.Belgelerle Ermeni
katliamları

Bir Rus Subayının hatıralarını
yayınlayan Genelkurmay Başkanlığı,
Ermenilerin Türkleri ve Kürtleri nasıl
katlettiklerini ortaya çıkardı.
Pek çok Avrupa ülkesi ve ABD’de Ermeni
soykırımı iddiaları tartışılırken,
Genelkurmay Başkanlığı, Türk-Ermeni
ilişkilerine ilişkin bilimsel
çalışmalarına devam ediyor.
Bu konuda şimdiye kadar çok sayıda yayın
hazırlayan Genelkurmay, son olarak,
Birinci Dünya Savaşı sırasında
Erzurum’da görev yapmış, Rus Yarbay
Tverdohleboj’un anılarını yayınladı.
Tverdohleboj’un anılarında, Ermenileri
kızdıracak çok sert ifadeler dikkati
çekiyor.
Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik
Etüt Başkanlığı, (ATASE) Ermeni
araştırmalarına ilişkin yayınlarını
sürdürüyor. ATASE son olarak, Birinci
Dünya Savaşı sırasında Rus ordusunda
görev yapan Yarbay Tverdohlebof’un
anılarını kitaplaştırdı. Ermenileri
kızdıracak ifadelerin dikkat çektiği,
“Gördüklerim, Yaşadıklarım, Erzurum
1917-1918” isimli kitap, Türk-Ermeni
ilişkilerine 3’ncü şahısların gözünden
inceliyor.
Kitapta, Yarbay Tverdohlebof’un, Rus
devriminden 12 Mart 1918 tarihinde
Erzurum’un Türk birlikleri tarafından
alınmasına kadar geçen sürede,
Ermenilerin Erzurum ve civarındaki
yerleşim birimlerinde yaşayan Türklerle
ilişkileri hakkındaki notlara yer
veriliyor.
Rus Yarbay’ın, Ermeniler için söylediği,
“Ermenilerin Türklere karşı nefretleri
eskiden beri bilinmektedir. Ermeniler
daima kendilerinin mazlum ve ezilen bir
millet olduklarını iddia etmişlerdir.
Her zaman kendilerini hiç suçları yokken
sürgün edilmiş, dinleri ve
kültürlerinden dolayı ağır işkencelere
maruz kalmış bir millet olarak sunmayı
başarmışlardır. Ermenileri oldukça
yeteneksiz, asalak, açgözlü, ancak başka
bir milletin sırtından geçinebilen bir
millet saymak mümkündür. Sıradan Rus
halkının yargısı daha basittir”
ifadeleri dikkat çekiyor.
“BİRAZ KESMİŞLER, AMA İYİ KESEMEMİŞLER”
Tverdohlebof’ın anılarında dikkat çeken
bazı bölümler şöyle:
“Ermenilerle aynı ortamlarda birlikte
yaşamış ve ilişki kurmuş olan Ruslar,
onların medeniyet seviyeleri ve
yetenekleri hakkında tamamen farklı
düşüncelere sahiptirler. Ermenileri
oldukça yeteneksiz, asalak, açgözlü,
ancak başka bir milletin sırtından
geçinebilen bir millet saymak mümkündür.
Sıradan Rus halkının yargısı daha
basittir. Rus askerlerinden pek çok kez
şu cümleyi işitmişimdir. ‘Ermeniler iyi
insanlar, Türkler bunları biraz
kesmişler, ama iyi kesememişler; topunu
kesmeleri lazımmış.’ Rus askeri
birliklerindeki Ermeni askerler, en
aşağılık, en adi sınıftan
sayılmışlardır. Bunlar, her zaman geri
hizmetlerde görev yapmak için gayret
göstermişler, cepheden kaçınmışlardır.
Ermeni askerler arasında, savaşın
başlarında yaygın şekildeki kitlesel
firar ve savaştan kaçmak için çok fazla
miktarda kendi kendini yaralama olayları
bu düşünceyi doğrulamaya yeterlidir.
Türk birlikleri Erzurum’a girinceye
kadar geçen son iki ayda gördüklerim ve
duydukların Ermenilerle ilgili her türlü
tahmin ve tasavvur sınırlarını
fazlasıyla aşmıştır?
RUSLAR ERMENİLER’E CİNAYET İŞLETMİYORDU
Erzurum’un 1916 yılında Rus birlikleri
tarafından alınmasından sonra
Ermenilerin ve askeri bir birlikte
bulunmayan Ermenilerin, şehre ve
civarına girmelerine müsaade
edilmemiştir. Düşünülerek yapılan bu
düzenleme, Erzurum’un, 1’nci Kolordu
Komutanı General Kalkin’in emir
komutasında bulunduğu süre zarfında
uygulanmıştır. İhtilalden sonra tüm
engeller kalkınca, Ermeniler, Erzurum ve
çevresine geniş dalgalar hâlinde
saldırmışlardır.
Saldırılarla eş zamanlı olarak
istilacıların şehirde ve köylerde
ailelere yönelik bireysel yağmalamaları
da başlamıştır. Rus birliklerinin ve
Rusların varlığı, Ermenilere, cinayet
işleme imkânı tanımıyordu. Katliam ve
yağma, gizlice ve ihtiyatlı bir şekilde
yapılıyordu. 1917 yılı ilkbaharında
çoğunluğu Ermeni askerlerinden oluşan
Erzurum İhtilal İcra Komitesi, halkın
elindeki silahları bulup el koymak
maksadıyla Erzurum’da geniş kapsamlı bir
arama faaliyeti düzenlemişti. Arama
faaliyetleri düzenli bir şekilde
organize edilemeyince aramalar, gemi
azıya almış asker yığınının halkı
yağmalamasına dönüşmüştü. Ermeni
askerleri muharebede zulmetmeye ve
işkence yapmaya özellikle çaba sarf
etmişlerdir.
Bir gün atla Erzurum’da dolaşırken, bir
sokakta yaklaşık 70 yaşlarında hayli
yaşlı iki ihtiyarı bir yere götürmekte
olan bir asker grubuna rastladım.
Askerlerin başında, elinde demir çubuk
tutan Ermeni bir asker vardı. Yollar
derin çukurlar ve çamurla kaplıydı.
Ağırlıklı olarak Ermeni askerlerden
oluşan kalabalık, bu zavallı ihtiyarları
yol boyunca sokağın bir tarafından diğer
tarafına çamurların içerisinde yaka paça
sürüklüyordu. İhtiyarlar çamura
batıyorlar, tekrar ayağa kalkıyorlar,
onları tekrar sürüklüyorlar ve eziyet
ediyorlardı. İhtiyarlara sahip çıkmak
için, bu insanlara insanca muamele
etmeleri konusunda kalabalığı ikna
etmeye çalıştım. Elinde demir sopa olan
asker öfkeyle üzerime yürüdü ve avaz
avaz bağırmaya başladı; ‘Siz onlara arka
çıkıyorsunuz öyle mi? Onlar bizi
kesiyor, sizse onlara arka çıkıyorsunuz’
dedi. Kalabalık da üzerime yürümeye
başladı. O sıralarda Rus askerlerinin
disiplini o derece bozulmuştu ki, kendi
Subaylarını döver hatta öldürür hâle
gelmişlerdi. Durum kötüleşmişti.
YAĞMA VE KATLİAMLAR
Tek tük olan yağma, katliam ve soygunlar
çoğalmaya başladı. Eski takvime göre
Ocak ayının sonunda yani Şubat ayının
başında, şehrin ileri gelen Türk
sakinlerinden Hacı Bekir Efendi,
geceleyin yağmacı Ermeni askerleri
tarafından kendi evinde öldürüldü. Bunun
üzerine Ordu Komutanı General
Odişelidze1, askeri birlik komutanlarına
katilin üç gün içinde bulunmasını
emretti. Ordu komutanı sert ifadelerle;
Ermeni askeri birlik komutanlarını
askerlerin ve genel anlamda Ermenilerin
rezaletlerinden dolayı kınadı. Ermeniler
tarafından sivil halka uygulanan yağma
ve şiddet sebebiyle gücendiğini söyledi.
Yol temizleme bahanesiyle Türklerin
çalıştırılmaya götürülmesine ve bu
insanların pek çoğunun geri
getirilmemesine duyduğu öfkeyi belirtti.
Ermeni birlik komutanları, askeri birlik
temsilcileri, oldukça hassasiyet
göstererek bütün halkın onurunun Ermeni
ayak takımından az sayıdaki uğursuzun
yaptıklarıyla ilişkilendirilemeyeceğini,
bu ayak takımının Türklerden eski
zorbalıklarının intikamını almaya
çalıştıklarını, fakat aydın kesimin tüm
gücüyle buna müsaade etmemeye gayret
gösterdiğini içeren itirazlarını dile
getirdiler. En sonunda kendileri de,
Ermeniler arasında, başıboş Ermenilerin
kanun dışı hareketleriyle kararlı ve
kapsamlı mücadele yöntemlerini
uygulamaya geçirme kararlarını dile
getirdiler.
