Bu süreçte projeye birçok akademisyen ve mimarlık ofisi dahil oldu. Emre Arolat Mimarlık da tasarım sürecinde yer alan mimarlık ofislerinden biriydi fakat projeden çekilme kararı aldı. Bu kararın detaylarını Radikal'de yayınlanan röportajında anlatan Emre Arolat, projenin toplumsal bir suç ortaklığı olduğunu vurgulamış ve zorla tahliyenin olduğu hiçbir projede yer almak istemediğini belirtmişti. Bu açıklamasıyla mimarlık dünyasında tartışmalara neden olan Emre Arolat'ın Fener-Balat süreciyle ilgili neler söylediğini hatırlamakta fayda var: "Fener-Balat bir tür kazanç projesi haline dönüştüğü için katılmayı kabul etmedim. Belediye yetkilileri, proje için davet edilen mimarlar ve profesörlerle birlikte bir toplantıya katılmıştım, anlatılan bunun bir 'değer artırımı modeli' olduğuydu. Çok rahatsız oldum, "Kimisi yüzyıllardır orada yaşayan binlerce insanı projeyle birlikte başka yere taşınmak zorunda bırakıyorsunuz, buraya bambaşka bir sosyal sınıfı getiriyorsunuz. Bu başka deyişle 'Siz artık burada yaşayamazsınız, bizim çocuklar burada oturacak' projesi mi?" diye sordum. Mimar arkadaşlarımdan biri "Emre bunları boş ver tasarım konuşalım, mesela buranın trafiği ne olacak?" dedi. Ben de "Başlarım senin tasarımına" deyip sinirlendim. Hocalardan biri de bana "Aslında savunduğun adamlar buranın gerçek sahibi değiller, gerçek İstanbul'lu değiller. Çatal kaşıkla yemek yemeyi bile bilmiyorlar" deyince sinirle kalktım yerimden ve kapıyı çarpıp çıktım."
Tasarım grubunda yer
alan bir mimarın dönüşüme karşı bu denli
tepkisi hem hayretle hem de sevinçle
karşılandı. Emre Arolat'ın çıkışıyla
yeniden hatırlanan
Fener-Balat-Ayvansaray Yenileme
Projesi'nin hangi aşamada olduğunu,
mahalledeki gelişmeleri merak ettik ve
sürece dair FEBAYDER kurucu üyesi ve
basın sözcüsü ve aynı zamanda İstanbul
Üniversitesi öğretim üyesi Yrd.Doç.Dr
Çiğdem Şahin ve FEBAYDER Kurucu Üyesi
Onursal Başkan Hasan Acar ile güzel bir
sohbet gerçekleştirdik. Yenileme
projesine karşı haklarını savunma
amacıyla 2009 yılında kurulan mahalle
derneği FEBAYDER'in
(Fener-Balat-Ayvansaray Mülk
Sahiplerinin ve Kiracıların Haklarını
Koruma ve Sosyal Yardımlaşma Derneği )
kazandığı 'proje iptal davası' yanı sıra
halihazırda açtığı daha birçok yeni dava
bulunuyor.

"İnşaat sektörünü canlandırma yolunda
yaşamsal değerlerimizi yitiriyoruz."
