.

 

Zembilli Ali Efendiye Layık görülen kötü muamele!!!

Üç Osmanlı sultanı devrinde Şeyhülislamlık yapan dev şahsiyetin evi ve türbesi talan edilmeye devam ediyor. Belediyemiz,Kültür bakanlığı,İBB Başkanlığı VE BİZ bakıyoruz

Tarihî Zeyrek Evleri, UNESCO’nun katkıları ile kurtarılıyor. Yıllardır devam eden proje kaplumbağa hızı ile gidiyor. Hala bir düzine ev onarılamadı.
Ancak 3 Osmanlı padişahına şeyhülislâmlık yapan Zembilli Ali Efendi’nin evi ve türbesi kurtarma operasyonuna dahil edilmedi.

İstanbul'daki Türk mimarisinin ilk örneklerinden olan tarihî Zeyrek Evleri, UNESCO'nun baskılarıyla kurtarılacak!!! (Hala Bekliyoruz)
Aynı yerdeki Şeyhülislam Zembilli Ali Efendi'nin evi ve türbesi ise kaderine terk edildi.
Zembilli Ali Efendi'nin sepetini sarkıttığı, çevre duvarlarının bir kısmı ayakta olan evi, İşgal ve talan edilerek tamamen yok olmuş durumda.

İSTANBUL FATİHİ ŞEHİT VE GAZİLERMİZİN MEZARLARI İÇİN TIKLAYINIZ

Evin arsası mahalleli tarafından bostan olarak kullanılırken, türbesi 23 yıldır mahalle sakini olan hacı Zülfi Şayan'ın (65) gönüllü türbedarlığı ile korunuyor. Zülfi Şayan, Zembilli Ali Efendi'nin türbe ve aile mezarlarının çevresini temizlerken, kırılan mezar taşları için yapacak bir şeyinin olmadığını belirtiyor. Belediye ise türbe ve medresenin mülkiyetinin Vakıflar'a ait olduğunu kaydediyor. Restorasyonda önceliği camilere veren Vakıflar ise, bu mekanlara sahip çıkacak sponsorlar bekliyor.


Zembilli Ali Efendi, 2. Beyazıt, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni gibi üç büyük Osmanlı padişahına şeyhülislamlık yapmış bir âlim.


Yavuz Sultan Selim gibi sert bir padişahın yanlış kararları karşısında duran ve eleştirerek geri aldırma cesaretini gösteren önemli bir şeyhülislam.
Osmanlı tarihine az çok aşina olan herkes Zembilli Ali Efendi ismini duymuştur.
Hiç vakti olmadığı zamanlarda bile penceresinden sarkıttığı zembille, vatandaşın fetva gerektiren sorularını alan ve cevaplayan din âlimidir o.
Adı da bu yüzden Zembilli'dir. Ancak tarihimizde önemli bir yeri bulunan Zembilli'nin yaşadığı evi de, metfun bulunduğu mezarı da bakımsızlık nedeniyle içler acısı bir durunda.

Zembilli'nin yaşadığı ve medfun bulunduğu yer Unkapanı'nda SSK binasının arkasındaki Zeyrek'te. Zeyrek tarihi Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethine kadar uzanan Zeyrek Evleri ile meşhur bir yerleşim yeri.

UNESCO'nun “Ayasofya kadar önemli” diyerek acilen restore edilmesi isteği; başta Fatih Belediyesi olmak üzere Büyükşehir Belediye Başkanlığı, valilik, Kültür Bakanlığı ve sivil toplum örgütlerini harekete geçirdi.
Zembilli'nin yok olan evinin karşısındaki tarihî ahşap evler restore edilirken, Zembilli'nin evi ve türbesi nedense göz ardı edildi.

Zembilli'nin kütüphane ve mezarının mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne ait. Fatih Belediyesi, Zeyrek Evleri Projesi içerisinde Zembilli'nin türbesi ve evinin restorasyonunun yer almadığını, buraların Vakıflar tarafından sahiplenilmesi gerektiğini belirtiyor.
Vakıflar ise restorasyon çalışmalarında önceliğin camilere verildiği için burası ile ilgili bir projenin bulunmadığını belirtti.
Vakıflar, Zembilli'nin türbesi ve evinin restorasyonuna sponsor olacak kurum veya kuruluşlara her kolaylığın sağlanacağını kaydetti.

