|
Constantinus’un kenti
Konstaninopolis ve ŞEHR-İ İSTANBUL
Yaşadığımız şehrin dünya üzerindeki
konumu, büyük artının doğusunda olsa da bizler bir türlü
yerimizin ne olması gerektiğine karar veremediğimizden,
yalnız yerimiz değil hiçbir konuda karar veremediğimizden
örneğin yönetimsel, eğitimsel, yaşamsal ve daha pek çok
alanda karar sahibi olamadığımızdan içinde yaşamakta
olduğumuz kaos bizleri yeraltında yaşamlarını sürdüren kör
solucanlardan farksız kılmaktadır.

Belki de bu körlüğün nereden geldiğinin kaynağına inmeye
çalışırsak karşılaşacağımız ilk durak Bitinya kıyılarında,
denizle Kurbalıdere arasında yer alan küçük bir plato
üzerindeki Halkendon’da kurulan ilk yerleşimlere ait
izlerdir.
Halkedon’un kurulmasının sonrasında kahinlerin “körün
karşısında yerleşmeleri” gerektiğini öğütlemeleri ile
Halkedonluları da kör olarak nitelemiş olmaları mıdır acaba
bu körlüğün kaynağı?
Tarihin derinliklerinden gelen bilgiler, belgeler ve önemli
kalıtlar dahi bizleri aydınlatmaya yetmemektedir. Üzerinde
yaşadığımız toprakların barındırdığı kültürel miras ile
çağlar boyu üst üste konarak yaratılan değerlerde bizlere
yol göstermekte yetersiz kalmaktadır.
Yaşadığımız şehrin adından başlayarak yola çıkarsak
İmparator Büyük Constantinus, yeni başkentin kurulmasının
“Tanrının emri” olduğunu söylüyordu. Constantinus’un kenti
Konstaninopolis’in kurulması Roma İmparatorluğunu ikiye
ayırmış Roma Batı’nın, Konstantinopolis Doğu’nun başkenti
olmuştu.
İstanbul adının, kaynak ve kökenleri hakkında pek çok şey
söylense de herhalde kurucusunun adı ile anılan
Konstaninopolis isminin yüzyıllar içerisinde dilimizde yer
aldığı şekil olması daha muhtemel görünmektedir.
İmparator Büyük Constantinus----------------
Yeni başkentin kurulması ve yeniden inşa edilmesi, tarihin
en önemli kararlarındandır. Konstantinopolis tek bir adamın
iradesinin ve gücünün ürünü olarak bin yedi yüz yıldan
fazladır varlığını sürdürmekte olup, Constantinus’un
zekâsının da kanıtıdır.

Ayasofya ön cephesindeki Büyük Bizans
sarayının muhteşem fotoğrafı, Sol ön tarafındaki Sultanahmet
ceza evi ne kadar sönük kalmış
Constantinus’un surlarla çevrili ilk kenti bir vadiyle
ayrılan iki plato üstüne kurulmuştu. Haliç’e paralel olarak
uzanan diğer plato, daha küçük vadilerle birbirinden
ayrılarak Haliç’e uzanan sırtlardan oluşuyordu. Vadilerin
sonundaki yüksek noktaların tepe diye adlandırılması adet
olmuşsa da bunlara tepe demek zordur. Yarımadadaki tepelerin
Roma’nın tepeleri kadar kolay ayırt edilmeyeceğini ve
isimlendirilmelerinden ziyade Türkçede var olduğu üzere
yalnızca tarif edilebilmeleri nedeniyle Roma gibi yedi tepe
üzerine kurulu olduğunu söyleyebilmekte pek mümkün değildir.
Roma şehrinin kurulu olduğu yedi tepenin adları şöyledir:
Palatinus, Capitolium, Aventinus, Caelius, Esguiliae,
Viminali ve Quirinalis.
Oysa İstanbul’un kurulu olduğu söylenilen yedi tepenin
adlarının zaman içerisinde unutulmuş olduğu gerekçesinin
arkasına sığınılarak sıralanan tepe adları şöyledir:
Topkapı Sarayı Tepesi, Çemberlitaş Tepesi, Beyazıt Tepesi,
Fatih Tepesi, Yavuz Selim Tepesi, Edirnekapı ve
Kocamustafpaşa Tepeleri.
İstanbul’un topografyasında yer alan bu tepelerden ancak
üzerlerine inşa edilmiş olan tarihi yapılar ve semt
isimleriyle birlikte söz edebilmek mümkündür.
Topkapı Saray, Sarayburnu ve Ayasofya.
Çemberlitaş, Nuruosmaniye ve Cağaloğlu.
Beyazıt Camii, Üniversite ve Süleymaniye Camii.
Fatih Camii, Zeyrek ve Kilise Camii.
Yavuz Selim Camii, Fener ve Rum Lisesi.
Edirnekapı, Mihrimah Camii ve Tekfur Sarayı.
Çapa, Cerrahpaşa ve Haseki.
Kısacası İstanbul şehri bizlere söylendiği gibi Roma şehrine
benzetilme çabalarına rağmen kurucusu olan Büyük
Constantinus tarafından yedi tepe üzerine kurulduğunu kabul
edebilmek tarihsel ve fiziksel olarak ne yazık ki çok
zordur.

