..

DEĞERLİ FATİHLİ HEMŞERİLERİM BİR FORUMDA TARTIŞILAN "EKÜMENİK MESELESİ KONUSUNDA ÇOK DEĞERLİ YAZILARI BURADA SİZİNLE PAYLAŞIYORUM

Sayın hocalarıma ve bu konuda ilgililere sormak istiyorum.
Nedir bu Ruhban Okulu tartışması?
Bu konuda çetin bir ayrım var gibi. Bir kısım "Senede 100 papaz yetişirse ülke elden mi gider" diye düşünürken kimisi de bu konuyu bir "egemenlik" konusu olarak görüp çok net olarak karşı çıkıyor...

Ben bu konunun önemini kavrayamamış "liboş" biri olarak bazen "Ne olur ki o okul açılsa, heriflerin papazları bizim ülkede yetişse bize reklam olmaz mı?" diye düşünüyorum. Ama diğer yandan da "Yav bir okul için neden bize bu kadar baskı yapıyorlar, başka bir yerde açıverseler ya var bu işin içinde bir çapanoğlu var" diye düşünerek arada kalıyorum.

Kaynak: http://www.birlikteforum.com/forum/patrikhanenin_ekumeniklik_planlari_ve_ruhban_okulu_kavgasi-t22480.0.html#ixzz1JsAiRzuP

Dostlar,
Ruhban Okulunun açılması konusu meselenin bütünlüğü içerisinde küçük bir LEGO PARÇASI hükmünü taşımaktadır.

AYASOFYA halen kontrolden çıkmış Patrikhane tarafından teslim alınacak,İstanbul'da Vatikan benzeri KİLİSE Devletçiği oluşturulacak,işler çığırından çıkacak, Bizans kartalı bastonuyla AB parlamentosunda, yeni durum tüm dünyaya deklare edilecek, ANADOLU ilk aşamada kilise devletçikleriyle donanacaktır.

Meseleyi kimse çarpıtmaya kalkışmasın;
Türkiye Cumhuriyeti Devleti,Heybeli ada Ruhban okulunun açılmasına karşı çıkmamaktadır.
Burada asıl sorun bu okulun Patrikhane tarafından,YÖK veya Milli Eğitim Bakanlığından bağımsız olmasında ısrarlı olmasıdır.
Mesele romantik ve omurgasız DİN ÖZGÜRLÜĞÜ teraneleriyle sınırlı değildir,dibi-başı çok derindir.
Ruhban okulunun açılması meselesi,koca bir maymunun kırmızı rengiyle endam eyleyen açıkta temaş edilen HEYBETLİ KIÇ kısmını teşkil etmektedir.
Bu ülke Devletsiz değildir.
Milletin istikbali SİCİLİ PİSLİKTEN geçilmeyen kimi ATOMİZE toplulukların inisiyatifine teslim edilecek de değildir.
Topik altında ağırca ve sabırla,icab eden çerçevesi dahilinde konuyu işlemeye çalışacağız.
Bu arada forumun Avukat üyesi sayın Lütfi Bey'in " (Azınlık) Vakıflar Yasası " hususundaki katkıları değerli olacaktır.
Konuyla da ilgilidir.
Acelemiz yok,ağırca ve hep beraber çalışırız.

Konstantin şehrinden müşrikler ( Müslümanlar ) kovulacaktır.Bizans kartalı semalara yine hakim olacaktır.Yarıda kalan Ayasofya'daki ayin tamamlanıncaya kadar bu kapı kapalı kalsın.

" Ey Ruh-ül Kudüs !.Sesimi duy!."
Ruh-ül Kudüs, Grigoris'in sesini duyar mı,duymaz mı ? onu bilemeyiz..

Ancak;
Bizler bu işte bir türlü ESAS KARAR ve FİKRE varamamış Türk-İslam çocuklarına seslenip,tınımızı,tonumuzu duyurmak zorundayız.
Yetkili olup da,bugüne dek işin aslını nesillerine hakkıyla anlatmamış,anlatamamış olanlara yazıklar olsun..

Özellikle felsefe kitaplarından okuyup,tanıdığınız Aristo,Cicero,Eflatun gibi safkan Yunanlı bir ırk yeryüzünde yaşamamaktadır.Kutsal Roma İmparatorluğu MS
146 yılında Korent'i işgal ve tahrip edip bunları yeryüzünden silmişlerdir.

Yunanlılar Milli bir birlik olmaktan ziyade " Helen Birliği "olarak kabul edilirler.

Bunlar,şimdiki Makedonyalıların atası sayılan Büyük İskender'in Makedon imparatorluğunun,sonra da Romalıların,Bizanslıların vilayeti olmuşlar,o süreçte
buraları başta Slavlar olmak üzere çok çeşitli,kalabalık göçmenler istila etmişlerdir.

Tarih 1024 yılını gösterdiğinde yarımada toprakları HAÇLILARCA parçalara bölünmüş,tam 250 sene Avrupalı Kontlar tarafından yönetilmişlerdir.

1453 yılında İstanbul'un Sultan II Mehmet hazretleri tarafından alınmasıyla,Mora yarımadası Osmanlı Devletinin denetimine girmiş,400 yıl boyunca Türk'ler
tarafından idare edilmiştir.

Her türlü ırk ve farklı etnisitelerin karıştığı bu yarımadanın sakinleri,eski GREK medeniyetlerinin yaşamış oldukları topraklarda ikamet ettikleri için kendilerini
Yunanlı olarak kabul etmektedirler.

Yunanlı tarihçi Paparigopulos'un yukarıda ortaya koyduklarını bir okuyalım ve şimdiki Yunan'lıların ANTİK ÇAĞLARDA yaşamış eski Yunan'la bir ilgisi
olmadığını güzelce notlayalım..

Hülasa öncelikle karşımızda SOKRATES'in sülbundan gelmiş,EFLATUN'un torunlarından hasıl olan bir millet bulunmadığını bilelim..
II Mehmet han,İstanbul'u aldıktan sonra Edirne'de ikamet etmeye başladı.O sırada kendisine İstanbul Rumlarının İtalya'ya göç ettiği haberi ulaşınca,bunun
sebebini araştırdı.Onların göç nedeninin Dini liderden mahrum kalmaları olduğunu anlayınca, Gennadios'u İstanbul'a getirerek Patrik ilan etti.Ona asa
verdi,hediye ettiği atla patrikhaneye gönderdi.

Tarih 1476' yı gösterirken yeni patrik Maksimos'du.II Mehmet'in onunla da güzel diyalogları olmuştu.

Bunlara zamanla büyük özgürlükler ve giderek artan selahiyetler bahşedildi.Osmanlı Devletinin sınırları genişledikçe,doğru orantılı olarak patrikhanenin
nüfuzu,eskiden olmadığı kadar genişledi,arttı.Devlet-i Ali'nin sağladığı ayrıcalıklar inanılmazdı.

Nüfuslarının ağırlıklı olduğu yerlere sadece bir Vali atıyor,buraları PAPAZLAR dilediklerince yönetiyorlardı..

İş bununla sınırlı kalmadı.Özellikle İstanbul Fener'de ikamet eden Rumlar'a DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI kadroları ve Divan-ı Hümayun tercümanlıkları gibi stratejik
noktalar teslim etti..

Bu da yetmedi..Eflak,Boğdan gibi önemli eyaletlerin idaresi de Fenerli Rumlara verildi..

Hülasa,kiliselerinin nüfuzu artırılıp evrenselleştirildiği gibi, Devlet İdari Teşkilatının kilit mevkileri de bunlara emanet edildi.


Üzerlerinde hiç bir baskı bulunmayan Rumlar,kendi kültür,sanat,dil ve edebiyatlarını rahatlıkla geliştiriyorlardı.Avrupalılarla özgürce etkileşim kuran
Rumlar,Fransız ihtilalinin MİLLİYETÇİLİK düşüncesinden etkilendiler, fikirsel hareketler ivme kazanmaya başladı.( Nasyonalist fikir akımların yayılmasında
Osmanlı idaresinin umursamaz ve LAKAYT tavrıda kolaylık sağlamıştır.)

İlk olarak 1768-1774 Osmanlı-Rus savaşı sırasında Rum'lar,II Katerina'nın gönderdiği ajanlar tarafından kışkırtıldılar.İsyan çıkarıldı,3 ay içerisinde bastırılan
isyan sonrasında,Rus donanması Pire,Atina boğazlarına kadar geldi..

İşte bu noktadan sonra,problem giderek büyüdü,uluslararası mahiyet kazandı.
İşin içine Fransa,İngiltere ve Avusturya'da dahil oldu.Kangrene döndü.Süreç on yıllarca devam etti.Sonunda 1830 yılında Yunan'lılar bağımsızlıklarına
kavuştular.
İşin ilginci bunu kendi silahlı güçleri ve kuvvetleri sayesinde gerçekleştirmiş değillerdi.Navarin'de Rusların yaktığı Osmanlı donanması,İngiltere ve Fransa'nın
askeri müdahaleleri,diplomasisi bu sonucu doğuruyordu.
Yani ortada kahraman YUNANLILARIN kazandığı BAĞIMSIZLIK savaşı yok.
Yazılı kaynaklardan 60 küsur yıl süren bu vakayı okuanlar,ne demek istediğimi rahatlıkla anlayacaklardır..Çünkü Mora ayaklanması OSMANLI DEVLETİNİN
yıkılmasında BATININ sahneye koyduğu en mühim OPERASYONDUR..

Nitekim,1830 yılında Rusya,İngiltere,Fransa 3 devlet Londra'da bir araya gelerek imza altına aldıkları protokolle,Yunanistan'ın bağımsız bir devlet olması
kararını aldılar.Bunu Osmanlı'ya deklare ettiler.
Arkasından,yine bu üç Devlet,1832 yılında yine İngiltere'de imzaladıkları protokolle,kendi uyruklarının dışında olmak üzere,YUNANİSTAN'ın BAŞINA ( ALMAN
) BAVYERA KRALI'nın oğlu PRENS OTTO'yu tayin ettiler.

Yine bu üç Devlet aynı yıl Osmanlıyla İstanbul konvansiyelini imza altına alıp,YUNANİSTAN SINIRLARINI KENDİ ELLERİYLE tekrar çizdiler.Ardından
OTTO'nun yerine DANİMARKA KRALI Christian'ın oğlu GEORGE'yi Yunanistan TAHTININ BAŞINA geçirdiler..
Yunan ayaklanması !.Yani ayaklandırılması...Tamam burası doğru..
Ama Yunanlıların Osmanlıya karşı KAHRAMANCA yürüttüğü bağımsızlık savaşı..
Peh...
Git sen o palavrayı HRİSTO'ya itekle..
BATI'nın kendi elleriyle kurduğu,TETİKÇİ ÜLKE.. Çıkar çatışmalarının ürünü..
Batı tarafından her an HİLAL'e karşı kullanılan,Avrupa'nın PEPELEDİĞİ şımarık,üvey evladı..
BATI eliyle çok uzun vadeli stratejik hedefleri,operasyonları gerçekleştirmek maksatlı tesis edilen,kara ve deniz sınırlarının genişletilmesine şiddetle ihtiyaç
duyulup,desteklenen otorite..

Bir önceki mesajda bağımsız Yunanistan'ın kurulmasının,onların Devlet-i Ali'ye karşı direnişleri,ayaklanmalarla gerçekleşmediği,bilakis o dönemin en güçlü
ülkelerinin ( Düvel-i Muazzama ) ittifak ederek SAHNEYE KOYDUKLARINI anlatmaya çalıştık.(Yazılı kaynakları okuyanlar ayrıntılarıyla yüzleşecektir.)

Malesef...Malesef...Malesef.....
Yunanistan kurulduğu günden beri tam 3 kez Türkiye'den toprak kopartmış,Türkiyenin aleyhine genişlemiştir.Bunu başarmıştır.
Kırım,I ve II Balkan harpleri,I ve II Dünya savaşlarında bunu gerçekleştirmiştir.
Türkiye aleyhine genişlemek Yunanistan'ın resmi-milli siyasetidir.O ülkede değişen hiç bir rejim,anlayış,politika bu temel parametrenin sapmasına sebeb
olmaz.

Papazı, faşisti, komünisti, delisi, zillisi, zırrıkısı 7 kısmı tekmili birden Megal-o İdea'nın neferidir.Örneğin Sosyalist ve de HÜMANİST Andreas Papandreu
" Kıbrısın Yunan adası,Egenin Yunan gölü " olduğunu açıkca deklare eder..

Yunanistan," KUZEY HİLAL'i " olarak nitelediği Türkiye ile olan ilişkilerini hiç bir zaman ikili bağlamda değerlendirmemiş,
İSLAM--HRİSTİYAN
BARBAR--MEDENİ
DOĞU--BATI
ASYA--AVRUPA

Düzleminde ele almıştır..Türkiye aleyhine genişlemenin MİLLİ SİYASET olduğu Yunanistan,Türkiye'nin Ege,Kıbrıs ve Akdenizden ilk aşamada
çekilmesini arzulamaktadır.

Ancak bunlar yeterli değildir.Halen Marmara,Karadeniz,Ege dahil Türkiye'den 210.000 kilometre kare toprak alma hayallerine sahip olan bu UZAKTAN
KUMANDALI TETİKÇİ otorite,Büyük YUNANİSTAN emellerinden vazgeçecek değildir.

Bunu gerçekleştirmek için Türkiye'nin zayıflatılması,iç kargaşalar çıkarma,siyasi-askeri krizler çıkarmak,EKONOMİK KUŞATMA ( bu çok önemli)
taktiklerinin dışında MUAZZAM BİR SİLAHLANMA operasyonu gerçekleştirmekte,uluslararası anlaşmaların hilafına, adalara ASKERİ YIĞINAKLAR
YAPMAKTADIR.


Türkiye devleti aleyhine faaliyetlerde bulunan her türlü unsurun destekçisi olan bu ülke,PKK'yı desteklemekte,bugün dahi TSK'nın operasyon yaptığı
anlarda,hava ve deniz sahalarımızda taciz harekatları gerçekleştirmektedirler.

TERÖRİST BAŞI KENYA'da YUNAN BÜYÜKELÇİLİĞİNDEN HAVA ALANINA giderken KIBRIS RUM PASAPORTU ile yakalanmış,İMRALI'da
yapılan mahkemesinde YUNANİSTAN-PKK ilişkilerini açıkca itiraf etmiştir..

O dönemde TERÖRİST ÜLKE ilan edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalan Yunanistan,kurnazlık yapıp İSTANBUL DEPREMİ duygusallığından
istifade etmiş,o yıl (1999) Helsinki'de AB toplantısında Türkiye'nin AB üyelik görüşmelerinde engel çıkarmayarak,karşı karşıya kaldığı tehlikeli durumdan
korunma başarısını göstermiştir.
Bizim;

Kimi tarih bilmez kısa donlu ZOTTİRİK,kimi saf,kimi LEYLA sarhoşu SİRTAKİCİ güruh konuyu HAYALCİ düzlemde tartışmayı yeğlemekte,gerçekleri
kamuoyundan saklama uğraşı içerisinde bocalamaktadırlar.

Meselemiz,elbette Akdenizin sıcak kanlı ,sıradan Yunan yurttaşlarıyla değildir..

Onlar ne kadar iyi,hoş,rakıları leziz ise,bizimkiler en az onlardan daha iyi,hoş ve lezizdir.

Üstüne üstlük bizden ÇALMAYA çalıştıkları TÜRK KAHVESİ,LOKUM,BAKLAVA türündeki mili mutfağımız onlarınkinden çok daha
zengindir.İnsanımız da misafirperverdir.

Efendi,

Hikayeleri bırakalım..Emperyalizmin Yunanistan üzerinden sürdürdüğü ve 1999 yılı itibarıyla yeniden formülize ettiği,yeni BALKANLAR politikası
FENER PATRİKHANESİ'nin devreye sokulmasını gerekli kılmıştır.Bu politika Türkiye ve RUSYA Federasyonun ulusal çıkarlarını tehdit etmektedir..

Asli konu FENER PATRİKHANESİ ve EKÜMENİKLİKTİR..
Öte yandan;

GREK YAYILMACILIĞININ HARP OKULU HEYBELİ ADA RUHBAN OKULUDUR !.....

Bu kadarlık egzersizden sonra,biz sonraki mesajımızda I.ci Dünya savaşı yıllarına,SEVR,Milli Mücadele ve LOZAN'a dönüp,konuyu
bugüne,TOPİĞİN içeriğine getirmeye çalışacağız.

Türk tarihinin en karanlık günleriydi.Devlet-i Ali öncü savaşlarda Rumeli ve Kafkasya topraklarını kaybetmiş,Türk milleti yüzyıllarca efendiliğini yaptığı
mıntıkalardan KAN ve gözyaşıyla koparılmıştı..

5.5 milyon TÜRK -İSLAM her şeylerini ardında bırakıp,kadın-yaşlı-çocuk kafileler halinde yürüyerek ANA YURDUNA sığınırken,yollarda yüzbinlercesi
hastalık,açlıktan ölüyor,öte yandan silah altına alınan 2.608.000 Anadolu evladı,son gücüyle BÜYÜK HARBİN 4 ANA CEPHESİNDE varlık savaşları
yürütüyordu.

Bir kısmı Allah-u Ekber dağlarında donarak yok oluyor,ötekileri Arabistan çöllerinde PİÇ LAWRENCE ve onun devşirdiklerinin hançerleriyle
biçiliyor,kavruluyor,bir kısmı Çanakkale de ÖLÜME MUKABİL Hilal'in bedelini,kefensizce tediye ediyordu.

ŞEREFLİ TÜRK HALKI tam 10 cephede (** ) birden çarpışıyor,öte taraftan da İHANETÇİ ERMENİLERİN isyanıyla boğuşuyordu..

( TAŞNAK güruhu Anadolu'daki BÜYÜK isyanı ÇANAKKALE HARBİNİN başladığı gün eş zamanlı olarak başlatmıştı,ne kadar tesadüf değil mi.?)

Açlık,MUHACİRLİK,yoksulluk,ümitsizlik manzarayı tamamlıyordu..
İstanbul Belediyesi arabaları her sabah viranhanelerde açlıktan ölmüş zavallıları toplarken;

Yine İstanbul,İzmir ve Büyükada'da bir kısmı sefahat,eğlenceli, diğerleri normal yaşamına devam eden OSMANLI vatandaşı RUM'ların, neşe ve
beklentileri doruk noktadaydı.

Savaş Türkler içindi ve birilerine çok ama çok uzaktı..Oralara pek uğramamıştı.
İşin aslı;
Henüz onlara sıra gelmemişti..
Ama gelecekti..
Bunun zamanına çok az kaldığından emindiler..

Her neyse,sonuçta Osmanlı Devleti savaşı kaybetti.Mondros ateşkes anlaşması imza altına alındı,SEVR koşulları dayatıldı..
ANAYURDUNA sığınan MONGOLLAR'ın ( Türkler ) elinden ANADOLU teslim alınmalıydı.
Türkler'e burası da bırakılamazdı.
Emperyalizm,bu planı gerçekleştirmek için TETİKÇİ OTORİTEYE gereksinim duyuyordu.
Daha savaş yıllarında İngiliz-Fransız destekçisi Venizelos,Alman sempatizanı Krala karşı iç ayaklanma çıkardı.
Önce krala karşı Selanikte ayrı bir hükümet kurdu,sonra da İngiliz-Fransız ağırlıklı müttefik donanması YUNANİSTAN'ı ablukaya alarak VENİZELOS'a
destek verdi..

Sonuçta Kral Konstantin ülkeyi terk etti,iktidar VENİZELOS tarafından teslim alındı..

Yani......................

YUNANİSTAN,tarihin en büyük TÜRK DÜŞMANI İngiltere Başbakanı LOYD GEORGE'un emri altına girmiş oldu..

İşlem tamamlanmıştı..
Artık Yunanlılar Anadolu topraklarında müttefikler tarafından kendilerine biçilen rolü yerine getirmek için kullanılmaya hazır durumdaydılar.
Onlara,tetikçilik hakkı olarak,sadece İzmir'i vermeyi taahhüt etmek yeterliydi.
İstanbul Rumları daha şimdiden,Bab-ı Ali'deki müttefik işgalcilerin en önemli destekçileriydi.Her taraf Rumların çığlıklarıyla inliyordu.
Fazla sürmedi;

15 Mayıs 1919 günü İzmir üzerinden de ANADOLU seferi başladı..Tüm RUMLUK bu günü de coşkuyla,destekle karşıladılar.

İzmir'in her tarafı MAVİ BEYAZDI..İngiliz,Amerikan,Fransız donanmasının koruması altında,Yunan'ın AVEROF isimli zırhlısı
demirlemiş...Temistokles,Patris,Atroniyas Yunan savaş gemileri DÜDÜK SESLERİYLE körfezi inletiyor,bu uğultulara İZMİR KİLİSELERİNİn hiç durmayan ÇAN
sesleri karışıyordu.

Kordon da toplanan Rumlar marşlarla,alkışlarla,giydikleri en güzel elbiseleriyle " ZİTO VENİZELOS " sloganlarıyla,İSLAMIN CELLATLARINI
karşılamaya hazırlanmışlardı..

Metropolit HRİSOSTOMOS başta olmak üzere,ANADOLU'nun her tarafından gelen PAPAZLAR,Yunan ordusunu kutsamak ve TAKDİS etmek için
limanda HAZİRUN durumdaydılar..Çok heyecanlı şekilde 1000 yıllık rüyanın gerçekleşmesini idrak ediyorlardı.

Biraz sonra,İZMİR'in yerlisi teğmen YANİ'nin sancağını taşıdığı EFZON alayı TÜRK İSLAM topraklarına ayağını bastı..
On binlerce Osmanlı vatandaşı yerli Rum,Yunan ordusuna PAPAZLARININ telkinleriyle gönüllü asker olmuşlardı.Doğal olarak bölgeyi iyi
tanıyorlardı.Yüzyıllarca beraber yaşadıkları komşularını boğazlamaya gelmişlerdi..
Ölüm ve İhanet oyunu sahne alıyordu ve bir kaç dakika sonra Kemeraltı girişinde ilk silahlar patladı..

PERDE....

Not : Büyük harp genelde 4 cephede yürütülmüş savaşlar olarak algılanır.Ancak işin ayrıntısına bakılacak olunduğunda Osmanlı 10 ayrı cephede
vuruşmuştur..

1-) Çanakkale Cephesi
2-) Sina-Filistin-Suriye cephesi
3-) Irak cephesi
4-) Galiçya cephesi
5-) Romanya Cephesi
6-) Makedonya Cephesi
7-) Hicaz-Asir-Yemen cephesi
8-) Libya Cephesi
9-) İran cephesi
10-) Kafkasya Cephesi...


Fatih'in fermanla büyük selahiyetler verdiği,millet başı ilan edilip, üstüne üstlük kendilerine muhafız birliği dahi tahsis edilen,İmparatorluk sınırları içerisinde
Devlet desteğiyle etki sahaları artırılmış,EKÜMENİKLİĞİ BAHŞEDİLMİŞ,çift KARTAL BAŞLI bastonuyla huzura çıkmasına dahi müsaade buyurulmuş
PATRİK.......Patrikhane....


RUMELİ bölgesinde diğer milletlere ait piskoposluk makamlarını RUMLARA tevdi ediyor,başta Bulgarca ve Slovence olmak üzere,diğer dillerde
ibadet,kitaplar kilise tarafından yasaklatılıyor,yaktırılıyordu...

Osmanlı'nın lakayt ve umursamaz yaklaşımlarının katkısıyla, RUMCAYI'da tüm Balkanlara yayıyorlar,kendi inanç ve geleneklerini özgürce
geliştirip,BAĞIMSIZLIK ve TÜRK aleyhtarlığını,en baştaki PAPAZINDAN,ZANGOÇUNA kadar sinsice geliştiriyorlardı.

Onlara bu ihanet ve hainlik formülünü 1711 yılı itibarıyla BÜYÜK PETRO vermişti.

Osmanlının 1764 yılında imza attığı Küçük Kaynarca anlaşmasından sonra Patrikhane tarafından yönetilen okullarda İHTİLALCİ PAPAZLAR meramlarını
ortaya açıktan koyabiliyorlardı.Önceki mesajlarda aktardığımız MORA ayaklanması ortodoks kilisesi ve rum mekteplerinin teşkilatlandırdığı bir harekattı..

Onlar sadece ayaklanmışlar gerisini NAVARİN'de İSLAM donanmasını yakanlar,MORA yarım adasına askeri güç sevkedenler halledip,YUNAN
bağımsızlığını 1821 yılında,kendi uzun vadeli çıkarları için altın tepside sunmuşlardı.

İşte bahis konusu ettiğimiz süreçte Manuel Exanto,Nikolo İsnofo ve Atnos ÇAKALOF tarafından kurulmuş Etnik-i Eterya teşkilatı , Yunanistan
Bağımsızlığı,Ege Adalarının ilhakı,batı Trakya,Selanik,12 Ada,Kıbrıs,Gökçe Ada,Bozca Ada,PONTUS Devletinin kurulması,İstanbul'un alınması gibi YÜKSEK
HEDEFLERİ,yani BİZANSIN yeniden teşkil edilmesini DEKLARE ETMİŞLERDİ..


Üstüne üstlük yine o yıllarda OSMANLI SARAYINDAKİ etkili RUM yöneticiler sayesinde AYVALIK hakkında özel imtiyaz almışlar,Türk ailelerinin buraya
yerleşmesine yasak koymuşlar,30 binin üzerinde İSLAMI katletmişler,civar adalarda yaşayan Rumları buralara iskan etmişler,bir de AKADEMİ kurmuşlardı.


İmtiyazlı AYVALIK RUM DEVLETÇİĞİ eylemci cani militanlar yetiştirirken,FENER RUM OKULU,HEYBELİ ADA RUHBAN OKULU,KURUÇEŞME RUM
ÜNİVERSİTESİ,ETNİK MİLLİYETÇİ siyasi kadrolar üretiyordu.

Sonunda büyük bir silahlı gerilla kuvvetini idare eden Başpiskopos GERMANOS ile İLİŞİKLİ OLDUĞU tesbit edilen FENER RUM PATRİĞİ
GRİGORYAS,Kayseri,Tarabya,Edirne,Edremit Başpiskoposları İDAM edildi..

Meselenin ayrıntıları çok fazla,hepsini buraya taşımak gibi bir niyetimiz yok..

Biz hızlı bir şekilde;
Milli Mücadele dönemine gelelim...
Hatırlarsanız,önceki mesajda İZMİR işgalinden bahsederken ne demiştik......

PERDE.................

