İ S
T A
N B
U L
B A
R O
S U
İstanbul
Baro’su
5.4.1878
de
hani
şu
meşhur
Osmanlı
Rus
savaşının
bitim
yılında
kuruldu.
Rus
Asıllı
Ruso
late
ilk
İstanbul
Baro
başkanı
olmuştu.
T.C.Devletinde
önemli,
güçlü,
kuvvetli,
hatırı
sayılır,kurumlardan
biri
de
İstanbul
Baro’sudur.Dünyanın
Tokyo
dan
sonra
ikinci
büyük
Avrupa’nın
ve(Tokyodan
sonra)
Asya’nın
da
en
büyük
barosudur.Önemi,etkinliği,para
gücü
bakımından
da
belki
birinci
sıradaki
kuvvettir.Baro
genelde
avukatlık
mesleğinin
ve
mensuplarının
sorunlarını
çözen,bu
yönde
atılımlarını
sağlamaya
çalışan
mesleki
örgüttür.Ama
T.C.
de
başlı
başına
bir
kuvvettir.
Artık
anlaşıldı
ki;
ortada
kazanılması
gereken
bir
yarış
var
ise
bu
yarışın
kazanılması
arkasındaki
güçlerin,devletlerin,hükümetlerin
varlığına
bağlıdır.Aynı
yerde
birkaç
güç
bir
tarafa
destek
oluyor
ise
bu
durumda
yer.,zaman,coğrafi
konum,yakınlık,ekonomik
güç
bakamlarından
daha
etkinlerin
dediği
oluyor.
Son
zamanlarda
gerek
Kafkas
gerek
Asya
gerek
de
Ortadoğu
devletlerindeki
çalkantıların
altındaki
sebep
bunlardır.Azerbaycan
bir
gün
Rus
bir
gün
AB
diğer
bir
gün
ise
A.B.D
yanlısı
bir
havaya
bürünür.Gürcistan
da
da
bir
Rus
yanlısı
bir
ABD
yanlısı
iner
çıkar.Barzani
ABD
yıkılırsa,parçalanırsa
bu
Türkler
beni
tarihten,coğrafyadan
siler
bu
Millet
intikamını
yerde
bırakmaz
,ben
buna
bir
çare
bulayım
diye
çırpıntı
içine
girmiştir.Tabi
ABD
yıkılınca
da
İsrail’in
de
“Arkandayım,,demesinin
anlamı
olmayacağından
dengelere
oynayıp
durduğunu
görüyoruz.
Dış
siyasette
bu
oyunlar
oynanırken
iç
siyasette
de
kazanlar
kaynamaktadır.Ortada
bir
sağ
bir
de
sol
diye
adlandırılmış
iki
ayrı
zihniyet
yarışı
vardır.Bu
iki
zihniyetin
yarışının
en
belirgin
en
baskın
olduğu
yerlerden
biri
de
İstanbul
Baro’su
başkanlığını
elde
etme
yarışıdır.İstanbul
Baro’su
bu
gün
Adalet
Bakanlığının
bütçesinin
kat
be
kat
üstünde
benim
tahminim
eski
para
ile
YÜZ
TRİLYONA
yakın
bir
bütçenin
maliki
bir
güçtür,.İstanbul
Baro’su
25.000
civarında
mensubu
bulunan
güçtür.Bu
gücü
elinde
bulundurmak
demek
T.C.sınırları
içinde
hatta
İ.H.M.
de
hesaba
katılırsa
Avrupa
ve
Asya
da
en
büyük
en
etken
hukuki
kurumdur.
Bu
gün
emekli
hakim
ve
savcıların
yüzde
doksanı
İstanbul’a
yerleşmektedir.Avukat
olabilmeleri
için
İstanbul
Baro
başkanlığının
oluruna
muhtaçtırlar.Yargıtay’dan,Danıştay’dan,Anayasa
Mahkemesi’nden
vs..gelinmiş
olunmasının
bir
önemi
yoktur.
