|
YILLARDIR
Cumhuriyet Dergi’de yazılarını okumaya alıştığımız İpek Çalışlar’ın artık
bir kitabı var: 'Latife Hanım'. Çalışlar, Atatürk’ün sabık eşini kitabında
bütün detaylarıyla anlatıyor. Ama Atatürk’ün eski karısı olarak değil,
Latife Uşaki olarak. Yani şimdiye kadar çoktan yapılması gerektiği gibi.
Ne de olsa İpek Çalışlar’ın da sağlam bir kadın bakış açısı var. İstanbul
doğumlu İpek Çalışlar, Üsküdar Amerikan Lisesi ve Ankara Üniversitesi
Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde okudu. 1970’te TRT Haber Merkezi’nde
çalışmaya başladı. 12 Eylül’le birlikte işten çıkarıldı. Ardından beş sene
Nokta dergisinde çalıştı. 'Saat başı haberden butik habere geçtim' diyor
gülerek. Butik haberler Sokak dergisiyle devam etti. Sokak’ın ardından da
10 sene kadar Cumhuriyet Dergi’nin yayın yönetmeniydi. Şimdi artık yazar.
Kocası Oral Çalışlar, oğlu ise Reşat Çalışlar.
Neden Latife Hanım’ı yazmak istediniz ve ne kadar sürdü?
Mart 2004’te Cumhuriyet’ten ayrıldım. Bir gün’de üç hafta kaldım. Sonra
bir arkadaşımın evinde, Latife Hanım’la Atatürk’ün evliliği ile ilgili bir
kitap görünce, birdenbire neden ben Latife Hanım’la ilgilenmiyorum diye
düşündüm. Kitabı aldım okudukça mahçup oldum. 100’ü aşkın kadının
portresini incelemiştim çünkü. Karar verdim, ben Latife Hanım’ın peşine
düşeceğim diye. Birdenbire her şey bana çok enteresan gelmeye başladı,
Cumhuriyet tarihini bilmiyorum, kadın tarihini bir miktar biliyorum. Ne
bulursam okumaya başladım. Bir ayın içinde anladım ki, Latife Hanım’ın
hayatı hiçbir zaman düzgün yazılmamış. Ondan sonra Latife Hanım bizim evin
içinde yaşamaya başladı!
Sizce niye kimse ilgilenmedi Latife Hanım’la?
Okulda
okutulan Cumhuriyet tarihine o kadar soğuk yaklaşıyoruz ki, o tarihin bir
parçası olduğu için yokmuş gibi geliyor insana. Gerçekten de yıllar içinde
yok edilmiş bir kadın aslında. Satırbaşları çıktıkça hiç ummadığım bir
tabloyla karşılaştım. Çünkü Latife Hanım son derece etkili bir kadın
Cumhuriyet tarihinde. En büyük sürpriz, kadın hareketinin içinden,
‘sufrajet’ diye anılan kadınlardan biri. Çok sağlam politik duruşu, çok
sağlam kadın bakış açısı olan ve çok entelektüel bir kadın.
O zaman ilk feministlerden miydi?
Genç kızlığında kadın hareketiyle çok ilgili, Çankaya’dayken de kadın
hareketine destek veriyor. Siyasi hak talebiyle ortaya çıkıyor, 'Ben
Van’dan milletvekili olayım' diyor, Mustafa Kemal kabul etmiyor. O dönemde
kadın hareketi neydi, Latife Hanım’ın bununla ilişkisi neydi gibi
ayrıntıları her yere serpiştirdim kitapta. Türkiye’deki kadın hareketi de
onu fark etmemişti.
Evlilikten sonra Latife Hanım kendi kendini yok etmeyi mi seçti?
Eski
pozisyonuyla bir sürü sevmeyeni var, çünkü çok kuvvetli bir kadın. Bütün
dönemin inceliklerine vakıf, herkesin neyin nesi olduğunu iyi biliyor.
Cumhuriyetin önde gelen isimlerini, artı ve eksileriyle çok iyi tanıyor.
Latife Hanım’ı bir şekilde kendileri için tehlike olarak görenler bir
karalama kampanyası yapmış. Özellikle Mustafa Kemal Paşa’nın ölümünden
sonra. Onu silmeyi becermişler. Silmenin ötesinde, hırçın, sert, hırslı ve
şımarık bir kadın portresi çizmişler. Ve bu sıfatların hiç biri ona
uymuyor. Latife Hanım çağının çok ötesinde bir kadın. Anlaşılma problemi
çıkınca, o da kepenkleri kapatmış. Ama bizim göremediğimiz Türk Tarih
Kurumu arşivinde her şeyini saklamış.
Nasıl bir evlilikmiş onlarınki?
Orası biraz sürprizli. Latife Hanım’la Mustafa Kemal oldukça eşit ilişki
içinde, hiyerarşiden uzak ve bir alışveriş içindeler. Hatta Latife
evliliğini anlatırken, 'Bizimki bir fikir ve ideal beraberliğiydi' diyor.