Sömürgeciler Yunanistan'a bağımsızlıklarını BAHŞETMELERİNDEN sonra OSMANLI DEVLETİ daha da zayıflamaya başladı.
Faaliyetlerini aynısıyla sürdürdüler..Kiliselerinin dışında binlerle ifade edilen mekteplerinde toplumlarının MİLLİ ve ŞAHSİ BİLİNÇLERİNİ geliştirdiler.Zaman
zaman DEVLET-İ ALİ'ye kafa tuttular.

Bağımsızlığını ilan etmiş Yunanistan müfredatını örnek alarak,orada okutulan ders kitaplarıyla,gizli yollardan getirilen matbuatlarla eğitim yapılmaya
başlandı.

Ayrıca bu okullarda karşı çıkılmasına rağmen,değişik yollarla YUNAN öğretmenleri istihdam ettiler.
Osmanlıya başkaldırmış komitacılar ve onların öğretileri,resimleri,YUNAN bayraklarıyla bezenmiş mekteplerde tedris yapılıyor,PİKNİK ve SEYAHATLERE
dahi PONTUS-YUNAN bayraklarıyla kortejler halinde intikal ediliyordu.

DEVLET 1910-1912 yıllarında tüm bunları yasaklamak istemesine rağmen,PATRİKHANE YASAĞI TINMADI...

Takmadı...Sallamadı..
Hani derler ya !...Sallamadı...İşte ondan...
Herşeyin arkasında PATRİKHANE vardı...


Bütün öğretmenler FENER RUM PATRİKHANE AKADEMİSİNDE uygulamadan ( Oryantasyon) geçmek zorundaydı..Kendi başına açılmış bağımsız RUM
OKULLARI dahi KİLİSENİN BASKISIYLA kapatılıyordu..

O dönemde en kıdemsiz RUM ÖĞRETMENLER,Devlet-i Ali'nin KAYMAKAMINDAN bile daha fazla maaş alıyorlardı.
Üstüne üstlük DEVLET bu okulların DENETİMİNİ yapamıyordu..
( Ara Not : Bu okulların yıllık DERS PLANI belgeleri elimizde,BİRLİKTEFORUM'da bunu nakletmemiz mümkün olamazsa da,dehşet verici olduğunu
söylemeliyiz....)

Diğer taraftan II Meşrutiyet döneminde iyice AZGINLAŞAN Rumlar,Osmanlı meclisine;
"BİZ ANCAK OSMANLI BANKASI KADAR TÜRKÜZ " diyen mebuslarını da sokmuşlardı..Her şey koordinasyon dahilinde yürüyordu.

Hülasa........Hülasa.........

I.ci Dünya savaşını kaybeden OSMANLI Mondros ateşkes anlaşmasına imza attıktan 3 ay sonra,PATRİKHANE kendine bağlı tüm kurumlarında
TÜRKÇEYİ yasaklattı,İSTANBUL'un FETİH tarihini 3.GÜN SÜREYLE (yas ) TATİL ilan ettiler..

SEVR dayatıldı...İstanbul işgal edildi....İstanbul'a demirleyen gemilerin 4'ü Yunanistan'a aitti..İstanbul RUMLARI sevinçten çıldırmışlardı.Yunan
konsolosluğunun önünden geçen Türklere fesleri çıkarttırılarak,tehditle VİTO VENİZELOS sloganları attırılıyordu.
Türkiye içerisine ŞİLE üzerinden silah,cephane sevkiyatı başlattılar.
Karadenizde 30.000 silahlı RUM,PONTUS Devletini kurmak için ortalığı kasıp kavurmaya başladı.( O günleri yaşamış olan Karadenizlilerin anlattıklarını
dinleme şansımız oldu..)

Anadolunun yerli Rumlarının gönüllü yazıldığı,katıldığı YUNAN ORDUSU İzmir'e ayak basmıştı..Kan döküyordu.

Rum Patrik vekili MAMELİS,işgalcilerden tüm Türkiyenin alınmasını talep ediyordu.Kemal PAŞA hazretlerinin uzun uzun bahsettiği,ileriki mesajlarda
bizimde anlatacağımız ATHENAGORAS !!!!!!.... arz-ı endam eylemişti..

Efendi !..aşağıdakileri iyi oku efendi !...
HEYBELİ ADA RUHBAN OKULU yetiştirmesi....ATHENAGORAS.....................


Ne okul ama !.......
Milli mücadele döneminde düşman ordularına tam destek veren Fener Patrikhanesinden DOROTEOS MAMELİS.....
Karadeniz'in PONTUSCU Trabzon metropoliti HRİSANTOS.....Samsun Metropoliti GERMANOS..
Edirne metropoliti HALİKARYOS....

Ve.....Ve....Ve.....Önceki mesajda naklettiğimiz,tecavüz ettikleri Türk-İslam kadınlarının memelerini kesen,katliamci,ANADOLUYU AŞAĞILIK
MEZALİMLERİYLE KİRLETEN,Yunan ordusunu etrafındaki PAPAZLARLA TAKDİS eden....

CELLAT TAKDİSCİSİ İzmir Metropoliti HRİSOSTOMOS....
Yakın tarihte ABD'ye kaçıp,yurttaşlıktan atılan meşhur YAKOVAS.....( Aşk başlıklarıyla fazla iştigal etmeyenler bilir..)
EMİLYANOS....
MERİTON........


Ayriyeten,1970'li yıllarda KIBRISTA MÜSLÜMAN TÜRKLERİN,analarını ağlatan,başpiskopos MAKARİOS.....
7 kısmı tekmili birden..
Heybeli ADA RUHBAN OKULUNDA yetişmişlerdir..



Anlayacağınız MİRİM;
Bu okul sizin bildiğiniz başka okullara benzemez...
Süper ADAMLAR yetiştirir....
Çünkü hocaları kuvvetli.....
Bu okulun öğretim kadroları LOZAN'a kadar,çoğunlukla FENER PATRİKHANESİ'nin SEN SİNOD meclisi üyesidirler...
Sen eğer ARİFSEN,işin bu tarafını anlarsın..

Arkadaşlar,

Daha konuya tam girmiş değiliz..Devam edeceğiz...Savaş dönemi İngiltere siyaseti,Lozan ve sonrası..Stalin dönemi ve ABD ile başlayan,şimdiler de AB
ile devam eden süreç..Anayasamız ve Yargıtay kararları..BATI TRAKYA meselesi...Heybeli Ada RUHBAN okulu...Azınlık vakıfları yasası...

Ekümeniklik arzusunun,ABD-AB dayatmalarının STRATEJİK ve TEOPOLİTİK çözümlemesi...
Türkiye'nin yapması gerekenin ne olduğu ? konusunu...


Sohbetimize devam ediyoruz..

Yazdıklarımız önceki mesajlarla bütünlük sağlamakta ve ağır ateşte pişmiş kuru fasulye ve pirinç pilavı yemesini seven,yanında da soğan kıran,ardından
sahibi olan RABBA verdiği nimetler için hamd eden Türk-İslam çocuklarınadır.

Yazılmış olanlar Bolkar'ın kendisine ait olmayıp,hepimizin ve sıkılmadan okuma zahmetine katlananların mülkiyetine aittir.

Sadece genel çerçevesini çizmek imkanına sahip olduğumuz bu hususların ayrıntılarını yazılı kaynaklardan okuyup öğrenmek TÜRK İSLAM evladıyım
diyenlere,özellikle de ileride çocuk doğurup,Ana olacak ( hayırlısıyla ),evlat yetiştirecek genç bayanlara VACİP hükmündedir..

Mesajımızın sonuna doğru OSMAN GAZİ ALP hazretlerinin Bursa'da ki kabrinin nasıl PİSLETİLDİĞİNİ tevatür değil,doğru haliyle nakletmeye çalışacağız..
Önceki yazımlarda,meseleyi Mondros mütakeresi ve SEVR dönemine kadar getirmiş,CELLAT TAKDİSCİLERİ ve PATRİKHANE icraatlarından
bahsetmiştik..

Yunan bağımsızlığından sonra sürekli olarak Türkiye aleyhine genişleme başarısını gösteren ELENLER,yüzyıllar sonra BİZANSI yeniden ihya etmek ve
kendilerine tevdi edilen İNGİLİZ BAŞÇAVUŞLUĞU vazifesini ifa etmek için Anadoluya ABD,İngiliz,Fransız müttefik gemileri desteğinde askerlerini
çıkarmışlardı..

Hani demiştik ya !..
PERDE................


Bu işin arkasında İngiltere vardı.Taşın altına başkalarının kollarını sokma siyasetini her daim ustalıkla yürüten İngiltere,şimdi de SEVR koşullarını kabul
ettirebilmek için YUNAN KUKLASINI Anadoluya sevk ediyordu.
Karşılığında İzmir ve Trakya'yı söz veriyordu.Alan memnun satan memnundu..
Bakınız !...Dawid Walder "The Chanack Affair " isimli eserinde neler yazmış..

" Bu durum müttefikleri,isteklerini zorla kabul ettirmeye vardıracaktı ve bunu yapacak gibi görünen bir tek ordu vardı:Yunan ordusu....Müttefikler
girişecekleri son derece kirli ve karanlık işlerini yaptırmak için bu ulusu ve orduyu seçtiler.."
Lafı uzatmaya ne gerek var,siz hepiniz susun ! Lloyd GEORGE konuşsun..

" Yunanlılar Türk barbarlığı karşısında Hristiyan medeniyetini müdafaa ediyorlar.Büyük Yunanistan İngiltere imparatorluğu için büyük bir kazanç
olacaktır.Doğu Akdeniz'in en önemli adaları onlarındır.
Bunlar Süveyş kanalı ile bizim Hindistan,Uzak Doğuya giden su yolarımız üzerinde bulunan doğal denizaltı üsleridir.
Eğer Yunanlılara ,ulusal yayılışları döneminde sağlam bir dostluk gösterirsek, İmparatorluğumuzun birliğini sağlayan ,büyük deniz yolunun başlıca
koruyucusu olurlar.."

İşte bu dönemde,CELLAT ORDULARINI TAKDİS eden Fener RUM Patrikhanesi,Ermeni patriği ile beraberce müttefiklere sesleniyorlar " Türkiye'yi
tamamen işgal edin !.." diyorlardı..



Ey !.....Osman Gazi torunu,BİRLİKTEFORUM mensubu aşağıdakileri iyi oku !..
Önceki mesajlarda bahsettiğimiz FENER PATRİKHANE vekili Dorotheos MAMELİS,Türkiye Rumları için TRAJİK bir karar alıyordu..
" ARTIK OSMANLI UYRUĞU OLMADIKLARINI ve RUMLARIN HEPSİNİ VATANDAŞLIK HÜKÜMLERİNDEN MUAF TUTTUĞUNU " ilan ediyordu...


Bu dehşetli bir karardı..Rum'lara ve Rum çocuklarıne artık herşey muaftı..Zaten on binlercesi Yunan ordusuna gönüllü yazılmışlar,bundan kelli de
KADIN-ERKEK külliyen,taraf pozisyonu alıyorlardı..Tabi ki arkalarında destek aldıları BATILI TOKMAKÇILARI vardı..

Çünkü,onlar TOKMAKÇILARINDAN güç almadan bunları göze alamazlardı..

Evet!.Biz konumuza devam ediyoruz..
Bunlara kulak veren Rum PALİKARYALAR ve çeteler o kadar şımarmışlardı ki..Ege ve Karadeniz bölgesinde her türlü adi cinayetleri
işliyorlar,işbirlikçilik yapıyorlar,İngiliz işgali altındaki İstanbul'da Türklerin feslerini çıkarttırıp " VİTO VENİZELOS " sloganları attırıyorlar,bunların BEYOĞLU
GENELEVLERİNDE SANAT İCRA EYLEYEN yandaş KAHPELERİ dahi,işgalcilere VAZİFE ifa ediyorlardı..


Zavallı Mehmetler,KAVRUK Ahmetler..Hasanlar,Hüseyinler..
Anadolu'nun iffetli kadınlarının doğurduğu SEFİL garipler..
KERBELA benzeri EMPERYALİST zulmü altında dağlarda donup,çöllerde susuzluktan kavrularak şehit olanlardan ARTA KALAN,yaralı ASLANLAR..

İşte bunlar;

Parasız,yorgun,SAKAT,hasta.....Kimi kolsuz,kimi kör,kimi tek bacaklı aç GAZİLER..
İstanbul' da cami avlularına sığınmış,dilenmek zorunda kalmış SEFİL yiğitler..
DAMAT Ferit denen ZIRTO'nun dönüp bakmadığı....
Çaresiz FEDAİLER..Yakalandıkları ve görüldükleri yerde;
Bacağının,kolunun olup olmadığına bakılmaksızın;
İhanetçi ALLAHSIZLAR tarafından ve de hassaten RUM PALİKARYALARI tarafından dövülüyordu...Gazilerimize dayak atılıyor,pataklanıyorlardı..



Her neyse,biz devam ediyoruz..Bu daha ne ki...
Dirisinden vazgeçtik,ölüsüne ne demeli...Tıpkı daha yakın tarihlerde SIRPLARIN yaptığı misal..
Bu nasıl bir kindi..Bu nasıl tarih bilinciydi...
Bu ülkenin çocuklarına tarihini,edebiyatını hakkıyla öğretmeyenlere yazıklar olsun.
İşte DEHŞETLİ bir TARİH sahnesi..

OSMAN GAZİ Hazretlerinin menkıbelerini uzun uzun anlatıp,gözlerini kapatarak mistik tefekkürlere dalmak tek başına yetmiyor..

O tarihlerde Yunan ordusu Bursa'ya girdiğinde,VENİZELOS'un oğlu SOFOKLES,Tophane'de bulunan Osman Gazi hazretlerinin türbesini
açtırıp,sanduka üzerindeki ipek örtüyü yere atıyor,ayağını sandukaya dayayarak,ordu fotoğrafçısına poz veriyordu.

( Osman Gazinin kutsal kabrini ayaklarıyla tepelediği ) Fotoğraf üç gün sonra Atina'daki gazetelerde,şu alt yazıyla yayımlanıyordu..
Ordularımız BURSA'ya girdiler.OSMAN GÖRÜYORSUNUZ,AYAKLARIMIN ALTINDA SEFİL VE HAKİR YATMAKTADIR !....

Bursa işgalinde OSMAN GAZİ ALP hazretlerinin türbesi defaeten kurşunlanmış, KALK DA MİLLETİNİ,DEVLETİNİ KURTAR ! naralarına muhatap
olmuştur..


Durum böyleydi...
Yapacak bir şey yok gibiydi...
Denizli Müftüsü Hulusi Efendi;

" Ben FETVA veriyorum.Her ne pahasına olursa olsun Yunanlılara karşı koymak gerekir.Hiç bir müdafaa vasıtası olmayan Müslüman dahi, yerden 3
taş alarak,düşmana atmakla mükelleftir " derken...

GAZİ KEMAL PAŞA Hazretleri,İzmir işgal edilip,PAPAZLARIN TAKDİS merasimi düzenledikleri gün SAMSUN'a hareket ediyordu..
Namus mücadelesi başlamıştı..

Yarım çarıklı askerlerle,süngüsü ve askısı dahi olmayan tüfeklerle,kütüklüklerden yoksun,el dokuması bembeyaz " TIRLIK " denen
şalvarlarının,KALIN ANADOLU BEZİNDEN yapılmış pantalonlarının ceplerinde mermilerini,yedek şarjörlerini taşıyan Aslanlarla kavga başlamıştı..

Yarım TAYINLA idare ediyorlardı..En büyük sıkıntıları düşmandan çok,kayaların parçaladığı çıplak ayaklarının kangrene çeviren yaralarıydı..

Süvariler tüm ağırlıklarını,CEFAKEŞ...Orta Asya bozkırlarından bu yana "AT,AVRAT,SİLAH " töremizde, kadından evel zikredilen,minyon fakat
dayanıklı ASİL ANADOLU ATLARININ terkisindeki,NAKIŞLI HEYBELERİYLE taşıyorlardı..

Tüm cephane şalvar ceplerinde ve atın terkisinde heybelerin taşıdığı kadardı..Lojistik ve cephane sevkiyatı kafileleleri henüz yoktu..Ama,Aslanlar
bu haliyle tehlikeden,tehlikeye atılıyorlardı..

ONLAR BEDİR'in ASLANLARI...
MUHAMMET MUSTAFA'nın ümmeti,OSMAN GAZİ ALP'in Türk çocuklarıydı.
Onlar İslam'ın kılıcı,FUKARA ama ŞEREFLİ MİLLETİN,sırtından bıçaklanmış SON ORDUSUYDU..


Topların kamaları şimendifer fabrikasından çıkmış,tecrübe edilmemiş el işi imalat ürünleriydi..İNGİLİZLERCE teslim alınmış toplardan arta
kalanlara,eski lokomotif dingillerinden KAMA yapılmaya çalışılıyordu..


İşte şartlar böyleydi..
Ama yırttık...Yırttık...SAKARYA'da yırttık..
Parça parça ettik..SEVR'i PAÇAVRAYA çevirdik..
Sen SAKARYA'yı bilir misin ? Bilip bilmediğini hiç sorguladın mı ?

Sakarya,Endülüs'te çarpışmadan düşmadan kaçan ABDULLAH'ın annesinin yüzüne tükürdüğü değil,yine onun tarif ettiği ERKEKLER meydanıydı..

Ama ERKEKTEN,erkeklikten daha fazlası vardı..

Bu meydan..
ŞEREFLİ ANADOLU kadının erkeğiyle beraber yazdığı,Emperyalist oyunların ocağına İNCİR AĞACI dikildiği meydandı..
Büyük zaferin arefesinde,bir HİLAL uğruna yitirdiğimiz onbinlerce güneşin,Allah tarafından milletimize tekrar BAHŞEDİLDİĞİ,doğurulduğu bir
savaştı..
Sakarya....................
Kıvrım kıvrım akar ya...

Topik konumuz başka,yazılanlar meselemizle ilgili olsa da burada kesiyoruz..

ATEŞTEN İMTİHAN olduğumuz o günlerde yüzyıllarca beraber ekmek yedikleri komşularına CELLAT olanlar ,kendilerine ekümeniklik ve
patrikhane tahsis etmiş,güvenmiş Devletine ihanet edip,fesatlık yapanlar,TİRAN'ların işbirlikçileri MEZALİME ortak oldular..

Zaferi kazandığımız da büyük bir hayal kırıklığı ve sönen hayallerin çöküntüsü,UTANCI içerisinde kendiliklerinden terk-i diyar ediyorlardı..
Çünkü büyük kumar oynamışlardı.
Daha doğrusu oynatılmışlardı..İ
İngilizler adına,HRİSTİYANLIK adına oynatılmışlardı..

Başkomutanlık Meydan Muharebesinde Yunanistan'dan gelenler cepheleri terk edip kaçarken,PATRİKLERİNİN talimatlarıyla YUNAN ordusuna
katılmış,komşularını boğazlayan ANADOLU YERLİ RUM kökenli askerler,kaçmıyor,Türk askerine ölene kadar direnmeye çalışıyordu..Çünkü kaybederlerse
kendilerine yolun göründüğünü biliyorlardı..

Ne de olsa oynadıkları kanlı bir kumardı ve kaybediyorlardı..
Kaybetmişlerdi..
Yazık ettiler..Yanlış ettiler..Günah ettiler..
Oyuna geldiler....

Bir sonraki mesajda sözü,bu durumu açıkca anlatan GAZİ KEMAL PAŞA hazretlerine bırakıp,LOZAN'daki görüşmelerle,HEYBELİ ADAYA
doğru gezintiye çıkacağız..

Bolkar bunu yazarken mehtaba bakmayı tabi ki ihmal etmeyecek..

Biz HEYBELİDE her gece..Mehtaba çıkardık..

Sandallarımız neşeyle dolar..Zevke dalardık....Şarkısını sanat adına dinlerken,OSMAN GAZİ ALP Hazretlerinin türbesini pisletenleri de
unutmayacak..

Unutmayacak...Hiç ama hiç unutmayacak..

Gayet mahrem tutulacaktır..

Erzurum.22.8.1919..


" Pek mevsuk elde edilen malumata göre Rum Patrikhanesinde MAVRİ MİRA isminde bir heyet teşekkül etmiştir.Bu heyetin reisi Patrik Vekili Droteos,azaları Athenagoras..Heyet doğrudan doğruya Venizelos'tan talimat alıyor."

Mustafa KEMAL......




Milli Mücadele zaferle sonuçlandıktan sonra,MAREŞAL Kemal Paşa hazretleri ve silah arkadaşları ,FENER PATRİKHANESİNİN TÜRKİYE TOPRAKLARINDAN ÇIKARILMASINI istemişlerdir..

Ancak,LOZAN görüşmelerinde bu mesele HİLAL-HAÇLI çatışmasına dönüşmüş,görüşmelere katılan tüm ülkeler ittifakla PATRİKHANE'nin İstanbul'da kalması konusunda, ŞİDDETLE TARAF olmuşlardır..



Lozan görüşmeleri devam ederken GAZİ PAŞA,25 Aralık 1922 tarihinde Le Journal gazetesi muhabiri Paul Harriot'a,Patrikhane hakkında ÇANKAYA'da aşağıdaki beyanatı veriyordu..

" Azınlıklara gelince bu konuda mübadele görüşünü ileri sürmüştük.Diğer Devletlerin temsilcileri de bu konuda bizim fikrimizi izlemişler ve onaylamışlardı.

Ama bir fesad ve hıyanet ocağı olan ve memleketimizde nifak tohumlarını eken,uyuşmazlıklar hasıl eden,Hristiyan hemşehrilerimizin huzur ve refahı için de uğursuzluğa ve felakete sebeb olan Rum Patrikhanesini artık topraklarımızda bırakamayız..

Bu tehlikeli teşkilatı memleketimizde muhafazaya bizi mecbur etmek için ne gibi vesile ve sebebler gösterilebilir ?

Türkiye'nin Rum Patrikhanesi için arazi üzerinde sığınılacak yer göstermeye ne mecburiyeti var ?

Bu FESAT OCAĞININ hakiki yeri YUNANİSTAN değilmidir ? "






GAZİ PAŞA ve silah arkadaşlarının görüşleri yukarıdaki gibiydi .Konu LOZAN'da müzakere ediliyor ve Avrupalılarca HRİSTİYANLIĞA saldırı şeklinde telakki ediliyordu..

Peki LOZAN'da ne oldu ?..İsmet Paşa ve Lord Curzon neler konuştu ?

Lozan heyetinde hangi delegemizin yaptığı gereksiz muhabbet,bu işin karışmasına sebebiyet verdi ?

Patrikhane Türkiye'de nasıl kaldı ?..Hangi koşullara uyacağının sözünü verdi..Kaç yıl hareketsiz ve ağırbaşlı kaldı ?

Daha sonra neler oldu ?

Arkadaşlar;

Lozan müzakerelerinde patrikhane konusunun en hararetli tartışıldığı dönemde,bir sabah vakti RIZA NUR'un ziyaretine Lord CURZON'un katibi Nicholson gelmiş.Patrikhane konusunda Türk tarafının verdiği mücadeleden şikayet ederek,özetle şunları söylemişti ;

1-) Patrikhane konusundaki tutumunuz bizi HRİSTİYAN alemine karşı zor duruma düşürmekte ve bizi yaralamaktadır..

2-) İngiliz halkı uyuyan aslan gibidir.Siz bu meselede durmadan eziyet,tahrik etmektesiniz.Hayvan dürtüle,dürtüle sonunda uyanacaktır..Uyandığı zaman artık gözü bir şey görmeyecektir.Niçin böyle yapıyorsunuz ?


RIZA NUR,bu şikayetleri dinledikten sonra İngiliz delegesine;

" Bu İsmet Paşa meselesidir,bizzat kendisi meşgul oluyor,o bilir,biz karışmayız,ona söylemek lazımdır." deme yanlışını yapıyor..Daha sonra da yaptığı bu görüşme hakkında İsmet Paşa'ya bilgi veriyor..



Gerisini İsmet Paşa'nın kendisinden dinleyelim..

" O anda başımda odanın döndüğünü hissetim.Rıza Nur'un Nicholsan'a söylediği sözlerin tamirinin mümkün olamayacağı büyük bir noksan,yanılma olarak gördüm.."

Rıza Nur'a dönerek..

-- Ne yaptın ? Patrikhane için yaptığımız bütün mücadeleyi sıfıra indirdin.Sen de benim gibi burada bir murahhassın.Demek ki Patrikhane meselesi murahhasları bağlayan bir mesele değildir..Hükümetin politikası değildir.İSMET PAŞA'nın şahsi arzusundan ibarettir,o uğraşmaktadır,anlamı çıkıyor..(devamı var..)..Çok fena yapmışsın" diyor..

İsmet Paşa vakit kaybetmeden;

Derhal Lord Curzon'dan randevu alıyor ve kendisine gidiyor..Curzon onu neşeyle karşılıyor..Orada bu mesele tekrar açıldığında;

Lord Curzon ona ;

" Patrikhanenin dünya işleriyle uğraşması yoktur.Hiç bir şeye karışmayacaktır.Karışmamalıdır.Ama İstanbul'dan Patrikhaneyi kaldırıp da bütün Hristiyan alemini örseleyecek bir muameleyi niye istiyorsun ?

İş döndü dolaştı,meselenin mahiyeti anlaşıldı.Ne Hükümetinin talimatı var,ne arkadaşlarının haberi var.Bu yalnızca senin arzun..Nereden çıkardın böyle bir meseleyi ? Sabahleyin katibimle görüştüm ( Nicholson ) bana bu neticeyi getirdi.."diyor..


İsmet Paşa çok uğraşmasına rağmen konuyu halledemiyor...

Paşa'nın itirazlarına CURZON ;

" Nafile uğraşma,tamir edemezsin " cevabını veriyor..



İşte bu noktadan sonra Lozan'da Patrikhane meselesi önemsiz bir mevzu haline geldi ve gündemden düştü..

İleriki günlerde VENİZELOS işin PERDE ARKASINI,İsmet PAŞA'ya anlattığında,yapılmış dikkatsizlik ve hatanın faturası ortaya çıktı..

Meğer,karşı taraf ters bir durum olması halinde PATRİKHANE'nin İstanbul'dan taşınarak AYNAROZ'a götürülmesi kararına çoktan varmışlar..Hazırlıklarını dahi yapmışlar..


Geçmiş olsun...

Olan ve ölene çare yok..




Dostlar,

Netice itibarıyla LOZAN'da Fener Patrikhanesinin ekümenikliğine son verilerek,ulusal bir kurum haline getirildi.

Kemal Paşa hazretleri tarafından " Fitne yuvası " olarak nitelenen Patrikhane,LOZAN görüşmelerinde " SADECE İSTANBUL RUMLARINA HİZMET eden,yalnızca DİNİ HİZMETLER ifasıyla iştigal eden müessese olmak " kaydıyla ve de bunun sözünü alınmakla,TÜRKİYE'de kalmalarına izin verilmişti.

