|
TÜRKİYE'DE GEÇMİŞ YÖNETİMLERİN KÖTÜLÜKLERİ OLDU!
Manevi hayatımıza suni, Anayasal olmayan engeller kondu.
Bütçemiz talan edildi, yarınlarımız adına ağır anlaşmalar
imzalandı.
Ülkemizin bir kesiminin daha fazla isyan etmesini amaçlayan
anti demokratik müdahaleler oldu.
Asker - Sivil el birliğiyle çok büyük yanlışlar yapıldı.
Bizim katkılarımızla, Komşu İslam ülkeleri Batı tarafından,
hayali suçlamalarla işgal edildi, milyonlarca masum sivilin
ölümüne sebep olundu.
Her gün önemli %'lerle enflasyon yapılarak paramız pula
çevrildi, Ücretli halk fakirleştirildi.
Bankalar hortumlandı, yüzlerce milyon dolarlar kaçırıldı,
sanıklar yargılanamadı, çok azı basit cezalarla kurtarıldı.
BUNLAR GİBİ DAHA PEK ÇOK OLUMSUZLUK ÜLKEMİZİ PARÇALANMA
KONUMUNA GETİRDİ.
Bu olumsuzlukları kullanan AKP iktidarı, Bütün suçu rejimin
üzerine atarak, T.C. temel ilkelerini, Kurumlarını,
demokratik kazanımlarını 1908 ihtilalı örneğinde gördüğümüz
gibi toptan silme mücadelesine girmiş bulunmaktadır.
Bu gidiş Türk milletinin Türkiye'de yok sayılma, yok edilme
sonucunu getireceğinden endişelerimiz vardır. (1908 de
yapılmıştı)
Türklük kavramı siyasi, kültürel bir kavram olmasına rağmen,
Bölücüler tarafından ırk konumuna sokularak, Türkleri
oluşturan alt kimliklerle mukayese edilerek (Türk-Kürt,
Türk- Laz, Türk-Çerkez, Türk-Gürcü, Türk- Abaza,
Türk-Arnavut vs. Gibi tanımlamalar yapılarak Türk milletini
oluşturan halkımız kaplaşmaya, bölünmeye, mikro
milliyetçilik yapılmasına zemin hazırlanmaya
çalışılmaktadır.
Bu oyunları tarihte yaşadık, 1. ve 2. meşrutiyetlerde Türk
ve Müslüman ahali Meclisi Mebusan'da azınlık durumuna
düşürülmüştü, 1908 ihtilalı ile iktidara gelen özgürlükçüler
sekiz yılda Osmanlı imparatorluğunun kırkta, otuz dokuzunu
kaybetmemize, milyonlarca Müslüman'ın şehit olmasına, bir o
kadar sakat kalmasına sebep olmuşlardı.
Emperyalist ve İslam düşmanı batı, yeni haçlı seferleri ile
Türklerin son kalesi Anadolu'muzu parçalayarak yok etme
azminden asla vazgeçmemiştir.
Kendi oyunları olan 11 eylül trajedisini sahneye koyarak,
Siyonizm'i suç olmaktan çıkarmış, İslam dinini onun yerine
koyarak, Dünya için en büyük tehlike diyerek, açıkça ev
vahşice İslam halklarını çeşitli bahanelerle öldürmekte,
Doğal kaynaklarına el koymakta, parçalayarak kukla rejimler
tesisler ederek, İslam halkının Afrika'da yapıldığı gibi
köle durumuna getirilmektedir.
60 yıllık hayatımda gördüklerim, yaşadıklarım nedeniyle
artık kimseye oy vermeyeceğim diyerek bazı seçimlerde oy
pusulasını karalayarak, tepkimi koymayı denedim. lakin işin
doğrusu bu değil, Oy imha ederek, sandığa gitmeyerek vatana,
İslam'a hizmet etmenin imkanı yok.
40 milyon seçmenin 39 milyonu sandığa gitmesin, bir milyon
seçmenin tercihi ile TBMM adayları belirlenir, paşa paşa
iktidara otururlar, Demokrasi adına da hiç utanmazlar. Bu
gerçekten yola çıkarak mutlaka sandığa gitmeliyiz, Mutlaka
oyumuzu kullanmalıyız.
Kime?
