.

 

                                       ESKİ İSTANBUL'UN YENİ SAKİNLERİ

   Osmanlı dönemi  Anadolu'dan veya diğer eyaletlerden gelen kişiler dilediği gibi İstanbul'da yerleşemezdi. İstanbul saltanatın merkeziydi ve burada yaşayacak olanların kültürü, medeniyet seviyesi ve güvenilirliği yüksek düzeyde olmalıydı.

   Maddi zenginlikten çok manevi zenginlik İstanbul'da yaşamak için olmazsa olmaz şarttı. Cumhuriyet yıllarında başkent Ankara seçilmiş olsa da elit kadro İstanbul'u terk etmedi. Atatürk dahi ömrünün büyük kısmını İstanbul ve Yalova'da yaşadı.
    1950 li yıllarda yeniden yapılanan Türkiye'de elit sınıfa Anadolu işverenleri de girmeye başladı. Bir sanayi şehri haline getirilen İstanbul çok hızlı büyümeye, sanayileşmeye, yoğun nüfus barındırmaya başladı.
     İstanbul'un eski entelektüel takımı yeni simalardan rahatsız olduğundan şehrin merkezini terk ederek, o yıllara kadar tarla ve orman olan kuzey şişli ve boğaz sırtlarına çekilmeyi uygun gördüler. zamanla şişli ve Beşiktaş'ın kenar semtleri lüks villa ve sitelerle doldu. Anadolu yakasında ise Kadıköy iş yeri olurken Bostancıya kadar yalılar lüks apartmanlar Bağdat caddesini oluşturdu.

   1980 sonrası yeniden yapılanmaya giden Türkiye Özal fırsatları ile sermaye tekrar el değiştirmeye başladı. Son on yıllarda bilhassa AKP dönemi muhafazakar  kesimden yeni zenginler türedi. Bu muhafazakar zenginlerde tarih kültürü önemli bir yer kapladığı için önce İstanbul elitlerinin yaşadığı ortamları deneyen yeni zenginler, buralardaki hayat tarzını benimseyemedi. İçki, Kumar, sınırsız ilişkiler bu yeni muhafazakar zenginleri rahatsız etti.
   Bazı müteşebbislerin oluşturduğu maneviyatçı uydu kentler projesi ise tutmadı. birçok muhafazakar  İstanbul'un göbeğindeki metruk tarihi binaları restore ederek ikamet etmeye başladı. Fatih camii minarelerinden yayılan ezan sesleri bu yeni zenginlerin en büyük tutkusuydu, kavuştular.

    Bu moda çabuk yayıldı, eski entellerde bu modaya ayak uydurarak eski semtleri Galata ve Tarlabaşında  eski binaları şenlemeye başladılar.
    Yeni muhafazakar zenginler iktidar olmanın avantajını devreye sokarak yeni muhafazakar siteleri inşa etmeye başladırlar. ilk olarak Silivrikapı'da Fatih sitesini inşa ettiler, İslami entellerin birçoğu buradan daire almayı tercih etti. fakat yapılan site anıtlar yüksek kuruluna takıldı, sur dibinde fazla katlı olarak inşa edilmişti. yıkım kararı çıktı aradan onlarca sene geçti site sakinleri dairelerinde oturuyorlar,  bu yasadışı inşa edilen site etrafını yüksek duvarlarla çevirdi. Güvenlik için semt karakolunu kapılarına getirdiler. belediyenin kendileri için bir çıkar yol bulmasını bekliyorlar.

    Muhafazakar sermaye bu sefer daha insani ve kültürel proje icat ederek ilçede sorun olmaya devam eden Sulukule Çingene mahallesini rehabilitasyon kapsamına aldı.
    Başlangıçta öne sürülen vaatler burada gayri insani hayat şartlarında yaşayan insanların sosyal durumlarının ıslahı ile topluma kazandırılacakları şeklindeydi. proje hayata geçme aşamasına geldiğinde öne sürülen dayatmaları mahalle halkının karşılaması mümkün değildi. semt sakinlerine kalan tercih ise kendilerine verilen imkanlarla semti yeni sahiplerine terk etmek oldu.

    Birçok fırsatçı 50-80 bin TL ücretle vatandaştan evlerini satın aldılar. proje katılım ücreti ise 150 bin tl olarak açıklandı. ortalama 250 bin tl masrafla bittiğinde 700-900 bin tl den aşağı olmayacağı tahmin edilen villa mahalleden ev alanlar hem Mihriham Sultan camiinin dibinde sabahları ezan sesleri ile uyanacaklar. hem de İstanbul'un göbeğinde güvenle diledikleri misyon şartlarında yaşayacaklar.