Zembilli'nin yok olan evi gibi mezarı ve külliyesi de yok olma ile yüz yüze.
Zembilli ve ailesinin mezarları da tarumar edilmiş. Taşlar ve kitabeler parçalanmış, mermerler kırılmış. Ayakta kalan mezarların yanı başında yükselen Zembilli Dergâhı, Zembilli Külliyesi'nden ayakta kalan üstü kapalı tek mekan burası. 500 yıldır zamanın aşındırmasına direnen bu odacık şimdi bakımsızlıktan çürüyor. Yağan yağmur, dökülen kubbeden binanın içine giriyor.

Bu günlerde ise külliye güneydoğulu ailelerin işgali altında konut olarak kullanılıyor.
Tarihimizin altın levhalarından olan bu şahsiyetlere ne zaman değer vereceğiz, Bu duyarsızlık kabul edilir gibi değil.
Toplum olarak Başta Belediyemizi, kültür bakanlığımızı, İBB başkanlığımızı sözlü ve yazılı müracaatlarla arayarak tarihimize milli değerlerimize artık gereken ciddiyetin gösterilmesini isteyelim.
İnsan olarak görevimizi yerine getirelim ve takipçisi olalım.



Zembilli Ali Efendi
--------------------------------------------------------------------------------
Üç sultana şeyhülislâmlık yapan yüce veli...Zembilli Ali Efendi

Ali Cemali Efendi Anadolu’yu nurlandıran velilerden Cemaleddin Aksarayi’nin torunudur ve tedrise beşikte başlar. O, misli zor görülen bir hafızaya sahiptir. Üstün körü geçilen kitapları bile harekesi harekesine ezberler ve yaşından beklenmeyecek sorular sorar. Hocaları böyle bir kabiliyetin önünü tıkamaktan çekinirler “Sen buralarda zâyi olma” derler, “Büyük âlimlerde oku, meselâ Molla Hüsrev’e git!”

O da öyle yapar. Molla Hüsrev ona bildiklerini öğretir, ancak “bunlar işin zahiridir” der, “şimdi sırlara ersen gerek. Bir Hakk aşığı bul ve ona köle ol!”

Hani derler ya, Allahü teâlâ vermek istemeseydi, istek vermezdi. Ali Cemali Efendi’nin ihlâsından olacak, Ebûl Vefa gibi bir veli çıkar karşısına.
İşte böylesi genç ve bilgili biri, adı sofuya çıkan padişahın gözünden kaçmaz. II. Bayezid O'nu sürekli takip eder. Bursa, İznik ve Bâyezid medreselerinde ders verdirir. Sonra tutar şehzadeler şehri Amasya’ya Müftü atar.

Görünen o ki Ali Cemali Efendi’nin önü açıktır. Ancak o devlet erkânı ile haşır neşir olmaz. Gecesini gündüzünü işine verir. Hâlbuki bulunduğu mevki birileri ile iyi geçinmeyi gerektirir. Mübarek mâkamında gözü olanları farkedince “Merâklısına mübarek olsun!” der, devlet kapısını terkeder. Çeker çarığını, düşer yollara.

ŞEYHÜLİSLAM OLDUNUZ!
Ali Cemali Efendi, Resulullah aşığıdır. İçindeki coşkunun seline kapılır Haremeyn’e gider, hacceder. Mükerrem Mekke’de ve Münevver Medine’de ilim meclislerine katılır. Feyz devşirir dervişçesine. Derken Kahire’nin ilim iklimi onu cezb eder, tam bir yıl kütüphane kütüphane gezer, medreselerde ders dinler. Osmanlı tedrisatı ile Arab tedrisatını mukayese eder. Buralarda daha ne kadar kalmayı düşünür bilemeyiz, ancak II. Bayezid onu Dersaadet’e çağırır. “N’olur, Buyurun Hocam!” der “Şeyh-ül İslâm oldunuz!”

Ali Cemali Efendi zühdü ve takvası ile tanınır. Onda zerre kadar rütbe, şöhret hırsı yoktur. Hal böyle olunca doğru bildiğini söylemekten çekinmez. Belki de bu yüzden ölünceye kadar (tam 24 yıl) makamında kalır. Bayezid-i Veli’nin ardından Yavuz ve Kanuni gibi iki zirveye hizmet eder.