Hukuk
fakültelerinin
bütün
öğretim
üyelerinin
avukatlık
yapabilmesi
eğer
tercih
İstanbul
olacak
ise
başvurabilecekleri
makam
İstanbul
Baro
başkanlığıdır.T.C.nin
80
vilayetinde
kalkınmasını
tamamlamış
olan
avukatların
en
az
yüzde
yirmisi
nefesi
İstanbul
da
almaktadırlar.Tabi
Baroya
kayıt
olabilmenin
yolu
da
İstanbul
Barosunun
düşüncesini
paylaşmaktan
geçmektedir
diye
düşünülebilinir,.Milletvekilliği
biten
hukukçuların
da
çoğunun
son
durağı
İstanbul
haliyle
de
uğramaya
zorunlu
oldukları
makam
,İstanbul
Barosudur.Hukuk
ile
ilgili
bütün
bilirkişiliklerin
iletişim
merkezi
İstanbul
Baro’sudur.Devletler
arası,karasal
ve
deniz
ve
hava
düzeyinde
meydana
gelen
her
türlü
hukuki
sorunların
çözüm
merkezi
İstanbul
Barosudur.Bütün
dünya
ile
her
konuda
istişaresi,bağlantısı,dayanışması,yardımlaşması
olan
T.C.
de
tek
baro
İstanbul
Baro’sudur.
Bir
daha
arz
edelim
ki
İstanbul
Baro’suna
sahip
olan
siyasal
hukuki
güç
T.C.
de
hukukun
bütün
katmanlarında
en
ileri
söz
sahibidir.
İstanbul
Barosu
demek
hukuk
gücü
ile
ilgili
her
şey
demektir.
Siyaset
dünyasının
birinci
derecede
muhtaçlık
duyduğu
yardım
kaynağı
hukuk
kültürüdür
ki
bunun
kaynağı
da
İstanbul
Barosu’dur.
Bu
fikirler,
düşünce
ve
yorumlar
bana
aittir.
Belki
başkalarına
göre
81
tane
baro
vardır.
Birinin
diğerine
üstünlüğü
de
olamaz.
Hatta
varlığı
ile
yokluğu
çok
anlam
da
ifade
etmez
diye
düşünenler
de
vardır.
1976
–
1983
döneminde
Baro
başkanımız:
Orhan
Adil
Apaydın
idi
1983
-
1988
döneminde
başkan:
Profesör
Doktor
Selahattin
Sulhi
Tekinay
Hoca
idi.
1988
-
1996
,,
,,
,,
Av.Turgut
Kazan
Başkan
oldu.
1996
–
2002
,,
,,
Prof.Yücel
Sayman
Hoca
2002
–
2008
,,
,,
Av.Kazım
Kolcuoğlu
başkan
oldu.
2008
–
2010
döneminde
ise
Av.
Muammer
Aydın
baromuzun
başkanı
oldu.
Halen
de
devam
etmektedir.
İstanbul
Baro’sunda
siyasi
ayrışımın
en
şedit
olduğu
dönem
1960
tan
sonraki
dönemdir.Bu
dönemin
sol
anlayışının
seçtiği
başkan
ise
Orhan
Adil
Apaydındır.Kardeşi
Burhan
Apaydın
ise
Adnan
Menderes’in
avukatıdır.Ne
var
ki
Sıkıyönetimciler:”
Avukatını
azletmezsen
senin
için
kötü
olur,,
diyerek
avukatlığını
yapmasını
engellemişlerdir.
1983
te
tüm
sağ
görüşlüler
birleşerek
Profösör
S.S.Tekinay
Hoca’yı
başkan
ettiler.
Özal’lı
yıllar
boyunca
da
bu
iktidar
hep
devam
etti.
Özal
dört
eğilimin
partisiyiz
derdi.
Aşırı
olarak
isimlendirilmemiş
her
siyasi
gurubun
Özal
iktidarında
payı
bulunuyordu.
Ancak
Özal’ın
son
dönemlerinde
içten
ve
dıştan
baskılar
artmıştı.Semra
Özal
Mesut
Yılmaz
gurubuna
meyilli
idi.Özal
ise
Hasan
Celal
Güzel’e
başbakanlığı
devir
ederek
cumhurbaşkanı
olmak
istiyordu.Hatta
Semra
Özal’ın
şu
sözü
tarihe
mal
oldu:”Pis
takunyalılara
hükümet
mi
teslim
edilirmiş,,
Siyasetin
birinci
kademesindeki
bu
çatlama
aşağılara
da
sirayet
etti.
İstanbul
Barosu
1988
de
benim
kardeşim
Talip
Metehanoğlu’nun
müdürü
bulunduğu-E
t i
l e
r T
u r
i z
m M
e s
l e
k L
i s
e s
i n
d e
Baro
seçimleri
nedeni
ile
bir
yemekli
toplantı
düzenlemiştik.
