Türkiye için gözyaşı

Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, Genelkurmay'ın gece yarısı bildirisinden sonra dünyanın Türkiye'ye bakışını açıklarken, şöyle konuşuyordu: Projektörleri yaktılar, dikkatlice hepimizi izliyorlar. Türkiye'ye güven hâlâ sürüyor. Olayın ekonomiye etkisi şimdilik çok büyük değil. Şu anda 'acaba' dediler. Bundan sonra yaşanacaklar antidemokratik bir çizgide olursa, krizin maliyeti bu noktada kalmaz.
Gerçekten de bugünlerde dünyada bütün projektörler Türkiye'ye çevrilmiş durumda. Gazetelerin birinci sayfalarında, haber bültenlerinin ilk sıralarındayız. Ancak 3 hafta öncesindeki gibi, gerçekleştirdiği siyasi ve ekonomik başarılar nedeniyle örnek gösterilen bir ülkeden söz edilmiyor artık. Bu kez dünya 'Türkiye'de darbe olur mu?' konusunu tartışıyor.

Bu krizin altında imzası olan sivil ya da asker bütün aktörlerin, açıldığını sandıkları şahsi ikballeri dolayısıyla yüzleri gülüyor olabilir. Ama şurası açık ki, bu krizde rol alanlar, dişleriyle kazıyarak birinci lige girme savaşı veren Türkiye'yi, 'vatan, millet, bayrak' sloganları eşliğinde en azından imaj olarak yeniden üçüncü ligin kapısına sürüklediler.

Lütfen, bu sözleri abartı olarak algılamayın. Demokratik olarak seçilmiş Meclis'in ve hükümetin iradesine karşı askerin gece yarılarında uyarıda bulunduğu, ciddi ciddi darbe olup olmayacağının konuşulduğu, her zaman uygulanan yazılı kuralların bir kısım çevrelerin işine gelmediği için değiştirilmeye kalkışıldığı ülkeler, ancak üçüncü dünya ülkeleridir. Dolayısıyla yaşadığımız bu krizin senaristleri elde ettikleri sonuçla ne kadar gurur duysalar azdır. Ne de olsa Türkiye'ye küme atlattılar!

Yaşanan krizin moral bozucu etkisi, artık sadece Türkiye sınırları içinde kalmıyor. Yurtdışındaki milyonlarca soydaşımız, Türkiye'den gelen olumlu haberlerle umutlanırken, kriz haberleriyle kahroluyor. Ticaret, eğitim ya da insanlığa hizmet için dünyanın her köşesinde faaliyet gösteren insanımız, izahı mümkün olmayan sudan kriz haberleri aldıklarında hem üzülüyor hem de muhatapları karşısında zor duruma düşüyorlar.

Türkiye üzerindeki gözler, artık sadece soydaşlarımızla da sınırlı değil. Çünkü son yıllarda elde edilen siyasi, ekonomik başarılar ile birlikte dış politikadaki aktif ve yapıcı siyaseti nedeniyle Türkiye, komşu ülkelerin çoğunda, Türk dünyasında, İslam âleminde bir umut olarak görülüyor ve yakından izleniyor. Arap televizyonları Türkiye'de olup biteni canlı olarak her gün milyonlarca eve taşıyor.

Bu yoğun ilgiye pazartesi akşamı bizzat şahit oldum. Fransa'nın İngilizce uluslararası televizyonu France24'te son gelişmeleri ele alan bir programa katılmak için İstanbul'daki bir stüdyoya gitmiştim. Hemen yan tarafta, Prof. Hasan Köni, El Arabiye kanalının aynı konuda kendisiyle yapacağı canlı bağlantıyı bekliyordu. Ekranlarda ise El Cezire televizyonunun, AK Parti Milletvekili Resul Tosun ile aynı gündemi konuştuğu görülüyordu.

6 sene önce yaşanan bir olay, Türkiye'deki krizlerin dışarıdaki dostları nasıl etkilediğini göstermesi açısından çok anlamlıydı. Cumhurbaşkanı Sezer'in Başbakan Ecevit'e Anayasa kitapçığını fırlatmasıyla başlayan krizin hiç unutamayacağım tablolardan biri, o dönemde Türkiye'yi ziyaret etmekte olan Kırgız Dışişleri Bakanı'nın bu yaşananlara tepkisiydi. Krizin perişan ettiği Türkiye görüntüsü karşısında Kırgız hanımefendi, gözyaşlarına hakim olamamış ve ciddi ciddi ağlamıştı. Bütün umutlarını bağladığı kardeş Türkiye'nin böyle durumlara düş(ürül)müş olması, onun için tarif edilemez acıydı.

Biliyorsunuz, birilerinin eteklerinden tutarak kriz batağına çekmeye çalıştığı Türkiye bu ağır şartlarda bile 2 önemli diplomatik girişime ev sahipliği yaptı. Geçen hafta İran ile AB'yi buluşturan Türkiye, bu hafta da ikisi de Türkiye'nin çok yakın dostu olan Pakistan ve Afganistan arasındaki buzları eritti. İki lider de Türkiye'nin yaşadığı krizin farkındaydı. Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref'in NTV'ye verdiği röportajda söyledikleri, Kırgız bakanın duygularından farklı değildi: "Türkiye'yi çok seviyorum. Kaos olduğu zaman hep yanınızdayız. Türkiye'deki siyasi sorunun da, borsadaki düşüşün de farkındayım. Sizin üzüntünüz, bizim üzüntümüzdür. Dualarımız sizinle. Biz Türkiye'nin ilerlemesini, güçlenmesini istiyoruz."

Acaba bu milleti ve bu millete umutla bakanları üzenler yaptıklarından hiç utanırlar mı?


02 Mayıs 2007, Çarşamba
ABDÜLHAMİT BİLİCİ
a.bilici@zaman.com.tr Dış Haberler