|
DÜNYAYA ŞERİAT MI GELİYOR?
Dünya düzenlerinin fazla evveliyatlarını bilmiyoruz.
Bildiklerimiz de yeterli sayılamaz. Ne var ki son 200 yıl
içinde olanlar tartıya vurulduğunda apaçık görülüyor ki
dünya bir çıkmaza saplanmıştır.
1789 Fransız ihtilalı öncesi dünyada kralların,
imparatorların çarların, padişahların, sultanların,
hakanların, ulu hakanların, şahların yönetimleri vardı.
Başta tek insan vardı, altında da yardımcı şahıs veya
organları eli ile yönetimi sağlıyordu. Alt organlar Roma ve
İngiltere’de sanki Kralı denetleyici, kararları alıcı,
kralın yetkilerine çizgiler getirici mahiyet arz etmekle
beraber tam bir demokrasi denemesinden bahsedilemez.
Osmanlıda da padişahların yetkilerini sınırlayan kurum ve
şahıslar vardı. Şeyhülislamlık padişah kararlarının denetim
makamıydı. Şeri mahkemelerin yetki alanları içinde
padişahları da yargılama ve cezalandırma kuralı vardı. Ulema
fetvaları, âlimlerin kanaatleri de zaman zaman sınır
olabiliyordu.
Krallıkların, imparatorlukların peşi sıra fikirlerin,
düşüncelerin şekillendirdiği idare şekilleri baş göstermeye
başladı. Önce faşizm diye milli kuralların hâkimiyetini esas
alan siyasi yönetim biçimleri daha sonra, sosyal demokrat,
demokratik sol ve giderek sosyalizm ve komünizm adı altında
idare türleri dünyayı sarmaya başladı. Sol içerikli
idarelerde emeğin önceliği nazara alınıyordu. Kar, kazanç,
mal, mülk, gelir üretim sınırlanıyordu. Aşırı uçlar
siliniyordu. Eşit dağıtım, eşit paylaşım amaçlanıyordu. Bu
sistem Rusya’yı, Yugoslavya’yı, Çini ve bazı adı sanı
bilinmez ülkeleri füze hızıyla yukarılara taşıdı. Artık
dünyanın yarısı bu sistemi can simidi kabul ederek
tutunmuştu.
Diğer taraftan kapitalizm, liberalizm diye kazançta, karda,
menfaat temininde, mülkiyette hiçbir sınır tanımayan hiçbir
üst kurum veya kuruluşa bağımlılığı olmayan, hiçbir din ya
da ahlak kuralını gözetmeyen “bırakınız yapsınlar, bırakınız
alsınlar” felsefesiyle hareket eden siyasal sistemler de
dünyanın diğer yarısında hüküm sürmeye başlamıştı.
Faşizm zamanla bela sayıldı. Hitler, Mussolini, Salazar ve
niceleri gelip geçti. İnsanlığı kırdı, yaktı, yıktı dünyayı
da cehenneme çevirip kayboldu. Sol sistemler de zamanla
bunalım getirdi. Robotlaştırılan insanlar kendilerini
bırakıverdiler. Çalışanla çalışmayan, az çalışan ile çok
çalışan arasında hiçbir fark olmuyordu. Bu da bunalımın
kaynağını teşkil etmişti. Bu bunalım ise donmayı getirdi.
Aynı tip elbise, aynı tip evler, aynı tip arabalar, aynı tip
sanayi zamanla olduğu yerde çivilenmeye, gerilemeye,
üretimde ilkelliğe dönüştü. Sol sistemlerle yarışmakta olan
kapitalist ülkelerde ise her geçen gün yenilikler
hızlanıyordu. Bu da rakibini yok etmeye yetti. Bir sabah
Gorbaçov’un yeniden yapılanma adı ile kapitalizme geçiş
yaptığına tanık oldu dünyamız.
Artık kapitalizm en iyi siyasal ve ekonomik sistem deniyordu
ki-2009 başlarında A,.B.D nin dış borcunun tehlikeli
boyutlara ulaştığı duyuldu.Sanayisinde korkunç bir
düşme,para sistemlerinde çözülme,işsizlikte ise önü alınmaz
bir tehlike baş göstermişti.Alabildiğine üretme ve keyfi ve
sınırsız tüketme ve büyük balık küçük balığı yutarak büyür
ve yaşar anlayışı iflas ediyordu.A.B.D,.deki çatlamayı AB
ülkelerindeki çöküşler takip etti.Bu yıkımın önünü almanın
çareleri aranmaktadır.Ancak kopmuş bir çığ hareketinin bu
güne kadar dünyada önlenilmiş olduğu görülmemiştir.
Peki bu durumda hareketli ülkeler yok mu? Var tabi..Bunların
başında Çin,Malezya,Endenozya ve çevresindeki devletler
bilhassa İRAN göze batmaktadır.Bu ülkelerdeki ışık hızı ile
kalkınmanın temelinde nelerin olduğuna baktığımızda ise
şunları görüyoruz.
1 – Düzenli, nizamlı, intizamlı, muntazam bir çalışma
zorunluluğu.
2 – Üretimi en üst seviyede başarmak için mümkün olan en
yakın mesafede oturmak ve en yakın mesafe içinde iş yeri
kurmak zorunluluğu.
3 – Aileye önem vermek ve her iki eş ve bakabilinir sayıda
çocuk sahibi olma kuralı..
4 – Ailenin geleceğini tehlikeye sıkmamak için aile
birliğine zararlı olduğu tespit edilmiş olan sigara, içki,
kumar ve benzeri eğlence türleri yasaklanmıştır.
5 - Aile birlikteliği olmayan eğence türeleri tamamen
ortadan kaldırılmıştır.
6 – Boş gezmek, boş oturmak boş durmak önlenmiştir.
7 - Eğitim ve öğretim üretim esasına göre düzenlenmiştir.
8 – Dünyada ne kullanılıyor ise onu mutlaka üretme
amaçlanmıştır. Hiç bir emtia için dışa bağımlı olmamayı
sağlamak amaçlanmıştır.
9 – Her nesnenin en iyisini en ucuza mal etmenin çareleri
denenmektedir.
10 – Kalkınmanın tek çaresi olarak üretim ve ticaret kabul
edilmiştir.
11- Hiçbir dış güdüm veya tavsiye veya yönlendirme nazara
alınmamaktadır.
12 – İnsan ilişkilerinde saygı ve sevgi esasına dayalı
davranış sağlanmıştır.
13 – Üretimi artırmak insan emeğinin verimliliğini sağlamak
için beden faaliyetleri düzenlenmektedir..
14 – Beslenme sistemi üretime elverişli olacak tarzda
desteklenmekte ve organize edilmektedir.
15 – Hiçbir israfa fırsat verilmemektedir.
16 – Ayırım gözetmeksizin her ülkeye, her millete ihtiyacı
olan malı hiçbir ön şart gözetmeksizin satmaktadır.
17 – Yaşlı, çocuk, engelli düzenlemesi yaparak hiçbir insanı
boş bırakmayacak çareler üretmiştir.
18 – Her yaşın her cinsin insanına eğitimi sürekli kılmaya
çalışmaktadır.
Yukarıdaki kuralları ve dahasını incelediğimiz zaman
bunların bize pek de yabancı şeyler olmadığını şu bizim
attığımız, beğenmeyenlerimizin aydın sayıldığı İslam Ekonomi
Düzeni ilkelerini Çin’in kapmış olduğunu düşünmeden
geçemiyoruz.
Görelim Mevlam neyler.,Geleceğimizi hayır eyler inşallah
dileklerimle
04-03-2010
Av.Yaşar Metehanoğlu
|