Patrikhane,EYÜP KAYMAKAMLIĞINA bağlı bir dini kurum olarak faaliyetine devam edecekti.Yani, Müslümanların dini hizmet veren herhangi bir Müftülüğünden farkı olmayacaktı..

Nitekim GAZİ PAŞA'nın 1923 ve 1936 yılında bizzat kendisinin İSTANBUL Valiliğine verdiği özel direktifleriyle,bu müessese hakkında düzenlemeler yapılmış,patrikhane ulusal dini kurum düzlemine çekilmiştir..

Yine Paşa hazretleri döneminde Patrikhane'ye bağlı 40 metropolitliğin sayısı 7 taneye düşürülmüştü.

Gazi döneminde,Patrikhane çok sıkı bir takibat,denetim altına alınmış,o yıllarda kapatılmış MASON LOCALARININ yanı sıra,bu müessese de son derece sessiz,ağırbaşlı faaliyetler sürdürmek durumunda kalmıştır..

LOZAN'da alınmış söz SENET hükmünde değerlendirilmiş,bunlara uyulması hususunda son derece kıskanç davranılmıştır..



Efendi,

Güncele gelmemize az kaldı..

Yukarıdaki bahsettiğimiz SESSİZ POZİSYONLARDAN;

Şİmdiki zamanlarda,AB parlamentosunda ekümeniklik nutukları atılan,OBAMA'nın ağzından ekümeniklik taleplerini dillendiren,ÇİFT KARTAL BAŞLIKLI BİZANS bastonunun gözlerimizin içerisine sokma CÜRETİNİN gösterildiği,SÜPER ÖĞRENCİ YETİŞTİRME makinası Heybeli Ada Ruhban okulunun BATI TRAKYA'dan dem vurulmadan açılması taleplerinin haykırılması vaziyetlerine,ne şekilde VASIL OLDUĞUMUZUN polemiklerine gireceğiz..



Sen ekümenik olacaksın..

Kendi Patriğini,Sen Sinod'unu kendin seçeceksin..

Batı Trakya'da benim soydaşıma Müftü seçme hakkı vermeyeceksin..

Onların her türlü mal,mülk edinme haklarına temlik koyacaksın..

Sonra karşıma meşhur bastonunla geçip,dini özgürlüklerden bahisle;

Tarih boyunca,milletime HAİNLİK etmiş SÜPER MAN'lar yetiştiren,Heybeli Ada Ruhban Okulunun açılması lakırdılarını dillendireceksin..


Hay !..MaşAllah,maşAllah...Nazar değmez inşAllah..

Ohh..Ohh..Yeme yanında yat..

Yastığı kuş tüyünden..

Ekşisi koruk suyundan olsun..



Meselenin dibini başını iyice anlayıp,bellemek,hakkıyla polemik yapmak için,öncelikle en yukarıdaki yazılanları iyice okuyacağız..

Devam ediyoruz..Acelemiz yok..


Mümkün olduğu kadar hafifletmeye,SIZMA zeytinyağı yemeyenler için RİVERİA,Light haline getirmeye çalıştığımız yazıların tamamı okunmadıkça konuya müttali olunamaz..

O zaman ara toparlama yapalım..


1-) Patrikhane Osmanlı tarafından tesis edilmiş,etkinlik sınırları genişletilmiş,KATOLİK hristiyanlığına karşı desteklenerek ekümenik yapılmış,her türlü özgürlük-hürriyetler kendilerine bahşedilmiştir.

2-) 1711 yılı itibarıyla patrikhane Osmanlı aleyhinde faaliyetlerine başlamış,Mora ayaklanmasına karışmış,sonrasında Osmanlı aleyhinde her türlü faaliyetin merkezinde olmuştur.

3-) Bu durum Milli Mücadele döneminde zirveye çıkmış,Patrikhane ve yerli RUM destekli YUNAN ORDUSU ülkemizi işgal etmiştir.Türkiye'ye savaş açmışlar ve kaybetmişlerdir.

4-) Lozan'da patrikhane her türlü gayrete rağmen Türkiye'den çıkarılamamış.Ekümenikliği Türkiye tarafından tanınmamış,LOZAN'da alınan senet hükmündeki sözlere mukabil EYÜP Belediyesine bağlı,yalnızca dini vazifeler ifa eden müesse olarak faaliyetine müsaade edilmiştir..


Şimdi yukarıdaki 4 maddenin ayrıntılarını önceki mesajlarda yazdık.Alakalı olanlar okurlar,anlarlar..



Bundan sonraki mesajlarda ,Gazi Paşa döneminde HALİM-SELİM kendi halinde duran,EYÜP Belediyesine bağlı patrikhanenin 2009 yılına geldiğimiz günümüzde nasıl KAFASINI kaldırdığı,bunun ne vakitten beri başladığı,niye başladığı vesair hususlarını anlatmaya çalışacağız..

HEYBELİ ADA RUHBAN OKULU meselesi bir ayrıntıdır.Hadisenin ana kaynağı EKÜMENİKLİKTİR.Bu okul zaten 1970 yılına kadar faaliyetteydi.

Türkiye bu okulu niye açmıyor ?

Açacak olursa nasıl açmalı ?

Bunlardan önce sürecin tahlilini yapmak gerekiyor.Mesele BASİT bir OKUL açma konusu değildir.

Peki nedir ?



********************************
********************************


TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ YARGISININ 2007 YILINDA;

FENER PATRİKHANESİNİN ,BULGAR KİLİSESİNDE PAPAZ OLAN KONSTANTİN KOSTOFF İLE ALAKALI VERDİĞİ KARAR NEDENİYLE ,ortaya KOYDUĞU GEREKÇELİ YÜKSEK MAHKEME İÇTİHATI aşağıdadır..


Buyurun........Çok sağlam incelemeye çalışalım derim.Aşağıdakiler konuya vakıf olabilme açısından hayati derecede mühim..


Saygıyla..................





Fener Patriğine soğuk duş......

(http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=91296)


Fener Rum Patriği'nin ekümenik iddiasına Yargıtay gerekçeli kararla cevap verdi.



Yargıtay, Türkiye topraklarında kalmasına izin verilen Partikhane'nin, tamamen Türk hukukuna tabi olduğuna işaret ederek, egemen bir devletin, kendi topraklarında yaşayan azınlıklara kendi vatandaşlarından farklı bir hukuk uygulayarak çoğunluğa dahi tanımadığı bir takım ayrıcalıkları onlara tanımak suretiyle özel bir statü vermesinin, Anayasa'da gösterilen eşitlik ilkesine açıkça aykırılık oluşturacağından kabul edilemeyeceğini vurguladı.


Yüksek Mahkeme, bu nedenle Patrikhane'nin ekümenik olduğu iddiasının yasal bir dayanağı bulunmadığına dikkati çekti. Fener Rum Patrikhanesi görevlileri, Vasil Yuanidi, Dimitri Bartalomeos Arhondon, Apostol Daniilidis, Yanaki Atanasyadis, Kostandinos Harisiyadi, Yorgi Diragun, Mihal Roka, Hirisostos Emilyos Konstandinidis, Dimitri Savaidis, Haralambos Sofronıadis, Hiristomo Kalaycı, Dimitro Komatas, Iakovas Fenerli hakkında,''dinlerden birine ait ibadet ve ayinden başkalarını men etmek'' iddiasıyla kamu davası açıldı.


Sanıkların, görev yaptıkları Fener Rum Patrikhanesinin, Bulgar ortodoks Kilisesi üzerinde ruhani üstünlüğü olduğu düşüncesinden hareketle Bulgar kilisesinde papaz olarak görev yapan Konstantin Kostoff'un ''ruhanilik sıfatının kaldırılmasına karar alarak'' adı geçenin din özgürlüğünü ihlal ettikleri'' iddia edildi.


Fatih 3. Asliye Ceza Mahkemesi, sanık Mihal Roka'nın ölümü nedeniyle kamu davasının düşmesine, diğer sanıklar Arhondoni, Harisiyadi, Sofroniadis, Daniilidis, Kalaycı, Yuanidi, Atanasyadis, Diragun, Savaidis, Komatas, Konstandinidis ve Fenerli hakkında ise beraat kararı verdi.


Davaya katılanlar Konstantin Kostoff ve Bujidar Cipof vekili ile Cumhuriyet Savcısının kararı temyiz etmesi üzerine dosya Yargıtay 4. Ceza Dairesi'ne geldi. AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Daire, sanıkların eylemlerini ''din özgürlüğünü ihlal'' niteliğinde bulumadı ve onama istemli tebliğnameye uygun olarak Fatih 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nin, sanık Mihal Roka hakkında ölüm nedeniyle davanın düşmesi, diğer sanıklar yönünden beraat kararını oybirliğiyle onadı.



RUHANİ YETKİNİN KALDIRILMASI


Dairenin gerekçesinde, Rum azınlığa mensup Fener Rum Patriği ve Sen Sinod (Kutsal Meclis) üyeleri olan sanıkların, diğer bir Ortodoks azınlık olan Bulgar kökenli Türk vatandaşlarının dini ayin ve işlerini yürüten Bulgar Kilisesi üzerinde dini ve hukuki açıdan hiç bir yetkileri bulunmadığı halde, İstanbul Haliç'te bulunan Sen Stefan Kilisesi'nde (Demir Kilise) Bulgar Kilise Vakfı ile yapılmış iş akdine dayalı olarak papazlık görevi yürüten ve kilisedeki ayinleri yöneten Konstantin Kostoff'un ayinlerde ''Fener Patriğine karşı itaatsiz davrandığı, ayin sırasında Patriğin adını anması gerekirken anmadığı'' gerekçeleriyle ''ruhani yetkisinin kaldırılmasına'' karar aldıkları belirtildi.

Gerekçede, sanıkların, bu kararı Bulgar Kilisesi Vakfına ve dünyada çeşitli yerlerde bulunan Ortodoks kiliselerine bildirdikleri, ''bunun sonucunda baskılara dayanamayan Bulgar Kilisesi Vakfı Yönetim Kurulunun katılanın iş akdini fesh ederek kilisedeki görevini sona erdirdiği'' kaydedildi.



PATRİKHANE'NİN HUKUKİ DURUMU


Patrikhanenin Türkiye'deki hukuki durumunun irdelendiği gerekçede, Türkiye'deki azınlıklar konusunun Lozan Antlaşması ile düzenlendiği anımsatıldı. Lozan Antlaşması'nın müzakereleri sırasında azınlıkların varlığı ve hakları görüşülürken, antlaşma metninde Fener Patrikhanesi ile ilgili bir hükme yer verilmediğine işaret edilen gerekçede, antlaşmanın sonuç metninde ve konvansiyonun eklerinde, Fener Rum Patrikhanesi'nin ismen dahi zikredilmediği, sadece bir azınlığın kilisesi olarak belirtildiği vurgulandı. Bu nedenle statü olarak bir azınlık kilisesi olduğu kaydedilen gerekçede, anlaşma metninde Patrikhanenin hukuki durumuyla ilgili hiç bir hükme yer verilmediğinden, durumun Lozan müzakerelerinin görüşme kayıtlarının esas alınması suretiyle tamamen Türk iç hukukuna göre belirlenmesi gerektiği ifade edildi.



LOZAN KONFERANSI'NIN MÜZAKERE KAYITLARI


Dairenin gerekçesinde, Lozan Konferansı'nın müzakere kayıtları incelendiğinde, görüşmeler sırasında Türk heyeti tarafından Patrikhanenin yurt dışına çıkarılması konusunda ısrar edildiği, müttefik temsilci heyetinin de resmi konuşmalarda, ''patrikhanenin siyasi veya yönetime ilişkin işlerle asla uğraşmayacağı, sadece din alanına giren işlerle yetineceği'' konusunda garanti verdikleri ifade edildi.


Bu garantilerin 10 Ocak 1923'te görüşme kayıtlarına geçirilen sözlü anlaşma olduğu belirtilen gerekçede, bu garantilerin, Türk temsil heyetince ''sözlü senet'' sayıldığı ve yalnızca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından Rum kökenli Ortodokslar'ın dini işlerini (ayin, nikah, boşanma, vaftiz...) yürütmek koşuluyla siyasi ve yönetsel bütün hak ve yetkilerinden arındırılarak İstanbul'da kalmasına izin verildiği kaydedildi.


Gerekçede, Lozan Antlaşması'nın müzakereleri sırasında uzun süren tartışmalar sonunda belirginleşen Patrikhane'nin, Osmanlı İmparatorluğu döneminde elde ettiği bütün ayrıcalıkları yitirdiği ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu ile yeni bir statüye dönüştürüldüğü vurgulandı. Dairenin gerekçesinde, bu durum çerçevesinde Patrikhane'nin, ''Türkiye'deki Rum azınlığın bir kilisesi olarak sadece dini yetkileri haiz bir kilise niteliğinde ve antlaşmanın Azınlıkların Korunması başlıklı 35-45. maddeleri çerçevesinde mütalaa edilmesi gereken dini bir kurum'' olduğuna işaret edildi.

Mustafa Kemal Paşa'nın yaşadığı yıllarda Mason locaları kapatıldığı gibi,Fener Patrikhanesi dikkatle takip edildi.Kemal Paşa bu konuda son derece hassasiyet içerisindeydi.

Gazi'nin ölümünden sonra patlayan II Dünya savaşı ve STALİN döneminde RUSLAR Türkiye'ye karşı gerginlik siyaseti izleyerek,Kars,Ardahan ve Boğazlar üzerinde taleplerde bulundular.

Türkiye NATO ve ABD'nin müttefikliğine sığındı.Stalin'in Komünist olmasına rağmen Patrikhane üzerinden yürütmek istediği bir siyaset vardı..( Bunun detaylarını ve günümüzde de devam etmekte olan Fener-Moskova konusunu başka bir mesajda aktaracağız..)

Sonuçta,MİLLİ MÜCADELE yıllarında FESAT faaliyetlerin içerisinde olan,bizzat Mustafa Kemal tarafından " Venizelos'tan emir aldığı " açıkca belirtilen,TÜRK ZAFERİNDEN sonra Türkiye'den kaçan,MEŞHUR Türk düşmanı Papaz ATHENAGORAS'ın Fener Patriği olması konusunda ABD devreye girdi,onun kendi adayları olduğunu belirtti.

Türkiye Rusya tehdidi nedeniyle,ABD'nin eline düşmüştü..

PAPAZ daha ABD'de iken Fener Patriği seçildi..

ATHENAGORAS,ABD Başkanı Truman'ın özel uçağıyla 1949 yılının ocak ayında İstanbul'a gönderildi..Her şey yasa dışı ve LOZAN ilkelerine aykırıydı.

Bu PAPAZ Milli Mücadeleden sonra,yürüttüğü faaliyetler nedeniyle yurt dışına kaçmak durumunda kalmış,vatandaşlıktan atılmış birisiydi.Bu nedenle ortaya konan icraat yasadışı ve gaflet niteliğindeydi..

Hemen 1 gün sonra merasimle TAÇ giyen PAPAZ,Trene binerek yanına aldığı Rum kökenli İstanbul mebusu Moskes ve Kadıköy,KONYA,Bozcaada metropolitleriyle Ankara'ya hareket etti..

Ankara'da Devlet zevatı tarafından törenle karşılandı,aynı gün Cumhurbaşkanlığı köşkünde kabul edildi.

Athenogaras'ın asıl ismi Aristokles SPİRU olup,1903 yılında İstanbul'a gelip HEYBELİ RUHBAN okuluna kaydolmuş,1910 yılında bu okuldan mezun olduktan sonra,MAVRİ MİRA örgütünü kurarak malum faaliyetlerini gerçekleştirmiş,bunda da Mustafa Kemal PAŞA'nın söylemlerine konu olacak kadar başarılı olmuştu..

Ayrıca,Bebek Metropoliti iken ABD'ye kaçtığında,Bakanlar Kurulu tarafından " Türkiye aleyhtarı faaliyeti " nedeniyle yurtaşlıktan çıkarılmıştı..

Bu PAPAZ yıllar sonra ABD'den Türkiye'ye dönüyor,Patrik oluyordu..

Athenagoras Patrik olduktan sonra,nufüz alanını hızla genişletmeye başladı.Kemal Paşa'nın 7'ye indirdiği metropolitlik sayısını hemen 20'ye çıkardı.Bunların BİZANS dönemindeki isimlerini kullanmaya başladı..

Yunanistan'ın desteğiyle AYNAROZ ve GİRİT'i de kendisine bağladı.Bu türde faaliyetlerin tamamı LOZAN'a aykırıydı..

Üstelik ihanetleri nedeniyle yurttaşlıktan atılmış Zaharopulos,(meşhur) YAKOVAS gibi yurt dışına çıkarılmış,ayriyeten YUNAN UYRUKLU bir çok PAPAZ,Bakanlar Kurulu kararıyla Athenagoras'ın gayretleriyle tekrar vatandaşlığa alınıyorlardı.

Bir kere ABD'nin kucağına oturulmuştu..Bu olanlar AVİL AVİL seyrediliyordu.

ABD ekümeniklik konusu içinde baskı yapmaya başlamıştı.

Athenagoras iyi çalışıyordu..Hükümet nezdinde yaptığı girişimlerle HEYBELİ ADA RUHBAN okulunda yabancı öğrenci yasağını kaldırttı.Burayı 1951 yılında yüksek okul statüsüne aldırmaya muvaffak oldu..

Halbuki bu okulda 1939 yılında CASUSLUK FAALİYETLERİ gerekçesiyle YABANCI ÖĞRENCİ alımı konusunda yasak vardı..İşte PAPAZ bu yasağı kaldırtmaya muvaffak oldu..

Ancak ne demişler...

Can çıkar,huy çıkmaz..


Patrikhanede de başka bir CASUSLUK olayı patladı..ATHENAGORAS'ın vekili,Sinod Üyesi EMİLYANOS,Metropolit CANAVALİS yaptıkları eylemlerden dolayı Türkiye'den kovuldular.,

Bu karar 1964 yılında alınmıştı.Aynı günlerde 3 ADET RAHİP ( Konstantin-Panayot-Anastas isimli ) ve yine İzmir Yunan konsolosluğunun görevli rahibi Dimeteos Emonnit aynı şekilde KOVULUYORLARDI..

Patrikhaneye bağlı SÜPER ADAMLAR yetiştiren HEYBELİ OKUL,heybesinden gene çıkaracaklarını çıkarmıştı..

Ama olan olmuştu bir kere..

1949 yılı itibarıyla defalarca seyrettiğimiz oyun tekrar sahneye konuyordu..Metropolitler kostümlerini giyiyorlardı..

7 kısım tekmili birden...

PERDE...

Seyret,seyret dur..

AVİL tarafından....

Birazcık nefeslenip,ARA PARANTEZ açalım..



1951 yılından tekrar 1940'lı yıllara dönelim...Athenagoras'ın ABD tarafından Fener Patriği seçilmesinde ve ABD'nin FENER'e alaka göstermesinde o dönemin şartlarında başkaca sebeblerde vardı.

STALİN Komünist ideolojiye bağlı olmasına rağmen,II Dünya savaşı yıllarında Ortadoğu ve Balkanlardaki ORTODOKSLARA sempatik görünmek istemişti,önce 1943 yılında MOSKOVA Patrikliğini aktif hale getirdi,buranın başına önce Sergei isimli bir komünisti,2 sene sonra da ALEKSİ'yi atadı..

Bununla yetinmeyip Fener Patrikhanesi'ne el atmaya çalıştı..5.ci MAKSİMOS yeni patrik seçildi..

Devreye CIA ajanları girdi,onlar MAKSİMOS'un komünist olduğu düşüncesindeydiler..

Vaziyet PATRİK vasıtasıyla,aynı SSCB gibi Ortadoğu ve Balkanlarda etkinlik sağlamak isteyen ABD'nin aleyhine bir gelişmeydi.

İste bu dönemde STALİN'in Türkiye'ye yönelttiği tehditler onlara gerekli zemini sağladı..

MAKSİMOS Mart 1948'de görevi bırakmak durumunda kaldı.

Sonra da ;

Bir önceki mesajda anlattığımız şekilde MİLLİ MÜCADELE zaferimizden sonra ABD'ye kaçan,HEYBELİ mahsülü ATHENAGORAS,ABD Başkanı TRUMAN'ın özel uçağıyla Türkiye'ye gönderildi..

Athenagoras'ın TAÇ merasimi sonrasında gerçekleştirdiği icraatları yine bir önceki mesajda anlatıp,1964 yılına kadar geldik..




Dostlar;

Patrikhane ekümenikliği ve Ruhban Okulu meselesinde farklı hedeflere sahip 3 BÜYÜK oyuncu vardır..

ABD.....RUSYA.....AB...

Bu 3 güç merkezinin hedeflediği,TEOPOLİTİK stratejiler YUNAN Mİlli çıkarlarının lehine sonuçlar doğurururken,TÜRKİYE'nin temel menfaatlerinin aleyhine neticelere sebebiyet vermekte,milli çıkarlarımızla çelişecek potansiyelleri taşımaktadır..

Bu konuya tekrar dönmek kaydıyla,biz 1964 yılından itibaren yaşanmış gelişmelerin sohbetine devam edip,ABD-AB ve Rusya'nın patrikhane ve Ortodoks dünyası üzerindeki rekabeti,siyasetlerini konuşmaya çalışacağız,çünkü soğuk SAVAŞIN bitmesi yeni şartları doğurmuştur..

ATHENAGORAS döneminden, kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Onun 1951 yılında GREK YAYILMACILIĞININ HARP OKULU,Heybeli Ada Ruhban mektebini TC Hükümeti nezdinde yaptığı girişimlerle Yüksek Okul statüsüne kavuşturduğu,vatandaşlıktan atılmış bir çok sabıkalı Papaz ve Yunan yurttaşının TC tabiyetine alınmasındaki gayretlerinden,diğerlerinden bahsetmiştik..( 15 nolu mesaj)


HEYBELİADA PAPAZ okulu 809 yılında DESPOTLAR MANASTIRI adıyla kurulmuş,860-862 tarihlerinde Karadeniz üzerinden akın yapan KAZAKLAR tarafından yıkılmış,yağmalanmış,1270'li yıllarda tekrar onartılmıştı.

Burası 18.ci yüzyıla kadar manastır olarak hizmet verdi,sonra 1722 yılında okul haline getirildi.1821 yılında manastırıyla beraber yanan bu okul,1844 yılında yeni binasıyla inşa edildi..Faaliyete başladı..

PAPAZ yetiştirmeye başladı..

Bu okul Teolojik eğitiminin dışında,İDEOLOJİK-SİYASİ tedrisata,ELENİZM bilinçlendirmesine ehemmiyet vermiş,son derece ŞÖHRETE HAİZ olmuş, SÜPER TÜRK DOSTU şahsiyetler yetiştirmiştir..

Her biri,her daim HAZİRUN olmuşlar,tarihe geçmiş SÜPER İCRAATLARINI,Patrik GRİGORYAS'tan,Başpiskopos MAKARİOS'a kadar açıkca sergilemişlerdir.

Bunların neredeyse tamamı HEYBELİ ADA'da,ilim ve de bilim tahsil etmişler..

Buradan yetişmişler;

Mora,İstanbul,İzmir Kordonu,Rumeli,Anadolu ve daha yakın zamanlarda Kıbrıs'a kadar,bir çok mıntıkada CELLAT TAKDİS etmişler,akıtılmış KAN TEMAŞI'nın haricinde,arkalarından KİN KAPISI nevi MİRASLAR bırakmaktan imtina etmemişlerdir..


Heybeli Ada Ruhban okulunun,öğretim üyeleri çoğunlukla FENER RUM Patrikhanesinin,SEN SİNOD meclisi üyeleridir.

Tam 127 yıl boyunca bu okul,PATRİKHANE ödeneğiyle finanse edilmiştir..

Athenagoras döneminde yabancı öğrenci alma imtiyazını elde eden bu okulda,1952 yılında 70 adet öğrenci,20 adet öğretim üyesi vardı..Bunların arasında YUNANLILAR'da vardı..

Öğrencilerden sadece 10 tanesi Türk uyruklu olup,gerisi Yunan,Girit,muhtelif Yunan adaları, Kıbrıs, Habeş,İskenderiye ( Mısır) , Suriye,Afrika menşeiliydi..

(13 nolu mesajda bu süreçte yaşanmış bazı olayları aktarmıştık..)

Bu okul,TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ ANAYASA MAHKEMESİ TARAFINDAN 1971 yılı, Ocak ayının 12'sinde KAPATILMIŞTIR..

Emperyalist küresel kapitalizmin koç başı misyonunu yüklenmiş,HAÇLI BAŞLARININ aşkları, Birlikteforum'da kimi arkadaşların TOPİKLER açarak gündeme getirdiği,sohbetini yaptığı AŞKLARA ve aşıklara benzemez..

Emperyalist aşk ve ihtiras;

Onlar kadar sükun,reddedildiğinde bunu kabullenen,fedakar ve saygın ADEMLERİN AŞKI gibi değildir..

Emperyalistin aşkı dur durak bilmez.

Bunların ki ;

Son derece şehvetli,ısrarlı,HAYIR ! cevabına katiyetle tahammül göstermeyen türde aşklardır..


ŞILLIKLAR kadar yapışkan,uğrunda oluk,oluk kanlar dökülüp,milletlerin,halkların yok edilmesinin işten dahi görülmediği,şimdiler de ORTADOĞU'da örneklerine rastladığımız,BATILI bilinç altlarında egzotik,dansçı casus MATA HARİ'nin çıplak göbeği üzerinden,ihtiraslı hülyalarla planlanmış,HAÇLI'nın kuşaktan kuşağa sonrakilerine teslim ettiği,KONSTANTİNOPOL istikametinden başlatılması yüzyıllar önce kararlaştırılmış BÜYÜK ŞARK projesinin MİHENK noktasında, küresel kapitalizmin VAZİFE İFA etmesine ŞİDDETLE İHTİYAÇ duyduğu PATRİKHANE ve de ELENİZM vardır.


İSLAM-HRİSTİYAN

BATI-DOĞU kavgasının başlama vuruşunun yapılacağı ve yapılması gereken mıntıka KONSTANTİNOPOLİS'tir..

Patrikhanenin ekümenikliği kabullendirilmeli,Ayasofya teslim alınıp ilk aşamada burada VATİKAN benzeri bir Devlet kurulmalıdır.Bunun gerçekleştirilmesi için de HEYBELİ ADA RUHBAN OKULUNUN yetiştireceği,malum aşka hizmet edecek MAHBUBLARA,SEVGİLİLERE ihtiyaç elzemdir..Bu olmazsa olmazdır..