İstanbul Kentinin Logosu
Bu haliyle, İstanbul kentinin bilinen logosunda yer alan ve
yedi tepeyi simgeleyen yedi adet üçgen aynı zamanda yanlış
bilinen bir gerçeğin de simgesi olmaktadır.
Yeryüzünde var olduğuna inanılan büyük artının kollarına
bakacak olursak dünyamızı batı ve doğu yarıkürelere ayıran
kol, Roma şehrinden geçer. Kuzey güney yarıküreleri ayıran
kol ise ekvator çizgisidir.
Dünya neden sırasıyla ışık ve karanlığın hükmettiği iki
yarıya, doğu ve batıya ayrılıyordu. Batı yarıküre, analitik
düşünüşü ve konuşma, hesaplama, sırasal mantık merkezleriyle
sol “erkek” beyin yarıküresine paralel gelir. Öte yandan
meditatif doğu yarıküre, uzamsal ve sanatsal
yeteneklerimizin de merkezi olan sağ sezgisel
bütünsel-yönelimli, “dişi” beyin yarıküresine paralel gelir.
Bu aynı zamanda şu anlama gelir ki, doğu ve batı halkları
için tipik bulduğumuz farklı zihniyetler temelde dünyanın
kendisidir.
Nerede yaşadığımıza bağlı olarak, bireysel bilincimiz dört
yönün zihniyetleri tarafından koşullandırılır.

Konstantinopolis (Doğu) ile Roma( Batı) Şehirlerini
betimleyen kadın ve erkek figürleri
Yüzyıllar öncesindeki dünyanın iki büyük başkenti olan
Konstantinopolis’in bir kadın, Roma’nın ise bir erkek olarak
betimlendiği figürler ile ifade edilmekte olduğunu göz önüne
alarak yüzyıllardır varlığını korumaya devam eden
Konstantinopolis 11 Mayıs 330’da resmi törenlerle kurulmuş
ve bu olay her yıl aynı tarihte şenliklerle kutlanmıştır.
Büyük Constantinus’un Kente Armağan Ettiği Yapılar Ve
Kentsel Öğeler
Boğaz üzerindeki bu yeni başkent, Büyük İmparatorluğun
başkenti olarak adı tarihten hiçbir zaman silinmeyecek olan
ve mevcudiyeti neredeyse ilk günkü şekliyle korunan Roma
kentiyle karşılaştırılabilir olmasını sağlayan aynı iradenin
ve kültürün ürünü oluşudur.
Çok kısa bir zaman içerisinde yeni bir başkent kurmak, yeni
bir savunma sistemi, yeni yollar, revaklar, forumlar, kamu
yapıları, limanlar ve saraylar inşa ederek, bunları
imparatorluğun her köşesinden getirilen anıt ve heykellerle
donatmak büyük bir girişimdi.
Constantinus Forumu
Konstantinopolis yurttaşları için “Forum” olağanüstü bir
buluşma yeri, anıtsal ve simgesel bir alandı. Tam ortada
Büyük Constantinus’un günümüze kadar ulaşan büyük anıtsal
sütunu (Çemberlitaş) bulunmaktaydı. Üstünde Constantinus’un
başı olan bir Yunan Apollon heykeli bulunmaktaydı.
Kuruluşundan beri kentin heykel zenginliği dillere destan
olmuş, Constantinus her taraftan getirttiği heykellerle
kenti bir antik heykel hazinesine dönüştürmüştü.
Sözü edilen zenginliği, günümüzde ancak müzelerde
görebildiğimiz heykellerle antik bir hazineye dönüşen
şeklini ancak Roma şehrinde bulabilmek mümkündür.
Büyük Saray
Constantinus tarafından kurulup yüzyıllar boyunca
genişletilen ve Bizans yazarları ile ziyaretçiler tarafından
övülen Roma ve Bizans İmparatorlarının Büyük Sarayı kentin
en büyük efsanelerinden biridir.
Kentin kuruluşu sırasında yapımına başlanan ve izleyen
imparatorlar tarafından genişletilen Büyük Saray kentin
Marmara Denizine bakan yamaçta büyük bir alanı kapsayan
teraslar üzerine serpiştirilen yapılardan oluşuyordu.