Bu
yemekte
Selahattin
Sulhi
Tekinay
Hoca
dindarlara
gerici,
yobaz,
sakıncalı
siyasi
topluluk
gibi
yorumlarda
bulundu.
O
yemekte
dindarlar
ve
milliyetçiler
çoğunluğu
teşkil
ediyordu.
Komünizme
karşı
ama
İslami
değerleri
tanımayanlar
ile
Demirelci
olup
da
adına
sağcı
denilenler
azınlıkta
idi.Bu
yemekli
toplantı
artık
sağın
artık
bir
daha
bir
araya
gelemeyeceğini
de
ortaya
koyuyordu.
1988
seçimlerine
biz
sağ
gurup
olarak
Ç A
Ğ R
I G
U R
U B
U -/
unvanımızla
girdik.
Milli
Selamet,M.H.P,M.P.,B.B.P.
,B.T.P.
gibi
dindarların
ve
milliyetçilerin
gurubu
idik.İlk
defa
bu
seçimlerde
bizim
bu
şekilde
ayrılmamız
karşısında-
dindar
olmayan
sağ
siyasiler
ki
Demirel’ciler
olarak
isimlendirmekte
yarar
var;
sol
gurupla
işbirliği
yaptılar.
Bizim
adımız
gerici,yobaz,softa,molla,ecmain,,vs
ye
çıktı.Bazı
ülkücü
arkadaşlar
da
sosyalist
gurubu
destekledi.Sol
daha
çok
“Çağdaş,
Önce
İlke,
Sosyal
Demokratlar
gibi
isimler
altında
seçime
giriyordu.Seçimlerin
sonunda
Atatürkçülük
inancını
önce
ilke
kabul
ettiğini
açıklamış
olan
gurup
kazandı.Böylece
sağ
gurup
İstanbul
Baro’sunu
“sol’a
teslim
ediyordu…
Zamanı
gelmiş
iken
şu
hakkı
da
sahibi
olan
Demirel’e
teslim
edelim:
Demirel
siyasi
güç
sağlayacak
noktaları
arar,
bulur,
kazanmanın
çarelerini
arardı.
Çoğu
kez
de
muvaffak
olurdu.
Hatta
ele
geçirilmesi
imkânsız
odakları
eğer
kazanamayacak
ise
döner
bu
defa
yok
etmenin
çarelerini
arardı.
Ki
bu
siyaseti
A.B.D
de
İsrail
de
çok
hassasiyetle
gözetir.Hatta
M.H.P.,ANAP,DSP
iktidarı
döneminde
yani
APO
yu
affettikleri
dönemde
İmar
İskan
Bakanı
Aydın
Koray
Bey
sekreterini
değiştirdiği
için
A.B.D
nin
Ankara
Siyasi
Bürosundan
ihtara
maruz
kalmıştı.Hepimiz
bir
sekreterin
işini
bile
ABD
takip
ediyor
diye
donakalmıştık.Hatta
bu
günlerde
M.İ.T.
Müsteşarını
değiştirdiğimiz
için
İsrail’den
kınama
geldiğini
gazetelerden
okuduk.
Demirel
de
işte
bu
ince
hesapların
kurdu
idi.
İstanbul
Baro’sunu
kazanmanın
yolunu
bilmişti.
Şimdi
Baro
parasal
olarak
T.C.
de
en
güçlü
kurumlardandır.
C.M.K
olayı
ile
2,3
bin
avukat
Barodan
iş
alarak
mesleğini
sürdürebilmektedir.C.M.K
da
görev
alan
avukatların
parasını
bizim
hükümet
ödüyor
ama
işi
veren
İstanbul
Baro’su.Bir
Allah
kulunun
aklına
gelmedi.Yahu
sen
para
veriyorsun..kime
vereceğini,nasıl,niçin
vereceğini
niye
hesap
kitap
etmedin
bre
Allah’ın
saf,temiz
kulu…?Bir
Adalet
komisyonu
kurup
başına
bir
müsteşar
dikip
belli
özellikler
arayarak
hatta
sınava
tabi
tutarak
ve
belli
bir
süre
şartı
ile
bu
işi
vermenin
ve
böylece
avukatların
baro
sultasına
boyun
eğmelerine
engel
olamaz
mıydın?
İkinci
hata:
İki
kişi
kavga
ediyor.
Biri
yaralanıyor
ve
hastaneye
kaldırılıyor.
Diğeri
yaralıyor,
silah,
pıçak
kullanıyor
ve o
da
karakola
alınıyor.
C.M.K.
vurana
avukat
gönderip
hakkını,
hukukunu
gözettiriyor.
Ama
yaralanan
sokaklarda
üzerine
gazete
örtülerek
bekletiliyor.
Sonra
bir
merhamet
sahibi
hastaneye
götürürse
sorguya
suale,
hesaba
çekiliyor.
Biz
Avrupada
böyle
gördük
de
böyle
yapmaya
mecburuz
diyemeyiz.Avrupa
neler
neler
yapıyor?Biz
her
şeyini
taklide
mecbur
değiliz.Bizim
Milletimiz
Müslüman’dır.Merhametlidir.Adaleti
sever.Hazreti
Ömer’i
bilir.Eğer
kavga
nedeni
ile
ilgilenmeyi
vazife
ediniyor
isen
önce
bıçak
yiyen,kanları
akanın
yanına
bir
avukat
gönderip
onun
hayati
tehlikeden
bertaraf
edilmesini,sağlık
haklarının
ve
hukuki
haklarının
korunmasını
sağla
da
yine
vuran,kıran,yakan
yıkan
anarşistin
de
diğerlerinin
de
hukukunun
gözetilmesine
avukat
gönder…Bunu
da
çok
temiz
olduğumuz
için
akıl
edemedik.
C.M.K
avukatları
iş
alabilmek
için
baro
yönetiminin
düşüncelerine
yakın
davranmak
durumundadır
sanıyorum.
Baro
ilgilileri
de
bu
yakınlığı
takip
ediyordur
sanırım.
Bunun
tekrar
kazanmada
çok
etkin
olduğunu
anlıyoruz.
Bazı
dönemlerde
baro
ile
Ordu
arasında
da
yakınlık
kurulmuş
olacağını
sanıyorum.
İstanbul
Baro’su
Ergenekon
mensuplarının
yanında
mı
yoksa
bunlar
T.C.
ordusuna,
Emniyet
güçlerine
vatanseverim
diye
ihtilal
yapanlara
karşı
direnecek
olanlarla
savaşmak
üzere
İsrail’den
gizlice
silah
alıp
dağlara
taşlara
depo
etmişler
diyerek
Hükümetten
yana
mı
tavır
aldılar?
Kimden
yana
olduklarını
bütün
T.C.
halkı
biliyor…
28.Şubat
döneminde
Turgut
Kazan
baro
başkanı
idi.
Bu
dönemde
benim
bir
stajyerim
önce
Azerbeycan
cumhurbaşkanı
Elçi
bey’in
danışmanı
olarak
Azerbaycan’a
gitmişti.
Sonra
Elçibey
indirilince
geri
gelmişti.
M.İ.
T.
ile
ilgisinin
olduğunu
söylüyordu.
Onun
bana
verdiği
habere
göre
ki
28
Şubat
İhtilalcıları
Baro
ya
100
avukatın
listesini
göndermiş
ve
bu
isimlerin
avukatlıktan
atılmasını
istemişler,
Benim
ismimin
listenin
en
başında
olduğunu
bildirmişti.
O
zaman
bana
19
ayrı
ağır
ceza
davası
açılmıştı.
Stajyerimin
adı
Umur
Özersin
idi.
Bana
davaların
açılmasını-
tahminen
söylüyorum:
şu
şekilde
temin
ediyorlardı:
Bana
vekâlet
verenlerin
gidip
noterlerden
listesini
çıkarttırıyorlar.
Sonra
vekâlet
verenin
evine
ansızın
baskın
yapılıyor
ve
sen
falanı
avukat
olarak
tutmuşsun
onu
baroya
ve
savcıya
şikâyet
edeceksin
diye
tehdit
ediyorlar.
Daha
sonra
kolundan
tutup
şikâyet
dilekçelerini
yazdırıp
kendilerine
yakın
savcı
ve
hâkim
bularak
sağcı
olarak
gördüklerini
cezalandırmaya,
işinden
ekmeğinden
mahrum
bırakmaya
tahminen
söylüyorum,
çalışıyorlardı
her
halde.
Tabi
yanılıyor
da
olabilirim.
Kuruntuya
da
kapılmış
olabilirim.
Çırağan
da
oturuyordum
o
zaman.
Kapı
komşum
vardı.
Kira
davasına
bakmıştım.
Baştan
tek
kuruş
almadım
ve
davayı
kazanır
kiracıyı
tahliye
edersem
beş
milyon
verirsin
diye
mukavele
yapmıştım.
Hatta
bütün
masrafları
da
cebimden
harcamıştım
ki
mukaveleye
de
yazmıştım.
Davayı
kazandım.
Kiracıyı
tahliye
için
icraya
verdim.15
gün
icra
memuru
izin
verdi.
15
gün
sonra
kiracı
çıkıp
gitti.
Ben
paramı
ücretimi
beklerden
İstanbul
4.Ağır
Cezadan
dava
kâğıdı
geldi.5
sene
ile
yargılanıyordum.
Suçum
adamın
davasını
satmakmış.
Komşuyu
takip
ettim
namazdan
çıkar
çıkmaz
yakaladım.
Niçin
dedim.
Ağlamaya
başladı.
Söylersem
çoluk
çocuğumu
öldürecekler.
Dedi.
Ağzını
yumup,
gözlerini
yere
bakarak
kaçıp
gitti.
Yaşlı
başlı,
abdestli
namazlı
temiz
terbiyeli
komşum
gör
hangi
işkencelerle
bu
harekete
tevessüle
mecbur
edilmişti.
?
Yine
sakallı
ve
üç
ayları
tutan
ve 5
kez
haca
gitmiş
bir
müvekkilim
de
aynı
harekette
bulundu.
Yine
Hasan
İnci
diye
hemşerim
vardı.
Adana
da
batmış
bir
trilyon
parasını
kurtardım.
Bir
sıfır
reno
getirip
Ankara
da
anahtarını
teslim
ettim.
Üç
kamyon
deri
mamulleri
getirip
teslim
ettim.
Teslim
ederken
mallarımı
teslim
aldım
diye
imza
almamışım.
Ona
da
beni
şikâyet
ettirdiler
5
yıl
yine
İstanbul
4
Ağır
Cezada
yargılandım.
Hatta
5
yıl
da
hapis
cezasına
çarptırıldım.
Temyiz
mahkemesi
bozdu.
Ki
bu
sırada
28
Şubatın
ömrü
de
bitmişti.
Ben
bir
iki
ay
içinde
bu
19
davanın
hepsinden
beraat
ettim.
Tabi
19
Ağır
Ceza
da
lağvedilmişti.
Bir
ay
geçmemişti
ki
Hasan
İnci
çoluk
çocuğu
ile
mafya
borcundan
kaçırılmıştı.
Yakınları
ki
bacanağı
Mehmet
Baran
gelip
haber
vermişti.
Yine
Allah
rızası
için
hiçbir
şey
olmamış
gibi
Hasan
İnci’nin
kaçırıldığını,
işkence
edilmekte
olduğunu
bütün
resmi
kurumlara
bildirip
onu
kurtarmıştım.
Yine
bir
hatıramı
sunayım:Bir
gün
imam
hacca
gitti
diye
Keçecizade
Fuat
Paşa
camiinde
benim
imam
olmamı
istediler.Namazı
kıldırdım.Dua
anında
biri
dikkatimi
çekti.Baktım
ki
bana
19
davanın
çoğunda
savcı
olarak
bulunmuş
olan
bir
meslektaşımdı.Bir
fırsatını
bulup
bana
o
davaları
niye
açmıştınız?Günah
değil
mi?
Demiştim.O
ise:”Elimizden
başkası
gelmezdi,unut,günahlarına
kefarettir,,demişti.
Baro
tarafsız
olmaz
ise
Allah
muhafaza
fanatik,din
iman
düşmanı
bir
gurup
yüz
trilyon
civarındaki
bütçeyi,binlerce
taşıtı,binayı,kurumları,kuruluşları..ele
geçirir
ise
Devletimiz
de
Hükümetimiz
de
dindar
meslektaşlarımız
da
belaya
uğradı
demektir.
Bu
örneklerin
daha
bir
kaçını
yazdım.
Allah
o
günleri
götüre
de
geri
getirmeye
inşallah.
