.
DOĞU VE GÜNEYDOĞU ANADOLU GEZİ NOTLARIM

İstanbul’un bitmez tükenmez iş yoğunluğu,davalar,mahkemeler,hacizler,yazılar ,siyasi hengameler,trafik dertleri,çoluk çoluk ev bark dertleri derken yorgunluğun omuzları çökerttiğini fark ettim.Hanımı bir bahane ile arabaya atıp ver elini tatil dedim.

Kuzuluk ta nefes aldık.Eskiden bizim arkadaşımız saydığımız Enver Ören’in Kuzuluk İhlas Kaplıcaları tesislerinin yakınında bir pansiyonda bir gece dinlendik..Enver Ören Fen Fakültesinde öğrenci iken ben hukukta idim.Onun Vefa yurdundaki adı Enver Abi idi..Eski Abi- nin o çevreye kazandırdıklarına hayran kaldık.Düzen vardı.Çevrenin yeşillik alemi bayıltıcıydı.Her meyve,her sebze her hayvansal ürünlerinin çeşitleriyle bolluk ve bereket içinde sergilendiği bir yerdi.Kaplıca suları dinlendiriciydi.Şirin ve yemyeşil tepeler,harıl harıl akan dereler.,.Hani Eyüp Peygamber de bu su ile şifayar olmuştu ..Kur’an-ı Kerimde de yerden sıcak suyun şifa olarak çıkarılmış olduğu bizlere işaret ediliyordu.Sıcak ve soğuk suların şarıl şarıl aktığı bu yerde bir gün kalıp yola revan olduk.

İkinci durak yerimiz Kırşehir’di. Âşıkların, ozanların bol olduğu bu şehri de gezdik. Tarihi eserlerini inceledik. Sonra da hatırı sayılır, gösterişli bir otele kapağı attık.

Otelin sahibi ilkokul mezunu 55 yaşlarında makul, engin, derya biriydi.7 kardeşten biriymiş. Çiftçilermiş. Almanya’ya gitmiş Alman demiryollarının 7 yıl en ağır işlerinde çalışmış Kırşehir’e gelip önce bir kuyumcu dükkânı açmış. Türkiye Almanya arası bir iki ziynet ticareti ile biraz kalkınmış ve Kırşehir Sarraflar Derneği başkanı etmişler. Biraz daha toparlanınca da 10 dönüm bir arsa almış. Artezyen vurup zerre kadar akıntısı olan kaplıca suyunun bir işletmeye yeter kadarıdır çıkarılmasını sağlamış. Hem 5 yıldızlı otel hem de lokanta ve en alt kısmına da hem turistik hem de halka hizmet verecek türden bir havuz, banyo sistemi kurdurmuş… Olmuş Kırşehir’in bir numaralı iş adamı…

Onun bu başarılarını gören 5 insan veya gurup da aynı otel sisteminin benzerlerini kurmaya başlamışlardı. Bazıları bu işe biraz siyaset biraz nüfuz biraz alavere de katıyormuş. Başarısının koca şehre örnek olması güzeldi.

Sabah yemeğinden sonra arabamızı vurduk Malatya’ya …Süphanallah ,bu sene Fırat’ın su seviyesi çok yüksekti.Karakaya Barajı sevdalıları sıra sıra dizilip alabalık yeyiyorlardı.Elazığ’ın Baskil kazasına insan,eşya,hayvan götürüp getiren yük gemilerinin nehirde akış seyri bir başka güzellik katıyordu..Bütün tarlaların ve bahçelerin sınırları dut ağaçları ile çevrili olduğundan dut cennetine düşmüş gibiydik.Kirazların her türü kıpkırmızı ışıltıları ile çekiciliğini sürdürüyordu.Erikler yeniyordu.Kaysıların hodayı denilen türü olmuş da üstelik yerlere dökülmüştü. Soğanı,biberi,domatesi…yağı,yoğurdu..çökeleği..bolluğun bereketin variyetin verdiği huzura tanık oluyorduk.

Malatya’nın sudan yana şanslı olması onun yeşilliğe bürünmesini de temin ediyordu. Dağ taş kayısı ağaçlarıyla bezenmişti. Diğer ağaç türlerinden de olmayanı yok gibiydi. Malatya doğudan batıya 30-40 km.lik bir yol görünümündedir.Kıble tarafında Bey Dağı görkemiyle” buradayım,, der.Kuzey tarafında Haci Bayram,Abdulvahap tepeleri ve üzerlerinde de türbeleri vardır.Kuzey sınırını boydan boya Fırat ve Karakaya Barajı kaplar.Dağını,barajını,ovasını gezdikten sonra arabayı güneydoğu yönüne çevirdik.