Büyük Saray rekonstrüksiyonu
Dini Yapılar
Constantinus’un bir Hıristiyan İmparatorluğunun başkentini
yaratmak istediği açıktır. Constantinus döneminin kilisesi
olan Havariyun Kilisesi ile Mausoleion, kentin gelecekteki
gelişimi içinde simgesel olduğu kadar fiziksel bir önem de
taşımaktaydı.
Constantinus Mausoleion’u şehrin fethine kadar ayaktaydı
fakat Fatih Külliyesi’nin yapımı sırasında ortadan
kaldırılmıştır.

Aya İrini (Kutsal Barış) Bizantion’daki ilk Hıristiyan
Kilisesiydi, sonradan Constantinus döneminin ilk piskoposluk
kilisesi oldu. Hala tartışmalı olmakla birlikte Ayasofya
(Büyük Bilgelik) genelde Constantinus dönemi inşaatı olarak
kabul edilmez. Yapı II.Constantinus tarafından 360’ta
bitirilmiştir. Bu Büyük Kilise, Constantinus’un kent
tasarımının önemli bir öğesi olarak dinsel otoritenin de
kent içindeki merkezini simgeler.
Constantinus kentinin sınırlarını bugünkü İstanbul
siluetinde gördüğümüz iki anıt, Ayasofya ile Havariyun
Kilisesi yerine yapılan Fatih Camii belirler. Kentin
kurucusu Constantinus, somut kalıntılarla olmasa bile
mekânsal işaretlerle hala kentin sınırlarını belirlemeye
devam etmektedir.
Revaklar
Yakındoğu’daki Helenistik kentlere özgü bir temel kentsel
yapı tipi olan bu direkli yollar, kentsel görünümün
biçimlenmesine önemli ölçüde özellik kazandıran öğelerdir.
Günümüzün gürültülü ve hareketli kalabalık alışveriş
merkezlerinden ve mağazaların bulunduğu kalabalık
sokaklardan pek farklı değillerdi. Ticari ve diğer günlük
alışverişler bu revaklar altında ya da benzer öğeleri olan
forumlarda yapıldığından büyük olasılıkla kentsel görünümün
en çok vurgulanan mimari öğesiydi.