Yrd.Doç.Dr. Çiğdem Şahin: Bugün İnşaat sektörünün önünü açmak için ülkemizde imarla ilgili tüm koruma duvarları kaldırılmıştır. Ülke bir bütün olarak inşaat alanına yani dev bir şantiyeye dönüştürülmüş durumdadır. Özellikle de İstanbul... Amaç ülkenin bütün değerli topraklarının müteahhitlere ucuz arsa olarak sunulmasıdır. Üzerinde hali hazırda yaşayan insanlar, mahalleler, tarih, kültür varmış fark etmemektedir; bunların her biri acımasızca yok edilerek bulundukları arsalar yeniden değerlendirilmek üzere çok düşük maliyetle müteahhitlere teslim edilmektedir. Çok düşük maliyetlerle diyorum çünkü bu yerler sahiplerinden kamulaştırma yoluyla, adeta gasp edilerek, gerçek değerlerinden çok düşük fiyatlarla alınmaktadır... Gerçek sahipleri bu yerleri gözyaşları içinde terk etmek zorunda bırakılırken, buralardan yükselen lüks konutlar, otel ve alış-veriş merkezi inşaatlarıyla yeni zenginler yaratılmaktadır. Birçok bürokrat ve siyasetçinin de bu ranttan pay almak üzere içinde yer aldığı inşaat sektörü zenginliğin artık en önemli kaynağı haline gelmiştir; ekonominin de itici gücü ve motor sektörü durumundadır inşaat sektörü. Öyleyse günümüz neo-liberal ekonomi politikalarının birincil görevi inşaat sektörünün önünü açmak, imar ve inşaat uygulamalarını kısıtlayan ya da yasaklayan düzenlemeleri ortadan kaldırmak, süreci hızlandıracak koşulları hazırlamak olacaktır. Normalde her ülkede doğanın ve yaşamın sürdürülebilirliğini sağlamak ve bazı değerleri korumak için birtakım korumacı yasalar ve koruma kurulları bulunmaktadır. Örnek vermek gerekirse Ormanlar, tarihi sit alanları, tarım alanları, su havzalarını, arkeolojik rezerv alanları bu tür korunması gereken alanlardır. Siz sınırsız şekilde ülkenizde korunması gereken tüm alanları imara açar, inşaata açar, ranttan gözü dönmüş müteahhitlerin arsız iştahına teslim ederseniz, bir süre sonra ülkede sahip çıkılabilecek tek bir değer bile kalmadığını görürüsünüz; Bu şekilde tarihinin, kültürünün, yeşil alanlarının, ormanlarının yok edilmesine göz yumarak aslında ülkenin geleceğini de yok edersiniz... Hele söz konusu tarihi ve kültürel zenginlikleri bir yana mimarisiyle de eşsizliği tartışılmaz bir dünya değeri olan İstanbul ise, bu uygulamalarla siz İstanbul'u İstanbul olmaktan çıkarırsınız; Sulukule'de yapılanlarla bir örnek, birbirinin aynı prototip projeleri hem Tarlabaşı'na, hem Fener-Balat-Ayvansaray'a, hem Süleymaniye'ye, hem Zeyrek'e uygularsanız homojenleşmiş, eski silueti gökdelenler arasında kaybolmuş, tarihi ve kültürel kimliğini tamamen yitirmiş, dekorlarmış bir ucube elde edersiniz...
"Bizi ve mahallemizi değersizleştirirken kendi projelerini yüceltiyorlar."
ÇŞ:
Bütün bu uygulamalar yerine göre
"YÜCELTME" yerine göre
"DEĞERSİZLEŞTİRME" stratejisi
uygulanarak toplumda tepki uyandırmadan
hayata geçirilmeye çalışılmaktadır.
Sistemin kendini meşrulaştırma yöntemi
budur. Kendi yaptıklarını yüceltmek için
'ülke kalkınmasına katkıda bulunuyoruz,
çağdaş kentler yaratıyoruz, turizmi
teşvik ediyoruz, halkımızın refahını
yükseltiyoruz' gibi parlak sözler
söyleniyor, iş adamlarının daha çok iş
yapması, zenginleşmesi halkın, ülkenin
zenginleşmesi olarak sunularak, bunların
servetlerine servet kattığı süreç
kamuoyu nezdinde bu şekilde
meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Bu arada
müdahale edilen yerlere ilişkin tepki
olmaması, orada yapılanların kamu
vicdanında kabul görmesi için de müthiş
bir değersizleştirme stratejisi
uygulanmaktadır. Örneğin Sulukule'ye ve
Sulukule halkına yapılanlara karşı
halkın tepkisini sindirmek için,
Sulukule zaten hırsızların,
dolandırıcıların, Çingenelerin yaşadığı
bir yer, bu insanların hepsi çalan,
çırpan insanlar, biz Sulukule'yi
bunlardan temizleyip halkımızın buralara
rahatça gidebilmelerini sağlayacağız
diyerek, hem Sulukule'yi mevcut haliyle
yer olarak değersizleştiriyorlar, hem de
Sulukule halkını her yapılanı hak eden,
o müdahalenin mubah olduğu değersiz bir
halk konumuna sokuyorlar; böylece
Sulukule'ye de Sulukuleli'lere de kamu
vicdanında yapılanlar mubah hale
getirilerek müdahale meşrulaştırılmış
oluyor. Tarlabaşı'nda bu
değersizleştirme'Kürtler, fahişeler
söylemiyle gerçekleşiyor;
Fener-Balat-Ayvansaray'da da harabe,
döküntü binaları olan, çöküntü yer
söylemiyle; Ve bu söylemler ana akım
medya dahil her ortamda sürekli
tekrarlanarak insanların zihnine
yerleştirilmeye çalışılıyor. Böylece
insanlar buralarda uygulanan zulme, kötü
muamelelere ve yaratılan mağduriyetlere
karşı tepkisiz hale getiriliyor.
Hasan Acar: Fatih Belediyesi'nin savunması aklıma geliyor, gülüyorum bazen. Her yağmurdan sonra burada bir bina çöküyormuş. Gösterilen yer de Karagümrük'te bir yer. Burada hırsızlığın fazla olduğu, tinercilerin fazla olduğu yönünde söylentiler çıkardılar. Emniyet kayıtlarını getirin dedik. Kaç tane hırsızlık olmuş? Tinerci Yeşilköy'de de vardır, Bağdat Caddesi'nde de vardır. Ben burada gece 2'de de evimden çıkıp istediğim yere giderim.
"Buraların güzelleştirilmesine karşı
değiliz.
Halk yerinden edilmeden, tarihi ve
mimari doku korunarak yapılacak bir
uygulamaya hayır demeyiz..."
ÇŞ: Sistem canı
istediğinde her yere müdahale edemez;
müdahale gerekçesi önemlidir; kamu
yararı olması gerekir. Eğer
Fener-Balat-Ayvansaray projesinde kamu
yararı nedir diye sorarsanız, bu konuda,
buraların 'yenileme alanı' ilan
edilmesinin önünü açan 5366 nolu yasada,
tarihi alanların birer milli değer
olduğu söylenerek buralarının çürümeye,
çökmeye terk edilemeyeceği, bu alanların
restore edilip yaşatılması gerektiği
söyleniyor. Buna bizim de bir itirazımız
olamaz. Bölgemizin güzelleştirilmesine,
tarihin korunmasına neden karşı çıkalım
ki... Yasa böyle diyor ama uygulamaya
sokmak istedikleri projeye bir
bakıyorsunuz, söylenenlerle yapılanlar
kesinlikle uyuşmuyor; en başta projede
tarihi binalar yandaki binalarla
birleştirilerek tevhit ediliyor; üstelik
sadece tarihi bina ile tarihi bina
değil; çoğu zaman düz, hiçbir özelliği
olmayan bina ile tarihi bina aynı kefeye
konuyor ve birleştirilerek bambaşka
binalar ediliyor. Yani temel yaklaşım
olarak binaların birleştirilmesi,
içlerinin tamamen yıkılarak daha
konforlu mutfak, banyo, tuvaleti olan,
daha geniş, daha lüks konutlar elde
etmek, tarihi görüntünün verilmesi için
de binaların dışlarına cumbalı cephe
giydirmesi yapmak benimsenmiş. Bu arada
altı da üstü kadar zengin, arkeolojik
değeri de olan bu tarihi binaların
altına bir de iki kat otopark
yapılıyordu. Yani proje hem binaların
tarihi, mimari özelliğini, hem sokak
dokusunu ve mahalle yaşantısını, hem de
bölge halkını ve esnafı tamamen yok eden
bir projeydi. Projeye karşı dernek
olarak dava açtık ve kazandık. Yargı
projeyi iptal etti. Ama buna rağmen,
yani ortada yargı kararı varken, bunu
hiçe saydılar ve 27. Maddeye dayanarak,
olağanüstü hal, savaş, seferberlik
halinde ya da afet koşullarında,
Bakanlar Kurulu kararıyla uygulanabilen
'Acele Kamulaştırma' yasasını burada
uyguladılar. Savaştan ganimet kaçırır
gibi buraları acele kamulaştırdılar. Ama
bu ne yasal ne de meşru bir uygulamadır.
Halk olarak biz bu kararı kabul
etmiyoruz, hayata geçirilmesine de izin
vermeyeceğiz. Zaten dernek olarak da
acele kamulaştırma kararına karşı dava
açtık.
