|
5366 SAYILI YASA
KULLANILARAK İSTANBUL EL DEĞİŞTİRİYOR !
İstanbul ayaklar altında
Sanatçı
Kemal, dev bir kaya parçasını büyük bir kamyonla evine
taşıttı. On yılı aşan bir süre ile yonta yonta kayayı
şekillendirmeye çalıştı. Atıyla Fatih, sanatçının ellerinde
şekillendi. O çalışırken uzaklardan denize dokunan
rüzgarların çıkardığı sesler onun bulunduğu salonda sık sık
yankılandı.
Gelenler ve gidenler orada gördüklerini not alıyorlar ve
heykelleşen duyguların resimlerini çekiyorlardı.
O «Fatih Sultan Mehmet size ne anlatıyor?» diye soruyordu
gelenlere... «Koyunların çobanlarına baktıkları gibi
bakmayın... Duyarlılıklarınızı da tepkilerinizi de diri
tutun. Kaçırdıklarınız veya kaybettikleriniz bir daha geri
gelmez. Sahip çıkın varlıklarınıza. Rıhtımlarında dolaşın,
mavilikleri içlerinize çekin, haykırın kurutulurken bu
koskoca şehrin can damarları... teşhir edin iğretilikleri...
gözlemleyin israflarla gizlenen saygısızlıkları... Ele verin
sizden oldukça uzakta bulunan lâle devrinin adamlarını!
İstanbul’a 82 türde 9 milyon 300 bin adet lale dikenlerin iç
görüntülerini... Yoksulların hazin hallerini görmezlikten
gelenleri... Sorun onlara kime ve neye hizmet ettiklerini?»
Onlar çarpıklaştırırlarken şehrin güzel manzaralarını... Öz
dokusuna dokunarak... görüntülerini bozarak bu güzel kente
ne gibi olumsuzluklar yüklediklerini herkese duyurun! Bu
sanat şehrinin asil görüntüsünden neleri kopardıklarını ve
neleri çaldıklarını dile getirin. Feryat edin... bağırın…
çığlık atın!
Özürlüsüne, hastasına, yaşlısına, hamilesine ve çocuklarına
sırtlarını çeviren, sadece çıkar kanalları kurgulanılarak
insanları ve doğayı yok sayan bir anlayışı, ruh
çöküntülerini, partizanlıkları televizyon ekranlarına
taşıyın... İlkellikleri, tahribatları ve umursamazlıkları
büyük gazetelerin baş sayfalarında yayınlayın.
Her bir sokakta, mahallede, caddede, çeşmede bıraktığınız
anılarınızla bütünleşen geçmişinizden sizi koparmak
isteyenlere kararlılıkla tepki gösterin...
Elinizden alınan Sümerbank’lar karşısında hiç sesiniz
çıkmadı. Huzurunuzu yok edenleri şuursuzca alkışlamaya ve
destek olmaya devam ettiniz.
O aletlerini eline aldı. Çalışmalarını sürdürdü. Her
perşembe günü halkla ve gazetecilerle buluşuldu onun evinde.
Yaptığı Fatih’in at üzerindeki heykeli ve arkasındaki taş
pano üzerinde bulunan kabartma İstanbul manzarası gelenleri
oldukça etkilemişti. Sonuçta heykel tamamlanmıştı ki o
misafirlerine henüz tamamlanmadığını söyleyerek on gün sonra
gelmelerini söyledi.
On gün sonra dış kapıdan içeri girerken yerlere
serpiştirilen taş parçaları misafirlerin dikkatlerini
çekmişti. Her birisi düşmemek için onların üzerinde hoplaya
zıplaya içeriye girdiler. Daha önce girdikleri salonda
bulunan büyük heykeli yerinde göremediler. Salonda da
taşların yere serpiştirildiklerini gördüler. Bu taşlar
üzerine konulan masa üzerinde meyve suları, su şişeleri,
meyveler ve pastalar vardı. Herkes masanın etrafında
yerlerini aldılar. Sanatçı Kemal misafirlere soru sorma
hakkı vermeden konuşmaya başladı :
«Hoş geldiniz baylar ve bayanlar ! Sizin için mütevazi bir
sofra hazırladım. Bir şeyler kapıştırmanızdan sonra size
bugünkü süprizimi sunacağım. Yakında anılarınıza kaynaklık
yapan dert ortaklarınız bakkalların yerlerinde yeller
esecek... Eczacılara gidip dertlerinizi
anlatamayacaksınız... Vatanseverlere yapılan iftiralarla ve
tertiplerle oluşturulan Silivri Mahkemeleriyle kentimiz
nasıl simgeleniyor? Bütün bunlara rağmen kaybettikleriniz
için tepki göstermek akıllarınızdan geçmiyor. Neden? Bu
ülke... Bu şehir hepimizin değil mi? Üzerinde yaşadığınız,
doğup büyüdüğünüz ve havasını soluduğunuz bu kente neden
sahip çıkmıyorsunuz? Sizi bu şekilde duyarsızlaştıran ne?
