.
ZAHMETSİZ YAŞAMAK !
Günümüzde yaygın düşünce "Kolay ve Zahmetsiz yaşamak"
Hayatta kolay olan her şeyin tadı,tuzu yavan olur.
İstatistikler bunu doğrulamaktadır, Piyango milyarderleri,
Mirasyediler, Hırsızlar ve soyguncular hiçbir zaman
paralarını kalıcı yatırma dönüştüremezler.
Bu elde edilen, zahmetsiz kazanç, mutluluk yerine daima
mutsuzluk getirmektedir.
Günümüzde bu kanaat yaygın olmasına rağmen genel talep
genede hep bu istikamette olmaktadır.
Komşusunun canının nasıl yandığını görsede, Ben böyle
yapmazdım, ben değerlendirirdim gibi hayallerle Başta Kumar
sonra haksız kazanç peşinde insanlarımız gerçekten servetler
harcamaktadırlar.
Damlaya damlaya göl olacağına inanmayanlar, ellerindeki
damlaları yok pahasına , düşünmeden israf ederek yaşayarak,
hayatın getirdiği sürprizlere hazırlıksız yakalanarak çok
zor durumlarda kalmaktadırlar.
Tabii bu örneklerden de ibret alamıyoruz maalesef.
Gerçekten zorluk ve zahmetle, ter akıtılarak kazanılan her
değer, tüketilirken zevk verir, neşe verir, sağlık verir
bunu anlamak için örneklerden ibret almayı nasıl öğreneceğiz
bilmiyorum.
Menfi örnekler her gün önümüzde yanarken, illa ateşe bizde
girelim yarışı neden anlayamıyorum.
Birkaç ay evvel bir rüya gördüm, konuyla ilgili olduğu için
riya olmasın sizlerle paylaşmak istiyorum.
---- Bir tepede duruyorum, sağımda bir duvar gökyüzünü
delecek yükseklikte semaya uzanıyor, Duvar tarif
edemeyeceğim parlaklıkta, üzeri dikey olmasına rağmen
dalgalı deniz gibi kıpır kıpır, gözleri kamaştıracak şekilde
pırıl pırıl aydınlık ışık saçıyor, ne güneşin nede başka bir
ışığına benzemiyor, bambaşka bir beyaz, çok kuvvetli bir
ışık.
Duvara bakarken kendi kendime diyorumki;
Ben bu duvara bakamamam lazım , nasıl bakabiliyorum ve
gözlerim kamaşmıyor, hayretler içindeyim.
Duvardan gür bir ses;
--- Abdullah, Cenneti hak ettin, dile benden ne dilersen.
--- Allah'ım Resulullah'a sav. verdiğin her şeyi istiyorum ,
Resulullah'a komşu olmak istiyorum.
Bu konuşmadan sonra sol tarafıma bakınca bir vadi görüyorum,
tarif edilemeyecek güzellikte vadinin yamaçlarında şeffaf
çiçekler içinde villalar var , hiç görmediğim şekilde
donatılmış,
Karşımda uzay boşluğu, çok uzak aslında gözle görülemeyecek
galaksileri görebiliyorum.
bu sıra ne olmasını istersem yanımda hemen olduğunu
görüyorum, tekrar tekrar deneme yapıyorum, hayretler
içindeyim, ne istersem oluyor , nerede olmak istersem orada
hemen olabiliyorum, galaksiler arası , düşünce hızında
seyahat ediyorum, uçarak değil, düşüce hızında.
birçok denemeden sonra derin bir hüzün kaplıyor beni,
---Ben bu cennette ebedi kalacağım, her istediğim hemen
oluyor, burada ebedi ne yaparım, sıkılırım , bıkarım diye
düşünüyorum.
Göğsümün içinden gelen bir ses;
---- Hüzünlenme Abdullah; Allah ebediyen her an seni
hayrette bırakacak şeyler yaratmaya kaadirdir , dedi,
Sanki bu sesi göğsümde yerleşen biri söyledi, ses benim
değildi ama benden çıkıyordu.
Bu nidadan sonra rahatladım.
