HAC HATIRAM- MEDİNE BOMBALANIYORDU..

2006 nın 12 ci ayının onunda başlayan ve 2007 nin ocak ayının 20 sinde biten hac farizasındaydım. Öyle bir olay ile karşılaştım ki ,hala hatırasından içim yanıyor.

Duyanın zor inanabileceği olay şöyle oldu:

Hac merasiminin son on gününü Medine’de tamamlayacaktık. medine de Resulullah S.A.V.min mezarının içinde bulunduğu Mescidi Nebevi Camii’nin yakınında Menazili diye bir otele yerleşmiştik. Benim odamda Sultan Su Firmasının Sahibi Hacı Mustafa – ve Unkapanı’nda Perde Tüccarı Hacı Reşat Çebi ve Konyalı Hacibekir Efendi ile bir de Mekedonya kökenli Hacı Ahmet vardı.

Haccın son üç günü içinde idik. Artık uçağa atlayıp İstanbul’a dönme zamanıydı. Resullah. S.A.V.min mezarı ile peygamberlik vazifesini ifada çıktığı hutbesi arasında çağla yeşili bir halı vardı. Bunun adına Ravzayı Nebi deniyordu.60 m.karelik alandı. Hocalar bizlere bu Ravzayı Nebi denilen yerde iki rekât namaz kılana Resulullah S.A.V.min dua etmiş olduğunu iki rekât namaz kılan ile ahrette komşu olacağını, şefaatının vacip olacağını haber vermişlerdi.

Ben son on günün yedisinde burada iki rekât namaz kılmaya çalıştım. Gece, gündüz, gece yarısı derken her defasında orası tıklım tıklımdı. Kahroluyordum. Takiplerimi sıklaştırıyordum.9 gün içinde ancak üç kez vücudum dışarıda ,alnımın yarısı Ravzayı Nebi içinde olacak şekilde namaz kılabilmiştim. Tam tekmil kılamadım diye gün gün hayıflanıyordum.

Son gündü. sabah namazından bir saat önce yine gittim.Yine çaresi yoktu.Sabah namazından sonra yine denedim..Yine olmadı. İkindi namazından sonra topluca veda ziyareti görevimiz ifa edilecek ve hac bitecekti.

Aklıma bildiğim bir hadis takılmıştı. Hadisi Şerifte anlatılan şöyle idi:

Üç arkadaş ava çıkmışlar, dağların ıssızlıklarında aşırı fırtınaya, yağmura kapılmışlar, bir mağaraya sığınmışlar. O ara sarsıntı olmuş mağaranın ağzına tonlarca ağırlıkta bir kaya düşmüş, kapatmış. Artık kurtuluşun hiçbir çaresi kalmamış..

Üç arkadaştan biri fikir ortaya atmış:”Allah’ım ben bir zaman bir işçi çalıştırmıştım. İşçi parasını almadan gitmişti. Ben onun ücretine bir kuzu almıştım. O kuzu çoğalıp sürü olmuştu. İşçi çıkagelmişti. Benden bir günlük ücretini istediğinde ben ona sürü senin demiş ve teslim etmiştim. Bizi, bu ibadetime bakarak bağışla demiş ve kaya az da olsa çatır çatır aralanmış.

İkinci arkadaş ise:”Allahım ben de bana aç kalıp zina teklif eden bir kadına haram işlemem ama para vereyim demiş ve ona karşılıksız yardım etmiştim. Eğer bu hareketimin bir kıymeti varsa bizi bağışla ve buradan çıkar demiştir. Kaya biraz daha aralanmış.

Üçüncü arkadaş ise:”Allah’ım benim anam ve babam aşırı ihtiyar idiler. Yemek yaptım ama baktım ki aç karnına uyuyuvermişler. Çocuklarım da açtı ve baba yemek diye bacaklarıma dolaşıyorlardı. Ben çocuklarıma vermeyip anamın ve babamın kendiliklerinden uyanmasını beklemiştim. Eğer bu ibadetimin senin yanında bir değeri varsa bizi kurtar demiş,, ve kaya tamamen açılmış. Aklıma bu hadis gelmişti. Elimi Allaha kaldırdım ve ben de bir olayımı anlattım:

1968 de İstanbul Hukuk Fakültesi ikinci sınıfında idim. Profösör Sahir Erman Ceza hukukunun doğumunu anlatıyordu. Hint’de Çin’de Mısır da Fransız da İngiltere de ve Eski Türklerdeki cezaları ve uygulamaları anlaktı. Diğer dinlerdeki cezaları da anlattı.

“ İslam hukukundaki cezaya gelince işler değişir Şöyleki:.., Kur’an la gelen şeriat hukukuna göre,bir kadın görse ki komşu kadın kocasını işe gönderince evine yabancı bir erkeği alıyor ve zina ediyor.. Zina edenleri apaçık görüp Kadıya koşsa, kadı efendinin vereceği karar: beraat olacaktır.Çünkü kadın yarım insan sayılır..şahitliği para etmez. Peki Ertesi gün aynı kadın aynı şekilde zinaya başlasa ve bu defa iki kadın görse ve kadıya koşsalar; karar yine beraat olacaktır. Zire 1500 yıl öncesinin İslam dininin getirdiği şeriata göre iki kadın bir insan sayılır. Zinadan kadı efendinin ceza verebilmesi için en az iki erkeğin zinayı tamamen görmezsi gerekir.Tabi iki erkek kadıya gider gördüğüne şahitlik ederse kadının vereceği ceza her ikisini çukura koyup beyinleri parçalanıncaya kadar taşlarla,kayalarla vurulacak ve böylece öldürüleceklerdir.

Bütün sınıf kahkahalarla gülüyor Hocam:”üç kadın görse adam yine mi paçayı yırtıyor,,? Diyerek alay ediyorlardı.

Elimi kaldırdım:Hocam:”.Bir soru sorabilir miyim?,, dedim.

____Önce adını,soyadını,numaranı söyle.. dedi.

___ Adım Yaşar ,,diye başladım, soyadımı, numaramı yazdırdım. Numaram 12174 idi. Anlaşılmayınca tekrar ettim. .Bu arada Profösör Sahir EArman’ın baş asistanı İhsan Süheyl DONAY benim adımı,soyadımı ve numaramı not aldı.

___ Sorun nedir?

____ Hocam benim cebimde anamın beni koruması için verdiği Kur’anı kerim var.İşte bu..Siz bana o ayeti bu kitaptan gösterebilir misiniz?

____ Ben Kur’an okumam, da okumayı da bilmem..

____ Ama siz biliyormuşsunuz gibi, okumuşsunuz gibi anlattınız. Ayıp değil mi?

____ Benim odama gelirsen anlatırım.

____ Hocam benim dinime odanızda hakaret etmediniz ki geleyim.

Zil çaldı ve sınıf dağıldı. O anda sınıfımızda bizim bitişik kasaba olan Yeşilyurt’tan Ebubekir Eroğlu ve Ahmet Yücel adında arkadaşlarım ile Mehmet Çakırca, Zeki Şuşuoğlu, Mehmet Alacacı gibi bir çok namazlı arkadaşlarım vardı. Onlar bana teşekkür ediyorlardı ama benim adımın numaramın Asistan Süheyl Beyce alınmasından dolayı bana acımaklı gözlerle bakıyor, bir fenalığa çarptırılacağımdan şüpheleniyorlardı.

Ben sınıfta çalışkanlardandım. Haziran sınavları açıklandı ki kalmışım. Bir almışım. Eylül sınavlarına girdim ki bu kez iki almışım. Şubat sınavlarına girmiş yine Bir almıştım.

Asistan Süheyl Bey’e gittim..İyi yazdığımı,pek iyi beklediğimi anlattım.O da bana döndü:

___ Sen sınıfta hocaya kafa tutan değil misin?

___ Çare yokmu Hocam?

____Bilemem..Benden bu kadar..

Ertesi gün radyolarda,gazetelerde bir haber:” İstanbul Üniversitesi,Hukuk Fakültesi Ceza Kürsüsü Proförörü Sahir Erman bir köpek tarafından ısırılmış..Kuduz teşisi ile hastaneye kaldırılmış.Tedavi için A.B.D.ye bu gece 23 uçağı ile aktarmalı olarak uçacakmış…

Ben sınav sonuçlarına itiraz etmiştim. Sahir Erman A.B.D.de olduğu için tek numaraların hocacı olan ve o zamanlar T.C.nin en kızıl komünisti olarak bilinen profesörlerinden Çetin Özek kâğıdımı okumuş ve “iyi; vermişti. Sınıfımı geçebilmiştim.

Hatta Çetin Özek’in bayan olan asistanı bana hocanın bir notunu da iletmesini hocanın tembihlediğini belirterek dedi ki: Kâğıdınızın hakkı ”Pekiyi” imiş ancak meslektaşı bir verdiğinden pekiyi vermesi ayıp olur diye düşünmüş. Ancak özrünü bildirdi.

Ben de ona elmastan, zümrütten hukuk rozeti hediye etmek isterdim ama fakirliğin gözü kor olsun demiştim ve gülüşmüştük.


Ravzayı Nebi halısının ucunda Allah’a bu hatıramı anlattım.Benim niye sınıfta kaldığımı babam,anam,,kardeşlerim bilmiyordu.Ama sen biliyordun.Ben senin için her şeyi göze almıştım.:”Seni savunmamın bir kıymeti yokumuydu ki bana da avuç kadar yer açasın şurada,,? Demiştim.

Çat..Çat..Çat … Diye çatırtılar başladı. Sonra Irak’ın Afgan’ın bombalanması gibi bombardıman sesleriyle her tarafın toz duman içinde kaldığını ve bu toz duman arısından insanların birden bire yuvarlak güneş gibi olup dışarıya vızır vızır uçuştuklarını görüyordum.. Bu birkaç dakika devam etti.

Medine atom bombasıyla bombalanıyor sandım. Önüme baktım ki Ravzayı Nebi bomboş. Bir tek insan bırakılmamıştı..

Utandım. Özür diledim.” Ben bu kadarını demek istemedim… Layık değilim. Affet, haddimi aştım,, dedim.

Ağlayarak iki rekât namaz kılmış, otelime koşmuştum.

Not: Asistan İhsan Süheyl DONAY Bey halen İstanbul Üniversitesinde ceza kürsüsü Profesörüdür. Bebek’te Avukatlık da yapmaktadır. 21-09-2010

Allah’a emanet olunuz.

Av.Yaşar Metehanoğlu
 

 

 

YORUMLAR:--------------------------------------------------------------------------------

Haber, Yorum, Resim göndermek için İrtibat: fatihten@gmail.com