Bu devirde gerçekten sağlıklı istikamet tespit etmek çok
zor, Dün Allah'ı aracı yaparak bizden siyasal çalışma
isteyenler, oy isteyenlerin bu gün yaptıklarına baktığımız
zaman Biz ne yaptık demek zorunda kalıyoruz.
Sanıyorum ki, İktidarları kuşatan bir Rant zihniyeti var, Bu
gün yolsuzlukları ayyuka çıkan isimlerin eski iktidar
partilerinde de görev aldıklarını görüyoruz, Bu nedenle
Türkiye şartlarında bir partiyi ilelebet iktidarda tutmanın
çok zararları olmaktadır, memur rotasyonu gibi iktidarları
her seçim değiştirmenin doğru olduğuna inanıyorum. Siyasi
kadroların görevi yönetmek olmamalı. Yönetmek bürokrasinin
işi olmalı, Siyasi kadrolar bürokrasiyi denetleyen güç
olmalı.
Ülkemizde böyle olmuyor, bürokratların artık ciddiyeti,
harbiyesi kalmadı, Eğitimsiz, Kültürsüz bir vekil koca koca
kurumların başına gelmiş, onlarca yıllık icraat deneyimi
olan bir bürokrata dilediğini yaptırmakta, direnenlerin
başına gelmeyen kalmamaktadır. Teknolojinin imkanları ile
bunlara örnek her gün şahit oluyoruz.
Acilen demokratik hayatımız gözden geçirilmeli, Bürokrasinin
önü açılmalı, Denetimleri kolaylaştırılmalı, politikacıların
dayatmalarına karşı yaptırımlar geliştirilmelidir.
Ülkemizdeki en büyük sorun budur. halkımızın bir çoğunun bu
işine gelmektedir. Bu işgüzarlar üç beş menfaat için
Türkiye'nin temellerine dinamit koyduklarını düşünemiyorlar,
benden sonra tufan, Türkiye'ye bir şey olmaz, herkes
yapıyor, Dünyayı sen mi değiştireceksin gibi sözlerle
vatansever, helal kazanç peşinde koşan, devlete ve halka
zulmetmek istemeyenlere vurulan ilk damga maalesef salak,
Akılsız, korkak, Deli gibi yakıştırmalarla aşağılanmakta.
Ülkeyi parçalanma konumuna getirenlere iş bilir, kurnaz,
Akıllı, fırsatları değerlendiren gibi övgülerle onura
edildiğini görüyoruz.
Bu durumun böyle daha çok gideceğine inanıyoruz... Hayır
aldanıyoruz, Bu gidişin ömrü uzun olmayacaktır. Bir dönem
daha ya dayanırız, ya dayanamayız.
aklımızı başımıza almaz isek bize biçilen kefen
Yugoslavya'dan farklı olmayacaktır, ve gelinecek konumda
Türk ve İslam unsurları alt kavmiyetçilikle parçalanacak
binlerce yıllık Türk Milleti kavramı tarihe gömülecektir.
Ne idüğü belirsiz bir ırkçılıkla bu güzelim anlı şanlı Türk
milleti gerçeğini yok edenlerden olmayalım, Yüzyıllardır
bizleri yok etmeye çalışanların saflarından acilen
kurtulalım, batının dostumuz olamayacağını Allah beyan
ediyor, biz kendimize güvenemediğimiz için, Allaha
güvenemediğimiz için batının kucağını, sözde sıcak kollarına
sığınmayı hayal ediyoruz.
Hayır, hayır, Vallahi Batı bizi sevmiyor, İslam'ı
gönüllerimizden çıkarmadıkça sevmeyecektir. Çıkardık desekte
inanmayacaklardır. Türklere yeni yüzyılda hayat hakkı
tanımayacaklar, her türlü vahşet ile öldürecek,
kısırlaştıracak, dağıtacak ve yok olmaları için her türlü
fedakarlığı esirgemeyeceklerdir.
Anlamak ve yaşamak dileği ile. Kurtuluşu batıda değil
kendimizde görenlerin peşinden gitmekten başka çare yok
olduğuna inanıyorum.
Rabbim aklımızı imanımızı istikbalimizi muhafaza eylesin,
Allaha emenet olunuz
Abdullah Gözaydın fatihten@gmail.com 0535 7465548
Abdullah Gözaydın fatihten@gmail.com |