Hz. Aişe'nin peygamberimiz Hz. Muhammed
SAV. ile evliliği üzerine oluşan itirazlar;
Soru:Hz Aişe peygamberimizle kaç yaşında evlendi. On yedi
yaşında evlendiğine dair bilgiler sahih midir?
Cevabımız: Değerli Kardeşimiz;
Peygamberimizin Hz. Aişe ile evlendiği zaman Hz. Aişenin
yaşı ile ilgili bir çok rivayet vardır. Ancak biz Hz.
Aişe'nin 16 - 17 yaşlarında iken Peygamberimizle evlendiğine
dair rivayetleri kabul ediyoruz.
Âişe Vâlidemiz’in, altı veya yedi yaşındayken nişanlandığı,
on yaşındayken de evlendiği yönündeki rivayetler,1 onun
evlilik yaşıyla ilgili kanaatin oluşmasında bugüne kadar en
önemli âmiller olagelmiştir. Bu kanaatin yerleşmesinde,
erken yaşlarda evlenmenin o gün oldukça yaygın oluşu ve
coğrafi yapının etkisiyle çocuklardaki fizikî gelişmenin
daha erken yaşlarda tamamlanması gibi sebeplerin de
belirleyici olduğunu unutmamak gerekir. Onun içindir ki
konu, dün denilebilecek bir zamana kadar hiç gündeme
gelmemiş ve tartışma konusu olmamıştır.
Söz konusu hususu bugün, o günkü şartları nazara almayan ve
İslâm’ı da ‘dışarı’dan inceleme konusu yapanlar gündeme
getirmekte ve meseleyi kendi zaviyelerinden değerlendirip
tenkit etmektedir. Bu farklı duruşa İslâm Dünyası’nın
tepkisi de aynı değildir; bir kısmı, meseleyi olduğu gibi
kabul etmenin gerekliliği hususunda ısrar ederken2 az da
olsa diğer bir kısmı, evlendiği dönemde Âişe Vâlidemiz’in,
daha olgun bir yaşta olduğunu3 ifade etmektedir. Karşılıklı
tepkilerin ağırlığını hissettirdiği bu tartışmalar
esnasında, her zaman dengenin korunamadığı; tepkilere cevap
teşkil etsin denilirken söz konusu rivayetlerin yok
sayıldığı veya bu tavra tepki olarak diğer alter natifleri
görmezden gelme yanlışlığına düşüldüğü de bir gerçek.
Bilindiği üzere herkes, kendi yaşadığı devrin çocuğudur ve
arkadan gelen nesiller tarafından da, o devrin kültürü esas
alınarak değerlendirmeye tâbi tutulmalıdır.
Toplumlar, ortak birikimin neticesinde hâsıl olan ‘örf’lere
göre yön bulurlar ve bunların hesaba katılmadığı yerde, o
toplum hakkında karar verme konumunda olanların isabetinden
söz etmek oldukça zor, hatta imkânsızdır.
Meseleye bu zaviyeden bakıldığında, Allah Resûlü’ nün neş’et
ettiği dönem itibariyle kız çocuklarının erken
evlendirildiği4 ve bu türlü evliliklerde yaş farkının pek
önemsenmediği5 bilinen bir vak’adır. Kız çocukları hakkında
o günkü toplumun benimsediği olumsuz tavrın ve bu tavrın
aileler üzerinde oluşturduğu baskının, bu anlayışı
tetiklediği de söylenebilir. Burada, iklim ve coğrafî
şartların müsait olması yönüyle çocukların, fizikî
gelişimlerini daha erken tamamladığı ve kız çocuklara,
kocasının evinde büyümesi gereken birer varlık olarak
bakıldığı gerçeğini de unutmamak gerekir. Kaldı ki bu,
sadece kız çocuklarıyla ilgili bir mesele değildir; o günkü
uygulamalara bakıldığında erkek çocukların da erken yaşlarda
evlendirildiği anlaşılmaktadır. Mesela Amr ibn Âs ile oğlu
Hz. Abdullah’ın arasındaki yaş farkı, sadece on ikidir ki bu
durumda Hz. Amr, dokuz veya on yaşındayken evlenmiş
olmalıdır.
Bu bilgilerden hareketle diyebiliriz ki Âişe Vâlidemiz,
dokuz yaşındayken evlenmiş olsa bile ortada garipsenecek bir
durum yoktur. Şayet böyle bir husus söz konusu olmuş
olsaydı, Zeyneb Vâlidemiz’le izdivacında fırtına koparmak
isteyenlerle, Benî Mustalık Gazvesi dönüşünde ve hiç olmadık
yerde Âişe Vâlidemiz’e iftira atanların, onlar açısından
önem arz eden böyle bir meseleyi dillerine dolamamaları
düşünülemezdi. Sonuç nasıl olursa olsun sadece başlı başına
bu bilgi bile, Âişe Vâlidemiz’in evliliği konusunda olumsuz
herhangi bir durumun olmadığını ispat için yeterli bir güce
sahiptir.