Kamu Yapıları
Konstantinopolis’in en önemli tören alanı bugün kentsel
dekorundan yoksun olarak Ayasofya Meydanı adıyla günümüze
ulaşmıştır.
Meydan Constantinus tarafından yeniden yapılarak annesi
Augusta Helena’ya adanmıştı. Ortasında, üzerinde Helena’nın
heykelinin bulunduğu anıtsal bir sütun vardı. Büyük
olasılıkla meydan halka kapalıydı ve yalnızca büyük
İmparatorluk törenleri içi kullanılıyordu. Roma’da da olduğu
gibi büyük hamamlar yönetimlerin halka sundukları kamu
tesisleriydi. Konstantinopolis hamamları neredeyse Roma
hamamları kadar büyük ve görkemliydi. Forum ile Meydan
çevresindeki kamu yapılarının inşasının çoğuna Constantinus
tarafından başlanmış ve II. Constantinus tarafından
tamamlanmıştır. Büyük depremler, yangınlar ve yeniden
yapımlar nedeniyle yıkılan yapıların yerine yenileri
yapılmıştır. Gerçekte bu dönemlere ait kenti ancak tarihin
sayfalarındadır. Günümüze kadar ulaşanlar sadece Çemberlitaş,
yontu portreler ve sikkeler üstündeki imgelerdir.
Kentin temel öğelerinin genel ve değişmez yapısından söz
edilebilir. Kıyılar, surlar, ana limanlar ve yaşamsal
işlevlerin mekânsal dağılımı yakın zamana kadar
değişmemiştir.
Kara Surları Ve Çevresi
Konstantinopolis’in surları dünyanın en uzun ömürlü savunma
sistemlerinden biri olarak, gerçektende barut öncesi
savaşlar dünyasının en büyük savunma sistemiydi. Görkemli
boyutlarıyla etkili bir mimari oluşturan surların ortaçağ
Bizans’ını değerlendirmedeki önemi kent yaşamında, içinde
barındırdıkları uygar cennetin güvencesi ve güvenliliğin bir
simgesi olmalarıydı.
Surlar, sivil ve askeri kapıları, kuleleri, hendekleri ve
köprüleri, limanları, rıhtımları ve iskeleleriyle bunların
çevresinde ekili alanları, duvarlar içindeki manastır ve
villaları düşman saldırılarının veya imparatorların zaferden
dönüşlerinin anılarıyla Konstantinopolis yaşamının ayrılmaz
bir parçasıydı.
Haliç Kıyıları: Surlar ve limanlar
7,5 Km. uzunluğunda bir koy olan Haliç antik dünyanın en
büyük doğal limanlarından biriydi. İskeleleri, rıhtımları,
ticari alanları, ticaret gemileri, Bizans deniz filosu,
Akdeniz ve Karadeniz kıyılarından gelmiş gündelik
hayatlarında her ulustan, her dili konuşan insanlarıyla
Haliç, başkentin tarihi ve yaşamının en önemli
merkezlerinden biriydi. Haliç boyundaki çoğu yıkılmış olan
deniz surları ile limanların hepsi geçen yüzyıllar içinde
doldurulmuş ve üstlerine inşaat yapılmış olduğundan eski
limandan günümüze kalan fazla bir şey yoktur.
Limanlarda her zaman büyük bir etkinlik ve karmaşa olmuştur.
Eski resimlerde gördüğümüz gibi Haliç kıyılarındaki Galata,
Eminönü ve Sirkeci 19. yy aynı canlı liman yaşamını
sürdürmüşlerdir.
Kentin ticaretinin büyük bir bölümü Karadeniz yoluyla
yapılıyordu. Akdeniz ticaret yolu da aynı limanda ve
Haliç’in içlerine doğru sıralanmış rıhtım ve iskelelerde
sona eriyordu.