Bağdat da, Irak da bu şekilde emperyalistlerin işgaline
uğramadı mı?... Halkın yüreklerinden tarihleri, eserleri,
anıları ve zenginlikleri nasıl çalındı?»
Prof. Dr. Hikmet Bey ona yaklaştı : «Sevgili Kemal on yıl
boyunca bize sunduğun sanat ziyafeti bize tarifi güç, güzel
anlar yaşattı. Seninle her anımız dopdolu geçti. Sağ ol...
var ol… Nereye bıraktıysan o güzel Fatih Sultan Mehmet
heykelini… Bize son halini göster! Üzerine örttüğün örtüyü
kaldır da buradakilerin ruhları şahlansın… İçimizdeki
karanlıklar dağılsın. Bize bir anlık da olsa tarihimizle
buluşma fırsatı ver... »
Kemal : «Hocam beklentilerini insanların hak ettiklerine
inanıyorsan, yanılıyorsun... Ben İstanbul gibi, bütün
kentlerimizde ruhları şahlanacak hiç bir insan göremiyorum.
Bu kentte ellerinden alınanlar karşısında en ufacık bir
tepki gösteren görmedim ben… Nice değerler, zaman gibi
ayaklarının altından kayıp gitti bir çoklarımızın. Eğitimde,
mimaride, sanatta, ahlâkta, edebiyatta, habercilikte,
iletişimde, karşılıklı ilişkilerde, hukukta, değerlere sahip
çıkmada, insan haklarına saygıda, anlayışta, hoşgörüde ve
inançta bir çöküşü yaşıyoruz. Şehrimizin güzelliğini
gölgeleyen beton yığınları, plansız yapılanmalar, orman
katliamları, ihtişamlı bize su veren tepelerin
yozlaştırılmaları, partizanlıklarla işgali andıran
kurgulanmalar, bilimsellikten uzak müdahaleler ve
bilgisizlikler geleceğimiz için bana endişe veriyor!
İstanbul'da 45 okul satılığa çıkarıldı... Ali Sami Yen Stadı
da yakında tarihe karışacak tıpkı Sümerbank gibi... Bunlar
karşısında halk ne yaptı, susmaktan başka?
Hocam ben on yıldan fazla bir süre içinde emek verdiğim, göz
nurumla şekillendirdiğim sizde sadece resimleri bulunan
heykelimi paramparça yaptım... Bir daha göremeyeceğiniz hale
getirdim heykelimi... Şu an ayaklarınızın altında! Biliyorum
ki sizin benim bu yaptığım harekete tepki göstermeye hiç
hakkınız yok! Bu benim için oldukça güç oldu ama sizin
halinizi anlatmak için emeklerimi parçalamak zorunda kaldım
... Pekiyi sizin İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet’in
ve askerlerinin emekleriyle kazanılan İstanbul’u ayaklar
altına alanlara, İstanbul’u yıpratanlara hiç söyleyecek
sözünüz yok mu?
Görüyorsunuz ki şu an, güzellikleri budanan, zenginlikleri
çalınan, yolları bozuk, Kapalıçarşıları, camileri ve
türbeleri viraneleşen İstanbul ayaklar altında... Evet
İstanbul ayaklar altında!»
İstanbul, 04.04.2010
Selam ve sevgilerimle.
Üzeyir Lokman ÇAYCI
Concepteur industriel - Architecte d'intérieur
İç Mimar – Endüstri Tasarımcısı
55, rue Louise Michel
78711 Mantes la Ville
FRANCE
uzeyir.cayci@free.fr
|