Benim
anamdan
emdiğim
sütü
burnumdan
fitil
fitil
getirdiler.
1992
den
1998
ze
kadar
bu
işkenceler
sürmüş
idi.
Bu
durumlar
karşısında
eğer
Baro
başkanları
fanatik
olursa
çoluk
çocuğunun
ekmeğine
dini
ile
imanı
ile
hayâsı
namusu
şerefi
ile
canı
gönülden
parçalanarak
koşan
benim
gibi
Anadolu’nun
dağından
bayırından
gelmiş
insanlar
mağdur
edilir.
Baro
ya
da
şikâyetler
çığ
gibi
olmuştu.
Ama
Turgut
Kazan’ın
disiplin
kurulunda
tertemiz
bir
kadro
vardı.
Allah
onlardan
razı
olsun
hele
bir
bayan
meslektaşımız
vardı
ki
benim
masum
olduğumu
anlamıştı
ve
korkmamam
için
beni
teselliye
çalışmıştı.
Bu
gün
baro
yönetiminde
bulunanlar
daha
çok
Atatürkçülük
ilkelerine
bağlı
olan
bizleri
seçmezseniz
Devleti
de
Hükümeti
de
dindarları
da
Milliyetçileri
de
ateşe
atarsınız
mahiyetinde
bir
fikir
etrafında
bütünleşerek
–aşırı
uçlardan
korunmaya
ve
iktidarlarını
da
sürdürmeye
çalışıyorlar.
G
u r
u p
l a
r: 1
–
Önce
İlke
Çağdaşlar
Gurubu:
Tüm
siyasal
İslam
ve
Kominizim
karşıtlarının,
fanatik
ülkücülüğe
karşı
olan
Milliyetçilerin,
ataistlerin,
liberallerin,
eyyamistlerin,
demokratik
sol,
ortanın
solu,
Atatürk
İlke
ve
İnkılâpları
önceliğimiz
prensibiyle
hareket
edenlerin
gurubudur.
Makul
bir
çizgide
olmaya,aşırılıklara
taviz
vermemeye
çalışırlar.Bu
gurubun
temsilcisi
Av.
Muammer
Aydın
dır
ki
herkese
saygılı,kin,nefret,garaz,içten
pazarlık,hainlik.arkadan
vurma,kuyu
kazma
siyasal
husumet
gütme
gibi
zaafları
olmayan
ama
solcu
gelmiş
solcu
gitmeye
kararlı
bir
meslektaşımız
ve
aynı
zamanda-Milli
Eğitim
Bakanımızın
kapı
komşusudur.Seçimlerde
6.000
civarında
oy
alırlar.
2.G
u r
u p
Ç a
ğ d
a ş
l a
r G
u r
u b
u:
dur
ki
başkanları
Av.
Kemal
Ataç’tır.
Hakiki
solculardır.
Kemal
bey
sinirli
konuşan,
haşin
hitabetli
bir
meslektaşımızdır.
APO
nun
avukatlarına
yönetimde
yer
veriyor
diye
tenkit
edilir.
Siyasal
Kürt
gurupların
ağırlıkta
olduğu
iddiaları
duyulur.
Ama
bu
siyasi
rekabetten
mi
hakikat
ette
yeri
var
mı?
Kesin
bir
şey
diyemeyiz.
Son
seçimde
4954
oy
almışlardı.
3.G
u r
u p;
Ç a
ğ r
ı G
u r
u b
u;
Bu
bizim
guruptur.
Kız
erkek
tamamı
namazlı,
oruç
tutan,
dindar
meslektaşlarımızdır.
İlke
gurubuna
rey
vermeyen
daha
doğrusu
dine
imana
fazla
önem
veren
ülkücü
arkadaşlarımız
da
bizim
gurup
içinde
yer
alır.
Oy
oranınız
3.600
ile
3.850
arasında
değişir.
Son
seçimde
bizim
gurubun
da
ikiye
ayrıldığına
şahit
olduk.
İnşallah
bu
ayrılık
biter.
İnşallah
önümüzdeki
günlerde
de
baroyu
nasıl
kazanabiliriz?
Görüş
ve
düşüncelerimi
sizlerle
paylaşmaya
çalışacağım.
Solculuk
nedir?
Sağcılık
nedir?
Yazacağım
inşallah…
Allah’a
emanet
olunuz.
Av.Yaşar
Metehanoğlu