HA: Ben doğma büyüme 3. nesilim
burada. İşin hep fiziksel boyutu
konuşuluyor, asıl bir de sosyal boyutu
var. Yani devletlerin sosyal boyutu,
halkının geleceğini de düşünmesi
gerekmektedir. Ben ailem dediğim gibi 3
nesildir burada; çocuklarım psikolojik
bunalıma girdiler. Bana "baba ben
arkadaşlarımdan ayrılacak mıyım?" diye
soruyorlar. Eşim ve ben de çok
etkileniyoruz; mahalleden,
komşularımızdan ayrılmak istemiyoruz;
ayrıca işimizi de düşünüyoruz; işimiz de
burada kurulu. Benim gibi burada kaç
tane esnaf var. İnsanlar işinden
gücünden, arkadaşlarından, çocukları
okullarından ayrılacaklar mı? Ben ömrümü
burada geçirmişim burada tamamlamak
istiyorum. Buranın güzelleştirilmesinin
kesinlikle karşısında değiliz ama parsel
bazında mülk sahipleri yerinden
edilmeden, tarih ve mimari doku
korunarak yapılmasını istiyoruz. Buraya
bir proje çizilecekse uluslararası ve
ulusal mimarlardan şehir plancıların,
arkeologlarına kadar uzmanların bir
platformda bir araya gelmesi lazım..
"Katılımcı bir proje olması lazım."
ÇŞ: Yani katılımcı bir proje olması lazım. Uzman denetiminde olması lazım. Belki de yarışma usulüyle olması lazım, dünyanın bu kadar güzel bir mirası iyi nasıl değerlendirilebilir zihniyetiyle yaklaşılması lazım. Bizim Fener-Balat evlerimiz dar evlerdir ve her katta bir veya en fazla iki daire vardır, banyosu tuvaleti küçüktür. Onların buraya getirmeyi hedefledikleri kitleye hitap etmeyen evlerdir. Şimdi bize diyorlar ki sizin konforunuzu arttıracağız. Ama proje bizim değil buraya getirmeyi hedefledikleri kitlenin konforunu arttırmayı amaçlayan bir proje. Bizleri zaten burada tutmak istemiyorlar. Buranın halkının onların 'değer arttırdık' diye isteyecekleri astronomik farkları ödeme gücü yok. 3 veya 4 tane tarihi binayı birleştiriyorlar, tamamen yıkıyorlar, daha büyük mutfaklar, daha büyük tuvaletler, altta otoparklar ve geniş daireler şekline getirerek bizim evlerimizi bizden alıp başkalarına satıyorlar. Biz ilk açtığımız davada şunu savunduk; bu projeler tarihi ve mimari dokuyu korumamaktadır. bu projeler buradaki esnafı, halkı tamamen yerinden etmektedir. Böyle bir şey insan haklarına aykırıdır, barınma hakkımıza mülkiyet hakkımıza aykırıdır. Dedik ki burada maddi mirasın yok edilmesi yanında manevi miras olarak mahalle kültürü de yok ediliyor. Yargı gerekçelerimizi haklı buldu ve davayı kazandık. Böylece bu projeyi onaylayan Yenileme Kurul kararı, Fatih Belediyesi Meclis kararı ve Büyükşehir Başkanı'nın kararı iptal edilerek proje de iptal edilmiş oldu.
"Herkesten Emre Arolat'ın gösterdiği duyarlılığı bekliyoruz."
ÇŞ: Emre Arolat sonuçta bir mimardır. Kendisi restorasyon projelerinde olduğu kadar rant projelerinde yer aldığını, bunu da yapmak zorunda olduğunu bizzat kendisi söylemiştir. İş adamıdır, doğrudur, tabii ki bir işten elde edeceği kazancı hesaplamak zorundadır. Sonuçta kapitalist sistemde yaşıyoruz. Oyunun kuralıdır bu. Ama halka zarar veren, halkı hor gören bir tutum karşısında ilkeli bir duruş sergilemiştir, bu da bizi etkilemiştir. "Benim için insani değer önemlidir, sizin projenizde de insana değer verilmediğini gördüm, halka rağmen bir proje yapıldığını, bir yerinden etme, yani soylulaştırma projesi olduğu gördüm, bunu reddettim." Diyerek dikkatimizi çekmiştir. İster içtenlikle söylemiş olsun ister olmasın, önemli olan bu ilkeli duruşu kamuoyu karşısında sergilemiş midir, sergilemiştir. Eğer uygulamada da bu tavrını sürdürürse onun gibi mimarlara her zaman saygımız olacaktır. Biz bu ilkesel duruşu beğendiğimiz ve takdir ettiğimiz için Emre Arolat'a teşekkür ziyaretinde bulunduk.
HA: Diğer
mimarların da Emre Arolat'ı örnek alması
gerekiyor, gerçekten örnek alınacak bir
insan.