İstanbul da Sultanahmet’te 5 delikanlı bodrum dairemizi kiralamışlardı.Amca :”memlekete gidecek olursan bizim köye de uğra,, demişlerdi.Biz Çermik turistik tesislerine ve Çermik kaplıcalarına zaten her yıl gidiyorduk.Önce Çermik’e uğradık.

Her zamanki gibi 5 ayrı gurup beş ayrı noktada kümelenmişlerdi. Her bir gurubun yemeği, oturması, müziği, dili, kıyafeti bize davranışları başkaydı. En dikkat çekeni ise Yezidilerdi. Yere sergi açmışlardı. Yere sendikleri sergi üzerinde çoluk çocuk cümbür cemaat yemeklerini yeyiyorlardı. Erkeği kadını siyah giysiler içindeydi. Erkeklerin ve kadınların başında daha çok huni biçimi baş giysileri bulunuyordu. Gözleri ışıklı ve çakmak çakmaktı. Utangaç bakışlı, pek yaklaşmayan kimselerdi.

Diğer gurup yine yere serili oturuluyorlardı. Onların çoğu kara çarşaflı idi. Erkeklerinin yaşlıları sakallıydı. Kızları 6,7 yaşına girmiş ise başına duvak giymiş oluyordu. Erkek çocukların başlarında ise bere vardı. Ağır, vakur, intizamlı, içe kapanık insanlardı. Bunların dilinden kimliklerini çözüyorduk. Zira Arapça tanıdık gelmişti.

Karışık desenlerle başlarını kapatmış,önlerinde keçi sütü,koyun yoğurdu,deve ayranı vs ..satan köylü kadınlar da ayrı bir yer edinmişlerdi.Değişik meyve,sebze ve çeşitli yiyecekler satıyorlardı. Güler yüzlü, cana yakın insanlardı.

Bin bir çeşit renkleri taşıyan vücudu kaplayan çarşaflarla yine ayrı bir köşe tutan erkeklerinin bir kısmı sakallı bir kısmı sakalsız, çocuklarının bir kısmı normal giyimli bir kısmı ise köy kıyafetleri taşıyan, hareketli, çalgıları dünyayı ayağa kaldıran gurubu sormaya gerek yoktu. Zira Kürtçe çalgılar, türküler belliydi.

Biraz ileride buz gibi bir suyun kaynağı vardı ve orada gençler yüksekten göllete atlama yarışı yapıyorlardı. Onların yarışlarına ortak olduk. En iyi atlayanları mükâfatlandırdık. Tam bir heyecan ortamı doğmasını sağladık.

Uzun bir yol yaparak Kahramanmaraş’ın - I L I C A L I - denilen kasabasına ulaştık.Buraya Gaziantep ten,Kahramanmaraş tan ,Osmaniye’den,Adana’dan Malatya’dan insanlar çoğu ailece gelip on,onbeş gün kalıp gitmekte olduklarını öğrendik.Bazı aileler tatil boyunca gitmezlermiş..Geliş sebepleri türlü türlüydü. Kimileri kaplıca havuzlarından hem serinleme hem şifalanma yönünden yararlanmak için gelmişlerdi. Kimileri sıcaklardan boğulmamak, serin bir dağ havası almak için gelmişti.Bir çok aileler hem yaz tatillerini emin,temiz,serin bir yerde geçirmek hem de çocuklarının Kur’an öğrenmesini sağlamak için buradaydılar.,

Biz bu Ilıcalı denilen kasabanın adını küçük Medine koyduk. Zira sanki 7 den 70 şe buraya gelip de namaz kılmayan Allah kulu kadın olsun erkek olsun yok gibiydi. Genelde kapalılık hâkim olmasına rağmen katı bir kuralcılıktan eser yoktu. İçki almak, satmak, bulundurmak adetten değildi. Bağırıp çağırmak, yüksek sesle konuşmak, birini her hangi bir sebeple rahatsız etmek görülmüş duyulmuş şey değildi. Dağların tepesinde kurulmuş olan bu kasabada sıcak ve soğuk sular boldu. Erkenek Çayı hemen alttan geçiyordu. Alabalık cennetiydi. Binlerce göl oluşmuştu ve hepsinden alabalık çıkarılıyordu. Her tür yemeği en ucuza bulabileceğimiz belki de dünyaya sadece burası vardı. Kasabanın ortasında koca bir cadde vardı:” Prof.Doktor Mehmet Sağlam Caddesi,, yazıyordu. Binlerce pansiyon sıralıydı. Gecelik,5,10,15.000 Tl. idi. Temiz, aydınlık, yepyeni dairelerdi. Kürtçe, Arapça, Farsça veya bir başka dil konuşan görmedik. Namaza giderken konum komşu birbirilerini haberdar ediyorlardı. Komşuluğun, arkadaşlığın, insanlığın sanki burası okulu idi…

Sözümüzde duralım istedik. Uzak da olsa, dağ da olsa, tehlike de olsa gidelim ve Siverek ile Çermik arasında bulunan dağların arasındaki Sarsap’ı ki; yeni ismi ile –DİLEKPINAR köyünü görmeye karar verdik.