Bu rüyamda gösterdi ki, zahmetsiz yaşanılan hayatın hiçbir
değeri yok, insanı mutlu eden aslında zorluklar, yokluklar,
acılardır, hasretlerdir.
Allah cc. Cennette bile rutinlikten insanın mutsuz olacağını
bildiği için, Küllü Kudreti ile ebediyen insanı hayrette
bırakacak, heyecan verecek yeni nimetler yaratarak
Müslümanların cennette mutlu olmasını sağlayacaktır.
Kuru ekmekle hemhal olan biri sıcacık bir ekmeği dudaklarına
götürdüğünde ne düşünür bilir misiniz,
yarinden ayrı düşenin, uzun zaman sonra yarini görmesinin,
onu kucaklamasının verdiği mutluluğu, yarinden ayrı
kalmayanlar asla yaşayamazlar,
Hayatta hiç düşünmediğimiz nefes almayı, birde ondan mahrum
olan ileri astım hastalarına sorsak ne der acaba,
hele doğuştan veya sonradan kör olan birinin tekrar görmeye
başlaması karşısında, yaşadığı duyguları hangimiz
yaşayabilir ki,
Soğuk kış günlerinde kemikleri sızlayan birinin, sıcak bir
mekana kavuşmasını, veya bahar gelince yorgansız yatmasının
kendisine verdiği huzuru kaçımız anlayabilir acaba.
Ağrıyan bir dişimizin çekilmesi ile sona eren acılarımızın
sevincini nasıl yaşarız.
Yeni doğan çocuğumuzun hiçbir özrü olmadan hayata gözlerini
açması, nasıl mutlu eder anneleri, anlayabilir miyiz.
Kısaca, ister başımıza gelsin, isterse başkalarının yaşadığı
mutsuzluklar, acılar, hasretler, bir anlamda mutluluğumuzun
kaynağıdır.
Bazıları çevresine o kadar duyarsızdır ki, insanların
çektikleri onları pek ilgilendirmez, varsa yoksa kendi
hayatlarıdır.
Bu düşüncedeki insanlar daima yoksunluklarını düşünürler,
ülkenin en zengini de olsalar, onlar yoksuldur, ihtiyaçları,
hedefleri çok büyüktür ve asla tavizde vermezler.
Hedeflerine ulaştıklarında kanaatleri olmadığı için yeni
hedefler hazırdır, yeni hedefler yeni yoksulluk ve
ihtiyaçlar demektir ,
Hayatları böyle biter , geriye bakmaya fırsat bile
bulamadan, hep ihtiyaç düşüncesi içinde sıkıntı içinde ve
sahip olduklarını kaybetme korkusu içinde , hapishaneden
beter güvenlikli evlerinde, korumalarla sokaklarda.
Onlar, Eminönü meydanında bir simit-Çay veya sahilde
balık-ekmek yiyemezler, lüks restoranlarda önlerine gelen
yemekleri ağız tatları olmadığı için bitiremezler.
Aslında zavallıdırlar, kabul etmek istemezler. Bazılarımız
ise onların paraya dayalı lüks hayatlarına özenerek mutsuz
bir hayatı yokluklar içinde ızdırap la yaşarız.
Halbuki hayatı güzelleştiren yaşantımızın vazgeçilmez
gerçekleri olan acılardır,yokluklardır,hasretlerdir.
Kısacası Mutluluk kavuşmaktır. Hayatta hak ettiğinize
inandığınız kavuşmalarınız olsun,
Haram ve Yalan kavuşmalar asla mutluluk vermeyecektir.
Solmuş bir çiçeğin Suya kavuşması gibi,
Ciğerleri tükenmiş birinin rahat nefes almaya kavuştuğu ,
Kör olanın ışığa ve renklere şahit olması,bir hastanın şifa
bulması, soğuk kış gecelerinde sobasının önünde odun kömür
olması, açlıktan soluğu kesilenin, bir tas çorbaya
kavuşması, Sevildiğine inanan bir gönlün havalara uçması,
yarın düşüncesi ile bu günü dikkatle yaşayarak
EBEDİ MUTLULUĞA KAVUŞULMASI
herkesin kanaatkar bir hayat ile yaratılış gayesine uygun
yaşaması dileği ile
Allah'a emanet olunuz.
|