Birlikteforum'un aşk topikleri müdavimlerine,BOLKAR soruyor..


Lütfen söyleyiniz !..Sevgili olmadan AŞK olur mu ?

Olmaz değil mi ?


İşte bu misal; FRENK MENŞEİLİ AŞKLARDA,PATRİKHANE EKÜMENİKLİĞİ SAĞLANMADAN Balkanlar,Karadeniz ve Ege'de KUR YAPILAMAZ..GUBARILIP,buralarda teslim alınanlardan sonra,yönü DOĞUYA çevirip EGZOTİK LİMANLARA açılımlar yapılamaz..


Bundan dolayı ısrar,arzu,şehvet,kan,ölüm,aşk,yüzsüzce taleplerin ardı arkası kesilmez..

Tek çaresi TÜRK İSLAMIN dikilmesi,tokadını tersinden hatırlatması,bazen 1974 KIBRIS SAVAŞI misali suratlarında şakırdatması,yukarıda bahsettiğimiz AŞKLARIN hakkını fazlasıyla verebilecek kudret,İKTİDAR ve güce sahip olduğunu göstermesidir..


İnşAllah !..diyor,EMPERYALLERİN ısrarlı aşk maceralarını kaldığımız yerden anlatmaya devam ediyoruz..







HEYBELİ ADA PAPAZ Okulu,1971 yılında ANAYASA MAHKEMESİ tarafından kapatıldı !. demiştik...

EVANGELİST ABD,yakın coğrafyamızdaki ORTODOKS dünyasını vaktiyle İNGİLİZLER'in yaptığı gibi biçimlendirmek,kullanmak için o tarihten itibaren değişik zamanlarda bu okulun açılması konusunu gündeme getirdiler..

Patrik Bartholemeos'un arzusu üzere,Yunan Başbakanı MİÇOTAKİS 1991 yılında ABD'ye giderek bu okulun açılmasını istedi.Bunu 1992 yılında Türkiye'den de talep etti.

BARTHOLEMEOS bu konuda hiç bir yetki taşımamasına rağmen,1992 yılında Milli Eğitim Bakanı Köksal Toptan'dan bu okulun açılmasını istedi..İş bununla kalmadı devreye DÜNYA KİLİSELER BİRLİĞİ,Fransa KATOLİK Konseyi,AVRUPA BİRLİĞİ resmen girdi..

Okulun açılması ve ekümeniklik ikisi aynı anda talep ediliyordu.Nitekim Nisan 1994 tarihinde ABD Başkanı BİLL CLİNTON,önce Yunanistan Başbakanı Papandreu ile görüştü ardından Türkiye Hükümetinden;

" İstanbul'daki EkümenikPatrikliğinin statü ve çalışma şartlarıyla ilgilenmesini" istedi ve bu isteğini açıkladı.

1994 Ağustosunda Patrikhane ( ne tesadüf PKK işlerinin zirvede olduğu yıllar değil mi ? ) KAPALI HALDE OLAN Heybeli Ada Ruhban okulunun 150.ci kuruluş yıldönümünü kutladı...

Hristiyan dünyasının tüm temsilcileri istisnasız gelerek gövde gösterisi yaptılar.Katolik Dünyası temsilcileri,VATİKAN Büyükelçisi,Dünya Kiliseler Birliği vesaire hepsi teşrif ettiler..PAPAZ mektebinin açılması talep edildi..

Tarih 1995 yılını gösterdiğinde PATRİK Efendi,Haziran ayında Yunanistan'ın sağladığı bir uçakla Vatikan'a gidip PAPA JEAN PAUL ile bir araya geldi.Öncesinde Yunanistan'da askeri törenle karşılandı..( Devlet Başkanı..)

Ardından ABD'ye geçti..İsmi ABD sokaklarına verildi...

Ve..ve.. ve.....Bu kısmı iyi okuyalım !...Daha evel sadece bir kez ABD'yi kuran GEORGE WASHİNGTON'a VERİLMİŞ OLAN,ABD ONUR MADALYASI Fener Patriğine TAKDİM edildi..


1996 yılında AB parlamentosundan 20 parlamenter Fener'e gelip,burada 11 saat süren gizli bir toplantı yaptılar..Toplantıda AB parlamentosunu HRİSTİYAN DEMOKRATLAR lideri ve eski BELÇİKA BAŞBAKANI'da vardı..Heybeli Ada taleplerinin burada da gündeme getirildiği öğrenildi..

Takvim yaprakları Ekim 1997'yi gösterirken,Vatikan türü " Rum Ortodoks Devleti " hayallerini kuranlar çoğalıyorlardı.YUNAN HAVAYOLARININ emrine tahsisi ettiği uçakla,yine ABD yollarına vuran Patrik Efendi,üst düzey yetkililerle görüşerek HEYBELİ'nin açılmasını talep etti.

CLİNTON patrik efendiyi 300 milyonluk Ortodoks dünyasının ruhani lideri ve ekümenik olarak lanse etti.Papaz okulunun açılması gündeme getirildi..Nitekim bu talep o dönemki Başbakan Mesut Yılmaz'a TEKRAR edildi..




Dostlar,

Hülasa, bu ısrarlı aşk macerası sürdü gitti..Halen de sürüyor..Geçen ay Türkiye ziyareti yapan OBAMA,Ayasofya'da Başbakan Tayyip Erdoğanla beraber gezip,KEDİ GİLİYİ sevdikten sonra,TÜRK DEVLETİ ve HALKINA TBMM'de yaptığı konuşmada,kendisinden öncekilerinin yaptığı gibi HEYBELİ PAPAZ okulunun açılması isteğini deklare etti..





Canlar,

Anlayacağınız önüne gelen Türk halkına aç !..diyor..

Oranı aç,buranı aç !..muhabbetleri devam ediyor..

Hani açınca ne olacak ?..Açmakla ne olur ?

Bir kez öptürmekten bir şey çıkar mı ? Çıkmaz..Öptürelim !..Türünde, Heybeli'de 3-5 tane PAPAZ yetiştirsek de,bunlar da başka ülkelere gitse,ülkemizin TURİZM ve KÜLTÜR temsilcileri olsa ne hoş olur !..

Yoksa ;

Ayasofyanın kedisi,OĞLAN mı doğurur ?

Amanini Kelle,altını üstünü YELLE !..

Fincan taştan mı oyulur ? Taş fincandan mı olur ?..şeklindeki ZİHNİ SİNİR mahsülü,190 dereceli IQ ürünü incileri ,amatörce,seslice düşünmeye gayret edeceğiz..

Ancak tezahürat şiddetli..7 kısmı tekmili birden;

Aç !..Aç !..Açmakla ne olur ? diye bağırıp duruyor..

Eğer açacaksak nasıl,nereyi,hangi şekilde açacağız ?..Bunu da düşünmeliyiz..


Ne kesmesi ,devam edeceğiz..Daha yeni ısınıyoruz...

Öncelikle burada çok çok özetle aktarmaya çalıştığımız konularla alakalı sayın hocam Hasmetvu hanım efendiye ve ÜSTAD Savtegin hocamıza teşviklerinden dolayı teşekkür ediyorum..

Ayrıca,yazı karakterim nedeniyle verdiğim bir rahatsızlık olduysa,ki bu üslubumdan vazgeçemem... Hocalarımın şahsında,uygun görülmeyen kelime ve cümleleri tashih etmelerine rıza gösterdiğimi beyan ederim..

Son olarak da,sayın msknz38 hanım efendiye, bende aynı şekilde saygılarımı iletiyorum..

Muhabbetle...........


*****************************
*****************************


Dostlar,

Türkiye Cumhuriyeti Devleti Fener'in ekümenikliğini kabul edemez,etmez ve hangi siyasi düşünce iktidarda olursa olsun kabul etmemiştir.Partiler üstü bir konudur,LOZAN anlaşmalarına tamamen aykırıdır ve Türkiye'nin egemenliğiyle bire bir alakalıdır..

Ekümenikliğin niçin istendiği ve talep edildiği hususunu ileriki mesajlarda aktarmaya çalışacağız.Çünkü konunun 3 büyük güç merkezinin menfaatlerini ayrı,ayrı ilgilendiren yönleri,ayrıca bu konuda ciddi kazanımlar sağlayacak Yunanistan ve direkt olarak Milli çıkarları risk altına girecek Türkiye boyutu vardır..

İşin bu tarafını mutlaka istişare edeceğiz....


Öncelikle,konuyu tarihi sürecinden bugüne ,yıkılan BÜYÜK İMPARATORLUĞUMUZ sonrası kurulmuş Türkiye Cumhuriyetinin LOZAN müzakerelerinde PATRİKHANE ile alakalı yaptığı görüşmeleri atlamadan, çok çok özetle ve okuması kolay bir üslupla taşımaya çalıştık.( Ne kadar başarabildik ? onu bilemiyoruz..)


İkinci aşamada da;

Yeni Cumhuriyet tarafından ekümenikliği tanınmamış,EYÜP Belediyesine müessese olarak bağlanmış ,zamanında ECDADIN kendilerine gösterdiği güvene İHANETLE cevap vermiş,FENER KİLİSESİ üzerinde STALİN döneminde başlayan, DANTEL OYASI gibi ağır,ağır işlenmiş HAÇLI projeleri, 1949 sonrası Türkiye hükümetlerinin bu meseledeki zafiyetleriyle süren gelişmeleri,ÇİFT KARTAL BAŞLI BİZANS BASTONUNUN 2009 yılında gözümüze tekrar, nasıl sokulmaya başladığını aktarmaya gayret ettik..

Aslına bakılacak olur ise;

Önceden de belirttiğimiz gibi RUHBAN OKULU meselesi,EKÜMENİKLİĞE açılan ilk kapı hükmündedir.Ekümeniklik konusuyla ilintili,YEKPARE parçanın küçük legosudur..İşin ön cephesidir,burada elde edilecek kazanım ekümenikliğin önünü mutlaka açacaktır.


Tamamı yazılı belge ve çalışmalara dayalı önceki mesajların okunması,okuyan arkadaşlarımızın menfaatlerinedir.Konunun anlaşılmasına,iyice özümsenmesine ve meseleye merak uyandırıp,bilim insanlarınca detaylıca YAZILMIŞ eserlere müraacat edilmesine vesile olması,en büyük dileğimdir..


Çünkü Türklük ve İslamlık ciddi tehditlere maruz bir dönemi idrak etmekte,küresel kapitalizmin karşısına dikilecek İRİ KIYIM İSLAM ülkeleri sırayla tasfiye edilmektedir.Ortadoğu,Irak sonrası sıra ORTA ASYA islamlığına,Pakistan'a gelmiş durumdadır.

Güçlü bir İRAN ve TÜRKİYE Devletleri de,3.cü MİLENYUM projelerinin önünde engel teşkil etmekte,işin daha kötüsü ALEM-i İSLAM içerisine FİTNE girmiş vaziyettedir.

Devlet-i Ebed Müddet'e karşı tarih boyunca sürekli piyonlar kullanan BATI,son olarak I.Dünya harbinde topluca HAÇLI seferi düzenlemiş,SEVR olarak dayattığı HAÇLI belgesi Milli MÜCADELE iradesiyle reddedilmiş,bu kez tekrar PİYONLAR devreye sokulmuştur.

Cumhuriyet kurulurken ve kurulduktan bu yana Türkiye Devleti üzerine musallat edilmiş,yakın markaj görevi verilmiş en önemli HAÇLI PİYONU Yunanistan'dır...

Ekümeniklik olgusu,Türkiye'nin milli çıkarlarını yakından ilgilendiren Balkanları ve Karadeniz havzasını,hatta Kafkaslara uzanan ( izah edeceğiz) etkisiyle hayati önemdedir..


O zaman önce ekümenikliğin ilk kapısı ve GREK YAYILMACILIĞININ HARP OKULU HEYBELİ ADA RUHBAN okulu hakkında son satırları yazalım..

Kısa keselim,Aydın havası olsun..



*******************************
*******************************




Arkadaşlar,

TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ HEYBELİ ADA RUHBAN OKULUNUN AÇILMASINA KARŞI DEĞİLDİR !..

Konu kasıtlı biçimde saptırıldığından,kimi mütedeyyin arkadaşlarımızca dahi yanlış yorumlarda bulunulmasına sebeb oluyor..

PAPAZ BAŞI'nın niyeti ÜZÜM YEMEK değil,BAĞCIYI DÖĞMEKTİR...

Çünkü,Heybeli Ada Ruhban okulunun açılması hususunda Türkiye'nin sunduğu ruhsatı ellerinin tersiyle itmektedirler..Devletimiz ANAYASASINA göre BAĞIMSIZ ÖZEL ASKERİ ve BAĞIMSIZ ÖZEL EĞİTİM KURUMLARI teşkil etmek yasaktır.

Patrikhane ve Patrikhane MUHİBLERİ, Türk Devletinin açılacak PAPAZ Okulunun Milli Eğitim Bakanlığı veya YÖK'e bağlanıp,İLAHİYAT FAKÜLTELERİ hükmünde olması teklifini RED EDİYORLAR..Onlar bu okulunun tamamen DENETİM HARİCİ ve BAŞINA BUYRUK BAĞIMSIZ, KONTROLSÜZ bir şekilde faaliyetlerini sürdürmek istemektedirler..Sorun buradan kaynaklanmaktadır...

Dolayısıyla,şu ana dek şimdiki Erdoğan Hükümeti'de dahil olmak üzere,bütün iktidarlar bu talebi reddetmektedirler.



Bu nerede görülmüş !....Bazı aklı eveller bu durumu, Türkiye menşeili okulların yabancı ülkelerde açılması konusuyla eşdeğer tutuyorlar.

Alakası bile yok !...Türkiye Devleti ve Türkiye uyruklu teşekküllerin yurtdışında açtıkları okullar her şeyden evel TEOLOJİK-İDEOLOJİK-SİYASİ eğitimler vermiyorlar.O ülkelerin aleyhinde faaliyetler de bulunmaları da söz konusu değil..

Açıldıkları ülkelerin yasaları ve o ülkenin denetimlerine açık,müfredatlarını o ülke Eğitim Bakanlıklarının onayıyla belirleyip ,ayrım yapmadan her türlü inanç sahibi öğrencilere kapılarını açarak,Matematik,Fizik,Biyoloji,Yabancı dil,Sosyal ilimler türü MÜSBET BİLİM DALLARINDA hizmetler veriyorlar.

Dolayısıyla,kimse Türk menşeili mekteplerle,RUHBAN OKULU türünde başkalarını karıştırmasın..Bunun yüzünden bazı ülkeler Türk mektepleri açtırmayacaklarsa CANLARI CEHENNEME....

OSMANLI torunlarının gözlerinin içerisine bakan dünya kadar FUKARA,MASUM milletler var..Okul açılacak dünya kadar ülkeler var..

Türklerin yabancı memleketlerde faaliyet gösteren mekteplerinde,o ülke aleyhine ZOĞRAFYAN lisesinde yakalanmış türde RUMCA bildiriler dağıtılmıyor..

Ayrıca Türkiye'de Milli Eğitim Bakanlığı kontrolünde yüzlerce yabancı okulun ülkemizde rahatça faaliyet gösterdiğini,kimsenin bunlara karışmadığını da notlayalım..



Yasalarımıza göre ;


Kontrol ve denetim dışı özel eğitim ve özel askeri müesseseleri teşkil edilemez..ANAYASAL suçtur..Bunu çok arzu edenler,gitsinler AYNAROZ veya başka bir mıntıkada işlerini görsünler..Oralarda mektep mi açarlar,başka bir şeyler mi açarlar ? Kendi PAPAZ keyiflerine kalmış...


Önce Heybeli ve Bozcaadayı Yunan toprağı sayan zihniyetlerden sıyrılmak gerek.




Sizin derdiniz ne ?

Okul diyorsunuz ?

Size aç,serbestsiniz !. diyorlar..

Niye açmıyorsunuz ?

YÖK'e bağlanmayı,teftiş edilmeyi niçin reddediyorsunuz ?

Kafanızdan neler geçiyor ?

Yoksa ,gizli niyetleriniz mi var ?

Eski DOLAPLARDAN mı çevireceksiniz ?

MORA ayaklanmasında GRİGORYAS icraatlarından başlayıp,Yunan ordularını takdis eden SÜPER ÖĞRENCİLER HRİSOSTOMOS,Pontusçu HRİSANTOS ve de yeni YAKOVAS'lar, MAKARİOS'lar mı yetiştireceksiniz..?


Bu gizlilik,bağımsızlık talebinizin sebebi ne ?

Bir taşla, ikiden çok kuş mu vuracaksınız ?


Yoksa derdiniz,hem gizli İDEOLOJİK eğitim vermek,hem de Türkiye denetimini redderek,tam bağımsız bir mektep tesis ederek,LOZAN'ı ve TC ANAYASASINI delerek RUHBAN OKULU üzerinden GEDİK AÇIP ,böylece EKÜMENİKLİĞİN KABULLENİLMESİNE KOSKOCAMAN bir kapı mı açmak ?

Sonra da gelsin,Vatikan nevi BAĞIMSIZ FENER DİN DEVLETİ işleri mi ?

Ardından,ORTODOKSLUĞUN Ruhani Merkezine,HÜNKAR İskelesi Anlaşması misali, uluslararası ilgi ve müdahale zeminin resmen hazırlanması mı ?

Biz de yedik..

Sevsinler sizi.....





YORGO sana sesleniyorum;

Önce YÖK'e bağlanmayı kabul edersin,sonra da kendi müftülerini seçme hakkından yoksun,Dr.Sadık Ahmet gibilerinin şaibeli şekilde öldüğü,ellerindeki arazileri sürekli kamulaştırılan ve yeni mülk edinmeleri yasaklanmış hatta güvenlik nedeniyle bazı bölgelere SEYAHAT ETME ÖZGÜRLÜKLERİ dahi ellerinden alınmış,TÜRK olduğunu söylediği için müftüsünün hapislere atıldığı, BATI TRAKYA Türklerine haklarını teslim edersin..

Sonra da RUHBAN OKULUNU AÇARSIN !..

Fakat biliyorum ki,sen bu işe yanaşmazsın...

DENETLENMEYİ KABUL ETMEMEK SİZE TARİHTEN GELEN bir MİRAS...



Hatırlıyor musun Yorgo'cuğum ?

1909 yılının Mayısında,Meclis-i Mebusan'da mebus Rum KOZMİDİ Efendi,Rum okullarının OSMANLI MARİF NEZARETİ tarafından denetlenmesi konusunda " Mesela HOMER' okuyacakmıyız ? " diye alay ediyor,o zaman ki PATRİK YUVAKİM " Mekteplerimizin hükümet tarafından teftişine,HİÇ DE MÜSAADE ETMEYECEĞİZ.." diye,Avrupalı matbuata beyanatlar veriyordu.

Osmanlı sizi bir türlü denetleyemedi.Hatta 1915 yılında tam çökerken yayınladığı " Mekatib-i Hususiye Talimatnamesini " bile uygulamaya koyamamıştı..Sizin hakkınızdan sonradan Kemal Paşa hazretleri geldiydi..

Her neyse Yorgo'cuğum !..

Seni takdir etmemek kesinlikle mümkün değil..

Ayrıca senden ve ELENİ'den özür diliyorum..Hiç hatırlamaz olur musun ? Senin belleğini sorgulamak abesle iştigal..


Sendeki hafıza ve tarih bilincinin onda biri,Türk İslam çocuklarının bugünkü kuşaklarında olsaydı,On iki ada ve Selanik'te yine Türk Bayrağı dalgalanır,oralarda ZEYBEK oynardık...Vazgeçtik bundan,şimdiler de bedenimizin arka cenahındaki mahrem yerimizi senin şerrinden korumak için,müdafaa halinde boynumuzu içimize çekmiş bir vaziyetteyiz..

Ekonomik kriz ve siyasi sorunlarımız da cabası..Ne de olsa Türkiye'nin içerisinde bulunduğu olumsuz koşullar,parlak fırsatlar sunuyor.


Siz taviz almasını da iyi bilirsiniz..Hatırlıyormusunuz ? Demokrat Parti iktidarı yıllarında Gökçeada ve Bozcaada rum okullarını Milli Eğitim bakanlığı mevzuatının dışına çıkartarak,Patrikhanenin yönetimine dahi almıştınız...

Heybelideki eğitiminden sonra İngiltere'ye giden,sonra gelip Athenagoras'ın yardımcısı olan Melitos ikilisi LOZAN ANLAŞMASI hükümlerinin hilafına,kilise haricindeki normal RUM okullarının yardım cemiyetlerini de yönetmeye başlamışlardı..

Sonra meşhur CASUSLUK hadiseleri ( detaylıca yazmıştık) patladıydı da,akabinde Türkiye Devleti Anayasa Mahkemesi yanılıp şaşırıp Heybeli'yi kapatmıştı.

O günleri unutmak ne mümkün değil mi ?

Yine de didişmekten vazgeçmeyip,kalan Rum okullarından,İstanbul Yenişehir Rum mektebinde,Milli Eğitim Bakanlığının Kasım 1974 yılındaki yazısında," Türkiye'den ayrı bir vatana özlem duyan marşlar okutulduğu,milli beraberliğe aykırı telkinler yapıldığı " ortaya konmuştu..

Haklısın tabi ki..Israrlı olmak,yüzyıllardan beri devam eden,eğitim harici siyasi,ideolojik propagandalarla, şırıngalar yapmaktan imtina etmemek gerek..

Eğitim derken,tabi ki İDEOLOJİK eğitimden bahsediyorum..Diğeri biraz karışıkca..

Nitekim yine, MEB Talim ve Terbiye dairesi Başkanlığının 1966 yılındaki raporunda,azınlık okullarındaki görevli öğretmenlerin ,eğitim etkinliklerinden,KENDİ MESLEKLERİNİN gerektirdiği yayın ve genelgelerden habersiz oldukları " rapor ediliyordu..

Tabi canım !..Propagandaya yönelik malum eğitimleri vermek varken,MATEMATİĞİ ne yapacaksın,BİYOLOJİYİ ne edeceksin..

Üfürmeye devam...


Dostlar;

Heybeli Ada Ruhban okulu meselesini bu mesajda sonlandırdık.Önceki yazılanlarla okunma şartıyla,bu sayfada yazılanlar HEYBELİ ADA PAPAZ mektebiyle ilgili meramı fazlasıyla anlatmıştır....Asıl dava ekümenikliktir ve sıra onu yazmaya geldi..

Ancak,sayın Savtegin hocam da teslim edecektir ki,işin o kısmını tam anlamıyla özümsemek farklı 2 topik altında yazmaya çalıştığımız KENAR KUŞAK - MERKEZ BÖLGE jeopolitik rekabeti bilmekle ilgilidir.

Yine de konunun tam anlaşılması için,tekrar bazı özetler yapmaya çalışacağız..

Dostlar;

Tarihi süreçte Devletlerin,farklı medeniyetlerin,halkların birbirlerine karşı yürüttükleri hakimiyet mücadelelerinde başarı sağlamak için DİNİN kendisini,DİNE dayalı stratejileri işin içerisine soktuklarını görürsünüz.

Örneğin:ilk HAÇLI seferlerinin gerçekleştirildiği çağlarda DÜNYA ZENGİNLİKLERİNİN merkezi olan DOĞUNUN HAZİNELERİNİ ele geçirmek,Akdeniz Havzası,Ortadoğu denetimini sağlamak amacıyla DİNİ argümanlar ön plana çıkarılıp,silahlı yığınlar TANRININ hedeflerine tevcih ediliyorlardı..

Hatta bunlar hızını alamamış,Ortodoks İstanbul'u da işgal etmişler,Katolik kilisesi adına otoriteye el koymuşlar ama asıl olarak Konstantinopol'ün tüm ekonomik ve insan kaynaklarını yağmalamışlar,transfer etmişlerdir.." Türklerin kılıncı Frenkin ekmeğinden yeğdir " deyimi buradan gelmektedir.

Yine Osmanlı İmparatorluğunun fetih sonrası izlediği Ortodoks,Yahudi ve Protestan siyasetleriyle III ROMA İmparatorluğu varisliğine yönelmesi,BÜYÜK PETRO sonrası RUSYA'nın kiliseler desteğinde ROMA varisliği pratiğini açıkca ispat etmeye yönelmesi, BRİTANYA'nın meşhur İSLAM siyaseti,daha yakın zamanlarda EVANGELİSTLERİN Tanrının misyonunu yerine getirme sloganlarıyla kitlelerini BOP projelerine kanalize etmeleri bilinen örnekler.

Modern tanımıyla TEO POLİTİK dediğimiz bu icadın basit manası " İnanç ve kültür coğrafyasının siyasi dile dökülmesiyle,güç oluşturulmasıdır.".Bu gerçeğin ta kendisidir,kendi aralarında mücadele yürüten mekanizmaların GÜÇ CEPHESİ teşkil etmek için DİN olgusunu devreye soktuğu bilinmektedir.




Meseleyi bir iki tane somut örnekle açmaya çalışalım..


Modern zamanlarda KUTSAL CEPHE oluşturulması teorisyenlerinin önde gelenlerinden birisi William Bullit'dir.Bu zat daha NATO kurulmadan SSCB'ye karşı cephe oluşturulması fikrini ortaya atmış ilk kişidir.

Ona göre; " SSCB Doğu Avrupayı denetliyor,Batı Avrupa ve İngiltereyi ise az önemde tehdit edebiliyor.Ama SSCB eninde sonunda tehdit edecek,bu tehdit ABD'ye kadar uzanacaktır.O zaman yapılması gereken aynı DİNİ-KÜLTÜREL köklere sahip olan ABD-İNGİLTERE beraberce SSCB'ye karşı dini cephe oluşturmalı,ortak mücadele zemininde Ortadoğu enerji hatları ele geçirilmelidir.

Tanrıdan başka efendi tanımayan biz Amerikalılar birleşelim,diğer milletleri bizimle beraber hareket etmeye zorlayalım,bu yolda kullanılacak en önemli silah dindir "




Canlar;

Hakikaten de soğuk savaş yıllarında şimdilerde İSLAMLARIN KANINI acımasızca dökmekte olan bu güruh,TANRI TANIMAZ KOMÜNİST rejimler olarak tanımladıkları SSCB ve VARŞOVA blokuna karşı,İSLAM DEVLETLERİNİ'de müttefik olarak yanlarında tutmaya çok önem addetiyorlardı.

SSCB'nin Afganistan işgalinde BATI dünyasının aldığı tavır bunun en çarpıcı örneklerinden..ABD-İngiltere mihverinin bugünde sürdürmeye devam ettikleri İSLAM politikalarının ayrıca incelenmesi gerekiyor..


Tarih 1978 yılını gösterirken Polonyalı Karol Voytıla isimli birisi ( II.ci JEAN PAUL ) PAPA olarak seçiliyordu.KGB bundan çok huzursuz olmuştu,Varşova paktı üyesi Komünizmle yönetilen POLONYA vatandaşı olan bu kişinin DİN RÜZGARLARINI kendi aleyhlerine döndereceğinden endişeleniyorlardı..

Bu seçim elbette tesadüf değildi.

Zaten,1960'lı yıllardan beri ABD kökenli piskoposlar,kardinaller VATİKAN'da yoğunlaşmışlar, etkilerini artırmışlardı.Yakında ROMA VATİKAN kilisesi KOMÜNİST BLOKA karşı büyük bir tsunamiye start verecekti.

Nitekim, II Jean Paul Polonya'yı ziyaret etti.1979 yılında yaptığı seyahatta milyonlar tarafından karşılandı.Bu ziyaretin ardından GDANSK'ta tersane işçileri Lech WALESA liderliğinde, kurdukları sendikayla rejim karşıtı kitlesel eylemleri sahneye koydular.Yapılan mücadele tüm Doğu Avrupa dünyasını etkiledi,sosyalist blokun çöküşü ivme kazandı..Sonunda da çöktü..(Yazılı kaynaklarda ayrıntılara ulaşmak mümkün..)

Polonyalı PAPA'nın ABD-BATI yanlısı olarak sürdürdüğü misyon SSCB'nin dağılmasından sonra da devam etti..

Biz topiğimizin asli konusu olan, " İstanbul Fener patrikhanesi ve ekümeniklik" meselesine girerken ,DOĞU-BATI kiliseleri arasındaki tarihi ihtilaf ve VATİKAN'ın yakın tarihde İNANILMASI güç ve de ciddi sonuçlara neden olabilecek,FENER manevrasını göz ardı etmeyeceğiz.

Şimdi zaman tünelinden çok eskilere gidelim..

Tarih 325..Yer İZNİK...Konsül toplanmış ve dünya RUHANİLERİ hazirundu..

Konsülde masaya yatırılan konulardan birisi de Hristiyan kiliselerinin aralarındaki ihtilafları çözmek ve yetki alanlarını belirlemekti..

Yani RUHANİLER teolojik konuların haricinde, EKÜMENİK'lik selahiyetine sahip kiliseleri tesbit edip,çözüme ulaştıracaklardı..

Hristiyan dünyasının o zaman ki temsilcileri öncelikle EKÜMENİKLİK hakkına sahip olmanın KISTASINI ortaya koydular..Bu tesbiti yaparken ortaya konan ölçü," APOSTOLİC KÖKENLİ " olmak şartıydı.

Peki !.. APOSTOLIC KÖKENLİ olmak ne demekti ?..Zira EKÜMENİKLİK payesi sadece APOSTOLİC kiliselere verilecekti..


Önce burada nefeslenelim,izahını yapmaya çalışalım..

" APASTOLİK KİLİSE " olarak kabul edilmenin şartı İSA PEYGAMBERİN HAVARİLERİNDEN herhangi birisi tarafından KURULMUŞ olmaktır..

325 yılında gerçekleştirilen bu konsülde İSA'nın havarileri tarafından 3 adet kilisenin kurulduğu tesbiti yapılarak,bunların APOSTOLİK yani Ekümenik olduğu karara bağlandı.Yalnızca ROMA ( Vatikan),İSKENDERİYE ve ANTAKYA kiliseleri ekümenik olarak belirlendi..


Toplanan bu konsül sonrası Doğu Roma ( BİZANS ) imparatorları " Tek kilise,Tek Devlet " düşüncesini gerçekleştirmek ,EKÜMENİKLİK payesini aynısıyla KONSTANTİNOPOL ( İstanbul ) kilisesine de kazandırmak için kolları sıvayıp çalışmalara başladılar..


Tam 56 yıl sonra tarihler 381 yılını gösterirken önceden ANTAKYA Patrikhanesinin Ereğli metropolliğine bağlı EPİSKOPOSLUK ( yerel-ulusal bazda olan,aldığı kararları hristiyanlığı-ortodoksluğu bağlama gücüne sahip olmayan kiliseler ) pozisyonunda olan İSTANBUL kilisesine Patriklik payesi ve ROMA Kilisesi ( Vatikan ) ile EŞİTLİK statüsünün verilmesini başardılar.

İstanbul kilisesinin ROMA ile denkliği karara bağlandı.

Ancak bu kararın yürürlüğe girmesi ve dinsel prosedürün yerine getirilmesi için, APOSTOLİK kökene dayanma ihtiyacı şarttı.Bu şartın yerine gelmesi açısından İstanbul'daki kilisenin 30(otuz) yılında İSANIN İlk havarilerinden AZİZ ANDREW tarafından kurulduğu iddiası ortaya atıldı..

Halbuki gerçek çok daha başkaydı...Daha otuz yılında Konstantinopol şehir olarak tesis edilmemişti ve de AZİZ ANDREW'in İstanbul'a geldiğine,geçtiğine dair hiç bir belge,kanıt ortalıkta yoktu..Bu vaziyet sıkıntıya sebebiyet veriyordu.



BİZANS bu işin ardını bırakmadı,kovaladı..Çünkü onlar açısından,sıradan Episkoposluk olan İstanbul kilisesinin ekümenik yapılmak istenmesinde, Doğu Roma İmparatorlarının genişlemek,nüfuzlarını artırmak hedefleri rol oynuyordu.

(Nitekim ilerleyen zaman diliminde Konstantinopol kilisesinin Bizans Devletiyle iç içe olup,göstermelik yetkiler kullanan,onların emirlerini yerine getirerek,imparatorluk sınırların genişletilmesinde vazife ifa ettikleri görülmekte..)


Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) işi daha da sağlama alma ihtiyacı hissediyordu.Akabinde tarih 451 yılını gösterirken KADIKÖY'de bir konsül daha toplandı..Burada ,Fener'in PATRİKLİK olması kararı Fener ruhanilerinin dışında Konsüle katılmış olan sınırlı sayıdaki Hristiyan din adamlarına zoraki olarak imzalatıldı..

Bu da kifayet etmedi...Bizans İmparatorları her ikisi APOSTOLİK olan İskenderiye ve Antakya patrikliğini lağvettiler..Ayrıca ,Anadolu, Suriye, Mısır, Filistin gibi yerlerde bu işe karşı koyan muhalifleri öldürdüler..Kan döktüler..


İşte tüm bu nedenlerden ve EKÜMENİKLİK konusunda HRİSTİYANLIK HUKUKUNA AYKIRI DAVRANILMASINDAN dolayı BİZANS İmparatorlarının hilafına,başta ROMA ( Vatikan ) olmak üzere diğer kiliseler itiraz ettiler,karşı çıktılar,bu kararı tanımadılar.Onlara göre KONSTANTİNOPOL kilisesi asla EKÜMENİK olamazdı..Çünkü APOSTOLİK değildi..

Tam bu noktada 1600 yıl süren bir ihtilaf,anlaşmazlık başladı..Giderek daha da alevlendi..

Öyle ki bir taraftan İstanbul Fener Kilisesi HELEN ağırlıklı toplulukların yaşadığı Trakya,Pontus,Adalar,Ege bölgesiyle sınırlı yerleri kendisine bağlıyor,öte taraftan da Konstantinopol kilisesinin Patrikliğini tanımayan,reddeden diğer KATOLİK kiliselerle karşılıklı olarak AFAROZ kararları alınmaya başlanıyordu..


Artık bölünmüşler,aralarında rekabete başlamışlar tam 900 yıl boyunca sürecek olan,birbirlerini AFAROZ etme mücadelelerine start vermişlerdi..




Canlar;

Hristiyan aleminin EKÜMENİK OTORİTELERİ BELİRLEME bağlamında ilk genel parçalanmasını,diğer teolojik ihtilaflara ( konu dışı) girmeden nakletmeye çalıştık.

Şimdi biraz duruyoruz..Sonra kaldığımız yerden devam edeceğiz..Bu arada sayın SAVTEGİN hocamın ilave edeceği bir husus yahut TASHİHLERİ olup olmadığını kendilerine TEVDİ ediyorum.Kurguyu hocama göre yapmaya çalışacağım..


-----------------------
Hristiyan aleminin EKÜMENİK OTORİTELERİ BELİRLEME bağlamında ilk genel parçalanmasını,diğer teolojik ihtilaflara ( konu dışı) girmeden nakletmeye çalıştık.

Şimdi biraz duruyoruz..Sonra kaldığımız yerden devam edeceğiz..Bu arada sayın SAVTEGİN hocamın ilave edeceği bir husus yahut TASHİHLERİ olup olmadığını kendilerine TEVDİ ediyorum.Kurguyu hocama göre yapmaya çalışacağım..

Bolkar.....................
Değerli Hocam;

Yazdıklarınız karşısında bizlere tashih değil ancak tebrik etmek düşer.

Bu kadar karmaşık bir süreci,bu kadar net ve açık bir şekilde,en kısa yoldan anlatmak için herhalde BOLKAR kadar okumak lazım.

Ortadoks-Katolik çatışmasının içinede gireceğinizi düşündüğüm bu konuda,yazılı kaynaklara ulaşma yolunda bilgiler edineceğimi düşünüyorum.

Özellikle Fatih Sultan Mehmet Han dönemide dahil Türk-İslam Dünyasının bu mücadeledeki yerini yazmanızı beklerken,Petro'nun açılımını,Balkanları ve Kafkasları etkileyen bu sürecin yansımalarını, sizden -dinleme tadında ki- yazılarınız aracılığıyla takip etmek benim içinde büyük bir keyif olacaktır sayın hocam...

Saygılarımla...

Kaynak: http://www.birlikteforum.com/forum/patrikhanenin_ekumeniklik_planlari_ve_ruhban_okulu_kavgasi-t22480.30.html#ixzz1JsGeLTsI
---------------------------------------
Hristiyan aleminin yukarıda bahsettiğimiz genel parçalanmasından sonra,Konstantinopol ve beraberindeki FENER kilisesi uzun yıllar II Roma imparatorluğu işlevini yürütmeye çalıştı..

Ardından, İstanbul'un fethiyle farklı bir süreç başladı.

II Mehmet'in İstanbul'u alması ve Hristiyan II Roma İmparatorluğunu tasfiye edip,büyük Romanın son kalıntısı Doğu Roma'nın başkentini ele geçirerek VARİS sıfatıyla, evrensel MÜSLÜMAN III ROMA'yı tesis etmiş olduğu tüm otoriteler tarafından beyan edilse de,bu MOSKOVA tarafından asla kabullenilmedi..

Osmanlılar ,fetih sonrası önceki mesajlarda aktardığımız şekilde Ortodoks Rum ve Ermeni Patrikhanelerini İstanbul'da yeniden tesis ederek ve de izlediği özel YAHUDİ siyasetleriyle tüm dinlerin hamiliğine soyunarak DÜNYA İMPARATORLUĞUNU ilan etmişlerdi.Hatta Sultan Fatih'in stratejileri içerisinde İTALYA'yı ve özellikle ROMA'yı ( Vatikan ) almak, özel bir anlam taşıyordu.

Nitekim ROMA'nın çok yakınlarına kadar yaklaşan Fatih'e Katolik PAPA'nın yazıp,göndermediği şimdilerde Vatikan arşivlerinde bulunan " Dünya İmparatoru olması için bir kaç yudum su içmesini " öneren mektubun varlığı herkeslerce bilinmektedir..

Osmanlı çöküş sürecine kadar Ortodoksluğu Katolik dünyaya karşı desteklemiş,sonradan Avrupa'da Protestan siyasetini de başarıyla yürütmüştür.Tabi bu arada desteklediği kiliselerin ve özellikle de Fenerin nüfuzu sürekli Osmanlı genişlemesiyle doğru orantılı biçimde artmıştır.


Ancak;

Fetihten önce de Fener'in etkinliğini kabullenmeyen Moskova,İstanbul'un alınmasından 5 yıl sonra 1458'de Konstantinopol'un düşmesini öne sürüp,16 yıl sonra da son BİZANS imparatorunun yeğeni Prenses SOPHİA'nın, III İVAN'la evlenmesiyle beraber III ROMANIN gerçek VARİSLERİ kendileri olduklarını ilan etmişler,ayrıca TÜM ORTODOKS DÜNYASININ DİNİ MERKEZİNİN MOSKOVA PATRİKHANESİ olduğu iddiasında bulunmuşlardır.

Sonuçta,İstanbul Rum Patrikhanesi de,çok önemli dini reformlar gerçekleştiren Moskova patriği Nikon döneminde,onun tüm ortodoksların dini lideri olduğunu kabullenmiştir..

Bu kabulleniş ORTODOKS dünyasının kendi içerisinde parçalanmasına,bölünmesine sağlam bir zemin hazırlamış,zira sonraki gelişmeler bugünde devam eden daha başka sonuçların doğmasına sebebiyet vermiştir.

Artık,parçalanan ortodoks dünyasının ZORLU oyuncusu RUSYA ve terkisindeki MOSKOVA PATRİKHANESİ beraberce fırsatı değerlendirip TEOPOLİTİK stratejilerini,büyük hedeflerini fiiliyata geçirmek için sahnedeki yerlerini böylelikle almış oluyorlardı..

Osmanlı döneminde kendilerine " Millet Başı " ünvanı teslim edilmiş Patrikhane'nin etki alanı Osmanlı topraklarının kapsadığı kiliselerle sınırlı idi.Büyük bir imparatorluk olan Osmanlı,sahip olduğu geniş coğrafya üzerinde yaşayan ortodoksların temsil edilmesi noktasında Fener Patrikhanesine özel bir destek vermiştir.Bu destek sayesinde Fenerin etki alanın genişlediği de gerçektir.

Ancak ,uzman araştırmacılar patrikhanenin ekümenik sıfatının Cumhuriyet Türkiye'sinin dışında Osmanlı Devleti tarafından da kabul edilmediğini,kendilerine sadece " Millet Başı " ünvanının tevdi edildiğini açıkca belirtmektedirler.

İşin bu kısmında özellikle sayın Prof.İlber Ortaylı diğer araştırmacılardan biraz daha farklı bir görüş ortaya koyarak, Fener Patrikhanesinin ekümenik ( evrensel ) olup olmadığı savlarını başka türlü yorumluyor..Bunu mesajın son kısmında değerlendirmeye alacağız..


Önceki mesajlarda bahsettiğimiz APOSTOLİK kökene sahiplik noktasında, HRİSTİYAN HUKUKUNA uyulmaması nedeniyle,en başından beri KATOLİKLER tarafından ekümenikliği reddedilen FENER ayrıca VATİKAN tarafından AFAROZ edilmiştir..

( Ara Not : 1054 yılında Papa'nın gönderdiği Kardinal Humbert aforoz fermanını Papa adına,direk olarak Ayasofya’nın mihrabına bırakıp çıkmıştır,Fener'in Papazıyla muhatap dahi olmamıştır. Bunun üzerine Fener'de karşı afaroz'unu gerçekleştirmiş,iki kilise birbirlerini küfürle itham etmişler,sonrasında 1204 yılında HAÇLILARIN İstanbul'u teslim almalarıyla aralarındaki KİN zirve yapmıştır..Bugün dahi ortodoks kilisesi papazları,ortodoks olarak vaftiz edilmemiş olanlara komünyon vermezler.)

Bunlara ilave olarak ,yine KONSTANTİNOPOL'ün İslamların eline geçmesi,II Roma Devletinin yok olması,fetih esnasında öldürülen son BİZANS Kralının yiğeni SOPHİA'nın III.İvan'la evlenmesi sebebiyle,RUSYA ,Moskova Patrikhanesini ORTODOKSLUĞUN merkezi ve kendilerini de III ROMA Devleti olarak ilan etmişlerdir.(Detayları oldukça fazla..)

Moskova Patrikhanesinin RESMİ görüşüne göre Ekümeniklik ruhani yetkisi sadece İskenderiye Patrikliğine aittir ve Fener'in selahiyeti sadece Bizans sınırları içerisinde kalan kiliselerle sınırlıdır..Rus kilisesi,Fener'i tanımak konusunda tereddütü olmamakla beraber,İstanbul patrikhanesinin kendi üzerindeki üstünlüğünü reddetmektedir.Bu durum 2009 yılında da devam etmektedir..


Şu bir gerçek ki,tarihi süreç içerisinde RUS ORTODOKS kilisesi,BİZANS sonrası DOĞU HİSTİYANLIĞININ güç merkezi haline gelmiştir..Bu nedenle RUS PATRİKHANESİ geçmişte OSMANLI DEVLETİNİN bugünde ABD-AB'nin ortodoksluğun BATI KANADI Fener Rum Patrikhanesi üzerinden POLİTİKALAR üretmelerine kesinlikle karşıdırlar..

Ayriyeten III Roma olma iddiası,kültürel ve teolojik sebeblerle VATİKAN'a da karşı çıkmaktadırlar..

Ruslar I.Petro döneminde planlanmış uzun vadeli genişleme stratejilerini başarıyla yürütmüşler,ilk aşamada Osmanlının çökertilme operasyonunda birincil konuma ulaşıp,ardından OSMANLI toprakları üzerinde yaşamakta olan ORTODOKS unsurları kışkırtmaya muvaffak olmuşlardır.

Balkanlar'daki ortodoks kökenli milletler,en başta YUNAN'lılar olmak üzere teker teker Osmanlı'dan kopartılmışlar,diğer yandan Karadeniz,Kafkaslar üzerinden çevirme harekatı gerçekleştirip ANADOLU üzerindeki GREGORYAN ERMENİLER'in isyan etmelerini de sağlamışlar,TÜRK DEVLETİ'ne düzenli ordularıyla SÜREKLİ olarak HARP ilan etmişlerdir.

Bu arada Osmanlı'dan kopan her ortodoks millet Fenerden bağımsız olarak kendi kiliselerini kurmuşlardır.

Tüm bu stratejileri ve büyük misyonu gerçekleştirirken,ORTODOKS RUS PATRİKHANESİ sahneye konmuş oyunun en önemli figürü olmuş,işin hakkını fazlasıyla vermiştir..

Komünist rejim döneminde etkisi azalan Moskova Patrikliği,soğuk savaş sonrasında,özelllikle PUTİN sonrası tekrar ağırlık koymaya başladı.Günümüzde halen dünya ortodokslarının % 70'e yakın bir kısmı MOSKOVA patrikhanesine bağlılar..

Şimdiler de ABD-VATİKAN-AB desteğindeki FENER ve MOSKOVA PATRİKLİKLERİ arasında ki güç mücadelesini seyrediyor,Türkiye'ye deklare edilen ekümeniklik ve Heybeli Ada Ruhban okulu taleplerini izliyoruz..


ABD-AB-Vatikan şimdiler de Fener Patrikhanesine neden destek veriyorlar ?

Katolik ve Protestan dünyasında ki tavır değişikliğinin sebebi nedir ?

Türkiye'den patrikhanenin ekümenik olması ne için talep ediliyor ?

Konuyu artık güncelleyerek,bir kaç mesaj daha yazıp sonlandıracağız.Devam edecek olan arkadaşlara eşlik etmeye de hazırız..


Bolkar...................................




************************************
************************************


Prof.Dr.İlber Ortaylı'nın ekümeniklik hakkında yazdıkları....


Saygıdeğer hocamız " Avrupa ve Biz " isimli eserinde aynısıyla şu cümleleri yazmış..

"Ghennadios denen bu zatı,Fatih Sultan Mehmet Patrik tayin ediyor.Bu Ghennadisos'un patrik tayin edilme töreni muhteşemmiş,kendisine gösterilen muhteşem itibar ,Bizans devrinde bile patriklere gösterilmemiştir.

Böylelikle bütün imparatorluğun Ortodoksları,sadece Helence konuşan ,Yunanca konuşan unsurlar değil,fakat Bulgarlar ve Sırplar,bazı Arnavutlar,Makedonlar ve Elak,Boğdan ahalisi de bu kiliseye bağlanıyor.Dolayısıyla bağımsız ulusal kiliseler ortadan kalkıyor,hepsi Fener'in ruhani,idari,adli,mali otoritsine tabi oluyor.Tabi bu çok önemlidir."

" ROMA Katolikliği gibi,üniversallik iddiasında bir kilise karşısındayız ve kilise bugünde kendine " Ökümenik " diyor.Bu terim " evrensel kilise " demektir.Patriki tayin eden onurlu Padişahta onun tabi olduğu hükümdardır..Kimdir o ?

Roma İmparatorudur.Kayzer-i Rum,bunun adı ,Rumca'da " Vasileos"tur..Yani " Şark İmparatoru "demek.Bu Vasileos Hristiyan olabilir,müslüman olabilir,çok şey farketmez.Bu Vasileos'tur..İyi kötü olması fark etmez ve bu kilise bu yüzden üniversalisttir,ökümeniktir bunu bilmek lazım.."




Sayın hocama katılıyorum..Osmanlı dar bir alanda etkili olan Fener Patrikhanesinin çeperini genişletmiştir.Devlet-i Ali Kiliseyi GÜÇLÜ OLDUĞU eski zamanda evrenselleştirmiştir,ama bu genişleme ( evrensellik) Osmanlı coğrafyasıyla sınırlı kalmıştır.

Nitekim sadece Fener Patrikhanesi değil,kendisinden önce Sezar,Büyük İskender,Darius gibilerinin yönettikleri imparatorluklar sınırlarına ( fazlasıyla) ulaşmış İMPARATORLUK bünyesindeki İSLAM HALİFELİĞİ- HAHAM BAŞLIĞI - ERMENİ PATRİKHANESİ'de aynı şekilde evrenseldi.

Osmanlı'nın III Müslüman ROMA imparatorluğu olması konusuna tamamen katılmakla beraber,Hristiyan HUKUKUNA göre APOSTOLİK olmadığı için ekümenikliği kabul edilmeyen,VATİKAN kilisesinin ve diğerlerinin ekümenik olarak tanımadığı,İstanbul fethinden sonra Ortodoksluğun merkezi pozisyonunu alan Moskova Patrikhanesinin dahi üstünlüğünü kabul etmediği,TAMAMEN POLİTİZE icraatlarla sicilini kabartmış İstanbul Patrikhanesinin ekümenikliğini değişen zaman ve koşullar nedeniyle kabul etmemiz mümkün değildir..( Önceki mesajlarda detaylıca aktarmaya çalıştık..)..

Çünkü İstanbul patrikhanesi etki alanı ağırlıklı olarak HELEN-GREK dayanaklıdır,diğer milletler üzerinde tesiri Osmanlı sayesinde genişlemiş ve hatta bugün dahi OSMANLI döneminde ,Osmanlı sayesinde tanıştıkları mıntıkalarda elde ettikleri cemaatler üzerinde söz sahibi olmuşlarsa da,GREKLERİN haricindeki miletler üzerindeki tesirleri abartılacak kadar güçlü değildir..

Günümüzde de ORTODOKS dünyası parça parçadır..



Prof.İlber Ortaylı,Mora yarımadasındaki ayaklanmada işin içerisinde yerel metropolitler, piskoposlar olduğunu söylüyor ve Grigoris'in, II Mahmut tarafından idamını " bütün o camiaya ve Batıya gözdağıdır." şeklinde olduğunu belirtiyor,devamla " bazı ahvalde politika,hikmet-i hükümet bu gibi tedbirleri gerektirir,ama bu bu patrikhanenin Yunan ayaklanmasını desteklediği anlamında değildir " diyor..


Bu noktada da sayın hocamıza katılabilmemiz mümkün değildir.Patrikhanenin MORA ayaklanmasını desteklediği kesindir ve nitekim bunun mahkemesi yapılmış,suçları sabit görülmüştür..

Siyasi Tarih'in tartışmasız en otoriter ismi olan merhum Prof.Fahir Armaoğlu hocamız ve yine Prof.Dr.Ahmet Akgündüz hocamıza,başkaca araştırmacılara göre de,Patrikhane masum değildir.Böyle bir iddia gerçeklere uygun değildir.

Nitekim sayın Ortaylı hocam yukarıdakileri yazmakla beraber,şunları da ilave edivermiş..

" Yunan ayaklanması çıktığı zaman 1821-29 arasında,Kilisenin Yunan ayaklanmacılara müzahareti son derece sınırlı olmuştur.."

Müzaharet "arkalamak ,destek vermek " manası taşır..Sayın hocamız yukarıdaki ilk cümle de "patrikhanenin Yunan ayaklanmasını desteklediği anlamında değildir." cümlesini kullanmış,sonra da " ayaklanmacılara müzahareti sınırlı olmuştur " diye yazmış..


Takdir okuyanların...

İsyana destek vermemekle,sınırlı destek vermek arasında dağlar kadar fark var.

Hainliğin sınırlı desteği olmaz,nitekim II Mahmut gereğini bunları idam ederek yapmıştır..

Sanırım Ahmet Cevdet Paşa'nın isyan sonrasındaki idamların ters teptiği hususundaki görüşlerinden etkilenilmiş..

Tarih 1991 yılını gösterdiğinde soğuk savaş bitmiş,SSCB siyasi olarak yıkılmıştı.Dünya artık tek kutuplu bir hale dönüşmüş,SSCB'nin yıkılmasında en etkili gücün sahibi,Sovyet karşıtı dalganın gücüne güç katmış,yıkıcı tsunamiyi tetiklemiş VATİKAN kilisesinin değerleri, ABD-AB dünyasının değerleri haline gelmişti..

MERKEZ BÖLGE'nin sahibi,özgün kimliğe sahip,III ROMA İMPARATORLUĞU iddiasındaki ORTODOKS dünyasının en güçlü otoritesi RUSYA iyice çevrelenmeli,sarktığı Doğu Avrupa,Balkanlar üzerindeki etkinliğinin ortadan kaldırılması gerekliydi.

Bunun sağlanması için,bir çok farklı halkları ortak bir çatı altında buluşturan RUS ORTODOKS kilisesinin oluşturduğu tehdit bertaraf edilmeliydi..

Vatikan'ın görevi henüz bitmemişti.

Tam bu süreçte eş zamanlı olarak;


NATO-ABD tarafından RUSYA'nın tarihi Ortodoks-Slav nüfuz alanlarında operasyonlar gerçekleştirilmeye başlandı.

Öncelikle Sırbistan'ın Akdeniz ile irtibatı kesildi,böylece Rusya donanmasının Akdeniz'de üs-ikmal imkanı ortadan kaldırıldı,Bulgaristan ve Romanya NATO'ya alındı, Arnavutluk, Makedonya Batı blokuna kazandırıldı,son olarak KOSOVA operasyonuyla işlem tamamlandı..

Polonya ve Çek Cumhuriyeti de bu mihvere dahil oldular,tartışmalı FÜZE KALKANI projesi de gündeme geldi..

Güneydoğu Avrupa kontrol altına alınarak,Balkanlar üzerinden Karadeniz'e müdahil olup ve de Kafkasya kontrolü sağlanarak, RUSYA'yı sağlamca çevreleyip HAZAR bölgesini denetleme stratejisi hayata geçirildi.

İşin bu kısmına burada ara veriyoruz ve öteki oyuncu VATİKAN'ın üstlendiği misyona dönüyoruz.Zira konumuz ne de olsa FENER EKÜMENİKLİĞİ !...




Canlar,

SSCB 1991 yılında dağılmıştı ama, komünizmin yıkılmasıyla beraber bu kez ortaya MOSKOVA PATRİKLİĞİ çıkıyordu..SSCB'nin ateist döneminin zafiyetlerinden faydalanarak SSCB topraklarında gizlice misyoner faaliyetlerde bulunan KATOLİK'lerden rahatsızlık duyan MOSKOVA PATRİKHANESİ,Vatikan'ın UKRAYNA,BELARUS gibi kendisine bağlı kiliselere KUR YAPMASINA şiddetle tepki gösterdi.

Vatikan cephesinden bakıldığında asıl amaç,ORTODOKS DÜNYASININ en güçlü merkezinin etkisini ortadan kaldırmaktı.Çünkü bu etki ortadan kaldırılmadan SSCB'den ayrılmış ülkeler milli kimliklerini ele alamazlar,kontrol edilemezlerdi.

PAPA karşı operasyonlarını,şimdilerde bazılarının ülkemizde ;

ROMANTİK ve de HOŞŞİK türde yorumladığı DİNLER ARASI DİYALOG yöntemiyle halletmeye çalışıyordu..

Zaten " HRİSTİYANLAR'ın bir kısmı da TEK ALLAHA inanıyor,dolayısıyla biz Müslümanları YANAKLARIMIZDAN ÖPÜYOR " nevi zorlama sahte inciler yerine,İSTİRİDYE KABUĞUNUN içerisinde ne olduğunu,işin HAKİKİSİNİ PAPA'nın 7 Aralık 1990 tarihinde ki resmi genelgesinden öğrenelim..Böylelikle üfürmelerden ve üfürükçülerden uzak duralım..

Hristiyan mezhepleri arasındaki diyalogu sık sık dile getiren PAPA, Redemptoris Missio adlı resmi genelgesinde bakın neler söylemiş...Bir zahmet ,iyi oku efendi !..


" Dinler arası diyalog,Kilisenin Hristiyanlığı yayma misyonunun bir parçası konumundadır.Misyonerlik faaliyetinin hedef konusunda olan,henüz Mesih'i ve onun İncilini tanımayan insanların büyük bölümünün diğer dinlerin mensuplarından oluştuğu unutulmamalıdır.."


RUS KİLİSESİ dahi Papa'nın müdahalelerini ORTODOKS kökenlilerin KATOLİK edilip yeniden Hristiyanlaştırılması şeklinde değerlendirirerek,onun RUSYA'yı ziyaret etmelerine müsaade etmediler..

Vaktiyle TEO POLİTİK yayılmacılığın kitabını yazmış olan RUSYA ve Moskova Kilisesi kendilerini kısa sürede toparladılar.Özellikle PUTİN sonrası SLAVİZM-III ROMA İMPARATORLUĞU İDDİASI tekrar ortaya konarak,KIBRIS dahil dünya üzerinde ortodoks bulunan her yerde FAALİYETLERİNE hız verdiler.


Gürcistan'da,Kosova'nın misillemesi olarak ABD mihverine ilk ters tokadını atan,şimdiler de Ermenistan ve Azerbaycan üzerinde ağırlığını koyan,Çekoslovakya'daki füze kalkanına gereğini yapacaklarını,Ukrayna ve Sivastopol'daki çıkarları için SAVAŞTAN kaçınmayacaklarını söyleyen RUSLAR'ın işi epeyice ilerletmekte oldukları görülüyor..

İleride küresel kriz nedeniyle PATATESLE yaşamaya alışık olan bu milletin çöküşünü bekleyenler,bunların büyük oynamaya başladığını herhalde görmüyorlar..

Geçtiğimiz (2009) Mart ayının ortasında MİŞA'nın ( Şaakaşvili ) devrilmesi için meydanlara çıkan büyük kitlelerin arkasında MOSKOVA PATRİKLİĞİNE bağlı Gürcistan KİLİSESİ olduğu söyleniyor..Bizden meraklılarına duyurması.. (Rusların işi ne kadar ilerlettiklerinin sağlam kanıtı olsa gerek.).

Bazılarının ANNESİ,Gürcistan kilisesini halen FENER'e bağlı sanıyor..


İşte dostlar,

Daha en başından beri, ABD-AB ve Vatikan beraberce,Moskova Patrikhanesinin 300 milyona yakın ortodoks halkların üzerindeki tesirini azaltmak ve birinci derecede MERKEZ BÖLGENİN sahibi SİBİRYA ayısını çevrelemek için FENER PATRİKHANESİ Ekümenikliğini devreye soktu..

Washington ve Brüksel,bu karşı atakla önce Moskova'nın ekümeniklik kartını kullanmasını engelleyip,ardından ortodoks dünyasının Fener üzerinden BATI dünyasına entegre edilmesi ve çevreleme de bunların kullanılmasını hedefliyor..

Ama ne yapacaksınız nafile,RUSLAR bunu yiyecek gibi durmuyor...Niye nafile ?

Rusya'ya bu yolla bir şeyler yapabilmek pek mümkün gözükmese de,KABAK TÜRKİYE'nin başına patlayacak gibi duruyor..

Biz TÜRK İSLAMLAR;

ABD-AB-VATİKAN'ın dayattığı ekümeniklik kabağına,başımıza düştükten sonra ağıt mı,yoksa Nasreddin Hoca fıkrası mı yazarız ?

Bu ekümeniklik ne ola ki ?

PAPA'nın,afaroz ettiği kilisede işi ne ?
KATOLİK Hristiyanlığının AFAROZ ettiği,dünya ortodoksları üzerinde ağırlığı olmayan,bu gün dahi ECDAD OSMANLI sayesinde genişlediği cemaatler üzerinde ekümeniklik taslamaya çalışan,tamamen ABD kontrollü,AB-Vatikan destekleriyle KÜRESEL KAPİTALİZMİN çıkarlarına hizmet vermesi sağlanmaya çalışılan FENER PATRİKHANESİ'nin MOSKOVA kilisesiyle olan kavgasını biraz daha açmak zorundayız..

Fener Patrikhanesinin ekümenik olduğu hususunda Türkiye ikna edilmeye çalışılırken,bu iddianın sahibi olanlar kendi DİNDAŞLARINA SÖZ geçiremiyorlar.

İşin son derece komik ve enteresan tarafı ORTODOKS dünyanın liderliğine soyunan AMCALARIMIZIN bu işi ,ortodoks olmayan BATILI KİVRELERİN desteğini alarak kotarmaya çalışmaları.

Bunlar şu ana dek,ne Moskova'yı,ne diğer ulusal patrikhaneleri ne de Türkiye'yi ikna edebilmiş değil..Halen Yunanistan Kilisesi bile Fener'den bağımsız..

Mesajlar son derece açık..

Yunanistan Dışişleri Bakanı BAKOYANNİ'nin " Konstantinopolis Patrikhanesi 6.Yüzyıldan bu yana bütün ortodoksların başıdır ve 300 milyon Ortodoks Hristiyanın ruhani lideridir.."sözlerine,



MOSKOVA Patrikhanesi itiraz ediyor özetle ;

" 15 otonom Ortodoks kilisesinden biri olan Konstantinopolis patrikhanesinin dünya üzerinde yetkisi ve 300 Milyon ortodoks Hristiyan'ın ona bağlı olduğu iddiası doğru değildir..

Ekümenik Patrikliği veya 13.Apostel-Cihan Hakimi ünvanları sadece İskenderiye Patrikhanesine aittir,ayrıca " cihan " kelimesi sadece BİZANS sınırlarını ifade eder.

Konstantinopolis Patrikhanesi ilk sıraa ve saygın bir yerde bulunuyor ama bu durum ona herhangi bir yetki tanımaz..diyor..

Moskova Patrikhanesi Bakoyanniye cevap vermeye devam ediyor ve Bakoyanni'nin söz konusu ünvanı 6.cı yüzyıldan itibaren kullandığı iddiasını da reddediyor..

" Bu 9.cu yüzyıldan önce olamaz çünkü Doğu ve Batı kiliseleri arasındaki bölünme1054 yılında gerçekleşti ve kutsal kararlar uyarınca birinci sıra o vakte dek ROMA Piskoposluğuna aittir." cevabını veriyor..




Canlar;

Bu görüşleri sadece Moskova desteklemiyor,diğer bağımsız ortodoks kiliselerde aynı görüşleri paylaşıyor..

Ayrıca genellik ifade eden 300 milyon ortodoks nüfustan bahsedilse de,bunun abartılı olduğu da belirtiliyor.Örneğin ABD'ye göre ortodoksların sayısı 225 milyon,başkaları bu rakamı 250 milyona kadar çıkartabiliyorlar.

Buradaki vurucu gerçek 225-250 milyonda olsa,dünya ortodoks nüfusun 125 milyonluk kısmının RUSYA'da yaşıyor olması ve bunlarında ruhani lider olarak kendi Patrikleri ALEKSİ'yi kabul etmeleri..

Ayrıca Moskova ve diğer kiliseler Fener'in bağımsız kiliselerin haricindeki mıntıkalara (ABD-AVUSTRALYA-BATI AVRUPA gibi yerlerde) ortodoks kilisesi kurmak hakkına sahip olmadıklarını iddia ediyorlar..


18 Eylül 2002 tarihinde Patrik II ALEKSİ,İstanbul Patriği Bartholomeos'a yazdığı mektupta;

İstanbul Patrikhanesinin ABD,Batı Avrupa ve Avustralya gibi DİASPORA kiliseleri üzerindeki egemenlik iddiasını dayandırdığı,4.Ekümenik Konseyinin 28.ci maddesini hatalı yorumladığını ileri sürüyor.

Gerçekte söz konusu kuralın,İstanbul Patrikhanesini sadece Asya,Trakya ve Pontus bölgeleriyle sınırlı biçimde yetkili kıldığını belirtiyor.

" Buna göreTrakya bölgesi bugünkü Türkiye,Yunanistan ve Bulgaristan topraklarının bir kısmını kapsamaktadır.Pontus Trabzon'a kadar olan Karadeniz boyunca uzanan bölgeyi,Asya ise Anadolu'nun tamamını değil sadece Antalya ve Efes civarını ifade eder."

" Nitekim geri kalan kısmı Antakya Patrikliğine bağlıdır."

" Yine 28.ci kurala göre İstanbul Patrikhanesine Batı Avrupa ve o tarihte ( 451 yılı ) henüz keşfedilmemiş Amerika ve Avustralya topraklarında hiç bir yetki tanınmamıştır.Bu türde iddialar 1920 yılı itibarıyla ortaya çıkmıştır,bu tarihten önce böylesi bir duruma hiç rastlanmamıştır.."diyor,devam ediyor..

PATRİK ALEKSİ mektubunda yine çok açık olarak;

" İstanbul Patriği 4.Meletios'un ortodoks diasporasının kendine bağlama hareketinin ORTODOKS RUHUNA ,ORTODOKS BİRLİĞİNE ve KUTSAL EMİRLERE AYKIRI olduğunu belirtiyor ve "tek taraflı alınan bir kararla dünya ortodoksluğu liderliğine soyunmanın Ortodoks birliğine zarar vereceğini ve derin krizlere yol açacağı " tesbitini yaparak,KUDÜS Patriği DİODARA'nın bu durumu temmuz 2003'de Fener'e mektupla tebliğ ettiğini,ayriyeten ROMANYA patrikhanesi ve POLONYA metropolitliğinin aynı görüşte olduğunu hatırlatıyor..

Aleksi, Bartholomeos'un diaspora ortodoksları üzerindeki savlarının kendisi için geçerliliğini yitirmiş bir hadise olduğunu ifade ediyor..

********************
********************


Bugün Avrupa'da yaşayan Ortodoksların büyük kısmının Rus kökenli olmalarından dolayı Moskova Patrikliğine bağlı kiliselere devem ettikleri herkesce biliniyor.

Burada ki PAPAZLARIN seçimler yoluyla atanması fikri dahi Fener'i ürkütmektedir. Çünkü böyle bir durumda dahi Rus kökenlilerin ağırlığıyla MOSKOVA PATRİKHANESİNE bağlı ruhanilerin seçilmesi işten bile değildir.

Fener vaziyeti " ekümenik " ünvanına sahiplik iddiasıyla götürüp,atamaları tepeden yapmayı arzu etmektedir.Nitekim ABD yönetiminin tavassutu ile bu ülkede yaşayan 2 Milyon ortodoks Rum için Başpiskopos atamıştır...Kendisine bağlı patrikhanenin hayaliyle yanan EVANGELİST ABD yönetimi, herhalde PAPAZ atamasını RUS'lara bırakacak değildi..




Arkadaşlar;

Çok açıkca görüldüğü gibi projenin kökünde DİNDEN çok SİYASİ AMAÇLAR var.Ortodoks olmayan Devletler,Birlikler ve Katolikler bu işe arka çıkıyor,destek veriyor.

ABD-AB mihveri Fener'i yayılma aracı olarak kullanmak istiyor.Fener kilisesi Estonya,Ukrayna ve Kiev kiliselerine yakın durarak KUR yapıyor..Özellikle ,diğerlerinden çok daha önemli olarak 50 milyon nüfusa sahip olan UKRAYNA üzerinde VATİKAN ile eşgüdümlü faaliyetler devam ettiriyorlar..

2001 yılında bizzat PAPA'nın ziyaret ettiği Ukrayna'da,ortodokslar arasında bölünmeler meydana geldiği görülse de ,şimdiler de Ukrayna ve Kırım bölgesindeki en küçük hareketi " varlığını devam ettirmekle " özdeşleştirip " savaş sebebi " sayan RUSYA'nın yanı sıra,Moskova Patrikhanesinin halen mevcut ağırlığını koruduğu biliniyor..





" Ekümenikliğinin" bırakınız TÜRKİYE'yi !.. Hristiyan ORTODOSKLAR ve KİLİSELER tarafından dahi tanınmadığını açıkca anlatmaya çalıştığımız,POLİTİZE SİCİLİYLE ortalığı karıştırmaya devam eden,ABD güdümlü Fener Patrikhanesinin ikinci çıkmazı, BAĞIMSIZLIĞIMIZIN YAZILI SENETİ olan LOZAN ANLAŞMASI'dır..


Lozan görüşmelerinde ;

Türkiye de kalmaları kesinlikle istenmeyen ,tam AYNORAZ adasına taşınacaklarken,son dakikada EYÜP Belediyesine bağlanmayı ve sadece dini işlerle uğraşmayı kabullenen,ekümeniklik iddialarını rafa kaldıran,Gazi Kemal Paşa döneminde 10 yıl sessiz sedasız kalıp,şimdilerde ise ABD-AB-VATİKAN desteğiyle çift kartal başlı BİZANS bastonunu gözümüze sokma cüretini bulanlar,bu anlaşmayı İHLAL edip,DELME girişimlerine başladılar.

Daha evel yazdığımız ve 14.cü mesajda naklettiğimiz YARGITAY 4.cü CEZA MAHKEMESİ KARARI ile bir kez daha vurgulanmış "patrikhanenin ekümenik olmadığına" ilişkin karara YUNANİSTAN itiraz etti..

AB Dışişleri Bakanları Konseyinde Türkiye Devleti Yüksek Mahkemelerinin kararı toplantı gündemine alındı.LOZAN'daki anlaşmalara,orada verilmiş sözlere hiç değinilmeden aynısıyla TÜRKİYE'de ki bazı DANTELERİNde döktürdüğü biçimde konu DİNi ÖZGÜRLÜKLER bağlamında alındı..

LOZAN anlaşması ABD tarafından imza edilmemiştir.Resmi olarak Türkiye Devletinin kuruluş anlaşmasını tanımayan ABD, II.Dünya savaşından sonra Türkiye ile geliştirdiği ilişkiler sayesinde,ülkemiz bünyesinde etki sahibi olmuşlar,Türkiye'nin iç ve dış siyasetini kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmeyi bir ölçüde başarmışlardır.

Özellikle bu durumdan en fazla istifade ülkelerin başında da İSRAİL gelmiş,bu ülke Türkiye içerisinde güçlenmeyi başarmış,bölge de Türkiye dostluğunu temin ederek malum hegomanyasını kurmayı becerebilmiştir.

Unutulmaması gereken gerçek şudur..

EMPERYALİST PLANLARIN tam göbeğindeki coğrafyanın adı Türkiye'dir..Türkiye bir bütün olarak durduğu sürece,küresel kapitalizmin jeopolitik gerekçeler nedeniyle hegomonik hedeflerine ulaşmaları imkan dahilinde değildir.

Bu nedenle,küresel kapitalizm II Dünya harbi sonrasında merkezi İSTANBUL olmak üzere YENİ BİZANS projesine start verilmiştir..İstanbul tekrar kozmopolit Konstantinopol'e çevrilecektir.

Nitekim günümüzde giderek fakirleşen Anadoluyu pas ederek İstanbul'u ekonomik değerlerin toplandığı ve uluslararası sermayeye eklemlendiği bir merkez haline getirme faaliyetleri başarıya ulaşmış,uluslararası lobiler,karteller bu kente çöreklenmiştir..

Fazla uzatmayalım,ucundan yazıp yukarıdaki gerçekleri bir kenara notlayalım..





**********************************************
**********************************************




Dostlar,

Ekümeniklik taleplerinin din özgürlükleriyle ilgisi yoktur.Bu tamamen Türkiye'nin egemenlik haklarıyla alakalı bir konudur.ABD ve Vatikan'ın 1991 yılından sonra giderek güçlenen RUSYA patrikhanesinin tesirini, güya dizginlemeye yönelik stratejisidir..Beyhudedir, boştur.Sadece Helenler üzerinde ağırlığı olan,milli vasıflı FENER KİLİSESİ ile bunu gerçekleştirmesi mümkün değildir..

Bu mücadeleden en fazla zarara uğrayacak ülke Türkiye'dir.

Çünkü , Ekümenikliğin fiili olarak gerçekleşmesi için Fener Rum Patrikhanesinin Vatikan türü bir statüye sahip olması gerekmektedir.Ekümenikliğin tanınması bu yapılanmayı kendiliğinden gerçekleştirecektir.

Bunu sağlamak için ABD ve tüm Avrupa baskı yapmakta,Türkiye'nin LOZAN anlaşmalarından taviz vermesi ve patrikhaneye geniş haklar sağlanması talep edilmektedir..

Ankara'nın tekrar II ROMA imparatorluğunu ihya etmeye yönelik,Megalo İdea'nın en önemli figürü pozisyonundaki, ekümeniklik projesini kabul etmesi mümkün değildir..

Patrikhanenin kontrol harici,denetimsiz,ÖZERK bir DİNİ STATÜ haline dönüşmesi Türkiye için faciadır..


Vaktiyle FESAD ve İHANETİN merkezi pozisyonundaki,sicili bozuk,POLİTİZE,Katolik ve Ortodoks dünyası tarafından da ekümenikliği kabul edilmeyen,APOSTOLİK olmayan bu kilisenin şimdiki mevcut durumu muhafaza edilmelidir..

Türkiye gayri müslim vatandaşların din özgürlüklerine karışmamakta,açmak istedikleri Ruhban okulu konusunda YÖK'e bağlanmaları şartıyla gerekli izini vereceğini beyan etmektedir..

( Tüm bunların ayrıntılarını arzu edenler önceki mesajlardan okuyabilirler..)


Ekümeniklik statüsüne kavuşacak Patrikhane ilk aşama da,Türk vatandaşı olmayanların da PATRİK olması hakkını elde edecek,Vatikan gibi dünyanın her milletinden papazların, ruhanilerin bir araya geldiği yapılanma otomatik olarak gerçekleşecektir.

Nitekim çeşitli platformlarda patrik seçiminde " vatandaşlık " şartının olmaması gerekliliği dile getirilmektedir..

Patrikhane bugün halen terk edilmiş ,cemaati olmayan kentlere metropolit atamaya devam ediyor.Bartholomeos 7 Mayıs 2000 tarihinde Kapadokya'da yaptığı konuşmada " eski Hristiyan toplulukların yaşadığı yerlerde yeniden Hristiyanların yaşaması gerekir " mesajını açıkca vermiştir..Bu son derece bilinçlice yapılmış bir söylevdir..

Eğer Vatikan benzeri bir yapılanmaya kavuşurlar ise, resmi mübadele anlaşmalarıyla boşaltılmış Anadolu topraklarına tekrar Rum göçmenlerin yerleştirilmesinin isteneceği,yukarıda ki beyanda da görüldüğü üzere çok açıktır.

Daha şimdiden makamında yabancı Devlet başkanlarının kabul edilip,nişanlar takıldığı,Devlet başkanı gibi davranışlar sergilendiği,AB parlamentolarında ve çeşitli platformlarda DEVLET YETKİLİSİ tavırlı konuşmalar, ziyaretler, pratikler gerçekleştirildiği ortada..

Ekümenikliğin kabul edilmesiyle,Yeni ROMA olarak ilan edilmesi muhtemel olan BİZANS din Devletçiğine ULUSLARARASI MÜDAHALE zemini ve HUKUKU meşruiyet kazanacak, azınlık VAKIFLARI yasasının desteğiyle AYASOFYA tekrar talep edilip,Anadolunun her yanında küçük kilise Devletçikleri oluşacaktır..

Hadise,dini özgürlükler meselesi olmayıp,küresel kapitalizmin Türkiye'ye yönelik inşa etmeye çalıştığı DİNİ-POLİTİK stratejinin kendisidir ve çok ciddi hedefleri vardır..


Nitekim 900 küsür sene sonra PAPA,Vatikan'ın AFAROZ ettiği patrikhaneye anlamlı bir ziyaret gerçekleştirerek bu CİDDİ projeye destek vermiştir.

PAPA ve PATRİK önce " KARDEŞLİK KUCAKLAMASI " gerçekleştirip,ardından tüm dünyaya ortak bir DEKLARASYON yayınladılar.Bu ortak deklarasyonda Avrupayı Hristiyan köklerini korumaya davet ederek,HRİSTİYANLAR arasındaki BÖLÜNMELERİN İNCİLİ MÜJDELEMEK için ENGEL olduğununu belirttiler..

Ziyareti sırasında " ANADOLUDAKİ HRİSTİYAN MİRASI KORUYACAĞINI " ilan eden PAPA,bizim HOŞŞİK ve de ROMANTİK kısa donlu entellerin hilafına,gerçekleştirdiği Türkiye seyahatine açıktan DİN AMAÇLI anlamlar yükledi.Tabi bu durum doğal olarak SİYASİ SONUÇLAR doğurdu ve doğuracak....

OBAMA ve AB'nin gayretleri sonucunda, ABD ve VATİKAN himayesindeki ekümenikliği tanınan Patrikhane üzerinden YUNANİSTAN'ın tarihi emelleri rahatlıkla gerçekleşecek,Türkiye zayıflayıp,iç kargaşa ve krizlerle çözülüp dağılma sürecine girecektir..

Böyle acı bir sonuçla karşılaşmamanın yolu ve yöntemi bellidir..

Bu başlıkta yazılı kaynaklara dayalı olarak tarihten,bugüne getirilerek aktarılmış bilgiler;

Bundan sonra sizlerin konuyla alakalı güncel haber ve yorumları BİRLİKTEFORUMA taşımanızı,hatta medyada çıkan haberleri kopyalayarak buraya asma imkanını sunmaktadır.

Malumunuz;bir mesele üzerinde güncel yorumlamalarda bulunabilmek tarihsel süreci incelemeyi şart kılar..

Başlığımızdaki mesajlar okunduğunda konunun temellerinden,günümüze safha safha getirildiğini göreceksiniz.Meseleye ilgi gösterenler ve yazılmış olanları tetkik edenler 2009 yılındaki ve sonraki yıllardaki MEDYA'ya yansıyan gelişmeleri,yorumları hakkıyla değerlendirme imkanlarına sahip olabileceklerdir..

Hatta !..Fazladan olarak konuyla alakalı ilim erbablarının makalelerini ve de yazdıkları kitapları satın alarak okuyanlar daha da uzmanlaşacaklardır.

Çünkü bu mesele önümüzdeki yıllarda küresel kapitalizmin Türkiye üzerinde kullanacağı önemli baskı araçlarından biri haline gelebilecek,uluslararası nitelikte siyasi gaile olarak Türkiye'ye dayatılabilecektir..


Türkiye kamuoyu bu meselede bilgisizdir..Sokaktaki insanlar,yani halkımız işin özünden habersiz olup,konu SOROS fonlarından besleme kimi kalemşörler tarafından halkımıza çarpıtılarak anlatılmaya,aldatmaya yönelik enformasyon çabalarıyla tuzak kurulmaya gayret edilmektedir..

Hadise bağımsızlığımızın TAPU senedi olan LOZAN ile birebir ilişiklidir.

Vericek bir taviz orta vade de SURDA kesinkez,başımıza belalar açacak kocaman bir GEDİK açabilecektir..


Bu nedenle konuyu iyice öğrenip,münferiden de olsa etrafımızda ülkemiz lehine gerekli propoganda ve bilinçlendirme çalışmaları yapmak vazifemizdir..



İlk olarak aşağıda 26 mayıs 2009 tarihinde PATRİKHANE ile ilgili basında çıkan bir haberi nakledeceğim..Umarım bundan sonra siz Birlikteforum mensupları güncel gelişmeleri takip ederek devam ettirirsiniz..

Aşağıdaki haberi yorumlamak,TOPİK altındaki yazılmış ÖNCEKİ MESAJLARI okumuş olanlar için,gayri çocuk oyuncağı hükmündedir..


Bolkar...........


**************************
**************************
**************************


Türkiye'yi şoke eden istek !


Ukrayna Devlet Başkanı Yuşçenko, Fener Rum Patriği Bartholomeos'tan Kiev'de temsilcilik açmasını istedi.

Lozan hükümlerine göre patriğin böyle bir yetkisi yok. Dışişleri, 'Olmaz öyle şey' diyor. Patriğin net bir yanıtı yok

UEFA Kupası finalini izlemek için İstanbul'a gelen Ukrayna Cumhurbaşkanı Viktor Yuşçenko'nun Fener Rum Patriği Bartholomeos'tan Ukrayna'da temsilcilik niteliğinde bir kilise açmasını istediği öğrenildi.

Fener Rum Patriği'nin bu isteme net yanıt vermediği belirtilirken, Yuşçenko'nun bu teklifi Lozan Barış Antlaşması ilkelerine aykırılık taşıyor.

Antlaşma hükümlerine göre, İstanbul Valiliği'ne bağlı olan Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi'nin yurt dışında temsilcilik açma yetkisi yok.

Ankara, bu teklifin geçersiz olduğunu düşünüyor. Diplomatik kaynaklar talebin, Ukrayna'nın kiliseyi 'ekümenik' kabul etmesinden kaynaklandığını belirtirken, böyle bir duruma izin verilemeyeceği görüşünde.

AKŞAM'ın diplomatik kaynaklardan edindiği bilgilere göre, Yuşçenko, İstanbul temasları sırasında Patrik Bartholomeos ile de bir araya geldi. Ukrayna Cumhurbaşkanlığı'nın internet sitesinde görüşmenin içeriğine ilişkin verilen bilgiye göre,
Yuşçenko 'Ekümenik olarak nitelenen Bartholomeos'tan Ukrayna'da temsilcilik açmasını' istedi. Ancak net bir yanıt alamadı.

Dışişleri Bakanlığı kaynakları, Ukrayna'nın söz konusu girişiminin yasal dayanaklardan uzak olduğunu dile getirirken, patrikhanenin Türkiye'nin izni olmaksızın böyle bir teklifi kabul edemeyeceğine dikkat çekiyor. Bartholomeos'un memur statüsünde olduğu, herhangi bir ülkeye atama yapma yetkisinin bulunmadığı vurgulanıyor.



PATRİK İMAM GİBİ


AZINLIKLARA verilen haklar Lozan Antlaşması'nın 37-45. maddelerinde düzenleniyor. 'Fener Rum Patrikhanesi' ifadesi anlaşmada doğrudan yer almıyor.

Ancak, İngiltere ve Yunanistan'ın Lozan görüşmesi tutanaklarında yer alan ortak taahhütleri ile Patrikhane'nin 'Türkiye'nin bir kamu kurumu olduğu ve Ankara tarafından belirlenecek yasal statüye uyması gerektiği' vurgulanıyor.

Lozan müzakereleri tutanaklarına göre, Rum Ortodoks Kilisesi'nin reisi olan Patriğin, Türk hükümeti tarafından atanan bir memur statüsünde olması öngörülüyor. Bu nedenle Patriğin Türkiye'den izin almaksızın temsilcilik açma yetkisi yok. 'Ekümeniklik' vasfı taşımayan Patrikhanenin tüzel bir kişiliği de yok. Patriğin bir cami imamından statü olarak bir farkı bulunmuyor.



KİEV'DEKİ KUTLAMALARDA BİRLİK ÇAĞRISI YAPMIŞTI

Patrik Bartholomeos, 25 Temmuz 2008'de Kiev'de Hıristiyanlığın kabulünün 1020. yılı etkinliklerine katılmış, Ukrayna Devlet Başkanı Yuşçenko tarafından karşılanmıştı. Bartholomeos, Ukrayna'daki Ortodoks kiliselerine birlik çağrısı yapmıştı.

Ukrayna, Moskova'nın etkisinden kurtulmak için kendi kilisesini açmak istiyor. Yuşçenko, Bartholomeos'tan, ülkede üçe bölünmüş durumdaki Ortodoks kiliselerini tek çatı altında birleştirerek yerel bir kilise oluşturulması için destek istemişti.


Alıntı kaynağı : http://www.samanyoluhaber.com/haber-151803.html


AB Uyum Yasaları çerçevesinde yayınlanan yönetmelik...
24 Ocak 2003
"Cemaat Vakıflarının Taşınmaz Mal Edinmeleri, Bunlar Üzerinde Tasarrufta Bulunmaları ve Tasarrufları Altında Bulunan Taşınmaz Malların Bu Vakıflar Adına Tescil Edilmesi Hakkında Yönetmelik", Resmi Gazete'nin 24 Ocak 2003 tarihli sayısında yayımlanarak yürürlüğe girdi. 4 Ekim 2002 tarihli yönetmelik yürürlükten kaldırıldı.
Sözkonusu yönetmelik, AB'ye uyum çerçevesinde çıkarılan 4771 sayılı yasa paketi içinde yer alan Vakıflar Kanunu'ndaki değişiklik dayanak yapılarak hazırlandı.

"Cemaat Vakıflarının Taşınmaz Mal Edinmeleri ve Bunlar Üzerinde Tasarrufta Bulunmaları Hakkında Yönetmelik", ilk kez, 57. Hükümet döneminde, 4 Ekim 2002'de yayınlandı.

58. Hükümet döneminde yayımlanan yeni yönetmelikle 4 Ekim tarihli yönetmelik yürürlükten kaldırıldı.

Yönetmelik, vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın Vakıflar Kanunu gereğince tüzel kişilik kazanmış Türkiye'deki gayrimüslim cemaatlere ait vakıfların, dini, hayri, sosyal, eğitsel, sıhhi ve kültürel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak ve sadece bu alanlardaki amaçlarını sürdürecek geliri sağlamak üzere taşınmaz mal edinmelerine ilişkin esasları belirliyor.

AB 6. Uyum Yasaları çercevesinde 19 Haziran 2003 tarihinde Vakıflar Yasası'nda değişikliğe gidildi ve cemaat vakıflarının tasarrufları altında bulunduğu belirlenen taşınmaz malların vakıf adına tescili için yapılacak başvurular bakımından öngörülen 6 aylık süre 18 aya çıkarıldı. Buna göre, Cemaat Vakıfları, 4903 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 18 ay içinde tescil başvurusunda bulunabilecekler.

Yönetmelik ile birlikte Türkiye'de faaliyette bulunan 160 cemaat vakfının da listesi yayınlandı.

"Cemaat Vakıflarının Taşınmaz Mal Edinmeleri"ne ilişkin yönetmelik şöyle:
(24 Ocak 2003)

Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığından :

Resmi Gazete: 24 Ocak 2003 - 25003

Cemaat Vakıflarının Taşınmaz Mal Edinmeleri,
Bunlar Üzerinde Tasarrufta Bulunmaları ve Tasarrufları Altında Bulunan Taşınmaz Malların Bu Vakıflar Adına Tescil Edilmesi Hakkında Yönetmelik

BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam ve Dayanak

Amaç

Madde 1 - Bu Yönetmeliğin amacı, 5/6/1935 tarihli ve 2762 sayılı Vakıflar Kanununun değişik 1 inci maddesinde yer alan hükümlerle ilgili uygulama usul ve esaslarını belirlemektir.

Kapsam

Madde 2 - Bu Yönetmelik; vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince tüzel kişilik kazanmış Türkiye'deki gayrimüslim cemaatlere ait vakıfların, dinî, hayrî, sosyal, eğitsel, sıhhî ve kültürel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak ve sadece bu alanlardaki amaçlarını sürdürecek geliri sağlamak üzere taşınmaz mal edinmeleri ve taşınmaz malları üzerinde tasarrufta bulunmaları ile bu vakıfların aynı alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak ve sadece bu alanlardaki amaçlarını sürdürecek geliri sağlamak üzere, her ne surette olursa olsun, tasarrufları altında bulunan taşınmaz malların vakıf adına tesciline ilişkin usul ve esasları kapsar. Söz konusu vakıflara ait liste bu Yönetmelik ekindedir.

Dayanak

Madde 3 - Bu Yönetmelik, 2762 sayılı Vakıflar Kanununun değişik 1 inci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.

İKİNCİ BÖLÜM
Cemaat Vakıflarının Taşınmaz Mal Edinmeleri

Edinilebilecek taşınmaz malların kapsamı

Madde 4 - Cemaat vakıfları; Vakıflar Genel Müdürlüğünün izni ile dinî, hayrî, sosyal, eğitsel, sıhhî ve kültürel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere satın alma, vasiyet, hibe ve sair yollarla taşınmaz mal edinebilirler.

Başvurunun şekli ve istenilen belgeler

Madde 5 - Cemaat vakıfları tarafından taşınmaz mal satın alma ve ayni haklarla ilgili diğer tasarruflara ilişkin başvurular, vakfın bağlı olduğu Vakıflar Bölge Müdürlüğüne yapılır.

Başvuruda;

a) Taşınmaz malın nevi, imar durumu ve acık adresi, halihazırda ne amaçla kullanıldığı, hangi amaç için iktisap edilmek istendiği,
b) Vakfın malî durumunu gösteren son yıla ait bilançosu, gelir-gider tablosu,
c) Vakıf yönetimi tarafından alınmış gerekçeli karar,
d) Taşınmaz malın durumuna ilişkin; Vakıf Gayrimenkul Ekspertiz Değerlendirme A.Ş., Emlak Gayrimenkul Ekspertiz A.Ş., T.C.Ziraat Bankası, Ticaret ve Sanayi Odası, Mimarlar Odası herhangi birinden alınmış ve birden fazla eksper tarafından düzenlenmiş ekspertiz raporu,
e) Bağış ve vasiyet halinde tasarrufa ilişkin yasalarca öngörülen belge,

istenecektir.

Değerlendirme ve sonucunda yapılacak işlemler

Madde 6 - Başvurular, Vakıflar Bölge Müdürlüğü görüşü ile birlikte Vakıflar Genel Müdürlüğüne gönderilir. Gerektiğinde; ilgili Bakanlık, kamu kurum ve kuruluşlarının görüşü alınarak konu yetkili Daire Başkanlığı görüşü ile birlikte Vakıflar Meclisine intikal ettirilir. Vakıflar Meclisi tarafından konu incelenir, eksik bulunan hususlar vakfa tebliğ edilir. Tebliğden itibaren iki ay içerisinde eksikliklerin tamamlanmaması halinde talepten vazgeçilmiş sayılır. İstenilen belge ve bilgilerin eksiksiz olması halinde Vakıflar Meclisi kararı ilgili vakfa başvurudan veya eksikliği giderildiği tarihten itibaren iki ay içerisinde gerekçeli olarak bildirilir. Vakıflar Meclisinin olumlu kararını takiben vakfa, yetki belgesi verilir.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Cemaat Vakıflarının Taşınmaz Malları Üzerinde Tasarrufları

Tasarruf Yetkisinin Kullanılması

Madde 7 - Cemaat vakıfları, taşınmaz malları üzerinde; dinî, hayrî, eğitsel, sıhhî, sosyal ve kültürel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak ve sadece bu alanlardaki amaçlarını sürdürmek üzere tasarrufta bulunabilir. Ayni haklara ilişkin tasarruflar Vakıflar Genel Müdürlüğünün iznine tabidir.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Bağış ve Vasiyet

Madde 8 - Vasiyetname veya bağış yoluyla cemaat vakıfları adına tescil edilmek istenilen taşınmazlar hakkında; bağışın veya vasiyetin konusu olan taşınmazın vakfın tasarrufuna 9/8/2002 tarihinden önce geçmiş olması halinde bu Yönetmeliğin geçici 1 inci maddesindeki, 9/8/2002 tarihinden sonra geçecek olanlarda ise ikinci bölümde yer alan hükümler uygulanır.

BEŞİNCİ BÖLÜM
Diğer Hükümler

Cemaat vakıflarının tasarruflarında bulunan taşınmazların tescili

Geçici Madde 1 - Cemaat vakıfları 9/8/2002 tarihine kadar tasarrufları altına giren taşınmaz malların vakıfları adına tescili için 9/8/2002 tarihinden başlayarak altı ay içinde vakfın bağlı bulunduğu Bölge Müdürlüğüne yazılı olarak başvuruda bulunurlar.

Başvuruda şu belgeler istenir;

a) Taşınmaz malın nevi, il, ilçe, mahalle, pafta, ada ve parsel numarası ve açık adresi, halihazırda ne amaçla kullanıldığı, fiziki şartları itibariyle halihazırdaki durumu, ne şekilde vakfın tasarrufuna geçtiği,

b) Taşınmaz malın vakfın tasarrufuna ilişkin 9/8/2002 tarihinden önceki bir tarihi taşıyan, aşağıdaki belgelerden bir veya makbul sayılabilecek eş değer bir belge; vergi kaydı, emlak vergi beyannamesi, kira kontratı, elektrik, su, doğalgaz faturası, tasdikli irade suretleri ile fermanlar, muteber mütevelli, sipahi, mültezim temessük veya senetleri, kayıtları bulunmayan tapu veya mulga hazinei hassa senetleri veya muvakkat tasarruf ilmuhaberleri, tasdiksiz tapu yoklama kayıtları, mülkname, vasiyetname ve vasiyet tenfiz kararları, muhasebatı atika kalemi kayıtları, mubayaa, istihkam ve ihbar hüccetleri, evkaf idarelerinden tapuya devredilmemiş tasarruf kayıtları.

Başvurular, Vakıflar Bölge Müdürlüğü görüşü ile birlikte Vakıflar Genel Müdürlüğüne gönderilir. Gerektiğinde; ilgili Bakanlık, kamu kurum ve kuruluşlarının görüşü alınarak konu yetkili Daire Başkanlığı görüşü ile birlikte Vakıflar Meclisine intikal ettirilir. Vakıflar Meclisi tarafından konu incelenir, eksik bulunan hususlar vakfa tebliğ edilir. Tebliğden itibaren iki ay içerisinde eksikliklerin tamamlanmaması halinde talepten vazgeçilmiş sayılır. İstenilen belge ve bilgilerin eksiksiz olması halinde Vakıflar Meclisi kararı ilgili vakfa başvurudan veya eksikliğin giderildiği tarihten itibaren iki ay içerisinde gerekçeli olarak bildirilir.

Başvurunun Vakıflar Meclisi tarafından uygun bulunması halinde vakfa tescil talebinde bulunmaya esas olmak üzere talebe konu taşınmaz malın vakfın tasarrufunda bulunduğunu, tashihen tescilin yapılmasının Vakıflar Genel Müdürlüğünce uygun bulunduğunu belirten yetki belgesi verilir.

Yürürlükten kaldırılan yönetmelik

Madde 9 - 4/10/2002 tarih ve 24896 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Cemaat Vakıflarının Taşınmaz Mal Edinmeleri ve Bunlar Üzerinde Tasarrufta Bulunmaları Hakkında Yönetmelik yürürlükten kaldırılmıştır.

Yürürlük

Madde 10 - Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

Madde 11 - Bu Yönetmelik hükümlerini Vakıflar Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Devlet Bakanı yürütür.

FAALİYETTE BULUNAN CEMAAT VAKIFLARI

1- Beykoz Aya Paraşkevi Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
2- Büyükada Panayia Aya Dimitri Profiti İlya Rum Ortodoks Kilisesi ve Mektebi Vakfı
3- Heybeliada Aya Triada Tepe Manastırı Vakfı
4- Heybeliada Aya Nikola Rum Ortodoks Vakfı
5- Heybeliada Rum Ruhban Okulu Vakfı
6- Kınalıada Panayia Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
7- Burgazada Aya Yorgi Karipi Manastırı
8- Burgazada Aya Yani Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
9- Fener Maraşlı Rum İlkokulu Vakfı
10- Fener Yoakimion Rum Kız Lisesi Vakfı
11- Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı
12- Feriköy 12. Apastol Rum Ortodoks Kilisesi ve Mektebi Vakfı
13- Fener Tekfursaray Panayia Hançerli Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
14- Fener Vlahsaray Panayia Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
15- Fener Meryem Ana Rum Ortodoks (Kanlı) Kilisesi Vakfı
16- Kurtuluş Aya Tanaş Dimitri Aya Lefter Rum Ortodoks Kilisesi ve Mektebi Vakfı
17- Beyoğlu Rum Ortodoks Kileseleri ve Mektebi Vakfı
18- Beşiktaş Cihannüma Rum ortodoks Kilisesi Vakfı
19- Beşiktaş Nanayia Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
20- Yenimahalle Aya Yani Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
21- Bebek aya Haralambos Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
22- Çengelköy Aya Yorgi Rum Ortodoksk Kilisesi Vakfı
23- Fatih Eğrikapı Panayia Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
24- Aksaray Langa Aya Todori Rum Ortodoks Kilisesi
25- Bağımsız Türk Ortadoks Kiliseleri ve Patkirhanesi Vakfı
26- Ayvansaray Aya Dimitri, Aya Vlaharne Rum Ortodoks Kilisesi ve Mektebi Vakfı
27- Üsküdar Profiti İlya Rum Ortodoks Kilisesi ve Mektebi Vakfı
28- Arnavutköy Aya Strati Taksiarhi Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
29- Yeşilköy Aya İstepanos Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
30- Altı Mermer Panayia Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
31- Cibali Aya Nikola Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
32- Kuzguncuk Aya Pandeliimon Rum Ortodoks Kilisesi
33- Kumkapı Aya Kiryaki Elpida Rum Ortodoks Kiliseleri Vakfı
34- Balat Aya Strati Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
35- Balat Panayia Balino Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
36- Zapion Rum Kız Lisesi Vakfı
37- Sarmaşık Aya Dimitri Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
38- Topkapı Aya Nikola Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
39- Hasköy Aya Paraykevi Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
40- Salmatomruk Panayia Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
41- Kuddusü Şerif Rum Patrikhanesine Bağlı Yeniköy Aya Yorgi Kilisesi ve Manastırı Vakfı
42- Galata Rum İlkokulu Vakfı
43- Tarabya Aya Paraşkevi Rum Ortodoks Kilisesi ve Mektebi Vakfı
44- Paşabahçe Aya Konstantin Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
45- Kuruçeşme Aya Dimitri Aya Yani Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
47- Yeniköy Panayia Rum Ortodoks Kilisesi ve Mektebi Vakfı
48- Boyacıköy Panayia Evangelistra Rum ortodoks Kilisesi Vakfı
49- Kadıköy Rum Ortodoks Kiliseleri ve Mektepleri Vakfı
50- Balıklı Rum Hastahanesi Vakfı
51- Büyükdere Aya Paraşkevi Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
52- Bakırköy Aya Yorgi Aya Analipsiz Rum Ortodoks Kiliseleri ve Mektepleri Vakfı
53- Kandilli Metemorfosis Hz. İsa Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
54- Koca Mustafa Paşa Belgrad Kapı Panayla Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
55- Koca Mustafa Paşa Samatya Aya Nikola Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
56- Koca Mustafa Paşa Samatya Aya Yorgi Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
57- Samatya Aya Analipsiz Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
58- Koca Mustafa paşa Samatya Aya Konstantin Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
59- Samatya Aya Mina Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
60- Beyoğlu Yenişehir Evangelistra Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
61- Fener Rum Patrikhanesi Valsunuda Aya Yorgi Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
62- Yeniköy Aya Nikola Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
63- Dereköy Aya Marina Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
64- Tepeköy Evangelismos Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
65- Zeytinliköy Aya Yorgi Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
66- Bademliköy Pahayia Kimisis Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
67- Bozcaada Kimisis Teodoku Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
68- Gökçeada Merkez Panayia Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
69- İskenderun Rum Ortodoks Kilisesi Fukara Vakfı
70- Antakya Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
71- Antakya Rum Katolik Kilisesi Vakfı
72- Altınözü Tokaçlıköyü Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
73- Samandağı Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
74- İskenderun Arsuz Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
75- Altınözü Sarılar Mahallesi Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
76- Feriköy Surp Vartanaş Ermeni Kilisesi Vakfı
77- Üsküdar Surp Garabet Kilisesi Mektebi ve Mezarlığı Vakfı
78- Üsküdür Surp Hac Ermeni Kilisesi Mektebi ve Mezarlığı Vakfı
79- Eyüp Surp Yeğiya Ermeni Kilisesi Vakfı
80- Eyüp Surp Astvazazim Ermeni Kilisesi ve Arakelyan Mektebi ve Mezarlığı Vakfı
81- Narlıkapı Surp Hovannes Ermeni Kilisesi Vakfı
82- Rumelihisarı Surp Sanduth Ermeni Kilisesi Vakfı
83- Kadıköy Surp Takavor Ermeni Kilisesi Aramyan Uncuyan Mektebi ve Mezarlığı Vakfı
84- Kuzguncuk Surp Kirkor Lusavoriç Ermeni Kilisesi Vakfı
85- Beşiktaş Surp Astvazazin Meryemana Ermeni Kilisesi Vakfı
86- Ortaköy Surp Kirkor Losavoriç Ermeni Katolik Kilisesi Vakfı
87- Ortaköy Surp Astvazazin Meryemana Ermeni Kilisesi ve Mektebi Vakfı
88- Boyacıköy Surp Yeris Mangas Ermeni Kilisesi Vakfı
89- Kandilli Surp Arakelos Ermeni Kilisesi Vakfı
90- Kartal Surp Nişan Ermeni Kilisesi Mektebi Vakfı
91- Yenikapı Tetaos Patriğimeos Ermeni Kilisesi Vakfı
92- Kınalıada Surp Kirkor Losavoriç Ermeni Kilisesi Mektebi ve Mezarlığı Vakfı
93- Gedikpaşa Ermeni Protestan Kilisesi ve Mektebi Vakfı
94- Gedikpaşa Surp Hovhannes Ermeni Kilisesi Vakfı
95- Bakırköy Surp Astvazazin Meryemana Kilisesi ve Mektebi Vakfı
96- Balat Surp Hreştegabet Ermeni Kilisesi ve Mektebi Vakfı
97- Karaköy Surp Pırgıç Ermeni Katolik Kilisesi Vakfı
98- Beyoğlu Anarathıgutyun Ermeni Katolik Rahibeler Manastır ve Mektebi Vakfı
99- Beyoğlu Üç Horon Ermeni Kilisesi Vakfı
100- Beyoğlu Ohannes Gümüşyan Ermeni Kilisesi Vakfı
101- Beyoğlu Aynalı Çeşme Ermeni Protestan Kilisesi Vakfı
102- Beyoğlu Surp Gazer Ermeni Katolik Mihitaryan Manastır ve Mektebi Vakfı
103- Pangaltı Ermeni Katolik Mihitaryan Manastır ve Mektebi Vakfı
104- Yeniköy Küddipo Surp Astvazazin Ermeni Kilisesi Vakfı
105- Şişli Karagözyan Ermeni Yetimhanesi Vakfı
106- Taksim Surp Agop Ermeni Hastanesi Vakfı
107- Kumkapı Surp Harutyun Ermeni Kilisesi ve Mektebi Vakfı
108- Halıcıoğlu Meryemana Surp Astvazazin Ermeni Kilisesi ve Kalfayan Yetimhanesi Vakfı
109- Kumkapı Meryemana Ermeni Kilisesi ve Mektebi Vakfı
110- Kuruçeşme Surp Haç Ermeni Kilisesi Vakfı
111- Büyükdere Surp Hripsimyans Ermeni Kilisesi Vakfı
112- Koca Mustafa Paşa Surp Kevork Ermeni Kilisesi Mektebi ve Mezarlığı Vakfı
113- Koca Mustafa Paşa Anarathigutyun Ermeni Katolik Kilisesi vakfı
114- Topkapı Surp Nikagos Ermeni Kilisesi ve Mektebi Vakfı
115- Galata Surp Lusavoriç (Çerçiş) Ermeni Kilisesi ve Mektebi Vakfı
116- Yeşilköy Surp İstepanos Ermeni Kilisesi Mektebi ve Mezarlığı Vakfı
117- Hasköy Surp İstepanos Ermeni Kilisesi ve Mektebi Vakfı
118- Apeloğlu Andon Vakfı Hayratından Yeniköy Ohannes Mığırdıç Ermeni Kilisesi
- Büyükdere Surp Boğos Ermeni Kilisesi
- Büyükada Surp Astvazazin Verapohum Ermeni Katolik Kilisesi
- Sakızağacı Ermeni Katolik Kilisesi
- Beyoğlu Surp Yerurtutyun Ermeni Katolik Kilisesi
- Kadıköy Surp Levon Ermeni Katolik Kilisesi
- Tarabya Surp Andon Ermeni Katolik Kilisesi
119- Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı
120- Kumkapı Meryemana (Drasular) Ermeni Kilisesi Vakfı
121- Beykoz Surp Nikagos Ermeni Kilisesi Vakfı
122- İskenderun Karasun Manuk Ermeni Katolik Kilisesi Vakfı
123- Samandağı Vakıflı Köyü Ermeni Ortodoks Kilisesi Vakfı
124- Kayseri Surp Kirkor Ermeni Kilisesi Vakfı
125- Diyarbakır Ermeni Surp Küçük Kilise Hıdır İlyas Surp Gregos Kiliseleri Vakfı
126- Mardin Ermeni Katolik Kilisesi Vakfı
127- Büyükada Hased Leavram Musevi Sinagogu Vakfı
128- Hasköy Mealem Musevi Sinangogu Vakfı
129- Beyoğlu Musevi Hahamhanesi Vakfı
130- Beyoğlu Seferadimi-Neveşalom Musevi Sinagogu Vakfı
131- Ortatöy Musevi Etz-Ahayim Sinagogu Vakfı
132- Sirkeci Musevi sinagogu Vakfı
133- Kuzguncuk Bet-Yaokov Musevi Sinagogu Vakfı
134- Galata Yüksek Kaldırım Eşkenazi Musevi Sinagogu Vakfı
135- Hasköy Türk Karaim Musevi Vakfı
136- Kadıköy Hemdat İsrael Sinagogu Vakfı
137- Balat Or-Ahayim Musevi Hastanesi Vakfı
138- Balat Ahrida Musevi Sinagogu Vakfı
139- Ankara Musevi Sinagogu Vakfı
140- Bursa Türk Musevi Cemaati Vakfı
141- Çanakkale Mekor Hayim Musevi Sinagogu Vakfı
142- Antakya Musevi Havrası Vakfı
143- İskenderun Musevi Havrası Vakfı
144- Kırklareli Musa Sinagogu Vakfı
145- Diyarbakır Süryani Kadim Meryemana Kilisesi Vakfı
146- Beyoğlu Süryani Kadim Meryemana Kilisesi Vakfı
147- Mardin Süryani Katolik Kilisesi Vakfı
148- Mardin Süryani Kadim deyrulzafaran Manastırı ve Kiliseleri Vakfı
149- Mardin Süryani Protestan Kilisesi Vakfı
150- Midyat Süryani Protestan Kilisesi Vakfı
151-Midyat Süryani Deyrulumur Margabriel Manastırı Vakfı
152- Midyat Süryani Kadim Cemaati Marborsom ve Mart Şemuni Kiliseleri Vakfı
153- İdil Süryani Kadim Kilisesi (Mardodo) Vakfı
154- Diyarbakır Keldani Katolik Kilisesi Vakfı
155- Keldani Katolik Kilisesi Vakfı
156- Mardin Keldani Katolik Kilisesi Vakfı
157- Bulgar Ekzarhlığı Ortodoks Kilisesi Vakfı
159- Şişli Gürcü Katolik Kilisesi Vakfı
160- Mersin Tomris Nadir Mutri Kilisesi Vakfı

Putin Rusyası;

Vatikan ve ABD güdümüne girmiş ELENİST kilisenin bakış açısından farklıca bir İslam siyaseti yürütmeye kararlı...İşte son örneği;

Rusya Başbakanı Vladimir Putin, başkent Moskova’da bir Rus futbol taraftarının Kafkas kökenli bir kişi tarafından silahla vurularak öldürülmesi sonrası geçen haftasonu yükselen etnik tansiyonu düşürmek için Bizanslıların ünlü “Lâtin serpuşu görmektense Müslüman sarığı görmeyi tercih ederim” sözüne öykündü.


Putin dün yıllık “Halkla Sohbet” programında son zamanlardaki ırkçı çatışmalarla ilgili bir soruya verdiği cevapta,

“Ortodoks Hıristiyan olan biz Ruslar, doğu kültürünün bir parçasıyız. Bu bakımdan örf ve adetlerimizde Katolik dünyasından çok Müslüman alemine yakınız. Bu yakınlık birlik ve beraberliğimizin güvencesidir” sözlerini kullandı.

Rus başbakan böylece son günlerde meydan savaşları halini alan “Slav-Kafkasyalı, Hıristiyan-Müslüman, sarışın-esmer” gibi ayrımlardan çıkan ırkçı çatışmalara ilk tepkisini gösterdi.

Putin, Moskova’da en kısa sürede yeni bir cami inşa edilmesi için izin verileceğini de söyledi.

http://www.hurriyet.com.tr/dunya/16554738.asp


Putin akıllı ve güçlü bir lider..

O eski Çar ve Çariçelerin yaptıklarından ders almış,günün koşulllarına uygun bir İslam siyaseti sürdürüyor..

ABD ilhamlı ekümeniklik ve patrikhane politikalarının yürütülmesinin birincil hedefe zarar verme ihtimali neredeyse sıfıra yakınken,ancak kendi ayağına kurşun sıkmak sonucuyla yüzleşip,başta Azerbaycan olmak üzere,Orta Asya İslam halklarını başka bir otoritenin kucağına itersin..

Balkanlarda da çok başın ağrır..

-----------------------

“Ortodoks Hıristiyan olan biz Ruslar, doğu kültürünün bir parçasıyız. Bu bakımdan örf ve adetlerimizde Katolik dünyasından çok Müslüman alemine yakınız. Bu yakınlık birlik ve beraberliğimizin güvencesidir” sözlerini kullandı.

Rus başbakan böylece son günlerde meydan savaşları halini alan “Slav-Kafkasyalı, Hıristiyan-Müslüman, sarışın-esmer” gibi ayrımlardan çıkan ırkçı çatışmalara ilk tepkisini gösterdi.

Putin, Moskova’da en kısa sürede yeni bir cami inşa edilmesi için izin verileceğini de söyledi.

http://www.hurriyet.com.tr/dunya/16554738.asp

O eski Çar ve Çariçelerin yaptıklarından ders almış,günün koşulllarına uygun bir İslam siyaseti sürdürüyor..


Putin akıllı ve güçlü bir lider..

-----------------------------------------
Son derece tehlikeli bir adam Putin... Türkiye Cumhuriyeti'nin göz önüne alması gereken ve izleyeceği siyasetlerde mutlaka yer vermesi gereken tek lider. Abd ve ya diğer devletler gibi geçmişten gelen bir mirasın üzerine konmuş birisi değil. Tam tersine kendisinden sonrasına miras bırakabilecek nitelikte bir adam... Katolik dünyasını kendisine rakip kabul edip, mücadelesini onlara yönelik sürdürmeye çalışıyor ve başarıyor...Hocam katılır mısınız bilmem ama Petro'dan sonra gelmiş, Rus tarihindeki akıllı hedefler belirleyen ilk kişi diyorum ben.

-------------------------------------
ABD ilhamlı ekümeniklik ve patrikhane politikalarının yürütülmesinin birincil hedefe zarar verme ihtimali neredeyse sıfıra yakınken,ancak kendi ayağına kurşun sıkmak sonucuyla yüzleşip,başta Azerbaycan olmak üzere,OrtaAsya İslam halklarını başka bir otoritenin kucağına itersin..

Balkanlarda da çok başın ağrır..

---------------------------------
Burada taraf iyi seçilmeli... abd ve Avrupalı devletlerin hedefleri belli. Nedir bu hedef; kul edilmiş Türkler, sindirlmiş hedeflerinden vazgeçirilmiş Ruslar.

Aslında Ortadoka Rusların'da Müslüman Türklerin'de tarihten beri düşmanı aynı kökten besleniyor. Hatta Dünya'nın bile düşmanı aynı kökün sürgünleri...

Ama burada sorun şu gibi geliyor bana Hocam ve sizin fikrinizi almak isterim; Rusların'da amacı önlerinde duran ve yüzyıllardır tüm projelerinin tek engeli olan Türkleri devre dışı bırakmak... Ruslara ne ile yaklaşmak lazım..? Çünkü Ruslar ellerinde benzin bidonu ile dolaşan bir millet. Öyle bir siyaset olmalı ki o benzin bidonu bizim üzerimize dönmesin.

Ruslar'a karşı nasıl bir siyaset izlenebilir. Son dönemde bir yakınlaşma var görünüyor. Ama bu yakınlaşma nereye kadar olabilir..?

Saygılarımla Hocam...

-------------------------------
Bu tür yazılar güzel gurur okşayıcı oluyor kim hazırlamış bilmiyorum ama yinede sorgulanmalı ki yanlı ve abartılı durumlar yerine gerçekler anlaşılsın.
Örneğin ilk bakışta hemen dikkatimi çeken kısımlarda bir-iki tuhaflık var.
İzninizle muhalif olduğum iki kısıma bir göz atalım:

“3.)Bilge Kağan kitabesinde Kağan ‘’ Sizler Anam Katun,Büyük Annelerim,Hala ve Teyzelerim,Prenseslerim..’’ sözleri ile

hitabına başlar.”
Bilge Kağan kitabesinde böyle bir cümleye rastlanmıyor.

“4.)Eski Türk inancına göre ‘’Han ile Katun’’ gök ve yerin evlatlarıdır.Kadının yeri yedinci kat göktür.”

Bilge Kağan yazıtlarından anlaşıldığına göre eski Türk inancında Kağan Tanrının izni ve buyruğuyla tahta oturan Türk milletinin hükümdarıdır.

Üç yazıtta da(Bilge Kağan,Kül Tigin,Tonyukuk) Han’ın Gök ve yerin evlatları olduğu üzerine bir ifadeye rastlamadım.

Kaynak: http://www.birlikteforum.com/forum/patrikhanenin_ekumeniklik_planlari_ve_ruhban_okulu_kavgasi-t22480.0.html;prev_next=next#new#ixzz1JsJDDWJx
----------------------------------------------------
Hocam iltifatınız için çok teşekkür ederim...

Yazılarınız ve mesajlarınızda düzenleme ve ya tashih yapmak haddim değildir.

Ben uzunca bir süredir,bu konu ile ilgili rastlamış olduğum yayınları takip gayreti içerisindeyim.

Allah sizden razı olsun.Mevzuyu bu kadar kısa ve net bir biçimde açıklamak için Bolkar olmak lazım.

Emin olunuz sayfalar dolusu kitabı özetlediniz ve bizde büyük bir beğeni ile takip ettik.

Yazan elleriniz,düşünen beyniniz ve aktarma gayreti içerisinde göstermiş olduğunuz hamiyetperver tavrınız içinde çok ama çok teşekkürü hem kendim,hem birlikteforum olarak sunuyorum.

Katkıda bulunmak istememe rağmen,konunun işleyişinde ki mükemmellik nedeniyle,kendim faydalanma yolunu seçtim.

Emin olunuz sadece ben değil,bir çok kardeşimiz bu ve yazdığınız diğer mesajlar sayesinde bir çok konuda bilgilendik.En azından şu artık gün gibi ortada:Kendini amatör olarak isimlendiren Bolkar hocamızın,tavsiyesi vaz geçilmez bir şarta dönüştü.Mutlaka okumalıyız.Hemde kaynağından ve detaylıca.

Ayrıca hocam KENAR KUŞAK ve MERKEZ BÖLGE JEOPOLİTİĞİ ile ilgili olarak,Ekümenlik kavgasını anlatacağınız mesajlarınızı aynı ilgi ve dikkatle takip gayreti içerisinde olacağız.Çünkü sizinde belirttiğiniz gibi Yunan'ın durumunun yanında Rus'un pozisyonuda bu kavga içerisinde çok derin görünüyor diye düşünüyorum.

Bu düşüncemle ilgili olarak BALKAN-KAFKAS bağlantısını anlatacağınız mesajlar;Ekümenlik'in ne demek olduğunu ve "ver kurtul" mantığının nasıl bir sömürge düzenine bizi götürdüğünü gösterecektir diye düşünüyorum.

Saygılarımla Hocam...

Kaynak: http://www.birlikteforum.com/forum/patrikhanenin_ekumeniklik_planlari_ve_ruhban_okulu_kavgasi-t22480.15.html#ixzz1JsErlcHW


Sayın Bolkar yazdıklarımı lütfen yanlış anlamayın. sadece bu konuda bildiğim ufak tefekleri paylaşmak amacım. devamını bekliyoruz.

Konyalı Müslüman bir ailenin çocuğu olan 36 yaşındaki Abdullah Palazoğlu, 12 yaşındayken Hıristiyan oldu. ABD ve Vatikan'da din eğitimi alıp, yıllarca papaz olarak görev yapan ve Andreas Palailogos adını kullanan Palazoğlu, 2004 yılında yeniden Müslüman oldu. Palazoğlu, tüm yaşadıklarını geçen ocak ayında basılan ‘Aslına dönen papaz’ adlı kitabında topladı.

Beyşehir İlçesi’nde dünyaya gelen Abdullah Palazoğlu, Konya’da ilkokul çağında, terzilik yapan babası Ahmet Palazoğlu’nun isteğiyle Kuran Kursu'na gittiğini söyledi. 1984 yılında ilkokulu bitirdikten sonra, babası tarafından İstanbul’a, Arto adındaki Ermeni terzi arkadaşının yanına gönderildi.

Arto Amca dediği kişinin, kendisini Bakırköy’deki Dadyan Ermeni Koleji’ne gönderdiğini söyleyen Palazoğlu şunları anlattı: “Kolejde okurken, Hıristiyanlığa geçtim. Adımı da Andreas Palailogos olarak değiştirdim. Kolejin ardından hristiyanlık eğitimi almak için Amerika Birleşik Devletleri’ne gittim. Texas Eyaleti’nde bir okulda burslu olarak eğitim aldım. Daha sonra Vatikan’a giderek, 1998- 2000 yılları arasında yine ruhbanlık eğitimi aldım. 2000- 2002 yılları arasında ise Yunanistan’ın Aynaroz Yarımadası’nda eğitimimi tamamladım. 2002 yılında Türkiye’ye döndüm. İstanbul Surp Levon Ermeni Kilisesi’nde papaz olarak göreve başladım. Güngören Kilisesi’nde de görev yaptım. Dünya Kiliseler Birliği tarafından memleketim olan Konya’ya tayin edildim. Kent merkezindeki Aziz Pavlos Kilisesi’nde göreve başladım. Dünya Kiliseler Birliği’nde 7957 apolet numarası ile kurmay ruhban olarak kayıtlıydım. Burada papazlık yaparken, Hıristiyanlık ve Müslümanlık arasında araştırmalar yapıyordum. Bu sırada yeniden Müslüman olmaya karar verdim. 6 Ocak 2004 tarihinde Konya Selçuklu İlçe Müftülüğü’nden Müslümanlık belgemi aldım.”

İŞSİZ KALDI

Papaz olarak çalışırken Dünya Kiliseler Birliği’nden 9 bin 488 dolar maaş aldığını söyleyen Abdullah Palazoğlu, Müslümanlığa geçtikten sonra ekonomik sıkıntı çekmeye başladığını öne sürdü. Palazoğlu, “Tüm mal varlığımı kaybettim. İngilizce, İtalyanca, çağdaş ve antik Yunanca ve Ermenice biliyorum. Kürtçe de konuşabiliyorum. Ancak, bir türlü iş bulamıyorum. Hamallık dahil bir çok geçici işte çalıştım. Şu an işsisizim ve iş bulamıyorum. Müslüman olduktan sonra 3 ay süren kısa bir evliliğim oldu. Bu evlilikten Ahmet isminde bir oğlum var. Oğlum, eşimin yanında kalıyor” dedi.

ASLINA DÖNEN PAPAZ

Abdullah Palazoğlu, yeniden Müslüman olduktan sonra, Hıristiyanlık günlerini ve Müslümanlığa geçişini ‘Aslına Dönen Papaz’ adlı kitapta anlattı. Palazoğlu, kitabına Hıristiyan olduğu dönemde papazlık yaparken giydiği kıyafetlerle çekilmiş fotoğrafını da koydu. Kitap, geçtiğimiz ocak ayında piyasaya çıktı. Palazoğlu, “Kitapta, Hıristiyan olmamdan, yeniden Müslümanlığa geçiş sebeplerim anlatıldı. Medyada hakkımda çıkan haberlere yer verildi” diye konuştu.

MESNEVİ'Yİ YUNANCA ÇEVİRİYOR

Abdullah Palazoğlu, Mevlana’nın Mesnevi’sini, kendi imkânlarıyla Yunanca’ya çevirmeye başladığını da belirterek, “Mesnevi’nin birçok dile çevrisi yapıldı. Fakat Yunanca çevirisi bulunmuyor. Hizmet olması amacıyla bu çevriyi yapıyorum. Yaklaşık 8- 9 ay içerisinde tamamlayacağımı tahmin ediyorum."dedi.


bu şekilde kaç insanımız var kimbilir. denetimsiz ruhban okulları Allah muhafaza bizleri, yavrularımızı bu hallere getirir.Çok şükürki bu insan özüne dönmüş. okuduğumda çok etkilenmiştim. bizden olan bu kadar samimiyetle bu kadar hizmet eder kademe atlarsa onların neler yapabileceğini düşünemiyorum. mesela konya da 80 üzerinde kilise ev varmış ve öğrencileri çok kolay avlayabiliyorlarmış.konrolsüz olmak denetimsiz olmak onları daha güçlğ kılacaktır elbette ve ekümeniklik hız kazanacaktır. böylece dünya genelinde evrensel bir nitelik kazanacaklar. keşke bizde milletçe bu kadar uyanık bu kadar kararlı olabilsek.


Kaynak: http://www.birlikteforum.com/forum/patrikhanenin_ekumeniklik_planlari_ve_ruhban_okulu_kavgasi-t22480.15.html#ixzz1JsFFbRco
Sayın msknz38,

Tartışmayla ilintili olarak farklı pencereler açmış,misyonerlik faaliyetlerine dikkat çekip,yaşanmış bir vakayı aktarma zahmetinde bulunmuşsunuz.Ülkemizde özellikle Protestan Misyonerlik faaliyetleri ve bunların kapsama alanı içerisine girmiş olanların,zannedilenlerin ötesinde bir noktaya geldiği,geleceği tahmininde bulunmak yanlış olmasa gerek.

Acı olan,tüm bu türde denetimsiz misyoner çalışmaların seyredilmekte olduğudur.

Kimi zaman müşahade ettiğimiz söylem ve öğretilerin boyutları,sözde " günahkar ruhları kurtarma " , klasik İSEVİ tebliğlerin epeyice ötesindedir.

Takiyyeciliğin her türlüsü ortaya konarak,üstü örtülü tehlikeli amaçlar gizlenebilmektedir.Özellikle bazı yörelerimizde misyonerlerce soy sop sorgulamalarının yapılmaya çalışıldığı ,muhtedilik iddialarının gündeme getirilerek,KUNTA KİNTE biçimli ajitasyonlar üzerinden KÖKLERE DÖNÜŞ hatırlatmalarında bulunulduğu söylenmekte.

Halkımız tüm bunlardan son derece tedirginlik ve endişe duyuyor...

Bu işlerin gevşeme ve lakaytlığa gelmeyecek kadar ciddi olduğunu söylemeye lüzum dahi yok.Sorunun çözümü Devletinin halkına milli,dini,kültürel eğitimi hakkıyla vermesi ve yasal düzlem dışına çıkmış faaliyetlere göz yummaması,sade vatandaş pozisyonunda olanların da hassasiyetlerini her platformda belirtmeleri,seçim zamanında kendilerinden oy isteyen MİLLETİN VEKİLİ olanlardan çaba göstermelerini talep etmeleri,son derece ehemmiyetlidir..

Hepsinden daha önemlisi bu konularda yapılmış bilimsel çalışmaların,en az bir iki tanesinin temin edilip,okunmasıdır.

Çünkü,son dönemlerde mutedeyyin dediğimiz camia içerisinde de,Misyonerlik faaliyetlerini din tebliği düzleminde ele alan kardeşlerimize rastlamakta,bazı platformlarda ekümeniklik,Ruhban okulu gibi konularda ZORLAMA YORUMLAR,eksik beyanlara rastlanmakta hatta mensubiyeti içerisinde bulunan kimi SİYASİ PARTİ yandaşlığı nedeniyle duygusal tavırlar alındığı da gözlemlenmektedir.

Hassaten vaktiyle marksist,ateist olup,şimdilerde ortalıklarda dolaşıp,mütedeyyin çevrelerin hoşuna gidecek kimi söylemleri,DUL AVRAT çorbası misali tehlikeli olanlarla karıştırarak servis eden bazı zevat,işleri mecrasından çıkartabilecek inciler üretebilmektedir...

Umarım söylemek istediğim şeyler ve bunların acı sonuçları ilerisinde yaşanmış olmaz.

Mesele tüm bunların üzerindedir..Tarafsız,hakkaniyetli,bilgiye dayalı ve hür bakışla vicdanlarda değerlendirmeler yapılması elzemdir.

Zira bu işlerin vebali ve gelecek kuşaklara ödetebileceği çok ağır bedelleri olabilecektir..Hayırlısı diyelim..


Saygıyla.......................Bolkar...

Not :

DUL AVRAT çorbası,Anadolu'nun bazı yörelerinde içerisinde et olmayan kızartılmış kısa-kalın erişte,mercimek,nohut,fasulye gibi bir çok malzemenin ikarıştırılarak yapıldığı çok eski bir yemektir.Çok evelki zamanlarda,vaktiyle DUL kalmış KADINLARIN,içinde bulunduğu FUKARALIK nedeniyle çaresizlikten ürettikleri bir yemek olduğu rivayet edilir.

BOLKAR'ın medeni durumu farklı hiç bir kimseyi,özellikle hanım efendileri rencide edici bir amaç taşımadığı bilinmelidir.

Kaynak: http://www.birlikteforum.com/forum/patrikhanenin_ekumeniklik_planlari_ve_ruhban_okulu_kavgasi-t22480.15.html#ixzz1JsFa144o

akdeniz de sahil şeridinde tapular çıkarılsa tamamı ermeni veya hristiyanlar üzerine kayıtlı diye söylemişti tapuda çalışan bir arkadaş. yani çok kötü. bazıları diyebilir "onların hakkı yok mu, yıllardır bu ülke de yaşıyorlar, parayı veren düdüğü çalar, seviyorlar akdenizi, diye". mesela her yıl bir şey çıkıyor; deli dana, kuş gribi, ölümcül keneler şimdide hanta virüsü vs.
Tüm bunlar da bence bir misyonerlik çalışması,sessiz sedasız bir yayılmaca.kuş gribi çıktığında israillilerin tavuk çiftliklerini satın aldıklarını basından duyduk. Burda yaşama bahanesiyle evlerini kilise eve dönüştürenler.Yavaş ve sinsice yayılıyorlar.bizde yabancıların haklarını öyle güzel koruyoruz ki onlara bir şey oldu mu herkes sokaklara. Tabi bizdeki yufka yürekliliği, lakaytlığı görünce her seferinde ruhban, papaz okulları, ardından ekümeniklik çabaları devreye giriyor.
Sizce;
fert olarak ne yapmalı?
devlet olarak nasıl bir politika izlenmeli?

Kaynak: http://www.birlikteforum.com/forum/patrikhanenin_ekumeniklik_planlari_ve_ruhban_okulu_kavgasi-t22480.15.html#ixzz1JsFvmcLW
Sayın msknz38,

Bu elbette tam olarak doğru değil.Nüfus ve tapu kayıtları ortada.O bölgelerde çoğunluk mal mülk tabiki Türklere aitti..Ayrıca bugün sınırlarımız içerisinde olmayan bir çok ülkede TÜRK uyruklulara ait tapu ve mülklerin deşifresine girilirse başkaları bu işlerden çok daha zararlı çıkar.

Tabi ki onlarında vaktiyle yaşadıkları ülkemizde malları,mülkleri vardı..

Yapılan resmi mübadele anlaşmalarıyla karşılıklı değişimler tamamlanmış,öncesinde LOZAN'da gerçekleştirilen müzakerelerde takaslar,alacak ve borçlar gibi mali konular masaya yatırılmış,mutabakata varılarak MİLLİ SINIRLAR,mülkler,kısaca ULUSAL toprakların SAHİPLİLİĞİ,uluslararası imzalarla kayıt altına alınmış,konu kapanmıştır.

Çok öncesinden ETİ,SÜMER,FRİG hatta İRAN PERS,MOĞOL,MAKEDONYA gibi medeniyetlerin mülkiyetine geçmiş Anadolu topraklarında bunların yeni nesilleri de hak iddia edebilirler,fakat bunun gereğini hukuk dışı yollarla,GÜÇ KULLANIMIYLA gerçekleştirme imkanına sahipler..

Bunu yapabildiklerinde elbette vaktiyle sahip oldukları bir miktar arazilerine ve dahi bize ait olanlara bile kavuşabilmeleri mümkündür.Bunu gerçekleştirmekte muhtardırlar,buyursunlar !..Ancak KIBRIS misali kendi ellerinde kalanlardan biraz daha vermeleri ihtimali de söz konusudur..

Malumunuz Türk Milletinin genç nüfusu hızla artmakta ve DEVLETİMİZ halen MİSAK-i MİLLİ sınırlarına ulaşamamış pozisyondadır.Özellikle TÜRKMENELİ bölgesi,BALKANLAR daki TAPU DAİRELERİ de bizim kapsama alanlarımız içerisindedir.

MİLLİ MİSAK mıntıkalarımıza kavuşmadığımız sürece de bizlerin kalpleri mütmain olacak da değildir.Türkiye genişleyici,ancak maceralardan uzak ŞAHİN politikalarını uygulamaya koyup,ECDADIN kendisine bıraktığı misyonu ve de gözünün içerisine FİLİSTİN,KERKÜK örneğinde olduğu gibi,ALLAHSIZLAR TARAFINDAN boncuk boncuk AĞLATILMIŞ gözleriyle BİÇARECE bakan MAZLUM İSLAMLARA sorumluluklarını yerine getirmelidir.


İşaret ettiğiniz,yabancılara toprak satışı,Vakıf malları meselesi çok detaylıca başka bir TOPİK'te tartışılmaya değecek bir vaka...

Devlet ve fertlerin yapması gerekenleri özlüce önceki mesajda ortaya koymaya çalıştım..


Fakat ilave yapacak olur isek;

Asıl vazife siz hanım efendilere aittir..ANADOLUNUN İFFETLİ kadınları,öncelikle kendi eğitimlerini ve milli bilinçlerini hıfzetmeli,ülkenin geleceğini DOĞURMALIDIR..

Milletimizi kadınlar doğurmaktadır..

ANADOLU'nun kendisi DOĞURGAN DİŞİ'dir..Anadır..Milletin kendisi ANADIR..Ana millettir..

Neslimizin geleceği hanım efendilerin ellerindedir.Doğurup büyüteceklerinin kulağına ninniler yanında,bilgilerle seslenip..Yürekli,özgüvenli,cesur,bilgili,gözü kara nesilleri sadece onlar üretebileceklerdir...

Anadolu destanının gerçek kahramanı olan kadınlarımız,ikinci bir destan yazmak mecburiyetiyle karşı karşıyadırlar..

Unutulmamalı ki..Bilinenin aksine Devlet BABA olmayıp;

Kemal TAHİR üstadın dediği şekilde,DEVLET ANADIR...

Ama ,ÖNCE EĞİTİM...EĞİTİM...Sonra ÖĞRETİM..ÖĞRETİM...

Her ev bir mektep,her ana kucağı bir DERSHANE olmak durumundadır.


Sağlık,huzur ve mutluluklarla kalınız.....


Kaynak: http://www.birlikteforum.com/forum/patrikhanenin_ekumeniklik_planlari_ve_ruhban_okulu_kavgasi-t22480.15.html#ixzz1JsG55jI8

teşekkürler açıklamanız için.
hanımlar konusunda haklısınız. Osmanlının son dönemlerinde de hanımların etkisinden avrupadan gelen mürebbiyelerin yetiştirdiği avrupai gençlerden bahsedilir.bazı insanlar mürebbiyeleriyle övünür benimki ingiliz bizimki fransız bizimki şunu biliyor, sizinki şöyle mi tarzında sohbetler ederken çocuklarının özlerinden kopyuğunu farketmemişler. yeni yetişen nesil Avrupa meraklısı olmuş ve Osmanlının yıkılış süreci hızlanmış."jön türkler" di değil mi hocam onlar? dediğiniz gibi biz hanımlar çok önemliyiz ama çok ta cahiliz.
en başta tarihimizi bilmiyoruz. bildiğimiz tarih kronolojiyle sınırlı. sadece rakamlarla tarih. Tarihini, geçmişini bilmeyen bir anne ne verebilir. Çocuklarımızı yetiştirirken bu yetiştirmeyi onunla oyun oynama karnını doyurma güzel giydirme olarak görüyoruz sadece. Çocuklarımızı alışveriş merkezlerinde eğlendirmek yerine tarihi va manevi mekanlarımızı gezmeyi, orda yaşananları anlatmayı hangimiz tercih ettik.
Bunlar bize bir dönüm noktası olur inşAllah. forumda bu konuyu okuyup inşAllah bütün arkadaşlar (bende dahil) meseleye sahip çıkar.
saygılarımla (asıl konuyu dağıttıysam kusura bakmayın)

Kaynak: http://www.birlikteforum.com/forum/patrikhanenin_ekumeniklik_planlari_ve_ruhban_okulu_kavgasi-t22480.15.html#ixzz1JsG93h8v

 

 

YORUMLAR:--------------------------------------------------------------------------------

Haber, Yorum, Resim göndermek için İrtibat: fatihten@gmail.com