3 saatlik tırmanışlardan, iniş ve çıkıştan, kıraç, tozlu, yapılmakta olan yollardan geçtikten köye vardık. Arabamızı birden bire 100 ze yakın çocuklar çevirdiler. Bize güler yüzle, masum, temiz, sevgi dolu ışıl ışıl gözlerle bakıyorlardı.

Kiracımız olan gençlerden bazılarının adını söyledik ve evlerini sorduk.Haco,Nuro,Cumo,Tunco, vs.. evlerini gösterebilirimsiniz diyorduk.Tariflere bakarak bir evin önüne vardık.Birini tanıyanın akrabası geldi.Biraz sonra yaşlı birkaç kişi daha geldi..Derdimizi anlattık.Gelenler bizi misafir etme yarışına girdiler.Biri bizi kendi evlerine daha yakın diye misafir etme hakkının olduğunu bir diğeri de kiracımızın amcası olduğunu iddia ediyorlardı.Biz kiracımız olan Nuro’nun evini istediğimizi söyleyince de onun evine konvoy halinde ilerledik.

Bize eyvanda minderler sererek oturacak yer gösterdiler. Bize köylerde yenen ne kadar yemek türü varsa hazırladılar. Koyun kuzu kesmelerine müsaade etmedik. Biz et yemeyiz, sağlığımız için doktor zararlı diyerek işin altından sıyrıldık. Ben özellikle Malatya menemeni yapmalarını genç kız çocuklarından istedim. Hanım da yaprak sarması istedi. Tariflerini biz yaptık onlar pişirdiler.

Evlerin hepsinde koca koca köpekler vardı. Köyün kadınları Türkçe bilmiyorlardı. Okula gitmiş olan kız ve erkek çocuklar Türkçeyi bizim gibi konuşabiliyorlardı. Kerpiç evin eyvanı ana baba günü olmuştu. Akşam ve yatsı namazlarının ezanlarını ben okudum. Cami hocası ile sohbet ettik. Tarihi Abdülhamit Çeşmesi aynen korunmuş duruyordu. Emeviler zamanından kalma cami bizi duygulandırıyordu.

Köyde hiç genç denecek yaşta kimseler yoktu. Köyde yaşlı, boş oturan ihtiyarlar bulunuyordu.

____ Baba sizde gençler yok mu?

____ Varlar ..

____ Hani, nerdeler?

____ Vallah bizim köyün gençleri, baharda

İstanbul’a, Ankara’ya, İzmir’e, Adana’ya, Bursa’ya, Antalya’ya

Giderler. Çalışır, kazanır, kışın dönerler.

____ Burada kalan gençler olmaz mı?

____ Vallah yok.

_____ Burada onların yapacağı işleri kim yapar ?

_____ Bizim bu köylerde iş olmaz ki..

____ Peki ne yer ne içersiniz?

____ Vallah biz erkek çocuklarımızı 12,13 yaşına girdiler mi gurbete yollarız, Onların

Biriktirip getirdiği parayı o kış o yaz yeriz. Bahar gelir yine giderler.

___ Yani buralarda hiç mi iş yapmazlar.? Hiç mi kazanç kapınız, tarlalarınız,

Bağlarınız yok?

____ Ormanlarınız, sürüleriniz yok mu?

____ Vallah yok Buralar dağlık, taşlık,kır yerler..Bir şey bitmez ki..

___ Gurbette çocuklarınız ne iş yaparlar?

___ Ne iş olsa yaparlar..

___İyi işler mi, kötü işler mi?

____ İyi işler yapan da var kötü işler de..Bizim köyümüz hep namazlıdır.Hepimiz dini dinayeti biliriz ,şeriatı gözetiriz.Bizim köyün gençleri gurbette daha çok da İstanbul Sultanahmet’te,Beyazıt’ta,Aksaray da kavun,karpuz,üzüm,ceviz,patlamış mısır,çekirdek,su, satarlar.Boyacılık yaparlar.Turistik lokantalarda bulaşıkçılık,temizlikçilik yaparlar.

____ Başka köyün gençleri ne yapar acaba?

____ Bazı köyün gençleri akılları yeter yetmez P.K.K. ya kayıt yaptırır.Onlar para pul verirler
 Bazı köyün gençleri ise kötü işlerle uğraşırlar. Bazen Jandarma gelip arar sorar onları..

