Gazal-ı (Geyikli)
Hürriyet
TARİH TEKERRÜRDEN İBARETTİR - İBRET
ALINSAYDI TARİH TEKERRÜR EDER MİYDİ ?
Resneli Niyazi’nin hikayesinden yola
çıkılarak yazılmış bu yazı aslında bir
Ergenekon yazısıdır.
Okuyunca anlayacaksınız ve yaklaşık bir
asırdır devam eden ‘Ergenekon ruhu’nu
tanıyacaksınız.
İkinci Meşrutiyet cumhuriyetin
laboratuarıdır, der Tarık Zafer Tunaya.
Devrin tartışmaları, darbeler, ayn-el
yakin cumhuriyette de karşımıza çıktı.
Parlamento, seçim, darbe, cuntacılık...
Hele 1912’deki sopalı seçimler tam bir
trajedi. Cumhuriyetin de mesela silahlı
seçimleri var; 82 Anayasasının
seçildiği.
İşte bu Meşrutiyet için tarihçiler,
romancılar çok şey yazdı. Bu dönemin bir
de gizli ve sahici bir kahramanı vardı.
Hürriyet geyiği. Resneli Niyazi derler
ittihatçı bir zabitin, yamacından
ayrılmayan bu geyik, tarihe “gazal-ı
hürriyet” ya da “rehber-i hürriyet” diye
geçti. Tabii bu geyiğin hicranına
gelmeden evvel biraz Resneli’yi
tanıyalım:
Bir ‘vatan fedaisi’
Resneli, II. Meşrutiyet’i ilan eden
kadrodadır. Enver Bey’in yoldaşıdır ve
Enver henüz paşa değildir. Onun paşalığı
da ayrı hikâyedir. Resneli, 1873’te
Makedonya’da elmasıyla meşhur Resne’de
doğar. Elma, muhallebi ve tulumba
tatlısıyla büyüyen Resneli, Manastır
Askerî İdadisi ve Harbiye mezunudur.
Makedonya dağlarında Bulgar/Makedon
komitacılarını kovalıyor; kanlı
çatışmalara giriyordu. Bir yandan da
saraya, “meşrutiyeti ilan edin”
telgrafları çekiyordu. Resneli’yi
yakalamak için gönderilen birlikler
Resneli’ye katılıyor ve bu durum sarayı
çileden çıkarıyordu.
Resneli’nin önü açılmıştı. Kalpağında
“Hürriyet ya da ölüm” yazıyordu. Bu,
savaşırken etkilendiği Makedon
çetelerinin sloganıydı: “Sloboda ili
smrt”.
İşte bu günlerde dağlarda zarif bir
geyik zuhur etti. Niyazi geyiği
sahiplendi. Halk, bu geyiğin Allah
tarafından “hürriyet yoluna ışık” diye
gönderildiğine inanıyordu. Takvimler
Temmuz 1908’i gösterirken Meşrutiyet
kazanı kaynamaya başlamıştı. Niyazi ve
Enver Beyler, Balkanlarda meşrutiyet
ateşini yakmıştı. Gizlice örgütlenen
ittihatçı subaylar da bu ateşe odun
atınca 23 Temmuz’da Selânik’te
Meşrutiyet’i ilan ettiler. Abdülhamid-i
Sâni naçar bu düzeni kabul etti.
Geyiğiyle dağlardan inen Resneli,
Selânik’te “kahraman-ı hürriyet” olarak
karşılandı. Geyik de meşhur olmuştu.
Kartpostalları imparatorluk ücralarına,
İstanbul sokaklarına çoktan ulaşmıştı.
Resneli de ‘hürriyet’ten sonra,
geyiğiyle birlikte yüz görümlüğü
kabilinden İstanbul’a geldi fakat makam
derdine düşmeyip geri döndü. Burada
kalan geyik ise İstanbul’a ve
ittihatçılara emanetti.
Hürriyet ‘geyiği’
İşte bu günlerde Kıbrıs’ta bir adam ikiz
babası olmuş ve evlatlarına Niyazi ile
Enver ismini koymuştu. Eylül 1908.
Niyazi Berkes çok sonra İngiltere’de
sürgünde ölecekti. Çünkü ismini aldığı
ittihatçıların torunları onu akademiden
de ülkeden de sürecekti. Tarih bazen
şakacıdır. Hikâyenin bundan sonrası,
özgürlük ve bu geyik arasındaki trajik
ve elem yüklü bir alegoriden ibarettir.
Tarih bazen de acımasızdır.
Tıpkı ittihatçıların hürriyet projesi
gibi bu geyik de çabuk silindi.
Abdülhamid-i Sani’yi aratan ittihatçı
karanlığını bu gariban ve bigünah
geyiğin akıbetinde okudu tarih.
Geyik, ittihatçı çapulcuların eline
geçti ve Direklerarası’ndaki Letafet
Apartmanı’nın bodrumuna kapatılıp 1
kuruşa halka seyrettirildi; tıpkı
tüylerinde Allah yazan koyunlar gibi.
Zamanla ilgi kesildi ve geyik bir gün
‘kayboldu’. Dava bir rivayet muhtelifti.
Kimi “bir gûşede tarmar kaldı” kimi
“Beyoğlu’nda bir lokantaya satıldı”
dedi. Geyik kartpostallarda silik bir
anı olarak kaldı.
Niyazi mi? O da Balkan Harbi sonrası
İstanbul’a gelirken; hürriyeti çabuk
unutmuş ittihatçılar tarafından
öldürüldü. Koruması, Resneli’yi
Avlonya’da vurdu. Onca savaş, çetecilik,
komitacılık, darbecilikte ölmeyen
Niyazi, ne şehit oldu ne de gazi. Geyiğe
reva görülen akıbet Resneli Niyazi’nin
de kaderiydi.
[Aziz okuyucu, bu yazıyı bir de
“geyik”leri “özgürlük”le yer
değiştirerek okuyunuz.]
Refik Halid ittihatçılara duyduğu kinle
ama külliyen yitirmeden insani tarafını,
“Bir Ömür Boyunca” adlı hatıratında bu
geyiğin hicranını üzülerek anlatır.
Söylem bugün de aynı
Peki, Resneli ve taifesinin hikâyesinden
bugüne dair hisseler var mıdır? Olmaz
mı? Resneli, kendi envanterindeki silah
ve cephaneyi zimmetine geçirmiş ve
bunları “devrim süreci”ni hızlandırmak
için provokasyonlarda kullanmıştı.
Bu iş sadece askerle olmaz deyip,
vatandaşa mitingler yaptırmışlardı.
Retorik olarak iki söylemleri vardı:
“Vatan elden gidiyor” ve” irtica
hortladı”. Yedikleri haltları temizlemek
için hep kendilerine yakın mahkeme ve
savcıları kullandılar.
Terörle mücadeleden geliyorlardı.
Ülkenin kuzey batısında kan döken
çetelerle savaştıkları için her şeyi
kendilerine hak olarak görüyorlardı.
Vatanı sadece onlar “seviyordu”.
Özgürlük, eşitlik, milliyetçilik,
laiklikle flört ettiler ama aşkları kısa
sürdü. Çünkü asıl onlar için demokrasi
bir tramvaydı.
Hürriyet için ayaklanıp diktatörlük
kurdular. Abdülhamit’e rahmet okuttular.
Hocaları Tevfik Fikret bile İttihat
Terakki için “irtikâp ve tedenni”
[yiyicilik ve gericilik] dedi. Yok mu
şimdi bir Fikret? Nerede cumhuriyet
şairleri? İnce mısralardan, köşe
yazmaktan vakit mi gelmiyor bu Fikret
ahlakına?
Nasıl, tanıdık değil mi? Demek,
Ergenekon’u Orta Asya dağlarında değil
Balkan dağlarında aramak gerekiyor. Asıl
önemlisi bunlardan habersiz ve masum
hürriyet geyiğini kalbimizde yaşatmak.
ERKAN ŞİMŞEK
erkansimsek@gmail.com