İ S T A N B U L  B A R O S U

             İstanbul Baro’su 5.4.1878 de hani şu meşhur Osmanlı Rus savaşının bitim yılında kuruldu. Rus Asıllı Ruso late ilk İstanbul Baro başkanı olmuştu.  

          T.C.Devletinde önemli, güçlü, kuvvetli, hatırı sayılır,kurumlardan biri de İstanbul Baro’sudur.Dünyanın Tokyo dan  sonra ikinci büyük Avrupa’nın ve(Tokyodan sonra) Asya’nın da en büyük barosudur.Önemi,etkinliği,para gücü bakımından da belki birinci sıradaki kuvvettir.Baro genelde avukatlık mesleğinin ve mensuplarının sorunlarını çözen,bu yönde atılımlarını sağlamaya çalışan mesleki örgüttür.Ama T.C. de başlı başına bir kuvvettir.

             Artık anlaşıldı ki; ortada kazanılması gereken bir yarış var ise bu yarışın kazanılması arkasındaki güçlerin,devletlerin,hükümetlerin varlığına bağlıdır.Aynı yerde birkaç güç bir tarafa destek oluyor ise bu durumda yer.,zaman,coğrafi konum,yakınlık,ekonomik güç bakamlarından daha etkinlerin dediği oluyor.

              Son zamanlarda gerek Kafkas gerek Asya gerek de Ortadoğu devletlerindeki çalkantıların altındaki sebep bunlardır.Azerbaycan bir gün Rus bir gün AB diğer bir gün ise A.B.D yanlısı bir havaya bürünür.Gürcistan da da bir Rus yanlısı bir ABD yanlısı iner çıkar.Barzani ABD yıkılırsa,parçalanırsa bu Türkler beni tarihten,coğrafyadan siler bu Millet intikamını yerde bırakmaz ,ben buna bir çare bulayım diye çırpıntı içine girmiştir.Tabi ABD yıkılınca da İsrail’in de “Arkandayım,,demesinin anlamı olmayacağından dengelere oynayıp durduğunu görüyoruz.

             Dış siyasette bu oyunlar oynanırken iç siyasette de kazanlar kaynamaktadır.Ortada bir sağ bir de sol diye adlandırılmış iki ayrı zihniyet yarışı vardır.Bu iki zihniyetin yarışının en belirgin en baskın olduğu yerlerden biri de İstanbul Baro’su başkanlığını elde etme yarışıdır.İstanbul Baro’su bu gün Adalet Bakanlığının bütçesinin kat be kat üstünde benim tahminim eski para ile YÜZ TRİLYONA yakın bir bütçenin maliki bir güçtür,.İstanbul Baro’su 25.000 civarında mensubu bulunan güçtür.Bu gücü elinde bulundurmak demek T.C.sınırları içinde hatta İ.H.M. de hesaba katılırsa Avrupa ve Asya da en büyük en etken hukuki kurumdur.

       Bu gün emekli hakim ve savcıların  yüzde doksanı İstanbul’a yerleşmektedir.Avukat olabilmeleri için İstanbul Baro başkanlığının oluruna muhtaçtırlar.Yargıtay’dan,Danıştay’dan,Anayasa Mahkemesi’nden vs..gelinmiş olunmasının bir önemi yoktur. Hukuk fakültelerinin bütün öğretim üyelerinin avukatlık yapabilmesi  eğer tercih İstanbul olacak ise başvurabilecekleri makam İstanbul Baro başkanlığıdır.T.C.nin 80 vilayetinde kalkınmasını tamamlamış olan avukatların en az yüzde yirmisi nefesi İstanbul da almaktadırlar.Tabi Baroya kayıt olabilmenin yolu da İstanbul Barosunun düşüncesini paylaşmaktan geçmektedir diye düşünülebilinir,.Milletvekilliği biten hukukçuların da çoğunun son durağı İstanbul haliyle de  uğramaya zorunlu oldukları makam ,İstanbul Barosudur.Hukuk ile ilgili bütün bilirkişiliklerin iletişim merkezi İstanbul Baro’sudur.Devletler arası,karasal ve deniz ve hava düzeyinde meydana gelen her türlü hukuki sorunların çözüm merkezi İstanbul Barosudur.Bütün dünya ile her konuda istişaresi,bağlantısı,dayanışması,yardımlaşması olan T.C. de tek baro İstanbul Baro’sudur.