Peki, gerçekte durum nedir? Yaş tespiti konusunda yukarıdaki
bilgiler tek alternatif midir?
Bu soruların cevabını alabilmek için elbette o günlerin
kapısını aralamak ve aralanan bu kapılardan girerek
meseleyi, deliller üzerinden tetkik etmek gerekmektedir.
Dilerseniz, ulaşılan delillerin bize ne ifade ettiğine
birlikte bakalım:
1. Risâletin ilk günlerinde Müslüman olanların isimleri
sıralanırken, ablası Esmâ Vâlidemiz’le birlikte Âişe
Vâlidemiz’in adı da zikredilmektedir. Dikkat çekici olan bu
zikrin, Hz. Osmân, Zübeyr ibn Avvâm, Abdurrahmân ibn Avf,
Sa’d ibn Ebî Vakkâs, Talha ibn Ubeydullah, Ebû Ubeyde ibn
Cerrâh ve Erkam ibn Ebi’l-Erkam gibi ‘Sâbikûn-u Evvelûn’
tabir edilen en öndekilerin hemen arkasından; Abdullah ibn
Mes’ûd, Ca’fer ibn Ebî Tâlib, Abdullah ibn Cahş, Ebû
Huzeyfe, Suhayb ibn Sinân, Ammâr ibn Yâsir ve Habbâb ibn
Erett gibi isimlerden de önce gerçekleşiyor olmasıdır.7
Demek ki Âişe Vâlidemiz, o gün küçük de olsa ‘irade’
beyanında bulunabilecek bir çağda ve ilk Müslümanlar
arasında yer alabilecek bir durumdadır. Söz konusu
bilgilerde ondan bahsedilirken, ‘O gün o küçüktü.’ şeklinde
bir kaydın konulmuş olması, bu manayı ayrıca teyit
etmektedir.8
2. Ablası Esmâ Vâlidemiz’in konumu da bu kanaati
güçlendirmektedir; zira onun, on beş yaşında iken Müslüman
olduğu bilinmektedir.9 Bilinen bir gerçek de onun, 595
yılında dünyaya gelmiş olduğudur.10 Bütün bunlar, risâletin
ilk yılı olan 610 tarihini göstermektedir. Demek ki Âişe
Vâlidemiz, yaşı küçük olmasına rağmen 610 yılında Müslüman
olmuştur. Bunun için o gün onun, en azından beş, altı veya
yedi yaşlarında olması gerekir ki, on üç yıllık Mekke
hayatıyla en az yedi aylık11 Medine günleri de bu tarihe
ilave edildiğinde onun, Allah Resûlü ile evlendiği gün –risâletten
beş yıl önce dünyaya gelmiş olma ihtimalini esas alacak
olursak- en azından on sekiz yaşında olduğu sonucu ortaya
çıkmaktadır.
3. Mekke günleriyle ilgili olarak Âişe Vâlidemiz, "Ben
Mekke’de oyun oynayan bir kız iken Hazreti Muhammed (sallallahu
aleyhi ve sellem)’e, ‘Doğrusu, onların asıl buluşma
zamanları, kıyamet saatidir; Kıyamet saatinin dehşeti ise,
tarif edilemeyecek kadar müthiş ve ne acıdır!’ (Kamer sûresi,
46) ayeti nâzil oldu."12 bilgisini vermektedir ki bu bilgi,
onun yaşıyla ilgili olarak bize farklı kapılar
aralamaktadır. Şöyle ki:
4. Söz konusu ayet, Kamer sûresinin 46. ayetidir ve bütün
halinde nâzil olan bu sûrenin, İbn Erkam’ın evinde iken ve
bi’setin dördüncü (614),13 sekizinci (618) veya dokuzuncu
(619)14 yılında indiğine dair farklı rivayetler vardır.
Özellikle ayın ikiye yarılma hadisesini ve o gün buna olan
ihtiyacı nazara alan bazı âlimler, söz konusu tarihin 614
olması gerektiği üzerinde durmuşlardır ki bu tarih esas
alındığında Hz. Âişe Vâlidemiz, ya henüz dünyaya gelmemiş
veya yeni doğmuş demektir. 618 veya 619 tarihi esas
alındığında da durum pek değişmemektedir. Zira bu durumda o,
henüz dört veya beş yaşında demektir ki her iki yaş da, söz
konusu hadiseyi kavrayıp yıllar sonra da aktarabilecek bir
olgunluğu ifade etmemektedir. Bu durumda ise o, en yakın
ihtimalle risâletin başladığı günlerde dünyaya gelmiş
olmalıdır.