SİLAHSIZ SİVİLLER ÖLDÜRÜLÜYOR
Bundan bir süre sonra Ermenilerin
Türklere yaptıkları Erzincan katliamına
dair haberler geldi. Bu vahşetin
ayrıntılarını ordu komutanım General
Odişelidze’den öğrendim. Bu olay şöyle
gerçekleşmiş. Katliam bir doktor ve
müteahhit tarafından organize edilmiş.
Yani her hâlükârda ayak takımından
birisi tarafından yönetilmemiş. Bu
katliamı düzenleyenlerin soyadlarını tam
olarak hatırlayamadığımdan onların
isimlerini yazamıyorum. 800’den fazla
silahsız sivil öldürülmüş. Öldürülenler
kendilerini korumak için karşı
koyarlarken yalnızca bir Ermeni ölmüş.
İnsanları koyun gibi kesmişler. Tutsak
edip ölüme mahkum ettikleri insanlara
kendi elleriyle büyük çukurlar
açtırmışlar. Bu çukurların başına
insanları gruplar hâlinde götürmüşler ve
hayvan boğazlar gibi kestikten sonra
çukurlara doldurmuşlar. Çukur başındaki
bir Ermeni arsız arsız çukurdaki
cesetleri sayarak ‘Burası 80 kişi mi
oldu? Bir on kişi daha alır! Bir on daha
kes!’ deyince, on kişi daha kesip çukura
atmışlar ve üstünü toprakla kapatmışlar.
Bu Ermeni müteahhit, sırf eğlence olsun
diye bir binadan Türklerin teker teker
çıkmalarını emretmiş. Dışarı çıkanların
kafalarını keserek, böylece yaklaşık 80
kadar insanı katletmiş.
KÜRTLERİ DE ÖLDÜRDÜLER
Erzincan’dan Erzurum’a ricat eden Ermeni
sürüsü, yollarının üzerinde önlerine
çıkan tüm Müslüman nüfusu
katletmişlerdi. Lojistik destek
hatlarından çekilen, muharebe
teçhizatına dahil toplar üstü kapalı at
arabalarında naklediliyordu. At
arabalarını, işlerini itina ile yapan
kiralık, sivil, silahsız Kürtler idare
ediyorlardı. Erzurum’a yaklaştıkça
Ermeni kaçaklar ve askerler mola
yerlerinde bu Kürtleri öldürmeye
başladılar. Bu işi her seferinde
subayların avludan evlere girdikleri
zamanı kollayarak gerçekleştirdiler.
Subaylar gürültüleri
duyup koşarak dışarı çıktıklarında,
Kürtleri korumak için müdahale edince,
silahlı kalabalık onların üzerine
yürümüş ve onları da aynı şekilde
tepelemekle tehdit etmişti. Katliamlar
hayvanî bir vahşetle yapılıyordu.
Örneğin Teğmen Mzivani Erzurum Garnizonu
topçu subayları toplantısında, şöyle bir
olaya tanık olduğunu anlatmıştı:
‘Ağır yaralı ve yerde can çekişmekte
olan bir kürde bir Ermeni askeri koşarak
yaklaşmış ve ağzına bir sopa sokmaya
çalışmış. Dişleri sıkılı vaziyette ölmek
üzere olan adamın ağzına sopayı
sokamayınca üstündeki elbiseleri
çıkarmış. Ermeni, ölmekte olan adamın
çıplak karnına çizmesinin demir ökçeli
topuklarıyla vurmaya başlamış. Ilıca’da
kaçmayı başaramayanların tamamı
katledilmişti.’
ERMENİ AYDINLARI DA DESTEK OLDU
Katliamı engelleme imkânı bütünüyle
Ermeni aydınlarının elindeydi. Bu
katliam yaşandıysa, bundan sadece ayak
takımı sorumlu değildi. Son zamanlarda
gözlemleme imkânı bulduğum kadarıyla,
kitle hâlindeki sıradan Ermeniler, kendi
aydınlarının, özellikle de içlerinden
bazılarının emirlerine harfiyen riayet
ediyorlardı. Subay kadrosunun büyük
çoğunluğunun Ruslardan, asker kadrosunun
tamamına yakınının Ermenilerden oluştuğu
benim alayımda, onların açıkça haydutluk
faaliyetlerini önlemek maksadıyla,
münasebetsizlikleriyle en başından
itibaren açık ve kararlı bir şekilde
mücadele edecek hiçbir gerçek gücümüzün
olmadığını söylemem yeterli olur
herhâlde. Hatta katliam gecesi, alayın
araçlarının tekerlerinin bulunduğu
avluda sadece bir subay nöbetçiyken bile
kiralık seyis Kürtlerden hiç birisi
öldürülmemiştir. Maiyetimdeki subaylar
bana bu şekilde rapor vermişlerdi.