Marmara Kıyıları: Surlar ve limanlar
Kentin Marmara kıyıları iki farklı özellik gösterir. Deniz
Sarayburnu’ndan Yenikapı’ya kadar epeyce derin bundan
sonrasında ise antik şehrin sınırları içerisinde kalan alan
alanda ise oldukça sığdır. Kentin bu yakasında kuvvetli
lodos fırtınalarından ötürü liman inşa etmek çok güç
olmasına rağmen büyük dalgalar kentin savunmasında surlar
kadar etkili olmuştur. Konstantinopolis tarihinde Marmara
yönünden Arap saldırıları dışında hiçbir saldırı
gelmemiştir. Kara surlarıyla birleşen deniz surlarının sona
erdiği noktada günümüze kadar gelen Mermerkule isimli küçük
bir kaledir.
Konstantinopolis’ten İstanbul’a
Roma akılcılığının yarattığı devasa bir başkent olan
Konstantinopolis bir anlamda Roma’nın model olduğu bir
imgeye göre biçimlendirilmişti bu kentin bütünüyle biçimi
ancak hayal edilebilirken, Batı Roma günümüzde bütün
tarihiyle birlikte ayakta olduğundan hayalin ötesinde
gerçekliğiyle her an yaşanabilmektedir. Tarihin akışı
içerisinde pagan Roma İmparatorluğunun, Hıristiyan Roma
İmparatorluğuna dönüşmesine imkân sağlayan tarihin bu önemli
başkentinin kaderinde İmparatorlar İsa’nın yeryüzündeki
vekili olarak geçici ve tinsel güçlerini kendilerinde
birleştirmişler fetihten sonrasındaysa Hıristiyan Roma
İmparatorluğunun üzerine inşa edilecek olan Müslüman Osmanlı
İmparatorluğunun Sultanları da halife unvanını
taşıyacaklardı.
Constantinus’un kurduğu kentin söz konusu tarihsel dokusunun
fetih sonrasında yeniden inşası Doğu Roma’nın başkenti olan
Konstantinopolis’i ancak hayal edilebilir kıldığıdır.



Hipodrom güney cephesi // Sultanahmet endüstri meslek lisesi

Sultanahmet meydanı

Aya İrini, Topkapı sarayı

Bu günkü İMÇ 1. Blok ve Sağlık daire başkanlığı alanı Vefa.
Görüldüğü gibi Sağlık daire başkanlığı parselinde ve kemerin
arkasında üç cami var, Günümüzde en soldaki cami kaldı.

Kemerin önündeki kubbeler Günümüzdeki karikatür müzesi, Sağda kubbesi
görülen cami şimdi yok olmuş.!

Sahil Yolu yapılmadan Yedikule 1904

Bayezit meydanı, Üniversite, Kumkapı sahil surları

YORUM:
Abicim bu Stan ne büyük Stan’mış ekranıma sığmıyor ;)
Heykeline baktığımız zaman hiç de yabancı gelmeyen, yürürken
karşılaşabileceğimiz, sade bir yüz. Tabii ki yaptıkları
önemli. Stanpolis’in bilmediğim bir çok şeyini öğrendim
yazından, emeğine sağlık. Çemberli taşı bu şekilde hiç
düşünmemiştim ve çok güzel.
Constantinus’un şehre imparatorluğun her tarafından heykel
getirttiğine inanmıyorum ve özellikle de şehri heykel
hazinesine çevirmek için getirtmesine. Olayın özünün,
gördüğüm bir belgeselden yola çıkarak, başka olduğuna
inanıyorum. Bir ihtimal şöyle olabilir: şehirde yaşayan söz
sahibi, hatırı sayılır ve zengin kişiler anılarının kayıp
olmaması ve unutulmamaları için heykellerini
yaptırmışlardır. Işık tutucu tarihi kalıntıların İstanbul'da
olmamasına/kalmamasına rağmen bunun böyle olabileceğine
kanıt getirmek için Roma’ya gitmek ve mezar taşlarının
üzerinde yazan yazıları okumak yeterlidir. Bir de tabii o
yazıları okuyabilmeniz veya okuyabilen birinin size bir
belgesel yapıp anlatması lazımdır. Belki de o kadar uzağa
gitmenize bile gerek yoktur, okumayı öğrenmek yeter.
Buna ek olarak şunu da bir ihtimal olarak düşünmek
mümkündür: o zamanın en iyi reklam medyası sizi idealize
eden bir heykeldir. İnsanlar görebildikleri birine daha çok
inanırlar ve güvenirler.
Ülkede bir devre damgasını vurmuş ve çok sevilen bir
karikatür kahramanın heykelini parçalayan, sevilen bir
çöpçünün heykelinin kafasını koparan maymunları eğitmeden,
bugünkü İstanbul’u da yakında bulamayabiliriz.
|