Modern bir karıkoca ilişkisi, ikisinin de özelliklerinden gelen bir şey.
Mustafa Kemal o zaman onu bir kadın modeli olarak öne sürüyor. Latife buna
çok uygun. Ama hiçbir zaman Mustafa Kemal’in her dediğini onaylayan,
fikrini söylemeyen, tartışmayan bir kadın değil.
Siz nasıl yaklaştınız Latife Hanım’a? Çünkü bir tarafta Atatürk gibi bir
simge var. Pozitif ayrımcılık yaptığınızı düşünüyor musunuz?
Yaptım tabii. Ben burada şuna dikkat ettim: Mustafa Kemal’in karısı olarak
değil, Latife Uşaki olarak ele aldım. Tabii ki onun yanında durarak yaptım
bunu ama biraz mesafe koymaya çalıştım. Kadından yana bir şey yapmak
hakkımdır diye düşündüm.
Yakınlarıyla konuşmak, belgelere ulaşmak kolay mıydı, zor muydu?
İnternet
çağında ulaşamayacağın hiçbir şey yok öncelikle. Başlangıçta Latife
Hanım’ın ailesiyle hiç ilişkiye geçmedim. Öncelikle dünya basınını
taradım. Dünya basını, Latife Hanım’a bir dünya yıldızı olarak bakıyor.
Latife Hanım, o iki buçuk yılı, attığı adım takip edilen, sürekli hakkında
yazılar çıkan, hayranlıklarla izlenen ünlü bir kadın olarak geçirmiş.
Türkiye’de kontrollü bir basın var. Önce onun üzerine kurdum hikayemi.
Sonra Emine Uşaklıgil, Latife Hanım’ın yakınlarından biriyle ilişki kurdu.
Hiç konuşmayan bir yeğen konuşmayı kabul etti. Latife ölmeden ikinci
kuşağa konuşmayacaksınız diye vasiyet etmiş. Niye yaptığını kestirmek
mümkün değil. Üçüncü kuşağa böyle bir vasiyeti yok. Onlardan Muammer Erboy,
gerçekten benim ufkumu açtı. O bana daha çok boşandıktan sonraki hayatını
anlattı.
Yazmak istediğiniz ama yazamadığınız bölümler oldu mu?
Var tabii. Çok hassas davrandım, çünkü Türkiye’de Atatürk’le ilgili son
derece hassas bir kamuoyu var, onun anısını zedeleyecek bir şey koymadım.
Latife Hanım’la ilgili ne bulursam yazdım ama.
Aşk yok mu bu evlilikte?
Bence birbirlerine âşıkmışlar. Anılarda yazılmış sevgiye dair bütün
sözcükleri topladım. Sonuç olarak Mustafa Kemal Paşa, evliliğinin birinci
yılı boyunca gerçekten tutkun Latife Hanım’a. Sonra beraber yaşamanın
zorlukları, Türkiye’de yaşanan ağır koşullar etkili oluyor, belki o
tutkusu devam etmiyor olabilir. Latife Hanım’ınki ise hiç bitmemiş bir
tutku. Ben Mustafa Kemal’in de boşandıktan sonra da Latife Hanım’ı
unutamadığını düşünüyorum. Yarım kalmış bir evlilik olarak görüyorum.
Mesela Mustafa Kemal, Latife Hanım’a boşandıktan dokuz yıl sonra Uşaki
soyadını veriyor. Uşaki, âşıklara dair demek.
Boşandıktan sonra görüşmeye devam etmişler mi?
Görüşmemişler,
bir tek defa Göksu’da karşılaşıyorlar. Ancak aralarında sürekli bir
iletişim var. Mustafa Kemal’in yanındakiler Latife Hanım’ı ziyaret ediyor,
haberler gidip geliyor. Hatta Mustafa Kemal’in ona zaman zaman yaveriyle
çiçek yolladığı, Dolmabahçe Sarayı’na davet ettiği anlatılıyor. Ama hiçbir
zaman gitmemiş.
Latife Hanım’a haksızlık edildiğini düşünüyor musunuz?
Çok yazık olmuş. Mesela Medeni Kanun’da çok büyük payı var Latife
Hanım’ın. Fikirleri son derece berrak bir kadın. Kadın meselesinde ne
olması gerektiğini, eğitimle dinin ayrılması gerektiğini söylüyor. Mustafa
Kemal’i çok etkilemiş. Kadınlar seçme ve seçilme hakkını, Latife
Çankaya’dan ayrıldıktan 10 sene sonra elde ediyor. 10 sene içinde bu
mesele gündemden kalkmış. Latife Hanım Çankaya’da olsaydı kadınlar bugün
çok daha iyi bir konumda olurdu diye düşünüyorum. Ayrıca Latife Hanım çok
sayıda altı ayrı dil biliyor, virtüöz derecesinde piyano çalıyor,
edebiyat merakı müthiş, hukuk okumuş çok entelektüel bir kadın.
Latife Hanım / İpek Çalışlar /
Doğan Kitap
|