Kürtler orada silahsız olarak
bulunuyorlardı. Onların birkaç adım
ötesinde ise silahlı Ermeni askerleri
vardı ve yaklaşık 40 kişiydiler.
İstisnasız bütün Ermeni aydınlarının
suçlu olduğunu söylemek istemiyorum ve
yapamam da. Hayır. Böyle bir politika
uygulamanın yanlış olduğuna, bunların
alçaklık olduğuna inanan bilinçli
insanlar da gördüm. Bu kişiler, kendi
halkının hayvanca içgüdülerine isyan
etmiş hatta karşı koymuşlardı, fakat
Ermeniler arasında bu tür insanların
sayısı nispeten azdı. Onlar da neredeyse
hain ilan ediliyorlar ve Ermeni davasına
ihanet etmiş sayılıyorlardı.
TÜRKLERİ RUSLAR KORUDU
Eğer Erzurum’da Rus subayları olmasaydı,
o zaman Türk birlikleri belki de
şehirde, geldiklerinde sağ kalan bir tek
Türk bulamayacaklardı hükmüne vararak,
Rus subaylarına da aynı şekilde
davranıyorlardı. Şimdi, Ermenilerin
kaçmadan önce Erzurum’da neler
yaptıklarını ve ne kadar silahsız,
yaşlı, kadın ve çocuk öldürdüklerini
öğrenince, eski Romalı tarihçi
Petroni’nin haklarında: ‘Ermeniler de
insandır, fakat evlerinde dört ayakları
üzerinde yürürler.’ dediği; Rus şairi
Lermontov’un da bir şiirinde isabetli
bir şekilde; ‘Sen kölesin, sen
korkaksın, sen Ermenisin’ diyerek
karakterize ettiği bu kişilerle gitmeme
izin vermediği için Tanrı’ya teşekkür
ediyorum.”
KORGENERAL KAPTAN: TANIKLIKLAR ÖNEMLİ
ATASE Başkanı Korgeneral Eyüp Kaptan
kitabın önsözünde yazdığı yazısında,
tarihî olayları gerçek yönleriyle ortaya
çıkarmak, öğrenmek ve aydınlatmak için
uygulanan yöntemlerden birisinin
tanıkların şahitliğine başvurmak
olduğuna dikkat çekerek, şunları
söyledi:
“Doğu Cephesi’nde meydana gelen
olayların birinci derecede tanıklarından
birisi de Erzurum 2’nci Ermeni-Rus Kale
Topçu Alay Komutanı Yarbay
Tverdohlebof’tur. 1917 yılı sonlarında
ve 1918 yılının ilk aylarında Erzurum ve
Erzincan’daki Ermeni terörüne bizzat
tanık olan Rus Yarbay Tverdohlebof’un
gördüklerini ve yaşadıklarını aktardığı
belgeler de tarihe tanıklık etmek üzere
bu kitapta yayımlanmaktadır.
Yarbay Tverdohlebof’un ATASE Başkanlığı
Arşivinde mevcut olan orijinal Rusça el
yazılı belgelerin aslı ile Türkçe,
İngilizce, Fransızca çevirileri bir
arada kitap olarak kamuoyunun ve bilim
dünyasının istifadesine sunulurken,
Ermeni terörünün ulaştığı boyutlar tüm
çıplaklığı ile gözler önüne
serilmektedir.
Ermeni vahşetinin ulaştığı boyutlar,
Türklere karşı savaşan ve Ermenilerle iş
birliği içinde bulunan Rus yarbayı bile
çileden çıkarmaya yetmiştir. Yarbay
Tverdohlebof, tüm çabalarına rağmen
Ermeni vahşetini önleyemediğini, üzüntü
ile günlüğüne not düşmüştür. Şimdi
soruyoruz, Ermeni soykırımından
bahsedenler, bu belgelere ne
diyeceksiniz.”
|