kadınların insan
türünden olmadıklarını ispat etmek üzere Latince tezler yazdığını ve
o dönemin kraliyet fermanlarında, kadınların dövülme meselesi ile
alakalı olarak:
- "Dövme aletinin ucu keskin demir olmasın ve açılan yara da makul
bir cezanın hudutlarını aşmış olmasın" diye hükümler yer aldığını...
(204)
- Zekanın Böylesi
- Bediüzzaman Hazretleri'nin bir lütf-u İlahi olarak çok zeki bir
yaratılışa sahip olduğunu...
- Bir defasında ikibinbeşyüz alternatifli bir ihtimal hesabını iki
saat zarfında zihninden hesap edip çözdüğünü...
- Yine gençlik yıllarında giriştiği bir münazaradan sonra misafir
kaldığı ev sahibine dert yanarak:
- Acem Ağa, bu adamlar benimle münazaraya girişiyorlar. Vallahi
azim ben, yerden ta asumana kadar, buğday taneleri birbirine binip
eklenseler, kaç tane edeceğini zihnim de hemen bulabilir
çıkartabilirim" dediğini...(206)
- Osmanlı Saray Kadınları
- Tarihi hadiselere önyargılı bakan birçok batılı yazarın. Osmanlı
kadınlarının saray hayatını kendi hayat felsefelerine göre
değerlendirip,"kafes edebiyatı" çerçevesinde senaryolaştırmasına
mukabil, yıllarca İstanbul'da yaşayan"Muhteşem İstanbul" kitabının
yazarı Gerard de Nerval'in Osmanlı saray kadınları hakkında :
- "Saray kadınlarına gelince, bunların gerçekten birer alim
olduklarını söyleyebiliriz ve bu sözümüzde mübalağa yoktur. Çünkü
saraya giren her kadın, tarih, edebiyat. müzik, resim ve coğrafya
konularında çok ciddi bir eğitime tabi tutulur. Bu kadınların
birçoğu, sanatkar veya şairdirler diye yazdığını. . .(205)
- "Sol Kolumuzu Yiyip Sağ Kolumuzla Çarpışırız"
- Lid kalesinin İspanyollar tarafından muhasara edilip kale
içindeki şehirde açlığın baş göstermesi üzerine, başları sıkışan
halkın .kale muhafızı Jan Vanderev'e müracaat ettiklerinde, kale
muhafızının :
- "Sizin elinizden ölmekle, düşman eliyle ölmek benim için
aynıdır. Eğer benim etim sizi doyuracaksa, beni parçalayıp yiyiniz"
cevabını verdiğini...
- Jan Vanderev'in bu söz ile yüreklenen halkın sonuna kadar kaleyi
muhafaza edip, İspanyolların teslim tekliflerine karşı
- Erzakımız bitse bile sol kolumuzu keser yeriz ve düşmana karşı
sağ kolumuzla mücadele ederiz" cevabını verdiklerini. . . "(207)
- İdeal ve Menfaat
- ABD eski başkanı George Bush'un, West Point Askeri Akademisi'nde
son yaptığı konuşmada "ideal" ile "menfaat" arasındaki farkı
vurgulayıp tam bir makyavelist batılı zihniyete yakışır şekilde :
- "Her şiddet hadisesine karşı koymak durumunda değiliz... Bir
milletin idealleri menfaatleriyle çatışma halinde olmamalıdır"
diyerek maskesinin altındaki gerçek yüzünü gösterdiğini. . .(208)
- Batının Pis Parmağı
- "Arap Birliği " düşüncesinin, İngilizlerin, Osmanlı Devleti'ni
parçalamak için kullandığı bir vasıta olduğunu ve böylece
İngilizlerin Arapları, İslam ümmetinden ayırmayı hedeflediklerini...
- Nitekim "Baas Arap Milliyetçiliği" fikrinin de bir Hristiyan
olan Misel Eflak tarafından ortaya atıldığını...
- Yine Osmanlı'yı İslam aleminden koparmak için ortaya atılan
"Pantürkizm" düşüncesinin fikir babasının da Vambery isimli bir
Avrupalı olduğunu... (209)
- Mevlana ve Uğursuzluk
- Halk arasında yaygın olan batıl inançların birinin de: Üzerinde
dikiş dikilen kimsenin ağzına birşey almamasının uğursuzluk
getireceği " olduğunu...
- Mevlana'nın hanımı Kira Hatun'un, kocasının feracesini üzerinde
olduğu halde dikerken içinden 'Acaba Mevlana'da mübarek ağzına
birşey aldı mı?" diye geçirmesi üzerine, Büyük Veli'nin karısına
dönerek ibretli bir şekilde: "Bunun ehemmiyeti yok, sen adamakıllı
dik. İşte ben ağzıma , Kulhuv'allahü ahad (O Allah tekdir)' lafzını
aldım.'.dediğini. . .(210)
- Büyük Musibetin Haberi
- Bediüzzaman Said Nursi Hazretlenin Vandaki Horhor medresesindeki
talebelerine ders verdiği esnada bir karınca yuvasındaki karınca
kolonisinin,ölülerini dışarı attıklarını görünce:Büyük bir musibet
başımızda dolaşıyor. Nasıl ki bu karıncalar ölülerini dışarı
atıyorlar,aynen öylede bu musibette de millet ölülerini dışarı atıp
sahip olamayacak diyerek,cihan harbinin o müthiş musibetini keşfen
haber verdiğini...(211)
- İstiklal Mahkemeleri
- Birinci Büyük Millet Meclisinin unutulmaz imanlı hatibi, Erzurum
mebusu Hüseyin Avni Ulaşın,Elazığ İstiklal Mahkemesinde yargılanıp
hakkında beraat kararı verilmesi üzerine büyük bir celadetle
yerinden fırlayarak:Bu mahkeme çok namuslu insanları asmıştır. Bizim
namusumuzda bir eksiklik mi gördü ki,bizi asmadı diye haykırması
üzerine,Elazığ İstiklal Mahkemesinin Hüseyin Avni Bey i ömür boyu
sürgün cezasına mahkum ettiğini....(212)
- Dört Kıtada Kerim Devlet
- Osmanlı Cihan Devleti hakimiyetinin Orhan Gazi devrinde Asya dan
Avrupa ya...Yavuz Sultan Selim devrinde buralara ilave olarak Afrika
kıtasına....İkinci Selim tarafından gerçekleştirilen Sumatra
seferiyle de Okyanusya ya dayandığını...Bu suretle de Devlet i Aliye
yi Osmaniyenin azamet devrinde dünyanın dört kıtasında boy
gösterdiğini...(213) Biliyor muydunuz?
- "Ben Bu Tefsiri Yazmazdım"
- Cumhuriyet hükümetlerinin ilk Şer'iyye Vekili 'Hülasa tül Beyan"
isimli Kur'an tefsiri yazarı Konyalı Mehmed Vehbi Efendi'nin,
Bediüzzaman Said Nursi'nin İhlas Risalesini okuduktan sonra,
kendisine bu eseri veren Konyalı Hacı Sabri Halıcı'ya:
- "Sabri Bey, Allah'a kasem ederim ki, sen bu eseri bana tefsirimi
yazmadan evvel verseydin ben bu tefsiri yazmazdım " dediğini. .
.(214)
- Paramparça Olan Kalp
- Hayatını, memleket gençliğinin ebedi hayat prensiplerinin
rehberliğinde yetiştirilmesine adamış büyük dava adamı rahmetli
Zübeyr Gündüzalp'in, asılsız ithamlarla çıkarıldığı bir mahkemede :
- "Teessür ve ızdırap karşısında kalpten bir parça kopsa idi, bir
genç dinsiz olmuş' haberi karşısında o kalbin atom zerratı adedince
paramparça olması gerekirdi" diye haykırdığını. . .(215)
- Sünnetdaşlık
- Osmanlı'nın çok güzel sünnet geleneklerinden birinin de varlıklı
ailelerin, çocuklarını sünnet ettirecekleri zaman kendi çocuklarının
sünnet düğününe fakir aile çocuklarını da davet ederek onları da
sünnet ettirdiklerini...
- Böylece sünnet edilen çocuklar arasında hayat boyu sürecek bir
kardeşlik bağı(sünnetdaşlık) tesis etmiş olduklarını.... (21 6)
- Bir Mandaya Değişilen Devlet
- İstanbul'un batılı emperyalistlerce işgal edildiği yıllarda
"manda" fikrinin hararetli bir şekilde tartışıldığı günlerin birinde
, o devrin Zaman gazetesinin baş yazarlığını yapmakta olan şair
Yahya Kemal'in, kendi köşesinde bir arkadaşının ifadesi
- olan "Bu şehre girmek için Fatih Sultan Mehmed'in her topuna
doksan manda koşmuştuk. Koca saltanatı bir mandaya değişeceğiz" diye
yazması üzerine bu makalesinin sansüre uğrayarak köşesinin beyaz
çıktığını. .. (217)
- "Onların Herşeyini Berbad Ettik"
- Haçlı seferlerinin başarısızlıkla neticelenmesinden sonra batı
sömürgeciliğinin İslam ülkelerine yerleştirmenin başka yollarını
arayan kilisenin, geliştirdikleri Oryantalizm metodlarıyla yılarca
sabırla çalışarak İslam alemini ne hale getirdiklerini, yine bir
batılı olan Louis Massignon'un.
- "Onların herşeyini berbad ettik felsefelerini, dinlerini berbad
ettik. Şahsiyetlerinde büyük bir boşluk meydana getirdik. Artık
anarşiye ve intihara hazır haldedirler. Ruhlarını kaybettiler"
sözleriyle ifade ettiğini...1218)
- Bir Dinsizin Papaz Olan Oğlu
- "Beşerin böyle dalaletleri var.
- Putunu kendi yapar kendi tapar.
- diyen bir dönemin edebiyat dünyasının önemli simalarından biri,
inançsız şair Tevfik Fikret'in(1867-l915): "Sen bize bol bol ışık
kucakla getir diyerek elektrik mühendisi olmak üzere İngiltereye
gönderdiği oğlu Haluk'un, dininden ve vatanından tamamen koptuğunu
ve içindeki inanma ihtiyacından dolayı önce bir Hristiyan, daha
sonra da bir kilisede papaz olduğunu...
- Yıllar sonra Amerika'da izini bulup kendisiyle görüşmek isteyen
birine de:
- Siz Türk veya Türkiyeli olabilirsiniz bu beni ilgilendirmez Ben
Amerikalıyım Amerikan vatandaşıyım. Türkiye ile iyi-kötü bir ilişkim
yoktur , diyebilecek kadar tefessüh ettiğini..
- Nihat Sami Banarlı'nın bu hadise üzerine: "Fikret ailesinin
talihsizliği galiba 'mendel kanununun tezahürüdür, Bu soya çekim'
kanunu, Fikretin ruhuna belki hüsran duygusunun acısın! tattırdı.
Çünkü Fikret'in ailesi henüz Müslüman olmuş bir Rum ailesinin
kızıydı ve bu ailenin tarihinde sağa veya sola doğru birtakım iman
ve ideal değişimleri 0lmuştu.
- Haluk'un Müslümanlıktan yedi asır eski bir dine geri dönmesi,
belki de böyle bir kan mirasının tecellisidir" diyerek enteresan bir
yorum getirdiğini... (219)
- Tito' dan Müthiş İtiraflar
- Ömrünün elli yılını komünist ideoloji yolunda harcayarak bu
davasında şöhreti yurt dışına taşmış bir insan olan Salih
Gökkaya'nın, daha sonra İslam'la müşerref olarak Hakk'a rücü
ettiğini .
- Komünizm fırtınalarının bütün dünyayı kasıp kavurduğu bu
günlerin birinde Salih Gökkaya'nın "Türkiye Komünist Talebe
Teşkilatı Başkanı" sıfatıyla Yugoslavya Devlet Başkanı Mareşal
Tito'nun şeref misafiri olarak Belgrad'a gittiğini...
- Ömrünün son günlerini geçirmekte olan Tito'yu ziyaret
ettiklerinde , hayatını komünizme adayan bu ihtiyar liderin büyük
bir pişmanlık içinde:
- "Yoldaş, ben ölüyorum artık... Ölümün ne derece korkunç birşey
olduğunu size anlatamam. Anlatsam bile sıhatli ve genç olan sizler,
bu yaşta bunu anlayamazsınız. Düşünün ölmek, yok olmak... Toprağa
karışmak ve dönmemek üzere gidiş... İşte bu çıldırtıyor beni...
Dostlarımızda sevdiklerimizden, ünvan ve makamlardan ayrılmak...
Dünyanın güzelliklerini bir daha görememek.. Ne korkunç birşey
anlamıyor musunuz?
- Yoldaşlarım, sizlere açık bir kalple itirafta bulunmak
istiyorum: Ben öldükten sonra, toprak olacaksam, diriliş, ceza veya
mükafat yoksa, benim yaptığım mücadelenin değeri nedir? Söyleyin
bana? Ha yoldaşlarımın kalbine gömülecekmişim veya
unutulmayacakmışım veya alkışlanacakmışım neye yarar?
- Ben mahvolduktan sonra, beni alkışlayanların takdir sesleri,
kabirde vücudumu parçalayan yılan ve çıyanları insafa getirir mi?
Söyleyin bu gidiş nereye? Bunun izahını Marks, Engels, Lenin
yapamıyor.
- İtiraf etmek zorundayım
- Ben Allah'a, peygambere ve ahirete inanıyorum artık. Dinsizlik
bir çare değil. Düşünün, şu kainatın bir Yaratıcısı şu muhteşem
sistemin bir kanun koyucusu olmalıdır... Bence ölüm de son
olmamalıdır,mazlumca gidenlerle, zalimce ölenlerin bir hesaplaşma
yeri olmalıdır. Hakkını almadan, cezasını görmeden gidiyorlar. Böyle
keşmekeş olamaz Ben bunu vicdanen hissediyorum Öyle ki, milyonlarca
suçsuz insanlara yaptığımız eza ve zulümler, şu anda boğazıma
düğümlenmiş bir vaziyette Onların ahlarına kulak verecek bir merci
olmalı... Yoksa insan teselliyi nereden bulacak? Bunların bir
açıklaması olmalı Marks bu mevzuda halt işlemiş. Uyuşturmuş
beynimizi
- Nedense ölüm kapıya dayanmadan bunu idrak edemiyoruz Belki de
göz kamaştırıcı makamlar buna engel oluyor. Ben bu inançtayım
yoldaşlarım, sizler de ne derseniz deyin!" diyerek müthiş bir
itirafta bulunduğunu...(220)
- "Asrın Müceddidinin Büyük Bir Talebesi Geçiyor"
- Bediüzzaman Hazretleri'nin talebelerinden Albay Hulusi Bey'in
tayininin Kars'a çıkması üzerine, bindiği tren Erzurum Alvar köyünün
yakınlarından geçerken Şeyh Muhammed Lütfi Efendi'nin kerametkarane
ayağa kalkıp:Asrın müceddidinin büyük bir talebesi geçiyor" deyip
takdir ve ta'zimde bulunduğunu. .(221)
- Çatırtı
- Fransa İmparatoru III. Napolyon'un, o sırada Paris'te Osmanlı
Büyükelçisi olarak bulunan Ahmet Vefik Paşa'ya:"Paşa, işitiyorum,
Osmanlı Devleti çatırdıyor" demesi üzerine, Vefik Paşa'nın gayet
vakur bir şekilde:
- "İstanbul buraya uzaktır , ses duyulmaz... O duyduğunuz sizin
imparatorluğunuzun çatırtısıdır" cevabını verdiğini . . . (222)
- Şarap İmalatçısı Elçilerimiz
- Eski Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden Vural Arıkanın Tahran
Büyükelçiliği'nde diplomatlık yaparken, memleketimizin dış
politikası ile alakalı meseleleri üzerinde oldukça faydalı (!)
faaliyetlerde bulunduğunu ,
- Bu faydalı(!) faaliyetler arasında, içkinin yasak olduğu
İran'da, dışarıdan iki kamyon .üzüm getirterek büyükelçiliğin
mahzeninde bizzat üzümlerin üzerinde tepinerek şarap imal etmenin de
bulunduğunu... (223)
- İzmir'de Vahşet
- 15 Mayıs 1919 tarihinde, İngilizlerin kışkırtmalarıyla Ege
bölgemizin incisi İzmir'i işgal eden Yunan askerlerinin Kordon
boyu'nda genç-ihtiyar, çoluk-çocuk demeden yüzlerce insan vahşice
katlettiklerini , . ,
- Sahil kıyısındaki askeri gemilerde beklerken, olanları gören ve
Türk düşmanlığı ile şartlandırılmış İngiliz askerlerinin dahi
yapılan insanlık dışı vahşete tahammül edemeyerek gemide isyan
alametleri göstermeleri üzerine, gemilerin denize açılmak
mecburiyetinde kaldığını (224)
- Abdest Suyu
- Otuzikinci şehit Osmanlı Padişahı Abdülaziz Han'ın çok dindar
bir padişah olduğunu ve ömrü boyunca hiç namazını hiç
terketmediğini...
- Fransa Kralı ve İngiltere Kraliçesi'nin daveti üzerine çıktığı
Avrupa seyahatinda -Frenklere itimat etmeyerek abdest suyunu dahi
beraberinde götürdüğünü. . (225/a)
- Daha sonraları bazı menfaati zedelenenlerce, cinayet şebekesi
kurdurularak hunharca öldürülüp hadiseye intihar süsü verildiğini...
.
- Abdülaziz'in vefatını öğrenen İstanbul halkının çok sevdikleri
padişahları için "Babamız öldü!" çığlıklarıyla sokaklara
döküldüklerini . , , (225/b)
- Biliyor muydunuz.?
- İnönü ve Karabekir
- Başvekil İsmet İnönü'nün, eski silah arkadaşlarından Kazım
Karabekir Paşa'nın Erenköy'deki evini polis kuvveti ile bastırıp,
Paşa'nın "İstikIal Harbinin Esasları" isimli hatıralarını
gasbettiğini , . .
- Bu hadise üzerine Cafer Tayyar Paşa ile dertleşen Kazım
Karabekir'in teesürünü ifade ederek:
- "Ah İsmet!.. Her türlü insanlık hissinden sıyrılacak kadar haris
olacağına, biraz ileriyi görmek hassasına sahip olsaydın, ne
olurdu?" dediğini...(226)
- Şapkanın Serencamı
- Falih Rıfkı Atay'ın ifadeleri içinde: "Müslümanlar,
Hristiyanların iyisine 'makul kefere', kötüsüne 'gavur', beterine
şapkalı gavur' "denildiği bir dönemde, 25 Kasım 1925 tarihinde şapka
inkilabının yapıldığını ve bu inkılaba karşı geldikleri için 57
kişinin idam edildiğini,.. (227 /a)
- .İngiliz araştırmacı yazar Paneth'in, "Turkey at the Gross roads
"ın (Türkiye Yol Ayrımında) , , isimli kitabında o günler ile
alakalı olarak:
- "Avrupa şapka imalatçıları altın günler yaşadılar. Gemiler
dolusu fötr panama, kasket,ne varsa İstanbul'a gönderildi. İtalyan
Borsalino kardeşlerin şapka yüklü gemisi İstanbul limanında idi
zaten. Şapkanın gündeme gelmesi ile birlikte, geminin yükü alelacele
gümrükten geçirildi. Borsalino kardeşler bu işten büyük kar elde
ettiler... İstanbul'da erkeklerin kafalarında kağıt şapkalar hatta
kadın .. şapkaları bile vardı,.," diye yazdığını...
- Şapka almakta zorluk çeken memurlara hükümetin taksitle borç
para verdiğini ve bu ilk devrim hareketini, yine devrimlerin
savunucularından biri olan Halide Edip Adıvar'ın:
- "Şapka kanunu, devrimlerin en beyhude ve en sathisidir, Bu
kanuna sokaktaki adamın karşı çıkması, onu yapanlardan daha batılı
bir davranıştır" diye tepki gösterdiğini, , ,(227/b)
- Kaskete Hakaret
- Mahkum olarak Ankara'dan Denizli'ye sevkedilen Bediüzzaman
Hazretleri'ne mahkeme celsesi devam ederken başına takması için bir
kasket verdiklerinde, Üstad'ın kasketi alıp sandalyenin üzerine
koyarak üzerine oturduğu... Bunun üzerine savcının.."Said Nursi
şapkamıza hakaret ediyor" diye bağırması üzerine Bediüzzaman'ın:
"Ben zayıfım bu sandalye de çok kurudur onun için altıma koydum"
cevabını verdiğini . . . (228)
- Ciğercilik Mesleği
- Ecdadımızda "ciğercilik " diye bir mesleğinin bulunup. bu meslek
erbabının, uzun bir sırığın ucuna taktıkları ciğerleri mahalle ve
çarşılarda dolaştırdıklarını.,.
- Yolda bu ciğerciye rastlayan hayırsever insanların ciğerleri
satın alarak etraftaki aç kedi ve köpeklere dağıtıp sevap kazanmayı
gaye edindiklerini,,...(229)
- Ürpertici ifadeler
- Küfür ateşinin alevlerinin göklere yükseldiği bir asırda iman
suyuyla onu söndürmeye koşan, büyük çile insanı Üstad Bediüzzaman
Hazretleri'nin, bu meşakkatli iman hizmeti esnasında defaatle
zulümlere maruz kalıp öldürülmek istenildiğini ve kendisine bu zulüm
silahını kullananlara karşı:
- ",,. Dünyamızı, dinimiz uğrunda ve ahiretimize her vakit feda
etmeye hazırız, Sizin zalimane ve vahşiyane hükmünüz altında bir iki
sene zelilane geçecek hayatımızı, kudsi bir şehadeti kazanmak için
feda etmek, bize ab-ı kevser hükmüne geçer, Fakat Kur'an-ı Hakim'in
feyzine ve işaratına istinaden, sizi titretmek için, size kat'i
haber veriyorum ki Beni öldürdükten sonra yaşayamayacaksınız! Kahhar
bir el ile, cennetiniz ve mahbubunuz olan dünyadan tardedilip ebedi
zulümata çabuk atılacaksınız!
- Arkamdan pek çabuk sizin Nemrutlaşmış reisleriniz gebertilecek,
yanıma gönderilecek. Ben de huzur-u İlahi'de yakalarını tutacağım,
Adalet-i İlahiye, onları esfel-i safiline atmakla intikamımı
alacağım!." diye seslendiğini..
- Ve bu büyük Hak Eri'nin vefat ettiğinde geriye maddi varlık
olarak sadece ve sadece bir cübbe, bir sarık, bir cep saati ve yirmi
lira para bıraktığını. .. (230)
- İstiklal Mahkemelerinin Adaleti(!)
- Cumhuriyet'in ilanından sonra ikinci defa kurulan ve 1925-1927
döneminde faaliyet gösteren İstiklal Mahkemeleri hakkında
Araştırmacı Ergün Aybars' ın:"Kararların temyizi yoktu. Mahkemeler
kararlarını vicdanı kanaatlerine dayanarak verirlerdi, Kararın
verilmesi için delile gerek yoktu dediğini...
- Bu konu ile alakalı olarak mahkeme üyelerinden Lütfi Müfit Beyin
Savcı Süreyya Bey'e:
- "Bizim milli bir gayemiz var. O gayeye Varmak için asıra kanunun
üstüne çıkarız. diyerek ne kadar adilane(!) hükümler vererek
yüzlerce insanın ölümüne imza koyduklarını. . .(231)
- HaIkın Hizmetinde Olan Devlet
- Devletin, o ülke vatandaşının hizmetinde bir müessese olarak
çalıştığı İngiltere'de en üst seviyedeki bir kamu görevlisinin dahi,
en sade vatandaşa yazdığı bir yazıda. veya dilekçesine verdiği
cevapta: "Sadık Hizmetkarınız-your obedient servant diye imza
attığını . . . (232)
- Amerikan Mandası
- İsmet İnönü'nün, memleketimizin dört bir yandan düşman
tarafından işgal edildiği günlerde kendisinin de Milli Mücadeleci
olduğunu ilan etmesine karşılık gerçekte ise Milli Mücacdele'ye
inanmayıp mandacılık taraftarı olduğunu...
- 27 Ağustos l9l9'da Kazım Karabekir Paşa'ya yazdığı mektupta :
- "Bütün memleketi parçalanmadan ancak bir Amerikan mandasına
tevdi etmek yaşayabilmek için yegane ehven çare gibidir diye
yazdığını...(233)
- Şark ve Garpta Temizlik Kültürü
- Orta Çağ Fransa'sında saray ve tiyatrolarda bile umumi helaların
bulunmadığı bir zamanda, su medeniyetinin başşehri İstanbul'da
1400'ün üzerinde umumi hela bulunduğunu . . .
- Yine aynı dönem Avrupa'sında akan su ile temizlenmenin
bilinmeyip bir kaba doldurulan su ile tekrar tekrar el yüz
yıkandığını...
- Buna karşıIık Osmanlı şehirlerinin, herbiri bir sanat şaheseri
olan çeşmelerle donatılmış olduğunu...(234)
- Biliyor muydunuz?