Burada dikkat çeken başka bir husus da, o günü anlatırken
bizzat Âişe Vâlidemiz’in, "Oyun oynayan bir kız çocuğu
idim." şeklindeki beyanıdır. Kendisini ifade ederken
kullandığı ‘kız çocuğu’ kelimesinin karşılığı olan ‘câriye’
lafzı, ergenlik çağına geçişi ifade etmekte ve o dönemler
için kullanılmaktadır. Arap şairlerinden İbn Yerâ, bu
yaşlardaki birisini kastederek maksadını şu şekilde ifade
etmektedir: "Sekiz yaşına geldiğinde artık o, benim için bir
câriye değil; Utbe veya Muâviye’ye nikahlayabileceğim gelin
adayımdır." Bazı bilginler bu kelimenin, on bir yaşın
üzerindeki kız çocukları için kullanıldığını ifade
etmektedir.
Kamer sûresinin indiği tarih olarak 614 yılını esas alacak
olursak, Âişe Vâlidemiz’in risâletten en az sekiz yıl önce
doğmuş olduğu ortaya çıkar ki bu tarih 606 yılına tekabül
etmektedir. Bu ise, evlendiği gün onun on yedi yaşında
olduğunu ifade eder. Sûrenin indiği tarih olarak 618 yılını
kabul ettiğimizde ise onun, 610 yılında dünyaya gelmiş olma
ihtimalini ortaya koyar ki bir yönüyle bu, evlendiği gün
Âişe Vâlidemiz’in on dört yaşında olduğu sonucunu doğururken
diğer taraftan onun, risâletten dört yıl sonra dünyaya
gelmiş olamayacağını ispat eder.
Bu bilgilerle birinci maddede ifade edilenleri yan yana
getirdiğimizde, Âişe Vâlidemiz’in 606 yılında dünyaya
geldiği ve on yedi veya on yedi buçuk yaşında iken de
evlendiği sonucuna ulaşmamız mümkün olmaktadır.
5. Âişe Vâlidemiz’in Mekke yıllarıyla ilgili olarak
anlattığı bazı hatıralar da bunu destekler mahiyettedir.
Mesela:
a) Risâletten kırk yıl önce gerçekleşen ve tarih belirlemede
bir kıstas olarak kabul gören Fil hadisesinden geriye kalan
iki kişiyi Mekke’de dilenirken gördüğünü söylemesi;
b) Mekke’nin en sıkıntılı günlerinde Allah Resûlü’nün
sabah-akşam kendi evlerine geldiğini ve bu sıkıntılara
dayanamayan babası Hz. Ebû Bekir’in de Habeşistan’a hicret
teşebbüsünde bulunduğunu detaylarıyla birlikte anlatması;
c) İlk defa namazın ikişer rekat farz kılındığını, mukim
olanlar için daha sonraları onun dört rekata çıkarıldığını,
ancak sefer durumlarında yine iki rekat olarak bırakıldığını
ifade etmesi;
d) "Biz İsâf ve Nâile’yi, Kâbe’de cürüm işlemiş ve bu
sebeple Allah’ın kendilerini taş haline getirdiği Cürhümlü
bir adamla kadın olarak duyup dururduk."20 gibi ifadelerle
ilk günlerle ilgili nakillerde bulunması gibi daha pek çok
hâtırat, daha ilk günlerden itibaren onun, gelişmeleri takip
edebilecek bir çağda olduğunu ifade etmektedir.
6. Efendimiz’le izdivacı söz konusu olduğu günlerde Âişe
Vâlidemiz’in, Mut’im ibn Adiyy’in oğlu Cübeyr ile sözlü
oluşu da bu kanaati güçlendirmektedir. Burada ayrıca dikkat
çeken husus, söz konusu teklifin, Havle binti Hakîm gibi
aile dışından birisi tarafından gündeme getirilmiş
olmasıdır. Açıkça bu onun, o gün evlilik çağına gelmiş ve
evlendirilebilecek genç bir kız olduğunu ifade etmektedir.