Bir gün Yavuz Sultan Selim’in birkaç memurun kafasını vurduracağını duyar. Tutar eteğini saraya koşar. Divan toplantısına rağmen Padişaha çıkar. Yavuz tavizsizdir. “Vazifelerini ihmal ettiler hocam” der, “cezalarını versem gerek!”

Zembilli Ali Efendi kaşlarını çatar: “Benim şeyhülislamlıktan anladığım tek şey var!” der, “Senin ahretini kollamak. Halbuki sen vebale yürüyorsun. İnan, elim azaba duçar olursun. Benden söylemesi!” Ve çeker kapıyı gider.

Yavuz’a tek söz düşer “Öyleyse affettik gitti!”

Sultan Selim çok celâllidir. Evet, devlete millete yararlı olanları mükafatlandırmayı da bilir, ancak en ufak hatayı cezalandırmadan duramaz. Yavuz tez parlar, ama haksız yere can yakamaz. Zira Zembilli Ali Efendi mazlumların sığınağıdır. İşte genç Sultan Şeyhülislâmını bu yüzden çok sever. Bu pervasız ihtiyarın gölgesi yeter ona. Yoksa ahretteki hesabı çetin olacaktır.

ZEMBİLİN HİKAYESİ
Mübarek mütebessimdir, refiktir, yumuşaklığı sever. Ufacık çocukları bile muhatap edinir, onlara nasihat eder. İnsanların çekinmeden soru sorabilmelerini çok ister. Ancak üç kıtaya yayılan bir imparatorluğun şeyhülislamı halkın gözünde destan kahramanı gibidir. O, ne kadar mütevazı olursa olsun, karşısındakileri ter basar, huzurda sıkılırlar. Mübarek pratik bir yol bulur. Zembilini camdan sarkıtır. Sorusu olan bir kağıda yazıp zembile bırakır. Mübarek derhal cevabını yazar ve yine zembille sallandırır aşağı. Düşünürseniz zor iştir. Her gün önünüze gelen yüzlerce kağıt ve birbirine benzeyen sıradan sualler. Ama o bunu kurtuluşunun sermayesi bilir. Öyle ya, insanlara Allah’ın dinini öğretmekten güzel iş mi vardır?

Mübarek çok merhametlidir, kendisine ve çevresindekilere yapılanları görmezden gelir, ancak mukaddesatımıza saldıranlara acımaz. Hatta sultanı tavır koymaya zorlar. Yavuz’u Çaldıran savaşına sürükleyenlerden biri odur. Yine Mısır Seferini sonuna kadar destekler.

Rodos'ta geçen yıllar
Kanuni bütün Avrupa'yı hizaya sokar. Ancak Rodos hâlâ Akdeniz'in çıbanıdır. Zembilli Ali Efendi Padişah'ı sefere inandırır. Mübarek gözü kara bir cihat sevdalısıdır. Hatta yiğitlere yoldaş olur, adanın fethine katılır. Eli kanlı eşkıyalara, fitneci şövalyelere karşı savaşır. Rodos ele geçince burada kalmaya niyetlenir. Ömrünün son demlerini yerli halka İslâmiyet'i anlatmakla geçirir. Burada medreseler, imaretler kurar ve ileri yaşına rağmen yıllarca imamlık yapar. Nice Rum'un hidayetine vesile olur ki, Rodoslu Müslümanların mayasında onun gayretleri vardır.

Mübareğin sonu hoş olur. Ayan beyan ölüme hazırlanır. O gün görülmedik şekilde neşelidir ve çevresindekilerle tek tek helalleşir. Talebeleri ayrılık vaktinin geldiğini anlar, çok ağlarlar.

Nurlu kabri Zeyrek yokuşunda kendi dergâhının bahçesindedir.

Sağdaki resimde 25 - 30 yıl evvel Zeyrekten eski görünümler,
Resimde Zembilli Ali efendi Hocamızın evi sapasağlam ayakta.
vakıflar müdürlüğünün kiraya vermesi neticesinde içinde oturan kişilerin bu tarihi binaya sahip çıkmamaları nedeniyle tahrip olan bina bu gün artık yok.
Belediyemizden bu binanın acilen imar edilmesini bekliyoruz, tabii cafe yapılmamak kaydıyla!!!
 

BELEDİYE ANA SAYFASINA GİTMEK İÇİN TIKLAYINIZ

YORUMLAR: