|
DEĞERLİ FATİHLİ
HEMŞERİLERİM BİR FORUMDA TARTIŞILAN "EKÜMENİK MESELESİ
KONUSUNDA ÇOK DEĞERLİ YAZILARI BURADA SİZİNLE PAYLAŞIYORUM
Sayın hocalarıma ve bu konuda ilgililere sormak istiyorum.
Nedir bu Ruhban Okulu tartışması?
Bu konuda çetin bir ayrım var gibi. Bir kısım "Senede 100
papaz yetişirse ülke elden mi gider" diye düşünürken kimisi
de bu konuyu bir "egemenlik" konusu
olarak görüp çok net olarak karşı çıkıyor...
Ben bu konunun önemini kavrayamamış "liboş" biri olarak
bazen "Ne olur ki o okul açılsa, heriflerin papazları bizim
ülkede yetişse bize reklam olmaz mı?"
diye düşünüyorum. Ama diğer yandan da "Yav bir okul için
neden bize bu kadar baskı yapıyorlar, başka bir yerde
açıverseler ya var bu işin içinde bir çapanoğlu var" diye düşünerek arada kalıyorum.
Kaynak: http://www.birlikteforum.com/forum/patrikhanenin_ekumeniklik_planlari_ve_ruhban_okulu_kavgasi-t22480.0.html#ixzz1JsAiRzuP
Dostlar,
Ruhban Okulunun açılması konusu meselenin bütünlüğü
içerisinde küçük bir LEGO PARÇASI hükmünü taşımaktadır.
AYASOFYA halen kontrolden çıkmış Patrikhane tarafından
teslim alınacak,İstanbul'da Vatikan benzeri KİLİSE
Devletçiği oluşturulacak,işler çığırından
çıkacak, Bizans kartalı bastonuyla AB parlamentosunda, yeni
durum tüm dünyaya deklare edilecek, ANADOLU ilk aşamada
kilise devletçikleriyle donanacaktır.
Meseleyi kimse çarpıtmaya kalkışmasın;
Türkiye Cumhuriyeti Devleti,Heybeli ada Ruhban okulunun
açılmasına karşı çıkmamaktadır.
Burada asıl sorun bu okulun Patrikhane tarafından,YÖK veya
Milli Eğitim Bakanlığından bağımsız olmasında ısrarlı
olmasıdır.
Mesele romantik ve omurgasız DİN ÖZGÜRLÜĞÜ teraneleriyle
sınırlı değildir,dibi-başı çok derindir.
Ruhban okulunun açılması meselesi,koca bir maymunun kırmızı
rengiyle endam eyleyen açıkta temaş edilen HEYBETLİ KIÇ
kısmını teşkil etmektedir.
Bu ülke Devletsiz değildir.
Milletin istikbali SİCİLİ PİSLİKTEN geçilmeyen kimi ATOMİZE
toplulukların inisiyatifine teslim edilecek de değildir.
Topik altında ağırca ve sabırla,icab eden çerçevesi
dahilinde konuyu işlemeye çalışacağız.
Bu arada forumun
Avukat üyesi sayın Lütfi Bey'in " (Azınlık) Vakıflar
Yasası " hususundaki katkıları değerli olacaktır.
Konuyla da
ilgilidir.
Acelemiz yok,ağırca ve hep beraber çalışırız.
Konstantin şehrinden müşrikler ( Müslümanlar )
kovulacaktır.Bizans kartalı semalara yine hakim
olacaktır.Yarıda kalan Ayasofya'daki ayin tamamlanıncaya
kadar bu kapı kapalı kalsın.
" Ey Ruh-ül Kudüs !.Sesimi duy!."
Ruh-ül Kudüs, Grigoris'in sesini duyar mı,duymaz mı ? onu
bilemeyiz..
Ancak;
Bizler bu işte bir türlü ESAS KARAR ve FİKRE varamamış
Türk-İslam çocuklarına seslenip,tınımızı,tonumuzu duyurmak
zorundayız.
Yetkili olup da,bugüne dek işin aslını nesillerine hakkıyla
anlatmamış,anlatamamış olanlara yazıklar olsun..
Özellikle felsefe kitaplarından okuyup,tanıdığınız Aristo,Cicero,Eflatun
gibi safkan Yunanlı bir ırk yeryüzünde yaşamamaktadır.Kutsal
Roma İmparatorluğu MS
146 yılında Korent'i işgal ve tahrip edip bunları
yeryüzünden silmişlerdir.
Yunanlılar Milli bir birlik olmaktan ziyade " Helen Birliği
"olarak kabul edilirler.
Bunlar,şimdiki Makedonyalıların atası sayılan Büyük
İskender'in Makedon imparatorluğunun,sonra da
Romalıların,Bizanslıların vilayeti olmuşlar,o süreçte
buraları başta Slavlar olmak üzere çok çeşitli,kalabalık
göçmenler istila etmişlerdir.
Tarih 1024 yılını gösterdiğinde yarımada toprakları
HAÇLILARCA parçalara bölünmüş,tam 250 sene Avrupalı Kontlar
tarafından yönetilmişlerdir.
1453 yılında İstanbul'un Sultan II Mehmet hazretleri
tarafından alınmasıyla,Mora yarımadası Osmanlı Devletinin
denetimine girmiş,400 yıl boyunca Türk'ler
tarafından idare edilmiştir.
Her türlü ırk ve farklı etnisitelerin karıştığı bu
yarımadanın sakinleri,eski GREK medeniyetlerinin yaşamış
oldukları topraklarda ikamet ettikleri için kendilerini
Yunanlı olarak kabul etmektedirler.
Yunanlı tarihçi Paparigopulos'un yukarıda ortaya
koyduklarını bir okuyalım ve şimdiki Yunan'lıların ANTİK
ÇAĞLARDA yaşamış eski Yunan'la bir ilgisi
olmadığını güzelce notlayalım..
Hülasa öncelikle karşımızda SOKRATES'in sülbundan gelmiş,EFLATUN'un
torunlarından hasıl olan bir millet bulunmadığını bilelim..
II Mehmet han,İstanbul'u aldıktan sonra Edirne'de ikamet
etmeye başladı.O sırada kendisine İstanbul Rumlarının
İtalya'ya göç ettiği haberi ulaşınca,bunun
sebebini araştırdı.Onların göç nedeninin Dini liderden
mahrum kalmaları olduğunu anlayınca, Gennadios'u İstanbul'a
getirerek Patrik ilan etti.Ona asa
verdi,hediye ettiği atla patrikhaneye gönderdi.
Tarih 1476' yı gösterirken yeni patrik Maksimos'du.II
Mehmet'in onunla da güzel diyalogları olmuştu.
Bunlara zamanla büyük özgürlükler ve giderek artan
selahiyetler bahşedildi.Osmanlı Devletinin sınırları
genişledikçe,doğru orantılı olarak patrikhanenin
nüfuzu,eskiden olmadığı kadar genişledi,arttı.Devlet-i
Ali'nin sağladığı ayrıcalıklar inanılmazdı.
Nüfuslarının ağırlıklı olduğu yerlere sadece bir Vali
atıyor,buraları PAPAZLAR dilediklerince yönetiyorlardı..
İş bununla sınırlı kalmadı.Özellikle İstanbul Fener'de
ikamet eden Rumlar'a DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI kadroları ve
Divan-ı Hümayun tercümanlıkları gibi stratejik
noktalar teslim etti..
Bu da yetmedi..Eflak,Boğdan gibi önemli eyaletlerin idaresi
de Fenerli Rumlara verildi..
Hülasa,kiliselerinin nüfuzu artırılıp evrenselleştirildiği
gibi, Devlet İdari Teşkilatının kilit mevkileri de bunlara
emanet edildi.
Üzerlerinde hiç bir baskı bulunmayan Rumlar,kendi
kültür,sanat,dil ve edebiyatlarını rahatlıkla
geliştiriyorlardı.Avrupalılarla özgürce etkileşim kuran
Rumlar,Fransız ihtilalinin MİLLİYETÇİLİK düşüncesinden
etkilendiler, fikirsel hareketler ivme kazanmaya başladı.(
Nasyonalist fikir akımların yayılmasında
Osmanlı idaresinin umursamaz ve LAKAYT tavrıda kolaylık
sağlamıştır.)
İlk olarak 1768-1774 Osmanlı-Rus savaşı sırasında Rum'lar,II
Katerina'nın gönderdiği ajanlar tarafından
kışkırtıldılar.İsyan çıkarıldı,3 ay içerisinde bastırılan
isyan sonrasında,Rus donanması Pire,Atina boğazlarına kadar
geldi..
İşte bu noktadan sonra,problem giderek büyüdü,uluslararası
mahiyet kazandı.
İşin içine Fransa,İngiltere ve Avusturya'da dahil
oldu.Kangrene döndü.Süreç on yıllarca devam etti.Sonunda
1830 yılında Yunan'lılar bağımsızlıklarına
kavuştular.
İşin ilginci bunu kendi silahlı güçleri ve kuvvetleri
sayesinde gerçekleştirmiş değillerdi.Navarin'de Rusların
yaktığı Osmanlı donanması,İngiltere ve Fransa'nın
askeri müdahaleleri,diplomasisi bu sonucu doğuruyordu.
Yani ortada kahraman YUNANLILARIN kazandığı BAĞIMSIZLIK
savaşı yok.
Yazılı kaynaklardan 60 küsur yıl süren bu vakayı okuanlar,ne
demek istediğimi rahatlıkla anlayacaklardır..Çünkü Mora
ayaklanması OSMANLI DEVLETİNİN
yıkılmasında BATININ sahneye koyduğu en mühim OPERASYONDUR..
Nitekim,1830 yılında Rusya,İngiltere,Fransa 3 devlet
Londra'da bir araya gelerek imza altına aldıkları
protokolle,Yunanistan'ın bağımsız bir devlet olması
kararını aldılar.Bunu Osmanlı'ya deklare ettiler.
Arkasından,yine bu üç Devlet,1832 yılında yine İngiltere'de
imzaladıkları protokolle,kendi uyruklarının dışında olmak
üzere,YUNANİSTAN'ın BAŞINA ( ALMAN
) BAVYERA KRALI'nın oğlu PRENS OTTO'yu tayin ettiler.
Yine bu üç Devlet aynı yıl Osmanlıyla İstanbul
konvansiyelini imza altına alıp,YUNANİSTAN SINIRLARINI KENDİ
ELLERİYLE tekrar çizdiler.Ardından
OTTO'nun yerine DANİMARKA KRALI Christian'ın oğlu GEORGE'yi
Yunanistan TAHTININ BAŞINA geçirdiler..
Yunan ayaklanması !.Yani ayaklandırılması...Tamam burası
doğru..
Ama Yunanlıların Osmanlıya karşı KAHRAMANCA yürüttüğü
bağımsızlık savaşı..
Peh...
Git sen o palavrayı HRİSTO'ya itekle..
BATI'nın kendi elleriyle kurduğu,TETİKÇİ ÜLKE.. Çıkar
çatışmalarının ürünü..
Batı tarafından her an HİLAL'e karşı kullanılan,Avrupa'nın
PEPELEDİĞİ şımarık,üvey evladı..
BATI eliyle çok uzun vadeli stratejik
hedefleri,operasyonları gerçekleştirmek maksatlı tesis
edilen,kara ve deniz sınırlarının genişletilmesine şiddetle
ihtiyaç
duyulup,desteklenen otorite..
Bir önceki mesajda bağımsız Yunanistan'ın
kurulmasının,onların Devlet-i Ali'ye karşı
direnişleri,ayaklanmalarla gerçekleşmediği,bilakis o dönemin
en güçlü
ülkelerinin ( Düvel-i Muazzama ) ittifak ederek SAHNEYE
KOYDUKLARINI anlatmaya çalıştık.(Yazılı kaynakları okuyanlar
ayrıntılarıyla yüzleşecektir.)
Malesef...Malesef...Malesef.....
Yunanistan kurulduğu günden beri tam 3 kez Türkiye'den
toprak kopartmış,Türkiyenin aleyhine genişlemiştir.Bunu
başarmıştır.
Kırım,I ve II Balkan harpleri,I ve II Dünya savaşlarında
bunu gerçekleştirmiştir.
Türkiye aleyhine genişlemek Yunanistan'ın resmi-milli
siyasetidir.O ülkede değişen hiç bir rejim,anlayış,politika
bu temel parametrenin sapmasına sebeb
olmaz.
Papazı, faşisti, komünisti, delisi, zillisi, zırrıkısı 7
kısmı tekmili birden Megal-o İdea'nın neferidir.Örneğin
Sosyalist ve de HÜMANİST Andreas Papandreu
" Kıbrısın Yunan adası,Egenin Yunan gölü " olduğunu açıkca
deklare eder..
Yunanistan," KUZEY HİLAL'i " olarak nitelediği Türkiye ile
olan ilişkilerini hiç bir zaman ikili bağlamda
değerlendirmemiş,
İSLAM--HRİSTİYAN
BARBAR--MEDENİ
DOĞU--BATI
ASYA--AVRUPA
Düzleminde ele almıştır..Türkiye aleyhine genişlemenin MİLLİ
SİYASET olduğu Yunanistan,Türkiye'nin Ege,Kıbrıs ve
Akdenizden ilk aşamada
çekilmesini arzulamaktadır.
Ancak bunlar yeterli değildir.Halen Marmara,Karadeniz,Ege
dahil Türkiye'den 210.000 kilometre kare toprak alma
hayallerine sahip olan bu UZAKTAN
KUMANDALI TETİKÇİ otorite,Büyük YUNANİSTAN emellerinden
vazgeçecek değildir.
Bunu gerçekleştirmek için Türkiye'nin zayıflatılması,iç
kargaşalar çıkarma,siyasi-askeri krizler çıkarmak,EKONOMİK
KUŞATMA ( bu çok önemli)
taktiklerinin dışında MUAZZAM BİR SİLAHLANMA operasyonu
gerçekleştirmekte,uluslararası anlaşmaların hilafına,
adalara ASKERİ YIĞINAKLAR
YAPMAKTADIR.
Türkiye devleti aleyhine faaliyetlerde bulunan her türlü
unsurun destekçisi olan bu ülke,PKK'yı desteklemekte,bugün
dahi TSK'nın operasyon yaptığı
anlarda,hava ve deniz sahalarımızda taciz harekatları
gerçekleştirmektedirler.
TERÖRİST BAŞI KENYA'da YUNAN BÜYÜKELÇİLİĞİNDEN HAVA ALANINA
giderken KIBRIS RUM PASAPORTU ile yakalanmış,İMRALI'da
yapılan mahkemesinde YUNANİSTAN-PKK ilişkilerini açıkca
itiraf etmiştir..
O dönemde TERÖRİST ÜLKE ilan edilme tehlikesiyle karşı
karşıya kalan Yunanistan,kurnazlık yapıp İSTANBUL DEPREMİ
duygusallığından
istifade etmiş,o yıl (1999) Helsinki'de AB toplantısında
Türkiye'nin AB üyelik görüşmelerinde engel
çıkarmayarak,karşı karşıya kaldığı tehlikeli durumdan
korunma başarısını göstermiştir.
Bizim;
Kimi tarih bilmez kısa donlu ZOTTİRİK,kimi saf,kimi LEYLA
sarhoşu SİRTAKİCİ güruh konuyu HAYALCİ düzlemde tartışmayı
yeğlemekte,gerçekleri
kamuoyundan saklama uğraşı içerisinde bocalamaktadırlar.
Meselemiz,elbette Akdenizin sıcak kanlı ,sıradan Yunan
yurttaşlarıyla değildir..
Onlar ne kadar iyi,hoş,rakıları leziz ise,bizimkiler en az
onlardan daha iyi,hoş ve lezizdir.
Üstüne üstlük bizden ÇALMAYA çalıştıkları TÜRK
KAHVESİ,LOKUM,BAKLAVA türündeki mili mutfağımız
onlarınkinden çok daha
zengindir.İnsanımız da misafirperverdir.
Efendi,
Hikayeleri bırakalım..Emperyalizmin Yunanistan üzerinden
sürdürdüğü ve 1999 yılı itibarıyla yeniden formülize
ettiği,yeni BALKANLAR politikası
FENER PATRİKHANESİ'nin devreye sokulmasını gerekli
kılmıştır.Bu politika Türkiye ve RUSYA Federasyonun ulusal
çıkarlarını tehdit etmektedir..
Asli konu FENER PATRİKHANESİ ve EKÜMENİKLİKTİR..
Öte yandan;
GREK YAYILMACILIĞININ HARP OKULU HEYBELİ ADA RUHBAN OKULUDUR
!.....
Bu kadarlık egzersizden sonra,biz sonraki mesajımızda I.ci
Dünya savaşı yıllarına,SEVR,Milli Mücadele ve LOZAN'a
dönüp,konuyu
bugüne,TOPİĞİN içeriğine getirmeye çalışacağız.
Türk tarihinin en karanlık günleriydi.Devlet-i Ali öncü
savaşlarda Rumeli ve Kafkasya topraklarını kaybetmiş,Türk
milleti yüzyıllarca efendiliğini yaptığı
mıntıkalardan KAN ve gözyaşıyla koparılmıştı..
5.5 milyon TÜRK -İSLAM her şeylerini ardında
bırakıp,kadın-yaşlı-çocuk kafileler halinde yürüyerek ANA
YURDUNA sığınırken,yollarda yüzbinlercesi
hastalık,açlıktan ölüyor,öte yandan silah altına alınan
2.608.000 Anadolu evladı,son gücüyle BÜYÜK HARBİN 4 ANA
CEPHESİNDE varlık savaşları
yürütüyordu.
Bir kısmı Allah-u Ekber dağlarında donarak yok
oluyor,ötekileri Arabistan çöllerinde PİÇ LAWRENCE ve onun
devşirdiklerinin hançerleriyle
biçiliyor,kavruluyor,bir kısmı Çanakkale de ÖLÜME MUKABİL
Hilal'in bedelini,kefensizce tediye ediyordu.
ŞEREFLİ TÜRK HALKI tam 10 cephede (** ) birden
çarpışıyor,öte taraftan da İHANETÇİ ERMENİLERİN isyanıyla
boğuşuyordu..
( TAŞNAK güruhu Anadolu'daki BÜYÜK isyanı ÇANAKKALE HARBİNİN
başladığı gün eş zamanlı olarak başlatmıştı,ne kadar tesadüf
değil mi.?)
Açlık,MUHACİRLİK,yoksulluk,ümitsizlik manzarayı
tamamlıyordu..
İstanbul Belediyesi arabaları her sabah viranhanelerde
açlıktan ölmüş zavallıları toplarken;
Yine İstanbul,İzmir ve Büyükada'da bir kısmı
sefahat,eğlenceli, diğerleri normal yaşamına devam eden
OSMANLI vatandaşı RUM'ların, neşe ve
beklentileri doruk noktadaydı.
Savaş Türkler içindi ve birilerine çok ama çok
uzaktı..Oralara pek uğramamıştı.
İşin aslı;
Henüz onlara sıra gelmemişti..
Ama gelecekti..
Bunun zamanına çok az kaldığından emindiler..
Her neyse,sonuçta Osmanlı Devleti savaşı kaybetti.Mondros
ateşkes anlaşması imza altına alındı,SEVR koşulları
dayatıldı..
ANAYURDUNA sığınan MONGOLLAR'ın ( Türkler ) elinden ANADOLU
teslim alınmalıydı.
Türkler'e burası da bırakılamazdı.
Emperyalizm,bu planı gerçekleştirmek için TETİKÇİ OTORİTEYE
gereksinim duyuyordu.
Daha savaş yıllarında İngiliz-Fransız destekçisi Venizelos,Alman
sempatizanı Krala karşı iç ayaklanma çıkardı.
Önce krala karşı Selanikte ayrı bir hükümet kurdu,sonra da
İngiliz-Fransız ağırlıklı müttefik donanması YUNANİSTAN'ı
ablukaya alarak VENİZELOS'a
destek verdi..
Sonuçta Kral Konstantin ülkeyi terk etti,iktidar VENİZELOS
tarafından teslim alındı..
Yani......................
YUNANİSTAN,tarihin en büyük TÜRK DÜŞMANI İngiltere Başbakanı
LOYD GEORGE'un emri altına girmiş oldu..
İşlem tamamlanmıştı..
Artık Yunanlılar Anadolu topraklarında müttefikler
tarafından kendilerine biçilen rolü yerine getirmek için
kullanılmaya hazır durumdaydılar.
Onlara,tetikçilik hakkı olarak,sadece İzmir'i vermeyi
taahhüt etmek yeterliydi.
İstanbul Rumları daha şimdiden,Bab-ı Ali'deki müttefik
işgalcilerin en önemli destekçileriydi.Her taraf Rumların
çığlıklarıyla inliyordu.
Fazla sürmedi;
15 Mayıs 1919 günü İzmir üzerinden de ANADOLU seferi
başladı..Tüm RUMLUK bu günü de coşkuyla,destekle
karşıladılar.
İzmir'in her tarafı MAVİ BEYAZDI..İngiliz,Amerikan,Fransız
donanmasının koruması altında,Yunan'ın AVEROF isimli
zırhlısı
demirlemiş...Temistokles,Patris,Atroniyas Yunan savaş
gemileri DÜDÜK SESLERİYLE körfezi inletiyor,bu uğultulara
İZMİR KİLİSELERİNİn hiç durmayan ÇAN
sesleri karışıyordu.
Kordon da toplanan Rumlar marşlarla,alkışlarla,giydikleri en
güzel elbiseleriyle " ZİTO VENİZELOS " sloganlarıyla,İSLAMIN
CELLATLARINI
karşılamaya hazırlanmışlardı..
Metropolit HRİSOSTOMOS başta olmak üzere,ANADOLU'nun her
tarafından gelen PAPAZLAR,Yunan ordusunu kutsamak ve TAKDİS
etmek için
limanda HAZİRUN durumdaydılar..Çok heyecanlı şekilde 1000
yıllık rüyanın gerçekleşmesini idrak ediyorlardı.
Biraz sonra,İZMİR'in yerlisi teğmen YANİ'nin sancağını
taşıdığı EFZON alayı TÜRK İSLAM topraklarına ayağını bastı..
On binlerce Osmanlı vatandaşı yerli Rum,Yunan ordusuna
PAPAZLARININ telkinleriyle gönüllü asker olmuşlardı.Doğal
olarak bölgeyi iyi
tanıyorlardı.Yüzyıllarca beraber yaşadıkları komşularını
boğazlamaya gelmişlerdi..
Ölüm ve İhanet oyunu sahne alıyordu ve bir kaç dakika sonra
Kemeraltı girişinde ilk silahlar patladı..
PERDE....
Not : Büyük harp genelde 4 cephede yürütülmüş savaşlar
olarak algılanır.Ancak işin ayrıntısına bakılacak
olunduğunda Osmanlı 10 ayrı cephede
vuruşmuştur..
1-) Çanakkale Cephesi
2-) Sina-Filistin-Suriye cephesi
3-) Irak cephesi
4-) Galiçya cephesi
5-) Romanya Cephesi
6-) Makedonya Cephesi
7-) Hicaz-Asir-Yemen cephesi
8-) Libya Cephesi
9-) İran cephesi
10-) Kafkasya Cephesi...
Fatih'in fermanla büyük selahiyetler verdiği,millet başı
ilan edilip, üstüne üstlük kendilerine muhafız birliği dahi
tahsis edilen,İmparatorluk sınırları içerisinde
Devlet desteğiyle etki sahaları artırılmış,EKÜMENİKLİĞİ
BAHŞEDİLMİŞ,çift KARTAL BAŞLI bastonuyla huzura çıkmasına
dahi müsaade buyurulmuş
PATRİK.......Patrikhane....
RUMELİ bölgesinde diğer milletlere ait piskoposluk
makamlarını RUMLARA tevdi ediyor,başta Bulgarca ve Slovence
olmak üzere,diğer dillerde
ibadet,kitaplar kilise tarafından
yasaklatılıyor,yaktırılıyordu...
Osmanlı'nın lakayt ve umursamaz yaklaşımlarının katkısıyla,
RUMCAYI'da tüm Balkanlara yayıyorlar,kendi inanç ve
geleneklerini özgürce
geliştirip,BAĞIMSIZLIK ve TÜRK aleyhtarlığını,en baştaki
PAPAZINDAN,ZANGOÇUNA kadar sinsice geliştiriyorlardı.
Onlara bu ihanet ve hainlik formülünü 1711 yılı itibarıyla
BÜYÜK PETRO vermişti.
Osmanlının 1764 yılında imza attığı Küçük Kaynarca
anlaşmasından sonra Patrikhane tarafından yönetilen
okullarda İHTİLALCİ PAPAZLAR meramlarını
ortaya açıktan koyabiliyorlardı.Önceki mesajlarda
aktardığımız MORA ayaklanması ortodoks kilisesi ve rum
mekteplerinin teşkilatlandırdığı bir harekattı..
Onlar sadece ayaklanmışlar gerisini NAVARİN'de İSLAM
donanmasını yakanlar,MORA yarım adasına askeri güç
sevkedenler halledip,YUNAN
bağımsızlığını 1821 yılında,kendi uzun vadeli çıkarları için
altın tepside sunmuşlardı.
İşte bahis konusu ettiğimiz süreçte Manuel Exanto,Nikolo
İsnofo ve Atnos ÇAKALOF tarafından kurulmuş Etnik-i Eterya
teşkilatı , Yunanistan
Bağımsızlığı,Ege Adalarının ilhakı,batı Trakya,Selanik,12
Ada,Kıbrıs,Gökçe Ada,Bozca Ada,PONTUS Devletinin
kurulması,İstanbul'un alınması gibi YÜKSEK
HEDEFLERİ,yani BİZANSIN yeniden teşkil edilmesini DEKLARE
ETMİŞLERDİ..
Üstüne üstlük yine o yıllarda OSMANLI SARAYINDAKİ etkili RUM
yöneticiler sayesinde AYVALIK hakkında özel imtiyaz
almışlar,Türk ailelerinin buraya
yerleşmesine yasak koymuşlar,30 binin üzerinde İSLAMI
katletmişler,civar adalarda yaşayan Rumları buralara iskan
etmişler,bir de AKADEMİ kurmuşlardı.
İmtiyazlı AYVALIK RUM DEVLETÇİĞİ eylemci cani militanlar
yetiştirirken,FENER RUM OKULU,HEYBELİ ADA RUHBAN
OKULU,KURUÇEŞME RUM
ÜNİVERSİTESİ,ETNİK MİLLİYETÇİ siyasi kadrolar üretiyordu.
Sonunda büyük bir silahlı gerilla kuvvetini idare eden
Başpiskopos GERMANOS ile İLİŞİKLİ OLDUĞU tesbit edilen FENER
RUM PATRİĞİ
GRİGORYAS,Kayseri,Tarabya,Edirne,Edremit Başpiskoposları
İDAM edildi..
Meselenin ayrıntıları çok fazla,hepsini buraya taşımak gibi
bir niyetimiz yok..
Biz hızlı bir şekilde;
Milli Mücadele dönemine gelelim...
Hatırlarsanız,önceki mesajda İZMİR işgalinden bahsederken ne
demiştik......
PERDE.................
Sömürgeciler Yunanistan'a bağımsızlıklarını BAHŞETMELERİNDEN
sonra OSMANLI DEVLETİ daha da zayıflamaya başladı.
Faaliyetlerini aynısıyla sürdürdüler..Kiliselerinin dışında
binlerle ifade edilen mekteplerinde toplumlarının MİLLİ ve
ŞAHSİ BİLİNÇLERİNİ geliştirdiler.Zaman
zaman DEVLET-İ ALİ'ye kafa tuttular.
Bağımsızlığını ilan etmiş Yunanistan müfredatını örnek
alarak,orada okutulan ders kitaplarıyla,gizli yollardan
getirilen matbuatlarla eğitim yapılmaya
başlandı.
Ayrıca bu okullarda karşı çıkılmasına rağmen,değişik
yollarla YUNAN öğretmenleri istihdam ettiler.
Osmanlıya başkaldırmış komitacılar ve onların
öğretileri,resimleri,YUNAN bayraklarıyla bezenmiş
mekteplerde tedris yapılıyor,PİKNİK ve SEYAHATLERE
dahi PONTUS-YUNAN bayraklarıyla kortejler halinde intikal
ediliyordu.
DEVLET 1910-1912 yıllarında tüm bunları yasaklamak
istemesine rağmen,PATRİKHANE YASAĞI TINMADI...
Takmadı...Sallamadı..
Hani derler ya !...Sallamadı...İşte ondan...
Herşeyin arkasında PATRİKHANE vardı...
Bütün öğretmenler FENER RUM PATRİKHANE AKADEMİSİNDE
uygulamadan ( Oryantasyon) geçmek zorundaydı..Kendi başına
açılmış bağımsız RUM
OKULLARI dahi KİLİSENİN BASKISIYLA kapatılıyordu..
O dönemde en kıdemsiz RUM ÖĞRETMENLER,Devlet-i Ali'nin
KAYMAKAMINDAN bile daha fazla maaş alıyorlardı.
Üstüne üstlük DEVLET bu okulların DENETİMİNİ yapamıyordu..
( Ara Not : Bu okulların yıllık DERS PLANI belgeleri
elimizde,BİRLİKTEFORUM'da bunu nakletmemiz mümkün olamazsa
da,dehşet verici olduğunu
söylemeliyiz....)
Diğer taraftan II Meşrutiyet döneminde iyice AZGINLAŞAN
Rumlar,Osmanlı meclisine;
"BİZ ANCAK OSMANLI BANKASI KADAR TÜRKÜZ " diyen mebuslarını
da sokmuşlardı..Her şey koordinasyon dahilinde yürüyordu.
Hülasa........Hülasa.........
I.ci Dünya savaşını kaybeden OSMANLI Mondros ateşkes
anlaşmasına imza attıktan 3 ay sonra,PATRİKHANE kendine
bağlı tüm kurumlarında
TÜRKÇEYİ yasaklattı,İSTANBUL'un FETİH tarihini 3.GÜN SÜREYLE
(yas ) TATİL ilan ettiler..
SEVR dayatıldı...İstanbul işgal edildi....İstanbul'a
demirleyen gemilerin 4'ü Yunanistan'a aitti..İstanbul
RUMLARI sevinçten çıldırmışlardı.Yunan
konsolosluğunun önünden geçen Türklere fesleri
çıkarttırılarak,tehditle VİTO VENİZELOS sloganları
attırılıyordu.
Türkiye içerisine ŞİLE üzerinden silah,cephane sevkiyatı
başlattılar.
Karadenizde 30.000 silahlı RUM,PONTUS Devletini kurmak için
ortalığı kasıp kavurmaya başladı.( O günleri yaşamış olan
Karadenizlilerin anlattıklarını
dinleme şansımız oldu..)
Anadolunun yerli Rumlarının gönüllü yazıldığı,katıldığı
YUNAN ORDUSU İzmir'e ayak basmıştı..Kan döküyordu.
Rum Patrik vekili MAMELİS,işgalcilerden tüm Türkiyenin
alınmasını talep ediyordu.Kemal PAŞA hazretlerinin uzun uzun
bahsettiği,ileriki mesajlarda
bizimde anlatacağımız ATHENAGORAS !!!!!!.... arz-ı endam
eylemişti..
Efendi !..aşağıdakileri iyi oku efendi !...
HEYBELİ ADA RUHBAN OKULU yetiştirmesi....ATHENAGORAS.....................
Ne okul ama !.......
Milli mücadele döneminde düşman ordularına tam destek veren
Fener Patrikhanesinden DOROTEOS MAMELİS.....
Karadeniz'in PONTUSCU Trabzon metropoliti HRİSANTOS.....Samsun
Metropoliti GERMANOS..
Edirne metropoliti HALİKARYOS....
Ve.....Ve....Ve.....Önceki mesajda naklettiğimiz,tecavüz
ettikleri Türk-İslam kadınlarının memelerini kesen,katliamci,ANADOLUYU
AŞAĞILIK
MEZALİMLERİYLE KİRLETEN,Yunan ordusunu etrafındaki
PAPAZLARLA TAKDİS eden....
CELLAT TAKDİSCİSİ İzmir Metropoliti HRİSOSTOMOS....
Yakın tarihte ABD'ye kaçıp,yurttaşlıktan atılan meşhur
YAKOVAS.....( Aşk başlıklarıyla fazla iştigal etmeyenler
bilir..)
EMİLYANOS....
MERİTON........
Ayriyeten,1970'li yıllarda KIBRISTA MÜSLÜMAN
TÜRKLERİN,analarını ağlatan,başpiskopos MAKARİOS.....
7 kısmı tekmili birden..
Heybeli ADA RUHBAN OKULUNDA yetişmişlerdir..
Anlayacağınız MİRİM;
Bu okul sizin bildiğiniz başka okullara benzemez...
Süper ADAMLAR yetiştirir....
Çünkü hocaları kuvvetli.....
Bu okulun öğretim kadroları LOZAN'a kadar,çoğunlukla FENER
PATRİKHANESİ'nin SEN SİNOD meclisi üyesidirler...
Sen eğer ARİFSEN,işin bu tarafını anlarsın..
Arkadaşlar,
Daha konuya tam girmiş değiliz..Devam edeceğiz...Savaş
dönemi İngiltere siyaseti,Lozan ve sonrası..Stalin dönemi ve
ABD ile başlayan,şimdiler de AB
ile devam eden süreç..Anayasamız ve Yargıtay kararları..BATI
TRAKYA meselesi...Heybeli Ada RUHBAN okulu...Azınlık
vakıfları yasası...
Ekümeniklik arzusunun,ABD-AB dayatmalarının STRATEJİK ve
TEOPOLİTİK çözümlemesi...
Türkiye'nin yapması gerekenin ne olduğu ? konusunu...
Sohbetimize devam ediyoruz..
Yazdıklarımız önceki mesajlarla bütünlük sağlamakta ve ağır
ateşte pişmiş kuru fasulye ve pirinç pilavı yemesini
seven,yanında da soğan kıran,ardından
sahibi olan RABBA verdiği nimetler için hamd eden Türk-İslam
çocuklarınadır.
Yazılmış olanlar Bolkar'ın kendisine ait olmayıp,hepimizin
ve sıkılmadan okuma zahmetine katlananların mülkiyetine
aittir.
Sadece genel çerçevesini çizmek imkanına sahip olduğumuz bu
hususların ayrıntılarını yazılı kaynaklardan okuyup öğrenmek
TÜRK İSLAM evladıyım
diyenlere,özellikle de ileride çocuk doğurup,Ana olacak (
hayırlısıyla ),evlat yetiştirecek genç bayanlara VACİP
hükmündedir..
Mesajımızın sonuna doğru OSMAN GAZİ ALP hazretlerinin
Bursa'da ki kabrinin nasıl PİSLETİLDİĞİNİ tevatür
değil,doğru haliyle nakletmeye çalışacağız..
Önceki yazımlarda,meseleyi Mondros mütakeresi ve SEVR
dönemine kadar getirmiş,CELLAT TAKDİSCİLERİ ve PATRİKHANE
icraatlarından
bahsetmiştik..
Yunan bağımsızlığından sonra sürekli olarak Türkiye aleyhine
genişleme başarısını gösteren ELENLER,yüzyıllar sonra
BİZANSI yeniden ihya etmek ve
kendilerine tevdi edilen İNGİLİZ BAŞÇAVUŞLUĞU vazifesini ifa
etmek için Anadoluya ABD,İngiliz,Fransız müttefik gemileri
desteğinde askerlerini
çıkarmışlardı..
Hani demiştik ya !..
PERDE................
Bu işin arkasında İngiltere vardı.Taşın altına başkalarının
kollarını sokma siyasetini her daim ustalıkla yürüten
İngiltere,şimdi de SEVR koşullarını kabul
ettirebilmek için YUNAN KUKLASINI Anadoluya sevk ediyordu.
Karşılığında İzmir ve Trakya'yı söz veriyordu.Alan memnun
satan memnundu..
Bakınız !...Dawid Walder "The Chanack Affair " isimli
eserinde neler yazmış..
" Bu durum müttefikleri,isteklerini zorla kabul ettirmeye
vardıracaktı ve bunu yapacak gibi görünen bir tek ordu
vardı:Yunan ordusu....Müttefikler
girişecekleri son derece kirli ve karanlık işlerini
yaptırmak için bu ulusu ve orduyu seçtiler.."
Lafı uzatmaya ne gerek var,siz hepiniz susun ! Lloyd GEORGE
konuşsun..
" Yunanlılar Türk barbarlığı karşısında Hristiyan
medeniyetini müdafaa ediyorlar.Büyük Yunanistan İngiltere
imparatorluğu için büyük bir kazanç
olacaktır.Doğu Akdeniz'in en önemli adaları onlarındır.
Bunlar Süveyş kanalı ile bizim Hindistan,Uzak Doğuya giden
su yolarımız üzerinde bulunan doğal denizaltı üsleridir.
Eğer Yunanlılara ,ulusal yayılışları döneminde sağlam bir
dostluk gösterirsek, İmparatorluğumuzun birliğini sağlayan
,büyük deniz yolunun başlıca
koruyucusu olurlar.."
İşte bu dönemde,CELLAT ORDULARINI TAKDİS eden Fener RUM
Patrikhanesi,Ermeni patriği ile beraberce müttefiklere
sesleniyorlar " Türkiye'yi
tamamen işgal edin !.." diyorlardı..
Ey !.....Osman Gazi torunu,BİRLİKTEFORUM mensubu
aşağıdakileri iyi oku !..
Önceki mesajlarda bahsettiğimiz FENER PATRİKHANE vekili
Dorotheos MAMELİS,Türkiye Rumları için TRAJİK bir karar
alıyordu..
" ARTIK OSMANLI UYRUĞU OLMADIKLARINI ve RUMLARIN HEPSİNİ
VATANDAŞLIK HÜKÜMLERİNDEN MUAF TUTTUĞUNU " ilan ediyordu...
Bu dehşetli bir karardı..Rum'lara ve Rum çocuklarıne artık
herşey muaftı..Zaten on binlercesi Yunan ordusuna gönüllü
yazılmışlar,bundan kelli de
KADIN-ERKEK külliyen,taraf pozisyonu alıyorlardı..Tabi ki
arkalarında destek aldıları BATILI TOKMAKÇILARI vardı..
Çünkü,onlar TOKMAKÇILARINDAN güç almadan bunları göze
alamazlardı..
Evet!.Biz konumuza devam ediyoruz..
Bunlara kulak veren Rum PALİKARYALAR ve çeteler o kadar
şımarmışlardı ki..Ege ve Karadeniz bölgesinde her türlü adi
cinayetleri
işliyorlar,işbirlikçilik yapıyorlar,İngiliz işgali altındaki
İstanbul'da Türklerin feslerini çıkarttırıp " VİTO VENİZELOS
" sloganları attırıyorlar,bunların BEYOĞLU
GENELEVLERİNDE SANAT İCRA EYLEYEN yandaş KAHPELERİ
dahi,işgalcilere VAZİFE ifa ediyorlardı..
Zavallı Mehmetler,KAVRUK Ahmetler..Hasanlar,Hüseyinler..
Anadolu'nun iffetli kadınlarının doğurduğu SEFİL garipler..
KERBELA benzeri EMPERYALİST zulmü altında dağlarda
donup,çöllerde susuzluktan kavrularak şehit olanlardan ARTA
KALAN,yaralı ASLANLAR..
İşte bunlar;
Parasız,yorgun,SAKAT,hasta.....Kimi kolsuz,kimi kör,kimi tek
bacaklı aç GAZİLER..
İstanbul' da cami avlularına sığınmış,dilenmek zorunda
kalmış SEFİL yiğitler..
DAMAT Ferit denen ZIRTO'nun dönüp bakmadığı....
Çaresiz FEDAİLER..Yakalandıkları ve görüldükleri yerde;
Bacağının,kolunun olup olmadığına bakılmaksızın;
İhanetçi ALLAHSIZLAR tarafından ve de hassaten RUM
PALİKARYALARI tarafından dövülüyordu...Gazilerimize dayak
atılıyor,pataklanıyorlardı..
Her neyse,biz devam ediyoruz..Bu daha ne ki...
Dirisinden vazgeçtik,ölüsüne ne demeli...Tıpkı daha yakın
tarihlerde SIRPLARIN yaptığı misal..
Bu nasıl bir kindi..Bu nasıl tarih bilinciydi...
Bu ülkenin çocuklarına tarihini,edebiyatını hakkıyla
öğretmeyenlere yazıklar olsun.
İşte DEHŞETLİ bir TARİH sahnesi..
OSMAN GAZİ Hazretlerinin menkıbelerini uzun uzun
anlatıp,gözlerini kapatarak mistik tefekkürlere dalmak tek
başına yetmiyor..
O tarihlerde Yunan ordusu Bursa'ya girdiğinde,VENİZELOS'un
oğlu SOFOKLES,Tophane'de bulunan Osman Gazi hazretlerinin
türbesini
açtırıp,sanduka üzerindeki ipek örtüyü yere atıyor,ayağını
sandukaya dayayarak,ordu fotoğrafçısına poz veriyordu.
( Osman Gazinin kutsal kabrini ayaklarıyla tepelediği )
Fotoğraf üç gün sonra Atina'daki gazetelerde,şu alt yazıyla
yayımlanıyordu..
Ordularımız BURSA'ya girdiler.OSMAN GÖRÜYORSUNUZ,AYAKLARIMIN
ALTINDA SEFİL VE HAKİR YATMAKTADIR !....
Bursa işgalinde OSMAN GAZİ ALP hazretlerinin türbesi
defaeten kurşunlanmış, KALK DA MİLLETİNİ,DEVLETİNİ KURTAR !
naralarına muhatap
olmuştur..
Durum böyleydi...
Yapacak bir şey yok gibiydi...
Denizli Müftüsü Hulusi Efendi;
" Ben FETVA veriyorum.Her ne pahasına olursa olsun
Yunanlılara karşı koymak gerekir.Hiç bir müdafaa vasıtası
olmayan Müslüman dahi, yerden 3
taş alarak,düşmana atmakla mükelleftir " derken...
GAZİ KEMAL PAŞA Hazretleri,İzmir işgal edilip,PAPAZLARIN
TAKDİS merasimi düzenledikleri gün SAMSUN'a hareket
ediyordu..
Namus mücadelesi başlamıştı..
Yarım çarıklı askerlerle,süngüsü ve askısı dahi olmayan
tüfeklerle,kütüklüklerden yoksun,el dokuması bembeyaz "
TIRLIK " denen
şalvarlarının,KALIN ANADOLU BEZİNDEN yapılmış
pantalonlarının ceplerinde mermilerini,yedek şarjörlerini
taşıyan Aslanlarla kavga başlamıştı..
Yarım TAYINLA idare ediyorlardı..En büyük sıkıntıları
düşmandan çok,kayaların parçaladığı çıplak ayaklarının
kangrene çeviren yaralarıydı..
Süvariler tüm ağırlıklarını,CEFAKEŞ...Orta Asya
bozkırlarından bu yana "AT,AVRAT,SİLAH " töremizde, kadından
evel zikredilen,minyon fakat
dayanıklı ASİL ANADOLU ATLARININ terkisindeki,NAKIŞLI
HEYBELERİYLE taşıyorlardı..
Tüm cephane şalvar ceplerinde ve atın terkisinde heybelerin
taşıdığı kadardı..Lojistik ve cephane sevkiyatı kafileleleri
henüz yoktu..Ama,Aslanlar
bu haliyle tehlikeden,tehlikeye atılıyorlardı..
ONLAR BEDİR'in ASLANLARI...
MUHAMMET MUSTAFA'nın ümmeti,OSMAN GAZİ ALP'in Türk
çocuklarıydı.
Onlar İslam'ın kılıcı,FUKARA ama ŞEREFLİ MİLLETİN,sırtından
bıçaklanmış SON ORDUSUYDU..
Topların kamaları şimendifer fabrikasından çıkmış,tecrübe
edilmemiş el işi imalat ürünleriydi..İNGİLİZLERCE teslim
alınmış toplardan arta
kalanlara,eski lokomotif dingillerinden KAMA yapılmaya
çalışılıyordu..
İşte şartlar böyleydi..
Ama yırttık...Yırttık...SAKARYA'da yırttık..
Parça parça ettik..SEVR'i PAÇAVRAYA çevirdik..
Sen SAKARYA'yı bilir misin ? Bilip bilmediğini hiç
sorguladın mı ?
Sakarya,Endülüs'te çarpışmadan düşmadan kaçan ABDULLAH'ın
annesinin yüzüne tükürdüğü değil,yine onun tarif ettiği
ERKEKLER meydanıydı..
Ama ERKEKTEN,erkeklikten daha fazlası vardı..
Bu meydan..
ŞEREFLİ ANADOLU kadının erkeğiyle beraber
yazdığı,Emperyalist oyunların ocağına İNCİR AĞACI dikildiği
meydandı..
Büyük zaferin arefesinde,bir HİLAL uğruna yitirdiğimiz
onbinlerce güneşin,Allah tarafından milletimize tekrar
BAHŞEDİLDİĞİ,doğurulduğu bir
savaştı..
Sakarya....................
Kıvrım kıvrım akar ya...
Topik konumuz başka,yazılanlar meselemizle ilgili olsa da
burada kesiyoruz..
ATEŞTEN İMTİHAN olduğumuz o günlerde yüzyıllarca beraber
ekmek yedikleri komşularına CELLAT olanlar ,kendilerine
ekümeniklik ve
patrikhane tahsis etmiş,güvenmiş Devletine ihanet
edip,fesatlık yapanlar,TİRAN'ların işbirlikçileri MEZALİME
ortak oldular..
Zaferi kazandığımız da büyük bir hayal kırıklığı ve sönen
hayallerin çöküntüsü,UTANCI içerisinde kendiliklerinden
terk-i diyar ediyorlardı..
Çünkü büyük kumar oynamışlardı.
Daha doğrusu oynatılmışlardı..İ
İngilizler adına,HRİSTİYANLIK adına oynatılmışlardı..
Başkomutanlık Meydan Muharebesinde Yunanistan'dan gelenler
cepheleri terk edip kaçarken,PATRİKLERİNİN talimatlarıyla
YUNAN ordusuna
katılmış,komşularını boğazlayan ANADOLU YERLİ RUM kökenli
askerler,kaçmıyor,Türk askerine ölene kadar direnmeye
çalışıyordu..Çünkü kaybederlerse
kendilerine yolun göründüğünü biliyorlardı..
Ne de olsa oynadıkları kanlı bir kumardı ve
kaybediyorlardı..
Kaybetmişlerdi..
Yazık ettiler..Yanlış ettiler..Günah ettiler..
Oyuna geldiler....
Bir sonraki mesajda sözü,bu durumu açıkca anlatan GAZİ KEMAL
PAŞA hazretlerine bırakıp,LOZAN'daki görüşmelerle,HEYBELİ
ADAYA
doğru gezintiye çıkacağız..
Bolkar bunu yazarken mehtaba bakmayı tabi ki ihmal
etmeyecek..
Biz HEYBELİDE her gece..Mehtaba çıkardık..
Sandallarımız neşeyle dolar..Zevke dalardık....Şarkısını
sanat adına dinlerken,OSMAN GAZİ ALP Hazretlerinin türbesini
pisletenleri de
unutmayacak..
Unutmayacak...Hiç ama hiç unutmayacak..
Gayet mahrem tutulacaktır..
Erzurum.22.8.1919..
" Pek mevsuk elde edilen malumata göre Rum Patrikhanesinde
MAVRİ MİRA isminde bir heyet teşekkül etmiştir.Bu heyetin
reisi Patrik Vekili Droteos,azaları Athenagoras..Heyet
doğrudan doğruya Venizelos'tan talimat alıyor."
Mustafa KEMAL......
Milli Mücadele zaferle sonuçlandıktan sonra,MAREŞAL Kemal
Paşa hazretleri ve silah arkadaşları ,FENER PATRİKHANESİNİN
TÜRKİYE TOPRAKLARINDAN ÇIKARILMASINI istemişlerdir..
Ancak,LOZAN görüşmelerinde bu mesele HİLAL-HAÇLI çatışmasına
dönüşmüş,görüşmelere katılan tüm ülkeler ittifakla
PATRİKHANE'nin İstanbul'da kalması konusunda, ŞİDDETLE TARAF
olmuşlardır..
Lozan görüşmeleri devam ederken GAZİ PAŞA,25 Aralık 1922
tarihinde Le Journal gazetesi muhabiri Paul Harriot'a,Patrikhane
hakkında ÇANKAYA'da aşağıdaki beyanatı veriyordu..
" Azınlıklara gelince bu konuda mübadele görüşünü ileri
sürmüştük.Diğer Devletlerin temsilcileri de bu konuda bizim
fikrimizi izlemişler ve onaylamışlardı.
Ama bir fesad ve hıyanet ocağı olan ve memleketimizde nifak
tohumlarını eken,uyuşmazlıklar hasıl eden,Hristiyan
hemşehrilerimizin huzur ve refahı için de uğursuzluğa ve
felakete sebeb olan Rum Patrikhanesini artık topraklarımızda
bırakamayız..
Bu tehlikeli teşkilatı memleketimizde muhafazaya bizi mecbur
etmek için ne gibi vesile ve sebebler gösterilebilir ?
Türkiye'nin Rum Patrikhanesi için arazi üzerinde sığınılacak
yer göstermeye ne mecburiyeti var ?
Bu FESAT OCAĞININ hakiki yeri YUNANİSTAN değilmidir ? "
GAZİ PAŞA ve silah arkadaşlarının görüşleri yukarıdaki
gibiydi .Konu LOZAN'da müzakere ediliyor ve Avrupalılarca
HRİSTİYANLIĞA saldırı şeklinde telakki ediliyordu..
Peki LOZAN'da ne oldu ?..İsmet Paşa ve Lord Curzon neler
konuştu ?
Lozan heyetinde hangi delegemizin yaptığı gereksiz
muhabbet,bu işin karışmasına sebebiyet verdi ?
Patrikhane Türkiye'de nasıl kaldı ?..Hangi koşullara
uyacağının sözünü verdi..Kaç yıl hareketsiz ve ağırbaşlı
kaldı ?
Daha sonra neler oldu ?
Arkadaşlar;
Lozan müzakerelerinde patrikhane konusunun en hararetli
tartışıldığı dönemde,bir sabah vakti RIZA NUR'un ziyaretine
Lord CURZON'un katibi Nicholson gelmiş.Patrikhane konusunda
Türk tarafının verdiği mücadeleden şikayet ederek,özetle
şunları söylemişti ;
1-) Patrikhane konusundaki tutumunuz bizi HRİSTİYAN alemine
karşı zor duruma düşürmekte ve bizi yaralamaktadır..
2-) İngiliz halkı uyuyan aslan gibidir.Siz bu meselede
durmadan eziyet,tahrik etmektesiniz.Hayvan dürtüle,dürtüle
sonunda uyanacaktır..Uyandığı zaman artık gözü bir şey
görmeyecektir.Niçin böyle yapıyorsunuz ?
RIZA NUR,bu şikayetleri dinledikten sonra İngiliz
delegesine;
" Bu İsmet Paşa meselesidir,bizzat kendisi meşgul oluyor,o
bilir,biz karışmayız,ona söylemek lazımdır." deme yanlışını
yapıyor..Daha sonra da yaptığı bu görüşme hakkında İsmet
Paşa'ya bilgi veriyor..
Gerisini İsmet Paşa'nın kendisinden dinleyelim..
" O anda başımda odanın döndüğünü hissetim.Rıza Nur'un
Nicholsan'a söylediği sözlerin tamirinin mümkün olamayacağı
büyük bir noksan,yanılma olarak gördüm.."
Rıza Nur'a dönerek..
-- Ne yaptın ? Patrikhane için yaptığımız bütün mücadeleyi
sıfıra indirdin.Sen de benim gibi burada bir
murahhassın.Demek ki Patrikhane meselesi murahhasları
bağlayan bir mesele değildir..Hükümetin politikası
değildir.İSMET PAŞA'nın şahsi arzusundan ibarettir,o
uğraşmaktadır,anlamı çıkıyor..(devamı var..)..Çok fena
yapmışsın" diyor..
İsmet Paşa vakit kaybetmeden;
Derhal Lord Curzon'dan randevu alıyor ve kendisine gidiyor..Curzon
onu neşeyle karşılıyor..Orada bu mesele tekrar açıldığında;
Lord Curzon ona ;
" Patrikhanenin dünya işleriyle uğraşması yoktur.Hiç bir
şeye karışmayacaktır.Karışmamalıdır.Ama İstanbul'dan
Patrikhaneyi kaldırıp da bütün Hristiyan alemini örseleyecek
bir muameleyi niye istiyorsun ?
İş döndü dolaştı,meselenin mahiyeti anlaşıldı.Ne Hükümetinin
talimatı var,ne arkadaşlarının haberi var.Bu yalnızca senin
arzun..Nereden çıkardın böyle bir meseleyi ? Sabahleyin
katibimle görüştüm ( Nicholson ) bana bu neticeyi
getirdi.."diyor..
İsmet Paşa çok uğraşmasına rağmen konuyu halledemiyor...
Paşa'nın itirazlarına CURZON ;
" Nafile uğraşma,tamir edemezsin " cevabını veriyor..
İşte bu noktadan sonra Lozan'da Patrikhane meselesi önemsiz
bir mevzu haline geldi ve gündemden düştü..
İleriki günlerde VENİZELOS işin PERDE ARKASINI,İsmet PAŞA'ya
anlattığında,yapılmış dikkatsizlik ve hatanın faturası
ortaya çıktı..
Meğer,karşı taraf ters bir durum olması halinde
PATRİKHANE'nin İstanbul'dan taşınarak AYNAROZ'a götürülmesi
kararına çoktan varmışlar..Hazırlıklarını dahi yapmışlar..
Geçmiş olsun...
Olan ve ölene çare yok..
Dostlar,
Netice itibarıyla LOZAN'da Fener Patrikhanesinin
ekümenikliğine son verilerek,ulusal bir kurum haline
getirildi.
Kemal Paşa hazretleri tarafından " Fitne yuvası " olarak
nitelenen Patrikhane,LOZAN görüşmelerinde " SADECE İSTANBUL
RUMLARINA HİZMET eden,yalnızca DİNİ HİZMETLER ifasıyla
iştigal eden müessese olmak " kaydıyla ve de bunun sözünü
alınmakla,TÜRKİYE'de kalmalarına izin verilmişti.
Patrikhane,EYÜP KAYMAKAMLIĞINA bağlı bir dini kurum olarak
faaliyetine devam edecekti.Yani, Müslümanların dini hizmet
veren herhangi bir Müftülüğünden farkı olmayacaktı..
Nitekim GAZİ PAŞA'nın 1923 ve 1936 yılında bizzat kendisinin
İSTANBUL Valiliğine verdiği özel direktifleriyle,bu müessese
hakkında düzenlemeler yapılmış,patrikhane ulusal dini kurum
düzlemine çekilmiştir..
Yine Paşa hazretleri döneminde Patrikhane'ye bağlı 40
metropolitliğin sayısı 7 taneye düşürülmüştü.
Gazi döneminde,Patrikhane çok sıkı bir takibat,denetim
altına alınmış,o yıllarda kapatılmış MASON LOCALARININ yanı
sıra,bu müessese de son derece sessiz,ağırbaşlı faaliyetler
sürdürmek durumunda kalmıştır..
LOZAN'da alınmış söz SENET hükmünde değerlendirilmiş,bunlara
uyulması hususunda son derece kıskanç davranılmıştır..
Efendi,
Güncele gelmemize az kaldı..
Yukarıdaki bahsettiğimiz SESSİZ POZİSYONLARDAN;
Şİmdiki zamanlarda,AB parlamentosunda ekümeniklik nutukları
atılan,OBAMA'nın ağzından ekümeniklik taleplerini
dillendiren,ÇİFT KARTAL BAŞLIKLI BİZANS bastonunun
gözlerimizin içerisine sokma CÜRETİNİN gösterildiği,SÜPER
ÖĞRENCİ YETİŞTİRME makinası Heybeli Ada Ruhban okulunun BATI
TRAKYA'dan dem vurulmadan açılması taleplerinin haykırılması
vaziyetlerine,ne şekilde VASIL OLDUĞUMUZUN polemiklerine
gireceğiz..
Sen ekümenik olacaksın..
Kendi Patriğini,Sen Sinod'unu kendin seçeceksin..
Batı Trakya'da benim soydaşıma Müftü seçme hakkı
vermeyeceksin..
Onların her türlü mal,mülk edinme haklarına temlik
koyacaksın..
Sonra karşıma meşhur bastonunla geçip,dini özgürlüklerden
bahisle;
Tarih boyunca,milletime HAİNLİK etmiş SÜPER MAN'lar
yetiştiren,Heybeli Ada Ruhban Okulunun açılması
lakırdılarını dillendireceksin..
Hay !..MaşAllah,maşAllah...Nazar değmez inşAllah..
Ohh..Ohh..Yeme yanında yat..
Yastığı kuş tüyünden..
Ekşisi koruk suyundan olsun..
Meselenin dibini başını iyice anlayıp,bellemek,hakkıyla
polemik yapmak için,öncelikle en yukarıdaki yazılanları
iyice okuyacağız..
Devam ediyoruz..Acelemiz yok..
Mümkün olduğu kadar hafifletmeye,SIZMA zeytinyağı yemeyenler
için RİVERİA,Light haline getirmeye çalıştığımız yazıların
tamamı okunmadıkça konuya müttali olunamaz..
O zaman ara toparlama yapalım..
1-) Patrikhane Osmanlı tarafından tesis edilmiş,etkinlik
sınırları genişletilmiş,KATOLİK hristiyanlığına karşı
desteklenerek ekümenik yapılmış,her türlü
özgürlük-hürriyetler kendilerine bahşedilmiştir.
2-) 1711 yılı itibarıyla patrikhane Osmanlı aleyhinde
faaliyetlerine başlamış,Mora ayaklanmasına
karışmış,sonrasında Osmanlı aleyhinde her türlü faaliyetin
merkezinde olmuştur.
3-) Bu durum Milli Mücadele döneminde zirveye
çıkmış,Patrikhane ve yerli RUM destekli YUNAN ORDUSU
ülkemizi işgal etmiştir.Türkiye'ye savaş açmışlar ve
kaybetmişlerdir.
4-) Lozan'da patrikhane her türlü gayrete rağmen Türkiye'den
çıkarılamamış.Ekümenikliği Türkiye tarafından tanınmamış,LOZAN'da
alınan senet hükmündeki sözlere mukabil EYÜP Belediyesine
bağlı,yalnızca dini vazifeler ifa eden müesse olarak
faaliyetine müsaade edilmiştir..
Şimdi yukarıdaki 4 maddenin ayrıntılarını önceki mesajlarda
yazdık.Alakalı olanlar okurlar,anlarlar..
Bundan sonraki mesajlarda ,Gazi Paşa döneminde HALİM-SELİM
kendi halinde duran,EYÜP Belediyesine bağlı patrikhanenin
2009 yılına geldiğimiz günümüzde nasıl KAFASINI
kaldırdığı,bunun ne vakitten beri başladığı,niye başladığı
vesair hususlarını anlatmaya çalışacağız..
HEYBELİ ADA RUHBAN OKULU meselesi bir ayrıntıdır.Hadisenin
ana kaynağı EKÜMENİKLİKTİR.Bu okul zaten 1970 yılına kadar
faaliyetteydi.
Türkiye bu okulu niye açmıyor ?
Açacak olursa nasıl açmalı ?
Bunlardan önce sürecin tahlilini yapmak gerekiyor.Mesele
BASİT bir OKUL açma konusu değildir.
Peki nedir ?
********************************
********************************
TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ YARGISININ 2007 YILINDA;
FENER PATRİKHANESİNİN ,BULGAR KİLİSESİNDE PAPAZ OLAN
KONSTANTİN KOSTOFF İLE ALAKALI VERDİĞİ KARAR NEDENİYLE
,ortaya KOYDUĞU GEREKÇELİ YÜKSEK MAHKEME İÇTİHATI
aşağıdadır..
Buyurun........Çok sağlam incelemeye çalışalım
derim.Aşağıdakiler konuya vakıf olabilme açısından hayati
derecede mühim..
Saygıyla..................
Fener Patriğine soğuk duş......
(http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=91296)
Fener Rum Patriği'nin ekümenik iddiasına Yargıtay gerekçeli
kararla cevap verdi.
Yargıtay, Türkiye topraklarında kalmasına izin verilen
Partikhane'nin, tamamen Türk hukukuna tabi olduğuna işaret
ederek, egemen bir devletin, kendi topraklarında yaşayan
azınlıklara kendi vatandaşlarından farklı bir hukuk
uygulayarak çoğunluğa dahi tanımadığı bir takım
ayrıcalıkları onlara tanımak suretiyle özel bir statü
vermesinin, Anayasa'da gösterilen eşitlik ilkesine açıkça
aykırılık oluşturacağından kabul edilemeyeceğini vurguladı.
Yüksek Mahkeme, bu nedenle Patrikhane'nin ekümenik olduğu
iddiasının yasal bir dayanağı bulunmadığına dikkati çekti.
Fener Rum Patrikhanesi görevlileri, Vasil Yuanidi, Dimitri
Bartalomeos Arhondon, Apostol Daniilidis, Yanaki Atanasyadis,
Kostandinos Harisiyadi, Yorgi Diragun, Mihal Roka,
Hirisostos Emilyos Konstandinidis, Dimitri Savaidis,
Haralambos Sofronıadis, Hiristomo Kalaycı, Dimitro Komatas,
Iakovas Fenerli hakkında,''dinlerden birine ait ibadet ve
ayinden başkalarını men etmek'' iddiasıyla kamu davası
açıldı.
Sanıkların, görev yaptıkları Fener Rum Patrikhanesinin,
Bulgar ortodoks Kilisesi üzerinde ruhani üstünlüğü olduğu
düşüncesinden hareketle Bulgar kilisesinde papaz olarak
görev yapan Konstantin Kostoff'un ''ruhanilik sıfatının
kaldırılmasına karar alarak'' adı geçenin din özgürlüğünü
ihlal ettikleri'' iddia edildi.
Fatih 3. Asliye Ceza Mahkemesi, sanık Mihal Roka'nın ölümü
nedeniyle kamu davasının düşmesine, diğer sanıklar Arhondoni,
Harisiyadi, Sofroniadis, Daniilidis, Kalaycı, Yuanidi,
Atanasyadis, Diragun, Savaidis, Komatas, Konstandinidis ve
Fenerli hakkında ise beraat kararı verdi.
Davaya katılanlar Konstantin Kostoff ve Bujidar Cipof vekili
ile Cumhuriyet Savcısının kararı temyiz etmesi üzerine dosya
Yargıtay 4. Ceza Dairesi'ne geldi. AA muhabirinin aldığı
bilgiye göre, Daire, sanıkların eylemlerini ''din
özgürlüğünü ihlal'' niteliğinde bulumadı ve onama istemli
tebliğnameye uygun olarak Fatih 3. Asliye Ceza
Mahkemesi'nin, sanık Mihal Roka hakkında ölüm nedeniyle
davanın düşmesi, diğer sanıklar yönünden beraat kararını
oybirliğiyle onadı.
RUHANİ YETKİNİN KALDIRILMASI
Dairenin gerekçesinde, Rum azınlığa mensup Fener Rum Patriği
ve Sen Sinod (Kutsal Meclis) üyeleri olan sanıkların, diğer
bir Ortodoks azınlık olan Bulgar kökenli Türk
vatandaşlarının dini ayin ve işlerini yürüten Bulgar
Kilisesi üzerinde dini ve hukuki açıdan hiç bir yetkileri
bulunmadığı halde, İstanbul Haliç'te bulunan Sen Stefan
Kilisesi'nde (Demir Kilise) Bulgar Kilise Vakfı ile yapılmış
iş akdine dayalı olarak papazlık görevi yürüten ve
kilisedeki ayinleri yöneten Konstantin Kostoff'un ayinlerde
''Fener Patriğine karşı itaatsiz davrandığı, ayin sırasında
Patriğin adını anması gerekirken anmadığı'' gerekçeleriyle
''ruhani yetkisinin kaldırılmasına'' karar aldıkları
belirtildi.
Gerekçede, sanıkların, bu kararı Bulgar Kilisesi Vakfına ve
dünyada çeşitli yerlerde bulunan Ortodoks kiliselerine
bildirdikleri, ''bunun sonucunda baskılara dayanamayan
Bulgar Kilisesi Vakfı Yönetim Kurulunun katılanın iş akdini
fesh ederek kilisedeki görevini sona erdirdiği'' kaydedildi.
PATRİKHANE'NİN HUKUKİ DURUMU
Patrikhanenin Türkiye'deki hukuki durumunun irdelendiği
gerekçede, Türkiye'deki azınlıklar konusunun Lozan
Antlaşması ile düzenlendiği anımsatıldı. Lozan
Antlaşması'nın müzakereleri sırasında azınlıkların varlığı
ve hakları görüşülürken, antlaşma metninde Fener
Patrikhanesi ile ilgili bir hükme yer verilmediğine işaret
edilen gerekçede, antlaşmanın sonuç metninde ve
konvansiyonun eklerinde, Fener Rum Patrikhanesi'nin ismen
dahi zikredilmediği, sadece bir azınlığın kilisesi olarak
belirtildiği vurgulandı. Bu nedenle statü olarak bir azınlık
kilisesi olduğu kaydedilen gerekçede, anlaşma metninde
Patrikhanenin hukuki durumuyla ilgili hiç bir hükme yer
verilmediğinden, durumun Lozan müzakerelerinin görüşme
kayıtlarının esas alınması suretiyle tamamen Türk iç
hukukuna göre belirlenmesi gerektiği ifade edildi.
LOZAN KONFERANSI'NIN MÜZAKERE KAYITLARI
Dairenin gerekçesinde, Lozan Konferansı'nın müzakere
kayıtları incelendiğinde, görüşmeler sırasında Türk heyeti
tarafından Patrikhanenin yurt dışına çıkarılması konusunda
ısrar edildiği, müttefik temsilci heyetinin de resmi
konuşmalarda, ''patrikhanenin siyasi veya yönetime ilişkin
işlerle asla uğraşmayacağı, sadece din alanına giren işlerle
yetineceği'' konusunda garanti verdikleri ifade edildi.
Bu garantilerin 10 Ocak 1923'te görüşme kayıtlarına
geçirilen sözlü anlaşma olduğu belirtilen gerekçede, bu
garantilerin, Türk temsil heyetince ''sözlü senet''
sayıldığı ve yalnızca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından
Rum kökenli Ortodokslar'ın dini işlerini (ayin, nikah,
boşanma, vaftiz...) yürütmek koşuluyla siyasi ve yönetsel
bütün hak ve yetkilerinden arındırılarak İstanbul'da
kalmasına izin verildiği kaydedildi.
Gerekçede, Lozan Antlaşması'nın müzakereleri sırasında uzun
süren tartışmalar sonunda belirginleşen Patrikhane'nin,
Osmanlı İmparatorluğu döneminde elde ettiği bütün
ayrıcalıkları yitirdiği ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu
ile yeni bir statüye dönüştürüldüğü vurgulandı. Dairenin
gerekçesinde, bu durum çerçevesinde Patrikhane'nin,
''Türkiye'deki Rum azınlığın bir kilisesi olarak sadece dini
yetkileri haiz bir kilise niteliğinde ve antlaşmanın
Azınlıkların Korunması başlıklı 35-45. maddeleri
çerçevesinde mütalaa edilmesi gereken dini bir kurum''
olduğuna işaret edildi.
Mustafa Kemal Paşa'nın yaşadığı yıllarda Mason locaları
kapatıldığı gibi,Fener Patrikhanesi dikkatle takip
edildi.Kemal Paşa bu konuda son derece hassasiyet
içerisindeydi.
Gazi'nin ölümünden sonra patlayan II Dünya savaşı ve STALİN
döneminde RUSLAR Türkiye'ye karşı gerginlik siyaseti
izleyerek,Kars,Ardahan ve Boğazlar üzerinde taleplerde
bulundular.
Türkiye NATO ve ABD'nin müttefikliğine sığındı.Stalin'in
Komünist olmasına rağmen Patrikhane üzerinden yürütmek
istediği bir siyaset vardı..( Bunun detaylarını ve günümüzde
de devam etmekte olan Fener-Moskova konusunu başka bir
mesajda aktaracağız..)
Sonuçta,MİLLİ MÜCADELE yıllarında FESAT faaliyetlerin
içerisinde olan,bizzat Mustafa Kemal tarafından "
Venizelos'tan emir aldığı " açıkca belirtilen,TÜRK
ZAFERİNDEN sonra Türkiye'den kaçan,MEŞHUR Türk düşmanı Papaz
ATHENAGORAS'ın Fener Patriği olması konusunda ABD devreye
girdi,onun kendi adayları olduğunu belirtti.
Türkiye Rusya tehdidi nedeniyle,ABD'nin eline düşmüştü..
PAPAZ daha ABD'de iken Fener Patriği seçildi..
ATHENAGORAS,ABD Başkanı Truman'ın özel uçağıyla 1949 yılının
ocak ayında İstanbul'a gönderildi..Her şey yasa dışı ve
LOZAN ilkelerine aykırıydı.
Bu PAPAZ Milli Mücadeleden sonra,yürüttüğü faaliyetler
nedeniyle yurt dışına kaçmak durumunda kalmış,vatandaşlıktan
atılmış birisiydi.Bu nedenle ortaya konan icraat yasadışı ve
gaflet niteliğindeydi..
Hemen 1 gün sonra merasimle TAÇ giyen PAPAZ,Trene binerek
yanına aldığı Rum kökenli İstanbul mebusu Moskes ve
Kadıköy,KONYA,Bozcaada metropolitleriyle Ankara'ya hareket
etti..
Ankara'da Devlet zevatı tarafından törenle karşılandı,aynı
gün Cumhurbaşkanlığı köşkünde kabul edildi.
Athenogaras'ın asıl ismi Aristokles SPİRU olup,1903 yılında
İstanbul'a gelip HEYBELİ RUHBAN okuluna kaydolmuş,1910
yılında bu okuldan mezun olduktan sonra,MAVRİ MİRA örgütünü
kurarak malum faaliyetlerini gerçekleştirmiş,bunda da
Mustafa Kemal PAŞA'nın söylemlerine konu olacak kadar
başarılı olmuştu..
Ayrıca,Bebek Metropoliti iken ABD'ye kaçtığında,Bakanlar
Kurulu tarafından " Türkiye aleyhtarı faaliyeti " nedeniyle
yurtaşlıktan çıkarılmıştı..
Bu PAPAZ yıllar sonra ABD'den Türkiye'ye dönüyor,Patrik
oluyordu..
Athenagoras Patrik olduktan sonra,nufüz alanını hızla
genişletmeye başladı.Kemal Paşa'nın 7'ye indirdiği
metropolitlik sayısını hemen 20'ye çıkardı.Bunların BİZANS
dönemindeki isimlerini kullanmaya başladı..
Yunanistan'ın desteğiyle AYNAROZ ve GİRİT'i de kendisine
bağladı.Bu türde faaliyetlerin tamamı LOZAN'a aykırıydı..
Üstelik ihanetleri nedeniyle yurttaşlıktan atılmış
Zaharopulos,(meşhur) YAKOVAS gibi yurt dışına
çıkarılmış,ayriyeten YUNAN UYRUKLU bir çok PAPAZ,Bakanlar
Kurulu kararıyla Athenagoras'ın gayretleriyle tekrar
vatandaşlığa alınıyorlardı.
Bir kere ABD'nin kucağına oturulmuştu..Bu olanlar AVİL AVİL
seyrediliyordu.
ABD ekümeniklik konusu içinde baskı yapmaya başlamıştı.
Athenagoras iyi çalışıyordu..Hükümet nezdinde yaptığı
girişimlerle HEYBELİ ADA RUHBAN okulunda yabancı öğrenci
yasağını kaldırttı.Burayı 1951 yılında yüksek okul statüsüne
aldırmaya muvaffak oldu..
Halbuki bu okulda 1939 yılında CASUSLUK FAALİYETLERİ
gerekçesiyle YABANCI ÖĞRENCİ alımı konusunda yasak
vardı..İşte PAPAZ bu yasağı kaldırtmaya muvaffak oldu..
Ancak ne demişler...
Can çıkar,huy çıkmaz..
Patrikhanede de başka bir CASUSLUK olayı patladı..ATHENAGORAS'ın
vekili,Sinod Üyesi EMİLYANOS,Metropolit CANAVALİS yaptıkları
eylemlerden dolayı Türkiye'den kovuldular.,
Bu karar 1964 yılında alınmıştı.Aynı günlerde 3 ADET RAHİP (
Konstantin-Panayot-Anastas isimli ) ve yine İzmir Yunan
konsolosluğunun görevli rahibi Dimeteos Emonnit aynı şekilde
KOVULUYORLARDI..
Patrikhaneye bağlı SÜPER ADAMLAR yetiştiren HEYBELİ
OKUL,heybesinden gene çıkaracaklarını çıkarmıştı..
Ama olan olmuştu bir kere..
1949 yılı itibarıyla defalarca seyrettiğimiz oyun tekrar
sahneye konuyordu..Metropolitler kostümlerini giyiyorlardı..
7 kısım tekmili birden...
PERDE...
Seyret,seyret dur..
AVİL tarafından....
Birazcık nefeslenip,ARA PARANTEZ açalım..
1951 yılından tekrar 1940'lı yıllara dönelim...Athenagoras'ın
ABD tarafından Fener Patriği seçilmesinde ve ABD'nin FENER'e
alaka göstermesinde o dönemin şartlarında başkaca sebeblerde
vardı.
STALİN Komünist ideolojiye bağlı olmasına rağmen,II Dünya
savaşı yıllarında Ortadoğu ve Balkanlardaki ORTODOKSLARA
sempatik görünmek istemişti,önce 1943 yılında MOSKOVA
Patrikliğini aktif hale getirdi,buranın başına önce Sergei
isimli bir komünisti,2 sene sonra da ALEKSİ'yi atadı..
Bununla yetinmeyip Fener Patrikhanesi'ne el atmaya
çalıştı..5.ci MAKSİMOS yeni patrik seçildi..
Devreye CIA ajanları girdi,onlar MAKSİMOS'un komünist olduğu
düşüncesindeydiler..
Vaziyet PATRİK vasıtasıyla,aynı SSCB gibi Ortadoğu ve
Balkanlarda etkinlik sağlamak isteyen ABD'nin aleyhine bir
gelişmeydi.
İste bu dönemde STALİN'in Türkiye'ye yönelttiği tehditler
onlara gerekli zemini sağladı..
MAKSİMOS Mart 1948'de görevi bırakmak durumunda kaldı.
Sonra da ;
Bir önceki mesajda anlattığımız şekilde MİLLİ MÜCADELE
zaferimizden sonra ABD'ye kaçan,HEYBELİ mahsülü ATHENAGORAS,ABD
Başkanı TRUMAN'ın özel uçağıyla Türkiye'ye gönderildi..
Athenagoras'ın TAÇ merasimi sonrasında gerçekleştirdiği
icraatları yine bir önceki mesajda anlatıp,1964 yılına kadar
geldik..
Dostlar;
Patrikhane ekümenikliği ve Ruhban Okulu meselesinde farklı
hedeflere sahip 3 BÜYÜK oyuncu vardır..
ABD.....RUSYA.....AB...
Bu 3 güç merkezinin hedeflediği,TEOPOLİTİK stratejiler YUNAN
Mİlli çıkarlarının lehine sonuçlar doğurururken,TÜRKİYE'nin
temel menfaatlerinin aleyhine neticelere sebebiyet
vermekte,milli çıkarlarımızla çelişecek potansiyelleri
taşımaktadır..
Bu konuya tekrar dönmek kaydıyla,biz 1964 yılından itibaren
yaşanmış gelişmelerin sohbetine devam edip,ABD-AB ve
Rusya'nın patrikhane ve Ortodoks dünyası üzerindeki
rekabeti,siyasetlerini konuşmaya çalışacağız,çünkü soğuk
SAVAŞIN bitmesi yeni şartları doğurmuştur..
ATHENAGORAS döneminden, kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Onun 1951 yılında GREK YAYILMACILIĞININ HARP OKULU,Heybeli
Ada Ruhban mektebini TC Hükümeti nezdinde yaptığı
girişimlerle Yüksek Okul statüsüne
kavuşturduğu,vatandaşlıktan atılmış bir çok sabıkalı Papaz
ve Yunan yurttaşının TC tabiyetine alınmasındaki
gayretlerinden,diğerlerinden bahsetmiştik..( 15 nolu mesaj)
HEYBELİADA PAPAZ okulu 809 yılında DESPOTLAR MANASTIRI
adıyla kurulmuş,860-862 tarihlerinde Karadeniz üzerinden
akın yapan KAZAKLAR tarafından yıkılmış,yağmalanmış,1270'li
yıllarda tekrar onartılmıştı.
Burası 18.ci yüzyıla kadar manastır olarak hizmet
verdi,sonra 1722 yılında okul haline getirildi.1821 yılında
manastırıyla beraber yanan bu okul,1844 yılında yeni
binasıyla inşa edildi..Faaliyete başladı..
PAPAZ yetiştirmeye başladı..
Bu okul Teolojik eğitiminin dışında,İDEOLOJİK-SİYASİ
tedrisata,ELENİZM bilinçlendirmesine ehemmiyet vermiş,son
derece ŞÖHRETE HAİZ olmuş, SÜPER TÜRK DOSTU şahsiyetler
yetiştirmiştir..
Her biri,her daim HAZİRUN olmuşlar,tarihe geçmiş SÜPER
İCRAATLARINI,Patrik GRİGORYAS'tan,Başpiskopos MAKARİOS'a
kadar açıkca sergilemişlerdir.
Bunların neredeyse tamamı HEYBELİ ADA'da,ilim ve de bilim
tahsil etmişler..
Buradan yetişmişler;
Mora,İstanbul,İzmir Kordonu,Rumeli,Anadolu ve daha yakın
zamanlarda Kıbrıs'a kadar,bir çok mıntıkada CELLAT TAKDİS
etmişler,akıtılmış KAN TEMAŞI'nın haricinde,arkalarından KİN
KAPISI nevi MİRASLAR bırakmaktan imtina etmemişlerdir..
Heybeli Ada Ruhban okulunun,öğretim üyeleri çoğunlukla FENER
RUM Patrikhanesinin,SEN SİNOD meclisi üyeleridir.
Tam 127 yıl boyunca bu okul,PATRİKHANE ödeneğiyle finanse
edilmiştir..
Athenagoras döneminde yabancı öğrenci alma imtiyazını elde
eden bu okulda,1952 yılında 70 adet öğrenci,20 adet öğretim
üyesi vardı..Bunların arasında YUNANLILAR'da vardı..
Öğrencilerden sadece 10 tanesi Türk uyruklu olup,gerisi
Yunan,Girit,muhtelif Yunan adaları, Kıbrıs,
Habeş,İskenderiye ( Mısır) , Suriye,Afrika menşeiliydi..
(13 nolu mesajda bu süreçte yaşanmış bazı olayları
aktarmıştık..)
Bu okul,TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ ANAYASA MAHKEMESİ
TARAFINDAN 1971 yılı, Ocak ayının 12'sinde KAPATILMIŞTIR..
Emperyalist küresel kapitalizmin koç başı misyonunu
yüklenmiş,HAÇLI BAŞLARININ aşkları, Birlikteforum'da kimi
arkadaşların TOPİKLER açarak gündeme getirdiği,sohbetini
yaptığı AŞKLARA ve aşıklara benzemez..
Emperyalist aşk ve ihtiras;
Onlar kadar sükun,reddedildiğinde bunu kabullenen,fedakar ve
saygın ADEMLERİN AŞKI gibi değildir..
Emperyalistin aşkı dur durak bilmez.
Bunların ki ;
Son derece şehvetli,ısrarlı,HAYIR ! cevabına katiyetle
tahammül göstermeyen türde aşklardır..
ŞILLIKLAR kadar yapışkan,uğrunda oluk,oluk kanlar
dökülüp,milletlerin,halkların yok edilmesinin işten dahi
görülmediği,şimdiler de ORTADOĞU'da örneklerine
rastladığımız,BATILI bilinç altlarında egzotik,dansçı casus
MATA HARİ'nin çıplak göbeği üzerinden,ihtiraslı hülyalarla
planlanmış,HAÇLI'nın kuşaktan kuşağa sonrakilerine teslim
ettiği,KONSTANTİNOPOL istikametinden başlatılması yüzyıllar
önce kararlaştırılmış BÜYÜK ŞARK projesinin MİHENK
noktasında, küresel kapitalizmin VAZİFE İFA etmesine
ŞİDDETLE İHTİYAÇ duyduğu PATRİKHANE ve de ELENİZM vardır.
İSLAM-HRİSTİYAN
BATI-DOĞU kavgasının başlama vuruşunun yapılacağı ve
yapılması gereken mıntıka KONSTANTİNOPOLİS'tir..
Patrikhanenin ekümenikliği kabullendirilmeli,Ayasofya teslim
alınıp ilk aşamada burada VATİKAN benzeri bir Devlet
kurulmalıdır.Bunun gerçekleştirilmesi için de HEYBELİ ADA
RUHBAN OKULUNUN yetiştireceği,malum aşka hizmet edecek
MAHBUBLARA,SEVGİLİLERE ihtiyaç elzemdir..Bu olmazsa
olmazdır..
Birlikteforum'un aşk topikleri müdavimlerine,BOLKAR
soruyor..
Lütfen söyleyiniz !..Sevgili olmadan AŞK olur mu ?
Olmaz değil mi ?
İşte bu misal; FRENK MENŞEİLİ AŞKLARDA,PATRİKHANE
EKÜMENİKLİĞİ SAĞLANMADAN Balkanlar,Karadeniz ve Ege'de KUR
YAPILAMAZ..GUBARILIP,buralarda teslim alınanlardan
sonra,yönü DOĞUYA çevirip EGZOTİK LİMANLARA açılımlar
yapılamaz..
Bundan dolayı ısrar,arzu,şehvet,kan,ölüm,aşk,yüzsüzce
taleplerin ardı arkası kesilmez..
Tek çaresi TÜRK İSLAMIN dikilmesi,tokadını tersinden
hatırlatması,bazen 1974 KIBRIS SAVAŞI misali suratlarında
şakırdatması,yukarıda bahsettiğimiz AŞKLARIN hakkını
fazlasıyla verebilecek kudret,İKTİDAR ve güce sahip olduğunu
göstermesidir..
İnşAllah !..diyor,EMPERYALLERİN ısrarlı aşk maceralarını
kaldığımız yerden anlatmaya devam ediyoruz..
HEYBELİ ADA PAPAZ Okulu,1971 yılında ANAYASA MAHKEMESİ
tarafından kapatıldı !. demiştik...
EVANGELİST ABD,yakın coğrafyamızdaki ORTODOKS dünyasını
vaktiyle İNGİLİZLER'in yaptığı gibi biçimlendirmek,kullanmak
için o tarihten itibaren değişik zamanlarda bu okulun
açılması konusunu gündeme getirdiler..
Patrik Bartholemeos'un arzusu üzere,Yunan Başbakanı
MİÇOTAKİS 1991 yılında ABD'ye giderek bu okulun açılmasını
istedi.Bunu 1992 yılında Türkiye'den de talep etti.
BARTHOLEMEOS bu konuda hiç bir yetki taşımamasına
rağmen,1992 yılında Milli Eğitim Bakanı Köksal Toptan'dan bu
okulun açılmasını istedi..İş bununla kalmadı devreye DÜNYA
KİLİSELER BİRLİĞİ,Fransa KATOLİK Konseyi,AVRUPA BİRLİĞİ
resmen girdi..
Okulun açılması ve ekümeniklik ikisi aynı anda talep
ediliyordu.Nitekim Nisan 1994 tarihinde ABD Başkanı BİLL
CLİNTON,önce Yunanistan Başbakanı Papandreu ile görüştü
ardından Türkiye Hükümetinden;
" İstanbul'daki EkümenikPatrikliğinin statü ve çalışma
şartlarıyla ilgilenmesini" istedi ve bu isteğini açıkladı.
1994 Ağustosunda Patrikhane ( ne tesadüf PKK işlerinin
zirvede olduğu yıllar değil mi ? ) KAPALI HALDE OLAN Heybeli
Ada Ruhban okulunun 150.ci kuruluş yıldönümünü kutladı...
Hristiyan dünyasının tüm temsilcileri istisnasız gelerek
gövde gösterisi yaptılar.Katolik Dünyası
temsilcileri,VATİKAN Büyükelçisi,Dünya Kiliseler Birliği
vesaire hepsi teşrif ettiler..PAPAZ mektebinin açılması
talep edildi..
Tarih 1995 yılını gösterdiğinde PATRİK Efendi,Haziran ayında
Yunanistan'ın sağladığı bir uçakla Vatikan'a gidip PAPA JEAN
PAUL ile bir araya geldi.Öncesinde Yunanistan'da askeri
törenle karşılandı..( Devlet Başkanı..)
Ardından ABD'ye geçti..İsmi ABD sokaklarına verildi...
Ve..ve.. ve.....Bu kısmı iyi okuyalım !...Daha evel sadece
bir kez ABD'yi kuran GEORGE WASHİNGTON'a VERİLMİŞ OLAN,ABD
ONUR MADALYASI Fener Patriğine TAKDİM edildi..
1996 yılında AB parlamentosundan 20 parlamenter Fener'e
gelip,burada 11 saat süren gizli bir toplantı
yaptılar..Toplantıda AB parlamentosunu HRİSTİYAN DEMOKRATLAR
lideri ve eski BELÇİKA BAŞBAKANI'da vardı..Heybeli Ada
taleplerinin burada da gündeme getirildiği öğrenildi..
Takvim yaprakları Ekim 1997'yi gösterirken,Vatikan türü "
Rum Ortodoks Devleti " hayallerini kuranlar
çoğalıyorlardı.YUNAN HAVAYOLARININ emrine tahsisi ettiği
uçakla,yine ABD yollarına vuran Patrik Efendi,üst düzey
yetkililerle görüşerek HEYBELİ'nin açılmasını talep etti.
CLİNTON patrik efendiyi 300 milyonluk Ortodoks dünyasının
ruhani lideri ve ekümenik olarak lanse etti.Papaz okulunun
açılması gündeme getirildi..Nitekim bu talep o dönemki
Başbakan Mesut Yılmaz'a TEKRAR edildi..
Dostlar,
Hülasa, bu ısrarlı aşk macerası sürdü gitti..Halen de
sürüyor..Geçen ay Türkiye ziyareti yapan OBAMA,Ayasofya'da
Başbakan Tayyip Erdoğanla beraber gezip,KEDİ GİLİYİ
sevdikten sonra,TÜRK DEVLETİ ve HALKINA TBMM'de yaptığı
konuşmada,kendisinden öncekilerinin yaptığı gibi HEYBELİ
PAPAZ okulunun açılması isteğini deklare etti..
Canlar,
Anlayacağınız önüne gelen Türk halkına aç !..diyor..
Oranı aç,buranı aç !..muhabbetleri devam ediyor..
Hani açınca ne olacak ?..Açmakla ne olur ?
Bir kez öptürmekten bir şey çıkar mı ? Çıkmaz..Öptürelim
!..Türünde, Heybeli'de 3-5 tane PAPAZ yetiştirsek de,bunlar
da başka ülkelere gitse,ülkemizin TURİZM ve KÜLTÜR
temsilcileri olsa ne hoş olur !..
Yoksa ;
Ayasofyanın kedisi,OĞLAN mı doğurur ?
Amanini Kelle,altını üstünü YELLE !..
Fincan taştan mı oyulur ? Taş fincandan mı olur
?..şeklindeki ZİHNİ SİNİR mahsülü,190 dereceli IQ ürünü
incileri ,amatörce,seslice düşünmeye gayret edeceğiz..
Ancak tezahürat şiddetli..7 kısmı tekmili birden;
Aç !..Aç !..Açmakla ne olur ? diye bağırıp duruyor..
Eğer açacaksak nasıl,nereyi,hangi şekilde açacağız ?..Bunu
da düşünmeliyiz..
Ne kesmesi ,devam edeceğiz..Daha yeni ısınıyoruz...
Öncelikle burada çok çok özetle aktarmaya çalıştığımız
konularla alakalı sayın hocam Hasmetvu hanım efendiye ve
ÜSTAD Savtegin hocamıza teşviklerinden dolayı teşekkür
ediyorum..
Ayrıca,yazı karakterim nedeniyle verdiğim bir rahatsızlık
olduysa,ki bu üslubumdan vazgeçemem... Hocalarımın
şahsında,uygun görülmeyen kelime ve cümleleri tashih
etmelerine rıza gösterdiğimi beyan ederim..
Son olarak da,sayın msknz38 hanım efendiye, bende aynı
şekilde saygılarımı iletiyorum..
Muhabbetle...........
*****************************
*****************************
Dostlar,
Türkiye Cumhuriyeti Devleti Fener'in ekümenikliğini kabul
edemez,etmez ve hangi siyasi düşünce iktidarda olursa olsun
kabul etmemiştir.Partiler üstü bir konudur,LOZAN
anlaşmalarına tamamen aykırıdır ve Türkiye'nin egemenliğiyle
bire bir alakalıdır..
Ekümenikliğin niçin istendiği ve talep edildiği hususunu
ileriki mesajlarda aktarmaya çalışacağız.Çünkü konunun 3
büyük güç merkezinin menfaatlerini ayrı,ayrı ilgilendiren
yönleri,ayrıca bu konuda ciddi kazanımlar sağlayacak
Yunanistan ve direkt olarak Milli çıkarları risk altına
girecek Türkiye boyutu vardır..
İşin bu tarafını mutlaka istişare edeceğiz....
Öncelikle,konuyu tarihi sürecinden bugüne ,yıkılan BÜYÜK
İMPARATORLUĞUMUZ sonrası kurulmuş Türkiye Cumhuriyetinin
LOZAN müzakerelerinde PATRİKHANE ile alakalı yaptığı
görüşmeleri atlamadan, çok çok özetle ve okuması kolay bir
üslupla taşımaya çalıştık.( Ne kadar başarabildik ? onu
bilemiyoruz..)
İkinci aşamada da;
Yeni Cumhuriyet tarafından ekümenikliği tanınmamış,EYÜP
Belediyesine müessese olarak bağlanmış ,zamanında ECDADIN
kendilerine gösterdiği güvene İHANETLE cevap vermiş,FENER
KİLİSESİ üzerinde STALİN döneminde başlayan, DANTEL OYASI
gibi ağır,ağır işlenmiş HAÇLI projeleri, 1949 sonrası
Türkiye hükümetlerinin bu meseledeki zafiyetleriyle süren
gelişmeleri,ÇİFT KARTAL BAŞLI BİZANS BASTONUNUN 2009 yılında
gözümüze tekrar, nasıl sokulmaya başladığını aktarmaya
gayret ettik..
Aslına bakılacak olur ise;
Önceden de belirttiğimiz gibi RUHBAN OKULU meselesi,EKÜMENİKLİĞE
açılan ilk kapı hükmündedir.Ekümeniklik konusuyla
ilintili,YEKPARE parçanın küçük legosudur..İşin ön
cephesidir,burada elde edilecek kazanım ekümenikliğin önünü
mutlaka açacaktır.
Tamamı yazılı belge ve çalışmalara dayalı önceki mesajların
okunması,okuyan arkadaşlarımızın menfaatlerinedir.Konunun
anlaşılmasına,iyice özümsenmesine ve meseleye merak
uyandırıp,bilim insanlarınca detaylıca YAZILMIŞ eserlere
müraacat edilmesine vesile olması,en büyük dileğimdir..
Çünkü Türklük ve İslamlık ciddi tehditlere maruz bir dönemi
idrak etmekte,küresel kapitalizmin karşısına dikilecek İRİ
KIYIM İSLAM ülkeleri sırayla tasfiye
edilmektedir.Ortadoğu,Irak sonrası sıra ORTA ASYA
islamlığına,Pakistan'a gelmiş durumdadır.
Güçlü bir İRAN ve TÜRKİYE Devletleri de,3.cü MİLENYUM
projelerinin önünde engel teşkil etmekte,işin daha kötüsü
ALEM-i İSLAM içerisine FİTNE girmiş vaziyettedir.
Devlet-i Ebed Müddet'e karşı tarih boyunca sürekli piyonlar
kullanan BATI,son olarak I.Dünya harbinde topluca HAÇLI
seferi düzenlemiş,SEVR olarak dayattığı HAÇLI belgesi Milli
MÜCADELE iradesiyle reddedilmiş,bu kez tekrar PİYONLAR
devreye sokulmuştur.
Cumhuriyet kurulurken ve kurulduktan bu yana Türkiye Devleti
üzerine musallat edilmiş,yakın markaj görevi verilmiş en
önemli HAÇLI PİYONU Yunanistan'dır...
Ekümeniklik olgusu,Türkiye'nin milli çıkarlarını yakından
ilgilendiren Balkanları ve Karadeniz havzasını,hatta
Kafkaslara uzanan ( izah edeceğiz) etkisiyle hayati
önemdedir..
O zaman önce ekümenikliğin ilk kapısı ve GREK
YAYILMACILIĞININ HARP OKULU HEYBELİ ADA RUHBAN okulu
hakkında son satırları yazalım..
Kısa keselim,Aydın havası olsun..
*******************************
*******************************
Arkadaşlar,
TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ HEYBELİ ADA RUHBAN OKULUNUN
AÇILMASINA KARŞI DEĞİLDİR !..
Konu kasıtlı biçimde saptırıldığından,kimi mütedeyyin
arkadaşlarımızca dahi yanlış yorumlarda bulunulmasına sebeb
oluyor..
PAPAZ BAŞI'nın niyeti ÜZÜM YEMEK değil,BAĞCIYI DÖĞMEKTİR...
Çünkü,Heybeli Ada Ruhban okulunun açılması hususunda
Türkiye'nin sunduğu ruhsatı ellerinin tersiyle
itmektedirler..Devletimiz ANAYASASINA göre BAĞIMSIZ ÖZEL
ASKERİ ve BAĞIMSIZ ÖZEL EĞİTİM KURUMLARI teşkil etmek
yasaktır.
Patrikhane ve Patrikhane MUHİBLERİ, Türk Devletinin açılacak
PAPAZ Okulunun Milli Eğitim Bakanlığı veya YÖK'e
bağlanıp,İLAHİYAT FAKÜLTELERİ hükmünde olması teklifini RED
EDİYORLAR..Onlar bu okulunun tamamen DENETİM HARİCİ ve
BAŞINA BUYRUK BAĞIMSIZ, KONTROLSÜZ bir şekilde
faaliyetlerini sürdürmek istemektedirler..Sorun buradan
kaynaklanmaktadır...
Dolayısıyla,şu ana dek şimdiki Erdoğan Hükümeti'de dahil
olmak üzere,bütün iktidarlar bu talebi reddetmektedirler.
Bu nerede görülmüş !....Bazı aklı eveller bu durumu, Türkiye
menşeili okulların yabancı ülkelerde açılması konusuyla
eşdeğer tutuyorlar.
Alakası bile yok !...Türkiye Devleti ve Türkiye uyruklu
teşekküllerin yurtdışında açtıkları okullar her şeyden evel
TEOLOJİK-İDEOLOJİK-SİYASİ eğitimler vermiyorlar.O ülkelerin
aleyhinde faaliyetler de bulunmaları da söz konusu değil..
Açıldıkları ülkelerin yasaları ve o ülkenin denetimlerine
açık,müfredatlarını o ülke Eğitim Bakanlıklarının onayıyla
belirleyip ,ayrım yapmadan her türlü inanç sahibi
öğrencilere kapılarını
açarak,Matematik,Fizik,Biyoloji,Yabancı dil,Sosyal ilimler
türü MÜSBET BİLİM DALLARINDA hizmetler veriyorlar.
Dolayısıyla,kimse Türk menşeili mekteplerle,RUHBAN OKULU
türünde başkalarını karıştırmasın..Bunun yüzünden bazı
ülkeler Türk mektepleri açtırmayacaklarsa CANLARI
CEHENNEME....
OSMANLI torunlarının gözlerinin içerisine bakan dünya kadar
FUKARA,MASUM milletler var..Okul açılacak dünya kadar
ülkeler var..
Türklerin yabancı memleketlerde faaliyet gösteren
mekteplerinde,o ülke aleyhine ZOĞRAFYAN lisesinde yakalanmış
türde RUMCA bildiriler dağıtılmıyor..
Ayrıca Türkiye'de Milli Eğitim Bakanlığı kontrolünde
yüzlerce yabancı okulun ülkemizde rahatça faaliyet
gösterdiğini,kimsenin bunlara karışmadığını da notlayalım..
Yasalarımıza göre ;
Kontrol ve denetim dışı özel eğitim ve özel askeri
müesseseleri teşkil edilemez..ANAYASAL suçtur..Bunu çok arzu
edenler,gitsinler AYNAROZ veya başka bir mıntıkada işlerini
görsünler..Oralarda mektep mi açarlar,başka bir şeyler mi
açarlar ? Kendi PAPAZ keyiflerine kalmış...
Önce Heybeli ve Bozcaadayı Yunan toprağı sayan
zihniyetlerden sıyrılmak gerek.
Sizin derdiniz ne ?
Okul diyorsunuz ?
Size aç,serbestsiniz !. diyorlar..
Niye açmıyorsunuz ?
YÖK'e bağlanmayı,teftiş edilmeyi niçin reddediyorsunuz ?
Kafanızdan neler geçiyor ?
Yoksa ,gizli niyetleriniz mi var ?
Eski DOLAPLARDAN mı çevireceksiniz ?
MORA ayaklanmasında GRİGORYAS icraatlarından başlayıp,Yunan
ordularını takdis eden SÜPER ÖĞRENCİLER HRİSOSTOMOS,Pontusçu
HRİSANTOS ve de yeni YAKOVAS'lar, MAKARİOS'lar mı
yetiştireceksiniz..?
Bu gizlilik,bağımsızlık talebinizin sebebi ne ?
Bir taşla, ikiden çok kuş mu vuracaksınız ?
Yoksa derdiniz,hem gizli İDEOLOJİK eğitim vermek,hem de
Türkiye denetimini redderek,tam bağımsız bir mektep tesis
ederek,LOZAN'ı ve TC ANAYASASINI delerek RUHBAN OKULU
üzerinden GEDİK AÇIP ,böylece EKÜMENİKLİĞİN KABULLENİLMESİNE
KOSKOCAMAN bir kapı mı açmak ?
Sonra da gelsin,Vatikan nevi BAĞIMSIZ FENER DİN DEVLETİ
işleri mi ?
Ardından,ORTODOKSLUĞUN Ruhani Merkezine,HÜNKAR İskelesi
Anlaşması misali, uluslararası ilgi ve müdahale zeminin
resmen hazırlanması mı ?
Biz de yedik..
Sevsinler sizi.....
YORGO sana sesleniyorum;
Önce YÖK'e bağlanmayı kabul edersin,sonra da kendi
müftülerini seçme hakkından yoksun,Dr.Sadık Ahmet
gibilerinin şaibeli şekilde öldüğü,ellerindeki arazileri
sürekli kamulaştırılan ve yeni mülk edinmeleri yasaklanmış
hatta güvenlik nedeniyle bazı bölgelere SEYAHAT ETME
ÖZGÜRLÜKLERİ dahi ellerinden alınmış,TÜRK olduğunu söylediği
için müftüsünün hapislere atıldığı, BATI TRAKYA Türklerine
haklarını teslim edersin..
Sonra da RUHBAN OKULUNU AÇARSIN !..
Fakat biliyorum ki,sen bu işe yanaşmazsın...
DENETLENMEYİ KABUL ETMEMEK SİZE TARİHTEN GELEN bir MİRAS...
Hatırlıyor musun Yorgo'cuğum ?
1909 yılının Mayısında,Meclis-i Mebusan'da mebus Rum KOZMİDİ
Efendi,Rum okullarının OSMANLI MARİF NEZARETİ tarafından
denetlenmesi konusunda " Mesela HOMER' okuyacakmıyız ? "
diye alay ediyor,o zaman ki PATRİK YUVAKİM " Mekteplerimizin
hükümet tarafından teftişine,HİÇ DE MÜSAADE ETMEYECEĞİZ.."
diye,Avrupalı matbuata beyanatlar veriyordu.
Osmanlı sizi bir türlü denetleyemedi.Hatta 1915 yılında tam
çökerken yayınladığı " Mekatib-i Hususiye Talimatnamesini "
bile uygulamaya koyamamıştı..Sizin hakkınızdan sonradan
Kemal Paşa hazretleri geldiydi..
Her neyse Yorgo'cuğum !..
Seni takdir etmemek kesinlikle mümkün değil..
Ayrıca senden ve ELENİ'den özür diliyorum..Hiç hatırlamaz
olur musun ? Senin belleğini sorgulamak abesle iştigal..
Sendeki hafıza ve tarih bilincinin onda biri,Türk İslam
çocuklarının bugünkü kuşaklarında olsaydı,On iki ada ve
Selanik'te yine Türk Bayrağı dalgalanır,oralarda ZEYBEK
oynardık...Vazgeçtik bundan,şimdiler de bedenimizin arka
cenahındaki mahrem yerimizi senin şerrinden korumak
için,müdafaa halinde boynumuzu içimize çekmiş bir
vaziyetteyiz..
Ekonomik kriz ve siyasi sorunlarımız da cabası..Ne de olsa
Türkiye'nin içerisinde bulunduğu olumsuz koşullar,parlak
fırsatlar sunuyor.
Siz taviz almasını da iyi bilirsiniz..Hatırlıyormusunuz ?
Demokrat Parti iktidarı yıllarında Gökçeada ve Bozcaada rum
okullarını Milli Eğitim bakanlığı mevzuatının dışına
çıkartarak,Patrikhanenin yönetimine dahi almıştınız...
Heybelideki eğitiminden sonra İngiltere'ye giden,sonra gelip
Athenagoras'ın yardımcısı olan Melitos ikilisi LOZAN
ANLAŞMASI hükümlerinin hilafına,kilise haricindeki normal
RUM okullarının yardım cemiyetlerini de yönetmeye
başlamışlardı..
Sonra meşhur CASUSLUK hadiseleri ( detaylıca yazmıştık)
patladıydı da,akabinde Türkiye Devleti Anayasa Mahkemesi
yanılıp şaşırıp Heybeli'yi kapatmıştı.
O günleri unutmak ne mümkün değil mi ?
Yine de didişmekten vazgeçmeyip,kalan Rum
okullarından,İstanbul Yenişehir Rum mektebinde,Milli Eğitim
Bakanlığının Kasım 1974 yılındaki yazısında," Türkiye'den
ayrı bir vatana özlem duyan marşlar okutulduğu,milli
beraberliğe aykırı telkinler yapıldığı " ortaya konmuştu..
Haklısın tabi ki..Israrlı olmak,yüzyıllardan beri devam
eden,eğitim harici siyasi,ideolojik propagandalarla,
şırıngalar yapmaktan imtina etmemek gerek..
Eğitim derken,tabi ki İDEOLOJİK eğitimden
bahsediyorum..Diğeri biraz karışıkca..
Nitekim yine, MEB Talim ve Terbiye dairesi Başkanlığının
1966 yılındaki raporunda,azınlık okullarındaki görevli
öğretmenlerin ,eğitim etkinliklerinden,KENDİ MESLEKLERİNİN
gerektirdiği yayın ve genelgelerden habersiz oldukları "
rapor ediliyordu..
Tabi canım !..Propagandaya yönelik malum eğitimleri vermek
varken,MATEMATİĞİ ne yapacaksın,BİYOLOJİYİ ne edeceksin..
Üfürmeye devam...
Dostlar;
Heybeli Ada Ruhban okulu meselesini bu mesajda
sonlandırdık.Önceki yazılanlarla okunma şartıyla,bu sayfada
yazılanlar HEYBELİ ADA PAPAZ mektebiyle ilgili meramı
fazlasıyla anlatmıştır....Asıl dava ekümenikliktir ve sıra
onu yazmaya geldi..
Ancak,sayın Savtegin hocam da teslim edecektir ki,işin o
kısmını tam anlamıyla özümsemek farklı 2 topik altında
yazmaya çalıştığımız KENAR KUŞAK - MERKEZ BÖLGE jeopolitik
rekabeti bilmekle ilgilidir.
Yine de konunun tam anlaşılması için,tekrar bazı özetler
yapmaya çalışacağız..
Dostlar;
Tarihi süreçte Devletlerin,farklı medeniyetlerin,halkların
birbirlerine karşı yürüttükleri hakimiyet mücadelelerinde
başarı sağlamak için DİNİN kendisini,DİNE dayalı
stratejileri işin içerisine soktuklarını görürsünüz.
Örneğin:ilk HAÇLI seferlerinin gerçekleştirildiği çağlarda
DÜNYA ZENGİNLİKLERİNİN merkezi olan DOĞUNUN HAZİNELERİNİ ele
geçirmek,Akdeniz Havzası,Ortadoğu denetimini sağlamak
amacıyla DİNİ argümanlar ön plana çıkarılıp,silahlı yığınlar
TANRININ hedeflerine tevcih ediliyorlardı..
Hatta bunlar hızını alamamış,Ortodoks İstanbul'u da işgal
etmişler,Katolik kilisesi adına otoriteye el koymuşlar ama
asıl olarak Konstantinopol'ün tüm ekonomik ve insan
kaynaklarını yağmalamışlar,transfer etmişlerdir.." Türklerin
kılıncı Frenkin ekmeğinden yeğdir " deyimi buradan
gelmektedir.
Yine Osmanlı İmparatorluğunun fetih sonrası izlediği
Ortodoks,Yahudi ve Protestan siyasetleriyle III ROMA
İmparatorluğu varisliğine yönelmesi,BÜYÜK PETRO sonrası
RUSYA'nın kiliseler desteğinde ROMA varisliği pratiğini
açıkca ispat etmeye yönelmesi, BRİTANYA'nın meşhur İSLAM
siyaseti,daha yakın zamanlarda EVANGELİSTLERİN Tanrının
misyonunu yerine getirme sloganlarıyla kitlelerini BOP
projelerine kanalize etmeleri bilinen örnekler.
Modern tanımıyla TEO POLİTİK dediğimiz bu icadın basit
manası " İnanç ve kültür coğrafyasının siyasi dile
dökülmesiyle,güç oluşturulmasıdır.".Bu gerçeğin ta
kendisidir,kendi aralarında mücadele yürüten mekanizmaların
GÜÇ CEPHESİ teşkil etmek için DİN olgusunu devreye soktuğu
bilinmektedir.
Meseleyi bir iki tane somut örnekle açmaya çalışalım..
Modern zamanlarda KUTSAL CEPHE oluşturulması
teorisyenlerinin önde gelenlerinden birisi William
Bullit'dir.Bu zat daha NATO kurulmadan SSCB'ye karşı cephe
oluşturulması fikrini ortaya atmış ilk kişidir.
Ona göre; " SSCB Doğu Avrupayı denetliyor,Batı Avrupa ve
İngiltereyi ise az önemde tehdit edebiliyor.Ama SSCB eninde
sonunda tehdit edecek,bu tehdit ABD'ye kadar uzanacaktır.O
zaman yapılması gereken aynı DİNİ-KÜLTÜREL köklere sahip
olan ABD-İNGİLTERE beraberce SSCB'ye karşı dini cephe
oluşturmalı,ortak mücadele zemininde Ortadoğu enerji hatları
ele geçirilmelidir.
Tanrıdan başka efendi tanımayan biz Amerikalılar
birleşelim,diğer milletleri bizimle beraber hareket etmeye
zorlayalım,bu yolda kullanılacak en önemli silah dindir "
Canlar;
Hakikaten de soğuk savaş yıllarında şimdilerde İSLAMLARIN
KANINI acımasızca dökmekte olan bu güruh,TANRI TANIMAZ
KOMÜNİST rejimler olarak tanımladıkları SSCB ve VARŞOVA
blokuna karşı,İSLAM DEVLETLERİNİ'de müttefik olarak
yanlarında tutmaya çok önem addetiyorlardı.
SSCB'nin Afganistan işgalinde BATI dünyasının aldığı tavır
bunun en çarpıcı örneklerinden..ABD-İngiltere mihverinin
bugünde sürdürmeye devam ettikleri İSLAM politikalarının
ayrıca incelenmesi gerekiyor..
Tarih 1978 yılını gösterirken Polonyalı Karol Voytıla isimli
birisi ( II.ci JEAN PAUL ) PAPA olarak seçiliyordu.KGB
bundan çok huzursuz olmuştu,Varşova paktı üyesi Komünizmle
yönetilen POLONYA vatandaşı olan bu kişinin DİN RÜZGARLARINI
kendi aleyhlerine döndereceğinden endişeleniyorlardı..
Bu seçim elbette tesadüf değildi.
Zaten,1960'lı yıllardan beri ABD kökenli
piskoposlar,kardinaller VATİKAN'da yoğunlaşmışlar,
etkilerini artırmışlardı.Yakında ROMA VATİKAN kilisesi
KOMÜNİST BLOKA karşı büyük bir tsunamiye start verecekti.
Nitekim, II Jean Paul Polonya'yı ziyaret etti.1979 yılında
yaptığı seyahatta milyonlar tarafından karşılandı.Bu
ziyaretin ardından GDANSK'ta tersane işçileri Lech WALESA
liderliğinde, kurdukları sendikayla rejim karşıtı kitlesel
eylemleri sahneye koydular.Yapılan mücadele tüm Doğu Avrupa
dünyasını etkiledi,sosyalist blokun çöküşü ivme
kazandı..Sonunda da çöktü..(Yazılı kaynaklarda ayrıntılara
ulaşmak mümkün..)
Polonyalı PAPA'nın ABD-BATI yanlısı olarak sürdürdüğü misyon
SSCB'nin dağılmasından sonra da devam etti..
Biz topiğimizin asli konusu olan, " İstanbul Fener
patrikhanesi ve ekümeniklik" meselesine girerken ,DOĞU-BATI
kiliseleri arasındaki tarihi ihtilaf ve VATİKAN'ın yakın
tarihde İNANILMASI güç ve de ciddi sonuçlara neden
olabilecek,FENER manevrasını göz ardı etmeyeceğiz.
Şimdi zaman tünelinden çok eskilere gidelim..
Tarih 325..Yer İZNİK...Konsül toplanmış ve dünya RUHANİLERİ
hazirundu..
Konsülde masaya yatırılan konulardan birisi de Hristiyan
kiliselerinin aralarındaki ihtilafları çözmek ve yetki
alanlarını belirlemekti..
Yani RUHANİLER teolojik konuların haricinde, EKÜMENİK'lik
selahiyetine sahip kiliseleri tesbit edip,çözüme
ulaştıracaklardı..
Hristiyan dünyasının o zaman ki temsilcileri öncelikle
EKÜMENİKLİK hakkına sahip olmanın KISTASINI ortaya
koydular..Bu tesbiti yaparken ortaya konan ölçü," APOSTOLİC
KÖKENLİ " olmak şartıydı.
Peki !.. APOSTOLIC KÖKENLİ olmak ne demekti ?..Zira
EKÜMENİKLİK payesi sadece APOSTOLİC kiliselere verilecekti..
Önce burada nefeslenelim,izahını yapmaya çalışalım..
" APASTOLİK KİLİSE " olarak kabul edilmenin şartı İSA
PEYGAMBERİN HAVARİLERİNDEN herhangi birisi tarafından
KURULMUŞ olmaktır..
325 yılında gerçekleştirilen bu konsülde İSA'nın havarileri
tarafından 3 adet kilisenin kurulduğu tesbiti
yapılarak,bunların APOSTOLİK yani Ekümenik olduğu karara
bağlandı.Yalnızca ROMA ( Vatikan),İSKENDERİYE ve ANTAKYA
kiliseleri ekümenik olarak belirlendi..
Toplanan bu konsül sonrası Doğu Roma ( BİZANS )
imparatorları " Tek kilise,Tek Devlet " düşüncesini
gerçekleştirmek ,EKÜMENİKLİK payesini aynısıyla
KONSTANTİNOPOL ( İstanbul ) kilisesine de kazandırmak için
kolları sıvayıp çalışmalara başladılar..
Tam 56 yıl sonra tarihler 381 yılını gösterirken önceden
ANTAKYA Patrikhanesinin Ereğli metropolliğine bağlı
EPİSKOPOSLUK ( yerel-ulusal bazda olan,aldığı kararları
hristiyanlığı-ortodoksluğu bağlama gücüne sahip olmayan
kiliseler ) pozisyonunda olan İSTANBUL kilisesine Patriklik
payesi ve ROMA Kilisesi ( Vatikan ) ile EŞİTLİK statüsünün
verilmesini başardılar.
İstanbul kilisesinin ROMA ile denkliği karara bağlandı.
Ancak bu kararın yürürlüğe girmesi ve dinsel prosedürün
yerine getirilmesi için, APOSTOLİK kökene dayanma ihtiyacı
şarttı.Bu şartın yerine gelmesi açısından İstanbul'daki
kilisenin 30(otuz) yılında İSANIN İlk havarilerinden AZİZ
ANDREW tarafından kurulduğu iddiası ortaya atıldı..
Halbuki gerçek çok daha başkaydı...Daha otuz yılında
Konstantinopol şehir olarak tesis edilmemişti ve de AZİZ
ANDREW'in İstanbul'a geldiğine,geçtiğine dair hiç bir
belge,kanıt ortalıkta yoktu..Bu vaziyet sıkıntıya sebebiyet
veriyordu.
BİZANS bu işin ardını bırakmadı,kovaladı..Çünkü onlar
açısından,sıradan Episkoposluk olan İstanbul kilisesinin
ekümenik yapılmak istenmesinde, Doğu Roma İmparatorlarının
genişlemek,nüfuzlarını artırmak hedefleri rol oynuyordu.
(Nitekim ilerleyen zaman diliminde Konstantinopol
kilisesinin Bizans Devletiyle iç içe olup,göstermelik
yetkiler kullanan,onların emirlerini yerine
getirerek,imparatorluk sınırların genişletilmesinde vazife
ifa ettikleri görülmekte..)
Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) işi daha da sağlama alma
ihtiyacı hissediyordu.Akabinde tarih 451 yılını gösterirken
KADIKÖY'de bir konsül daha toplandı..Burada ,Fener'in
PATRİKLİK olması kararı Fener ruhanilerinin dışında Konsüle
katılmış olan sınırlı sayıdaki Hristiyan din adamlarına
zoraki olarak imzalatıldı..
Bu da kifayet etmedi...Bizans İmparatorları her ikisi
APOSTOLİK olan İskenderiye ve Antakya patrikliğini
lağvettiler..Ayrıca ,Anadolu, Suriye, Mısır, Filistin gibi
yerlerde bu işe karşı koyan muhalifleri öldürdüler..Kan
döktüler..
İşte tüm bu nedenlerden ve EKÜMENİKLİK konusunda
HRİSTİYANLIK HUKUKUNA AYKIRI DAVRANILMASINDAN dolayı BİZANS
İmparatorlarının hilafına,başta ROMA ( Vatikan ) olmak üzere
diğer kiliseler itiraz ettiler,karşı çıktılar,bu kararı
tanımadılar.Onlara göre KONSTANTİNOPOL kilisesi asla
EKÜMENİK olamazdı..Çünkü APOSTOLİK değildi..
Tam bu noktada 1600 yıl süren bir ihtilaf,anlaşmazlık
başladı..Giderek daha da alevlendi..
Öyle ki bir taraftan İstanbul Fener Kilisesi HELEN ağırlıklı
toplulukların yaşadığı Trakya,Pontus,Adalar,Ege bölgesiyle
sınırlı yerleri kendisine bağlıyor,öte taraftan da
Konstantinopol kilisesinin Patrikliğini tanımayan,reddeden
diğer KATOLİK kiliselerle karşılıklı olarak AFAROZ kararları
alınmaya başlanıyordu..
Artık bölünmüşler,aralarında rekabete başlamışlar tam 900
yıl boyunca sürecek olan,birbirlerini AFAROZ etme
mücadelelerine start vermişlerdi..
Canlar;
Hristiyan aleminin EKÜMENİK OTORİTELERİ BELİRLEME bağlamında
ilk genel parçalanmasını,diğer teolojik ihtilaflara ( konu
dışı) girmeden nakletmeye çalıştık.
Şimdi biraz duruyoruz..Sonra kaldığımız yerden devam
edeceğiz..Bu arada sayın SAVTEGİN hocamın ilave edeceği bir
husus yahut TASHİHLERİ olup olmadığını kendilerine TEVDİ
ediyorum.Kurguyu hocama göre yapmaya çalışacağım..
-----------------------
Hristiyan aleminin EKÜMENİK OTORİTELERİ BELİRLEME bağlamında
ilk genel parçalanmasını,diğer teolojik ihtilaflara ( konu
dışı) girmeden nakletmeye çalıştık.
Şimdi biraz duruyoruz..Sonra kaldığımız yerden devam
edeceğiz..Bu arada sayın SAVTEGİN hocamın ilave edeceği bir
husus yahut TASHİHLERİ olup olmadığını kendilerine TEVDİ
ediyorum.Kurguyu hocama göre yapmaya çalışacağım..
Bolkar.....................
Değerli Hocam;
Yazdıklarınız karşısında bizlere tashih değil ancak tebrik
etmek düşer.
Bu kadar karmaşık bir süreci,bu kadar net ve açık bir
şekilde,en kısa yoldan anlatmak için herhalde BOLKAR kadar
okumak lazım.
Ortadoks-Katolik çatışmasının içinede gireceğinizi
düşündüğüm bu konuda,yazılı kaynaklara ulaşma yolunda
bilgiler edineceğimi düşünüyorum.
Özellikle Fatih Sultan Mehmet Han dönemide dahil Türk-İslam
Dünyasının bu mücadeledeki yerini yazmanızı
beklerken,Petro'nun açılımını,Balkanları ve Kafkasları
etkileyen bu sürecin yansımalarını, sizden -dinleme tadında
ki- yazılarınız aracılığıyla takip etmek benim içinde büyük
bir keyif olacaktır sayın hocam...
Saygılarımla...
Kaynak:
http://www.birlikteforum.com/forum/patrikhanenin_ekumeniklik_planlari_ve_ruhban_okulu_kavgasi-t22480.30.html#ixzz1JsGeLTsI
---------------------------------------
Hristiyan aleminin yukarıda bahsettiğimiz genel
parçalanmasından sonra,Konstantinopol ve beraberindeki FENER
kilisesi uzun yıllar II Roma imparatorluğu işlevini
yürütmeye çalıştı..
Ardından, İstanbul'un fethiyle farklı bir süreç başladı.
II Mehmet'in İstanbul'u alması ve Hristiyan II Roma
İmparatorluğunu tasfiye edip,büyük Romanın son kalıntısı
Doğu Roma'nın başkentini ele geçirerek VARİS sıfatıyla,
evrensel MÜSLÜMAN III ROMA'yı tesis etmiş olduğu tüm
otoriteler tarafından beyan edilse de,bu MOSKOVA tarafından
asla kabullenilmedi..
Osmanlılar ,fetih sonrası önceki mesajlarda aktardığımız
şekilde Ortodoks Rum ve Ermeni Patrikhanelerini İstanbul'da
yeniden tesis ederek ve de izlediği özel YAHUDİ
siyasetleriyle tüm dinlerin hamiliğine soyunarak DÜNYA
İMPARATORLUĞUNU ilan etmişlerdi.Hatta Sultan Fatih'in
stratejileri içerisinde İTALYA'yı ve özellikle ROMA'yı (
Vatikan ) almak, özel bir anlam taşıyordu.
Nitekim ROMA'nın çok yakınlarına kadar yaklaşan Fatih'e
Katolik PAPA'nın yazıp,göndermediği şimdilerde Vatikan
arşivlerinde bulunan " Dünya İmparatoru olması için bir kaç
yudum su içmesini " öneren mektubun varlığı herkeslerce
bilinmektedir..
Osmanlı çöküş sürecine kadar Ortodoksluğu Katolik dünyaya
karşı desteklemiş,sonradan Avrupa'da Protestan siyasetini de
başarıyla yürütmüştür.Tabi bu arada desteklediği kiliselerin
ve özellikle de Fenerin nüfuzu sürekli Osmanlı
genişlemesiyle doğru orantılı biçimde artmıştır.
Ancak;
Fetihten önce de Fener'in etkinliğini kabullenmeyen
Moskova,İstanbul'un alınmasından 5 yıl sonra 1458'de
Konstantinopol'un düşmesini öne sürüp,16 yıl sonra da son
BİZANS imparatorunun yeğeni Prenses SOPHİA'nın, III İVAN'la
evlenmesiyle beraber III ROMANIN gerçek VARİSLERİ kendileri
olduklarını ilan etmişler,ayrıca TÜM ORTODOKS DÜNYASININ
DİNİ MERKEZİNİN MOSKOVA PATRİKHANESİ olduğu iddiasında
bulunmuşlardır.
Sonuçta,İstanbul Rum Patrikhanesi de,çok önemli dini
reformlar gerçekleştiren Moskova patriği Nikon
döneminde,onun tüm ortodoksların dini lideri olduğunu
kabullenmiştir..
Bu kabulleniş ORTODOKS dünyasının kendi içerisinde
parçalanmasına,bölünmesine sağlam bir zemin hazırlamış,zira
sonraki gelişmeler bugünde devam eden daha başka sonuçların
doğmasına sebebiyet vermiştir.
Artık,parçalanan ortodoks dünyasının ZORLU oyuncusu RUSYA ve
terkisindeki MOSKOVA PATRİKHANESİ beraberce fırsatı
değerlendirip TEOPOLİTİK stratejilerini,büyük hedeflerini
fiiliyata geçirmek için sahnedeki yerlerini böylelikle almış
oluyorlardı..
Osmanlı döneminde kendilerine " Millet Başı " ünvanı teslim
edilmiş Patrikhane'nin etki alanı Osmanlı topraklarının
kapsadığı kiliselerle sınırlı idi.Büyük bir imparatorluk
olan Osmanlı,sahip olduğu geniş coğrafya üzerinde yaşayan
ortodoksların temsil edilmesi noktasında Fener
Patrikhanesine özel bir destek vermiştir.Bu destek sayesinde
Fenerin etki alanın genişlediği de gerçektir.
Ancak ,uzman araştırmacılar patrikhanenin ekümenik sıfatının
Cumhuriyet Türkiye'sinin dışında Osmanlı Devleti tarafından
da kabul edilmediğini,kendilerine sadece " Millet Başı "
ünvanının tevdi edildiğini açıkca belirtmektedirler.
İşin bu kısmında özellikle sayın Prof.İlber Ortaylı diğer
araştırmacılardan biraz daha farklı bir görüş ortaya
koyarak, Fener Patrikhanesinin ekümenik ( evrensel ) olup
olmadığı savlarını başka türlü yorumluyor..Bunu mesajın son
kısmında değerlendirmeye alacağız..
Önceki mesajlarda bahsettiğimiz APOSTOLİK kökene sahiplik
noktasında, HRİSTİYAN HUKUKUNA uyulmaması nedeniyle,en
başından beri KATOLİKLER tarafından ekümenikliği reddedilen
FENER ayrıca VATİKAN tarafından AFAROZ edilmiştir..
( Ara Not : 1054 yılında Papa'nın gönderdiği Kardinal
Humbert aforoz fermanını Papa adına,direk olarak
Ayasofya’nın mihrabına bırakıp çıkmıştır,Fener'in Papazıyla
muhatap dahi olmamıştır. Bunun üzerine Fener'de karşı
afaroz'unu gerçekleştirmiş,iki kilise birbirlerini küfürle
itham etmişler,sonrasında 1204 yılında HAÇLILARIN İstanbul'u
teslim almalarıyla aralarındaki KİN zirve yapmıştır..Bugün
dahi ortodoks kilisesi papazları,ortodoks olarak vaftiz
edilmemiş olanlara komünyon vermezler.)
Bunlara ilave olarak ,yine KONSTANTİNOPOL'ün İslamların
eline geçmesi,II Roma Devletinin yok olması,fetih esnasında
öldürülen son BİZANS Kralının yiğeni SOPHİA'nın III.İvan'la
evlenmesi sebebiyle,RUSYA ,Moskova Patrikhanesini
ORTODOKSLUĞUN merkezi ve kendilerini de III ROMA Devleti
olarak ilan etmişlerdir.(Detayları oldukça fazla..)
Moskova Patrikhanesinin RESMİ görüşüne göre Ekümeniklik
ruhani yetkisi sadece İskenderiye Patrikliğine aittir ve
Fener'in selahiyeti sadece Bizans sınırları içerisinde kalan
kiliselerle sınırlıdır..Rus kilisesi,Fener'i tanımak
konusunda tereddütü olmamakla beraber,İstanbul
patrikhanesinin kendi üzerindeki üstünlüğünü
reddetmektedir.Bu durum 2009 yılında da devam etmektedir..
Şu bir gerçek ki,tarihi süreç içerisinde RUS ORTODOKS
kilisesi,BİZANS sonrası DOĞU HİSTİYANLIĞININ güç merkezi
haline gelmiştir..Bu nedenle RUS PATRİKHANESİ geçmişte
OSMANLI DEVLETİNİN bugünde ABD-AB'nin ortodoksluğun BATI
KANADI Fener Rum Patrikhanesi üzerinden POLİTİKALAR
üretmelerine kesinlikle karşıdırlar..
Ayriyeten III Roma olma iddiası,kültürel ve teolojik
sebeblerle VATİKAN'a da karşı çıkmaktadırlar..
Ruslar I.Petro döneminde planlanmış uzun vadeli genişleme
stratejilerini başarıyla yürütmüşler,ilk aşamada Osmanlının
çökertilme operasyonunda birincil konuma ulaşıp,ardından
OSMANLI toprakları üzerinde yaşamakta olan ORTODOKS
unsurları kışkırtmaya muvaffak olmuşlardır.
Balkanlar'daki ortodoks kökenli milletler,en başta
YUNAN'lılar olmak üzere teker teker Osmanlı'dan
kopartılmışlar,diğer yandan Karadeniz,Kafkaslar üzerinden
çevirme harekatı gerçekleştirip ANADOLU üzerindeki GREGORYAN
ERMENİLER'in isyan etmelerini de sağlamışlar,TÜRK DEVLETİ'ne
düzenli ordularıyla SÜREKLİ olarak HARP ilan etmişlerdir.
Bu arada Osmanlı'dan kopan her ortodoks millet Fenerden
bağımsız olarak kendi kiliselerini kurmuşlardır.
Tüm bu stratejileri ve büyük misyonu
gerçekleştirirken,ORTODOKS RUS PATRİKHANESİ sahneye konmuş
oyunun en önemli figürü olmuş,işin hakkını fazlasıyla
vermiştir..
Komünist rejim döneminde etkisi azalan Moskova
Patrikliği,soğuk savaş sonrasında,özelllikle PUTİN sonrası
tekrar ağırlık koymaya başladı.Günümüzde halen dünya
ortodokslarının % 70'e yakın bir kısmı MOSKOVA
patrikhanesine bağlılar..
Şimdiler de ABD-VATİKAN-AB desteğindeki FENER ve MOSKOVA
PATRİKLİKLERİ arasında ki güç mücadelesini
seyrediyor,Türkiye'ye deklare edilen ekümeniklik ve Heybeli
Ada Ruhban okulu taleplerini izliyoruz..
ABD-AB-Vatikan şimdiler de Fener Patrikhanesine neden destek
veriyorlar ?
Katolik ve Protestan dünyasında ki tavır değişikliğinin
sebebi nedir ?
Türkiye'den patrikhanenin ekümenik olması ne için talep
ediliyor ?
Konuyu artık güncelleyerek,bir kaç mesaj daha yazıp
sonlandıracağız.Devam edecek olan arkadaşlara eşlik etmeye
de hazırız..
Bolkar...................................
************************************
************************************
Prof.Dr.İlber Ortaylı'nın ekümeniklik hakkında
yazdıkları....
Saygıdeğer hocamız " Avrupa ve Biz " isimli eserinde
aynısıyla şu cümleleri yazmış..
"Ghennadios denen bu zatı,Fatih Sultan Mehmet Patrik tayin
ediyor.Bu Ghennadisos'un patrik tayin edilme töreni
muhteşemmiş,kendisine gösterilen muhteşem itibar ,Bizans
devrinde bile patriklere gösterilmemiştir.
Böylelikle bütün imparatorluğun Ortodoksları,sadece Helence
konuşan ,Yunanca konuşan unsurlar değil,fakat Bulgarlar ve
Sırplar,bazı Arnavutlar,Makedonlar ve Elak,Boğdan ahalisi de
bu kiliseye bağlanıyor.Dolayısıyla bağımsız ulusal kiliseler
ortadan kalkıyor,hepsi Fener'in ruhani,idari,adli,mali
otoritsine tabi oluyor.Tabi bu çok önemlidir."
" ROMA Katolikliği gibi,üniversallik iddiasında bir kilise
karşısındayız ve kilise bugünde kendine " Ökümenik "
diyor.Bu terim " evrensel kilise " demektir.Patriki tayin
eden onurlu Padişahta onun tabi olduğu hükümdardır..Kimdir o
?
Roma İmparatorudur.Kayzer-i Rum,bunun adı ,Rumca'da "
Vasileos"tur..Yani " Şark İmparatoru "demek.Bu Vasileos
Hristiyan olabilir,müslüman olabilir,çok şey farketmez.Bu
Vasileos'tur..İyi kötü olması fark etmez ve bu kilise bu
yüzden üniversalisttir,ökümeniktir bunu bilmek lazım.."
Sayın hocama katılıyorum..Osmanlı dar bir alanda etkili olan
Fener Patrikhanesinin çeperini genişletmiştir.Devlet-i Ali
Kiliseyi GÜÇLÜ OLDUĞU eski zamanda evrenselleştirmiştir,ama
bu genişleme ( evrensellik) Osmanlı coğrafyasıyla sınırlı
kalmıştır.
Nitekim sadece Fener Patrikhanesi değil,kendisinden önce
Sezar,Büyük İskender,Darius gibilerinin yönettikleri
imparatorluklar sınırlarına ( fazlasıyla) ulaşmış
İMPARATORLUK bünyesindeki İSLAM HALİFELİĞİ- HAHAM BAŞLIĞI -
ERMENİ PATRİKHANESİ'de aynı şekilde evrenseldi.
Osmanlı'nın III Müslüman ROMA imparatorluğu olması konusuna
tamamen katılmakla beraber,Hristiyan HUKUKUNA göre APOSTOLİK
olmadığı için ekümenikliği kabul edilmeyen,VATİKAN
kilisesinin ve diğerlerinin ekümenik olarak
tanımadığı,İstanbul fethinden sonra Ortodoksluğun merkezi
pozisyonunu alan Moskova Patrikhanesinin dahi üstünlüğünü
kabul etmediği,TAMAMEN POLİTİZE icraatlarla sicilini
kabartmış İstanbul Patrikhanesinin ekümenikliğini değişen
zaman ve koşullar nedeniyle kabul etmemiz mümkün değildir..(
Önceki mesajlarda detaylıca aktarmaya çalıştık..)..
Çünkü İstanbul patrikhanesi etki alanı ağırlıklı olarak
HELEN-GREK dayanaklıdır,diğer milletler üzerinde tesiri
Osmanlı sayesinde genişlemiş ve hatta bugün dahi OSMANLI
döneminde ,Osmanlı sayesinde tanıştıkları mıntıkalarda elde
ettikleri cemaatler üzerinde söz sahibi olmuşlarsa
da,GREKLERİN haricindeki miletler üzerindeki tesirleri
abartılacak kadar güçlü değildir..
Günümüzde de ORTODOKS dünyası parça parçadır..
Prof.İlber Ortaylı,Mora yarımadasındaki ayaklanmada işin
içerisinde yerel metropolitler, piskoposlar olduğunu
söylüyor ve Grigoris'in, II Mahmut tarafından idamını "
bütün o camiaya ve Batıya gözdağıdır." şeklinde olduğunu
belirtiyor,devamla " bazı ahvalde politika,hikmet-i hükümet
bu gibi tedbirleri gerektirir,ama bu bu patrikhanenin Yunan
ayaklanmasını desteklediği anlamında değildir " diyor..
Bu noktada da sayın hocamıza katılabilmemiz mümkün
değildir.Patrikhanenin MORA ayaklanmasını desteklediği
kesindir ve nitekim bunun mahkemesi yapılmış,suçları sabit
görülmüştür..
Siyasi Tarih'in tartışmasız en otoriter ismi olan merhum
Prof.Fahir Armaoğlu hocamız ve yine Prof.Dr.Ahmet Akgündüz
hocamıza,başkaca araştırmacılara göre de,Patrikhane masum
değildir.Böyle bir iddia gerçeklere uygun değildir.
Nitekim sayın Ortaylı hocam yukarıdakileri yazmakla
beraber,şunları da ilave edivermiş..
" Yunan ayaklanması çıktığı zaman 1821-29 arasında,Kilisenin
Yunan ayaklanmacılara müzahareti son derece sınırlı
olmuştur.."
Müzaharet "arkalamak ,destek vermek " manası taşır..Sayın
hocamız yukarıdaki ilk cümle de "patrikhanenin Yunan
ayaklanmasını desteklediği anlamında değildir." cümlesini
kullanmış,sonra da " ayaklanmacılara müzahareti sınırlı
olmuştur " diye yazmış..
Takdir okuyanların...
İsyana destek vermemekle,sınırlı destek vermek arasında
dağlar kadar fark var.
Hainliğin sınırlı desteği olmaz,nitekim II Mahmut gereğini
bunları idam ederek yapmıştır..
Sanırım Ahmet Cevdet Paşa'nın isyan sonrasındaki idamların
ters teptiği hususundaki görüşlerinden etkilenilmiş..
Tarih 1991 yılını gösterdiğinde soğuk savaş bitmiş,SSCB
siyasi olarak yıkılmıştı.Dünya artık tek kutuplu bir hale
dönüşmüş,SSCB'nin yıkılmasında en etkili gücün sahibi,Sovyet
karşıtı dalganın gücüne güç katmış,yıkıcı tsunamiyi
tetiklemiş VATİKAN kilisesinin değerleri, ABD-AB dünyasının
değerleri haline gelmişti..
MERKEZ BÖLGE'nin sahibi,özgün kimliğe sahip,III ROMA
İMPARATORLUĞU iddiasındaki ORTODOKS dünyasının en güçlü
otoritesi RUSYA iyice çevrelenmeli,sarktığı Doğu
Avrupa,Balkanlar üzerindeki etkinliğinin ortadan
kaldırılması gerekliydi.
Bunun sağlanması için,bir çok farklı halkları ortak bir çatı
altında buluşturan RUS ORTODOKS kilisesinin oluşturduğu
tehdit bertaraf edilmeliydi..
Vatikan'ın görevi henüz bitmemişti.
Tam bu süreçte eş zamanlı olarak;
NATO-ABD tarafından RUSYA'nın tarihi Ortodoks-Slav nüfuz
alanlarında operasyonlar gerçekleştirilmeye başlandı.
Öncelikle Sırbistan'ın Akdeniz ile irtibatı kesildi,böylece
Rusya donanmasının Akdeniz'de üs-ikmal imkanı ortadan
kaldırıldı,Bulgaristan ve Romanya NATO'ya alındı,
Arnavutluk, Makedonya Batı blokuna kazandırıldı,son olarak
KOSOVA operasyonuyla işlem tamamlandı..
Polonya ve Çek Cumhuriyeti de bu mihvere dahil
oldular,tartışmalı FÜZE KALKANI projesi de gündeme geldi..
Güneydoğu Avrupa kontrol altına alınarak,Balkanlar üzerinden
Karadeniz'e müdahil olup ve de Kafkasya kontrolü sağlanarak,
RUSYA'yı sağlamca çevreleyip HAZAR bölgesini denetleme
stratejisi hayata geçirildi.
İşin bu kısmına burada ara veriyoruz ve öteki oyuncu
VATİKAN'ın üstlendiği misyona dönüyoruz.Zira konumuz ne de
olsa FENER EKÜMENİKLİĞİ !...
Canlar,
SSCB 1991 yılında dağılmıştı ama, komünizmin yıkılmasıyla
beraber bu kez ortaya MOSKOVA PATRİKLİĞİ çıkıyordu..SSCB'nin
ateist döneminin zafiyetlerinden faydalanarak SSCB
topraklarında gizlice misyoner faaliyetlerde bulunan
KATOLİK'lerden rahatsızlık duyan MOSKOVA
PATRİKHANESİ,Vatikan'ın UKRAYNA,BELARUS gibi kendisine bağlı
kiliselere KUR YAPMASINA şiddetle tepki gösterdi.
Vatikan cephesinden bakıldığında asıl amaç,ORTODOKS
DÜNYASININ en güçlü merkezinin etkisini ortadan
kaldırmaktı.Çünkü bu etki ortadan kaldırılmadan SSCB'den
ayrılmış ülkeler milli kimliklerini ele alamazlar,kontrol
edilemezlerdi.
PAPA karşı operasyonlarını,şimdilerde bazılarının ülkemizde
;
ROMANTİK ve de HOŞŞİK türde yorumladığı DİNLER ARASI DİYALOG
yöntemiyle halletmeye çalışıyordu..
Zaten " HRİSTİYANLAR'ın bir kısmı da TEK ALLAHA
inanıyor,dolayısıyla biz Müslümanları YANAKLARIMIZDAN ÖPÜYOR
" nevi zorlama sahte inciler yerine,İSTİRİDYE KABUĞUNUN
içerisinde ne olduğunu,işin HAKİKİSİNİ PAPA'nın 7 Aralık
1990 tarihinde ki resmi genelgesinden öğrenelim..Böylelikle
üfürmelerden ve üfürükçülerden uzak duralım..
Hristiyan mezhepleri arasındaki diyalogu sık sık dile
getiren PAPA, Redemptoris Missio adlı resmi genelgesinde
bakın neler söylemiş...Bir zahmet ,iyi oku efendi !..
" Dinler arası diyalog,Kilisenin Hristiyanlığı yayma
misyonunun bir parçası konumundadır.Misyonerlik faaliyetinin
hedef konusunda olan,henüz Mesih'i ve onun İncilini
tanımayan insanların büyük bölümünün diğer dinlerin
mensuplarından oluştuğu unutulmamalıdır.."
RUS KİLİSESİ dahi Papa'nın müdahalelerini ORTODOKS
kökenlilerin KATOLİK edilip yeniden Hristiyanlaştırılması
şeklinde değerlendirirerek,onun RUSYA'yı ziyaret etmelerine
müsaade etmediler..
Vaktiyle TEO POLİTİK yayılmacılığın kitabını yazmış olan
RUSYA ve Moskova Kilisesi kendilerini kısa sürede
toparladılar.Özellikle PUTİN sonrası SLAVİZM-III ROMA
İMPARATORLUĞU İDDİASI tekrar ortaya konarak,KIBRIS dahil
dünya üzerinde ortodoks bulunan her yerde FAALİYETLERİNE hız
verdiler.
Gürcistan'da,Kosova'nın misillemesi olarak ABD mihverine ilk
ters tokadını atan,şimdiler de Ermenistan ve Azerbaycan
üzerinde ağırlığını koyan,Çekoslovakya'daki füze kalkanına
gereğini yapacaklarını,Ukrayna ve Sivastopol'daki çıkarları
için SAVAŞTAN kaçınmayacaklarını söyleyen RUSLAR'ın işi
epeyice ilerletmekte oldukları görülüyor..
İleride küresel kriz nedeniyle PATATESLE yaşamaya alışık
olan bu milletin çöküşünü bekleyenler,bunların büyük
oynamaya başladığını herhalde görmüyorlar..
Geçtiğimiz (2009) Mart ayının ortasında MİŞA'nın (
Şaakaşvili ) devrilmesi için meydanlara çıkan büyük
kitlelerin arkasında MOSKOVA PATRİKLİĞİNE bağlı Gürcistan
KİLİSESİ olduğu söyleniyor..Bizden meraklılarına duyurması..
(Rusların işi ne kadar ilerlettiklerinin sağlam kanıtı olsa
gerek.).
Bazılarının ANNESİ,Gürcistan kilisesini halen FENER'e bağlı
sanıyor..
İşte dostlar,
Daha en başından beri, ABD-AB ve Vatikan beraberce,Moskova
Patrikhanesinin 300 milyona yakın ortodoks halkların
üzerindeki tesirini azaltmak ve birinci derecede MERKEZ
BÖLGENİN sahibi SİBİRYA ayısını çevrelemek için FENER
PATRİKHANESİ Ekümenikliğini devreye soktu..
Washington ve Brüksel,bu karşı atakla önce Moskova'nın
ekümeniklik kartını kullanmasını engelleyip,ardından
ortodoks dünyasının Fener üzerinden BATI dünyasına entegre
edilmesi ve çevreleme de bunların kullanılmasını
hedefliyor..
Ama ne yapacaksınız nafile,RUSLAR bunu yiyecek gibi
durmuyor...Niye nafile ?
Rusya'ya bu yolla bir şeyler yapabilmek pek mümkün gözükmese
de,KABAK TÜRKİYE'nin başına patlayacak gibi duruyor..
Biz TÜRK İSLAMLAR;
ABD-AB-VATİKAN'ın dayattığı ekümeniklik kabağına,başımıza
düştükten sonra ağıt mı,yoksa Nasreddin Hoca fıkrası mı
yazarız ?
Bu ekümeniklik ne ola ki ?
PAPA'nın,afaroz ettiği kilisede işi ne ?
KATOLİK Hristiyanlığının AFAROZ ettiği,dünya ortodoksları
üzerinde ağırlığı olmayan,bu gün dahi ECDAD OSMANLI
sayesinde genişlediği cemaatler üzerinde ekümeniklik
taslamaya çalışan,tamamen ABD kontrollü,AB-Vatikan
destekleriyle KÜRESEL KAPİTALİZMİN çıkarlarına hizmet
vermesi sağlanmaya çalışılan FENER PATRİKHANESİ'nin MOSKOVA
kilisesiyle olan kavgasını biraz daha açmak zorundayız..
Fener Patrikhanesinin ekümenik olduğu hususunda Türkiye ikna
edilmeye çalışılırken,bu iddianın sahibi olanlar kendi
DİNDAŞLARINA SÖZ geçiremiyorlar.
İşin son derece komik ve enteresan tarafı ORTODOKS dünyanın
liderliğine soyunan AMCALARIMIZIN bu işi ,ortodoks olmayan
BATILI KİVRELERİN desteğini alarak kotarmaya çalışmaları.
Bunlar şu ana dek,ne Moskova'yı,ne diğer ulusal
patrikhaneleri ne de Türkiye'yi ikna edebilmiş değil..Halen
Yunanistan Kilisesi bile Fener'den bağımsız..
Mesajlar son derece açık..
Yunanistan Dışişleri Bakanı BAKOYANNİ'nin " Konstantinopolis
Patrikhanesi 6.Yüzyıldan bu yana bütün ortodoksların başıdır
ve 300 milyon Ortodoks Hristiyanın ruhani
lideridir.."sözlerine,
MOSKOVA Patrikhanesi itiraz ediyor özetle ;
" 15 otonom Ortodoks kilisesinden biri olan Konstantinopolis
patrikhanesinin dünya üzerinde yetkisi ve 300 Milyon
ortodoks Hristiyan'ın ona bağlı olduğu iddiası doğru
değildir..
Ekümenik Patrikliği veya 13.Apostel-Cihan Hakimi ünvanları
sadece İskenderiye Patrikhanesine aittir,ayrıca " cihan "
kelimesi sadece BİZANS sınırlarını ifade eder.
Konstantinopolis Patrikhanesi ilk sıraa ve saygın bir yerde
bulunuyor ama bu durum ona herhangi bir yetki
tanımaz..diyor..
Moskova Patrikhanesi Bakoyanniye cevap vermeye devam ediyor
ve Bakoyanni'nin söz konusu ünvanı 6.cı yüzyıldan itibaren
kullandığı iddiasını da reddediyor..
" Bu 9.cu yüzyıldan önce olamaz çünkü Doğu ve Batı
kiliseleri arasındaki bölünme1054 yılında gerçekleşti ve
kutsal kararlar uyarınca birinci sıra o vakte dek ROMA
Piskoposluğuna aittir." cevabını veriyor..
Canlar;
Bu görüşleri sadece Moskova desteklemiyor,diğer bağımsız
ortodoks kiliselerde aynı görüşleri paylaşıyor..
Ayrıca genellik ifade eden 300 milyon ortodoks nüfustan
bahsedilse de,bunun abartılı olduğu da belirtiliyor.Örneğin
ABD'ye göre ortodoksların sayısı 225 milyon,başkaları bu
rakamı 250 milyona kadar çıkartabiliyorlar.
Buradaki vurucu gerçek 225-250 milyonda olsa,dünya ortodoks
nüfusun 125 milyonluk kısmının RUSYA'da yaşıyor olması ve
bunlarında ruhani lider olarak kendi Patrikleri ALEKSİ'yi
kabul etmeleri..
Ayrıca Moskova ve diğer kiliseler Fener'in bağımsız
kiliselerin haricindeki mıntıkalara (ABD-AVUSTRALYA-BATI
AVRUPA gibi yerlerde) ortodoks kilisesi kurmak hakkına sahip
olmadıklarını iddia ediyorlar..
18 Eylül 2002 tarihinde Patrik II ALEKSİ,İstanbul Patriği
Bartholomeos'a yazdığı mektupta;
İstanbul Patrikhanesinin ABD,Batı Avrupa ve Avustralya gibi
DİASPORA kiliseleri üzerindeki egemenlik iddiasını
dayandırdığı,4.Ekümenik Konseyinin 28.ci maddesini hatalı
yorumladığını ileri sürüyor.
Gerçekte söz konusu kuralın,İstanbul Patrikhanesini sadece
Asya,Trakya ve Pontus bölgeleriyle sınırlı biçimde yetkili
kıldığını belirtiyor.
" Buna göreTrakya bölgesi bugünkü Türkiye,Yunanistan ve
Bulgaristan topraklarının bir kısmını kapsamaktadır.Pontus
Trabzon'a kadar olan Karadeniz boyunca uzanan bölgeyi,Asya
ise Anadolu'nun tamamını değil sadece Antalya ve Efes
civarını ifade eder."
" Nitekim geri kalan kısmı Antakya Patrikliğine bağlıdır."
" Yine 28.ci kurala göre İstanbul Patrikhanesine Batı Avrupa
ve o tarihte ( 451 yılı ) henüz keşfedilmemiş Amerika ve
Avustralya topraklarında hiç bir yetki tanınmamıştır.Bu
türde iddialar 1920 yılı itibarıyla ortaya çıkmıştır,bu
tarihten önce böylesi bir duruma hiç
rastlanmamıştır.."diyor,devam ediyor..
PATRİK ALEKSİ mektubunda yine çok açık olarak;
" İstanbul Patriği 4.Meletios'un ortodoks diasporasının
kendine bağlama hareketinin ORTODOKS RUHUNA ,ORTODOKS
BİRLİĞİNE ve KUTSAL EMİRLERE AYKIRI olduğunu belirtiyor ve
"tek taraflı alınan bir kararla dünya ortodoksluğu
liderliğine soyunmanın Ortodoks birliğine zarar vereceğini
ve derin krizlere yol açacağı " tesbitini yaparak,KUDÜS
Patriği DİODARA'nın bu durumu temmuz 2003'de Fener'e
mektupla tebliğ ettiğini,ayriyeten ROMANYA patrikhanesi ve
POLONYA metropolitliğinin aynı görüşte olduğunu
hatırlatıyor..
Aleksi, Bartholomeos'un diaspora ortodoksları üzerindeki
savlarının kendisi için geçerliliğini yitirmiş bir hadise
olduğunu ifade ediyor..
********************
********************
Bugün Avrupa'da yaşayan Ortodoksların büyük kısmının Rus
kökenli olmalarından dolayı Moskova Patrikliğine bağlı
kiliselere devem ettikleri herkesce biliniyor.
Burada ki PAPAZLARIN seçimler yoluyla atanması fikri dahi
Fener'i ürkütmektedir. Çünkü böyle bir durumda dahi Rus
kökenlilerin ağırlığıyla MOSKOVA PATRİKHANESİNE bağlı
ruhanilerin seçilmesi işten bile değildir.
Fener vaziyeti " ekümenik " ünvanına sahiplik iddiasıyla
götürüp,atamaları tepeden yapmayı arzu etmektedir.Nitekim
ABD yönetiminin tavassutu ile bu ülkede yaşayan 2 Milyon
ortodoks Rum için Başpiskopos atamıştır...Kendisine bağlı
patrikhanenin hayaliyle yanan EVANGELİST ABD yönetimi,
herhalde PAPAZ atamasını RUS'lara bırakacak değildi..
Arkadaşlar;
Çok açıkca görüldüğü gibi projenin kökünde DİNDEN çok SİYASİ
AMAÇLAR var.Ortodoks olmayan Devletler,Birlikler ve
Katolikler bu işe arka çıkıyor,destek veriyor.
ABD-AB mihveri Fener'i yayılma aracı olarak kullanmak
istiyor.Fener kilisesi Estonya,Ukrayna ve Kiev kiliselerine
yakın durarak KUR yapıyor..Özellikle ,diğerlerinden çok daha
önemli olarak 50 milyon nüfusa sahip olan UKRAYNA üzerinde
VATİKAN ile eşgüdümlü faaliyetler devam ettiriyorlar..
2001 yılında bizzat PAPA'nın ziyaret ettiği
Ukrayna'da,ortodokslar arasında bölünmeler meydana geldiği
görülse de ,şimdiler de Ukrayna ve Kırım bölgesindeki en
küçük hareketi " varlığını devam ettirmekle " özdeşleştirip
" savaş sebebi " sayan RUSYA'nın yanı sıra,Moskova
Patrikhanesinin halen mevcut ağırlığını koruduğu biliniyor..
" Ekümenikliğinin" bırakınız TÜRKİYE'yi !.. Hristiyan
ORTODOSKLAR ve KİLİSELER tarafından dahi tanınmadığını
açıkca anlatmaya çalıştığımız,POLİTİZE SİCİLİYLE ortalığı
karıştırmaya devam eden,ABD güdümlü Fener Patrikhanesinin
ikinci çıkmazı, BAĞIMSIZLIĞIMIZIN YAZILI SENETİ olan LOZAN
ANLAŞMASI'dır..
Lozan görüşmelerinde ;
Türkiye de kalmaları kesinlikle istenmeyen ,tam AYNORAZ
adasına taşınacaklarken,son dakikada EYÜP Belediyesine
bağlanmayı ve sadece dini işlerle uğraşmayı
kabullenen,ekümeniklik iddialarını rafa kaldıran,Gazi Kemal
Paşa döneminde 10 yıl sessiz sedasız kalıp,şimdilerde ise
ABD-AB-VATİKAN desteğiyle çift kartal başlı BİZANS bastonunu
gözümüze sokma cüretini bulanlar,bu anlaşmayı İHLAL
edip,DELME girişimlerine başladılar.
Daha evel yazdığımız ve 14.cü mesajda naklettiğimiz YARGITAY
4.cü CEZA MAHKEMESİ KARARI ile bir kez daha vurgulanmış
"patrikhanenin ekümenik olmadığına" ilişkin karara
YUNANİSTAN itiraz etti..
AB Dışişleri Bakanları Konseyinde Türkiye Devleti Yüksek
Mahkemelerinin kararı toplantı gündemine alındı.LOZAN'daki
anlaşmalara,orada verilmiş sözlere hiç değinilmeden
aynısıyla TÜRKİYE'de ki bazı DANTELERİNde döktürdüğü biçimde
konu DİNi ÖZGÜRLÜKLER bağlamında alındı..
LOZAN anlaşması ABD tarafından imza edilmemiştir.Resmi
olarak Türkiye Devletinin kuruluş anlaşmasını tanımayan ABD,
II.Dünya savaşından sonra Türkiye ile geliştirdiği ilişkiler
sayesinde,ülkemiz bünyesinde etki sahibi
olmuşlar,Türkiye'nin iç ve dış siyasetini kendi çıkarları
doğrultusunda şekillendirmeyi bir ölçüde başarmışlardır.
Özellikle bu durumdan en fazla istifade ülkelerin başında da
İSRAİL gelmiş,bu ülke Türkiye içerisinde güçlenmeyi
başarmış,bölge de Türkiye dostluğunu temin ederek malum
hegomanyasını kurmayı becerebilmiştir.
Unutulmaması gereken gerçek şudur..
EMPERYALİST PLANLARIN tam göbeğindeki coğrafyanın adı
Türkiye'dir..Türkiye bir bütün olarak durduğu sürece,küresel
kapitalizmin jeopolitik gerekçeler nedeniyle hegomonik
hedeflerine ulaşmaları imkan dahilinde değildir.
Bu nedenle,küresel kapitalizm II Dünya harbi sonrasında
merkezi İSTANBUL olmak üzere YENİ BİZANS projesine start
verilmiştir..İstanbul tekrar kozmopolit Konstantinopol'e
çevrilecektir.
Nitekim günümüzde giderek fakirleşen Anadoluyu pas ederek
İstanbul'u ekonomik değerlerin toplandığı ve uluslararası
sermayeye eklemlendiği bir merkez haline getirme
faaliyetleri başarıya ulaşmış,uluslararası lobiler,karteller
bu kente çöreklenmiştir..
Fazla uzatmayalım,ucundan yazıp yukarıdaki gerçekleri bir
kenara notlayalım..
**********************************************
**********************************************
Dostlar,
Ekümeniklik taleplerinin din özgürlükleriyle ilgisi
yoktur.Bu tamamen Türkiye'nin egemenlik haklarıyla alakalı
bir konudur.ABD ve Vatikan'ın 1991 yılından sonra giderek
güçlenen RUSYA patrikhanesinin tesirini, güya dizginlemeye
yönelik stratejisidir..Beyhudedir, boştur.Sadece Helenler
üzerinde ağırlığı olan,milli vasıflı FENER KİLİSESİ ile bunu
gerçekleştirmesi mümkün değildir..
Bu mücadeleden en fazla zarara uğrayacak ülke Türkiye'dir.
Çünkü , Ekümenikliğin fiili olarak gerçekleşmesi için Fener
Rum Patrikhanesinin Vatikan türü bir statüye sahip olması
gerekmektedir.Ekümenikliğin tanınması bu yapılanmayı
kendiliğinden gerçekleştirecektir.
Bunu sağlamak için ABD ve tüm Avrupa baskı
yapmakta,Türkiye'nin LOZAN anlaşmalarından taviz vermesi ve
patrikhaneye geniş haklar sağlanması talep edilmektedir..
Ankara'nın tekrar II ROMA imparatorluğunu ihya etmeye
yönelik,Megalo İdea'nın en önemli figürü pozisyonundaki,
ekümeniklik projesini kabul etmesi mümkün değildir..
Patrikhanenin kontrol harici,denetimsiz,ÖZERK bir DİNİ STATÜ
haline dönüşmesi Türkiye için faciadır..
Vaktiyle FESAD ve İHANETİN merkezi pozisyonundaki,sicili
bozuk,POLİTİZE,Katolik ve Ortodoks dünyası tarafından da
ekümenikliği kabul edilmeyen,APOSTOLİK olmayan bu kilisenin
şimdiki mevcut durumu muhafaza edilmelidir..
Türkiye gayri müslim vatandaşların din özgürlüklerine
karışmamakta,açmak istedikleri Ruhban okulu konusunda YÖK'e
bağlanmaları şartıyla gerekli izini vereceğini beyan
etmektedir..
( Tüm bunların ayrıntılarını arzu edenler önceki mesajlardan
okuyabilirler..)
Ekümeniklik statüsüne kavuşacak Patrikhane ilk aşama da,Türk
vatandaşı olmayanların da PATRİK olması hakkını elde
edecek,Vatikan gibi dünyanın her milletinden papazların,
ruhanilerin bir araya geldiği yapılanma otomatik olarak
gerçekleşecektir.
Nitekim çeşitli platformlarda patrik seçiminde " vatandaşlık
" şartının olmaması gerekliliği dile getirilmektedir..
Patrikhane bugün halen terk edilmiş ,cemaati olmayan
kentlere metropolit atamaya devam ediyor.Bartholomeos 7
Mayıs 2000 tarihinde Kapadokya'da yaptığı konuşmada " eski
Hristiyan toplulukların yaşadığı yerlerde yeniden
Hristiyanların yaşaması gerekir " mesajını açıkca
vermiştir..Bu son derece bilinçlice yapılmış bir söylevdir..
Eğer Vatikan benzeri bir yapılanmaya kavuşurlar ise, resmi
mübadele anlaşmalarıyla boşaltılmış Anadolu topraklarına
tekrar Rum göçmenlerin yerleştirilmesinin
isteneceği,yukarıda ki beyanda da görüldüğü üzere çok
açıktır.
Daha şimdiden makamında yabancı Devlet başkanlarının kabul
edilip,nişanlar takıldığı,Devlet başkanı gibi davranışlar
sergilendiği,AB parlamentolarında ve çeşitli platformlarda
DEVLET YETKİLİSİ tavırlı konuşmalar, ziyaretler, pratikler
gerçekleştirildiği ortada..
Ekümenikliğin kabul edilmesiyle,Yeni ROMA olarak ilan
edilmesi muhtemel olan BİZANS din Devletçiğine ULUSLARARASI
MÜDAHALE zemini ve HUKUKU meşruiyet kazanacak, azınlık
VAKIFLARI yasasının desteğiyle AYASOFYA tekrar talep
edilip,Anadolunun her yanında küçük kilise Devletçikleri
oluşacaktır..
Hadise,dini özgürlükler meselesi olmayıp,küresel
kapitalizmin Türkiye'ye yönelik inşa etmeye çalıştığı
DİNİ-POLİTİK stratejinin kendisidir ve çok ciddi hedefleri
vardır..
Nitekim 900 küsür sene sonra PAPA,Vatikan'ın AFAROZ ettiği
patrikhaneye anlamlı bir ziyaret gerçekleştirerek bu CİDDİ
projeye destek vermiştir.
PAPA ve PATRİK önce " KARDEŞLİK KUCAKLAMASI "
gerçekleştirip,ardından tüm dünyaya ortak bir DEKLARASYON
yayınladılar.Bu ortak deklarasyonda Avrupayı Hristiyan
köklerini korumaya davet ederek,HRİSTİYANLAR arasındaki
BÖLÜNMELERİN İNCİLİ MÜJDELEMEK için ENGEL olduğununu
belirttiler..
Ziyareti sırasında " ANADOLUDAKİ HRİSTİYAN MİRASI
KORUYACAĞINI " ilan eden PAPA,bizim HOŞŞİK ve de ROMANTİK
kısa donlu entellerin hilafına,gerçekleştirdiği Türkiye
seyahatine açıktan DİN AMAÇLI anlamlar yükledi.Tabi bu durum
doğal olarak SİYASİ SONUÇLAR doğurdu ve doğuracak....
OBAMA ve AB'nin gayretleri sonucunda, ABD ve VATİKAN
himayesindeki ekümenikliği tanınan Patrikhane üzerinden
YUNANİSTAN'ın tarihi emelleri rahatlıkla
gerçekleşecek,Türkiye zayıflayıp,iç kargaşa ve krizlerle
çözülüp dağılma sürecine girecektir..
Böyle acı bir sonuçla karşılaşmamanın yolu ve yöntemi
bellidir..
Bu başlıkta yazılı kaynaklara dayalı olarak tarihten,bugüne
getirilerek aktarılmış bilgiler;
Bundan sonra sizlerin konuyla alakalı güncel haber ve
yorumları BİRLİKTEFORUMA taşımanızı,hatta medyada çıkan
haberleri kopyalayarak buraya asma imkanını sunmaktadır.
Malumunuz;bir mesele üzerinde güncel yorumlamalarda
bulunabilmek tarihsel süreci incelemeyi şart kılar..
Başlığımızdaki mesajlar okunduğunda konunun
temellerinden,günümüze safha safha getirildiğini
göreceksiniz.Meseleye ilgi gösterenler ve yazılmış olanları
tetkik edenler 2009 yılındaki ve sonraki yıllardaki MEDYA'ya
yansıyan gelişmeleri,yorumları hakkıyla değerlendirme
imkanlarına sahip olabileceklerdir..
Hatta !..Fazladan olarak konuyla alakalı ilim erbablarının
makalelerini ve de yazdıkları kitapları satın alarak
okuyanlar daha da uzmanlaşacaklardır.
Çünkü bu mesele önümüzdeki yıllarda küresel kapitalizmin
Türkiye üzerinde kullanacağı önemli baskı araçlarından biri
haline gelebilecek,uluslararası nitelikte siyasi gaile
olarak Türkiye'ye dayatılabilecektir..
Türkiye kamuoyu bu meselede bilgisizdir..Sokaktaki
insanlar,yani halkımız işin özünden habersiz olup,konu SOROS
fonlarından besleme kimi kalemşörler tarafından halkımıza
çarpıtılarak anlatılmaya,aldatmaya yönelik enformasyon
çabalarıyla tuzak kurulmaya gayret edilmektedir..
Hadise bağımsızlığımızın TAPU senedi olan LOZAN ile birebir
ilişiklidir.
Vericek bir taviz orta vade de SURDA kesinkez,başımıza
belalar açacak kocaman bir GEDİK açabilecektir..
Bu nedenle konuyu iyice öğrenip,münferiden de olsa
etrafımızda ülkemiz lehine gerekli propoganda ve
bilinçlendirme çalışmaları yapmak vazifemizdir..
İlk olarak aşağıda 26 mayıs 2009 tarihinde PATRİKHANE ile
ilgili basında çıkan bir haberi nakledeceğim..Umarım bundan
sonra siz Birlikteforum mensupları güncel gelişmeleri takip
ederek devam ettirirsiniz..
Aşağıdaki haberi yorumlamak,TOPİK altındaki yazılmış ÖNCEKİ
MESAJLARI okumuş olanlar için,gayri çocuk oyuncağı
hükmündedir..
Bolkar...........
**************************
**************************
**************************
Türkiye'yi şoke eden istek !
Ukrayna Devlet Başkanı Yuşçenko, Fener Rum Patriği
Bartholomeos'tan Kiev'de temsilcilik açmasını istedi.
Lozan hükümlerine göre patriğin böyle bir yetkisi yok.
Dışişleri, 'Olmaz öyle şey' diyor. Patriğin net bir yanıtı
yok
UEFA Kupası finalini izlemek için İstanbul'a gelen Ukrayna
Cumhurbaşkanı Viktor Yuşçenko'nun Fener Rum Patriği
Bartholomeos'tan Ukrayna'da temsilcilik niteliğinde bir
kilise açmasını istediği öğrenildi.
Fener Rum Patriği'nin bu isteme net yanıt vermediği
belirtilirken, Yuşçenko'nun bu teklifi Lozan Barış
Antlaşması ilkelerine aykırılık taşıyor.
Antlaşma hükümlerine göre, İstanbul Valiliği'ne bağlı olan
Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi'nin yurt dışında temsilcilik
açma yetkisi yok.
Ankara, bu teklifin geçersiz olduğunu düşünüyor. Diplomatik
kaynaklar talebin, Ukrayna'nın kiliseyi 'ekümenik' kabul
etmesinden kaynaklandığını belirtirken, böyle bir duruma
izin verilemeyeceği görüşünde.
AKŞAM'ın diplomatik kaynaklardan edindiği bilgilere göre,
Yuşçenko, İstanbul temasları sırasında Patrik Bartholomeos
ile de bir araya geldi. Ukrayna Cumhurbaşkanlığı'nın
internet sitesinde görüşmenin içeriğine ilişkin verilen
bilgiye göre,
Yuşçenko 'Ekümenik olarak nitelenen Bartholomeos'tan
Ukrayna'da temsilcilik açmasını' istedi. Ancak net bir yanıt
alamadı.
Dışişleri Bakanlığı kaynakları, Ukrayna'nın söz konusu
girişiminin yasal dayanaklardan uzak olduğunu dile
getirirken, patrikhanenin Türkiye'nin izni olmaksızın böyle
bir teklifi kabul edemeyeceğine dikkat çekiyor.
Bartholomeos'un memur statüsünde olduğu, herhangi bir ülkeye
atama yapma yetkisinin bulunmadığı vurgulanıyor.
PATRİK İMAM GİBİ
AZINLIKLARA verilen haklar Lozan Antlaşması'nın 37-45.
maddelerinde düzenleniyor. 'Fener Rum Patrikhanesi' ifadesi
anlaşmada doğrudan yer almıyor.
Ancak, İngiltere ve Yunanistan'ın Lozan görüşmesi
tutanaklarında yer alan ortak taahhütleri ile Patrikhane'nin
'Türkiye'nin bir kamu kurumu olduğu ve Ankara tarafından
belirlenecek yasal statüye uyması gerektiği' vurgulanıyor.
Lozan müzakereleri tutanaklarına göre, Rum Ortodoks
Kilisesi'nin reisi olan Patriğin, Türk hükümeti tarafından
atanan bir memur statüsünde olması öngörülüyor. Bu nedenle
Patriğin Türkiye'den izin almaksızın temsilcilik açma
yetkisi yok. 'Ekümeniklik' vasfı taşımayan Patrikhanenin
tüzel bir kişiliği de yok. Patriğin bir cami imamından statü
olarak bir farkı bulunmuyor.
KİEV'DEKİ KUTLAMALARDA BİRLİK ÇAĞRISI YAPMIŞTI
Patrik Bartholomeos, 25 Temmuz 2008'de Kiev'de
Hıristiyanlığın kabulünün 1020. yılı etkinliklerine
katılmış, Ukrayna Devlet Başkanı Yuşçenko tarafından
karşılanmıştı. Bartholomeos, Ukrayna'daki Ortodoks
kiliselerine birlik çağrısı yapmıştı.
Ukrayna, Moskova'nın etkisinden kurtulmak için kendi
kilisesini açmak istiyor. Yuşçenko, Bartholomeos'tan, ülkede
üçe bölünmüş durumdaki Ortodoks kiliselerini tek çatı
altında birleştirerek yerel bir kilise oluşturulması için
destek istemişti.
Alıntı kaynağı :
http://www.samanyoluhaber.com/haber-151803.html
AB Uyum Yasaları çerçevesinde yayınlanan yönetmelik...
24 Ocak 2003
"Cemaat Vakıflarının Taşınmaz Mal Edinmeleri, Bunlar
Üzerinde Tasarrufta Bulunmaları ve Tasarrufları Altında
Bulunan Taşınmaz Malların Bu Vakıflar Adına Tescil Edilmesi
Hakkında Yönetmelik", Resmi Gazete'nin 24 Ocak 2003 tarihli
sayısında yayımlanarak yürürlüğe girdi. 4 Ekim 2002 tarihli
yönetmelik yürürlükten kaldırıldı.
Sözkonusu yönetmelik, AB'ye uyum çerçevesinde çıkarılan 4771
sayılı yasa paketi içinde yer alan Vakıflar Kanunu'ndaki
değişiklik dayanak yapılarak hazırlandı.
"Cemaat Vakıflarının Taşınmaz Mal Edinmeleri ve Bunlar
Üzerinde Tasarrufta Bulunmaları Hakkında Yönetmelik", ilk
kez, 57. Hükümet döneminde, 4 Ekim 2002'de yayınlandı.
58. Hükümet döneminde yayımlanan yeni yönetmelikle 4 Ekim
tarihli yönetmelik yürürlükten kaldırıldı.
Yönetmelik, vakfiyeleri olup olmadığına bakılmaksızın
Vakıflar Kanunu gereğince tüzel kişilik kazanmış
Türkiye'deki gayrimüslim cemaatlere ait vakıfların, dini,
hayri, sosyal, eğitsel, sıhhi ve kültürel alanlardaki
ihtiyaçlarını karşılamak ve sadece bu alanlardaki amaçlarını
sürdürecek geliri sağlamak üzere taşınmaz mal edinmelerine
ilişkin esasları belirliyor.
AB 6. Uyum Yasaları çercevesinde 19 Haziran 2003 tarihinde
Vakıflar Yasası'nda değişikliğe gidildi ve cemaat
vakıflarının tasarrufları altında bulunduğu belirlenen
taşınmaz malların vakıf adına tescili için yapılacak
başvurular bakımından öngörülen 6 aylık süre 18 aya
çıkarıldı. Buna göre, Cemaat Vakıfları, 4903 sayılı yasanın
yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 18 ay içinde tescil
başvurusunda bulunabilecekler.
Yönetmelik ile birlikte Türkiye'de faaliyette bulunan 160
cemaat vakfının da listesi yayınlandı.
"Cemaat Vakıflarının Taşınmaz Mal Edinmeleri"ne ilişkin
yönetmelik şöyle:
(24 Ocak 2003)
Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığından :
Resmi Gazete: 24 Ocak 2003 - 25003
Cemaat Vakıflarının Taşınmaz Mal Edinmeleri,
Bunlar Üzerinde Tasarrufta Bulunmaları ve Tasarrufları
Altında Bulunan Taşınmaz Malların Bu Vakıflar Adına Tescil
Edilmesi Hakkında Yönetmelik
BİRİNCİ BÖLÜM
Amaç, Kapsam ve Dayanak
Amaç
Madde 1 - Bu Yönetmeliğin amacı, 5/6/1935 tarihli ve 2762
sayılı Vakıflar Kanununun değişik 1 inci maddesinde yer alan
hükümlerle ilgili uygulama usul ve esaslarını belirlemektir.
Kapsam
Madde 2 - Bu Yönetmelik; vakfiyeleri olup olmadığına
bakılmaksızın 2762 sayılı Vakıflar Kanunu gereğince tüzel
kişilik kazanmış Türkiye'deki gayrimüslim cemaatlere ait
vakıfların, dinî, hayrî, sosyal, eğitsel, sıhhî ve kültürel
alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak ve sadece bu
alanlardaki amaçlarını sürdürecek geliri sağlamak üzere
taşınmaz mal edinmeleri ve taşınmaz malları üzerinde
tasarrufta bulunmaları ile bu vakıfların aynı alanlardaki
ihtiyaçlarını karşılamak ve sadece bu alanlardaki amaçlarını
sürdürecek geliri sağlamak üzere, her ne surette olursa
olsun, tasarrufları altında bulunan taşınmaz malların vakıf
adına tesciline ilişkin usul ve esasları kapsar. Söz konusu
vakıflara ait liste bu Yönetmelik ekindedir.
Dayanak
Madde 3 - Bu Yönetmelik, 2762 sayılı Vakıflar Kanununun
değişik 1 inci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.
İKİNCİ BÖLÜM
Cemaat Vakıflarının Taşınmaz Mal Edinmeleri
Edinilebilecek taşınmaz malların kapsamı
Madde 4 - Cemaat vakıfları; Vakıflar Genel Müdürlüğünün izni
ile dinî, hayrî, sosyal, eğitsel, sıhhî ve kültürel
alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere satın alma,
vasiyet, hibe ve sair yollarla taşınmaz mal edinebilirler.
Başvurunun şekli ve istenilen belgeler
Madde 5 - Cemaat vakıfları tarafından taşınmaz mal satın
alma ve ayni haklarla ilgili diğer tasarruflara ilişkin
başvurular, vakfın bağlı olduğu Vakıflar Bölge Müdürlüğüne
yapılır.
Başvuruda;
a) Taşınmaz malın nevi, imar durumu ve acık adresi,
halihazırda ne amaçla kullanıldığı, hangi amaç için iktisap
edilmek istendiği,
b) Vakfın malî durumunu gösteren son yıla ait bilançosu,
gelir-gider tablosu,
c) Vakıf yönetimi tarafından alınmış gerekçeli karar,
d) Taşınmaz malın durumuna ilişkin; Vakıf Gayrimenkul
Ekspertiz Değerlendirme A.Ş., Emlak Gayrimenkul Ekspertiz
A.Ş., T.C.Ziraat Bankası, Ticaret ve Sanayi Odası, Mimarlar
Odası herhangi birinden alınmış ve birden fazla eksper
tarafından düzenlenmiş ekspertiz raporu,
e) Bağış ve vasiyet halinde tasarrufa ilişkin yasalarca
öngörülen belge,
istenecektir.
Değerlendirme ve sonucunda yapılacak işlemler
Madde 6 - Başvurular, Vakıflar Bölge Müdürlüğü görüşü ile
birlikte Vakıflar Genel Müdürlüğüne gönderilir.
Gerektiğinde; ilgili Bakanlık, kamu kurum ve kuruluşlarının
görüşü alınarak konu yetkili Daire Başkanlığı görüşü ile
birlikte Vakıflar Meclisine intikal ettirilir. Vakıflar
Meclisi tarafından konu incelenir, eksik bulunan hususlar
vakfa tebliğ edilir. Tebliğden itibaren iki ay içerisinde
eksikliklerin tamamlanmaması halinde talepten vazgeçilmiş
sayılır. İstenilen belge ve bilgilerin eksiksiz olması
halinde Vakıflar Meclisi kararı ilgili vakfa başvurudan veya
eksikliği giderildiği tarihten itibaren iki ay içerisinde
gerekçeli olarak bildirilir. Vakıflar Meclisinin olumlu
kararını takiben vakfa, yetki belgesi verilir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Cemaat Vakıflarının Taşınmaz Malları Üzerinde Tasarrufları
Tasarruf Yetkisinin Kullanılması
Madde 7 - Cemaat vakıfları, taşınmaz malları üzerinde; dinî,
hayrî, eğitsel, sıhhî, sosyal ve kültürel alanlardaki
ihtiyaçlarını karşılamak ve sadece bu alanlardaki amaçlarını
sürdürmek üzere tasarrufta bulunabilir. Ayni haklara ilişkin
tasarruflar Vakıflar Genel Müdürlüğünün iznine tabidir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Bağış ve Vasiyet
Madde 8 - Vasiyetname veya bağış yoluyla cemaat vakıfları
adına tescil edilmek istenilen taşınmazlar hakkında; bağışın
veya vasiyetin konusu olan taşınmazın vakfın tasarrufuna
9/8/2002 tarihinden önce geçmiş olması halinde bu
Yönetmeliğin geçici 1 inci maddesindeki, 9/8/2002 tarihinden
sonra geçecek olanlarda ise ikinci bölümde yer alan hükümler
uygulanır.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Diğer Hükümler
Cemaat vakıflarının tasarruflarında bulunan taşınmazların
tescili
Geçici Madde 1 - Cemaat vakıfları 9/8/2002 tarihine kadar
tasarrufları altına giren taşınmaz malların vakıfları adına
tescili için 9/8/2002 tarihinden başlayarak altı ay içinde
vakfın bağlı bulunduğu Bölge Müdürlüğüne yazılı olarak
başvuruda bulunurlar.
Başvuruda şu belgeler istenir;
a) Taşınmaz malın nevi, il, ilçe, mahalle, pafta, ada ve
parsel numarası ve açık adresi, halihazırda ne amaçla
kullanıldığı, fiziki şartları itibariyle halihazırdaki
durumu, ne şekilde vakfın tasarrufuna geçtiği,
b) Taşınmaz malın vakfın tasarrufuna ilişkin 9/8/2002
tarihinden önceki bir tarihi taşıyan, aşağıdaki belgelerden
bir veya makbul sayılabilecek eş değer bir belge; vergi
kaydı, emlak vergi beyannamesi, kira kontratı, elektrik, su,
doğalgaz faturası, tasdikli irade suretleri ile fermanlar,
muteber mütevelli, sipahi, mültezim temessük veya senetleri,
kayıtları bulunmayan tapu veya mulga hazinei hassa senetleri
veya muvakkat tasarruf ilmuhaberleri, tasdiksiz tapu yoklama
kayıtları, mülkname, vasiyetname ve vasiyet tenfiz
kararları, muhasebatı atika kalemi kayıtları, mubayaa,
istihkam ve ihbar hüccetleri, evkaf idarelerinden tapuya
devredilmemiş tasarruf kayıtları.
Başvurular, Vakıflar Bölge Müdürlüğü görüşü ile birlikte
Vakıflar Genel Müdürlüğüne gönderilir. Gerektiğinde; ilgili
Bakanlık, kamu kurum ve kuruluşlarının görüşü alınarak konu
yetkili Daire Başkanlığı görüşü ile birlikte Vakıflar
Meclisine intikal ettirilir. Vakıflar Meclisi tarafından
konu incelenir, eksik bulunan hususlar vakfa tebliğ edilir.
Tebliğden itibaren iki ay içerisinde eksikliklerin
tamamlanmaması halinde talepten vazgeçilmiş sayılır.
İstenilen belge ve bilgilerin eksiksiz olması halinde
Vakıflar Meclisi kararı ilgili vakfa başvurudan veya
eksikliğin giderildiği tarihten itibaren iki ay içerisinde
gerekçeli olarak bildirilir.
Başvurunun Vakıflar Meclisi tarafından uygun bulunması
halinde vakfa tescil talebinde bulunmaya esas olmak üzere
talebe konu taşınmaz malın vakfın tasarrufunda bulunduğunu,
tashihen tescilin yapılmasının Vakıflar Genel Müdürlüğünce
uygun bulunduğunu belirten yetki belgesi verilir.
Yürürlükten kaldırılan yönetmelik
Madde 9 - 4/10/2002 tarih ve 24896 sayılı Resmi Gazetede
yayımlanarak yürürlüğe giren Cemaat Vakıflarının Taşınmaz
Mal Edinmeleri ve Bunlar Üzerinde Tasarrufta Bulunmaları
Hakkında Yönetmelik yürürlükten kaldırılmıştır.
Yürürlük
Madde 10 - Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
Madde 11 - Bu Yönetmelik hükümlerini Vakıflar Genel
Müdürlüğünün bağlı olduğu Devlet Bakanı yürütür.
FAALİYETTE BULUNAN CEMAAT VAKIFLARI
1- Beykoz Aya Paraşkevi Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
2- Büyükada Panayia Aya Dimitri Profiti İlya Rum Ortodoks
Kilisesi ve Mektebi Vakfı
3- Heybeliada Aya Triada Tepe Manastırı Vakfı
4- Heybeliada Aya Nikola Rum Ortodoks Vakfı
5- Heybeliada Rum Ruhban Okulu Vakfı
6- Kınalıada Panayia Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
7- Burgazada Aya Yorgi Karipi Manastırı
8- Burgazada Aya Yani Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
9- Fener Maraşlı Rum İlkokulu Vakfı
10- Fener Yoakimion Rum Kız Lisesi Vakfı
11- Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı
12- Feriköy 12. Apastol Rum Ortodoks Kilisesi ve Mektebi
Vakfı
13- Fener Tekfursaray Panayia Hançerli Rum Ortodoks Kilisesi
Vakfı
14- Fener Vlahsaray Panayia Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
15- Fener Meryem Ana Rum Ortodoks (Kanlı) Kilisesi Vakfı
16- Kurtuluş Aya Tanaş Dimitri Aya Lefter Rum Ortodoks
Kilisesi ve Mektebi Vakfı
17- Beyoğlu Rum Ortodoks Kileseleri ve Mektebi Vakfı
18- Beşiktaş Cihannüma Rum ortodoks Kilisesi Vakfı
19- Beşiktaş Nanayia Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
20- Yenimahalle Aya Yani Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
21- Bebek aya Haralambos Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
22- Çengelköy Aya Yorgi Rum Ortodoksk Kilisesi Vakfı
23- Fatih Eğrikapı Panayia Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
24- Aksaray Langa Aya Todori Rum Ortodoks Kilisesi
25- Bağımsız Türk Ortadoks Kiliseleri ve Patkirhanesi Vakfı
26- Ayvansaray Aya Dimitri, Aya Vlaharne Rum Ortodoks
Kilisesi ve Mektebi Vakfı
27- Üsküdar Profiti İlya Rum Ortodoks Kilisesi ve Mektebi
Vakfı
28- Arnavutköy Aya Strati Taksiarhi Rum Ortodoks Kilisesi
Vakfı
29- Yeşilköy Aya İstepanos Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
30- Altı Mermer Panayia Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
31- Cibali Aya Nikola Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
32- Kuzguncuk Aya Pandeliimon Rum Ortodoks Kilisesi
33- Kumkapı Aya Kiryaki Elpida Rum Ortodoks Kiliseleri Vakfı
34- Balat Aya Strati Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
35- Balat Panayia Balino Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
36- Zapion Rum Kız Lisesi Vakfı
37- Sarmaşık Aya Dimitri Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
38- Topkapı Aya Nikola Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
39- Hasköy Aya Paraykevi Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
40- Salmatomruk Panayia Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
41- Kuddusü Şerif Rum Patrikhanesine Bağlı Yeniköy Aya Yorgi
Kilisesi ve Manastırı Vakfı
42- Galata Rum İlkokulu Vakfı
43- Tarabya Aya Paraşkevi Rum Ortodoks Kilisesi ve Mektebi
Vakfı
44- Paşabahçe Aya Konstantin Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
45- Kuruçeşme Aya Dimitri Aya Yani Rum Ortodoks Kilisesi
Vakfı
47- Yeniköy Panayia Rum Ortodoks Kilisesi ve Mektebi Vakfı
48- Boyacıköy Panayia Evangelistra Rum ortodoks Kilisesi
Vakfı
49- Kadıköy Rum Ortodoks Kiliseleri ve Mektepleri Vakfı
50- Balıklı Rum Hastahanesi Vakfı
51- Büyükdere Aya Paraşkevi Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
52- Bakırköy Aya Yorgi Aya Analipsiz Rum Ortodoks Kiliseleri
ve Mektepleri Vakfı
53- Kandilli Metemorfosis Hz. İsa Rum Ortodoks Kilisesi
Vakfı
54- Koca Mustafa Paşa Belgrad Kapı Panayla Rum Ortodoks
Kilisesi Vakfı
55- Koca Mustafa Paşa Samatya Aya Nikola Rum Ortodoks
Kilisesi Vakfı
56- Koca Mustafa Paşa Samatya Aya Yorgi Rum Ortodoks
Kilisesi Vakfı
57- Samatya Aya Analipsiz Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
58- Koca Mustafa paşa Samatya Aya Konstantin Rum Ortodoks
Kilisesi Vakfı
59- Samatya Aya Mina Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
60- Beyoğlu Yenişehir Evangelistra Rum Ortodoks Kilisesi
Vakfı
61- Fener Rum Patrikhanesi Valsunuda Aya Yorgi Rum Ortodoks
Kilisesi Vakfı
62- Yeniköy Aya Nikola Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
63- Dereköy Aya Marina Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
64- Tepeköy Evangelismos Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
65- Zeytinliköy Aya Yorgi Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
66- Bademliköy Pahayia Kimisis Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
67- Bozcaada Kimisis Teodoku Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
68- Gökçeada Merkez Panayia Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
69- İskenderun Rum Ortodoks Kilisesi Fukara Vakfı
70- Antakya Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
71- Antakya Rum Katolik Kilisesi Vakfı
72- Altınözü Tokaçlıköyü Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
73- Samandağı Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
74- İskenderun Arsuz Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
75- Altınözü Sarılar Mahallesi Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı
76- Feriköy Surp Vartanaş Ermeni Kilisesi Vakfı
77- Üsküdar Surp Garabet Kilisesi Mektebi ve Mezarlığı Vakfı
78- Üsküdür Surp Hac Ermeni Kilisesi Mektebi ve Mezarlığı
Vakfı
79- Eyüp Surp Yeğiya Ermeni Kilisesi Vakfı
80- Eyüp Surp Astvazazim Ermeni Kilisesi ve Arakelyan
Mektebi ve Mezarlığı Vakfı
81- Narlıkapı Surp Hovannes Ermeni Kilisesi Vakfı
82- Rumelihisarı Surp Sanduth Ermeni Kilisesi Vakfı
83- Kadıköy Surp Takavor Ermeni Kilisesi Aramyan Uncuyan
Mektebi ve Mezarlığı Vakfı
84- Kuzguncuk Surp Kirkor Lusavoriç Ermeni Kilisesi Vakfı
85- Beşiktaş Surp Astvazazin Meryemana Ermeni Kilisesi Vakfı
86- Ortaköy Surp Kirkor Losavoriç Ermeni Katolik Kilisesi
Vakfı
87- Ortaköy Surp Astvazazin Meryemana Ermeni Kilisesi ve
Mektebi Vakfı
88- Boyacıköy Surp Yeris Mangas Ermeni Kilisesi Vakfı
89- Kandilli Surp Arakelos Ermeni Kilisesi Vakfı
90- Kartal Surp Nişan Ermeni Kilisesi Mektebi Vakfı
91- Yenikapı Tetaos Patriğimeos Ermeni Kilisesi Vakfı
92- Kınalıada Surp Kirkor Losavoriç Ermeni Kilisesi Mektebi
ve Mezarlığı Vakfı
93- Gedikpaşa Ermeni Protestan Kilisesi ve Mektebi Vakfı
94- Gedikpaşa Surp Hovhannes Ermeni Kilisesi Vakfı
95- Bakırköy Surp Astvazazin Meryemana Kilisesi ve Mektebi
Vakfı
96- Balat Surp Hreştegabet Ermeni Kilisesi ve Mektebi Vakfı
97- Karaköy Surp Pırgıç Ermeni Katolik Kilisesi Vakfı
98- Beyoğlu Anarathıgutyun Ermeni Katolik Rahibeler Manastır
ve Mektebi Vakfı
99- Beyoğlu Üç Horon Ermeni Kilisesi Vakfı
100- Beyoğlu Ohannes Gümüşyan Ermeni Kilisesi Vakfı
101- Beyoğlu Aynalı Çeşme Ermeni Protestan Kilisesi Vakfı
102- Beyoğlu Surp Gazer Ermeni Katolik Mihitaryan Manastır
ve Mektebi Vakfı
103- Pangaltı Ermeni Katolik Mihitaryan Manastır ve Mektebi
Vakfı
104- Yeniköy Küddipo Surp Astvazazin Ermeni Kilisesi Vakfı
105- Şişli Karagözyan Ermeni Yetimhanesi Vakfı
106- Taksim Surp Agop Ermeni Hastanesi Vakfı
107- Kumkapı Surp Harutyun Ermeni Kilisesi ve Mektebi Vakfı
108- Halıcıoğlu Meryemana Surp Astvazazin Ermeni Kilisesi ve
Kalfayan Yetimhanesi Vakfı
109- Kumkapı Meryemana Ermeni Kilisesi ve Mektebi Vakfı
110- Kuruçeşme Surp Haç Ermeni Kilisesi Vakfı
111- Büyükdere Surp Hripsimyans Ermeni Kilisesi Vakfı
112- Koca Mustafa Paşa Surp Kevork Ermeni Kilisesi Mektebi
ve Mezarlığı Vakfı
113- Koca Mustafa Paşa Anarathigutyun Ermeni Katolik
Kilisesi vakfı
114- Topkapı Surp Nikagos Ermeni Kilisesi ve Mektebi Vakfı
115- Galata Surp Lusavoriç (Çerçiş) Ermeni Kilisesi ve
Mektebi Vakfı
116- Yeşilköy Surp İstepanos Ermeni Kilisesi Mektebi ve
Mezarlığı Vakfı
117- Hasköy Surp İstepanos Ermeni Kilisesi ve Mektebi Vakfı
118- Apeloğlu Andon Vakfı Hayratından Yeniköy Ohannes
Mığırdıç Ermeni Kilisesi
- Büyükdere Surp Boğos Ermeni Kilisesi
- Büyükada Surp Astvazazin Verapohum Ermeni Katolik Kilisesi
- Sakızağacı Ermeni Katolik Kilisesi
- Beyoğlu Surp Yerurtutyun Ermeni Katolik Kilisesi
- Kadıköy Surp Levon Ermeni Katolik Kilisesi
- Tarabya Surp Andon Ermeni Katolik Kilisesi
119- Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı
120- Kumkapı Meryemana (Drasular) Ermeni Kilisesi Vakfı
121- Beykoz Surp Nikagos Ermeni Kilisesi Vakfı
122- İskenderun Karasun Manuk Ermeni Katolik Kilisesi Vakfı
123- Samandağı Vakıflı Köyü Ermeni Ortodoks Kilisesi Vakfı
124- Kayseri Surp Kirkor Ermeni Kilisesi Vakfı
125- Diyarbakır Ermeni Surp Küçük Kilise Hıdır İlyas Surp
Gregos Kiliseleri Vakfı
126- Mardin Ermeni Katolik Kilisesi Vakfı
127- Büyükada Hased Leavram Musevi Sinagogu Vakfı
128- Hasköy Mealem Musevi Sinangogu Vakfı
129- Beyoğlu Musevi Hahamhanesi Vakfı
130- Beyoğlu Seferadimi-Neveşalom Musevi Sinagogu Vakfı
131- Ortatöy Musevi Etz-Ahayim Sinagogu Vakfı
132- Sirkeci Musevi sinagogu Vakfı
133- Kuzguncuk Bet-Yaokov Musevi Sinagogu Vakfı
134- Galata Yüksek Kaldırım Eşkenazi Musevi Sinagogu Vakfı
135- Hasköy Türk Karaim Musevi Vakfı
136- Kadıköy Hemdat İsrael Sinagogu Vakfı
137- Balat Or-Ahayim Musevi Hastanesi Vakfı
138- Balat Ahrida Musevi Sinagogu Vakfı
139- Ankara Musevi Sinagogu Vakfı
140- Bursa Türk Musevi Cemaati Vakfı
141- Çanakkale Mekor Hayim Musevi Sinagogu Vakfı
142- Antakya Musevi Havrası Vakfı
143- İskenderun Musevi Havrası Vakfı
144- Kırklareli Musa Sinagogu Vakfı
145- Diyarbakır Süryani Kadim Meryemana Kilisesi Vakfı
146- Beyoğlu Süryani Kadim Meryemana Kilisesi Vakfı
147- Mardin Süryani Katolik Kilisesi Vakfı
148- Mardin Süryani Kadim deyrulzafaran Manastırı ve
Kiliseleri Vakfı
149- Mardin Süryani Protestan Kilisesi Vakfı
150- Midyat Süryani Protestan Kilisesi Vakfı
151-Midyat Süryani Deyrulumur Margabriel Manastırı Vakfı
152- Midyat Süryani Kadim Cemaati Marborsom ve Mart Şemuni
Kiliseleri Vakfı
153- İdil Süryani Kadim Kilisesi (Mardodo) Vakfı
154- Diyarbakır Keldani Katolik Kilisesi Vakfı
155- Keldani Katolik Kilisesi Vakfı
156- Mardin Keldani Katolik Kilisesi Vakfı
157- Bulgar Ekzarhlığı Ortodoks Kilisesi Vakfı
159- Şişli Gürcü Katolik Kilisesi Vakfı
160- Mersin Tomris Nadir Mutri Kilisesi Vakfı
Putin Rusyası;
Vatikan ve ABD güdümüne girmiş ELENİST kilisenin bakış
açısından farklıca bir İslam siyaseti yürütmeye
kararlı...İşte son örneği;
Rusya Başbakanı Vladimir Putin, başkent Moskova’da bir Rus
futbol taraftarının Kafkas kökenli bir kişi tarafından
silahla vurularak öldürülmesi sonrası geçen haftasonu
yükselen etnik tansiyonu düşürmek için Bizanslıların ünlü
“Lâtin serpuşu görmektense Müslüman sarığı görmeyi tercih
ederim” sözüne öykündü.
Putin dün yıllık “Halkla Sohbet” programında son
zamanlardaki ırkçı çatışmalarla ilgili bir soruya verdiği
cevapta,
“Ortodoks Hıristiyan olan biz Ruslar, doğu kültürünün bir
parçasıyız. Bu bakımdan örf ve adetlerimizde Katolik
dünyasından çok Müslüman alemine yakınız. Bu yakınlık birlik
ve beraberliğimizin güvencesidir” sözlerini kullandı.
Rus başbakan böylece son günlerde meydan savaşları halini
alan “Slav-Kafkasyalı, Hıristiyan-Müslüman, sarışın-esmer”
gibi ayrımlardan çıkan ırkçı çatışmalara ilk tepkisini
gösterdi.
Putin, Moskova’da en kısa sürede yeni bir cami inşa edilmesi
için izin verileceğini de söyledi.
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/16554738.asp
Putin akıllı ve güçlü bir lider..
O eski Çar ve Çariçelerin yaptıklarından ders almış,günün
koşulllarına uygun bir İslam siyaseti sürdürüyor..
ABD ilhamlı ekümeniklik ve patrikhane politikalarının
yürütülmesinin birincil hedefe zarar verme ihtimali
neredeyse sıfıra yakınken,ancak kendi ayağına kurşun sıkmak
sonucuyla yüzleşip,başta Azerbaycan olmak üzere,Orta Asya
İslam halklarını başka bir otoritenin kucağına itersin..
Balkanlarda da çok başın ağrır..
-----------------------
“Ortodoks Hıristiyan olan biz Ruslar, doğu kültürünün bir
parçasıyız. Bu bakımdan örf ve adetlerimizde Katolik
dünyasından çok Müslüman alemine yakınız. Bu yakınlık birlik
ve beraberliğimizin güvencesidir” sözlerini kullandı.
Rus başbakan böylece son günlerde meydan savaşları halini
alan “Slav-Kafkasyalı, Hıristiyan-Müslüman, sarışın-esmer”
gibi ayrımlardan çıkan ırkçı çatışmalara ilk tepkisini
gösterdi.
Putin, Moskova’da en kısa sürede yeni bir cami inşa edilmesi
için izin verileceğini de söyledi.
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/16554738.asp
O eski Çar ve Çariçelerin yaptıklarından ders almış,günün
koşulllarına uygun bir İslam siyaseti sürdürüyor..
Putin akıllı ve güçlü bir lider..
-----------------------------------------
Son derece tehlikeli bir adam Putin... Türkiye
Cumhuriyeti'nin göz önüne alması gereken ve izleyeceği
siyasetlerde mutlaka yer vermesi gereken tek lider. Abd ve
ya diğer devletler gibi geçmişten gelen bir mirasın üzerine
konmuş birisi değil. Tam tersine kendisinden sonrasına miras
bırakabilecek nitelikte bir adam... Katolik dünyasını
kendisine rakip kabul edip, mücadelesini onlara yönelik
sürdürmeye çalışıyor ve başarıyor...Hocam katılır mısınız
bilmem ama Petro'dan sonra gelmiş, Rus tarihindeki akıllı
hedefler belirleyen ilk kişi diyorum ben.
-------------------------------------
ABD ilhamlı ekümeniklik ve patrikhane politikalarının
yürütülmesinin birincil hedefe zarar verme ihtimali
neredeyse sıfıra yakınken,ancak kendi ayağına kurşun sıkmak
sonucuyla yüzleşip,başta Azerbaycan olmak üzere,OrtaAsya
İslam halklarını başka bir otoritenin kucağına itersin..
Balkanlarda da çok başın ağrır..
---------------------------------
Burada taraf iyi seçilmeli... abd ve Avrupalı devletlerin
hedefleri belli. Nedir bu hedef; kul edilmiş Türkler,
sindirlmiş hedeflerinden vazgeçirilmiş Ruslar.
Aslında Ortadoka Rusların'da Müslüman Türklerin'de tarihten
beri düşmanı aynı kökten besleniyor. Hatta Dünya'nın bile
düşmanı aynı kökün sürgünleri...
Ama burada sorun şu gibi geliyor bana Hocam ve sizin
fikrinizi almak isterim; Rusların'da amacı önlerinde duran
ve yüzyıllardır tüm projelerinin tek engeli olan Türkleri
devre dışı bırakmak... Ruslara ne ile yaklaşmak lazım..?
Çünkü Ruslar ellerinde benzin bidonu ile dolaşan bir millet.
Öyle bir siyaset olmalı ki o benzin bidonu bizim üzerimize
dönmesin.
Ruslar'a karşı nasıl bir siyaset izlenebilir. Son dönemde
bir yakınlaşma var görünüyor. Ama bu yakınlaşma nereye kadar
olabilir..?
Saygılarımla Hocam...
-------------------------------
Bu tür yazılar güzel gurur okşayıcı oluyor kim hazırlamış
bilmiyorum ama yinede sorgulanmalı ki yanlı ve abartılı
durumlar yerine gerçekler anlaşılsın.
Örneğin ilk bakışta hemen dikkatimi çeken kısımlarda bir-iki
tuhaflık var.
İzninizle muhalif olduğum iki kısıma bir göz atalım:
“3.)Bilge Kağan kitabesinde Kağan ‘’ Sizler Anam Katun,Büyük
Annelerim,Hala ve Teyzelerim,Prenseslerim..’’ sözleri ile
hitabına başlar.”
Bilge Kağan kitabesinde böyle bir cümleye rastlanmıyor.
“4.)Eski Türk inancına göre ‘’Han ile Katun’’ gök ve yerin
evlatlarıdır.Kadının yeri yedinci kat göktür.”
Bilge Kağan yazıtlarından anlaşıldığına göre eski Türk
inancında Kağan Tanrının izni ve buyruğuyla tahta oturan
Türk milletinin hükümdarıdır.
Üç yazıtta da(Bilge Kağan,Kül Tigin,Tonyukuk) Han’ın Gök ve
yerin evlatları olduğu üzerine bir ifadeye rastlamadım.
Kaynak:
http://www.birlikteforum.com/forum/patrikhanenin_ekumeniklik_planlari_ve_ruhban_okulu_kavgasi-t22480.0.html;prev_next=next#new#ixzz1JsJDDWJx
----------------------------------------------------
Hocam iltifatınız için çok teşekkür ederim...
Yazılarınız ve mesajlarınızda düzenleme ve ya tashih yapmak
haddim değildir.
Ben uzunca bir süredir,bu konu ile ilgili rastlamış olduğum
yayınları takip gayreti içerisindeyim.
Allah sizden razı olsun.Mevzuyu bu kadar kısa ve net bir
biçimde açıklamak için Bolkar olmak lazım.
Emin olunuz sayfalar dolusu kitabı özetlediniz ve bizde
büyük bir beğeni ile takip ettik.
Yazan elleriniz,düşünen beyniniz ve aktarma gayreti
içerisinde göstermiş olduğunuz hamiyetperver tavrınız içinde
çok ama çok teşekkürü hem kendim,hem birlikteforum olarak
sunuyorum.
Katkıda bulunmak istememe rağmen,konunun işleyişinde ki
mükemmellik nedeniyle,kendim faydalanma yolunu seçtim.
Emin olunuz sadece ben değil,bir çok kardeşimiz bu ve
yazdığınız diğer mesajlar sayesinde bir çok konuda
bilgilendik.En azından şu artık gün gibi ortada:Kendini
amatör olarak isimlendiren Bolkar hocamızın,tavsiyesi vaz
geçilmez bir şarta dönüştü.Mutlaka okumalıyız.Hemde
kaynağından ve detaylıca.
Ayrıca hocam KENAR KUŞAK ve MERKEZ BÖLGE JEOPOLİTİĞİ ile
ilgili olarak,Ekümenlik kavgasını anlatacağınız
mesajlarınızı aynı ilgi ve dikkatle takip gayreti içerisinde
olacağız.Çünkü sizinde belirttiğiniz gibi Yunan'ın durumunun
yanında Rus'un pozisyonuda bu kavga içerisinde çok derin
görünüyor diye düşünüyorum.
Bu düşüncemle ilgili olarak BALKAN-KAFKAS bağlantısını
anlatacağınız mesajlar;Ekümenlik'in ne demek olduğunu ve
"ver kurtul" mantığının nasıl bir sömürge düzenine bizi
götürdüğünü gösterecektir diye düşünüyorum.
Saygılarımla Hocam...
Kaynak:
http://www.birlikteforum.com/forum/patrikhanenin_ekumeniklik_planlari_ve_ruhban_okulu_kavgasi-t22480.15.html#ixzz1JsErlcHW
Sayın Bolkar yazdıklarımı lütfen yanlış anlamayın. sadece bu
konuda bildiğim ufak tefekleri paylaşmak amacım. devamını
bekliyoruz.
Konyalı Müslüman bir ailenin çocuğu olan 36 yaşındaki
Abdullah Palazoğlu, 12 yaşındayken Hıristiyan oldu. ABD ve
Vatikan'da din eğitimi alıp, yıllarca papaz olarak görev
yapan ve Andreas Palailogos adını kullanan Palazoğlu, 2004
yılında yeniden Müslüman oldu. Palazoğlu, tüm yaşadıklarını
geçen ocak ayında basılan ‘Aslına dönen papaz’ adlı
kitabında topladı.
Beyşehir İlçesi’nde dünyaya gelen Abdullah Palazoğlu,
Konya’da ilkokul çağında, terzilik yapan babası Ahmet
Palazoğlu’nun isteğiyle Kuran Kursu'na gittiğini söyledi.
1984 yılında ilkokulu bitirdikten sonra, babası tarafından
İstanbul’a, Arto adındaki Ermeni terzi arkadaşının yanına
gönderildi.
Arto Amca dediği kişinin, kendisini Bakırköy’deki Dadyan
Ermeni Koleji’ne gönderdiğini söyleyen Palazoğlu şunları
anlattı: “Kolejde okurken, Hıristiyanlığa geçtim. Adımı da
Andreas Palailogos olarak değiştirdim. Kolejin ardından
hristiyanlık eğitimi almak için Amerika Birleşik
Devletleri’ne gittim. Texas Eyaleti’nde bir okulda burslu
olarak eğitim aldım. Daha sonra Vatikan’a giderek, 1998-
2000 yılları arasında yine ruhbanlık eğitimi aldım. 2000-
2002 yılları arasında ise Yunanistan’ın Aynaroz
Yarımadası’nda eğitimimi tamamladım. 2002 yılında Türkiye’ye
döndüm. İstanbul Surp Levon Ermeni Kilisesi’nde papaz olarak
göreve başladım. Güngören Kilisesi’nde de görev yaptım.
Dünya Kiliseler Birliği tarafından memleketim olan Konya’ya
tayin edildim. Kent merkezindeki Aziz Pavlos Kilisesi’nde
göreve başladım. Dünya Kiliseler Birliği’nde 7957 apolet
numarası ile kurmay ruhban olarak kayıtlıydım. Burada
papazlık yaparken, Hıristiyanlık ve Müslümanlık arasında
araştırmalar yapıyordum. Bu sırada yeniden Müslüman olmaya
karar verdim. 6 Ocak 2004 tarihinde Konya Selçuklu İlçe
Müftülüğü’nden Müslümanlık belgemi aldım.”
İŞSİZ KALDI
Papaz olarak çalışırken Dünya Kiliseler Birliği’nden 9 bin
488 dolar maaş aldığını söyleyen Abdullah Palazoğlu,
Müslümanlığa geçtikten sonra ekonomik sıkıntı çekmeye
başladığını öne sürdü. Palazoğlu, “Tüm mal varlığımı
kaybettim. İngilizce, İtalyanca, çağdaş ve antik Yunanca ve
Ermenice biliyorum. Kürtçe de konuşabiliyorum. Ancak, bir
türlü iş bulamıyorum. Hamallık dahil bir çok geçici işte
çalıştım. Şu an işsisizim ve iş bulamıyorum. Müslüman
olduktan sonra 3 ay süren kısa bir evliliğim oldu. Bu
evlilikten Ahmet isminde bir oğlum var. Oğlum, eşimin
yanında kalıyor” dedi.
ASLINA DÖNEN PAPAZ
Abdullah Palazoğlu, yeniden Müslüman olduktan sonra,
Hıristiyanlık günlerini ve Müslümanlığa geçişini ‘Aslına
Dönen Papaz’ adlı kitapta anlattı. Palazoğlu, kitabına
Hıristiyan olduğu dönemde papazlık yaparken giydiği
kıyafetlerle çekilmiş fotoğrafını da koydu. Kitap,
geçtiğimiz ocak ayında piyasaya çıktı. Palazoğlu, “Kitapta,
Hıristiyan olmamdan, yeniden Müslümanlığa geçiş sebeplerim
anlatıldı. Medyada hakkımda çıkan haberlere yer verildi”
diye konuştu.
MESNEVİ'Yİ YUNANCA ÇEVİRİYOR
Abdullah Palazoğlu, Mevlana’nın Mesnevi’sini, kendi
imkânlarıyla Yunanca’ya çevirmeye başladığını da belirterek,
“Mesnevi’nin birçok dile çevrisi yapıldı. Fakat Yunanca
çevirisi bulunmuyor. Hizmet olması amacıyla bu çevriyi
yapıyorum. Yaklaşık 8- 9 ay içerisinde tamamlayacağımı
tahmin ediyorum."dedi.
bu şekilde kaç insanımız var kimbilir. denetimsiz ruhban
okulları Allah muhafaza bizleri, yavrularımızı bu hallere
getirir.Çok şükürki bu insan özüne dönmüş. okuduğumda çok
etkilenmiştim. bizden olan bu kadar samimiyetle bu kadar
hizmet eder kademe atlarsa onların neler yapabileceğini
düşünemiyorum. mesela konya da 80 üzerinde kilise ev varmış
ve öğrencileri çok kolay avlayabiliyorlarmış.konrolsüz olmak
denetimsiz olmak onları daha güçlğ kılacaktır elbette ve
ekümeniklik hız kazanacaktır. böylece dünya genelinde
evrensel bir nitelik kazanacaklar. keşke bizde milletçe bu
kadar uyanık bu kadar kararlı olabilsek.
Kaynak:
http://www.birlikteforum.com/forum/patrikhanenin_ekumeniklik_planlari_ve_ruhban_okulu_kavgasi-t22480.15.html#ixzz1JsFFbRco
Sayın msknz38,
Tartışmayla ilintili olarak farklı pencereler
açmış,misyonerlik faaliyetlerine dikkat çekip,yaşanmış bir
vakayı aktarma zahmetinde bulunmuşsunuz.Ülkemizde özellikle
Protestan Misyonerlik faaliyetleri ve bunların kapsama alanı
içerisine girmiş olanların,zannedilenlerin ötesinde bir
noktaya geldiği,geleceği tahmininde bulunmak yanlış olmasa
gerek.
Acı olan,tüm bu türde denetimsiz misyoner çalışmaların
seyredilmekte olduğudur.
Kimi zaman müşahade ettiğimiz söylem ve öğretilerin
boyutları,sözde " günahkar ruhları kurtarma " , klasik İSEVİ
tebliğlerin epeyice ötesindedir.
Takiyyeciliğin her türlüsü ortaya konarak,üstü örtülü
tehlikeli amaçlar gizlenebilmektedir.Özellikle bazı
yörelerimizde misyonerlerce soy sop sorgulamalarının
yapılmaya çalışıldığı ,muhtedilik iddialarının gündeme
getirilerek,KUNTA KİNTE biçimli ajitasyonlar üzerinden
KÖKLERE DÖNÜŞ hatırlatmalarında bulunulduğu söylenmekte.
Halkımız tüm bunlardan son derece tedirginlik ve endişe
duyuyor...
Bu işlerin gevşeme ve lakaytlığa gelmeyecek kadar ciddi
olduğunu söylemeye lüzum dahi yok.Sorunun çözümü Devletinin
halkına milli,dini,kültürel eğitimi hakkıyla vermesi ve
yasal düzlem dışına çıkmış faaliyetlere göz yummaması,sade
vatandaş pozisyonunda olanların da hassasiyetlerini her
platformda belirtmeleri,seçim zamanında kendilerinden oy
isteyen MİLLETİN VEKİLİ olanlardan çaba göstermelerini talep
etmeleri,son derece ehemmiyetlidir..
Hepsinden daha önemlisi bu konularda yapılmış bilimsel
çalışmaların,en az bir iki tanesinin temin
edilip,okunmasıdır.
Çünkü,son dönemlerde mutedeyyin dediğimiz camia içerisinde
de,Misyonerlik faaliyetlerini din tebliği düzleminde ele
alan kardeşlerimize rastlamakta,bazı platformlarda
ekümeniklik,Ruhban okulu gibi konularda ZORLAMA
YORUMLAR,eksik beyanlara rastlanmakta hatta mensubiyeti
içerisinde bulunan kimi SİYASİ PARTİ yandaşlığı nedeniyle
duygusal tavırlar alındığı da gözlemlenmektedir.
Hassaten vaktiyle marksist,ateist olup,şimdilerde
ortalıklarda dolaşıp,mütedeyyin çevrelerin hoşuna gidecek
kimi söylemleri,DUL AVRAT çorbası misali tehlikeli olanlarla
karıştırarak servis eden bazı zevat,işleri mecrasından
çıkartabilecek inciler üretebilmektedir...
Umarım söylemek istediğim şeyler ve bunların acı sonuçları
ilerisinde yaşanmış olmaz.
Mesele tüm bunların
üzerindedir..Tarafsız,hakkaniyetli,bilgiye dayalı ve hür
bakışla vicdanlarda değerlendirmeler yapılması elzemdir.
Zira bu işlerin vebali ve gelecek kuşaklara ödetebileceği
çok ağır bedelleri olabilecektir..Hayırlısı diyelim..
Saygıyla.......................Bolkar...
Not :
DUL AVRAT çorbası,Anadolu'nun bazı yörelerinde içerisinde et
olmayan kızartılmış kısa-kalın erişte,mercimek,nohut,fasulye
gibi bir çok malzemenin ikarıştırılarak yapıldığı çok eski
bir yemektir.Çok evelki zamanlarda,vaktiyle DUL kalmış
KADINLARIN,içinde bulunduğu FUKARALIK nedeniyle
çaresizlikten ürettikleri bir yemek olduğu rivayet edilir.
BOLKAR'ın medeni durumu farklı hiç bir kimseyi,özellikle
hanım efendileri rencide edici bir amaç taşımadığı
bilinmelidir.
Kaynak:
http://www.birlikteforum.com/forum/patrikhanenin_ekumeniklik_planlari_ve_ruhban_okulu_kavgasi-t22480.15.html#ixzz1JsFa144o
akdeniz de sahil şeridinde tapular çıkarılsa tamamı ermeni
veya hristiyanlar üzerine kayıtlı diye söylemişti tapuda
çalışan bir arkadaş. yani çok kötü. bazıları diyebilir
"onların hakkı yok mu, yıllardır bu ülke de yaşıyorlar,
parayı veren düdüğü çalar, seviyorlar akdenizi, diye".
mesela her yıl bir şey çıkıyor; deli dana, kuş gribi,
ölümcül keneler şimdide hanta virüsü vs.
Tüm bunlar da bence bir misyonerlik çalışması,sessiz sedasız
bir yayılmaca.kuş gribi çıktığında israillilerin tavuk
çiftliklerini satın aldıklarını basından duyduk. Burda
yaşama bahanesiyle evlerini kilise eve dönüştürenler.Yavaş
ve sinsice yayılıyorlar.bizde yabancıların haklarını öyle
güzel koruyoruz ki onlara bir şey oldu mu herkes sokaklara.
Tabi bizdeki yufka yürekliliği, lakaytlığı görünce her
seferinde ruhban, papaz okulları, ardından ekümeniklik
çabaları devreye giriyor.
Sizce;
fert olarak ne yapmalı?
devlet olarak nasıl bir politika izlenmeli?
Kaynak:
http://www.birlikteforum.com/forum/patrikhanenin_ekumeniklik_planlari_ve_ruhban_okulu_kavgasi-t22480.15.html#ixzz1JsFvmcLW
Sayın msknz38,
Bu elbette tam olarak doğru değil.Nüfus ve tapu kayıtları
ortada.O bölgelerde çoğunluk mal mülk tabiki Türklere
aitti..Ayrıca bugün sınırlarımız içerisinde olmayan bir çok
ülkede TÜRK uyruklulara ait tapu ve mülklerin deşifresine
girilirse başkaları bu işlerden çok daha zararlı çıkar.
Tabi ki onlarında vaktiyle yaşadıkları ülkemizde
malları,mülkleri vardı..
Yapılan resmi mübadele anlaşmalarıyla karşılıklı değişimler
tamamlanmış,öncesinde LOZAN'da gerçekleştirilen
müzakerelerde takaslar,alacak ve borçlar gibi mali konular
masaya yatırılmış,mutabakata varılarak MİLLİ
SINIRLAR,mülkler,kısaca ULUSAL toprakların
SAHİPLİLİĞİ,uluslararası imzalarla kayıt altına alınmış,konu
kapanmıştır.
Çok öncesinden ETİ,SÜMER,FRİG hatta İRAN
PERS,MOĞOL,MAKEDONYA gibi medeniyetlerin mülkiyetine geçmiş
Anadolu topraklarında bunların yeni nesilleri de hak iddia
edebilirler,fakat bunun gereğini hukuk dışı yollarla,GÜÇ
KULLANIMIYLA gerçekleştirme imkanına sahipler..
Bunu yapabildiklerinde elbette vaktiyle sahip oldukları bir
miktar arazilerine ve dahi bize ait olanlara bile
kavuşabilmeleri mümkündür.Bunu gerçekleştirmekte
muhtardırlar,buyursunlar !..Ancak KIBRIS misali kendi
ellerinde kalanlardan biraz daha vermeleri ihtimali de söz
konusudur..
Malumunuz Türk Milletinin genç nüfusu hızla artmakta ve
DEVLETİMİZ halen MİSAK-i MİLLİ sınırlarına ulaşamamış
pozisyondadır.Özellikle TÜRKMENELİ bölgesi,BALKANLAR daki
TAPU DAİRELERİ de bizim kapsama alanlarımız içerisindedir.
MİLLİ MİSAK mıntıkalarımıza kavuşmadığımız sürece de
bizlerin kalpleri mütmain olacak da değildir.Türkiye
genişleyici,ancak maceralardan uzak ŞAHİN politikalarını
uygulamaya koyup,ECDADIN kendisine bıraktığı misyonu ve de
gözünün içerisine FİLİSTİN,KERKÜK örneğinde olduğu
gibi,ALLAHSIZLAR TARAFINDAN boncuk boncuk AĞLATILMIŞ
gözleriyle BİÇARECE bakan MAZLUM İSLAMLARA sorumluluklarını
yerine getirmelidir.
İşaret ettiğiniz,yabancılara toprak satışı,Vakıf malları
meselesi çok detaylıca başka bir TOPİK'te tartışılmaya
değecek bir vaka...
Devlet ve fertlerin yapması gerekenleri özlüce önceki
mesajda ortaya koymaya çalıştım..
Fakat ilave yapacak olur isek;
Asıl vazife siz hanım efendilere aittir..ANADOLUNUN İFFETLİ
kadınları,öncelikle kendi eğitimlerini ve milli bilinçlerini
hıfzetmeli,ülkenin geleceğini DOĞURMALIDIR..
Milletimizi kadınlar doğurmaktadır..
ANADOLU'nun kendisi DOĞURGAN DİŞİ'dir..Anadır..Milletin
kendisi ANADIR..Ana millettir..
Neslimizin geleceği hanım efendilerin ellerindedir.Doğurup
büyüteceklerinin kulağına ninniler yanında,bilgilerle
seslenip..Yürekli,özgüvenli,cesur,bilgili,gözü kara
nesilleri sadece onlar üretebileceklerdir...
Anadolu destanının gerçek kahramanı olan kadınlarımız,ikinci
bir destan yazmak mecburiyetiyle karşı karşıyadırlar..
Unutulmamalı ki..Bilinenin aksine Devlet BABA olmayıp;
Kemal TAHİR üstadın dediği şekilde,DEVLET ANADIR...
Ama ,ÖNCE EĞİTİM...EĞİTİM...Sonra ÖĞRETİM..ÖĞRETİM...
Her ev bir mektep,her ana kucağı bir DERSHANE olmak
durumundadır.
Sağlık,huzur ve mutluluklarla kalınız.....
Kaynak:
http://www.birlikteforum.com/forum/patrikhanenin_ekumeniklik_planlari_ve_ruhban_okulu_kavgasi-t22480.15.html#ixzz1JsG55jI8
teşekkürler açıklamanız için.
hanımlar konusunda haklısınız. Osmanlının son dönemlerinde
de hanımların etkisinden avrupadan gelen mürebbiyelerin
yetiştirdiği avrupai gençlerden bahsedilir.bazı insanlar
mürebbiyeleriyle övünür benimki ingiliz bizimki fransız
bizimki şunu biliyor, sizinki şöyle mi tarzında sohbetler
ederken çocuklarının özlerinden kopyuğunu farketmemişler.
yeni yetişen nesil Avrupa meraklısı olmuş ve Osmanlının
yıkılış süreci hızlanmış."jön türkler" di değil mi hocam
onlar? dediğiniz gibi biz hanımlar çok önemliyiz ama çok ta
cahiliz.
en başta tarihimizi bilmiyoruz. bildiğimiz tarih
kronolojiyle sınırlı. sadece rakamlarla tarih. Tarihini,
geçmişini bilmeyen bir anne ne verebilir. Çocuklarımızı
yetiştirirken bu yetiştirmeyi onunla oyun oynama karnını
doyurma güzel giydirme olarak görüyoruz sadece.
Çocuklarımızı alışveriş merkezlerinde eğlendirmek yerine
tarihi va manevi mekanlarımızı gezmeyi, orda yaşananları
anlatmayı hangimiz tercih ettik.
Bunlar bize bir dönüm noktası olur inşAllah. forumda bu
konuyu okuyup inşAllah bütün arkadaşlar (bende dahil)
meseleye sahip çıkar.
saygılarımla (asıl konuyu dağıttıysam kusura bakmayın)
Kaynak:
http://www.birlikteforum.com/forum/patrikhanenin_ekumeniklik_planlari_ve_ruhban_okulu_kavgasi-t22480.15.html#ixzz1JsG93h8v
|