    Bu projelerle hızını alamayan yatırımcılar 2010 Avrupa kültür başkenti bahanesi ile bütün eski İstanbul için büyük, küçük projeler üretmeye başladılar. "Süleymaniye", "Fener-Balat-Ayvansaray", "Ayvansaray Türk evleri" "Yenikapı Yalı mahallesi" , " Kadırga, Cankurtaran" "Yedikule Sahil Şeridi gibi birçok proje seçimle birlikte start aldı.

Projelerin tamamında eski sakinlerin bölgeyi terk etmesi için gereken bütün zorlamalar yapılmaktadır. Şimdi düşünün Sulukule projesinde %90 başarı elde edilmiş, proje hala başlamıyor! neden?
Burada milyonluk villa site inşa etmeye çalışanlar %10 Çingene'nin komşuları olmalarına nasıl razı olsunlar, hele bu Çingenelerin Vedat ve Nuri Ergin "Nuriş" kardeşler ve akrabaları olduğunu düşündüğünüzde olayın vahameti bir o kadar daha endişe verecek hale geliyor.

Böyle komşuların olduğu bir sitedeki villaların fiyatı doğal olarak %50 düşecek, buna nasıl razı olsunlar. Şu sıralarda yeni mal sahipleri bin bir türlü yola başvurarak son Çingene vatandaşımızın da mahalleyi terk etmesini bekliyorlar.
En az yeni malikler kadar parasal gücü olan bu azınlık kesimin mahalleyi terk etmeyi düşünmediğini duyuyoruz.
Hukukun aciz kaldığı bu durumda tek yol kalıyor, kalan %10 luk bina için çok büyük paralar teklif etmek, Bu paranın nasıl toplanacağı, kimler tarafından teklif edileceği merak konusu!

UNESCO'nun AB desteği ile hayata geçirmeye çalıştığı "Fener - Balat" rehabilitasyon projesini bunlardan ayırmak lazım. Bu projede amaçlanan semt sakinlerini hatta kiracıları değiştirmeden bir semtin sosyo-ekonomik kalkınmasını sağlamaktı. 4 yıllık proje 14 yıla yayılınca 15.800.000 EURO luk bütçe ziyan oldu, amacına ulaşmadan 121 binanın dış cephe ve çatı tadilatı ile sona erdi.
Projedeki semt insanının sosyal ve ekonomik şartlarının iyileştirilmesi konusunda öngörülenler yapılamadı, Dünya'ya örnek olması beklenen proje, uygulayıcıları başarı plaketleri ile ödüllendirilmiş olsa bile, amacına ulaşmayarak  fiyaskoyla son buldu.

   İstanbul'un geleceği ve tarihi misyonu konulu bir panelde bazı yetkili konuşmacılar 21.yy'da eski İstanbul'da zenginler, yeni İstanbul'da fakirler  yaşayacak şeklinde açıklamalar yaptıklarını dikkate alırsak.
Gelecekte tarihi İstanbul şimdiki sakinlerini %90 değiştireceğe benziyor.

Bedrettin Dalan zamanında hukuk, kanun tanımadan binlerce tarihi eser bina ve eseri belediye yerle bir  etti. Burada yaşayan vatandaşları o vakitler şehir dışı sayılan Tozkoparan semtinde yapılan sitelere sürgün edildiler.
Şimdi pirim yapan Merter semti birilerinin iştahını kabartmış olacak ki,  20 sene evvel belediyenin inşa ettiği binalar depreme dayanıksız oldukları gerekçesi ile yıkılacağını, buradaki ev sahiplerine yeni evlerden verileceğini duyuruyorlar, Gözden kaçan bir gerçek ise mevcut Tozkoparan mahallesinde mevcut yapılaşma dünya standartlarında, %50 nin altında. yeni yapılaşma sanıyorum %80 civarında olacak ve dairelerin mahremiyeti kalmayacak şekilde sıkışık inşa edilerek en az %30 alan kazanılacak, beş katlı binalara ilave yapılacak olursa burada ne gibi bir rant elde edileceği gün gibi ortada.

Bu insanlar Haliç sahillerinde aslında depreme bu beton binalardan daha fazla dayanıklı kendi binalarından çıkarılarak Tozkoparan binalarına 20 yıl borçlandırılarak gönderildiler, henüz borçları bitti, şimdi tekrar borçlandırılarak şehrin ücra köşelerine sürgün edilmeleri söz konusu.

Bu kadar acımasızlık dünyanın neresinde görülmüştür. Bu topluma devlet adı kullanılarak yapılan zulümler ne zaman bitecek ve halkımız insanca, hukuk önünde eşit, evrensel normlara kavuşmuş olarak yaşayacak.?

FATİH BELEDİYESİ ANA SAYFASINA DÖN

YORUMLAR: