BAŞBAKAN’IMIZ CUMHURBAŞKANI OLURSA
BAŞBAKAN KİM OLACAK?
Başbakanımız’ cumhurbaşkanı olursa başbakanımız kim olacak?
Bu sorunun gerek İstanbul da gerek Malatya’da gerek bizim
meslektaşlar arasında gerek de esnaf içinde çok
tartışıldığını, sorulduğunu, merak edildiğini gördüm. Bazen
ben de kendime soruyordum. Her vatandaşımız için hakikaten
de düşünülmesi gereken bir husustu.
Başbakanımız bizim için hapis yatmıştı.Bizim için mahkeme
mahkeme dolaştırılmıştı.Mahkeme kapılarında sürüm sürüm
süründürülmüştü.Ha astılar,ha kestiler,ha öldürdüler ha
vuracaklar,yok trafik kazası süsü verecekler,yok efendim
ömür boyu siyasetten yasaklayıp eli kolu kesik sokağa
bırakacaklar ,cezaevinde kim vurduya getireceklermiş,bir
deli bulup ona cinayet işleteceklermiş,yemeğine zehir
koyacaklarmış.Zehirleyen belli olmasın diye bir Ermeni aşçı
bulacaklarmış.Ermeni aşçı zehirleyip kaçacakmış..gibi
binlerce serüven dolaşıyordu Milletimizin dilinde..
Daha 30 yaşlarındaydı. Burnundan emdiği süt fitil fitil
getiriliyordu. Ortada bir hatası, suçu, günahı, yanlışlığı
yoktu. Soyu sopu temizdi. Yedi ceddi biliniyor, tanınıyor,
seviliyor, sayılıyordu. Hemen hepsi hacı, hoca takamıydı.
Dinli, imanlı, işinde gücünde insanlardı. Bulunduğu makamlar
da öyle vatan hainliği, devleti yıkma, bölme, askerlerimizi
kırma veya kırdırma makamları değildi.
Peki… bu başına gelenlerin anlamı neydi? Niçin bu hışıma
uğratılıyordu? Düşmanlıkların sebebi ne olmalıydı? Demek ki
bizler de oralarda kazara bulunmuş olsaydık aynı muameleler
bize de reva görülürdü. Hiçbir suçu günahı olmadığı halde
niye bunlar oluyordu? Çoluk çocuğu sap sarı kesiliyordu.
Sanki evlerinden cenaze çıkmış gibi ürkek, çekingen mahzun
halde idiler.
Bu manzara bütün Milletimizin ciğerini sızlatıyordu. İçimizi
yakıyordu.Bunun yanında koskoca 70 milyonluk bir
devletin,5000 yıllık tarihe haiz bir ulusun,üç kıtada
hakimiyet kurmuş bir medeniyetin bekası olan bu ülkede
başbakanımız olan Erbakan Hoca’nın bile ezim ezim ezilmesi
karşısında ne içten ne dıştan çıt çıkmaması hepimizi hem
korkutuyor,hem kuşkulara sürüklüyor hm de kara kara
düşündürüyordu.Bıyık altından gülen iki yüzlü münafıklar ve
dönmeler de vardı.Bunları da Milletimiz ayan beyan
görüyordu.
Bütün bu olanların Osmanlı’yı yıkan İngiliz’in ve maşası
olan A.B.D ve A.B, nin İsrail’in planı olduğu ortaya
çıkıyordu. Erbakan Hoca 24 saatin 4 dünü namazla geçiriyor
20 sini de bize hizmet etmeye ayırıyor, Osmanlı gibi
olmalıyız diye bağırıyor, ölümüne çırpınıyordu. Bu çalışmaya
görülen reva 5 kez mahkeme edilmek, 4 kez de hapislere
atılmak oluyordu. Yine Recep Tayip Erdoğan temiz, masum,
genç, bir Karadeniz delikanlısı, güler yüzlü,çalışkan,dürüst
gayretli olmasına karşı ona reva görülen tekme sille hapis
damlarına tıkılmak oluyordu.
7 den 70 şe hepimizin gördüğü bildiği bir gerçek vardı:
Devletimiz ne zaman biraz nefes alırsa, biraz belini
doğrultursa, biraz kalkınırsa bu atağa sebep olan vatansever
liderlere karşı ihtilaller yapılıyordu. Çare ne olmalıydı?
Yüce Milletimiz çareyi düşmanlarımızın öldürmek
istediklerini daha büyük teveccühle iş başına getirmekte
bulmuştu. Bunun için oybirliğinin gereğini de gördüler. Bu
deneme Özal’da fayda vermişti. Tekrar denenmeliydi. Yine
deneyip Recep Tayip Erdoğan’ı da güçlendirmeliydi. Bunu
yaptılar.Bu günleri elhamdülillah gördük.İşte yaşıyoruz..
Her şeyin sonu vardı. Başbakanımız kendisine sınır
getirmişti. Sıra cumhurbaşkanlığına gelmişti. Buna en layık
olan da o idi. Bu onun ana sütü gibi helal olan hakkı idi.
Bizim için 4,5 yıl mahkemelerde sürünmüş, bizim için
mahpushane damlarına tekme sille sürüklenmiş bir yiğidimiz
için bin defa cumhurbaşkanı seçmiş olsak hakkını
ödeyemezdik. Zaten de ödeyemeyiz. İnşallah Başbakan’ımız
bizlere haklarını helal eder de Allah’a hesaptan kurtuluruz.
Böyle bir hellallık duyar da Allah’ın izniyle ahrette
sıkıntı çekmeyiz.
Haaa.. Sıra geldi Başbakanımızın Cumhurbaşkanlığına
getirilmesi halinde kimin başbakan olacağının hesabına…
Melih Gökçek, Abdullah Gül, Ahmet Davut oğlu, Bülent Arınç,
Ali Babacan, Abdullatif Şener, Numan Kurtulmuş… gibi bir çok
ehil değerlerimiz vardır. Ancak bunlara olan vefa
borçlarımızı ya ödemiş durumdayız ya da borçlanmış değiliz.
Millet olarak Erbakan Hocamız ile helalleşmeye fırsat
bulamadık. Bunun için de içimiz kan ağlıyor. her ne kadar
sıfır derecede,buz gibi sisli,puslu yağışlı iş gününde
mezarına girene kadar peşinden koşmuş,üç gün üç geçe
ağlamaktan gözlerimizi şişirmiş isek de şöyle candan
yakından yüz yüze göz göze helalık alamadım.
Bizim Milletimiz bu yara ile yaşayamaz. Bizim Milletimiz
ahde vefaya haddinden fazla önem vericidir.Borçlu yaşamayı
sevmeyiz,,Bizim için Hocamız Necmettin Erbakan’ın hesap
verdiğini aklımızdan kurşunla bile kimse çıkaramaz.Evet
Hoca’ya borçlu kaldık.Borcumuz da hak borç..Hocamız bizim
için 50 yıl koşmuş,9 yıl yargılanmış 4 yıl hapis
yatırılmıştı.
Cenazede bir ses,bizi çığlık çığlık acı ağıtlarımız içinde
garip bir şekilde ferahlatıyordu.babası gibi alim,teknik
üniversite bilimi
almış,vakur,yürekli,bilekli,cesur,oturaklı,aklı selim, tam
imanlı,tam mümin, izanlı,itikaldı bir ses bize: ”G e l i y o
r u m ,, diyordu. O ses Dr. Fatih Erbakan’ın gür ..lider
sedası idi… Bakışları,duruşları,tavırları,soğukkanlılığı
..her şeyi ile ben geliyorum müjdesi veriyordu…
Seni veren Rabbime hamdolsun… Seni gönderen Cenabı Hakka
şükrolsun…
Yeni sloganımızı geliniz yüzde 80 çoğunlukla hep bir ağızdan
haykıralım:
Y e n i B a ş b a k a n
F a t i h E r b a k a n
Y e n i B a ş b a k a n
F a t i h E r b a k a n
03 – 03 -/ 2011 –Sultanahmet-İstanbul
Av.Yaşar Metehanoğlu
|