- Haysiyetli Bir Haykırış
- İzmir Valisi İzzet Bey'in, Yunanlıların İzmir'i işgal etmesi ne
karşı çıkılmamasını söylemesi üzerine il müftüsü Rahmetullah
Efendi'nin:
- Vali Bey!.. Bu sakalım kanımla kızarabilir ama, bu alına, Yunan
alçağını sükunet ve tevekkülle selamlamış olmanın karasını sürerek
huzur-u İlahiye çıkamam!" diyerek haysiyetli bir çıkış yaptığını...
(235)
- Selahaddin Eyyübinin Serveti
- Hayatı İla-yı kelimetullah adına hep at sırtında geçmiş Kudüsün
Haçlıların elinde olmasından dolayı gülmeyi kendisine haram kılmış
olan büyük İslam mücahidi Selahaddin Eyyübi'nin, vefat ettiği zaman
yanında bulunan komutanlarda Mahmut Han'ın elinde tuttuğu kılıcı
havaya kaldırıp "Ey Cemaat-i Müslimin! İşte hükümdarınızın bütün
serveti bu kılıçtan ibarettir" diye haykırdığını...(236)
- Adüvvullah Cevdet
- Dr. Abdullah Cevdet'in(1869/l932) (Adüvvullah Cevdet) çıkarmış
olduğu dergilerindeki yazılarıyla hayatı boyunca İslami değerlere
hücum ettiğini...
- En büyük hedefinin, "halk arasında dinin nüfuzunu kırmak
olduğunu söyleyen bu ateist adamın ölüp de" cenazesinin Ayasofya
Camisi'ne getirildiğinde cemaatin cenaze namazın kılmadığını ve
bunun üzerine cenazesinin götürülmek istendiğini... Cenaze arabası
bulunmaması üzerine Fener Rum Patrik hanesi'nden bir cenaze arabası
istenip haç işaretli bu cenaze arabasına konularak götürüldüğünü...
(237)
- Misk ü Amber
- Bediüzzaman Hazretleri'nin talebelerinden Zübeyr Gündzalp'in bir
defasında bir Nur talebesi ile münakaşa ederken muhatabının nefsine
mağlup olup, Zübeyr Gündüzalp'in yüzüne tükürdüğünü..
- Bu menfi ve nahoş harekete o büyük insanın: "Elhamdülillah, Nur
talebesinin tükürüğü misk ü amberdir" sözüyle mukabele ederek
olgunluğunu gösterip ve muhatabına ders verdiğini . . . (238)
- "Öl de Köye Dönme"
- l. Cihan Harbi'nin bütün cephelerde devam ettiği, vatanı her
tarafından barut ve kan kokusunun yayıldığı 1915 senesi sonbaharının
serin ve yağışlı günlerinin birinde, ak saçlı beli bükülmüş, soluk
benizli ihtiyar bir ananın Bilecik İstasyonundan "Söğüt'ün Akgünlü
Köyünden Mehmed oğlu Hüseyin namlı tazecik oğlunu cepheye
uğurladığını...
- Uğurlarken de: "Hüseyinim yiğit oğlum benim!.,Dayın Şıpka'da,
baban Dömeke'de, ağabeylerin Çanakkale'de şehit düştüler, Bak, son
yongam sensin. Eğer minarede ezan sesi kesilecekse camilerin
kandilleri sönecekse sütüm sana haram olsun. Öl de köye dönme!
- Yolun Şıpka'ya uğrarsa dayının ruhuna bir fatiha okumayı unutma,
Haydi oğul! Allah yolunu açık etsin " diyerek bağrına basıp
uğurladığını (239)
- Çok Şükür Sol Kolum Yerinde Duruyor"
- Fransız ordusunun meşhur kumandanlarından General Guro'nun
Çanakkale Savaşı' ndan sonra İstanbula gelip , karşılaştığı ilk Türk
kumandanına, Çanakkale'de Türklerin gösterdiği destansı mücadelenin
tesirinin bir ifadesi olarak:
- "Sağ kolumu Çanakkale'de verdim ama bir Türk generalini
selamlayabilmek için çok şükür sol kolum yerinde duruyor" diyerek
hayranlığını ifade ettiğini. .(240)
- Şark ve Garpta Hayat Felsefesi
- Batıda herşeyin "ferdiyetçilik" üzerine bina edilip, her insanın
yaptığı bir eserle övündüğünü ve hatta daha da ileri giderek onu
propaganda vasıtası yaptığını...
- Buna karşılık doğuda "toplumculuk" düşüncesinin yaygın olduğunu
ve doğu toplumlarında kişinin eseriyle övünmesinin ayıp
sayıldığını...
- Bu felsefenin neticesi olarak, birinin güreşte rakibine galip
gelmesi halinde bunu muhakkak "Allah'ın sayesinde ve büyüklerinin
nasihatlarıyla" olduğunu düşündüğünü Nefis bir hat şaheseri ortaya
koyan bir hattatın,eserinin altına imzasını adeta utanarak: Allah
günahlarını bağışlasın.. . filanca"diye attığını..
- 18. yüzyılın büyük Tarihçilerinden Evliya Çelebi'nin,
eserlerinde kendisini anması gerektiği zaman: "Fakiri Pürtaksir
diyerek adeta tevazudan yerle bir olduğunu...(241)
- Şahit Ol Ya Rab!
- Denizli hapishanesine götürülen Nur kafilesinin içinde bulunan,
vücutça alil, sakat bir zatın, ellerinin Bediüzzaman Hazretleri ile
birlikte kelepçelenip beraberce görülmesi üzerine.fakir fakat
izzetli, mazlum fakat celadetli insanın, ellerini gök yüzüne
kaldırıp olanca gücü ile bağırarak: "Şahit ol Ya Rab! Şahid ol! Bu
dünya hapishanesine beni Bediüzamanla götürüyorsun Huzuruna da böyle
gitmek isterim" diye haykırdığını.. (242)
- İhtisab Ağası
- Bugünkü belediye başkanı karşılığı olarak, Osmanlı Devleti'nde
de "İhtisab Ağası"nın bulunduğunu ve bu zatın bizzat çarşıları
teftişe çıkıp en ufak bir uygunsuzluğa göz açtırmadığını..
- Osmanlı'nın son dönem ihtisab ağalarından biri olan Hüseyin
Bey'in, Edirnekapı civarında çıktığı teftişlerden birinde üzeri ağır
yüklü vaziyette, bağlanmış bir merkebi görmesi üzerine, sahibini
arattırıp onu bir kahvehanede kahve içerken bulduğunu ve hayvanı
yüklü olarak bırakıp eziyet verdiğinden dolayı, çuvalları hayvandan
indirtip adamın sırtına yükleterek bir müddet beklettiğini . . .
(243)
- Geçmiş Zaman Olur ki
- Eski Osmanlı kültüründe bir incelik örneği olarak, çarşıya
inerken veya eve dönerken, büyüklere hürmet sadedinde bir yaşlı
zatın yanından geçip gidilemediğini, ancak onun:"Geç oğlum ben yavaş
yürüyorum ... deyip müsaade etmesinde sonra önünde geçilip
gidilebildiğini. . .(244)
- Necip Fazıl ve Adnan Menderes
- Büyük şair Necip Fazıl Kısakürek'in mecmua çıkarmak gayesi ile
Ankara'da Adnan Menderes ile görüşmek istediğini ve uzun bürokratik
engelleri aştıktan sonra sabaha karşı Başvekil Adnan Menderes ile
görüştüğünde ona:
- "Sizin başvekil olduğunuz bir ülkede, ben şu kadar eserin sahibi
olarak, omuzuma bir boyacı sandığı atarak Eminönü meydanında karnımı
doyurmak için boyacılık yapsam bu sizin için bir şeref midir?! ,
diye oldukça sitemli konuşması üzerine, merhum Menderes'in büyük bir
inkisar içinde:
- "Necip Fazıl Bey, ben herşeyi biliyorum....Fakat bilsen ne
haldeyim Üstümde Celal Bayar altımda Medeni Berk:iki mason arasında,
iki değirmentaşı arasındaki tane gibiyim Al şu parayı da git
mecmuanı çıkart! Arada bir de bana çat ki onu Menderes besliyor
demesinler! " dediğini (245)
- Şefkatin Böylesi
- 18 yüzyılda Osmanlı ülkesine gelen Pere Jehammot isimli bir
rahibin yazmış olduğu seyahatnamesi hayvan hakları ile alakalı
olarak:
- "Türkler, murdar saydıkları için hiçbir zaman evlerine
sokmadıkları sokak köpeklerinin açlıktan sıkıntı çekmelerine yahut
telef olmalarına meydan vermemek üzere hergün bu hayvanlara bir
miktar et dağıtılması için vasiyetnamelerinde kasaplara bir miktar
para tahsis ederler,, diye yazdığını...(246)
- "Sen Çağımızın Peygamberisin(!)"
- 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi ile Anadolu'nun parçalanmasının
söz konusu olduğu günlerde Amerika Cumhurbaşkanı Wilson'un: Türkler
haritadan silinmelidir!" hezayanını savunduğunu . . .
- Wilson böyle söylerken gazeteci Yunus Nadi'nin bu adama
gönderdiği mektupta Siz çağımızın peygamberisiniz" diyebildiğini
(247)
- Lenin ve Emanete Hıyanet
- Milli Mücadele yıllarında Buhara Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve
Başbakanı Feyzullah Hoca'nın gayretleriyle halktan Türkiye'ye
gönderilmek üzere 100milyon altın ruble toplandığını. . .
- Bu paranın Türkiye'ye ulaştırılmak üzere Lenin'e teslim
edildiğini, fakat Lenin'in bu paranın sadece 11 milyon altın
rublelik bir kısmını Anadolu'ya gönderip kalanını gasbettiğini . .
(2448)
- Havlayanlar ve Kuyruk Sallayanlar
- Meşhur İrlandalı yazar Bernard Shaw'ın, devrinin bütün mevcut
siyasi partililere kızıp onlar hakkında oldukça ağır bir şekilde :
- "Bunlar arasında hiçbir fark yoktur, hepsi köpektir Yalnız şu
var ki, muhalif olanlar havlar, muvafık olanlar da kuyruk sallar!
diye hakaret ettiğini...(249)
- Binlerce Aleme Açılan Kapılar
- Muhtelif konularda 16 kitap yazmış bulunan bir İtalyan yazar
tarihçi ve sosyoloğunun, önceleri Osmanlı aleyhinde birçok şeyler
yazmasına karşılık, l983 yılında bir sempozyum vesilesi ile
İstanbul'a geldiğinde, gördükleri karşısında hayretler içinde kalıp:
- İstanbul'un sadece Eyüp semtinde bir çıkmaz sokağı ve Eyüp
Camii'ni gezdim. Ne yazık ki bütün seyahatimi yarım saate sığdırmak
mecburiyetindeyim. Ama Osmanlı'nın o çıkmaz sokağından belki
binlerce aleme çıkan kapılar gördüm. Şu anda muhayyilem allak
bullak. Keşke İstanbul'un tamamını gezebilsem... diye yazdığını...
(250) Biliyor muydunuz?
- Uyumayan Konsüller
- Roma İmparatorluğu'nda konsüllük makamına sabahleyin seçilip,
akşamki toplantıda azledilmiş olan Kreante için meşhur hatip
Çiçeron'un :
- "Roma'da öyle gayretli devlet adamlarımız vardır ki.
- konsüllüğü zamanında asla gözlerini kapayıp uyumadı diyerek
sistemi istihza ederek eleştirdiğini...(251)
- Asalet Tesbiti
- Fransa Kralı XIV. Lui'nin bir bilim adamını memuriyete tayin
etmeye karar vermesi üzerine önce onun asaletini öğrenmek isteyip
soyunu sorduğunda, bilim adamının gayet veciz bir şekilde:
- "Efendimiz.! Kitap okuyup ilim öğrenmekten aile şeceremin
adlarına hafızamda yer ayıramadım. Fakat muhakkak ki Nuh'u n
Oğlundan birisinin torunuyum!" cevabını verdiğini...(252)
- Şehit Oldu İki Gazi
- Hasırcızade Mehmet Ağa ismindeki Antepli bir şairin. beldesinde
Müslümanlığı yeni kabul eden fakir bir Hristiyan için iane (yardım)
topladığını ve kendisinin de bu fakir Hristiyana o devirde "Gazi"
adı verilen altınlardan iki tane verip ardından da:
- "MüsIüman oldu bir kafir, şehit oldu iki gazi... "
- mısrasını söyleyerek oldukça hoş bir latife yaptığını... (253)
- Vatan İçin Öldürmek
- İron Mike, yani "Demir Mayk" olarak bilinen dört yıldızlı
general J . H . Michaels'. ın, Kore Savaşı sırasında emrine verilen
27. piyade tümenini cepheye sürerken:
- "Arkadaşlar, siz buraya vatanınız için ölmeye gelmediniz. Siz
burada karşı taraftakilerin vatanları için ölmelerini sağlamak üzere
bulunuyorsunuz..." diye haykırarak askerleri moralize ettiğini . . .
(254)
- Mevlana ve Atom
- Büyük İslam mütefekkiri Mevlana Hazretleri'nin, kendisi fizikle
hiç iştigal etmemesine rağmen, kalp gözü ile alemi seyreden bir
mutavassıf olarak, yıllar önce bize atom parçacıklarının varlığını
ve atomun parçalanabileceğini:
- "Bir zerreyi kesersen, içinde bir güneş Ve güneş etrafında dönen
gezegenler bulursun şeklinde sembolik ifadelerle haber verdiğini . .
. (255)
- Elmadağı Suyu
- Mevlana' nın Mesnevi'sinin şarihi Ankara Valisi Abidin Paşa'nın,
Ankara yakınlarındaki Elmadağının şifalı ve leziz suyunu şehre
getirmek için teşebbüse geçerek projesini yaptırıp parasını da
hayırsever vatandaşlardan topladıktan sonra Sultan ll.Abdülhamid'den
mektupla iradei şahane (müsaade) istediğini
- Sultan Abdülhamid Han'ın ise Abidin Paşa'ya verdiği cevapta:
- "Çok hayırlı bir işe teşebbüs etmişsiniz, tebrik ederim.
- Dinimizde bir canlıya, bir insana,hele bir Müslümana su vermek
çok sevaptır. Fakat!...Bunun sevabını ben almak isterim. Paraları
sahibine iade edin ve hemen işe başlayın. Masraflarını ben kendi
özel mülkümden karşılayacağım', diye yazdığını . . . (256)
- Abdülhamid'in Ruhaniyatından İstimdat
- 31 Mart ihtilalinin ideologluğunu yapan Rıza Tevfik'in,
Abdülhamid Han'ın tahttan indirilmesinden kısa bir müddet sonra,
koca Devlet-i Aliye'nin, imamesi kopmuş tesbih taneleri gibi
darmadağınık olduğunu görüp bin pişmanlık içinde..
- "Nerdesin şevketli Abdülhamid Han?
- Feryadım varır mı barigahına? Ölüm uykusundan bir lahza uyan şu
nankör.. bak günahına Tarihler adını andığı zaman Sana hak verecek,
hey koca Sultan; Bizdik utanmadan iftira atan, Asrın en siyasi
Padişahına. "diye "Abdülhamid'in Ruhaniyetinden İstimdat şiirini
yazdığını . (257)
- Abdüihamid Han 'ın Kültür Hizmetleri
- Ulu Hakan Abdülhamid Han'ın Cennetmekan Fatih Sultan Mehmed'den
sonra eğitim ve kültüre en fazla ehemmiyet veren padişah olduğunu...
- Varlığından yeni haberdar olan Yıldız Sarayı Kütüphanesi'ndeki
bir albümden öğrenebildiğimize göre, Abdülhamid Han'ın İstanbul'da
büyük bir kültür projesi gerçekleştirmek istediğini . . .
- Bu projeye göre Abdülhamid Han, Sultanahmet meydanına muhteşem
bir kültür sitesi kurmayı düşünüp, bunun mimari projesini
hazırlatmak üzere Fransa'dan şehircilik mütahassıslar getirttiğini
Albümde sayfa sayfa resimleri görülen bu projeye göre Sultanahmet
Camii'nin karşısına Osmanlı Ulum Akademisi. Sol tarafa Milli
Kütüphane ve Ayasofya'ya yakın noktaya da yepyeni bir Darülfünun
binası düşünüldüğünü... (258)
- Kitaplardan Baraj
- Büyük İslam seyyahı İbn-i Batuta'nın yazdığına göre 1258'de
Moğolların Bağdat'da 24.000 ilim adamını öldürdüğünü .
- Şehirdeki kütüphanelerdeki yüzbinlerce kitabı çıkartıp Dicle
nehrine attığını ve bunların çokluğundan dolayı adeta nehrin önünde
bir baraj oluştuğunu.
- Bunun üzerine Moğolların, ırmağın taşmasından korkup geri kalan
kitapları cayır cayır yaktıklarını... (259)
- Tarihteki Korkunç Sahtekarlık
- Tarihteki en büyük bilim skandallarından birisinin de Piltdown
adamı olduğunu...
- 1908 de çıkartılan, maymun ve insan arasındaki zinciri
tamamlayan halka olduğu iddia edilen kafatasının sahte olduğunu
- Maymun çenesine kafatasının eklenip, kemiklerin kimyevi yollarla
eskitilerek yapılan bu sahtekarlığın ancak 1950 yılında ortaya
çıkartılabildiğini ...(260)
- Hayalperest Emeller
- Sultan Abdülhamid Hanı iktidardan uzaklaştırdıktan sonra başa
geçen İttihatçıların, hayalperest emellerle Osmanlı ordusunu
cephelerde kırdırıp tükettiğini...
- Pervadi'de bulunan ordumuza Başkumandanlıktan gelen bir şifrede:
- Türk ordusu Kafkasyaya girdiği zaman 300 bin silahı Türkle
ordumuza katılacağını bize söylemiş olan Batumlu Aslan Beyi bulunuz
ve behemahal Kafkasyaya girmeyi sağlayınız. ``diye yazdığını...
- Ordunun başında bulunan Halil Bey'in de Başkumandanlığa
gönderdiği cevabi şifrede:
- Batumlu Aslan Bey karargahımızda misafirdir. Ancak on adamı
vardır ve canını kurtarmak için bize sığınmıştır diye cevap
verdiğini...(261)
- Huzur Beldesi
- 1835 yılına kadar dünyanın en büyük şehri kabul edile Osmanlı
Devleti'n payitaht merkezi İstanbul'da Kanuni Sultan Süleyman'ın
hükümdarlık yaptığı 46 yıl boyunca (1520 1566)yılda ortalama sadece
1 (bir) cinayet vakasının kaydedildiğini...! (262)
- Bir Dahinin Endişeleri
- l908'de ilan edilen İkinci Meşrutiyet'ten sonra açılan Meclis-i
Mebusan da 127 Türk milletvekilinin bulunmasına karşılık 139 diğer
etnik gruplardan(Rum, Ermeni, Yahudi, Arap, Arnavut vs.)
milletvekili bulunduğunu...
- O zamanın anayasasına göre Padişah'ın ancak sadrazamı (Başbakan)
ve şeyhülislamı tayin etme yetkisinin bulunduğunu. . .
- Otuzüç yıl devleti dahice idare eden ve Meşrutiyet"in ilan
edilmesiyle birlikte yetkileri elinden alınan Sultan Abdülhamid
Han'ın, Meclis-i Mebusan'ın bu tehlikeli durumunu görüp devletin
sürüklendiği uçurumu farkederek henüz daha sadrazam olmayan Talat
Paşa'yı çağırıp, büyük bir teessürle:
- '... Görüyorsunuz mecliste Türk mebuslarının sayısı, meclisin
yarısı kadar bile değildir. Bu Türk mebusları arasında da elbette
muhalifler bulunacaktır. Türk olmayanlar, sayılarını artırmak için
ellerinden geleni yapacaklardır, Böylelikle ekseriyet onların eline
geçince, Harbiye Nazırı Artin, Bahriye Nazırı Dimitri... olabilir.
- Ermeni bir başkumandan ile Rum bir amiralle bu devleti nasıl
idare edebilirsiniz? Hiç olmazsa, bu iki hayati makamı, devletimizin
mahvolmasını isteyen bu insanlara, benim emrim olarak
bırakmayınız..." diyerek yapılan çok önemli bir yanlışı düzeltmeye
çalıştığını... (263)
- Gaspedilen Gemilerimiz
- Osmanlı Devleti'nin 1913 yılında İngiltere'ye parasını peşin
olarak yatırarak iki adet büyük zırhlı ısmarladığını...
- Sultan Osman" ve "Reşadiye" ismi verilen bu zırhlılar için büyük
bir kısmı halktan toplanarak yaklaşık 6.775.000 altın lira
ödendiğini...
- Fakat l. Dünya Savaşı'nın çıkmasıyla birlikte İngilizlerin bize
bu zırhlıları teslim etmeyip paramızı da geri vermediğini . . .
- Bugün zırhlıların karşılığı olarak İngiltere'den alacağımız olan
bu paranın, tazminatıyla birlikte yaklaşık 32 trilyon lirayı
bulduğunu yani 1992 yılı bütçe açığımıza tekabül ettiğini . . .
(264) Biliyor muydunuz?
- Padişah Bazusu
- Orta Çağ savaş silahlarından küre biçimindeki ağır vurucu
silahlara 'topuz" dendiğini ve bunun da özelliklerine göre
Bozdoğan', Sepşer ve Salık" diye üç kısma ayrıldığını
- Topkapı Sarayı'nda sergilenen ve bugünün insanının havada
sallaması oldukça zor olan Sultan III. Mehmed'e ait olan bir salığı,
Sultan Mehmed'in bir defada tam 300 kere salladığını. . .(265)
- Geleceğin Bediüzzaman'ı Nasıl Yetişir?
- Seyyid Hüseyin Arvasi'nin, müridelerinden olan geleceğin "
Bediüzzaman"ı küçük Saidin annesi Nuriye Hanım'a: Senin bütün
çocuklarının bu kadar zeki olmalarında, senin onları
- terbiye sistemindeki metodun nedir?" diye sorması üzerine bu
mübarek ananın:
- 'Hayatımda, kadınlığa mahsus şer'i mazeretler dışında, hiçbir
vakit teheccüd kaçırmadım ve çocuklarımı abdestsiz emzirmedim"
cevabını verdiğini...(266)
- Haçlı Katliamı
- İnsanlık tarihinin en kara lekelerinden biri olan I. Haçlı
Seferi (1099) sırasında Frank lider Raymondıun, Maaratün Numan
şehrini işgal ederek 100 binden fazla Müslümanı kılıçtan geçirdiğini
ve ardından şehri yıktığını...
- Aynı ordunun kısa bir müddet sonra bir salgın ve açlık illetine
tutulduklarını ve o günleri yaşayan bir şahidin yapılanların
korkunçluğunu :
- Öylesine kıtlık vardı ki, adamlarımız bir süre önce öldürdükleri
kimselerin butlarından parçalar kopartıp; ateşte kızartıyor ve daha
tam pişmeden vahşi ağızlarıyla eti silip süpürüyorlardı" diye
yazdığını...(267)
- Köpekler İçin Vakıflar
- İtalyan kökenli Dominik papazı Ricoldo de Monte Croce'nin,
doğuyu Hristiyanlaştırmak gayesi ile 13. yüzyılın ikinci yarısında
çıktığı seferde İslam alemini dolaştığını ve Türk topraklarında
gördükleri karşısında hayretler içinde kalıp:
- "Müslümanlar vakıf kurmada çok cömerttirler. Hatta hayır işlemek
için Hristiyan esirlerin de özgürlüklerini satın alırlar. Ve
sevaplarını ölmüş ana ve babalarının ruhlarına bağışlarlar .
- Müslümanlar, köpeklerin doyurulması için bile mal varlıklarından
pay ayırırlar. Türkiye'nin ve İran'ın birçok kentinde köpeklerin
doyurulmasını vasiyet etmiş olanların, vasiyetlerinde köpeklere
ayırdıkları payın gayesine uygun kullanılmasını sağlayan köpek
bakıcıları vardır" diye yazdığını. . .(268)
- İslamoğlu Selman
- Sahabelerin bulunduğu bir mecliste, oradakilere atalarının,
dedelerinin kim olduklarının sorulması üzerine sıra İran asıllı
bir sahabe olan Selman-ı Farisi Hazretleri'ne gelince onun:
- Ben İslam'a girdikten sonra soy sop aramam. Ben İslam oğlu
Selman'ım " cevabını verdiğini .
- Bu güzel cevaptan son derece etkilenen Hz Ömer,.ın de.
- "Bütün Kureyş bilir ki babam Hattab, Kureyşin önde
gelenlerinden biriydi. Böyle iken ben İslamoğlu olan Selmanın
kardeşi İslamoğlu Ömerim." dediğini. . .(269)
- Batının Bilim Hileleri
- Batının birçok şeyde öncü olduğu gibi bilime hile
karıştırmakta da öncü olduğunu...
- Modern astronominin babası olduğu iddia edilen
Kepler'in(l571-1630), gezegenlerin dairesel değil eliptik
yörüngelerde dolaştığı tezini desteklemek için hesaplarında
tahrifat yaptığını. . .
- Newton'un(1642-1727) kendi evrensel çekim teorisini
desteklemek için ses hızında değişiklik yaptığını...
- 19. yüzyılın büyük kimyageri John , Dalton un( 1 804- 1805)
yaptığı deney sonuçlarında hile yaptığını...
- Aynı zamanda bir papaz olan modern genetiğin kurucusu Gregor
Mendel'in de deney sonuçlarında değişiklik yapıp hile
karıştırdığını. . .(270)
- Haya Abidesi
- 21 Eylül 1520 cuma akşamı Hakk'ın rahmetine kavuşan Yavuz
Sultan Selim Han'ın naşının yıkanması hadisesini, Reisü'l Küttab
Hüseyin Bedayiul-Vakayi " adlı eserinde:
- "Naşı yıkarken sağ eli ile iki kere setr-i avret ettiğini
müşahede ederek her biri hayret edip tekbir ve salavat
getirdiler." diye yazdığını...(271)
- SuItan Ahmet Resim Galerisi ( ! )
- Ressam İbrahim Çallı'nın(1882- 1 960) , 1926 yılında devrin
Maarif Vekili Mustafa Necati'ye müracaat edip, İstanbul'da
ressamların resimlerini sergileyebilecekleri büyük bir
yerlerinin olmadığını söyleyerek ondan, ecdadın muhteşem eseri
Sultanahmet Camii'ni resim galerisi olarak kendilerine tahsis
etmesini istediğini...
- Ayrıca caminin içinin loş olup resimleri iyi göstermeyeceği
düşünülerek kubbelerinde delikler açılmasını teklif ettiğini . .
.
- Maarif Vekili' nin bu teklifi kabul ettiğini fakat gelen
tepkilerden dolayı bu akıllara durgunluk veren tasarıdan
vazgeçildiğini. . .(272)
- Biliyor muydunuz.?
- İnönü ve Masonluk
- Daha önce kapatılan mason derneklerinin, İsmet İnönü'nün
cumhurbaşkanı olduğu dönemde serbest bırakılıp yeniden
teşkilatlanmasına izin verildiğini ve hatta eski mallarının iade
edildiğini fakat aynı muamelenin Türk Ocağına yapılmadığını...
- Alınan izinle masonların l948'de Tepebaşı'ndaki binasın da
Türk Mason Derneği" adıyla yeniden faaliyete başladığını...(273)
- Marks ve Türkler
- Komünizmin fikir babası Karl Marks'ın 16 Eylül 1853 de
arkadaşı Engels e yazdığı mektupta Türkiyede toplum yapısını
değiştirmek için halkın şurunda devlet' diye şekillenmiş o
sosyal hayat inancı ve kısaca manevi değer olarak ne varsa
öncelikle silmek şarttır" diye yazdığını...(274)
- Çin İşkencesi
- Çin idaresinde bulunan Doğu Türkistan'da Müslümanlara
istediği gibi evlat edinme hakkının verilmediğini...
- Kırk haneli bir köy halkını, bir yıl içinde sadece üç çocuk
doğurma izninin verilip bunların da kimler olacağının daha
önceden isim alınarak tesbit edildiğini...
- Bunlar haricinde birinin hamile kalması halinde zorla kürtaj
yaptırıldığını veya bir insanın dört yıllık kazancına tekabül
eden altından kalkılamaz bir cezaya razı olmak zorunda
kalındığını. . .(275)
- Batıda Kelp Kültürünün Hükümranlığı
- Sadakat, vefa ve sevgi hissinin yok denecek kadar azaldığı
batıda yapılan bir araştırmaya göre, ortalama . yüz aileden
altmışının , beslediği hayvanını karısından veya kocasından daha
çok sevdiğini ortaya koyduğunu...
- Bugün batıda, köpekler için özel mezarlıkların, özel şampuan
ve kremlerin, özel sağlık sigortalarının ve üye kartlı öze
kulüplerin bulunduğunu. . .(276)
- 1924 Türkiyesi'nin Manzarası
- 1924 Türkiyesi'nde devrin Milli Eğitim Bakanı Mustafa
Necati'nin bütün eğitim meselelerini hallettikten sonra(! )
Avrupa'ya gidip vızır vızır Atatürk'ün resmini yapacak ressam
aradığını...
- A. Kamp isimli bir ressama, ortalama memur maaşlarının 50
liraya olduğu bir dönemde 10.000 liraya Mustafa Kemal'in
resminin yaptırldığını. ..(277)
- "Anneni Çöpe Attık"
- Şimdilerde milletvekilliği yapmakta olan Mümtaz Soysal' ın
karısı vefat ettiğinde, çocuğunun: Babacığım. anneme ne oldu,
ona ne yaptılar?" diye sorması üzerine, Soysal'ın: 'Yavrum'
annen bir çorap gibi eskidi ve onu çöpe attık..." diyerek o
şefkate muhtaç çocuğunun kalbinde derin yaralar açtığını. .
.(278)
- Sebil Gibi Türk Kanı
- 5 Mayıs l9l9'da İzmir'i işgal etmek için çıkartma yapan
Yunan askerlerini karşılayan metropolit(papaz) Chysosto mos'un
askerlere hitaben:
- Asker evlatlarım, Elen çocukları! Bugün ecdad topraklarının
yeniden fethetmekle İsa'nın en büyük mucizesini göstermiş
oluyorsunuz. Bu uğurda ne kadar Türk kanı döküp içseniz, o kadar
sevaba girmiş olacaksınız. Ben de bir bardak Türk kanı içmekle
onlara karşı olan kin ve nefretimi teskin etmiş olacağım" diye
tam bir barbara yaraşır şekilde konuşarak binlerce masumun
kanının dökülmesine öncülük ettiğini. . .(279)
- Ahiret Seferi
- Yavuz Sultan Selim'in, Mısır seferinden İstanbul.a
döndüğünde, İstanbul İskenderiye deniz yolunun ortasında çok
tehlikeli bir korsan ocağı ola Rodos şövalyelerinin üzerine
sefer yapılmasını isteyen vezirlerine:
- Bizim şimdiden sonra sefer-i Ahiret'den gayrı seferümüz
yoktur" diyerek vefatının yaklaştığını hissedip haber verdiğini
ve hakikaten de kısa bir müddet sonra da vefat ettiğini...
- (280)
- Felç
- Yirmiyedinci Osmanlı Padişahı I. Abdülhamid(17 25 17 89)
döneminde Tuna boylarında Osmanlı-Rus Savaşı devam ederken,
savaşın komutanı Koca Yusuf Paşadan padişaha bir mektup gelip,
mektupta Özi kalesinin düşmanın eline geçtiği ve 25 bin masumun
Ruslar ta-
- rafından vahşice katledildiği" haber verildiğini...
- Günlerdir, vatanından koparılan topraklardan dolayı içi kan
ağlayan müşfik padişahın bu haber üzerine Ah, mel'unlar!" diye
bağırarak aniden tahtından yere yıkıldığını ve üzüntüsünden felç
gelip Hakk'ın rahmetine kavuştuğunu. . .(281)
- Biliyor muydunuz.?
- Okumaya Doyamadığım En Leziz Eser
- Yahya Kemal Beyatlı' nın biraz midesine düşkün biri olduğunu
ve günün birinde sık sık gittiği Abdullah Efendi lokantasında
yemek listesini eline alıp:
- Tatar böreği... İç pilav... Zeytinyağlı enginar... Kuzu
çevirme... Yoğurtlu kebap... Badem tatlısı... Kaymaklı baklava.
.." gibi yemek isimlerini okuduktan sonra yanında bulunan sofra
arkadaşına listeyi gösterip:
- İşte, Türkçe'de okumaya doyamadığın en leziz eser!..
dediğini . . . (282)
- Enteresan Belgeler
- 1938 yılında Ankara'da İngiltere büyükelçisi olarak vazife
yapan Percy Lorainenin İngiliz Dışişleri'ne yolladığı Notes on
Lea Turkish personalities". (Önde Gelen Türk Şahsiyetiyle ilgili
Notlar) ismini taşıyan ve üzerine "Gizli , kaydı düşürülmüş
raporunda dönemin Türk büyükleri için:
- İsmet İnönü: Kendini Gazinin altında görüyor ve herkesi
asmak istiyordu..."
- Celal Bayar: şimdiye kadarki karakteri lider olma özelliği
göstermiyor ama Sadık bir ikinci kişilik olma özelliği var. "
Abdülhalik Renda: Kabinenin Ramazan ayında oruç tutan tek üyesi.
Anlaşma peşinde koşan yabancı firma temsilcileri tarafından çok
sevilir..."
- Ahmet Ağaoğlu: Kafkas kökenli bir Yahudi'nin oğludur. Rus
gizli servisinde çalıştı. 1914'de Ruslar adına Bakü 'de Ermeni
katliamını organize etti... "- Ali Fuat Paşa: Berlin kongresinde
Türk delegeliği yapmış. Alman bir dönmenin torunu... "
- - Edip Tör. Gümüşhane milletvekili, Ankara'daki masonların
lideri, Açıkgöz ve sivri biri. 1926'da Mekke'deki İslam
kongresinde Türkiye'yi başına şapka takarak temsil etti .
- - Celal Nuri Kemalist bir yayın organı olan İleri'
gazetesinin sahibi. Saman altından su yürüten biri. Kominist
eğilimli olduğu düşünülüyor." Falih Rıfkı Atay: Atatürk'ün gözde
yazarlarından ateşli bir batı taraftarı. Çok içki içer, iyi briç
oynar." - Hasan Saka: 1921 1922 arasında Maliye Bakanlığı
görevini yürüttü. O zamanlar bolşevik sempatizanıydı. Büyük
konuşan bir külhanbeyi gibiydi. " Kazım Özalp: General, 1922'de
Savunma Bakanı poker hastası. . . " - Saffet Arıkan: İnönü ve
Bayar hükümetinde eğitim bakanı. Büyük ihtimalle Yahudi
kökenli." - Reşit Saffet: Lozan görüşmelerine katılan Türk barış
delegasyonunun genel sekreterliğini yaptı. Panislamlıktan
panturancılığa döndü. Karaktersiz bir adam olarak tarif
edilebilir. İçtiğinde seçkin bayanlara sarkıntılık eder... " vs.
- diye yazdığını. . .(283)
- Kan Davası
- Doğuyu Hristiyanlaştırmak gayesi ile Orta Çağ'da İslam
dünyasına misyonerlik faaliyetleri için sefere çıkan Toskar
papaz Ricoldo'nun, İslam dünyasında gördüklerini, 1301'de
döndüğü Floransa'da kaleme aldığını... Yazdıkları arasında kan
davası (kısas) ile alakalı olarak:
- Bir Müslüman bilmeden veya kötü niyetle bir başka Müslümanı
öldürdüğünde, öldürülenin oğlunun öç alması çok nadir görülür.
Ölenin ve öldürenin ortak dostları bir araya gelir, cinayeti
işleyeni alıp, öldürülenin oğluna götürürler. ölenin oğlu,
katili, babasının mezarına götürür ve şöyle der Babamı öldürdün,
fakat seni öldürmem babamı geri
- getirmeyecektir. Bir müslümanın kötü bir şeyse niçin iki
Müslüman ölsün' diyerek konuyu Allah'a havale edip, katilin de
saçlarını keserek serbest bırakırlar" diye yazdığını. . .1284)
- Osmanlı Hukuku
- Mohaç Savaşı'nda Türklere esir düşen ve daha sonra Osmanlı
ülkesinde gördüklerini Türklerin Gelenek ve Görenekleri" isimli
kitapta toplayan Macar asıllı Bartholomaus Georgi- evic' in,
Osmanlı adalet anlayışı ile alakalı olarak:Türkler ve
Hristiyanların hakimleri aynıdır. Müslümanlar arasından seçilen
hakimler ayrım gözetmezler, herkese aynı adaleti uygularlar.
- Öldüren öldürülür. hırsızlık yapan, veya zorla birşey alan
asılır. Pazarda sütünü satan bir kadının sütünü içen ve parasını
ödemeyen bir "lenitzeren"(yeniçeriye) de aynı kaide uygulandı.
Ben buna Şam'da şahit oldum" diye yazdığını. . .(285)
- Avrupa' da Türkler
- Bugün Avrupa' da yaşayan 2 milyon 420 bin Türk'ün Danimarka
nüfusunun
- yarısına ve Lüksemburg nüfusunun altı misline tekabül
ettiğini...
- Günümüzde AET sınırları içinde 44. 500 civarında Türk iş
adamı bulunduğunu ve bunların 1992 hesaplarına göre kuruluş
sermayelerinin 7 milyar markın üzerinde ve yıllık cirolarının da
28 milyar markı bulduğunu...
- 622 bin Türk gencinin de AET ülkelerinde orta öğretim ve
üniversite tahsili gördüğünü... (286)
- İnsanlara Takılan At Koşumları
- İtalyan kökenli Dominik papazı Ricoldo de Monte Cro ce' nin
doğuyu Hrıstiyanlaştırmak için 13. yüzyılın ikinci yarısında
çıktığı seferde, rastladığı Türkler ve Yunanlılar hakkında bilgi
verirken :
- Güvenilir kaynaklardan öğrendiğimize göre, Yunanlılar
Türklerden öyle çekinirlermiş ki, tohum ekmeye, ormanda
çalışmaya veya bir başka iş yapmaya giderken birbirlerini
bağlayabilecekleri at koşumları olmaksızın kentlerinden ve
surlardan dışarı adım atmazlarmış..." diye yazdığını. . .(287)
- Vatan Aşkı
- Amerikalıların Japonya üzerine iki atom bombası atıp
Japonları mağlubiyete uğratması üzerine, Japon halkının kitleler
halinde imparatorları Hirohito'nun sarayının önüne gelerek
harakiri" yapıp meydanı kan gölüne döndürdüklerini...
- Amerikalı general Mc Arthur' un Hirohito' nun sarayına koşup
Bu saçmalığı durdurun!" demesi üzerine, Hirohito' nun balkondan
halka seslenip:
- Ey Japon milleti!
- Gerçekten yenildik. Bugün önümüzde iki yol var. Birincisi
harakiri. Ben de size katılacağım. Ama ikinci bir yol daha var
ki, o da şu: Amerikalılarla mücadelemize devam edelim. Askeri
cenahta yenildik. Onlara ekonomik bir savaş açalım. ülke
ekonomisini canlandırıp doların sırtını yere vuralım. Tercih
sizin!" dediğini ve Japonların ikinci yolu tercih edip, bugün
birçok alanda Amerikalıların sırtını yere getirdiklerini. .
.(288)
- 20. Yüzyıl Japon Amerikan Savaşları
- Pearl Harbour baskınından yarım yüzyıl sonra Amerika
Birleşik Devletleri ile Japonya arasındaki savaşın bir başka
sahada devam ettiğini . . .
- Psikoloji profesörü olan ünlü Japon yazarı Shyu Kishida'ya
göre Amerikan şirketi battığında, Japonların bir Amerikan uçak
gemisi batırmış gibi sevindiklerini...
- Amerikan General Motor şirketinin 70 bin işçiyi işten
çıkaracağının haberi Tokyo borsasının ekranına yansıdığında genç
Japon brokerlerin(simsar) zafer işareti yaptıklarını... (289)
- İsim Kültürü
- Toplumumuza yerleşmiş isim kültürünün bir parçası olarak
göbek adı koymak" diye bir geleneğimizin olduğunu...
- Yeni doğan bir bebeğin, eğer yaşamazsa onun kavmiyetin i"
belirlemek yani Müslüman olarak ölmesi için kulağına Ezan-ı
Muhammedi" okunup esas ismi verilinceye kadar geçerli olmak
üzere göbeği kesilirken hemen bir isim konduğunu. . Bu göbek
adının genellikle erkek olursa Mehmed , veya Ali"; kız olursa da
Fatma veya Ayşe" konulduğunu.. (290)
- Süleyman
- İleride Avrupalı kralların üzengi öpmek için sıraya
geçecekleri büyük bir devlet adamı olacak olan Kanuni'nin doğum
haberi Yavuz Sultan Selim'e ulaştırıldığında, huşu içinde Kur'an
okumakta olan baba Yavuz'un okumakta olduğu Kur'an-ı Kerim'den
başını kaldırarak: Adını Süleyman koydum " deyip Kur'an okumaya
devam ettiğini...
- Ve o anda okuduğu ayetin mealinin de (Neml Suresi 30. ayet)
O muhakkak ki Süleyman'dandır ve O (mektubun ilk satırı)
Bismillahirrahmanirrahim,dir" olduğunu. (291)
- Alparslan' ın Göz Yaşları
- Malazgirt zaferi ile Anadolu kapılarını Türklere açan Büyük
Kumandan Alparslan' ın saray mutfağında hergün elli koyun veya
keçi kesilerek fakirlere dağıtıldığını.
- Sultan'ın divanında sayılamayacak kadar çok fakir kimselerin
isimlerinin kayıtlı olup bunlara muntazaman maaşlarının
verildiğini. . .
- O Koca Sultan'ın bazen tevafuk eseri hasta ve fakir bir
- kimseyi gördüğü zaman son derece hassasiyete kapılarak
teessüründen ağlayıp derhal yardımına koştuğunu... (292)
- Milli Kanunlarımız
- 17 şubat l926'da İsviçre Medeni Kanunu,nun Türkçeye tercüme
edilerek Türk Medeni Kanunu" olarak kabul edildiğini...1 Mart
1926'da da, İtalya Ceza Kanunu' nun Türkçeye tercüme edilerek
Türk Ceza kanunu olarak kabul edildiğini ... (293)
- Diş Kirası
- Osmanlı medeniyetinin güzel ananelerinden biri olarak. hali
vakti yerinde olan ailelerin Ramazan'da iftara davet ettikleri
misafirleri uğurlarken diş kirası " adı altında bir miktar para
veya kıymetli eşyayı hediye ettiklerini...
- Tanzimat ricalinden Rıfat paşa ,nın bir Ramazan sonu
kahyasının getirdiği diş kirası hesabını tetkik ederken yekünün
5000 altın olduğunu okuyup Çok şükür bu Ramazan'ı ucuz atlattık"
dediğini. . .(294)
- Cumhurbaşkanlarının Maaşları
- Mayıs 1994 para değerlerine göre; 1928 yılında
Cumhurbaşkanının maaşı 2800 cumhuriyet altınına (bir cumhuriyet
altını: 25OOOOOtl.) yani 7 milyar liraya tekabül ettiğini...
- 1987 yılında ise Cumhurbaşkanının maaşının 12 Cumhuriyet
altınına yani 30 milyon liraya tekabül ettiğini.... (295)
- İstanbul'a Verilen Değer
- Çağ açıp çağ kapayan büyük dahi Fatih Sultan Mehmed'in
İstanbul' u fetheder
- etmez hemen imar faaliyetlerine giriştiğini...
- İstanbul'un en güzel yerlerinden biri olan Haliç'in
dolmaması için her iki yakada
- da tırnaklı hayvanların otlatılmasını menettiğini.
- Toprağın yağmurlarla akıp giderek Haliç'i doldurmaması için
de Haliç'in kenarlarına(sırtlarına) ağaç ve ayrık kökleri
diktirdiğini...(296) Biliyor muydunuz?
- Düşmanım Yoktur"Benim Nefsimden Gayrı
- Hz. Mevlananın Mesnevi'sinde anlattığına göre Hz. Ömer (ra)
ile görüşmeye gelen Rum elçisinin, şehre girer girmez halifenin
sarayının nerede olduğunu sorması üzerine halktan birinden
:Halifenin sarayı yoktur görüşeceksen işte ileride hurma
ağacının altında yatmaktadır" cevabını aldığında hayretler
içinde kaldığını... Bu Rum elçisinin Hz. Ömer'e getirdiği
hediyeler arasında bir şişe çok tesirli bir zehir bulunduğunu ve
elçinin, Hz. Ömer'e: Bu çok tesirli bir zehirdir Birkaç damlası
bile düşmanlarınızı yok eder" demesi üzerine Halife Hz Ömer'in:
Benim nefsimden gayri düşmanım yoktur" diyerek elçinin şaşkın
bakışları arasında şişedeki zehirin hepsini bir yudumda içtiğini
ve Allah'ın izniyle de hiçbir şey olmadığını...(297)
- Osmanlı'da Savaş Disiplini
- Mohaç Savaşı'nda( 1 528) Türklere esir düşen ve daha sonra
1535'de kaçarak kurtulan Macar asıllı Bartholomeus Georgievic'un
1544 yılında yazdığı Turcarum ritu et caere"De moniis"
(Türklerin Gelenek ve Görenekleri) isimli eserinde Türklerin
savaş gelenekleri ile alakalı olarak:"Savaş zamanında öyle sıkı
bir disiplin vardır ki, hiçbir asker adaletsiz birşey yapmaya
cesaret edemez. Adaletsizlik yapan hiç acımaksızın
cezalandırılır. Gözcüler ve düzen sağlayıcılar vardır. . .Geçip
gidilen yolların kıyısındaki bağ ve bahçelerde sahiplerinin izni
olmaksızın, bir elma bile koparılamaz. İzinsiz koparanın cezası
ölümdür. İran seferine katıldığımda gördüm: Ortalıkta dolaşan
bir at, birinin tarlasına girdi diye bir sipahinin atı ve
uşakları ile birlikte başı vuruldu" diye yazdığını. . .(298)
- Sanata Ve Sanatkara Verilen Değer
- Osmanlı padişahlarının ilim ve sanata büyük kıymet vererek
bu uğurda gayret gösterenleri maddi manevi desteklediklerini . .
.
- Veli" lakaplı Sultan II. Bayezid'in, büyük hat sanatkarı
Şeyh Hamdullah'ın sanatına olan hürmetinden ve sevgisinden
dolayı, hat üstadının yazı meşkederken hokkasını tutup, rahat
etsin diye sırtını yastıkla beslediğini...(299) Biliyor
muydunuz?
- İp Kıtlığı
- Devrimleri yerleştirmek için İstiklal Mahkemeleri'nin
binlerce masum insanı darağaçlarında sallandırdığını ve sadece
Kara Ali isimli bir celladın beşbinden fazla insanı astığını...
- Bu meselenin Ankara'da ip kıtlığı başgöstermiştir.İpsiz
kalanların Ankara İstiklal Mahkemesi'ne müracaatları " diye
mizah haline getirildiğini... (300)
- Zulüm Zulüm Üstüne
- İstiklal Mahkemesi'nin salkım salkım astığı insanlarla
ilgili davaları yakından takip eden bir gazetecinin, başına
giymiş olduğu şapkasından dolayı, mahkeme reisi Kel Ali (Ali
Çetinkaya) tarafından: Anandan şapkalı mı doğdun?Gavur musun be
herif!" denilerek tekme tokat merdivenlerden yuvarlandığını...
- Aynı şahsın Atatürk'ün ilk defa Kastamonu'da şapkayı giymesi
üzerine hemen bir şapka bularak protokoldaki yerini aldığını. .
.(301/a)
- Yine aynı şahsın, İskilipli Atıf Hoca'yı, hükümetten izin
alarak yazmış olduğu Frenk Mukallitliği kitabından
dolayı,savcının üç sene ceza istemiş olmasına rağmen idama
mahkum ettiğini ve asılırken de Sehpanın yanına gelip mazlum
Hoca'nın kafasına şapkayı geçirerek Giy domuz!" diye insanlık
dışı muamelede bulunduğunu. .. (301/b)
- Hilal, Lale ve Allah
- Lale, hilal ve Allah(cc) lafızlarının ebced değerinin aynı
olduğunu ve bundan dolayı kültürümüzde laleye apayrı bir değer
verilip sevgi beslenildiğini... (302/a)
- Özellikle Osmanlı kültüründe, lalenin oldukça yoğun bir
alaka görüp bir lale soğanının bin altına kadar müşteri
bulabildiğini ve zamanın padişahı III. Ahmed'in bir ferman
yayınlayarak bu fiyatlara bir sınırlama getirmek zorunda
kaldığını. . .
- Bir devre adını veren bu tefekkür simgesi çiçeğin o dönemde
1108 çeşit renkte üretildiğini...(302/b)
- Bağ-ı İrem' de Gül-ü Muhammed Açtı"
- Kosova fatihi dervişmeşreb Gazi Murat Han'a 30 Mart 1432
sabahı Edirne Sarayı'nda bir erkek çocuğunun olduğuna dair
müjdeli haberi getirdiklerinde Murat Hanın önündeki Kur'an-ı ,
Kerim den Sure-i Muhammed "i okumakta olduğunu...
- Şair ruhlu Sultan'ın, bu müjdeli haber üzerine okumakta
olduğu Kur'an-ı Kerim'den başını kaldırıp: Bağ-ı İrem'de gül-ü
Muhammed açtı." diyerek, geleceğin bir çağı kapayıp yeni bir çağ
açacak olan Fatih'in adını "Muhammed", yani Mehmed"
koyduğunu...(303)
- Bir Yabancının Hac Düşünceleri
- 18. yüzyılda Osmanlı ülkesine gelerek intibalarını yazan
Hristiyan tarihçi M. A Ubucini'nin Müslümanların Hac ibadetini
araştırdıktan sonra kendi dini ile kıyaslayarak:
- "Hac aslında sadece büyük Müslüman ailesinin dağınık
fertlerini birbirine bağlamak hedefini gütmüyordu; Hac bilhassa,
bu ibadeti yapmakta olan Müslümanlara, aynı imanı taşıyan
kimseler arasında hüküm sürmesi gereken eşitlik kavramını
hatırlatmak için tesis edilmişti. Biz Hristiyanlar böyle bir
eşitlik örneğini, bu yüce ahlaki eşitliği gösterebiliyor muyuz?
Değil kilisenin içinde, mezarlarımızda bile bu ulu eşitlik
kavramından tek eser yok. Buyurun bir camiye girelim .. Orada
Allah'ın şanına yakışmayan, lüzumsuz ve boş
süslemeler,resimler,heykeller yok yalnızca şunlar var.
- Duvarların üzerine işlenmiş bazı Kur'an ayetleri,bir
mihrap,bir kürsü ve müminler için tertemiz sergiler. Hiçbir
şeref kürsüsü hiçbir özel yer ve hiçbir derece farkı
göremezsiniz. Müslüman mabetlerinde .. Sadece ibadet eden
insanlar vardır ve ibadetten alıkoyacak veya ibadet edenleri
rahatsız edecek hiçbirşeye rastlayamazsınız diye yazıp İslam'ın
eşitlik anlayışına olan hayranlığını ifade ettiğini.(3O4)
- Namusum Üzerine
- 10 Nisan l928'de İsmet İnönü ve 120 arkadaşının teklifi
üzerine Anayasa'dan bütün dini terimlerin kaldırılması hakkında
bir kanun çıkarıldığını... " Buna göre: Devleti dini ,dini
İslamdır kaydı kaldırıldığını ve milletvekillerinin yemin
şeklinin değiştirilerek vallahi" demek yerine namusum üzerine"
tabirinin kullanılmasının kabul edildiğini...(305)
- Boğazdan Geçmeyen İlaç
- Bediüzzaman Hazretleri'nin hasta olduğu zamanlar kulandığı
Optalidon ilacı bitince yanındakilerden birine yüz kuruş verip
eczahaneye gönderdiğini...
- İlacın fiyatı yüz on kuruşa çıktığı için o kardeşin cebinden
on kuruş ilave edip ilacı alarak Üstad'a getirdiğini...
- Bediüzzaman Hazretleri'nin ilacı içmek için ağzına aldığı
halde bir türlü yutamadığını ve bu işe birkaç defa daha teşebbüs
edip bir türlü ilacı yutmaya muvaffak olamayınca ilacı alan
- kardeşi çağırarak ilacı kaça aldığını sorup da on kuruşu
onun ödediğini öğrenince, üstad'ın on kuruş daha verdikten sonra
ilacı rahatça yutabildiğini ve ardında da oldukça ibretli bir
şekilde:
- Kardeşim, işte görüyorsun.. başkasının malını yiyemiyorum.
Boğazımdan geçmiyor" dediğini..(306)
- Çekiç
- Lenin ile birlikte kominist ihtilalini gerçekleştirip
binlerce insanı katleden ve yine binlerce insanın sürgüne
gitmesine sebep olan Troçki'nin(1879-1940), her ihtilalin daha
sonra kendi çocuklarını yediği gibi, kendisinin de sürgüne
gönderilip Sığınacak ülke bulamadığını...
- Hayatı orak-çekiç" davası ile geçmiş bu Sovyet liderinin
daha sonra Meksika'da bir çekiçle beyni parçalanarak
öldürüldüğünü. . .(307)
- Nazım Hikmet'in Pişmanlık ve Arayışları
- Tanınmış komünist Türk şairi Nazım Hikmet Ran'ın
(1902/1963), hayatı boyunca komünist ideoloji peşinde koşturarak
zikzaklar içinde geçen bir ömür sürdüğünü...
- ömrünün son yıllarına doğru, arkadaşı Mustafa Mehmed'e,
arayış içinde ve pişmanlık dolu olduğunu ifade
ettiğini...Mustafa Mehmedin onunla Romanyadaki beraberlikleri
ile alakalı olarak:
- 1960'lardan önceydi. Nazım Hikmet Romanya'nın davetlisi
olarak Bükreş e gelmişti. İsteği üzerine Bilimler Akademisinden
beni buldular. Nazım Hikmet'in kaldığı otele gittim. Açık olan
radyosundan Türkiye'yi dinliyordu. Sohbet sırasında saatine
bakarak bana Bu gece Kadir Gecesi' dedi ve benden kendisini
Türklerin bir araya geldikleri camiye götürmemi istedi. Ben o
gecenin Kadir Gecesi olduğunun bile farkında değildim. Bir an
tereddüt ettim ama Nazım'ın ricası Romanya'da bir emirdi. Rus
eşi Vera, ben ve Nazım taksiyle caminin bulunduğu semte
yöneldik. Arabayı rica ve minnetle caminin bulunduğu parka
sokabildik.
- Biz camiye girdiğimizde Türkler mevlid okuyorlardı. Nazım
mevlidi dinlerken coştu ve cemaate hitaben bir konuşma yaptı.
- Konuşmasında: Ben komünistim ama sizin burada bir araya
gelmeniz beni çok duygulandırdı' dedi. O sıralarda kalp
yetmezliğinden muzdarip olduğundan ben heyecanlanmasından dolayı
bayağı endişelendim. Gerçekten de endişelerim yerindeydi.
Konuşmasından sonra kendisini kriz yokladı. Eşi Vera ile ben
Nazım'ı dışarıdaki banklardan birinin üzerine yatırdık. Vera
yanında bulundurduğu ilaçlardan verdi ve daha sonra koluna
girerek güç bela taksiye bindirdik
- Ben Nazımın Romanya'da camiye gittiğini şimdiye kadar saklı
tuttum. İşte ilk kez anlatıyorum..." diyerek Nazım'ın pişmanlık
dolu hikayesini gözler önüne serdiğini. . .(308)
- İlme Hürmetin Böylesi
- Fatih Sultan Mehmed Han döneminde ilme ve alime muazzam bir
kıymet verildiğini...
- Fatih'in hocalarından Molla Hüsrev'in Ayasofya'da derse
başlamadan önce talebeleri tarafından Hoca' nın evine gidilip
atına bindirilerek, arkasında da talebelerinin eşliğinde camiye
getirildiğini. . .
- Zamanın Ebu Hanife'si addolunan Molla Hüsrev, camiye
girdiğinde, hürmet ifadesi olarak takrimen ayağa kalkıldığını ve
hoca dersini bitirdiğinde talebeleri tekrar onu atına bindirerek
evine kadar bıraktıklarını... (309)
- Hasaneyn'in Ruhu İçin
- Gençliğinde güçlü ve kuvvetli iken, savaş meydanlarında
düşmana karşı kılıç sallayarak hizmet eden yeniçerilerin , artık
sakalına ak düşüp de kılıç sallayacak dermanı kalmadığı zaman
da, sırtlarına meşin bir su kırbası geçirip elde bir kalaylı tas
alarak sokak sokak gezinip Kerbela'da bir yudum suya hasret
giden "Hasaneyn'in(Hz. Hasan ve Hüseyin) ruhu için" su dağıtıp
sevap kazanmaya çalıştıklarını. .. (31O)
- Aziz Mahmud Hüdai' den İstenen Keramet
- Aziz Mahmud Hüdai Hazretleri'nin İstanbul' un Üsküdar
semtine gelip zaviyesini kurmasından sonra , Sultan I. Ahmed'in
bu gizli nur hazinesini keşfederek eteğine yapıştığını...
- Bu Gönül Sultanı'nın birgün sarayda abdest alırken, Padişah
1.Ahmed'in abdest suyunu döküp annesi Valide Sultan'ın da havlu
tuttuğunu...
- Bir ara Valide Sultan'ln boşta bulunup kendini tutamayarak:
Efendim, ne olur bize bir keramet gösteriniz" demesi üzerine
tebessüm eden Aziz Mahmud Hüdai Hazretleri'nin gayet latif bir
şekilde devrin padişahı abdest suyumu döküyor validesi ise
havlumu tutuyor. Bundan büyük ne keramet istersiniz.? cevabını
veridiğini..(311)
- Siyaset Şekerlemesi
- Üstad Bediüzzaman Hazretleri'ne, Sünuhat, Rumuz ve Tuluat
gibi "Eski Said"lik dönemi eserlerindeki mevzularla alakalı
olarak "Neden ulvi hakaik-i diniye ile beraber, bazı mesail-i
siyasiyeyi kitaplarında dercediyorsun?" diye sormaları üzerine
Bediüzzaman,ın :
- "Çocuğa ilacı içirmek için bir şekerleme gösterilir. Ta ki
ağzını açsın, ilaç öylece , içirilsin. Efkar -ı amme dahi
siyaset için ağzını açmış bekliyor. Ben de tiryakı(ilacı)
içirmek için bazen siyaseti de zikrediyorum. diye cevap
verdiğini... (312)
- Osmanlı' da Musiki
- Musikiyi mehter ile savaş meydanlarından, tasavvufi tekke
musikisi ile birçok hastalığın tedavisine kadar pek çok yerde
kullanan Osmanlı Cihan Devleti temsilcilerinin, ayrıca bu sanatı
çeşitli sosyal müesseselere kadar soktuklarını...
- Ayasofya imaretine bağlı kalenderhanede(tekke) ve
Edirne'deki ll. Murat imaretinde olduğu gibi bizzat sema ve
musiki cemiyetleri için vakfiyelere maddeler konulduğunu. ..
(313)
- İlk Boğaz Köprüsü Projesi
- Asya ile Avrupa'yı birbirine bağlama düşüncesinin ilk olarak
bundan yaklaşık bir asır önce (1900), dahi padişah II.
Abdülhamid tarafından ortaya atılıp projelendirildiğini . . .
- Avrupa'nın güney, güneybatı ve merkezindeki demiryollarını
bu Boğaz Köprüsü ile Bağdat demiryoluna bağlamayı düşünen
cennetmekan Abdülhamid Han'ın F. Arnodin isimli bir Fransız'a
hazırlattığı bu dev köprüye ait projede, minareler, kubbeler
kuleler ve askeri , savunmayı temin edecek topların yer
aldığını...
- Yine Abdülhamid Han'ın, bu köprüyle bağlantılı olarak
oldukça ileri görüşlü bir bakış açısıyla çevre yolları projesi
çizdirdiğini . . . (3 14) Biliyor muydunuz?
- Fasulya Aşı Yemeye Razı Olmak
- Vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un hayatında hiç boyun
eğmeyip, kimseye eyvallah etmediğini...
- Umumi seferberlik zamanında (1914) bir arkadaşı ile oturup
fasulya aşı yerken nezaret erkanından birinin çıkagelip ona,
yazılarında fazla ileri gitmemesini nazikçe söylemesi üzerine
Akif'in pürhiddet yerinden fırlayıp:
- Nazırına söyle, kendilerini düzeltsinler. Bu gidiş devam
ettikçe bizi susturamazlar. Ben fasulya aşı yemeğe razı olduktan
sonra kimseden korkmam!" diyerek pervasızca cevap verdiğini. .
.(315)
- Tasavvufta Şeriata Bağlılık
- Said Harraz Hazretleri'nin: Zahiri hükümlere aykırı düşen
her batın batıldır"diye vecizeleştirdiği tasavvufta Allahın emir
ve yasaklarına uymanın gerekliliğini, yine bir başka sufi olan
Bayezid-i Bistami Hazretleri 'nin de:
- Havada uçan insanlara mı hayret ediyorsunuz? Leş yiyen
kargalar da havada uçmakta. Su üzerinde yürüyen insanlara mı
şaşırıyorsunuz?Balıklar da suda yüzmekte. Önemli olan Allah'ın
emirlerine uymak kaçınmaktır,, sözleriyle vurguladığını...(316)
- Amerikan Hayat Felsefesinin Özeti
- Meşhur Amerikalı yazar Mark Twain'e: "İnsan hayatının gayesi
nedir? . Nasıl zengin olabiliriz?" diye sormaları üzerine onun .
- "Eğer becerebilirsek şerefsizce, mecbur olursak namuslu
yoldan. Tek ve gerçek tanrı kimdir? Tanrı paradır. Altın, dolar
ve hisse senedi, Baba, oğul ve ruhları" cevabını vererek
Amerikan hayat felsefesini formüle ettiğini...(317)
- Nasreddin Hoca' nın Merkebine Ters Binmesinin Hikmeti
- Türk halkının nüktedan hazır cevap ve zeki bir fıkra
kahramanı olarak tanıdığı Nasreddin Hoca'nın(1208-1284 ),
aslında medresede ders veren büyük bir müderris ve ayrıcada kadı
olduğunu. . .
- Talebeleri arasında oldukça sevilen Nasreddin Hocanın, ders
verdiği medreseden merkebine binip evine giderken dahi
talebeleri tarafından yalnız bırakılmayıp yolda kendisine
sualler sorulduğu,..
- Hem yol alıp hem de talebelerin sorularına cevap veren
Nasreddin Hoca'nın, sual soran talebelerine arkası dönük olarak
cevap vermenin İslami edebe aykırı olacağından dolayı,merkebine
ters binip, talebeleri ile yüz yüze gelerek ders verdiğini. .
.(318) -
- Moskova Önlerinde Fetih Tuğları
- Rusya'nın başkenti Moskovanın yaklaşık 150 yıl Türk
hakimiyetinde kaldığı . . .
- Moskova'nın merkezindeki altın kubbeli kilisenin Türk
hakimiyetinden kurtuluşun şerefine inşa edildiğini... (319)
- Ecdadın Ticaret Ahlakı
- Yabancı bir kumaş tacirinin Osmanlı ülkesine gelerek bir
kumaş imalathanesinin mallarını beğenip hepsini almak istedikten
sonra, mal sahibinin kumaş toplarını denklerken bir top kumaşı
ayırdığını görüp bu hareketinin sebebini sorması üzerine,
Osmanlı esnafının "Onu sana veremem, kusurludur" cevabını
verdiğini.
- Yabancı tacirin "Ziyanı yok, önemli değil" demesine rağmen
Osmanlı esnafının o kumaş topunu vermemekte direterek: Benim
malımın kusurlu olduğunu söyledim biliyorsunuz. Fakat Siz onu
kendi memleketinizde satarken, alıcılarınız orada benim bunları
bize söylemiş olduğumu bilmeyeceklerdir. Böylece de
müşterilerinize kusurlu mal satmış olacağım.
- Neticede Osmanlı'nın gururu şeref ve haysiyeti rencide
olacak, bizi de hilekar sanacaklardır. Onun için bu sakat topu
asla size veremem... diyerek kumaşı vermeyişinin sebebini izah
ettiğini... (320) Biliyor muydunuz?
- İmamı Azam ve Yarım Milyon Meselenin Hükmü
- Hanefi mezhebinin kurucusu çağının yetiştirdiği dev kamet
İmam-ı Azam Hazretleri'nin kitap ve sünnetten beşyüzbin
meselenin hükmünü çıkartıp dörtbin fetva verdiğini. .. (321)
- Okumanın Dayanılmaz Cazibesi
- Bir ülkenin kültürel yönden kalkınmışlığının, o ülkede bir
yılda fert başına tüketilen kağıt miktarı ile ölçüldüğünü...
- ABD'de kişi başına bir yılda tüketilen kağıt miktarının 391
kilo olmasına karşılık, aynı rakamın Avrupa ülkelerinde ortalama
90 kilo olduğunu ve ülkemizde ise bu. rakamın sadece ve sadece
18 kilo olduğunu... (322)
- Üstad Türkiye'de Okuma Çığırını Açtı
- Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri' nin talebelerinden
Bayram Yüksel ağabeyin, Hasan Basri Çantay'ı ziyarete gittiğinde
Çantay' ın, Bayram ağabeye dönerek:
- "Kardeşim, sizleri tebrik ediyorum. Bizler Üstad'ın
sayesinde müellif olduk. Korkumuzdan ne eser yazabiliyorduk Ve
nede kimseye birşey anlatabiliyorduk.
- Üstad Hazretleri Risale-i Nuru telif etmeye başladı.
- Türkiye'de bu sayede okuma çığırını açtı..."diyerek bir
hakikati ifade ettiğini...(323)
- Dördüncü Murat'ın Sporculuğu
- Osmanoğulları'nın onyedinci padişahı olan Bağdat Fatihi IV.
Murat'ın çok kuvvetli biri olduğunu...
- Bir gün sarayda Murat Han'ın, musahibi Musa Paşayı sağ
eliyle kuşağından tutup kaldırarak ve öylece Has Odayı
dolaştırdığını ve sonra da en küçük bir yorgunluk ve
tıknefeslilik göstermeden, paşayı kaldırdığı gibi tek elle
yavaşça zemine bıraktığını. . .
- Bir cirit mızrağı ile, arka arkaya konan dokuz kalkanı bir
atışta deldiğini . . .
- 200 okkalık bir gürzü kolayca kaldırıp salladıktan sonra
fırlatabildiğini . . .
- Savaş zamanlarında metrise girip topla nişan alıp düşmana
isabet kaydettiğini...
- Ve İstanbul Okmeydanındaki kemankeşlik müsabakalarda 1070,5
gez (706. 5 cm) mesafeye okunu ulaştırıp rekor kırdığını ve okun
düşdüğü yere rekorunu belgeleyen menzil taşı dikildiğini . . .
(324/a)
- Musul'da bulunduğu bir sırada oraya gelen Hint elçisinin
tüfek ve kılıç kar eylemez diye hediye ettiği fil kulağından
yapılma üzeri gergedan postu kaplı çok sağlam siperi(kalkann )
el mızrağı ile ortasından deldiğinı ve içini altın ile doldurup
elçiye geri hediye ettiğini... (324/b)
- İslam'ın Boğazına Geçirilmeye Çalışılan İp
- İlk olarak Avrupa'yı ümit Burnu üzerinden doğuya bağla yan
deniz yolunu keşfetmesiyle dünya sömürgecilik tarihinde yeni bir
dönem açan "İsa tarikatı şövaIyesi" Portekizli denizci
- Vasco da Gama(1460-1524)'nın Güney Hind adalarına
ulaştığında :
- "İşte şimdi İslam'ın boğazına ipi geçirdik. Bu ip çekilmeye
devam edecek, neticede boğaz sıkılacak ve Müslümanlık ölecektir.
" dediğini . . . (325)
- Eski Bir Hamam Kitabesi
- Eski İstanbul' un hamam kitabelerinden birinde karakter
temizliğinin ehemmiyetini vurgulamak için:
- "Tıynetin na pak ise, Hayr umma sen germabeden Önce tathir-i
kalb et, sonra tathir-i beden."Yani (Kötü huylu, kirli
karakterli bir kimse isen, hamamdan bir şey bekleme. Temizlik
istiyorsan evvela kalbini temizle, sonra da bedenini..) diye
yazdığını...(326)
- Bir Ahlak Kahramanıydı
- Vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un yakın dostu olan Mithat
Cemal Kuntay'ın, Akif'le olan arkadaşlık münasebetini anlatırken
yıllarca onun kusurlarını ve falsolarını araştırdığını ve
otuzbeş yıl sonra onun karakterini kağıda dökerken, hayranlık
hisleri içinde :
- "İlk tanıdığım zaman ona inanmadım. Bir insan bu kadar temiz
olamazdı. Fena aktör melek rolünü oynamaktan bir gün
yorulacaktı. Gayri tabii bir faziletten yorulan yüzünü bir gün
görecektim. Fakat otuzbeş sene bugün gelmedi.
- Otuzbeş sene onun yanından her çıkışımda kendime hep bu
sualleri sordum: Bu tevazu, kendi kendini inkar edercesine nasıl
çıkıyordu? Mahrumiyetlerden yılmayan seciyesiyle kendisini nasıl
kahraman sanmıyordu.? Onu yakından tanıyanlar için, her geçen
gün, nasıl onun lehine geçen bir gün oluyordu? Onun temizliği
yanında insan kendi günahlarından muzdarip olurken , o,
kendisinin sizden başka olduğunu nasıl görmüyordu?
- Onda bütünlük vardı; Kininde de, evlatlık, babalık,
kardeşlik kuvvetini alan dostluğunda da, bütünlük... Dostunu,
sevmek kelimesinin noksansız mefhumuyla seviyordu: Öldüğü zaman
düştüğü zaman, dünya aleyhine döndüğü zaman, yanında olmadığı
vakit ve sevmeyenlerin yanında bulunsa bile' diye
yazdığını...(327)
- Çile İle Kemale Eren Büyük Ruhlar
- Milletlerin önüne düşüp onları aydınlığa çıkaran nice büyük
şahsiyetlerin ömürlerinin bir bölümünün hapishanelerde çile ve
işkence içinde geçtiğini ve böylece onların olgunlaşan ve
aydınlanan gönülleriyle milletlerin diriliş yolunda birer ışık
kaynağı haline geldiğini...
- Büyük İmam Ebu Hanife Hazretleri' nin zindanlara atılarak
saygısızca hırpalanıp inim inim bir hayat yaşadığını...
- Ahmet Bin Hanbel Hazretleri' nin adi bir insan gibi
tartaklanıp bayağı bir işkencelere maruz bırakıldığını...
- Serahsinin El-Mebsut isimli koca kamusunu hapsedeldiği kuyu
dibinde telif edip meydana getirdiğini . . .
- Bediüzzaman Hazretleri'nin bir cani gibi muamele görerek
memleket memleket sürgüne gönderildiğini...
- Campanella 'nın zindanda Cervantes in esarette,
Dostoyevski,nin de kürek mahkumu iken kendilerini keşfederek
milletlerinin gönüllerinde ölümsüzlüğe ulaştıklarını... 1328)
- Bediüzzaman,ın Emirdağı
- Devrin hükümeti tarafından Bediüzzaman Hazretleri' nin
sürgün olarak ikamet ettiği Emirdağ' da iftira ve fesat
çıkarmakla vazifelendirilen vicdanlı bir komiserin, şehre
geldikten sonraki ilk intibalarını :
- "Çarşıya çıkıp kahvaltı için peynir ve zeytin aldım. Bir
dükkandan da tereyağı aldık. dükkan sahibi tereyağını tartarken,
yağı koyduğu kağıt kadar da, terazinin öbür kefesine kağıt
koydu. Doğrusu bu hali ben başka bir yerde görmemiştim.
Bediüzzaman işte Emirdağı'nı böyle yapmıştı diyerek hakperest
bir şekilde anlattığını... (329)
- Çalıntı Deve Katarı
- Bir şairin , Vezir İbad'ın huzuruna gelip her beyiti bir
divandan alınmış her nüktesi bir şairden çalınmış bir kaside
getirip okuyunca, şiir literatürü çok geniş olan vezirin:
- "Bizim huzurumuza öyle bir deve katarı getirdin ki, eğer bir
adam onların yularını çözecek olsa, her biri bir sürüye gider!.'
diye veciz bir söz söyleyerek şaire hatasını hatırlattığını . .
. (330)
- Yavuz'un Tevazuu
- Büyük Cihangir Yavuz Sultan Selim'in günde üç saat uyku
uyuyup tahta kaşıkla tek çeşit yemek yediğini...
- Herhangi bir saray halkından ayırt edilemeyecek kadar sade
giyindiğini ve bunun sebebini soranlara:
- "Vezirlerin ve beylerin süslü giyinmeleri, padişahlarına
saygıdan ileri gelir. Biz kime şirin görünmek için süslü
giyinelim ki? Bizim Padişahımız(Allah c.c.) vücudun dışına
değil, içindeki cevhere(imana) bakar" diye veciz bir cevap
verdiğini. . .(33ı)
- "Çocuğunuza Kur'an Telkin Ettiniz mi?"
- İşadamı Sakıp Sabancı' nın, kızını batı standartlarında
tahsil yapması için İngiltere'deki Harward kolejine
kaydettirdiğini. . .
- Okul idaresinin, kolejin çeşitli bölümlerini Sabancı'ya
gezdirdikten sonra kiliseyi göstererek:" Burası da dini ibadet
yeri " deyip "Senin kızın Müslüman olduğu için dini ibadet
günlerinde Kur'anı Kerim getirsin, istediği günlerde okusun. Siz
Kur'an okumasını kızınıza telkin ettinizmi?" diye sorduklarını .
. . Sakıp Sahancı' nın daha sonra bu hadisenin değerlendirmesini
yaparken :
- "Allah var, doğrusu ben kızımla beraber Kur'an-ı Kerim
getirmemiştim. Kızıma da telkinde bulunmamıştım çok utandım.
Sırtım terledi. O 'gavur' dediğimiz bana verdiği dersten çok
mahçup oldum. Adeta yüzüme bir şamar patlamıştı. Ve Türkiye'ye
geldiğimde kızıma hemen bir açıklamalı Kur'an-ı Kerim
gönderdim." diyerek kızına dini bilgiler öğretmediğinden dolayı
mahcubiyetini itiraf ettiğini. (332)
- Kur'an'a Aşk Derecesinde Hayranlık
- Fransa nın en tesirli gazetelerinden Figaro'nun Prof. And
ile yaptığı bir röportajında ona:
- "Kur'an'a karşı duyduğunuz aşk derecesindeki hayranlığın
sebebini açıklayabilir misiniz?" diye sorması üzerine, Andre
Miquel , in :
- "Montpellier'de bir kitapçı dükkanında, en eskilerden olan
Savary'nin bir Kur'an tercümesini gördüm. O sıralar 17
yaşındaydım.
- Metindeki mesajda Allah'ın birliğinin açıkça ve kıskançca
savunulması ve Allah'ın tarifi üzerine İslam'ın yüksek düşüncesi
beni bir başka dünyaya götürdü. Tercümeye bile yansıyan
metindeki müstesna edebi değerler beni tarifi . imkansız bir
hayranlığa boğdu. Bu heyecanı hiçbir zaman kaybetmedim" diye
cevap verdiğini...(333)
- Rus Çarı'na Tokat Gibi Cevap
- İmkansızlıklar içinde Kafkasya dağlarında yıllarca
sürdürdüğü özgürlük mücadelesinden sonra Ruslara esir düşen
Kafkas kartalı Şeyh Şamil'in büyük bir törenle Petersburg'a
getirilip, şerefine büyük balo düzenlendiğini ve Çar ll.
Aleksandr'ın.Şamil' e bu baloyu nasıl bulduğunu sorması üzerine
Büyük İmam'ın:
- "Çar hazretlerine meçhul değildir ki Cenab-ı Hak dünyayı
Hristiyanlara ve ahireti Müslümanlara vaad buyurmuşlar. O İlahi
'Cennet'e gidemeyeceğinize göre, dünyayı Cennet'e çevirmekte çok
isabet buyurmuşsunuz" diye müthiş bir cevap verdiğini . . .
(334)
- Çağın Doruğuna UIaşmış Müslüman Mühendis"
- Batılı kaynakların "Çağın doruğuna ulaşmış Müslüman mühendis
diye tarif ettikleri Ebul İz el-
- Cezeri'nin(l 136/1206), kendisinden tam 800 yıl sonra ortaya
çıkacak olan sibernetik bilimini ve otomasyon teknolojisini
bularak böylesine sistemler kurulabileceğini tesbit edip, inşa
ettiği makinelerle de bunu ispatlamış bir İslam alimi
olduğunu... (335) Biliyor muydunuz?
- Dualarla Arşa Uzanan Ordu
- Alim, adil ve dindar bir şahsiyet olmasının yanı sıra
cesaret ve isabetli kararlarıyla sultanların başarılarında büyük
hisse sahibi olan Selçuklu veziri Nizamülmülk'ün, otorite ve
dirayetle yirmisekiz yıl boyunca taçlandırdığı vezirlik makamını
ve hayatını bir Batıni fedaisi tarafından hançerlenerek
kaybettiğini...
- Büyük nüfuzu sebebiyle muhalifleri tarafından sık sık
sultana şikayet edilen Nizamülmülk için bir defasında:
"Nizamülmülk her yıl fakirlere, sufilere 300 bin dinar veriyor.
Eğer bu para orduya tahsis edilse, İstanbul'u bile fethetmek
mümkün olur" diye Sultan'ın kulağına fısıldanınca, Melikşah'ın
durumu Nizamülmülk'e sorduğunu ve bu büyük vezirden:
- "Ey alemin sultanı ! . Allah sana ve bana, kullarından hiç
kimseye nasib olmayan lütuf ve ihsanda bulunmuştur. Buna
karşılık sen, Allah'ın dinini yükseltmeye çalışan, O'nun Aziz
Kitabı'nı hamil bulunan kimselere yılda 300 bin dinar sarfetsen
çok mudur?
- Sen askere her yıl bunun iki katını harcıyorsun. Halbuki
onların en kuvvetli ve en iyi nişancısının oku bir milden ileri
gidemez. Ben ise sarfettiğim bu para ile öyle bir ordu techiz
ediyorum ki, onların orduları ta arşa kadar gider ve Allaha
vasıl olmalarına hiçbir engel yoktur cevabını aldığını...(336)
- Batılı Gözüyle Türkler
- Birçok batılı yazarın, Osmanlı'yı muhteşem yapan dinamikleri
öğrenmek gayesi ile bizim topraklarımıza seyahatler tertip
ettiğini. . .
- Bunlardan biri olan Edmondo De Amicis'in İstanbuI adlı
eserinde Türklerin özellikleriyle alakalı olarak:
- Türkler, uzak ve belirsiz bir şeyleri düşünen insanların
görünümüne sahipler. Hepsi de sabit fikre dalmış filozof veya
bulundukları yeri ve çevrelerindeki şeyleri fark etmeksizin
yürüyen uyur gezerler gibi görünmektedirler.
- Hepsi de büyük ufukları seyretmeye alışmış kimseler gibi
ileriye ve uzaklara bakan ve gözlerinde ve ağızlarında belli bir
üzüntü ifadesi vardır" diye yazdığını...(337)
- İslam' ı Parçalama Planları
- Napolyon Bonapart'ın sömürmek gayesi ile gittiği Mısır'ı
işgali sırasında beraberinde getirdiği "Yakın Doğu Toplumu ve
Kültürü " kitabının yazarı bir Fransız araştırmacısının:
- "Biz her İslam ülkesinde İslam öncesi kültürleri ortaya
çıkarmak için toprağı kazdık. Tabiatıyla, İslam öncesi inançları
Müslümanlara . giydirmek mümkün değildir. Fakat çocuklarını,
İslamiyetle o eski medeniyetler arasında mütereddit kılmak bize
yetiyordu" diyerek sinsi düşüncelerini ortaya koyduğunu . . .
(338)
- Enteresan Bir Tüzük
- Osmanlıda esnaf ve sanatkarlar hakkındaki tüzüklerden
"hamamcılar" ile ilgili kısmında:
- ... Kafir başını ve uyuş başını tıraş ettiği ustura ile
Müslümanların başını tıraş etmeyeler, onun
- gibilerin usturaları ayrı ola. Ve natır (hizmetli), futayı
(peştemal) pak ve temiz tuta ve adamına göre futa vere. Delikli
ve kısa futa olmaya ve kafire ayrı futa vereler. Verdikleri
futanın ayrı işareti ola. Ve kafir yüzünü sildiği rida ile
Müslüman yüzünü silmeye. Velhasıl Müslümanların her nesnesi ayrı
ola. Eğer inad ederlerse muhkem ta'zir edip haklarından geline "
diye yazdığını...(339)
- Fakir Ama İzzetli Bir Hayat
- İstiklal marşımızın yaslı şairi Mehmet Akif Ersoy'un
hayatının hep fakr u zaruretler içinde geçtiğini...
- Memleketinden ayrılıp Mısır' a gittiğinde evinde eşya namına
sadece birkaç kanepe, iki demir ayak üzerine konulmuş bir kaç
tahtadan ibaret karyola vazifesi görür birşey bir hasır seccade,
bir nalın ve bir divit bulunduğunu .
- Ve bu büyük üstad' ın evden eve taşınırken konu komşu
eşyalarını görmesin diye geceleri taşındığını . . . (340)
- Sin Şın a Girdiğinde
- 15 Aralık l516da Şama giren Yavuz Sultan Selim Han'ın,metruk
halde bulunan Muhyiddin-i Arabi'nin türbesini ortaya
çıkarttığını ve vefatından önce "Sin (Selim), Sin a (Şam)
girdiğinde benim kabrim ortaya çıkacaktır diyen Muhyiddin
Arabi'nin kerametinin gerçekleştiğini...(341)
- Tokat
- Bursa'yı Yunanlılar işgal ettiğinde Pir Emir türbesine bakan
türbedarın, mezarı bastonla dürtüp.
- "Ya pir Bursa'yı Yunanlılar işgal etti, kalk kurtar dediğini
ve türbedarın gece rüyasında Pir Emir Hazretlerini görüp, Emir
in kendisine :
- "Behey ahmak, vatanı düşmandan kurtarmak ölülerin değil
dirilerin hakkıdır!" diyerek hışımla bir tokat aşkettiğini , .
- ve türbedarın korku içinde uyandığında çenesinin yamulmuş
olduğunu gördüğünü ölünceye kadar çenesinin düzelmediğini. .
.(342)
- Büyük İbret
- 1971 öğrenci hadiseleri başladığında, Orta Doğu Teknik
Üniversitesi'nde namaz kılan öğrencileri mescidde döven
militanların daha sonra Nurhak dağlarında, hem de dövdüğü
Müslüman öğrencinin babasının tarlasında askeri kuvvetler
tarafından öldürüldüğünü . . . (343) .
- Çocuğunu Satılığa Çıkaran Kadın
- Çok zor şartlar altında devleti 33 yıl dahice idare eden
Abdulhamid Hanın Osmanlı tahtından indirilmesinden sonra Osmanlı
Devleti'nin başına Balkan gailesi açılıp, Sırp Yunan.
- Bulgar ve Karadağlı çapulcuların İstanbul önlerine kadar
gelmeleri üzerine, binlerce kilometre ötedeki Müslüman Hintli
kardeşlerimizin , İslam'ın son hür kalesi olan Hilafet merkezi
Osmanlı'ya yardım elini uzatmak için çırpındıklarını...
- Genç kızların çeyizlerini, ihtiyarların cenaze masrafları
için bir köşeye ayırdıkları paralara kadar neleri varsa ortaya
dökdüklerini, , , Bu yardım toplama kampanyası sırasında
Peşaver'de çok fakir bir kadının, verecek birşeyi olmaması
üzerine kucağındaki mini mini yavrusunu halka gösterip onu
satılığa çıkartıp, karşılığında alacağı parayı Osmanlı'ya yardım
için vereceğini ilan ettiğini . . . (344)
- Kur'an'ın Tazeliği
- Bir batılı düşünür olan Bernard Shaw'a "Sizce yeryüzünde en
ilgi çekici hadise nedir?" diye bir sual sorulduğunda, Shaw'ın :
- "Yeryüzünde bunca kavga ve düşünce karmaşasına rağmen
Kur'an'ın tazeliğini korumasıdır" diye cevap verdiğini,.. (345)
- Cemiyetin Ahlaki Yapısının Çimentosu
- Dini inanç ve manevi değerlerin gençleri sapmalardan ve
aşırılıklardan koruyarak cemiyetin ahlaki yapısının çimentosunu
oluşturduğunu . . .
- Ruhi tatminsizliğin sapık cereyanlara dönüşerek akıl almaz
derecede suç nisbetini artırdığı ABD'de, eski başkanlardan
Ronald Regan'ın:"Sınıflarda dua etmek için verilen önergeyi
destekleyeceğini ve okullarda, Allah'a imana ve disipline
başvurularak anarşi ve uyuşturucu madde alışkanlığının sokağa
atılacağını " ifade ettiğini...
- Yine Regan'ın, "Kutsal kitabın on emrine uygun olarak
yaşamak için daha çok gayret sarfedersek "alkolizimle ve
bulaşıcı hastalıklarla mücadelede hükümetlerin harcadığı
milyonları tasarruf edeceğiz" dediğini... (346)
- İlk Dışkı Yedirme Hadisesi
- İnsanlara dışkı yedirme hadisesine ilk defa CHP iktidarı
döneminde rastlanıldığını
- 1947 yılında Demokratik Parti'li bir kooperatif başkanının
hükümet tarafından vazifeden alınmasına karşı çıkan İsparta'nın
Senirkent bucağı halkıyla, Jandarma kuvvetleri arasında çıkan
çatışmalarda jandarmaların köylüleri dayaktan geçirerek, dışkı
yedirme idrar yaptırdıkları şapkayı başına geçirme ve yere
yatırıp üstüne binerek dolaşma gibi işkenceler uyguladıklarını .
. . (347)
- Ulu Çınarın Serencamı
- Şanlı Osmanlı Devleti'nin 1299 yılında kurulup 1922 yılında
tarihe intikal ederek benzersiz bir şekilde 623 yıl gibi uzun
bir süre varlığını sürdürdüğünü...
- Bu Kerim Devlet'in, kuruluşundan 230 yıl sonra Viyana
kapılarına dayanarak, bir mille ve devletin; başka ırk, başka
dil, başka din ve başka kültür dünyasına, bu kadar kısa zaman
içinde böylesine hakim olup tesir edişine tarihte başka hiç
rastlanılmadığını . . .
- Fakat aynı tarihin, bu bu koca Osmanlı Devleti'nin 46 yıl
gibi çok kısa bir süre içinde mahvoluşundaki süratine de şahit
olmadığını...(348)
- 27 Mayıs Darbesinde Amerikan Parmağı
- 27 Mayıs hareketinin gerçekleştirilerek Adnan Menderes ve
Fatin Rüşdü Zorlu'nun işbaşından uzaklaştırılmasını herkesten
fazla Amerikalıların istediklerini...
- NATO'ya girerek Türkiye'de Amerika Birleşik Devletlerine üs
açan Menderes hükümetinin, bunun karşılığı olarak Amerika'nın
teknik imkanlarından faydalanarak ülkemizi kalkındırmayı
düşündüklerini, fakat Amerikalıların mükellefiyetlerini yerine
getirmeyip savsaklayarak Türkiye'den azla idare etmesini
istediklerini . . .
- Bunun ilk örneği olarak, Türkiye için zirai alanda büyük bir
atılıma sebep olacak olan traktör alımı meselesini Amerikanın
kabul ettiğini, fakat bunları verirken, yapılan anlaşmada, bu
traktörlerin pamuk ekimine tahsis edilen tarlalarda
kullanılamayacağı yolunda bir hüküm koymak istediğini...
- Oysa, o yıllarda Türkiye'nin ihracatında en büyük iki
kaleminden birini pamuğun teşkil ettiğini...
- Dünya pamuk piyasasının bir numaralı üreticisi olan ABD'nin,
pazardaki payının yüzde 1-2 nisbetinde bile düşmesine tahammül
edemediğini Menderes ve Zorlu'nun, ABD'nin bu sinsi
politikasının farkına vararak ilişkilerde daha dikkatli bir
tavır aldıklarını ve dolayısı ile menfaati zedelenen
Amerikalıların DP iktidarını gözden çıkardıklarını . . . (349)
- İlim Aşkının Yaptırdıkları
- İlim aşkıyla yanıp tutuşan büyük alim Cahız'ın (V.255/ 866),
kitap almaya para . .
- yetiştiremediği için . kitapçı dükkanlarını geceleri
kiralayıp sabaha kadar gözünü kırpmadan kitap okuduğunu . . .
(350)
- Müslümanlar ve Kağıtçılık
- Müslüman Arapların İ'la-yı Kelimetullah adına çıktıkları
Orta Asya seferleri sırasında, 134/751 yılında Semerkand
yakınlarında meydana gelen bir savaşta çok sayıda Çinli'yi esir
aldıklarını ve daha sonra bunlardan kağıtçılık sanatını
öğrendiklerini . . . .
- Böylece Müslümanların 178/794 yılında Bağdat şehrinde
dünyanın ikinci büyük kağıt imalathanesini kurduklarını ve daha
sonra da kağıt imalatının 900 senesinde Kahire'ye, 1100'de
Merakeş'e ve 1144te de Endülüs'e ulaştığını...
- Buradan da Avrupa Hristiyan alemine geçerek ilk olarak 1268
yılında İtalya'da kağıt imalathanelerin kurulup üretime
geçtiğini. . .(351)
- Evren Paşa ve Osmanlıca
- 12 Eylül ihtilalinin baş mimarı ve 7. Cumhurbaşkanı Kenan
Evren'in, bir mevzu münasebetiyle Osmanlıca'nın mükemmelliğinden
:
- "Ben Osmanlıca yazıyı rahat okurum ve bütün notlarımı eski
yazıyla tutarım. Bunun Atatürkçülüğe aykırı bir tarafı yok. Bir
kere ortalıkta kaldığı zaman herkes okuyamıyor. İkincisi bir
çeşit steno olmuş oluyor. diye bahsettiğini...(352)
- Fatih İle Napolyon Arasındaki Fark
- Adı dünya tarihindeki büyük kumandanlar arasında anılan
Napolyon Bonapart'a, Saint Helena adasında hapis bulunduğu
sırada "Kimler büyük adamdır?" diye sormaları üzerine
Bonapart'ın Fatih Sultan Mehmed'den bahsederek:
- "Büyüklükte ben onun çırağı bile olamam. 'Niçin?' derseniz,
bana pek acı gelen bir gerçeği açıklamam icap eder ki o da
şudur..
- Ben kılıçla fethettiğim yerleri, hayatta iken geri vermiş
bir bedbahtım. O ise, fethettiği yerleri nesilden nesile intikal
ettirmenin sırrına ermiş bir bahtiyardır" diyerek bir hakikati
ortaya koyduğunu...(353) Biliyor muydunuz?
- Uluğ Bey ve Rasathanesi
- Büyük İslam astronomu ve devlet adamı Uluğ Bey' in
11394/1449), Semerkant'da kurmuş olduğu
rasathanesinde,yeryüzünün güneş etrafındaki tam devrini yani bir
yılı, 365 yeryüzünün güneş gün 6 saat, 9 dakika, 6 saniye olarak
hesapladığını...
- Aradan asırlar geçip 20. yüzyılın en modern cihazları ile
yapılan hesaplarla, Uluğ Bey'in hesapları arasında sadece 58
saniye farkın bulunduğunu... (354)
- Vah Türkistan
- Rusların Türkistan'ı işgal etmesinden önce, ülkede korkunç
bir cehalet ve bağnazlığın hüküm sürdüğünü...
- Rus saldırganlara karşı ülkesini savunmak için silahlarına
sarılanlara karşı :
- "Elinizdeki silahlar domuzyağı ile yağlanmıştır. İsam'da
domuza da domuz yağına da dokunmak haramdır" diye, milletin
silahlarını ellerinden atmalarına sebep olacak akıl almaz
fetvalar yayınlandığını...(355)
- Fatin Rüştü Zorlu'nun Fanatizmi
- 29 Ağustos 1955'de başlayan Kıbrıs Konferansı öncesin de,
Ankara'daki İngiliz Büyükelçiliği'nin Londra'ya gönderdiği
raporda, Dışişleri Bakanı Fatin Rüşdü Zorlu hakkında:
- 1910'da doğdu. İnsafsız ve alaycı fakat yetenekli.Türk
menfaatlerini korumada fanatizm derecesinde dikkatli. Batıcılık
kisvesi altında muhtemelen bir yabancı düşmanı ve inatçı bir
müzakereci... " diye yazıldığını...
- "Türk menfaatlerinin korunmasında fanatizm derecesinde
dikkatli..." denilen bu Menderes hükümetinin Dışişleri Bakanı'nı
ise bizim, darağacında sallandırarak mükafatlandırdığımızı(!). .
.(356)
- Kasırgadan Seher Yeline
- İtalyan şairi Tasse 'nin, Türkleri tanıdıktan sonra, onlar
hakkındaki görüşlerini hayranlık içinde:
- Deviren, kırıp-döken, silip-süpüren yaman bir kasırgayı
seher gibi yumuşatmak mümkün müdür? Korkunç dalgalarını kabarta
kabarta yürüyen bir denizi birden sakinleştirmek kabil
midir.?Yıldırımı güle çevirmek imkanı var mıdır? İnsanlar bu
sorulara 'hayır, hayır' demekte tereddüt etmez değil mi? Halbuki
ben, kasırganın seher yeline,Coşkun denizin sevimli bir göle,
yıldırımın güle inkılap ettiğini gördüm. Türkten bahsediyorum.
Düşmanına saldırırken amansız bir kasırgaya, korkunç bir denize
ve insafsız bır yıldırıma benzeyen Türk, dost yanında ve
silahsız kalmış bir düşmanın karşısında bir seher yelidir,bir
güldür" diyerek ifade ettiğini.. (357)
- İslamiyeti Islah Projesi !
- 1928 da İstanbul İlahiyat Fakültesi'ne mensup bir heyet
tarafından 'İslamiyeti İslah" adı altında bir proje
hazırlandığını. . .
- Bu projenin bazı maddeleri arasında: "İbadetin lisan Türkçe
olmalı mabetlerde sıralar elbiselikler tesis edilmeli ve temiz
ayakkabı ile girilmeli. Mabedlere musiki aletleri konulmalı. .
." vs. gibi hezeyanlar bulunduğunu..
- Heyette oldukları halde bu hıyanet projesine Babanzade Ahmet
Naim ile Ferit Kam'ın imza koymadığını . (358)
- Coşkun Kırca'nın Fatin Rüşdü Zorlu'ya Ettikleri
- 27 Mayıs devriminden sonra dönemin Dışişleri Bakanı Fatin
Rüşdü Zorlunun Yassıadada 6 7Eylül hadiselerinin
tertipçilerinden olmakla suçlanıp yargılandığını...
- Yüce Divan'da kendi isteği ile kamu tanıklığı yapan o
zamanın NATO ikinci katibi Coşkun Kırca'nın , Zorlu 'yu suçlamak
için gerçekleri çarpıttığını ve Zorlu'nun bu davadan altı yıl
hapse mahkum olduğunu... .
- Coşkun Kırca'nın bunu yapmaktaki gayesininin, davanın
sanıkları arasında bulunan kayınpederi Fuat Köprülü'yü kurtarmak
olduğunu ve bu uğurda her çareye başvurmayı meşru gördüğünü. .
.(359)
- Abdülhamid Han'da Yerli Sanayi Düşüncesi
- Osmanlı Sultanı II. Abdülhamid Han'ın sade olmakla birlikte
giyiminin kendine has bir zarafeti olduğunu, hatta yeni elbise
giyenlere karşı: "Benimki sizinki kadar şık değil ama, halis
Türk malı Hereke kumaşıdır. " diye övündüğünü...
- Kendisine bir yabancı firma tarafından yeni çıkartılan
otomobillerden biri hediye edileceği zaman, "Ben bozulduğu zaman
yedek parçası memleketimize imal edilmeyen makinayı kullanmak
istemem." diyerek almayı reddettiğini ve böylece sanayi
politikası bakımından hala bugün bile geçerli olabilecek bir
görüşü dile getirdiğini...
- Fakat hadiselere atgözlüğü ile bakan bazı tarihçilerin
Abdülhamid Han'ın bu korumacı metodunu hiç hesaba katmadan ,
onun, vehimlendiği için arabayı kabul etmediği safsatasını
yaydıklarını. . .(360)
- Padişahlı MasaI Yasağı
- Yeni Cumhuriyet düzeniyle birlikte, eskiye ait değer
hükümlerinin ve bunları temsil eden şahısların hafızalardan
silinmesi için olağanüstü gayretler sarfedildiğini...
- Prof. Pertev Naili Boratav ın o dönemin panoramasını
çizerken konu ile alakalı olarak:
- "Bir Maarif şurası'nda, hatırlarım, çocuk kitapları meselesi
üzerinde tartışılırken, 'Masallarda padişahtan söz edilmesi,
çocukların cumhuriyet düzenine olan bağlarını gevşetebilir.
padişahsız, şehzadesiz masallar yazılmalı çocuklar için
biçiminde düşünceler ortaya atılmıştı." diyerek binlerce yıllık
ananevi halk kültürünün ürünleri olan anonim masallarımızın
ortadan kaldırılmak istenildiğini... (361)
- Ismarlama Milletvekili
- 1931 yılında 2. Ordu Müfettişi Fahreddin Altay'a, Cumhuriyet
Halk Fırkası Genel Sekreteri Recep Peker'den bir telgraf gelip,
telgrafta kendisinden bir "köylü meb'us" bulmasını istediğini.
Gönderilen telgrafta, ısmarlanan meb'usun özellikleri ile
alakalı olarak :
- "Paşa hazretlerine,
- Konya'dan bir çiftçi meb'us yapmak kararındayız. Reisi
cumhur hazretleri arzu edilen evsafta bir namzet bulunması
işinin bizzat zat-ı devletlerine havalesini irade buyurdular.
Namzette arzu edilen evsafın esaslarını aşağıda yazıyorum:
- Namzet mütegallibe olmamalı, kimsenin adamı bulunmamalı, az
çok arazi ve çift çubuk sahibi olmalıdır. Civar veya tensib
buyurulacak köylerden bizzat görülüp seçilmesi hususunda zat-ı
devletlerinin zahmet ihtiyar buyurmalarını rica ederim. Eskiden
askerlik yapanlar tercih edilebilir Esaslar şunlardır.
- 1- Namzet meb'us seçildikten sonra da çiftçi kalacak,
hayatını terketmeyecek, mesleğine daima sadık kalacaktır.
- Meb'usluğunda, tatil zamanında yine mesleğine merbut
kalacak, tatilinde köyünde aynı hayat tarzını yaşayacaktır
- 2- Behemehal milliyetperver olacak, beynelmilel her cereyana
aleyhtar bulunacak, gerek meclisteki hal, vaziyet söz ve
faaliyetinde ve gerek meslekdaşları ile temaslarında daima bu
nokta-i nazarı takip edecek.
- 3- Cumhuriyet Halk Fıkrası'na ve onun bütün prensiplerine,
akidelerine, hareketlerine tam sadakat sahibi olacak ve
meb'usluğu müddetince bu vaziyetini muhafaza edecek,mutaassıp
olmayacak.
- 4- Meclis'teki hayatında hal ve vaziyeti ve kıyafeti esas
memleketindeki gibi olacak, meclis içtimalarına ve her yere
kasketi, poturu ile gelecek, gündelik hayat tarzını
değiştirmeyecek, yalnız merasim günlerinde herkes gibi
frak-jaketredingot giyecek.
- 5- Yeni harflerle az çok okur-yazar olacak, bu hususta
eksikliği varsa meclisteki hizmeti esnasında çalışıp
tamamlayacak.
- 6- Konuşkan, zeki ve akl-ı selim sahibi olacak, çok yaşlı ve
mütegallibe olmayacak.
- 7- Mücadele-i Milliye'de bir lekesi olmamalı, muhitinde
nazar-ı dikkati calip bir kusur ve sevimsizliği bulunmamalı.
- Milli Mücadele'de hizmet etmeleri ve intibahatta ve diğer
vesilelerle fırkamıza hizmet etmiş olması arzu olunur. Hiç
olmazsa muarız bulunmamış olmalı, fırkaya kaydı yoksa derhal
yaptırılmalıdır" diye yazıldığını...
- Fahreddin Altay'ın bu siparişi alır almaz Konya'nın merkez
ilçelerinde günler süren aramalar sonucunda aranan vasfa uygun
biri olarak Mustafa Lütfi Bey'i bulduğunu ve bu ısmarlama zatın
mecliste sekiz yıl milletvekilliği yaptığını . (362)
- Osmanlı 'ya Karşı Batının Çirkin Yüzü ve Pis Oyunları
- Batılıların emperyalist gayeli entrikalarına karşı 33 yıl
fasılasız mücadele veren büyük siyaset dahisi Abdülhamid Han'a,
gayelerine vasıl olamayan bu batılılar tarafından akla hayale
gelmedik iftiralar atıldığını...
- Albert Vandal'ın "Le Sultan Rouğe" (Kızıl Sultan)
sloganının, maşası haline gelen Jöntürkler tarafından
benimsendiğini .
- Yine Osmanlı düşmanı İngiliz Başbakanı Glodstone' un Sultan
Abdülhamid için uydurduğu "The Great Crimminal" (Büyük Cani)
yakıştırmasının Jöntürkler tarafından pek beğenilerek devrim
tarihçiliği terminolojisine kazandırıldığını...
- Beş parasız yurt dışına kaçan bu Jöntürkler'in Sultan
Abdülhamid 'e karşı Avrupa'nın (hatta ABD'nin) toplam 29 büyük
kentinde 160 gazete yayınladıklarını.
- Aynı zaman zarfında bütün Osmanlı Devleti sınırları içinde
125 gazete çıkarıldığı hesaba katılırsa batılı emperyalist
güçlerin Osmanlı'yı parçalamak için böylesine büyük maddi
finansman ortaya döktüklerini... (363)
- İnönü Devri Basın İstibdadı
- Gazeteci yazar Ziyad Ebuzziya'nın 1940-47 yılları arasın da
çıkarmış olduğu Tasvir efkar" Tasvir " gazetelerinin ve devrin
tek parti idaresi tarafın onaltı defa kapatıldığını...
- Bunların çoğunda sadece görülen lüzum üzerine"
veya"kapatılmıştır" sözleriyle yetinilip kapatma sebebi
bildirilme tenezzülü ve cesareti göstermeyip, ekseriyetle de bu
kararların telefonla bildirildiğini . . .
- Yine Ziyad Ebuzziya'nın Tasvir-i Efkar gazetesi, devrin
milli şefi İnönü'nün eşi Mevhibe İnönü'nün Ankara' da bir
okuldan çıkarken çekilen resminin gazetenin üçüncü sayfasına
konulmasının hakaret sayılarak on gün kapatıldığını...
- Yine bu yıllarda, zamanın Matbuat Umum Müdürü Selim Sarper
in,. Bir gazetenin şeref yerinin sağ üst köşe mi? Sol üst köşe
mi?" olduğunu tartışarak, İnönü'nün resmini ve hakkında çıkacak
haberlerin buraya konulmasını, aksi takdirde gazetelerin
kapatılacağını ihtar ettiğini . . (364)
- İstiklal Marşımıza Hücumlar
- "Dindar bir adam yazmıştır" diye değiştirilmeye ve hor
görülmeye başlanan "İstiklal Marşı"mıza karşı ilk hücumların
İsmet İnönu hükümeti zamanında ve Cumhuriyet Halk Partisı nin
yayın organı gazeteler tarafından organize edildiğini . İlahi
takdire bakın ki, bu milli marşımızın kırkiki yıl da yirmibir
defa değiştirilmek istenilmesine rağmen o günden bu güne hiç bir
faninin ve eli dilinin bunu başaramadığını. . .(365)
Biliyormuydunuz?
- Cumhuriyet Aydınının İnanç Tablosu
- Zekeriya Sertel'in l927'de çıkardıgı Resimli Ay mecmuasının
düzenlediği "inanç" konulu ankete cevap veren yazar Reşat Nuri
Güntekin'in:
- Dünyaya gözlerimizi kapar kapamaz başka bir dünyaya
doğacağımızı, bütün düşündüğümüz, istediğimiz, sevdiğimiz
şeyleri orada bulacağımızı ümit etmek çok güzel şey.
- . Fakat ben bu saadeti çoktan kaybettim." diye ümitsiz bir
cevap verdiğini . . .
- Selim Sırrı Tarcan'ın, "Mahşer'e, Cennet ve Cehennem'e
inanacak kadar safdil olmadığını söylediğini...
- Abdullah Cevdet'in ahiret inancını tamamen reddederek bu
inancın "ecdaddan intikal etmiş hasletler" olduğunu beyan
ettiğini . .
- Ve ilahiyat pröfesörü ve müstakbel CHP başkanlarından
Şemseddin Günaltay'ın ise "İnanç" ile alakalı olarak "dünya,
yalnız dünya" felsefesiyle görüyorsunuz, hep dünya işleriyle
meşgulüm" cevabını verdiğini...(366)
- Milli Koruma Kanunu
- Cumhuriyet sonrası ekonomiyi savaş şartlarına göre
düzenlemek için çıkartılan "Milli Koruma Kanunu" ile
memleketimizde tam bir sefalet döneminin başladığını...
- Bu "Milli Koruma kanunu"na göre 40 dönümden az arazisi olan
küçük çiftçilerin bütün öküzlerine devletçe el konulduğunu. . .
- Tarım ürünlerinin büyük bir bölümüne devletçe el
konulduğundan , Trakya bölgemizin köylerinde açlıktan ölenlerin
olduğunu. . .
- Toprak Mahsuleri Ofisi'nin yeni kurulmasından dolayı
depolanamayan buğdayların tren yolu kenarlarında çürümeye terk
edildiğini . . .
- Başbakan Şükrü Saraçoğlu'nun: "Zengin ve paralı adamlar için
bir mesele mevcut değildir" diyerek bu durumu itiraf ettiğini. .
.
- Vurguncu ve stokçular zümresinin türeyip, Saraçoğlu'nun
ardından Başbakan olan Refik Saydamın bile evinde çuvallarla
stoklanmış malların bulunduğnu... (367)
- Osmanlı'nın Dayısı
- Osmanlı Devleti'nin Cezayir Beylerbeyi Dayı Hasan Paşa ile
ABD Cumhurbaşkanı George Washington arasında 1795'te yapılan bir
anlaşmaya göre, Dayı Hasan Paşa'nın Amerikan gemilerini vergiye,
daha doğrusu haraca bağladığını...
- ABD'nin yabancı dille(Türkçe) yapmış olduğu bu ilk ve tek
anlaşmaya göre Amerikalıların 12 bin Cezayir sikkesi veya 642
bin ABD altını vergi(haraç) vermeyi kabul etmek zorunda
kaldıklarını. . .(368)
- Fatih'in Topları
- Büyük dahi Sultan Mehmed'in, İstanbul'un fethi için balistik
hesaplarını bizzat kendisinin yaptığı, yaklaşık 17 ton bakır
kullanılarak dökülen ve 1,5 ton ağırlığındaki mermileri 1000
metre uzağa atabilen "şahi" adını verdiği muazzam toplar
döktürdüğünü...
- 50 çift manda ve 700 askerle iki ayda Edirne'den İstanbul
yakınlarına getirilebilen bu, o zamana kadar misli görülmemiş
topların ilk deneme atışları yapılmadan önce yakında bulunan
kimselerin dillerini yutmamaları ve gebe kadınların çocuklarını
düşürmemeleri için şehrin her tarafına münadiler salınarak
topların atılacağı zamanın ilan ettirildiğini... (369)
- Osmanlı Düşmanlığının Böylesi
- Cumhuriyet'in ilanından sonra 3 Mart 1924 tarihinde 431
sayılı kanun ile Hilafet'in kaldırılıp Osmanlı hanedanına mensup
kimselerin yurt dışına sürgü gönderilmesine karar verildiğini. .
.
- Bu konunun mecliste görüşülmesi sırasında bazılarının hiç
olmazsa kadınların memleketten çıkartılmamasına dair bir teklif
ileri sürmesi üzerine, mecliste bulunan bazı meb'usların
masaların üzerine çıkıp tepinerek "Olamaz!" diye
haykırdıklarını...
- Topçu İhsan namındaki ecdad düşmanı bir kendini bilmez
birinin de :
- "Osmanlı hanedanının hepsi sürülmelidir. Ne erkeği kalsın ne
kadını... Hatta ölülerinin kemiklerini bile mezarlarından
çıkarıp atmak lazım gelir." deme utanmazlığını göstererek,
Horasan'dan kopup gelerek Söğüt'e yerleşip oradan da koca bir
cihan devleti çıkaran Osmanı Hanedanı için böylesine haysiyet
kırıcı teklifler ortaya atabildiklerini...(370)
- Ütopya ve Türkler
- Hristiyan Avrupa'nın akıldışı yönetimi karşısında arayış
içine giren batılı filozofların "Yaşayanlara kusursuz bir düzen
içinde var olma imkanı sağladığını kabul edilen ideal ülke
ütopya" arayışı içine girdiklerini...
- Bu filozoflardan biri olan Tommaso Campanella' nın, 1602'de
bu gaye ile La Citta del sole (Güneş Ülkesi) eserini yazdığını
ve bu eserinin hayata uygulanabilirliğini ispat sadedinde :
- "Güneş ülkeyi yer yüzünde bulmak mümkün mü? Fikir
hürriyetine, vicdan hürriyetine, lisan hürriyetine ilişmeyen
Türklerin mevcudiyeti hiç olmazsa yarın böyle bir ülkenin
olacağını zannettiriyor bana . .
- Madem ki; düşünceyi zindana koymayan, hakikat sevgisini
zincire vurmayan bir millet, o cesur ve adil Türkler var,
üzerinde yalnız hakikatin, adaletin ve hürriyetin hüküm sürdüğü
bir Güneş Ülke niçin vücut bulmasın!..." dediğini...(371)
- Avrupa ve Biz
- Cumhuriyet'in 10. yılı münasebeti ile düzenlenen bir
mitingde konuşan hatibin bir ara coşarak:"On yılda Avrupa'yı on
asır geride bıraktık!. ." diye haykırması üzerine, şair Yahya
Kemal Beyatlı'nın esefle dizine vurarak:
- "Yahu, şu Avrupa ile bir türlü beraber olamadık. Ya geriye
kalıyoruz, ya geçiyoruz..." dediğini...(372)
- Kıyamete Kadar Çan Sesi Dinlemek
- Ahmet Vefik Paşa' nın, Rumelihisarı' nın üst tarafında
kurulan "Robert Kolej" adlı misyoner yuvasının arsasını
Amerikalı protestan misyonerlere sattığını...
- Bu zatın, öldüğünde vasiyet ettiği gibi Eyyüb Sultan 'a
gömülmek istediğini, fakat zamanın padişahı Abdülhamid Han'ın
buna kat'iyen müsaade etmeyerek:
- "Protestanlara arsa satan adam, kıyamete dek onların çan
sesini dinlesin" diyerek Eyyüb Sultan'a değil, sattığı arsanın
hemen önündeki Rumeli mezarlığına gömülmesini emrettiğini. .
.(373) Biliyor muydunuz?
- CHP'nin Seçim Zorbalıkları
- l946'daki çok partili seçimlerde iktidarı bırakmak istemeyen
C.H.P'nin seçimlere müdahale ettiğini...
- Demokrat Parti'nin, seçimi kazanıp 23 milletvekili çıkardığı
tam olarak besbelli olduğu halde, İstanbul'un neticesinin derhal
ilan edilmediğini...
- Vali Lütfi Kırdar'ın dönemin meşhur bir gazetecisini
makamına çağırıp :
- "Size güvenim olduğu için memlekete ait bir davayı danışmak
istiyorum. Evet, İstanbul'da DP seçimi kesin bir şekilde
kazandı. Fakat buradan Kazım Karabekir , Hamdullah Suphi
Tanrıöver, Cemil Cahit Toydemir, Refet Bele ve Hüseyin Cahit
Yalçın'ın çıkarılması ve DP'ye ancak 18 kişilik bir yer
bırakılması hakkında sıkı bir emir aldım. Dürüst bir memur ve
memleketçi sıfatıyla nasıl hareket edeyim? Bu emri yerine
getirmezsem İstanbul seçimlerini kökünden bozmak için bahane
aranması ve yeni partinin bu 18 kişilik mühim kuvveti elinden
kaçırması ihtimali vardır. Bana ne tavsiye edersiniz?" diye
sorduğunu...
- Ve hakikaten de 24 Temmuz'da İstanbul DP'den seçimi
kazananlar listesinin 18 kişi olarak ilan edildiğini.... (374)
- Orta Çağ Avrupasında Kitap
- Orta Çağ'da İslam dünyasında 10 milyon mevcutlu dev
kütüphaneler bulunduğunu . İslam dünyasının 10. yüzyılda, hem
derlemelerin zenginliği, hem de kütüphanecilik yöntemleri
bakımından Avrupa kütüphaneciliğinden 200-300 yıl ileride
olduğunu...
- Aynı Orta Çağ Avrupası kütüphanelerinde kitapların raflara
zincirlerle bağlandığını ve okuyucu kitap okumak istediği zaman
bu kitabın rahleye zincirlerle bağlanarak verildiğini...
- Daha da ileri gidilerek kitapların demir parmaklıklar
arasından okutulduğunu . . . (375)
- Manidar Bir İtiraf
- ultan Abdülhamidin II. Meşrutiyet'in ilanından onbeş gün
sonra Meclisi Mebusan azalarına bir ziyafet verdiğini...
- Bu mühim hadiseyi, o akşamki ziyafette bulunmuş olan
İttihatçıların meşhur kalemşörü ,Abdülhamid düşmanı Hüseyin
Cahit(Yalçın)'ın "Meşrutiyet Hatıraları"nda:
- "Abdülhamid ile görüşen Avrupalılar onun pek çekici ve
bağlayıcı bir nezaketi ve şahsiyeti olduğunu öteden beri
yazarlardı. Bunu dalkavukluğa ve menfaatperestliğe hamlederek
inanmazdık. Fakat bu gece Abdülhamid'deki büyük cazibeyi ben de
yakından gördüm. Ziyafet sonunda hemen bütün mebusların kalbini
kazanmıştı" diye itiraf ettiğini.. .(376)
- CHP' nin İhtilal Metotları
- 27 Mayıs 1960 darbesinden önceki dönemde CHP ve iktidardaki
DP arasında "ilan edilmemiş bir savaş"ın olduğunu ve DP
yönetimine karşı muhalefetini sertleştiren İnönü' nün iktidara
darbe tehditlerinde bulunduğunu...
- İsmet İnönü'nün o zamanki demeçleri arasında:
- Seçim güvenliği üzerinde ısrar edeceğiz. Vermezsen
gideceksin hem de çok fena gideceksin. (17 Ekim 1958),
- "Biz ihtilal ve inkılap rejiminden geldik." (18 Ekim 1958),
- "Sabık Başbakan olmaktan korkan zatın korktuğu en kısa
zamanda başına gelecektir. " (17 Ocak 1960)gibi yakışıksız
ifadelerin bulunduğunu . . .
- Mayıs 1960'a yaklaştıkça demeçlerin daha da sertleşerek:
- "Biz ihtilal metodlarını izleriz.",
- "Biz ihtilalden yetişmiş insanlarız.", "Eğer insan hakları
yürütülmez, vatandaş hakları zorlanırsa, baskı rejimi kurulursa,
ihtilal mutlaka olur". ,
- "şartlar tamam olduğu zaman, milletler için ihtilal meşru
haktır. ",
- Eğer ihtilal ,Vatandaş için başka çıkar yol yoktur' kanaati
zihinlere yerleşirse, meşru bir hak olarak kullanılacaktır.
Bundan kaçınmak mümkün değildir." şekline dönüştüğünü...
- 27 Mayıs darbesinin liderlerinden Orhan Erkanlı'nın da,
yıllar sonra hatıralarında bu sözlerin kendilerini nasıl
etkilediğini:
- 'İsmet Paşa'nın Meclis'te 'Şartlar tamam olduğu zaman
ihtilal meşru olur' dediği günün gecesi, İstanbul'da bulunan
arkadaşlarla toplanarak bu sözün manasını değerlendirdiğimizi
hatırlarım. Bizim için en önemli problemlerden biri, İsmet Paşa
faktörü idi. O gece anlaşıldı ki, paşa bizimle olmasa dahi,
ihtilalin karşısında vaziyet almayacaktır. Bu sonuç bize güç ve
hız verdi.
- Paşanın bizim örgütümüzle direkt bir irtibatı hiçbir zaman
olmamıştır. Eminim ki haberi olsaydı bizi resmi makamlara
bildirirdi. Fakat bizim için bu sözler birer yeşil ışıktı.
Paşanın da durumu bizim gibi görmesi, maneviyatımızı
yükseltiyordu" diyerek itiraf ettiğini... (377)
- Rumeli Hisarının Planı
- Planları başta Fatih Sultan Mehmed olmak üzere Mimar
Muslihiddin tarafından çizilen ve inşaatında Koca Sultan ın ,
bile taştaşıdığı Rumeli Hisarı'nın, altı bin işçinin geceli
gündüzlü vecd ve iman havasının lezzeti ve heyecanı içinde
çalışması sayesinde yüzotuziki gün gibi akıl almaz bir zamanda
bitirildiğini...
- Hisarın planına kuş bakışı nazar edildiği zaman, Arapça
'Muhammed" yazısı okunacak şekilde olduğunu. . .
- Bu muazzam abidenin "Mim" harflerinin olduğu yerde kulelerin
, "Ha " ve "Dal" harflerinin olduğu yerde ise istihkamların yer
aldığını... (378) Biliyor muydunuz.?
- Hassa Tacirleri
- Zaman şeridini biraz geriye çevirip baktığımızda , İstanbul
sokaklarında başı bereli, ince tel gözlüklü Yahudilerin
"eskiciii " diye bağırarak para kazanmaya çalıştıklarını ve
Karaköy'de çöp bidonuna atılmış balık kafalarını toplayıp, eve
götürerek karınlarını doyurduklarını İnşaat işlerini Ermeni
kalfaciyanların, tuğlacıyanların yapıp , demircilerin ve
kömürcülerin Rumlardan olduğunu...
- Aynı dönemde Osmanlı tüccarlarının Hassa Tacirleri"
ünvanıyla Çin , Yemen , Moskova, Avusturya arasında padişah
fermanının gölgesinde gümrüksüz ve ülkesine girdiği devletin
koruması altında ticaret yaptıklarını...
- Milletlerarası ticaret yapıp "Hassa Taciri" ünvanını almanın
ancak ehl-i namus, dürüst Müslümanlara has olduğunu...
- Bunların, yurt içinde derbentler tarafından güvenlikleri
sağlanıp, Yurt dışında da padişah fermanıyla emniyet içinde
dolaştıklarını ve mallarına zarar geldiğinde devlet tarafından
tazmin edildiğini. . .(379)
- İnönü Ansiklopedisi ve Bir İtiraf
- İsmet İnönü'nün Milli Şef ve Değişmez Genel Başkan"
ünvanıyla anıldığı dönemde, Milli Eğitim Bakanlığı'nca 1943
yılının Cumhuriyet Bayramı'ndan itibaren "lnönü Ansiklopedisi "
adıyla neşrine başlanıp, daha sonra "Türk Ansiklopedis i" adını
alan bu eserin ancak kırk yılda tamamlanabildiğini...
- Bu ansiklopedideki 'Sultan Vahdeddin" maddesinde:
- Zeki ve bütün tarihi belgelerden anlaşılacağı üzere son
derece namuslu" diye yazılarak, resmi görüşün rağmına hakikatin
ifade edilebildiğini...
- Ancak bu gerçeğin, bir devlet ansiklopedisinde bu şekilde
itiraf edilmesinin bazı kimseleri oldukça tedirgin ettiğini...
- CHP Kocaeli milletvekili İsmail Arar'ın TBMM başkanlığına
bir takrir (önerge) vererek ansiklopedideki bu maddenin kim
tarafından yazıldığını Milli Eğitim Bakanlığı'ndan açıklamasını
istediğini . . . (380)
- Hüsnü Hatta Verilen Değer
- Osmanlılarda ilim ve sanat erbabına verilen ehemmiyetin bir
göstergesi olarak hüsn-ü hat (güzel yazı) erbabına pek ziyade
hürmet edildiğini . . .
- Çoğu Osmanlı kibarlarının, konaklarına her gün bir hattatı
davet ederek Kur'an-ı Kerim, Buhari veya şifa-i şerif gibi
kitaplardan hiç olmazsa bir-iki satır olsun mutlaka yazdırarak
teberrük edildiğini (mübarek sayıldığını)...
- Ve birçok Osmanlı zengininin, hüsn-ü hatla kazanılan parayı,
asıl helal para gözüyle bakarak hiç ihtiyaçları olmadığı halde
kitap yazıp para kazandıklarını ve vefat ettiklerinde techiz ve
tekfin masraflarının bu paradan karşılanmasını vasiyet
etiklerini. . .(381)
- Çarşafa ve Peçeye Dair
- Cumhuriyet devrinin meşhur edebiyatçılarından Yakup Kadri
Karaosmaoğlunun, 1913 yılında yazıp, on yıl sonra neşretiği
Kadınlık ve Kadınlarımız" adlı eserine de aldığı
- "Çarşafa ve Peçeye Dair" isimli yazısında bunlar hakkındaki
fikirlerini :
- "Bu çirkin asrın ve bu çirkin muhitin yegane süsü, yegane
güzelliği sizin çarşafınız, sizin peçenizdir. Yalnız bunlardır
ki, gözlere hala bakmak tahammülünü, bakmak arzusunu veriyor.
Niçin ondan müşteki (şikayetçi) gibisiniz? O mazrufa bu zarftan
daha muvafık ne olabilir?
- Sizi böyle gördükçe bir kadının nasıl böyle giyinebileceğini
düşünüyorum ve çarşafsız, peçesiz bir kadın tahayyül edemiyorum
. .. " diye başlayan çok güzel bir yazı ile ifade ettiğini...
- Yine Yakup Kadri'nin bu yazıyı neşrinden bir müddet sonra
"Hakimiyet-i Milliye" gazetesine başyazar olduğunu..
- Daha sonra "Ulus" adını alarak Halk Partisi'nin yayın organı
haline gelen bu gazetede yazılarına devam eden Yakup Kadri'nin,
'Kıyafet Devrimi" yapıldıktan sonra yüzseksen derece çark ederek
ülkesi ve ülkesinin değerleri ile göbek bağını koparıp çarşaf ve
peçenin Türk cemiyeti üzerinde bir kara leke olduğuna dair"
yazılar yazabildiğini...(382)
- Yakup Kadri'nin Vasiyeti
- Hayatı hep zikzaklar içinde geçmiş olan Cumhuriyet devrinin
meşhur yazarlarından Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun öldüğü zaman
okunan vasiyetnamesinde:
- "Karımdan ve dostlarımdan son dileğim, ölümümden sonra ne
resmi ne de dini merasim isterim. Hastaneye kaldırılacak
cesedimin doğrudan doğruya mezarlığa nakli..." diye yazdığını .
. . (383)
- Hürmetin Böylesi
- "Muhammed" isminde çok sevdiği bir hizmetçisi bulunan
'Putkıran" lakaplı Hindistan fatihi Gazneli Mahmud 'un, bu
hizmetçisini devamlı ismiyle hitap ederek çağırdığını. . .
- Gazneli Mahmud'un, bu hizmetçisini günün birinde kendi
ismiyle değil de, babasının ismiyle çağırması üzerine kalbi
kırılan hizmetçisinin böyle davranmasının sebebini sorması
üzerine Peygamberimiz,in(sav) delicesine aşığı olan Gazneli
Mahmud'un: .
- "Evladım, hergün sana 'Muhammed' isminle hitap ediyordum.
Zira abdestli bulunuyordum. Şu anda ise abdestim yok, 'Muhammed'
ismini abdestsiz söylemekten haya ediyorum. Onun için seni
babanın ismiyle çağırdım. " diye cevap verdiğini... (384)
Biliyor muydunuz.?
- YAHUDİ ŞUURU
-
Çamlıca Kız Lisesi Müdür Muavini Sabahat Egemen
Hanım'ın yine bir lise hocası olan arkadaşının başından geçen su
hadise ,değişik ülkelerde yıllarca azınlık psikolojisi içinde
yaşayan Yahudi cemaatinin millet olma şuurunu nasıl
kazandıklarını göstermesi açısından oldukça önemlidir:
Çocuklardan not tutmaları için bir defter getirmelerini
istedim.Sınıfın tek Musevi talebesi hariç iki gün içinde hepsi
isteğimi yerine getirdi.Her ders Yahudi kızına defter getirmesi
gerektiğini tekrarladımsa da, hali vakti yerinde olduğu halde
kız deftersiz gelmekte devam ediyordu. Nihayet aradan bir hafta
geçtikten sonra, dediğimi yapmadığı takdirde kendisini sınıfa
almayacağımı söyleyince ağlamaya başladı. Ailesinin çok geniş
imkanı olduğunu bildiğim için bu direnmenin sebebini öğrenmem
lazımdı. Kızdan aldığım cevap bir Siyonist prensibin genç bir
Yahudi kızında ifade bulmasından ibaretti.Kız ağlamaya devam
ederek ''NE YAPAYIM ÖĞRETMENİM ,YAKO ON GÜNDÜR DÜKKANINI AÇMADI,
HERHALDE HASTA OLMALI'' dedi. Yako'dan başkasından alış veriş
etmeyi prensibine ihanet addedecek ırki bir taassupla
Yahudiliğine gösterdiği bu sadakatin kaçta kaçı Türk gençlerinde
bulunmaktadır? Çamlıca sakinlerinin el birliği ile zengin
ettikleri parçacı Mişo'nun kumaş tüccarı olduğunu duyduktan
sonra, Yahudi kızının Yako'su da herhalde günün birinde
kırtasiye toptancısı olmuş veya olacaktır. HATIRALARLA YAKIN
TARİH, SYF 110-111
Dipnotlar
- 1-Kafkas, Mehmed; Geçmişi Bilmek, cilt 1, Nil Yay.,
İzmir/l993, s.231
- 2-Apuhan, Recep Şükrü; Ruhumda Darp İzi Var,Timaş, İst/1990
- 3-Apuhan, Recep Şükrü;Batı'nın Darağacında İsyan, Timaş,
İst/1989 s.50
- 4-Apuhan, Recep Şükrü; Ruhumda Darp İzi Var, Timaş İst?1990,
s. 41
- 5-Yakın Tarihimiz, 6 Eylül 1962, cilt 3, sayı: 28 s. 42.
Vatan Gazetecilik A.Ş İst/1962
- 6-Refik, ibrahim; 'Akıncı Millet" Sızıntı, sayı: 143,
Aralık/1991 s. 479
- 7-Köseoğlu, Nevzat; Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler,
Ötüken Yay. İst / 1990, 260
- 8-Gerger,Mehmet Emin; Tanzimat'tan AET . 'ye Türkiye,
İnkılab Yay. İst / 1989, s 42
- 9-Gürkan, Ahmet;İsmet Paşa'nın Beytülmali,Ayyıldız mat.A.Ş.
Ankara/ 1970, 5. 22
- 10-Altınoluk Dergisi, Şubat/1994, sayı: 96, s. 7
- 11-Bursalı, Mustafa Necati; "Hilye-i Saadet",Köprü dergisi
Temmuz/l990 sayı:40,s 6
- s 136
- 12-Kısakürek, N. Fazıl; Cinnet Mustatili, Büyük Doğu Yay.,
İst?1983, s.281
- 13-Apuhan,Recep Şükrü; Batının Darağacında İsyan, Timaş,
İst?1989, s.100
- 14-Niyazi, Mehmed;Medeniyet Ülkesini Arıyor, Tuğra Neşriyat,
İst/91, s. 51
- 15-Baykara, Prof. Dr.Tuncer;Osmanlılarda Medeniyet Kavramı
Akademi Kitab evi,İzmir/1992,s 71 16-Kabacalı, Alpay; Arap
Çöllerinde Türkler, Cem Yay., İst/1990 s. 42
- 17-Altan, Mehmed; Süperler ve Türkiye, İst?1986,sh. 87
- 18/a-Göze, Ergun; Soruşturma, Türk Dünyası Araştırma Vakfı
Yay., İst/l987
- 18/b-Öztuna,Yılmaz; Tarih Sohbetleri, Ötüken Yay, İst?1988,
s 47
- 19-Harrıson, Paul; üçüncü Dünyanın Batılılaştırılması, Pınar
Yay., İstanbul/ 1990, s 167
- 20-Refik, ibrahim; Efsane Soluklar, Töv Yay.,İzmir/1992,
s.49
- 21-Gerger, Mehmet Emin; Tanzimattan A.E. T . 'ye Türkiye,
İnkılap Yay İst/1989, s 94
- 22-Badıllı, Abdülkadir; Beaiüzzaman Saiadi Nursi, cilt 1,
Timaş Yay., İst /1990. s 519
- 23- Devenpord, John; Kuran ve Mesajı, Kültür-Basın Yay.
Birliği, İst?88 s. 77
- 24- Özel,Mustafa; 'Laay Montagunun Hatıralarında Osmanlı
Toplumunda Ticaret ve Azınlıklar",
- Zaman Gazetesi, 31 Temmuz 1989
- 25-Refik, ibrahim; Efsane Soluklar T.Ö . V. Yay., İzmir/1992
s.51
- 26-Sevinç, Necdet; Osmanlılarda Sosyo-ekonomik Yapı.Kutsan
Yay İst / 1978 s. 150
- 27-Banarlı, Nihat Sami; Devlet ve Devlet Terbiyesi,
Kubbealtı Ne~riyat İst/ 1985, sh 71
- 28-Mısıroğlu, Kadir' Geçmiş Günü Anarken, cilt l .Sebil Yay.
İst?93 sh. 132
- 29-Sur Dergisi, Aralık/1992, sayı:201, s.37
- 30-Danişmend, İ Hakkı; Eski Türk Seciye ve Ahlakı, İstanbul
Kitabevi, İst? 1983, s 127
- 31-Kotan, Necati; Tarih Fıkraları, M E.B Yay, İst/1988, s.
80
- 32-Niyazi, Mehmed;"Tarihe Saygı", Zaman gazetesi, 14 Temmuz
1992
- 33-Özfatura, Necati; "Osmanlı", Yeşilay dergisi, Ekim/1992,
s.21
- 34-Bozgeyik, Burhan; Meşhurların Son Anları, Türdav,
İst/1993, sh 322
- 35-Düzdağ, Ertuğrul; M Akif Ersoy Hakkınaa Araştırmalar,
M.A.M Yay. İstanbul/1987 , s 326
- 36-Masor, Dr İlhami; Bir Ömür Boyunca, Boğaziçi Yay.,
İst?1974, s 14
- 37-Ünver, Dr. A. Süheyl; Kırkambar, Türk Ev Kadınları Kültür
Derneği Yay. Ankara/1973, s 46
- 38-Bayat,Prof Dr Ali Haydar Keçecizade Mehmet Fuat Paşa,Türk
Dünyası Arş.Vakfı Yay.,İst,s.60 39-Aralov, S. İ; Bir Sovyet
Diplomatının Türkiye Anıları, Birey-ToplumYay.İst/1985, s 233
-
40-Ayaşlı,Münevver.İşittiklerim,Gördüklerim,Bildiklerim,Boğaziçi
Yay.,İst?1990,s 13
- 41-Akbulut, Dr.İlhan; "Mehterhane ve Musikisi', İlgi
dergisi,sayı: 65 İst?1991, s 23
- 42-Avcı, Nabi; Enformatik Cehalet, Rehber Yay, İst/1990, s.
141
- 43-Yayın Dünyasına Anahtar dergisi, İst/1990, s 11
- 44-İnsan ve Kainat dergisi, Kasım/1993, sayı; 99, s 63
- 45-Kabacalı, Alpay; Arap Çöllerinde Türkler,Cem Yay.,
İst?1990, s 58
- 46-Ayverdi, Samiha; Küplüce'deki Köºk, Hülbe Yay.,
Ankara/1989,s.28
- 47-Sevinç, Necdet; Osmanlılarda Sosyo-ekonomik
Yapı.KutsanYay., ist?1978, s 164
- 48-Öztuna, Yılmaz; Tarih Sohbetleri, Ötüken Yay, İst/1988,
s. 350
- 49-Ayverdi, Samiha; Ne idik Ne Olduk, Hülbe Yay., İst?1985,
s. 118
- 50-Kara, Mustafa; Tekkeler ve Zaviyeler, Dergah
Yay.,İst/1990, s.31
- 51-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, T.Ö V. Yay, İzmir/1992,
s. 36
- 52-Bakiler,Yavuz Bülent; üsküp'ten Kosovaya, Polat Ofset
matbaası, Ankara/ 1991, s.44
- 53-Ünüvar,Safiye; Saray Hatıralarım, Cağaloğlu Yay,
İst/1964, 521
- 54-Sur Dergisi, Nisan/1991, sayı: 181,s. 9
- 55-İsmail, Hekimoğlu; Derdimi Seviyorum, cilt 2, Timaş,
İst/1988, s 269
- 56-Bahadıroğlu,Yavuz; Yavuz Sultan Selim, Yeni Asya Yay,
İst/1989, s. 65
- 57-Apuhan, Recep Şükrü; Batının Darağacında İsyan, Timaş,
İst/1989, s. 135
- 58-Göze, Ergun; Soruşturma, Türk Dünyası Araştırma Vakfı
Yay. İst/1987, s. 231
- 59-Mısıroğlu, Kadir; Osmanoğulları'nın Dramı, Sebil Yay.
ist?1990, s. 109
- 60-Bardakçı, İlhan;Tarihten Bugüne, Hülbe Yay., İst?1983 s
284
- 61-Mısıroğlu, Kadir Osmanoğulları'nın Dramı, Sebil Yay.,
İst?1990 s. 80
- 62-Kabaklı, Ahmet; Temellerin Duruşması, Türk Edebiyatı
Vakfı Yay. ist? 1993 sh 135-136
- 63-Erdem, Rahmi; Davam, Timaş, İst?1993, s. 138
- 64-Sızıntı dergisi, Ocak/1989, Sayı: 96, s. 481
- 65-Refik, ibrahim; Efsane Soluklar, . . T Ö V. Yay.,
izmir/1992, s. 10
- 66-Ayverdi, Samiha; Bağ Bozumu, Hülbe Yay, ist?1987 s. 43
- 67-Köseoğlu, Nevzat; Türk Medeniyet Üzerine Düşünceler,
Ötüken Yay. İst? 1990, s 261
- 68-Rokach, Livia; İsrail'in Kutsal Terörü, Belge Yay.,
İst/1984 s.100-101
- 69-Refik,İbrahim; Efsane Soluklar, T Ö V Yay, İzmir/1992 s
57
- 70-Kısakürek, N. Fazıl; Ulu Hakan, Büyük Doğu Yay., İst?1988
s 244
- 71-Senih, Safvet; Hadisler Işığında Hadiseler, Feza Yay.,
İst?1988 s. 63
- 72-Grenard, Fernand; Asya'nın Yükselişi ve Düşüşü, Milli
Eğitim Bakanlığı Yay, İst/1970, s.33
- 73-Bakiler Yavuz Bülent; Türkistan Türkistan. Türk Edebiyatı
Vakfı Yay İst / 1986, s.274
- 74-Devenport, John; Kuran ve Mesajı, Kültür Basın Birliği,
İst?1988, s. 99
- 75-Apuhan, Recep Şükrü; Batının Darağacında İsyan, Timaş,
İst?1989 s. 53
- 76-Apuhan, Recep Şükrü; Batının Darağacında İsyan, Timaş,
İst?1989 s. 133
- 77-Ayverdi, Samiha; Ne İdik Ne Olduk, Hülbe Yay., İst?1985,
s. 44
- 78-Harnson, Paul; Üçüncü Dünyanın Batılılaştırılması, Pınar
Yay. İstanbul/ 1990, s 23
- 79 Öztuna, Yılmaz; Tarih Sohbetleri, Ötüken Yay., İst?1988,
s. 147
- 80-Şahin, Ahmed; İslam'ı Böyle Yaşadılar, Cihan Yay,
İst/1991, s 11
- 81-Sumnu, İbrahim Erdinç; Sömürgecilik, Zafer Yay.,
İst/1991, s 36
- 82-Bakiler, Y. Bülent; Türkistan Türkistan, Türk Edebiyatı
Vakfı Yay.,İst?88
- 83-Bardakçı, İlhan, Tarihten Bugüne, Hülbe Yay., İst?1983,
s. 73
- 84-Banarlı Nihat Sami; Tarih ve Tasavvuf Sohbetleri,
Kubealtı Neşriyat. İst / 1984, s. 159
- 85 Osmanlı Ansiklopedisi, cilt 2, Ağaç Yay., İst?1993, s.124
- 86-Bardakçı, İhlan; Tarihten Bugüne, Hülbe Yay., İst?1983,
s. 40
- 87-Yakın Tarihimiz, 13 Eylül 1962, s. 91, cilt 3, sayı: 29,
Vatan Gazetecilik A.Ş?İst.
- 88-Canan, Prof. Dr. İ.; İslam'da Zaman Tanzimi, Cihan Yay.,
ist?1988, s. 74
- 89/a-Göze, Ergün; Soruşturma, Türk Dünyası Araştırmaları
Vakfı Yay. ist? 1987.s. 197
- 89/b-Lale dergisi, Aralık/1988, sayı: 6, s.13
- 90-Kısakürek, Necip Fazıl; 1001 Çerçeve, Toker Yay. İst?1968
- 91-Apuhan, R. Şükrü: Batı'nın Darağacında İsyan, Timaş,
İst?1 989, s. 44
- 92-Ayverdi, Samiha; Bağ Bozumu, Hülbe Yay., İst?1987, s. 210
- 93-Vakkasoğlu, Vehbi; Devrimlerin Deviremediği, Yeni Asya
Yay., İstanbul/ 1993, s.96
- 94-İsmail, Hekimoğlu; Derdimi Seviyorum, cilt 2, Timaş,
İst?1988, s. 16
- 95-Tevfikoğlu, Dr. Muhtar. Ali Emiri Efendi, Kültür
Bakanlığı Yay. Ankara/ 1989, s. 51 ,
- 96-Berk, Bekir; Doğu Olayları; Yeni Asya Yay., İst?1991,
s.137
- 97-Düzdağ, Ertuğrul; M. Akif Hakkında Araştırmalar M. Ü.
İlahiyat Fak. Yay., İst?1987, s. 228,
- 230 ve Nalbantoğlu, Muhiddin; İstiklal Marşımızın Tarihi,
Cem Yay.,İst/1964, s. 58-140
- 98-Murat, İlhan; "Tarihten Bugüne", 14 Ekim 1990, Zaman
gazetesi
- 99-Ayverdi, Samiha; Bağ Bozumu, Hülbe Yay., İst?1987, s. 71
- 100-Mazaheri, Ali; Orta Çağ'da Müslümanların yaşayışları,
Varlık Yay., İstanbul/1972,
- 101-Köseoğlu, Nevzat; Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler,
Ötüken Yay., Ist?l99O , s. 265
- lO2-Işık, İhsan; Bediüzzaman ve Nurculuk, Ünlem Yay.,
İst?199O, s. 15O
- 103-Mısıroğlu, Kadir. Osmanoğulları'nın Dramı, Sebil Yay.,
İst/1990, s.105
- 104-Mısıroğlu, Kadir'. Osmanoğulları'nın Dramı, Sebil Yay,
İst?1990, s. 106
- 105-Bardakçı, İlhan; İmparatorluğa Veda, Hülbe Yay.,
İst/1985, s. 57
- 106-Bardakçı, İlhan; İmparatorluğa Veda, Hülbe Yay.,
İst/1985, s. 182
- 107-Bardakçı, İlhan; İmparatorluğa Veda, Hülbe Yay.,
İst/1985, s. 572
- 108-Kafkas, Mehmet; Geçmişi Bilmek, cilt 1, Nil Yay.,
İzmir/1993, sh. 81
- 109-Mısıroğlu, Kadir; Osmanoğulları'nın Dramı, Sebil Yay.,
İst/1990, s. 97
- 110-Refik,İbrahim; "Osmanlı'nın yetimleri", Sızıntı dergisi,
Ekim/1993, Sayı:177,s. 401
- 111-Aşiroğlu, Orhan Gazi; Son Halife Abdülmecid, Burak Yay.,
İst?1992, s. 137-145
- 112-Ayverdi, Samiha; Hatıralarla Başbaşa, Kubbealtı
Neşriyat, İst?1977, s.64
- 113-lşık, İhsan;Bediüzzaman ve Nurculuk, Ünlem Yay.,
İst?1990, s. 63
- 114-Rokach, Livia; İsrail'in Kutsal Terörü, Belge Yay.,
İst?1984, s.61
- 115-Özfatura, Necati; "Osmanlı", Yeşilay dergisi,
Ekim/1992,s.21
- 116-Uğur, Prof. Dr. Ahmet; İbn-i Kemal, Kültür Bak. Yay.
İzmir/1987, s. 14
- 117/a-Niyazi, Mehmed; Medeniyet Ülkesini Arıyor, Tuğra
Neşr., İst?91, s. 51
- 117 /b-Doğan,Cemal;"Batının İslam'la Kavgasında Önemli
Tesbitler Sızıntı dergisi,sayı:153,s418 118-Niyazi, Mehmed;
Medeniyet Ülkesini Arıyor, Tuğra Neşr., İst?1991, s. 58
- 119-Niyazi, Mehmed; Medeniyet Ülkesini Arıyor, Tuğra Neşr.,
İst?1991, s. 60
- 120-Niyazi, Mehmed; Medeniyet ülkesini Arıyor, Tuğra Neşr.,
İst?91, s. 147
- 121 Tarih Hazinesi, Sayı:l, Kasım/1950, s. 21
- 122-Moralı, Nail; Mütarekede İzmir, Tekin Yay., İst?1976, s.
112
- 123 İlgi dergisi. sayı:24.Eylül/1976
- 124-Okyar, Fethi; Üç Devirde Bir Adam, Tercüman Yay.. İst
/1980, s103
- 125-Sur dergisi, Kasım/92, sayı:200, s. 47
- 126- Sur dergisi, Kasım/92, Sayı:200, s. 53
- 127-Ceyhun,Demirtaş;Ah şu Biz Kara Bıyıklı Türkler,E
Yay.,İst?1992 ve Meydan Gazetesi,8
- Temmuz 1992
- 128-Durant, Will; Medeniyetin Temelleri, Boğaziçi Yay..
İst?1978, s. 42
- 129-Sur dergisi, Aralık/92,Sayı:201, s. 36
- 130-Kula, Onur Bilge; Alman Kültüründe Türk İmgesi, Gündoğan
Yay . Ankara/1993, s. 86
- 131-Sur dergisi, Kasım/92, s. 56
- 132-Sur dergisi, Kasım/92, s. 56
- 133-Sur dergisi, Kasım/92, s. 53
- 134-Şahiner, Necmeddin; Son şahitler, cilt 2, Yeni Asya
Yay.,İstanbul/1980 .s, 113
- 135-Ünver, Prof. Dr Süheyl;"Türkiyede Cüzam ve Cüzamlılar",
Tarih Hazinesi
- Dergisi,Aralık/1950, s.147
- 136-Aşiroğlu Orhan Gazi; Son Halife Abdülmecid Han. Burak
Yay., İst / 1992,s,9
- 137-Fergan, Eşref Edip; Mehmet Akif, Hayatı,Eserleri ve 70
Muharririn Yazıları, cilt 2,
- Burhaneddin Matbaası, İst?1939, s. 216
- 138-Zaman gazetesi, 11 Nisan 1989
- 139-Bardakcı,İlhan; İmparatorluğa Veda, Hülbe Yay.,
İst?1985, s. 344
- 140-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, . .T Ö V. Yay.,
İzmir/1992, s. 39
- 141-Banarlı, Nihat Sami; Tarih ve Tasavvuf Sohbetleri,
Kubbealtı Neşriyat ,İst?1984,s. 148
- 142-Banarlı,Nihat Sami;şiir ve Edebiyat Sohbetleri,cilt 1,
Kubbealtı Neşriyat İst?1982, s. 219 .
- 143-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, T.Ö.V. Yay.,İzmir/1992,
s. 3
- 144-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar,
T.Ö.V.Yay.İzmir/1992,s.3
- 145-Refik,İbrahim; Efsane Soluklar, T.Ö.V. Yay., İzmir/1992,
s. 126
- 146-Yıllarboyu Tarih Dergisi, Kasım/1981, s. 36
- 147-Refik, İbrahim;Efsane Soluklar, . T.Ö V. Yay.,
İzmir/1992, s. 2
- 148-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, T.Ö.V.Yay., İzmir/1992,
s.133
- 149-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, T.Ö.V. Yay. İzmir/1992,
s.82
- 150-Apuhan, Recep Şükrü; İhanetin Türküsü, Timaş, İst?1986
- 151-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, .T Ö.V. Yay.,
İzmir/1992, s.50
- 152-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, T.Ö.V. Yay.,
İzmir/1992,s.159
- 153-Apuhan, Recep Şükrü; İhanetin Türküsü, Timaş, İst?1986
- 154-Apuhan, Recep,Şükrü; İhanetin Türküsü, Timaş, İst?1986
- 155-Erdem, Rahmi; Davam, Timaş, İst?93, s. 138
- 156-Banarlı, Nihat Sami; şiir ve Edebiyat Sohbetleri, cilt
2, Kubbealtı Neşriyat İst?1982, s. 149
- 157-Kısakürek, Necip Fazıl; 1001 Çerçeve, Toker Yay.,
İst?1968
- 158-Kısakürek, Necip Fazıl;1001 Çerçeve, Toker Yay.,
İst?1968
- 159-Kısakürek, Necip Fazıl; 1001 Çerçeve, Toker
Yay.,İst?1968
- 160-Kısakürek, Necip Fazıl; 1001 Çerçeve, Toker Yay.,
İst?1968
- 161-Canan, Prof. Dr.İbrahim; İslam'da Zaman Tanzimi, Cihan
Yay., İst?1988, s. 163
- 162-J.J. Servan-Schreiber; Dünya Meydan Okuyor, Yılmaz
Yay.,İst,/1991, s. 183
- 163-Danişmend, İ. Hami; İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi,
c.l, Türkiye Yay., İst?1971, s. 369
- 164-Bardakcı, İlhan; İmparatorluğa Veda, Hülbe
Yay.,İst?1985, s.89
- 165-Bardakcı, İlhan;İmparatorluğa Veda, Hülbe Yay.,İst?1985,
s.70
- 166-Sur Dergisi, Haziran/1986, s.10
- 167-Refik,İbrahim; "Zaman şuuru", Sızıntı Dergisi,
Mayıs/1990, s. 153
- 168-Aşiroğlu, Orhan Gazi; Basına Baskın, Burak Yay.,
İst?Tarihsiz, s. 228
- 169-Yılanlıoğlu, İsmail Hakkı; Manevi Değerlerimiz ve
yapılan Tahribat, Adak Yay., İst?1977, s. 41 170-Baydar,
Mustafa; Hamdullah Suphi ve Anıları,İst?1968, s. 174
- 171-Refik, İbrahim;"Zaman Şuuru", Sızıntı, Mayıs/1990, s.
153 ve Şamil İslam Ansiklopedisi,
- İst/1991 cilt:3, s. 64
- 172-Vakkasoğlu, Vehbi; Öğretmenin Not Defteri, cilt 5, Cihan
Yay., İstanbul/ 1992, s. 106
- 173-Abdülhak, Şinasi Hisar. Geçmiş Zaman Fıkraları, Ötüken
Yay.,İstanbul/ 1979, s. 180
- 174-Mevlana Güldestesi, Konya Belediyesi Yay., Konya/1993.
s. 147
- 175-Badıllı, Abdülkadir; Bediüzaman Said-i Nursi, cild 1,
İstanbul/1993, Timaş Yay, s. 163
- 176-Mevlana Güldestesi, Konya Belediye5i Vay., Konya/1993,
5. 146
- 177 Refik, İbrahim; "Zaman şuuru", Sızıntı, Mayıs/1990, s.
153
- 178-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, . . T Ö V.
Yay,,İzmir/1992, s. 45
- 179-Zaman, 19 Eylül 1992, s. 8
- 180-Bakiler, Yavuz Bülent; Üsküp'ten Kosova'ya, Polat Ofset
matbaası, Ankara/ 1991, s. 38
- 181-Aşiroğlu, Orhan Gazi; Basına Baskın, Burak Yay.,
İst?Tarihsiz, s. 224
- 182-Türk Kültür ve Medeniyeti,C. 1, Atatürk Ünv. Türk Kültür
Arş. Ens. Yay., Ankara/1956, s. 202 183-İsmail, Hekimoğlu;
Derdimi Seviyorum,cilt 4, Timaş,İst?1993, s. 256
- 184-Nezir, M; Çağdaş Müslüman Önderler, Seçkin Yay.,
İst?Tarihsiz, s.49
- 185-Mevlana Güldestesi, Konya Belediyesi Yay., Konya/1993,
s. 145
- 186-Refik, İbrahim; "Zaman şuuru", Sızıntı Dergisi,
Mayıs/1990, s. 153
- 187-Aşiroğlu, Orhan Gazi; Basına Baskın, Burak Yay.,
İst?1990, s. 128
- 188-Seydi Bey, Ali; Teşrifat ve Teşkilatımız, Tercüman 1001
Temel Eser,Tarihsiz s 21 0
- 189-Seydi Bey Ali; Teşrifat ve Teşkilatımız, Tercüman 1001
Temel Eser. Tarihsiz, s. 188
- 190-Seydi Bey, Ali; Teşrifat ve Teşkilatımız, Tercüman 1001
Temel Eser. Tarihsiz, s. 138
- 191-Badıllı, Abdülkadır; Bediüzzaman Said-i Nursi, cilt 2,
Timaş Yay. İstanbul/ 1990,s. 689
- 192-Seydi Bey, Ali;, Teşrifat ve Teşkilatımız, Tercüman 1001
Temel Eser. Tarihsiz, s. 74
- 193-Seydi Bey,Ali; Teşrifat ve Teşkilatımız. Tercüman 1001
Temel Eser. Tarihsiz, s. 58
- 194-Türk Kültür ve Medeniyeti, cilt 1,Atatürk Ünv. Türk
Kültür Arº. Ens.yay., Ankara/1956, s. 286
- 195-Kuntay, Mithat Cemal; Mehmet Akif, İst?1939, s. 295
- 196-Akgündüz, Doç. Dr. Ahmet; "450 yıllık Çevre
Nizamnamesi", Sızıntı. Şubat/90, s. 39
- 197-Şahin,Ahmet; Meğer Biz Ne İmişiz? Cihan Yay., İst?1993,
sh. 36
- 198-Örik, N. Sırrı; Abdülhamid'in Haremi, Arba Yay.,
İst?1989, sh. 34
- 199-Karakalem dergisi, Haz-Tem/1992, sh. 4
- 200-Bardakçı, İlhan; İmparatorluğa Veda, Hülbe Yay.,
İst?1985. s. 135
- 201-Zafer dergisi,Nisan/1993, s. 12
- 202-Güngör, Necati; Bir Taşralının İstanbul Nostaljisi,
Yılmaz Yay., İstanbul/1992, s. 9
- 203-Zafer dergisi, Mart/1993, s. 5
- 204-M. A. Ubucini, Türkiye 1850, cilt 2, Tercüman 1001 Temel
Eser,İst/ Tarihsiz, s. 468
- 205-Gerard de Nerval; Muhteşem istanbul, Boğaziçi Yay.,
İst?1974, s. 82
- 206-Badıllı, Abdülkadir;Bediüzzaman Said-i Nursi, cilt
1,Timaş Yay., İst?1990, s. 133
- 207-Bilgisever, Evrim; Savaş ve Hile, lşık Yay., Tarihsiz,
s. 38
- 208-R. Garaudy,Feyz dergisi, Mart/1993, s. 6
- 209-R. Garaudy; Feyz dergisi, Mart/1993, s. 7
- 210-Taneri, Aydın;Türkiye Selçukluları Kültür Hayatı, Bilge
Yay., Konya/ 1977,s.50
- 211-Erdem, Rahmi; Davam,Timaş, İst?1993, s. 193
- 212-Erdem, Rahmi; Davam, Timaş, İst?1993, s. 316
- 213-Danişmend, İ.Hamdi; Kronolojik Osmanlı Tarihi, cilt 4,
fiye Yay., İst/ 1971 s. 79
- 214-Erdem, Rahmi; Davam,Timaş, İst?93, s. 316
- 215-Köprü, Nisan/85, s. 9
- 216-M. A. Ubucini; Türkiye 1980, C.2,Tercüman 1001 Eser,
Tarihsiz, s. 779
- 217-Hiçyılmaz, Ergün; Star, 11 Nisan 93, sayı 78, s. 4
- 218-Hicri 15. Asırda islam, "Oryantalizmin Temelleri"
Türkiye Yazarlar Biıliği yay. , Ankara
- 219-Kutlu, Şemseddin; "Haluk'un Defterinden, Mr Haluk'a",
Yıllarboyu Tarih, Ağustos/1978,
- sayı: 5 ve Banarlı, Nihat Sami; Kültür Köprüsü, Kubbealtı
Neşriyat, İst?1985, s. 208
- 220-Ertuğrul, Halit; Kendini Arayan Adam, Yeni Asya Yay.,
İst?1991, s. 105
- 221-Erdem, Rahmi;Davam, Timaş, İst?1993, s. 146
- 222-Sızıntı dergisi, Ocak/1987, sayı: 96, s. 481
- 223-Hürriyet,14.8. 1993
- 224-Tansel, Dr Selahaddin; Mondros'tan Mudanya'ya Kadar,
cilt 4, İstanbul/ 1973, s.1950
- 225/a-Mısıroğlu, Kadir; Osmanoğulları'nın Dramı, Sebil Yay.,
İst/1990, s. 60
- 225/b-Bahadıroğlu,Yavuz;Osmanlı Padişahları
Ansiklopedisi,cilt 3,Yeni Asya Yay.,İst/1986, s.678
- 226-Kandemir, Feridun; İkinci Adam, Yakın Tarihimiz Yay.,
İst?1968, s. 4
- 227/a- Atay, Falih Rıfkı; Çankaya, İst?1980, s.430
- 227/b- Güneº gazetesi pazar eki, 2 Eylül 1990
- 228-Erdem,Rahmi; Davam, Timaş, İst?1993, s. 186
- 229-M. A. Ubucini; Türkiye 1850, cild 2,Tercüman 1001 Temel
Eser, Tarihsiz, s. 455,
- 230-Bozgeyik, Burhan; Meşhurların Son Anları, Türdav,
İst?1993, s. 355
- 331 Yalçın, Mehmet; "CHP'nin Günah Defteri" , Aktüel
dergisi, 8-14 Ağustos 91, sayı 5, s. 25
- 232-Çekmegil, Said; Tilki Tuzağı, Timaş, İst?91, s. 12
- 233-Kandemir, Feridun; İkinci Adam Masalı, Yakın Tarihimiz
Yay., İstanbul/ 1968, s. 7
- 234-Sevinç, Necdet; Osmanlılarda Sosyo-Ekonomik Yapı, Kutsan
Yay., İst?1978,s. 115
- 235-Vakkasoğlu, Vehbi; İz Bırakanlar, Cihan Yay.,
İstanbul/1987, s. 11
- 236-Bozgeyik, Burhan; Meşhurların Son Anları, Türdav,
İst?1993, s. 205
- 237-Bozgeyik, Burhan; Meşhurların Son Anları, Türdav,
İst?1993, s. 310
- 238-Erdem, Rahmi; Davam, Timaş, İst?1993, s. 40
- 239-Mısıroğlu, Aynur; Kuvay-ı Milliyenin Kadın Kahramanları,
Sebil Yay.. İst? Tarihsiz, s.44
- 240-Yakın Tarihimiz; 5 Nisan 1962, cilt 1, sayı: 6, Vatan
Gazetecilik A. Ş. İstanbul, s. 194
- 241-Bozdağ, İsmet; Basın İstibdadı, Emre Yay., İst?1992, s.
139
- 242-Erdem,Rahmi; Davam, Timaş, İst?93, sh. 185
- 243-A. Rıza Bey; Bir Zamanlar İstanbul, Tercüman 1001Temel
Eser, s. 51
- 244-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, T.ö.v. Yay.,
İzmir/1992, s. 65
- 244-Mısıroğlu, Kadir'. Geçmiş Günü Anarken, cilt 1, Sebil
Yay, İst/1993, s. 26
- 245-Mısıroğlu, Kadir.Geçmiş Günü Anarken, cilt 1, Sebil Yay;
İstanbul/1993, s. 133
- 246-Danişmend, İsmail Hami;Eski Türk Seciye ve Ahlakı,
İstanbul Kitabevi, İst?1982, s. 182
- 247-Kafkas, Mehmet; Milli Mücadele'de Öncüler, cilt 1. Nil
Yay., İzmir/1991, s.8
- 248-Kafkas, Mehmet; Milli Mücadele'de Öncüler, cilt 1, Nil
Yay., İzmir/1991.s.206
- 249-Sur dergisi, Temmuz /1993, s. 19
- 250-Sur dergisi, Temmuz /1993, s. 54
- 251-Sur dergisi, Temmuz/1993, s. 17
- 252- Sur dergisi, Temmuz/1993, s. 17
- 253- Sur dergisi,Temmuz/1993, s. 5
- 254- Hiçyılmaz, Ergün; Başverenler, Başkaldıranlar, Altın
Kitaplar Yay., İstanbul/1993, s. 198
- 255-Sızıntı dergisi, Eylül/1992, sayı: 164, s. 349
- 256-Türkiye Takvimi, 29 Aralık 1986
- 257-Bozgeyik, Burhan; İslam Birliği Üzerine Oynanan Oyunlar.
Timaş, İst / 1993, s.19
- 258-Il. Abdülhamid ve Dönemi (Sempozyum Bildirileri), Seha
Neşriyat, İst / 1992, s. 81
- 259-Mazaheri, Ali; Ortaçağda Müslümanlar, Varlık Yay.,
İst?1977, s. 185
- 260-Sızıntı dergisi,Ekim/1992, sayı: 165, s. 412 .
- 261-Selçuk, İlhan; yüzbaşı Selahaddin'in romanı, İst?1975,
s. 159
- 262-Türkiye gazetesi takvimi, 24 Temmuz 1993; (Y.
Öztuna'dan)
- 263-Türkiye gazetesi takvimi,23 Temmuz 1993
- 264-Tempo dergisi, 9 Aralık 1992, Sayı: 49
- 265-Hayat Tarih mecmuası, sayı 10, Kasım 1965
- 266-Badıllı, Abdülkadir; Bediüzzaman Said-i Nursi, cilt 1,
Timaş, İstanbul/ 1990, s. 59
- 267-Sızıntı dergisi, Mart/1993, sayı 170, s. 69
- 268-Kula, Onur Bilge; Alman KültüründeTürk İmgesi, Gündoğan
Yay., Ankara/1993, s. 51
- 269-Sızıntı dergisi, Mayıs/1992, sayı 160
- 270-Sızıntı dergisi, Ekim/1992, sayı 165, s. 412
- 272-Tuğlacı, Pars; Çağdaş Türkiye, İst?1989, cilt 2,s. 1103
- 273-Kafkas, Mehmet; Geçmişi Bilmek, cilt 1, Nil Yay.,
İzmir/1993, s. 85
- 274-Bardakçı, İlhan; Tarihten Bugüne, İst?1983, s. 208
- 275-Zaman gazetesi, 25 Nisan 1992
- 276-Zaman gazetesi, 20 Ekim 1989
- 277- Kafkas, Mehmet; Geçmişi Bilmek, cilt 1, Nil Yay.,
İzmir/1993, s. 234
- 278-Sur dergisi, Haziran/1986, s. 12
- 279-Vakkasoğlu, Vehbi; Mukaddes Kurşunlar, Cihan Yay.,
İst?1984, s. 57
- 280-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, . T.Ö V. Yay.,
İzmir/1992, s. 63
- 281 Sungur, Çetin; "Özi Katliamı", Sızıntı dergisi,
Ekim/1988, sayı 116, s 331
- 282-Yücebaş, Hilmi; Bilinmeyen yönleriyle Yahya Kemal,
İst?1979, s. 121
- 283-Aktüel dergisi, Eylül/1992, sayı 64
- 284-Kula, Onur Bilge; Alman Kültüründe Türk imgesi, Gündoğan
Yay., Ankara/1993
- 285-Kula, Onur Bilge; Alman Kültüründe Türk imgesi, Gündoğan
Yay., Anka ra/1993, s. 165
- 286-Şen, Faruk; "Avrupa Türkleri", Sky Life dergisi,
Ağustos/l993, s.22
- 287-Kula, Onur Bilge; Alman Kültüründe Türk İmgesi, Gündoğan
Yay., Ankara/1993, s. 46
- 288-Öke, Prof. Dr. Mim Kemal; Türkiye gazetesi, 25 Ekim 1989
- 289-Bülten, Araştırma ve Kültür Vakfı, Ocak/Şubat 1992 ve
Hürriyet gazetesi, 13 Ocak 1992
- 290-Osmanlı Ansiklopedisi, cilt 5, Ağaç Yay., İst?1993, s.
131
- 291-Doğan,Mehmed;Kur'an ve Tarih Önünde Türk'ün
Muhasebesi,Ocak Yay.,Ankara/1992, s.276 292-El Mevdudi, Ebu'l
Ala; Selçuklular Tarihi, s. 257
- 293-Bozgeyik, Burhan; Kemalist Eğitim ve Din Düşmanlığı,
İttihat Yay., İst? 1993, s. 13
- 294-Hayat Tarih mecmuası, Ocak/1969, sayı: 12
- 295-Nokta dergisi, Kasım/1989
- 296-Ünver, Prof. Dr Süheyl, Fatih Devri Hamlelerine Umumi
Nazar, İstanbul Fetih Cemiyeti
- Neşriyatı, İst?1953, s. 17
- 297-Ayverdi, Samiha; Hey Gidi Günler Hey, Hülbe Yay.,
İst?1988, s.164
- 298-Kula, Onur Bilge; Alman Kültüründe Türk İmgesi, Gündoğan
Yay., Ankara/1993, s. 164
- 299-Sızıntı dergisi, Eylül/1993, sayı 176, s. 347
- 300-Demirel, Hüseyin; Deccaliyet ve Kemalizm,İttihat Yay.,
İst?1993, s. 187
- 301/a-Demirel, Hüseyin; Deccaliyet ve Kemalizm, İttihat
Yay.,İst/1993, s. 186
- 301/b-Kaplan, Mustafa; Kemalizm ve İslamiyet, İttihat Yay.,
İst?1993, s.135
- 302/a-Osmanlı Ansiklopedisi, Cilt 5, Ağaç Yay., İst?1993,
s.53
- 302/b-Gülersoy, Çelik; Lale ve istanbul, Türkiye Turing ve
Otomobil Kurumu Yay. , İst?1980
- 303-Doğan,Mehmed;Kur'an veTarih Önünde Türk'ün
Muhasebesi.Ocak.Yay.,Ankara/1992, s. 150
- 304-Ubucini, M. A. ; Türkiye 1850, cilt 1,Tercüman 1001, s.
82
- 305-Bozgeyik, Burhan; Kemalist Eğitim ve Din Düşmanlığı,
İttihat Yay.,İst?1993, s. 13
- 306-Badıllı, Abdülkadir; Bediüzaman Said-i Nursi, cild 3,
İstanbul/1993, Timaş, s.1706
- 307-Hiçyılmaz, Ergun; "Troçki'nin Türkiye Günleri"Star
Dergisi, 8 Kasım 1993, sayı: 56,s.26
- 308-Özcan, Mustafa;"Mihenk", Zaman Gazetesi, 1 Temmuz 1990
- 309-Ünver,Prof.Dr.Süheyl,Fatih Devri Hamlelerine Umumi
Nazar,İst.Fetih Cemiyeti Neşr.İst?1953,s.6
- 310-Osmanlı Ansiklopedisi, cilt 5, Ağaç Yay., İst?1993, s.20
- 311-Ayverdi, Samiha; Boğaziçi'ndeTarih, İstanbul Fetih
Cemiyeti Yay..İst?1968, s. 383
- 312-Badıllı, Abdülkadir'. Bediüzzaman Said i Nursi, Cilt: 1.
Timaş Yay., İst?1990, s. 358
- 313-Kara, Mustafa; Tekke ve Zaviyeler, Dergah Yay. İst?1990,
, s. 253
- 314-HayatTarih Mecmuası, sayı: 11, Aralık/1971, s. 35
- 315-Düzdağ, Ertuğrul; Mehmet Akif HakkındaAraştırmalar,
Marmara Ünv M. Akif Araştırmaları
- Merkezi Yay., İst?1987, s. 338 .
- 316-Kara, Mustafa; Tekkeler ve Zaviyeler, Dergah Yay.,
İstanbul/1990 s. 24
- 317-Altınoluk,dergisi Temmuz/1992, s. 11
- 318-Mevlana Güldestesi (718. Yıldönümü Bildirileri); Konya
Belediyesi Yay.. Konya/1993,s.1
- 319-Sur dergisi, Aralık/1990, sayı: 177, s. 36
- 320-Ayverdi, Samiha;Küplüce'deki Köşk, Hülbe Yay., İst?1989,
s. 189
- 321-Kara, Mustafa, Tekkeler ve Zaviyeler, Dergah Yay.,
İst?1990, s. 15
- 322-Öğüt, Şubat/1991, sayı: 68, s. 26
- 323-Badıllı, Abdülkadir; Bediüzzaman Said-i Nursi, cilt 3,
Timaş, İstanbul/ 1990, s. 1712
- 324/a-Öztuna, Yılmaz; TürkiyeTarihi, cilt 8, ötüken Yay.,
İst?1983, s. 54
- 324/b-Ayverdi, Samiha; Boğaziçinde Tarih, İstanbul Fetih
Cemiyeti Yay., İst?1968, s. 230
- 325-Sur Dergisi, Kasım/1990, sayı: 176, s. 18
- 326-Mevlana Güldestesi, (718.Yıldönümü Bildirileri) Konya
Belediyesi Yay Konya/ 1993, s. 25
- 327-Düzdağ,M.Ertuğrul;Mehmet Akif Hakkında
Araştırmalar,Marmara Ünv.M.Akif Araştırmaları
- Merkezi Yay., İst?1987,s. 315
- 328-Şahin, M. Abdülfettah; Buhranlar Anaforunda insan, . T
Ö.V. Yay., İzmir/ 1988 s. 86
- 329-Badıllı, Abdülkadir; Bediüzzaman Said-i Nursi, cilt 2,
Timaş. İstanbul/ 1990, s. 1244
- 330-Sur dergisi, Ocak/1992, s. 42
- 331-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, T.Ö.V. Yay.,
İzmir/1992, s. 70
- 332-Vakkasoğlu, Vehbi; Öğretmenin Not Deiteri, cilt 5, Cihan
Yay., İstanbul/ 1992, s. 72
- 333-Sur dergisi, Nisan/1991, sayı 181, s. 23
- 334-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, . . T Ö V.
Yay.,İzmir/1992, s. 102
- 335-Sızıntı dergisi, Eylül/1992 sayı 164, s. 350
- 336-Algül, Hüseyin; İslam Tarihi, Gonca Yay., İst?1988 cilt
4, s. 158
- 337-Gıocomo E. Carretto; Akdeniz'de Türkler, T. T.Kurumu
Yay., Ankara/ 1992, s. 145
- 338-Sur dergisi, Kasım/1990, sayı 176, s. 19
- 339 Sevinç, Necdet; Osmanlı'nın yükselişi ve Çöküşü, Burak
Yay., İst. s 114
- 340-Düzdağ, M. Ertuğrul; M. Akif Hakkında Araştırmalar,
Marmara Ünv. M. Akif Araştırmaları
- Merkezi Yay., İst?1987, s. 347
- 342-İsmail, Hekimoğlu; Bir millet Uyanıyor, Timaş Yay.,
İst?1989, s.10
- 343-Senih, Safvet; Hadislerin lşığında Hadiseler, Zaman
Gazetesi Yay., İst?1988, s. 10
- 344-Refik, İbrahim, "Osmanlı'nın yetimleri", Sızıntı
Dergisi, Ekim/1993, sayı 177 , s.401
- 345-Nurbaki, Haluk; Sönmeyen Güneş, Zafer Yay., İst/1986,
s.6
- 346-Aydın, M.;"Din ve Toplum İlişkileri" Milli Eğitim ve
Kültür dergisi, sayı 29, Ankara/1984, s.
- 31 (Le Monde, 1. Ferier 1984'den naklen)
- 347-Yalçın, Mehmet; "CHP'nin Günah Dosyası", Aktüel dergisi,
8-14 Ağustos 1991, sayı 5, s. 28
- 348-Bardakçı, İlhan; İmparatorluğa Veda, Hülbe Yay.,
İst?1985, s. 10
- 349-Aşiroğlu, Orhan Gazi; Tarih Tüneli, Zaman Gazetesi, 26
Temmuz 1989 ve "İngiliz Gizli
- Belgelerinde Menderes-Amerika Kavgası", Milliyet, 15 Şubat
1989, s. 11.
- 350-Canan, Prof. Dr. İbrahim; İslam'da Zaman Tanzimi, Cihan
Yay., İst? 1988, s. 163
- 351-Canan,Doç.Dr İbrahim;Peygamberimizin Okuma yazma
Seferberliği,Cihan Yay,İst?1984,s.41
- 352-Oran Baskın; Kenan Evren'in yazılmamış Anıları, Bilgi
Yay., Ankara/1989, s. 82
- 353-Yücebaş, Hilmi; Fatih Sultan Mehmed, Memleket Yay.,
İst?1981, s. 31
- 354-Bakiler, Yavuz Bülent; Türkistan Türkistan, Türk
Edebiyatı Vakfı Yay., İst?1986, s. 259
- 355-Bakiler, Yavuz Bülent; Türkistan Türkistan, Türk
Edebiyatı Vakfı Yay., İst? 1986, s. 293 .
- 356-Aşiroğlu, Orhan Gazi; Tarih Tüneli, Zaman Gazetesi, 5
Nisan 1989
- 357-Kara, Mustafa; Tekkeler ve Zaviyeler, Dergah Yay.,
İst?1990, s. 206
- 358-Müftüoğlu, Mustafa; Tarihi Gerçekler, cilt 2 Seha Neşr.,
İst?1993, s. 241
- 359-Dikerdem, Mahmut; Orta Doğu'da Devrim yılları, Cem Yay.,
İstanbul/ 1990, s. 136
- 360-ll. Abdülhamid ve Dönemi (Sempozyum Bildirileri) Seha
Neşriyat, İst?1992, s. 208
- 361-Yavuz, Hilmi; Okuma Notları, Simavi Yay., İst?1993, s.
138
- 362-Yalçın, Mehmet; "CHP'nin Günah Dosyası", Aktüel dergisi,
8-14 Ağustos 1991 sayı 5, s. 26 363-ll.Abdülhamid ve Dönemi
(Sempozyum Bildirileri) Seha Neşriyat, İst?1992
- 364-Öztuna, Yılmaz; Büyük Türkiye Tarihi, cilt 11, Ötüken
Yay., İstanbul/ 1983, s. 132
- 365-Nalbantoğlu, Muhiddin; istiklal Marşımızın Tarihi, Cem
Yay., İstanbul/ 1964, s. 56
- 366-Köprü dergisi, Ekim/1986, s. 103
- 367-Yalçın, Mehmet; "CHP'nin Günah Dosyası". Aktüel dergisi,
8-14 Ağustos 1991, sayı 5, s.27
- 368- Zaman gazetesi, 9 Eylül 1993, s. 16
- 369-Yılmaz, Muammer; Fatih'in Şahsiyetinden Çizgiler.
Kayseri/1993, şahsi basım, s. 14
- 370-Müftüoğlu, Mustafa; Tarihi Gerçekler cilt 2, Seha
Neşriyat, İst?93. s. 234 ve Kaplan,
- Mustafa;Kemalizm ve islamiyet, İttihat Yay., İst?93, s 93
- 371-Mısıroğlu, Aynur. Kuva-ı Milliye'nin Kadın Kahramanları,
Sebil Yay., İst / tarihsiz, s. 14
- 372-Yücebaş, Hilmi; Bütün Cepheleriyle yahya Kemal,
İst?1979, s. 141
- 373-Müftüoğlu, Mustafa; Tarihi Gerçekler, cilt 2, Seha Neşr.,
İst?1993, s. 41
- 374-Yalçın, Mehmet; "CHP'nin Günah Dosyası", Aktüel dergisi,
8-14 Ağustos 1991, sayı 5, s. 28 375-Yazıksız, Necip Asım;
Kitap, İletişim Yay., İst?93, s. 10
- 376-Müftüoğlu, Mustafa; Tarihi Gerçekler, cilt 2, Seha
Neşriyat,İst?93, s. 55
- 377-Yalçın,Mehmet"CHP'nin Günah Dosyası",Aktüel dergisi,5-14
Ağustos 1991,sayı 5,sh 29
- 378-Yılmaz, Muammer; Fatih'in Şahsiyetinden Çizgiler, şahsi
basım, Kayseri/1993, s. 10
- 379-Başbakanlık Mühimme Defterleri,cilt
5,no:1315,973/15655.486-484 veGerçek dergisi, Nisan/1974,sayı 6
- 380-Müftüoğlu, Mustafa; Tarihi Gerçekler, cilt 2, Seha Neşr.,İst?1993,
s. 255
- 381-Yazıksık, Necip Asım; Kitap, İletişim Yay., İst?1993, s.
56-94
- 382-Vakkasoğlu, Vehbi; Devrimlerin Deviremediği, Yeni
Asya Yay., İstanbul/ 1993, s. 32
- 383-Bozgeyik, Burhan; Meşhurların Son Anları, Türdav,
İst?93, s. 362
- 384-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, . T.ö V. Yay.,
İzmir/1992, s.16
selam.org
|
|
|
|
 |
YORUMLAR:-------------------------------------------------------------------------------- |
|
|