Söz konusu ‘sözlülük hali’nin, İbn Adiyy ailesi tarafından
ve oğullarının anlayışı değişir gerekçesiyle feshedildiği de
bilinen bir gerçektir.21 Burada akla, İbn Adiyy ailesinin,
oğullarının anlayışını değiştireceklerinden endişe ettikleri
Ebû Bekir ailesiyle böyle bir akdi niye ve ne zaman
yaptıkları sorusu gelmektedir. Bunun en makul cevabı söz
konusu akdin, ya risâletten önce veya İslâm’ın açıktan
tebliğinin başlamadığı dönemde gerçekleşmiş olduğu
şeklindedir ki her iki durumda da onun, bi’setin dördüncü
yılında dünyaya gelmiş olma ihtimali söz konusu olamaz;
hatta bu, sanıldığından da erken yıllarda dünyaya gelmiş
olabileceğini düşündürmektedir.
Bu kararın, açıktan tebliğin başlandığı dönemde alınmış olma
ihtimali nazara alınacak olursa bu tarihin, İbn Erkam’ın
evinden çıkış günleri olan 613-614 yıllarını ifade ettiği
görülecektir ki bu, sözlendiği dönem itibariyle onun henüz
dünyaya gelmediğini kabullenmek demektir. Bu durumda, söz
konusu akitten bahsetmenin de imkânı yoktur. Öyleyse bu
sözün bozulduğu tarihlerde onun, en azından yedi veya sekiz
yaşında olduğunu kabullenmemiz gerekir ki bu da onun,
takriben 605 tarihinde dünyaya gelmiş olduğunu
göstermektedir.23
7. Mevzuya ışık tutması bakımından Âişe Vâlidemiz’le diğer
kardeşlerinin arasındaki yaş farkı da dikkat çekicidir.
Bilindiği gibi Hz. Ebû Bekir (radıyallahü anh)’ın altı
çocuğu vardır; bunlardan Hz. Esmâ ve Hz. Abdullah, Kuteyle
binti Ümeys’ten; Hz. Âişe Vâlidemiz’le Hz. Abdurrahman, Ümmü
Rûmân (r.anha)’dan; Muhammed, Esmâ binti Ümeys’ten ve Ümmü
Gülsüm de Habîbe binti Hârice’den dünyaya gelmiştir. Bu
durumda Esmâ Vâlidemiz’le Hz. Abdullah; Abdurrahmân ile de
Âişe Vâlidemiz anabir kardeşlerdir ve bu her iki anabir
kardeşlerin arasındaki yaş farkları konumuza ışık tutacak
mahiyettedir; şöyle ki:
a) Hz. Ebû Bekir’in ilk kızı olan Esmâ Vâlidemiz, hicretten
yirmi yedi yıl önce 595 tarihinde dünyaya gelmiştir.24 Allah
Resûlü’nün hicreti esnasında Zübeyr ibn Avvâm ile evli ve o
gün altı aylık hamiledir. Bir diğer ifadeyle o gün yirmi
yedi yaşındadır.25 Üç ay sonra Medine’ye hicret ederken
Kuba’da oğlu Abdullah’ı dünyaya getirecektir. Yetmiş üç
yılında ve yüz yaşındayken, hatta dişleri bile dökülmemiş
halde vefat etmiştir.
Âişe Annemiz ile ablası Esmâ Vâlidemiz’in arasındaki yaş
farkı ondur.26 Buna göre (595+ 10=605) Âişe Vâlidemiz’in
doğumunun 605; hicretteki yaşının da (27-10=17) olduğu
sonucu ortaya çıkmaktadır. Evlilik hicretten yedi ay sonra27
gerçekleştiğine göre demek ki, bu sıralarda Âişe
Vâlidemiz’in yaşı, on yedi'yi aşmış, on sekiz yaşına
yaklaşmış demektir. Bedir’in hemen akabindeki Şevvâl ayında
evlendiği bilgisini esas aldığımızda ise onun, evlendiği gün
on sekiz yaşını aşıp on dokuza adım attığını kabullenmemiz
gerekmektedir.
b) Burada dikkat çeken bir diğer husus da, Âişe Vâlidemiz’in
anabir kardeşi olan Hz. Abdurrahman ile arasındaki yaş
farkıdır. Bilindiği gibi Hz. Abdurrahman, Hz. Ebû Bekir’in
büyük oğludur ve ancak Hudeybiye’den sonra Müslüman
olacaktır. Bedir’de, babasıyla karşılaşmamaya özen gösteren
de odur ve o gün Abdurrahman, yirmi yaşındadır.28 Buna göre
o, 604 yılında doğmuş olmalıdır. Kardeşler arası yaş
farkının genelde bir veya iki olduğu bir toplumda, ağabeyi
604 yılında dünyaya gelen bir kardeşin 614 yılında doğması
ve tabii olarak iki kardeşin arasında on yaş gibi bir farkın
meydana gelmiş olma ihtimali çok zayıftır ve bunu
destekleyen herhangi bir delil de bulunmamaktadır.
8. Âişe Vâlidemiz’in vefat tarihi konusunda gelen rivayetler
de bu kanaati güçlendirmektedir. Zira onun vefat ettiği yıl
ve o günkü yaşıyla ilgili olarak hicrî 55, 56, 57, 58 veya
59;29 yaşıyla alakalı olarak da altmış beş, altmış altı,
altmış yedi veya yetmiş dört30 gibi farklı tarih ve rakamdan
bahsedilmektedir. Bu ise, doğum tarihinde olduğu gibi onun
vefat tarihiyle ilgili de kesin bir kabulün olmadığını
göstermektedir.
Özellikle 58. yılında ve 74 yaşında iken vefat ettiğini
ifade eden rivayette, onun vefat ettiği günün çarşamba
olduğu, vefat tarihinin, Ramazan ayının on yedinci gecesine
denk geldiği, vasiyeti üzerine Vitir namazından sonra
Cennetü’l-Bakî’ye geceleyin defnedildiği, yine vasiyeti
gereği namazını, Hz. Ebû Hüreyre’nin kıldırdığı, mezarına
da, ablası Hz. Esmâ’nın iki oğlu Abdullah ile Urve, kardeşi
Muhammed’in iki oğlu Kâsım ve Abdullah ile diğer kardeşi
Abdurrahman’ın oğlu Abdullah gibi isimlerin indirdiği gibi
detayların bulunması,31 diğerlerine nispetle bu bilginin
daha güçlü olduğu izlenimi vermektedir. Öyleyse bu tarihi
esas alarak bir hesaplama yapacak olursak onun, Efendimiz’in
irtihalinden sonra kırk sekiz yıl daha yaşadığını
(48+10=58+13=71+3=74) görmekteyiz ki bu hesaba göre o,
risâletten üç yıl önce dünyaya gelmiş demektir.
Bu durumda evlendiği gün onun, (74–48=26–9=17+7 ay) on yedi
yılını yedi ay geçtiği anlaşılmaktadır.
Yukarıdaki bilgilere ilave olarak, erkek çocukların bile
yoldan geri çevrildiği Uhud günü onun da cephede oluşu,32
ilmî meselelerdeki derinliği, İfk Hadisesi karşısında ortaya
koymuş olduğu olgun tavır ve beyanları, Fâtıma Vâlidemiz’le
arasındaki yaş farkı, hicret ve sonrasında yaşanan
gelişmelere detaylarıyla birlikte vukûfiyeti, Medine’ye
intikal ettikten sonra evlilik işinin, bizzat babası Hz. Ebû
Bekir’in gündeme getirmesiyle ve mehir takdirinden sonra
gerçekleşmiş olması,33 model bir şahsiyet olarak
Efendimiz’in toplum önündeki rehberlik konumu, peygamberlik
hassasiyeti ve baba şefkati, gelen ayetlerde evlilik yaşıyla
ilgili olarak rüşd şartının getirilmiş olması,34 onun yaşı
ve evliliğiyle ilgili rivayetlerin farklılık arz etmesi
yönüyle kesinlik ifade etmiyor oluşu,35 o günkü yaşını ifade
ederken bizzat Âişe Vâlidemiz’in, şüphe ifade eden "altı
veya yedi" tabirini kullanması, o günün toplumlarında doğum
ve ölüm tarihlerinin bugünkü kadar net tespit edilmiyor
oluşu gibi bilgiler üzerinde de durulabilir.
Ancak netice değişmemekte ve bunların hepsi, onun risâletten
önce dünyaya geldiği, on dört veya on beş yaşlarındayken
nişanlandığı ve on yedi veya on sekiz yaşlarındayken de
Allah Resûlü (s.a.s.) ile evlendiği şeklindeki kanaati
kuvvetlendirmektedir.
Bu durumda bize, nişanlandığında 6 veya 7, evlendiğinde ise
9 yaşlarında olduğu şeklindeki rivayetleri, ‘O görünümde
birisi idim.’ manasına hamledip te’lif etmek düşecektir.36
Hz. Âişe Annemiz’in, fizikî durumu itibariyle zayıf bir
bünyeye sahip olduğu bilgisi de bu yorumu güçlendirmektedir.
