.
Ramazan ve Eğlence

RAMAZAN GELDİ HOŞ GELDİ
Ne hoş ama ! Onbir ayın sultanı, Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennem azabından kurtuluş olan Ramazan ayında son yıllarda uygulanan kutlama şekline bakıyormusunuz hiç ?
En masumu, Mehteran gösterisi; bunun yeri burası değil savaş meydanlarıdır, İbadet ayında Osmanlı döneminin savaş mızıkacılarının her mabedin gölgesinde gösteri sunmasının mantığını anlayabilmiş değilim, Doğruda bulmuyorum, herşey yerli yerinde kullanılmalı.

Ramazan ; dini hayatımızı yeniden gözden geçirmemizi amaçlayan bir zaman birimidir. Bu ayda şeytanların vesvesesi engellendiği için kişi kendi aklı ve nefsi ile başbaşa kalabileceği imkanların olduğu bir aydır. Ramazan ayında insanın kalbine inen vesveselerin olmadığını herkes müşahade edebilir, Şeytanın telkinlerinden emin ölduğumuz bu ayda nefsimizin isteklerini ret edebilirsek nebevi bir hayatın pratiklerini yakalayabiliriz, Ramazan ayı içinde yakaladığımız bu fırsatları Ramazan sonrasındada devam ettirmede kolaylıklar elde etmiş oluruz. bunu iyi düşünerek değerlendirmemiz gerekir.

Şeytanın bağlı olması günümüzde anlamını kaybetmeye başladı, İslamdan bi haber olduğunu müşahade ettiğimiz bazı kurumlar Ramazan aylarını eğlence ayı olarak lanse ederek , insanların ilim ve ibadet halkalarına dahil olmasını sağlamakla mükellef olan (Maneviyatçı sloganlarla iktidara gelen belediyeler) kurumlar insanımızın cami kapılarında önlerine kurdukları tuzaklarla önce iftar etmelerini sağlayarak çekmekte, iftarın ardından gelsin köçek,çalgı,kukla,mehter, sanat müziği,konser, alışveriş çarşıları gibi nefsi hezeyanlara sebep olan uygulamalarla insanımızın bu mubarek zamanını çalmaktalar.

Bazı organizeler, bu eğlecenin doruğa çıktığı alanların yakınına kurdukları mekanlarda bazı hatipler aracılığı ile Ramazanın önemini veya toplumsal huzurumuza katkı sağlayacak konferanslar düzenlemektedirler.

bu ikilem içinde seçime maruz bırakılan, konu hakkında yeterli bilgi donanımı olmayan vatandaş elbetteki eğlenceyi tercih ettiğini görmekteyiz.


Bu belediyelerimiz birilerini eğlendirecekse bunun için zaman aralığı istemediğiniz kadar çok Milli bayramlar, kurtuluş ve kutlama günleri bu işleri yapın, bırakın bu mübarek ayda insanlarımız amacına uygun uygulamalarla dinini öğrenme fırsatı bulsun, yapacaksanız bu yönde aracı olun . Lütfen Eğlenceyi en önemli İbadet ayımızın kutlamalarından çıkarın. Bunu islami anlamda ibadet inancıyla yapıyorsanız ? Lütfen inancınızın kaynaklarını tekrar gözden geçirin,


BASINDAN ALINTILAR:
Okuyan: Ramazan eğlence ayı değil
Canik Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü tarafından organize edilen 3. Ramazan Kültür Etkinlikleri'ne katılan Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr. Mehmet Okuyan, Ramazan ayının şenlik ayı olmadığını, mümkün olduğu müddetçe ibadetle geçirilmesi gerektiğini söyledi.


MEHMET ŞİMŞEK/SAMSUN
Ramazan ayını şenlik ayından kurtarıp, gerçek havasına sokan bu tür eğitimleri önemsediklerini belirten Okuyan, "Bu ay ibadet ayıdır. Bu ayı şenlikle değil, ibadetle geçirmeliyiz. Bu ayda Kur'an-ı Kerim'i bol bol ukuyup anlamalıyız. Zaten Kur'an-ı Kerim sadece okumaktan ibaret değildir. O'nu okuyup, anlamalıyız ve anladıklarımızı da hayatımıza tatbik etmeliyiz" dedi. Allah Oruç tutma ibadetini duyarlı mümmin yetiştirme gerekçesine bağladığını hatırlatan Okuyan," Ramazan ayı, duyarlılıktan duyarsızlığa dönüştüğü bir ay oldu. Ramazanda gazetelerin hemen hemen tamamı Ramazanla ilgili ekler veriyor. Hepsinde ayet ve hadis var. Bunlar okunduğunda ne ala. Ama okunduktan sonra onların ne hale geldiğini biliyormuyuz? Hayır. Hani Kur'ana karşı duyarlı olacaktık? Gazeteleri yerlere çöplere atarak mı oluyoruz? Herkesin bu duyarsızlığa karşı tedbirini alsın. Bizim görevimiz Allah'ın ayetlerini yerlere düşürmemektir. Bunun için duyarlı olmayız" diye konuştu.

RAMAZAN AYI BİZE NE KAZANDIRDI?
Yazan Vehbi AKŞİT
Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennem azabından kurtuluş olan Ramazan ayı[1] ilâhi kazançların çok olduğu mübarek bir aydır. Bu ay bize çok şey kazandırmıştır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
1. Öncelikle vakitlerimizi tanzim etti. Ramazan ayından önce sahurdan, iftar vaktinden habersiz, istediğimiz zaman yiyip içerken bu belli bir programa bağlandı. Yemeklerimiz artık belirli saatlerde yenir oldu. Buna en çok sevinen de hanımlarımız ve annelerimiz oldu. Çünkü diğer zamanlarda ayrı ayrı kurulan sofralar, Ramazan ayında ailelerin birlikte oldukları yegâne mekân haline geldi.

2. Oruç bize irademizin ne kadar sağlam olduğunu gösterdi. Sofra kurulmuş, üzerinde çeşit çeşit yiyecekler hazır olduğu halde, bizi onları yemekten alıkoyacak hiçbir şey olmadığı halde Allah’a olan saygımızdan, vakit girmeden elimizi sofraya götürmedik.

3. İbadetlerimizde bir düzen hâkim oldu. Günde beş vakit namazımızı cemaatle kılmaya devam ettik. Cemaat şuuruna vardık. Aynı safta, aynı kıbleye yönelerek bizleri yaratan Allah’ın huzurunda bir fâni kul olduğumuzu tekrar anladık.

4. Oruç tutanlar için özel bir cennetin hazır olduğunu ve bu cennete REYYAN adının verildiğini[2] öğrendik. Ahirette bu cennete, oruç tutanların gireceğini duyunca sevindik.[3] Bu mükâfata erebilmek için de gayretimizi artırdık.

5. Çoluk-çocuğumuzla birlikte aynı sofrada yemek yedik. Hele çocuklarımızın balkondan, pencereden, kapıdan, çatıdan minarelerin ışıklarının yanıp, ezan okunduğunun sevinçli haberini sofrada bekleyenlere iletmesinin verdiği sıcak havayı teneffüs ettik.

6. Teravih namazına giderek huşu içerisinde yirmi rekât namaz kılmanın sevabına inanarak ve mükâfatını yalnızca Allah’tan bekleyerek ibadet etmenin geçmiş günahlarımızı affettireceği müjdesini[4] almış olduk.

7. “Ramazan ayı münasebetiyle kapalıyız” diye meyhanesinin, içkili lokantasının camına ilân yapıştıranları, Ramazan ayına saygı gösterenleri gördük. Fakat bu yerlerin bayramda açılacağını düşününce, meyhanelerin sadece Ramazan ayında değil de daima kapalı olmasının ne kadar huzur verici olacağını düşündük.

8. Zekât ve fitrelerimizi ihtiyaç sahibi kardeşlerimize vererek, onların evlerinin de şenlenmesine vesile olmanın sevincini yaşadık. Fakir fukarayı gözeterek, onları da iftar sofralarımıza davet ettik. İftar ettirdiğimiz kişi veya kişilerin alacağı sevap kadar sevap alacağımızı da öğrendik. Üstelik bu sebeple tuttuğumuz orucun sevabından hiçbir eksilme olmayacağını da kavradık.[5]

9. Ramazan ayında suç işleme oranlarının düştüğü, kavga, adam öldürme ve hırsızlık gibi suçların sayısında inanılmaz ölçüde bir düşüş olduğunu gerek gazetelerden, gerekse televizyonlardan öğrenince, her ayımızın Ramazan ayı gibi olmasını arzu ettik.

10. Kur’an ayı olan Ramazan ayında[6] hatim okuduk, mukabele dinledik. Daha da önemlisi Yüce Kitabımızı iyi anlamaya ve hayatımıza O’nu hakim kılmaya gayret gösterdik. En az bir defa Kur’an’ın tercümesini baştan sona okuyarak mânâsının da ne kadar hoş ve lâtif olduğunu gördük.

11. Ramazan ayından önce, sinirlendiğimiz zaman kötü sözler söylediğimiz de olabiliyorken, Ramazan ayında sâkin olmamız, orucu sadece mideye değil gözümüze, kulağımıza, elimize, ayağımıza ve dilimize de tutturmamız tavsiye edildiği için birisi yakışıksız bir lâf edecek veya kavga edecek olduğunda “Ben oruçluyum”[7] dedik, kimseyle tartışmadık, kimseyi kırmadık.

12. Bazen dalgınlıkla, oruçlu olduğumuzu unutarak yedik, içtik. Oruçlu olduğumuzu hatırladığımız zaman hemen yemeyi ve içmeyi bıraktık. Ama orucumuz bozuldu mu bozulmadı mı diye bir endişeye kapılmadık. Orucumuzu tamamladık. Zira Allah’ın bizi yedirip içirdiğine[8] inandık.

13. İftar vaktini beklerken ne kadar da sevinçli oluyorduk. Bir an evvel ezan okunsa da dilimiz, damağımız, kuruyan dudaklarımız suya kavuşsa diye, dualarımızla beraber heyecanla bekliyorduk. İşte o anda Peygamber Efendimizin “Oruçlu için iki sevinç vardır. Biri iftar ettiğinde, diğeri de Allah’a kavuştuğu anda duyduğu sevinçtir”[9] sözünü hatırlıyor, Cenâb-ı Allah’tan bize iftar vaktinde duyduğumuz sevinci, O’na kavuştuğumuz zaman da yaşatmasını niyaz ediyorduk.

14. Gündüz bir şeyler yiyip içemediğimizden ağzımızda bir koku oluşuyordu. Fakat bu kokunun Allah katında misk kokusundan daha hoş kabul edildiğini Peygamberimizden öğrenince,[10] Yüce Allah’ın mü’minlere ne kadar çok değer verdiğini, bir defa daha kavradık.

15. Şeytanlar bu ayda zincirlere vurularak bağlandı.[11] Bize vesvese vermedikleri, kötülük telkin edemedikleri için de günah olabilecek şeylerden sakınıp hayırlı ve güzel davranışlarda bulunmaya daha fazla yöneldik.

16. Rasulüllah (sav)’in tavsiyesine uyarak sahur yemeğinin bereketinden[12] istifade etmek için kimimiz sahura kadar yatmadı, kimimiz biraz uyudu sonra kalktı ve sahur yemeğini yedi. Ehl-i Kitâba muhalefet ederek, onların oruçları ile bizim orucumuz arasındaki farkın sahur yemeği olduğunu hatırladık.[13]

17. Sahur ve iftarda yemeklerimizi yerken “Ya! İşte bunu bulamayanlar da var. Şükürler olsun. Allah bulamayanlara da versin” demek yerine gerçek şükür böyle olmalı diyerek fakirlere, yetimlere, kimsesizlere, yediğimizden yedirdik, giydiğimizden giydirdik. Onları da aklımızdan hiç çıkarmadık.

18. Mübarek Ramazan ayında oruç, iftar, sahur, teravih, vaaz, mukâbele, sadaka-i fıtır, itikâf nasıl mübarekse, bunların insanı nasıl mübarek yapabileceğini düşündük. Yani mübarek Ramazan ayında da, mübarek bir insan olmak için bu ayı çok iyi bir şekilde değerlendirmeye çalıştık. Bir aylık değil, ölünceye kadar mübarek olmaya çalışmak gerektiğini anladık.

19. Bazı televizyon programlarına bakarak, on bir ayın sultanı Ramazan ayının eğlence ayı değil, ibadet ayı olduğu fikri aklımıza iyice yerleşti. Ramazan ayının bir eğlence, şarkı, türkü, direkler arası eğlence ayı haline getiren bazı televizyonlara kendimizi kaptırmadık.

20. Ramazan vesilesiyle tebrikleştik, birbirimize dua ve mağfiret diledik. Telefon ve tebrik kutlamalarıyla, teknolojinin imkânlarını kullanarak bilgisayarı ve cep telefonu olan sevdiklerimize mesaj göndererek, elektronik posta, elektronik kartlar yollayarak toplumsal dayanışmayı, kaynaşmayı, birlik ve beraberlik duygularını en zirve noktaya taşıdık.

Sonuç olarak bu mübarek ay bize, burada sayılamayacak kadar kazançlar sağlamıştır. Biz burada bir kısmına değinmeye çalıştık. Önemli olan Ramazan ayında kazandığımız güzel özellikleri, Ramazan ayından sonra da devam ettirmektir.

Unutmamalıyız ki, her günümüzü Cuma, her gecemizi Kadir, her ayımızı da Ramazan yapmak bizim elimizdedir. Yeter ki biz, bu mübarek zamanları en iyi şekilde değerlendirmesini bilelim.

Ne mutlu, Ramazan ayına ulaşıp, onun kıymetini bilene... Hakkıyla değerlendiren ve mükâfat olarak da bayrama ulaşanlara.... Ne mutlu!...


--------------------------------------------------------------------------------

[1] Buhari, Savm, 5.
[2] Buhari, Savm, Bed’ül Halk 9; Müslim; Sıyâm 166 (1152)
[3] Buhari, Savm, 9; Müslim, Sıyâm 164 (1151)
[4] Buhari, Salâtü’t-Teravih 1; Müslim, Salâtül-Misafirin ve Kasriha, 173 (759)
[5] Tirmizi, Savm 82 (807); İbni Mâce, Sıyâm 45 (1746)
[6] Bakara Suresi, 2/185
[7] Buhari, Savm 2,9: Müslim, Sıyâm 164 (1151)
[8] Buhari, Savm 26, Eymân 15; Müslim, Sıyâm 171 (1155)
[9] Buhari, Savm 2, 9; Müslim, Sıyâm 164 (1151)
[10] Buhari, Savm 2, 9: Müslim, Sıyâm 164 (1151)
[11] Buhari, Savm 5, Bed’ül Halk 11; Müslim, Sıyâm 2 (1079): Nesâi, Sıyâm 5 (2102)
[12] Buhari, Savm 20; Müslim, Sıyâm 45 (1095); Nesâi, Savm 18 (4/140,141)
[13] Tirmizi, Savm 17 (708)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

.YORUMLARINIZ: