MOLLA ZEYREK CAMİİ HAKKINDA TARİHİ BİLGİ
Molla Zeyrek Camii olarak bilinen Pantokrator bugüne kalabilmiş önemli Bizans kiliselerinden biridir. Fatih Sultan Mehmed zamanında camiye dönüştürülen bu yapının tarihi 12.yüzyılın ilk çeyreğine dek uzanıyor.
Günümüzde tamiratı yapılan kilise aslında üç kilisenin bir araya gelmesinden oluşuyor.

      Yukarıdaki resimlerde açıkça görüldüğü gibi Molla Zeyrek camiinin kilise bölümü iç dış onarımı İstanbul Büyükşehir belediyesince bitirilmiş olmasına rağmen, cami bölümü içler acısı hali giderek ağırlaşarak devam ediyor, Kapısına "Burada resim çekmek yasaktır" ibaresi yazılan camii; yeni vakıflar yasası gereği  kiliseye mi çevrilmek isteniyor ? diye sormaktan edemiyoruz.
      Fatih Sultan Mehmet han İstanbul'u fethiyle Ayasofya gibi camiye çevrilen bina günümüzde büyük bir kısmı restorasyon adı altında on yıllardır ibadete kapatılmıştı, şimdi bu kapalı kısmın kilise olarak Patrikhaneye devredileceğine dair söylemler duymaktayız, Şu an cami olarak kullanılan güney bina onarılmayarak bekletiliyor, Müsait görülen bir ortamda ibadete kapatılarak Müslümanların buradan tamamen uzaklaştırılması mı hedeflenmektedir.
         Fatih Sultan Mehmet hanın Türk-İslam mirasımıza kazandırdığı bu eserlerin korunması vatandaş olarak bizleri ve devletimizin asli görevi olduğuna inanıyoruz.
         Binaların İBB tarafından onarılmasına teşekkür ediyoruz, lakin Müslüman Türk milletinin kahhar çoğunluğunun vergilerinden oluşan belediye gelirleri ile camimizinde cami olarak kısa zamanda onarılarak cemaate teslim edilmesini acilen beklemekteyiz.

KİLİSENİN TARİHİ SERÜVENİ
Üç kilise bir arada,
İstanbul'da, Ayasofya'dan sonra, ayakta kalan en büyük kiliseyi oluşturur. Kompleksi ve ilk inşa edilen güneydeki Pantokrator'u, II. Komnenos'un karısı İmparatoriçe Eirene yaptırdı. Eirene'nin ölümünden sonra imparator kocası burada bir kilise daha yaptırmaya karar verdi ve Pantokrator kilisesinin birkaç adım kuzeyinde Meryem'e adadığı bir kilise daha inşa ettirdi.


Böylece birbirine çok yakın iki kilise ortaya çıkınca, İmparator Komnenos bunları birleştirmeye karar verdi ve aralarına, bu üçlünün en küçüğü olan üçüncü şapeli yaptırdı. İoannis Komnenos, bina tamamlandıktan sonra, bir de son narteks yaptırmıştır. Bu, herhalde, kilisenin cephesi boyunca uzanıyordu, ama şimdi tuhaf bir biçimde binanın ortasında kalıyor.


Kiliseye buradan giriyoruz; kuzeydeki ve güneydeki kiliselerin narteksleri ortadaki şapelin de önünü kapayarak, ortada buluşuyor.
Güneydeki kilisenin üç apsisi var. Eski sütunların yerine Osmanlı döneminde payeler konmuş.Yunan haçı planı açıkça belli. Mermer döşeme ve duvar kaplamalarının çoğu duruyor.


Ortadaki şapel aynı zamanda Komnenoslar'ın aile mezarı olmak üzere tasarlanmıştı. Burada mezarın yeri hala görünür durumdadır. Orta şapel küçük olduğu için onun yan nefleri yoktur, apsisi de tektir. Buna karşılık biri kilisedeki en büyük kubbe olmak üzere, iki kubbesi vardır.


Kuzeydeki şapelde de eski sütunların yerini payeler almış, iç süsleme ise tamamen ortadan kalkmıştır. Üç kilise birleştirilince arada duvarlar yer yer yıkılarak tek bir mekan elde edilmiştir. Binanın bütünü, Fatih zamanında camiye çevrilmiş olmakla birlikte şu sıralarda yalnız güney kısmı cami olarak kullanılıyor.
Fatih Sultan Mehmed İstanbul'un fethinden sonra, kendi camiini ve külliyesini yaptırıncaya kadar, Pantokrator'un ayakta kalmış binalarını medreseye çevirdi; başına da, o dönemin önemli bilginlerinden Zeyrek Mehmed Efendi'yi getirdi. Bu nedenle bu yapı ve içinde yer aldığı semt 'Zeyrek' olarak adlandırılır

1453 DÜNYA TARİHİNİN DÖNÜM NOKTASI