____ Ne iş yaparlarmış?

____ Ayıptır söylemesi,hırsızlık,gaspçılık,kaçakçılık,afyonculuk..yani kötü işler…

___ Peki baba bu köylerin düzeni ta Osmanlı’dan bu yana böyle mi gelirmiş?

____ Hayır..hayır… 20 sene oldu ki böyle oldu…

____ Evvelinde ne ile geçinirdiniz ki?

____ Dağ taş sığır idi.Her evin en az 30,40 koyunu keçisi bulunurdu.Biz hayvan satardık..Yağ,yoğurt satardık.Yediden yetmişe işimiz hayvancılık idi..At katır satardık..

Ne olduysa devir değişti… Şimdi böyle oldu…

Köyde yaşamak bize göre çok zordu.İkinci geceyi o dağ köyünde geçirmeyi göze alamadık.Tuvaletleri evin on metre dışında bezle çevrili halde idi.Biz köpeklerin sesinden uyumaya bile korkuyorduk.

Yine İstanbul’un yolunu tuttuk.

Allaha emanet olunuz. Av.Yaşar Metehanoğlu

24 – 06 – 2/10 –Sultanahmet – İstanbul

  yasarmetehanoglu@hotmail.com

YAZARIN DİĞER YAZILARI

.YORUMLARINIZ:
ılıca yorum
Kimden: osim46 osman (osim.46@hotmail.com)
Gönderme tarihi: 24 Haziran 2010 Perşembe 21:00:56
Kime: yasarmetehanoglu@hotmail.com

sayın METEHANOGLU güzel kasabamızı bu kadar güzel yorumlamışınız öncelikle tsk ederim bilhassa da küçük Medine benzetmeniz bize onur verdi . aslında kasabamızı görmeden anlattığınızda belki de yok böyle bir yer derler ancak burayı gören gerçeği görür biliyorum ki yazınızı yazarken burası gözleriniz önünde canlanıyordu güzel bir tebessümle bizler size bu güzel tebessümü bıraktık ise ne mutlu bizlere kasabamızın bir tek özelliğini söylesem sanırım kafi gelir kendimizi anlatmaya bir yerde kasabamızın reklamı olmaz yapmıyoruz da neden derseniz burayı görenler bir zincir halkası oluşturuyor ve gelen misafirler kendileri reklamımızı yapıyor gelenler burada mutlaka hoşnut ayrılıyor bunlardan çok neden var saymakla bitiremem yazınızdan dolayı tsk ederim ılıca kasabası adına aramızda sizleri germekten onur duyduk yine gelirsiniz İnşaallah (suyumuzu içen mutlaka gelir ) saygılar
 Osman Polat POLAT PANSIYON zeytun ılıcası K. Maraş 0 545 8874904
-------------------------------------
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Gezi Notlarım
Gönderen: Misafir Tarih: 2010-07-04 00:21:55

Yorumculara Cevaplarımın Arzıdır..
İsimlerinizi lütfetmediğinizden daha ayrıntılı ve kişiye özel nitelikli cevap yazamıyorum.İlgilenmiş ve okumuşsunuz.Bu büyük nimet..Allah razı olsun
Ben bu yazımı www.fatihhaber.com da da yayınladım.O yazıya bir yorum geldi.Yorumu yazan beni otelinde 3 gün üç gece ağırlayan şahıstır..
Horata ile ilgili yazı yazmamamın hata olduğu hep vurgulanıyor.Köyden de ihtar,serzeniş,kınama alıyorum.Ne var ki Seyit Battal Gazi Hazretlerinin döneminde Türklerde yazı kullanılmamış.Manzum bir edebiyat ve manzume bir tarihimiz var.Rus,İngiliz,Çin,Arap kaynakları bilhassa İran kaynaklarının tetkiki gerekiyor.Bunun çaresini de ancak kütüphanelerde üç,dört ay araştırmalar yaparak bulabilirim.
Haklısınız vallah.İhtiyarlığın gözü kor ola..Bir de Mahir gideli keyfim yok...
Allaha emanet olunuz,azımı çoğa tununuz.
Metehanoğlu
--------------------------------------
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Gezi Notlarım
Gönderen: Misafir Tarih: 2010-06-28 15:10:17

şakadır ,lafta gitmiştir sin.Böyle güzel işleri ALLAH sana nasip etmez.
---------------------------
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Gezi Notlarım
Gönderen: Misafir Tarih: 2010-06-28 01:35:29

ENVER-in yerinden başlayıp , EVRENİ dolaşmış turlamışsın ya..!.. Beyle gezip-tozup da eli boş dönmek olur mu..?.. Aha neyse boş geldin hoş gelmedin..!.. Ayip yav..!.. İnsan eli boş dönermi heç..!.. Heç olmazsa HORATAYA gider iki tas su içer yanında da bir minik sitil su ilen dönerdin..!.. Hemi ALTMIŞINDAN soyna EVLİYA ÇELEBİLĞE heveslenmek de noluyu la..!.. Daha bitmedi dur sen hele..!.. Soyna görüşürük..!..