Zira o, fizikî şartlardan çabuk etkilenen ve yaşıtlarına
göre kendini daha küçük gösteren bir beden taşıyordu;
Medine’ye hicret sırasında hastalanması,37 annesi tarafından
özel ilgi gösterilerek iyileştirilmeye çalışılması,38 Benî
Mustalık Gazvesi dönüşünde, içinde sanılarak hevdecinin deve
üzerine yerleştirilmesi ve bu sırada onun hevdeç içinde olup
olmadığının bile anlaşılamamış olması39 gibi hadiseler de bu
durumu desteklemektedir.
Özetle Âişe Vâlidemiz, dokuz yaşında iken evlenmiş olsa bile
o günkü toplum telakkilerine göre bu çok tabii ve doğal
olmakla birlikte hadiseye daha genel bakıldığında onun, 17
veya 18 yaşlarında iken ‘Mü’minlerin Annesi’ hüviyetini
kazandığı anlaşılmaktadır.
Burada akla, "Madem öyle; bugüne kadar bu mesele niye bu
şekilde gündeme gelmedi?" şeklinde bir soru gelmektedir.
Başta da ifade edildiği gibi yakın zamana kadar bu hususta
olumsuz hiçbir beyan serdedilmemiş; ne Ebû Cehil gibi her
fırsatı aleyhte değerlendiren muannit bir firavundan ne de
Abdullah ibn Übeyy ibn Selûl gibi olmadık yerden fitne ve
iftira üreten nifakın adresi olmuş birisinden bu evliliğe
herhangi bir itiraz söz konusu olmamış, olamamıştır. Çünkü
ortada itiraz edilecek herhangi bir durum yoktur. O günkü
telakkilere göre her iki durum için de tabii bir kabullenme
söz konusudur ve muhtemelen bu durum, konuya farklı yaklaşıp
yeni bir bakış açısı getirme ihtiyacını da netice vermemiş,
dolayısıyla söz konusu haberlerin doğruluğu veya alternatif
bilgilerin varlığı hususunda İslâm âlimlerinin farklı bir
mütalaada bulunmaları da mümkün olmamıştır.
Dipnotlar
1.Bkz.: Buhârî, Menâkıbü’l-Ensâr 20, 44; Müslim, Nikâh 71;
Fedâilü’s-Sahâbe 74; Ebû Dâvûd, Edeb 55; İbn Mâce, Nikâh 13;
Nesâî, Nikâh 78; Dârimî, Nikâh 56.
2.Bkz.: Azimli, Mehmet, Hz. Âişe’nin Evlilik Yaşı
Tartışmalarında Savunmacı Tarihçiliğin Çıkmazı, İslâmî
Araştırmalar, Cilt 16, Sayı 1, 2003, s. 28 vd.
3.Bkz.: Doğrul, Ömer Rıza, Asr-ı Saâdet, Eskişehir
Kütüphanesi (Eser Kitabevi), İstanbul, 1974, 2/141 vd; Nedvî,
Seyyid Süleyman, Hazreti Âişe, Mütercim Ahmet Karataş, Timaş
Yayınları, İstanbul, 2004, s. 21 vd. Savaş, Rıza, Hz.
Âişe’nin Evlenme Yaşı İle İlgili Farklı Bir Yaklaşım, D. E.
Ü. İlâhiyât Fak. Dergisi. 4, İzmir, 1995, s. 139-144; Yüce,
Abdülhakim, Efendimiz’in Bir Günü, Işık Yayınları, İstanbul,
2007, s. 82, 83.
4.Efendimiz’in dedesi Abdulmuttalib’in çok erken yaşlarda
Hâle binti Üheyb ile evlendiği, Efendimiz’in annesi Âmine
ile babası Abdullah’ı da bu yaşlardayken evlendirdiği, hatta
her iki evliliğin aynı mecliste gerçekleştiği, bu sebeple
Efendimiz ile amcası Hz. Hamza arasında yaş farkının
neredeyse aynı olduğu bilinmektedir.
5.Efendimiz’e bir de sıhriyet yönüyle yakın olabilme
düşüncesiyle Hz. Ömer, aradaki yaş farkına rağmen Hz.
Ali’nin kızı Ümmü Gülsüm’le evlenmiş ve o günkü toplum
tarafından bu evlilik asla yadırganmamıştır.
6.Bkz.: İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe, 3/240.
7.Bkz.: İbn Hişâm, Sîre, 1/271; İbn İshâk, Sîre, Konya,
1981, 124.
8.Bkz.: İbn Hişâm, Sîre, 1/271; İbn İshâk, Sîre, 124.
9.Nevevî, Tehzîbü’l-Esmâ, 2/597; Hakim, Müstedrek 3/635.
10.Nevevî, Tehzîbü’l-Esmâ, 2/597; Hakim, Müstedrek 3/635.
11.Âişe Vâlidemiz’in, hicretten yedi ay sonraki Şevvâl değil
de Bedir sonrasına denk gelen ikinci yılın Şevvâl ayında
evlendiği de ifade edilmektedir. Bu durumda onun evlilik
yaşı, bir yıl daha gecikmiş demektir. Bkz.: Nevevî,
Tehzîbü’l-Esmâ, 2/616.
12.Bkz.: Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân 6, Tefsîru Sûre, (54) 6;
Aynî, Bedruddîn Ebû Muhammed Mahmûd ibn Ahmed, Umdetü’l-Kârî
Şerhu Sahîhi’l-Buhârî, Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, 20/21;
Askalânî, Fethu’l-Bârî, 11/291.
13.Suyûtî, İtkân, Beyrut, 1987, 1/29, 50; Doğrul, Asr-ı
Saadet, 2/148.
14.Sekizinci veya dokuzuncu yıl ihtilafı, ay farkından
kaynaklanmaktadır. Zira konunun anlatıldığı bazı
rivayetlerde sekizinci yılın sekizinci ayı gibi bir ayrıntı
dikkat çekmektedir.
15.Günümüzde bu bilgileri değerlendirip ihtimal hesabı yapan
bazı insanlar, Hz. Âişe Vâlidemiz’in evlendiği günkü yaşının
en az on dört olduğu, bunun yirmi iki, yirmi üç, yirmi dört
veya yirmi sekiz olma ihtimalinin de bulunduğu sonucuna
gitmektedirler ki, herhangi bir mesnede dayanmadığı için biz
bu türlü yorumlara iltifat etmedik.
16.İbn Manzur, Lisanü’l-Arab 13/138.
17 Bu bilgiyi onun dışında sadece ablası Esmâ Vâlidemiz
intikal ettirmektedir. Bkz.: İbn Hişâm, Sîre, 1/176; Heysemî,
Mecmaü’z-Zevâid, 3/285; İbn Kesîr, Tefsîr, 4/553; Bidâye,
2/214; Kurtubî, Tefsîr, 20/195.
18.Bkz.: Buhârî, Salât 70, Kefâle 5, Menâkıbü’l-ensar 45,
Edeb 64; Ahmed ibn Hanbel, Müsned, 6/198. Bu durumda, Âişe
Vâlidemiz’in söz konusu hadiseyi ifade ederken, "Kendimi
bildim bileli ben, ebeveynimi hep dindar olarak gördüm."
mealindeki sözü, "Doğduğum zaman bu evde İslâm vardı."
manasından daha ziyade "Etrafımı tanımaya başladığımda hep
İslâm’la muhatap oldum." manasına hamledilmelidir.
19.Bkz.: Taberânî, Mu’cemü’l-Kebîr, 2/285, 286; Mu’cemü’l-Evsât,
12/145; İbn Hişâm, Sîre, 1/243. Bu bilgiyi ondan başka bize,
sadece İbn Abbâs, Selmân-ı Fârisî ve Sâib ibn Yezîd intikal
ettirmektedir. Selmân-ı Fârisî Efendimiz’le Medine’de
buluşmuş, Sâib ibn Yezîd de hicretten üç yıl sonra Medine’de
dünyaya gelmiştir. İbn Abbâs ise, bi’setin onuncu yılında,
hicretten üç yıl önce ve Şi’b-i Ebî Tâlib sürgününde dünyaya
gelmiştir. Demek ki her üç sahabenin de ne Mekke’nin ilk
yıllarında kılınan ikişer rekat namaza şahit olmalarına ne
de miraç gecesiyle gelen beş vakit namaz emrini görüp
intikal ettirmelerine imkan yoktur. Öyleyse bu husus, bizzat
Efendimiz’den duyarak bize anlattığı bir mesele değilse Hz.
Âişe Vâlidemiz’in müşahede ederek yaşadığı bir gerçektir. Bu
ise onun, daha ilk günlere muttali olduğunu ve yaşının da o
gün bütün bunları kavrayacak noktada bulunduğunu ifade
etmektedir.
20.İbn Hişâm, Sîre, 1/83.
21.Buhârî, Nikâh 11; Ahmed ibn Hanbel, Müsned, 6/210;
Heysemî, Mecmaü’z-Zevâid, 9/225; Beyhakî, Sünen, 7/129;
Taberî, Târih, 3/161-163.
22.Onun için bazıları bu tarihte onun, on üç veya on dört
yaşlarında bir genç kız olduğunu söylemektedir. Bkz.: Savaş,
Rıza, D. E. Ü. İlahiyat Fak. Dergisi. 4, İzmir, 1995, s.
139-144.
23.Bkz.: Berki, Ali Hikmet, Osman Eskioğlu, Hatemü’l-Enbiya
Hz. Muhammed ve Hayatı, 210. Burada zayıf da olsa başka bir
ihtimalden söz edilebilir; o da onun, doğumunu takip eden
yıllarda, ‘beşik kertmesi’ benzeri ve ebeveynler arası bir
sözleşme ile karşı karşıya olma durumudur. Ancak ilgili
metinlerin hiçbirinde bunu teyit eden herhangi bir ayrıntı
yoktur.
24.Nevevî, Tehzîbü’l-Esmâ, 2/597.
25.Nevevî, Tehzîbü’l-Esmâ, 2/597.
26.Beyhakî, Sünen, 6/204; İbn Mende, Ma’rifetü’s-Sahâbe,
Köprülü Kütüphanesi, No: 242, Varak: 195 b; İbn Asâkir,
Târîhu Dımeşk, Terâcimü’n-Nisâ, Dımeşk, 1982, s. 9, 10, 28;
Mes’ûdî, Mürûcu’z-Zeheb, 2, 39; İbn Sa’d, Tabakâtü’l-Kübrâ,
Beyrût, 1968, 8/58.
27.Bu evliliğin, hicretten altı ay veya sekiz ay sonra yahut
yaklaşık bir buçuk yıl sonra ve Bedir’in akabinde
gerçekleştiğini ifade eden rivayetler de vardır. Bkz.: İbn
Sa’d, Tabakât, 8/58; İbn Abdilberr, İstîâb, 4/1881; Nedvî,
Sîretü’s-Seyyideti Âişe Ümmi’l-Mü’minîn, Tahkîk: Muhammed
Rahmetullah Hâfız en-Nedvî, Dâru’l-Kalem, Dımeşk, 2003, 40,
49.
28.İbn Esîr, Üsdü’l-Gâbe, 3/467.
29.İbn Abdilberr, İstîâb, 2/108; Tehzîbü’l-Kemâl, 16/560.
30.Bkz.: İbn Sa’d, Tabakât, 8/75; Nedvî, Sîretü’s-Seyyideti
Âişe, 202.
31.İbn Abdilberr, İstîâb, 2/108; Doğrul, Asr-ı Saadet, 2/142
32.Bkz.: Buhârî, Cihâd, 65.
33.Bkz.: Taberânî, Kebîr, 23/25; İbn Abdilberr, İstîâb,
4/1937; İbn Sa’d, Tabakât, 8/63.
34.Bkz.: Nisâ sûresi, 6.
35."Hicretten bir buçuk, iki veya üç yıl önce", "altı veya
yedi yaşındayken", "Hz. Hatîce’nin vefat ettiği yıl veya
vefatından üç yıl sonra", "hicretten yedi, sekiz ay sonra,
hicretin ilk senesi" veya "Bedir’in akabinde" gibi farklı
rivayetler için Bkz.: Buhârî, Menâkıbü’l-ensar 20, 44;
Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe 74; Aynî, Umde, 1/45; İbn Abdilberr,
İstîâb, 4/1881; Nedvî, Sîretü’s-Seyyideti Âişe, 40, 49.
36.Hatta konuyla ilgili değerlendirmelere tepkiyle yaklaşan
bazıları, "altı veya yedi yaşlarında idim" ifadesini ravinin
bir hatası olarak görüp bu cümlenin, "risâlet geldiğinde
altı veya yedi yaşlarında idim" şeklinde olması gerektiğini
söylemektedirler.
37.Bkz.: Buhârî, Menâkıbü’l-ensar 43, 44; Müslim, Nikâh 69;
İbn Mâce, Nikâh 13.
38.Buhârî, Menâkıbü’l-ensar 44; Müslim, Nikâh 69; Ebû Dâvûd,
Edeb 55; İbn Mâce, Nikâh 13; Dârimî, Nikâh 56; Taberânî,
Kebîr, 23/25; İbn Abdilberr, İstîâb, 4/1938; İbn Sa’d,
Tabakât, 8/63; İbn İshâk, Sîre, Konya, 1981, 239
39.Bkz.: Buhârî, Şehâdât 15; Megâzî, 34; Tefsîr, (24) 6;
Müslim, Tevbe 56; Tirmizî, Tefsîr, (63) 4; İbn Sa’d, Tabakât,
2/65; İbn Hişâm, Sîre, 3/310.
Dr. Reşit Haylamaz, Yeni Ümit Dergisi
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet Editör
http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=show_qna&id=6211
önceki sayfa |