Bir daha arz edelim ki İstanbul Baro’suna sahip olan siyasal hukuki güç T.C. de hukukun bütün katmanlarında en ileri söz sahibidir.

      İstanbul Barosu demek hukuk gücü ile ilgili her şey demektir. Siyaset dünyasının birinci derecede muhtaçlık duyduğu yardım kaynağı hukuk kültürüdür ki bunun kaynağı da İstanbul Barosu’dur. Bu fikirler, düşünce ve yorumlar bana aittir. Belki başkalarına göre 81 tane baro vardır. Birinin diğerine üstünlüğü de olamaz. Hatta varlığı ile yokluğu çok anlam da ifade etmez diye düşünenler de vardır.

       1976 – 1983 döneminde Baro başkanımız: Orhan Adil Apaydın idi

       1983 -  1988 döneminde başkan:  Profesör Doktor Selahattin Sulhi Tekinay Hoca idi.

        1988 -  1996 ,,  ,,            ,,     Av.Turgut Kazan  Başkan oldu.

        1996 – 2002   ,,               ,,    Prof.Yücel Sayman Hoca

        2002 – 2008  ,,                ,,     Av.Kazım Kolcuoğlu  başkan oldu.

    2008 – 2010 döneminde ise Av. Muammer Aydın baromuzun başkanı oldu. Halen de devam etmektedir.

        İstanbul Baro’sunda siyasi ayrışımın en şedit olduğu dönem 1960 tan sonraki  dönemdir.Bu dönemin sol anlayışının seçtiği başkan ise Orhan Adil Apaydındır.Kardeşi Burhan Apaydın ise Adnan Menderes’in avukatıdır.Ne var ki Sıkıyönetimciler:” Avukatını azletmezsen senin için kötü olur,, diyerek avukatlığını yapmasını engellemişlerdir.

      1983 te tüm sağ görüşlüler birleşerek Profösör S.S.Tekinay Hoca’yı başkan ettiler. Özal’lı yıllar boyunca da bu iktidar hep devam etti. Özal dört eğilimin partisiyiz derdi. Aşırı olarak isimlendirilmemiş her siyasi gurubun Özal iktidarında payı bulunuyordu. Ancak Özal’ın son dönemlerinde içten ve dıştan baskılar artmıştı.Semra Özal Mesut Yılmaz gurubuna meyilli idi.Özal ise Hasan Celal Güzel’e başbakanlığı devir ederek cumhurbaşkanı olmak istiyordu.Hatta Semra Özal’ın şu sözü tarihe mal oldu:”Pis takunyalılara hükümet mi teslim edilirmiş,,

      Siyasetin birinci kademesindeki bu çatlama aşağılara da sirayet etti. İstanbul Barosu 1988 de benim kardeşim Talip Metehanoğlu’nun müdürü bulunduğu-E t i l e r  T u r i z m M e s l e k  L i s e s i n d e Baro seçimleri nedeni ile bir yemekli toplantı düzenlemiştik. Bu yemekte Selahattin Sulhi Tekinay Hoca dindarlara gerici, yobaz, sakıncalı siyasi topluluk gibi yorumlarda bulundu. O yemekte dindarlar ve milliyetçiler çoğunluğu teşkil ediyordu. Komünizme karşı ama İslami değerleri tanımayanlar ile Demirelci olup da adına sağcı denilenler azınlıkta idi.Bu yemekli toplantı artık sağın artık bir daha bir araya gelemeyeceğini de ortaya koyuyordu.

       1988 seçimlerine biz sağ gurup olarak Ç A Ğ R I  G U R U B U -/ unvanımızla girdik. Milli Selamet,M.H.P,M.P.,B.B.P. ,B.T.P. gibi dindarların ve milliyetçilerin gurubu idik.İlk defa bu seçimlerde bizim bu şekilde ayrılmamız karşısında-  dindar olmayan sağ siyasiler ki Demirel’ciler olarak isimlendirmekte yarar var; sol gurupla işbirliği yaptılar.

       Bizim adımız gerici,yobaz,softa,molla,ecmain,,vs ye çıktı.Bazı ülkücü arkadaşlar da sosyalist gurubu destekledi.Sol daha çok “Çağdaş, Önce İlke, Sosyal Demokratlar gibi isimler altında seçime giriyordu.Seçimlerin sonunda Atatürkçülük inancını önce ilke kabul ettiğini açıklamış olan gurup kazandı.Böylece sağ gurup  İstanbul Baro’sunu “sol’a teslim ediyordu…

         Zamanı gelmiş iken şu hakkı da sahibi olan Demirel’e teslim edelim: Demirel siyasi güç sağlayacak noktaları arar, bulur, kazanmanın çarelerini arardı. Çoğu kez de muvaffak olurdu. Hatta ele geçirilmesi imkânsız odakları eğer kazanamayacak ise döner bu defa yok etmenin çarelerini arardı. Ki bu siyaseti A.B.D de  İsrail de çok hassasiyetle gözetir.Hatta M.H.P.,ANAP,DSP iktidarı döneminde yani APO yu affettikleri dönemde İmar İskan Bakanı Aydın Koray Bey sekreterini değiştirdiği için A.B.D nin Ankara Siyasi Bürosundan ihtara maruz kalmıştı.Hepimiz bir sekreterin işini bile ABD takip ediyor diye donakalmıştık.Hatta bu günlerde M.İ.T. Müsteşarını değiştirdiğimiz için İsrail’den kınama geldiğini gazetelerden okuduk. Demirel de işte bu ince hesapların kurdu idi. İstanbul Baro’sunu kazanmanın yolunu bilmişti.

          Şimdi Baro parasal olarak T.C. de en güçlü kurumlardandır. C.M.K olayı ile 2,3 bin avukat Barodan iş alarak mesleğini sürdürebilmektedir.C.M.K da görev alan avukatların parasını bizim hükümet ödüyor ama işi veren İstanbul Baro’su.Bir Allah kulunun aklına gelmedi.Yahu sen para veriyorsun..kime vereceğini,nasıl,niçin vereceğini niye hesap kitap etmedin bre Allah’ın saf,temiz kulu…?Bir Adalet komisyonu kurup başına bir müsteşar dikip belli özellikler arayarak hatta sınava tabi tutarak ve belli bir süre şartı ile bu işi vermenin ve böylece avukatların baro sultasına boyun eğmelerine engel olamaz mıydın? 

       İkinci hata: İki kişi kavga ediyor. Biri yaralanıyor ve hastaneye kaldırılıyor. Diğeri yaralıyor, silah, pıçak kullanıyor ve o da karakola alınıyor. C.M.K. vurana avukat gönderip hakkını, hukukunu gözettiriyor. Ama yaralanan sokaklarda üzerine gazete örtülerek bekletiliyor. Sonra bir merhamet sahibi hastaneye götürürse sorguya suale, hesaba çekiliyor.

Biz Avrupada böyle gördük de böyle yapmaya mecburuz diyemeyiz.Avrupa neler neler yapıyor?Biz her şeyini taklide mecbur değiliz.Bizim Milletimiz Müslüman’dır.Merhametlidir.Adaleti sever.Hazreti Ömer’i bilir.Eğer kavga nedeni ile ilgilenmeyi vazife ediniyor isen önce bıçak yiyen,kanları akanın yanına bir avukat gönderip onun hayati tehlikeden bertaraf edilmesini,sağlık haklarının ve hukuki haklarının korunmasını sağla da yine vuran,kıran,yakan yıkan anarşistin  de diğerlerinin de hukukunun gözetilmesine avukat gönder…Bunu da çok temiz olduğumuz için akıl edemedik.

     C.M.K avukatları iş alabilmek için baro yönetiminin düşüncelerine yakın davranmak durumundadır sanıyorum. Baro ilgilileri de bu yakınlığı takip ediyordur sanırım. Bunun tekrar kazanmada çok etkin olduğunu anlıyoruz.

     Bazı dönemlerde baro ile Ordu arasında da yakınlık kurulmuş olacağını sanıyorum. İstanbul Baro’su Ergenekon mensuplarının yanında mı yoksa bunlar T.C. ordusuna, Emniyet güçlerine vatanseverim diye ihtilal yapanlara karşı direnecek olanlarla savaşmak üzere İsrail’den gizlice silah alıp dağlara taşlara depo etmişler diyerek Hükümetten yana mı tavır aldılar? Kimden yana olduklarını bütün T.C. halkı biliyor…

      28.Şubat döneminde Turgut Kazan baro başkanı idi. Bu dönemde benim bir stajyerim önce Azerbeycan cumhurbaşkanı Elçi bey’in danışmanı olarak Azerbaycan’a gitmişti. Sonra Elçibey indirilince geri gelmişti. M.İ. T. ile ilgisinin olduğunu söylüyordu. Onun bana verdiği habere göre ki 28 Şubat İhtilalcıları Baro ya 100 avukatın listesini göndermiş ve bu isimlerin avukatlıktan atılmasını istemişler, Benim ismimin listenin en başında olduğunu bildirmişti. O zaman bana 19 ayrı ağır ceza davası açılmıştı. Stajyerimin adı Umur Özersin idi.

          Bana davaların açılmasını- tahminen söylüyorum: şu şekilde temin ediyorlardı: Bana vekâlet verenlerin gidip noterlerden listesini çıkarttırıyorlar. Sonra vekâlet verenin evine ansızın baskın yapılıyor ve sen falanı avukat olarak tutmuşsun onu baroya ve savcıya şikâyet edeceksin diye tehdit ediyorlar. Daha sonra kolundan tutup şikâyet dilekçelerini yazdırıp kendilerine yakın savcı ve hâkim bularak sağcı olarak gördüklerini cezalandırmaya, işinden ekmeğinden mahrum bırakmaya tahminen söylüyorum, çalışıyorlardı her halde. Tabi yanılıyor da olabilirim. Kuruntuya da kapılmış olabilirim.

       Çırağan da oturuyordum o zaman. Kapı komşum vardı. Kira davasına bakmıştım. Baştan tek kuruş almadım ve davayı kazanır kiracıyı tahliye edersem beş milyon verirsin diye mukavele yapmıştım. Hatta bütün masrafları da cebimden harcamıştım ki mukaveleye de yazmıştım. Davayı kazandım. Kiracıyı tahliye için icraya verdim.15 gün icra memuru izin verdi. 15 gün sonra kiracı çıkıp gitti. Ben paramı ücretimi beklerden İstanbul 4.Ağır Cezadan dava kâğıdı geldi.5 sene ile yargılanıyordum. Suçum adamın davasını satmakmış.

      Komşuyu takip ettim namazdan çıkar çıkmaz yakaladım. Niçin dedim. Ağlamaya başladı. Söylersem çoluk çocuğumu öldürecekler. Dedi. Ağzını yumup, gözlerini yere bakarak kaçıp gitti. Yaşlı başlı, abdestli namazlı temiz terbiyeli komşum gör hangi işkencelerle bu harekete tevessüle mecbur edilmişti. ? Yine sakallı ve üç ayları tutan ve 5 kez haca gitmiş bir müvekkilim de aynı harekette bulundu. Yine Hasan İnci diye hemşerim vardı. Adana da batmış bir trilyon parasını kurtardım. Bir sıfır reno getirip Ankara da anahtarını teslim ettim. Üç kamyon deri mamulleri getirip teslim ettim. Teslim ederken mallarımı teslim aldım diye imza almamışım. Ona da beni şikâyet ettirdiler 5 yıl yine İstanbul 4 Ağır Cezada yargılandım. Hatta 5 yıl da hapis cezasına çarptırıldım. Temyiz mahkemesi bozdu. Ki bu sırada 28 Şubatın ömrü de bitmişti. Ben bir iki ay içinde bu 19 davanın hepsinden beraat ettim. Tabi 19 Ağır Ceza da lağvedilmişti.

       Bir ay geçmemişti ki Hasan İnci çoluk çocuğu ile mafya borcundan kaçırılmıştı. Yakınları ki bacanağı Mehmet Baran gelip haber vermişti. Yine Allah rızası için hiçbir şey olmamış gibi Hasan İnci’nin kaçırıldığını, işkence edilmekte olduğunu bütün resmi kurumlara bildirip onu kurtarmıştım.

      Yine bir hatıramı sunayım:Bir gün imam hacca gitti diye Keçecizade Fuat Paşa camiinde benim imam olmamı istediler.Namazı kıldırdım.Dua anında biri dikkatimi çekti.Baktım ki bana 19 davanın çoğunda savcı olarak bulunmuş olan  bir meslektaşımdı.Bir fırsatını bulup bana o davaları niye açmıştınız?Günah değil mi? Demiştim.O ise:”Elimizden başkası gelmezdi,unut,günahlarına kefarettir,,demişti.

         Baro tarafsız olmaz ise Allah muhafaza fanatik,din iman düşmanı bir gurup yüz trilyon civarındaki bütçeyi,binlerce taşıtı,binayı,kurumları,kuruluşları..ele geçirir ise Devletimiz de Hükümetimiz de dindar meslektaşlarımız da belaya uğradı demektir.

        Bu örneklerin daha bir kaçını yazdım. Allah o günleri götüre de geri getirmeye inşallah. Benim anamdan emdiğim sütü burnumdan fitil fitil getirdiler. 1992 den 1998 ze kadar bu işkenceler sürmüş idi.

           Bu durumlar karşısında eğer Baro başkanları fanatik olursa çoluk çocuğunun ekmeğine dini ile imanı ile hayâsı namusu şerefi ile canı gönülden parçalanarak koşan benim gibi Anadolu’nun dağından bayırından gelmiş insanlar mağdur edilir. Baro ya da şikâyetler çığ gibi olmuştu. Ama Turgut Kazan’ın disiplin kurulunda tertemiz bir kadro vardı. Allah onlardan razı olsun hele bir bayan meslektaşımız vardı ki benim masum olduğumu anlamıştı ve korkmamam için beni teselliye çalışmıştı.

        Bu gün baro yönetiminde bulunanlar daha çok Atatürkçülük ilkelerine bağlı olan bizleri seçmezseniz Devleti de Hükümeti de dindarları da Milliyetçileri de ateşe atarsınız mahiyetinde bir fikir etrafında bütünleşerek –aşırı uçlardan korunmaya ve iktidarlarını da sürdürmeye çalışıyorlar.

   G u r u p l a r: 1 – Önce İlke Çağdaşlar Gurubu: Tüm siyasal İslam ve Kominizim karşıtlarının, fanatik ülkücülüğe karşı olan Milliyetçilerin, ataistlerin, liberallerin, eyyamistlerin, demokratik sol, ortanın solu, Atatürk İlke ve İnkılâpları önceliğimiz prensibiyle hareket edenlerin gurubudur. Makul bir çizgide olmaya,aşırılıklara taviz vermemeye çalışırlar.Bu gurubun temsilcisi Av. Muammer Aydın dır ki herkese saygılı,kin,nefret,garaz,içten pazarlık,hainlik.arkadan vurma,kuyu kazma siyasal husumet gütme gibi zaafları olmayan ama solcu gelmiş solcu gitmeye kararlı bir meslektaşımız ve aynı zamanda-Milli Eğitim Bakanımızın kapı komşusudur.Seçimlerde 6.000 civarında oy alırlar.

          2.G u r u p  Ç a ğ d a ş l a r  G u r u b u: dur ki başkanları Av. Kemal Ataç’tır. Hakiki solculardır. Kemal bey sinirli konuşan, haşin hitabetli bir meslektaşımızdır. APO nun avukatlarına yönetimde yer veriyor diye tenkit edilir. Siyasal Kürt gurupların ağırlıkta olduğu iddiaları duyulur. Ama bu siyasi rekabetten mi hakikat ette yeri var mı? Kesin bir şey diyemeyiz. Son seçimde 4954 oy almışlardı.

          3.G u r u p; Ç a ğ r ı G u r u b u; Bu bizim guruptur. Kız erkek tamamı namazlı, oruç tutan, dindar meslektaşlarımızdır. İlke gurubuna rey vermeyen daha doğrusu dine imana fazla önem veren ülkücü arkadaşlarımız da bizim gurup içinde yer alır. Oy oranınız 3.600 ile 3.850 arasında değişir.

        Son seçimde bizim gurubun da ikiye ayrıldığına şahit olduk. İnşallah bu ayrılık biter.

         İnşallah önümüzdeki günlerde de baroyu nasıl kazanabiliriz? Görüş ve düşüncelerimi sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Solculuk nedir? Sağcılık nedir? Yazacağım inşallah…

             Allah’a emanet olunuz.

                        Av.Yaşar Metehanoğlu

YAZARIN DİĞER YAZILARI

.YORUMLARINIZ: