.
NAMUS İLKELERİYLE YAŞAMAK!

Çamura bulanmış, üzerine bulaşan pisliklerin çürümüş pis kokusu çevresini rahatsız eden biri

Hamam girip tertemiz yıkanıp, yeni elbiseler giydiğinde, şeklen, nasıl ki diğer insanlardan farkı kalmaz ise,

Hayatı günahlarla, zulümle geçen biri, Tövbe edip kalan ömrünü Salih,güzel amellerle yaşamaya gayret ederse onunda diğer insanlardan farkı kalmaz.

Birileri çıkıp, kişinin çevresine yaptığı zulümlerin hesabı, bir tövbe ile bitiyor mu diye soranlarımız olacaktır , Elbetteki bitmez,
Zaten gerçekten tövbe ederek güzel bir insan olmaya niyetlenen kişi hiçbir kul borcunu ahrete havale etmez, son lokması da olsa onu borçlusuna vererek helalleşir, açlıktan duyduğu acıları midesinin üstüne bağladığı taş ile telafi etmeye çalışır.

Maddi borçlarını ödeyecek imkanı olmayanlar, Borçluları karşısında mahcup ve pişman kâr bir hayat ile helal yollardan kazanacaklarıyla borçlarını ödeme gayreti son nefesine kadar devam eder, gene de ödeyecek imkanı bulamayan kul Allah’a sığınarak huzuru mahşerde borçlularına borçlarını ödeyebilmek için Salih amel peşinde koşar.
Bu amaçla önce İlim öğrenir, bu ilmini hayatına adapte ederek örnek bir insan olarak yaşamaya gayret eder.
Bu amaçla daima maddi karşılıksız, emek verir, sıkıntılara katlanır, gerektiğinde Allah rızası için hayatını verir.(şehit olur)



Hayatını haram ve yalan üzere devam ettirenler, böyle günahlarına ağlayarak yaşayanları daima meczup, aptal olarak nitelendirerek alay ederler.
İnsani namus kavramı onlar için menfaat anlamı taşıdığından , nefsi menfaat olmayan hiçbir iş onlar için doğru değildir.
Halbuki; İnsani olan her iş ilahidir, nefsi olan her iş, hayvani, vahşi duyguların eseridir ve insani değildir.


Günümüz Türkiye toplumunda hayata hakim olan zihniyet maalesef insani değil, Nefsidir.
Bu nedenle insani yaşamaya çalışanlar toplumdan adeta tecrit edilmekte, akılsızlıkla itham edilmekte, takdir edilecek davranışlar, tenkit edilmektedir.


İşte benim hikayemden kısa hikayeler;
1980 yılı öncesindeki hayatım Haram ve Yalan üzerine kurulmuş, Mazlumların gözyaşlarıyla sulanarak hayat bulan bir yolda giderken, yolum cezaevine düştü.
beni bu hayatı yaşamaya adeta mecbur eden çevre ve şartlardan bir anda kurtuldum, atalarımdan genlerime geçen helal ekmek, doğru insani telkinlerin tecellisi ile olacak ki ceza evinde İnsani erdemler doğrultusunda bir çevre ve hayat tarzı benimseyerek yaşamaya çevre edinmeye başladım.
On yıllık cezaevi hayatımda, oniki ayrı cezaevinin dokuzunda kütüphane görevlisi olarak, ciltçilikle, matbaacılıkla iştigal ettim.
Bu yıllarımı kitapların içinde ve pek çok dinli dinsiz mahkûmun arasında geçirmem, hayatı pratiklerle sorgulama fırsatı verdi bana. Öncelikle yalan yanlış bilgilerle mensubu olduğumu iddia ettiğim Dinimin inceliklerini, Allah’ın varlığını inkar edenler sayesinde öğrendim. Onlar inançlarımı alaya aldıkça, fizik,kimya,tıp,psikoloji,matematik,astronomi,hukuk gibi bilimleri güncel ve İslam’i kaynaklardan öğrenerek savunma mekanizmaları geliştirdim. Ve bu vesile ile Allah’a görüyormuşçasına inandım elhamdülillah.
Bu aşamadan sonra artık eski bir determist olduğum halde, sorgulamaları terk ederek Allah’ın Kuran-ı Kerimde bana yüklediği görevlerimi yaşama gayretinde oldum.


İşte mevcut toplum tarafından bundan sonra dışlanmaya başladım, İslam’ın men ettiği hayatı yaşarken beni alkışlayanların sözlü ve fiziki saldırılarına hep maruz kaldım.

Hayatımın devam eden bölümü hep böyle geçti, halende böyle devam ediyor. Toplumun kahhar, egemen çoğunluğu siyaha beyaz diyorsa, sizin beyaz’da ısrar etmeniz tepkiden başka bir işe yaramıyor. Lakin ben bu hayatı toplumu memnun etmek için değil , bana bu hayatı yaşamak için yaratan Allah’ı memnun edebilmek için yaşıyorum.


Bu cihetle çok sık ettiğim şöyle bir duam var “ Allah’ım razı olduklarına uzak olmaktan, Razı olmadığın her şeye yakın olmaktan sana sığınırım, sevdiklerini bana sevdir, sevmediklerinin sevgisini kalbimden uzak eyle. Razı olduğun hayatı bana sevdir. Beni nefsimin esaretinden muhafaza eyle, Amin”


Buradan itibaren nefsi heyecanlarımı değil, kalbimden gelen İnsani sesleri dinleyerek yeni bir hayat nizamı geliştirdim. En önemli düsturum “Kendim için sevdiğimi bütün insanlara layık görmek, kendim için sevmediğimi kimseye layık görmemek” beni aşağılayanlarda dahil herkesi eşref-i mahluk görerek merhametle bakmaya , onlara yardım etmeye , onlardan gelecek eza ve cefaya Allah için katlanmayı hayat nizamı yapmaya çalıştım, her zaman elbetteki başarılı olamıyorum, en azından başarmaya gayret ediyorum.


Bu yeni yolumda pek çok engelle adeta her gün karşılaşmaktayım. Bu kadar nefsani istekleri hayat nizamı yapmış bir toplumda yaşıyoruz, yalnızlık Allah’a mahsus, mecburen insanlarla aynı ortamı paylaşıyoruz, ilişkiler doğal olarak aykırı fikirlerden doğan çatışmalara sebep oluyor.

En fazla mağdur olduğum konu, muhatabımla tartışırken halkı olduğumu ispat ettiğimde ilk belden aşağı vurma 1980 öncesi hayatımdan örnekler verilmesi oluyor. Bu konuda şikayetçi değilim, aksine mutlu oluyorum çünkü son 28 yıllık hayatımın insani olduğunu, eleştirilecek tarafımın olmadığını görüyorum. İnşaallah ilahi hesap gününde de aynı başarıyı yakalarım. Cümle insanlarla birlikte.


Hayat hikayelerimden Bazı örnekler vermek istiyorum.
1987 de Trabzon ceza evinde iken TRT ye mektup yazarak bazı programcıların Türkçe’mizi argo ile kirlettiği ihbarı yaparak bu programlara müdahale edilmesini istedim, Şikayet mektubumu okuyan Müdür;. beni makamına çağırdı sitem etmeye başladı. Bende vatandaşlık görevimi yaptığımı söyleyince Müdür; ne vatandaşı geçenlerde seçim oldu sen oy kullandın mı?,
Hayır müdür bey hükümlüler oy kullanmıyor ki deyince,
Müdür; işte vatandaş olsan oy kullanırdın, senin vatandaşlık hakların şu an yok.
Müdür bey siz bizleri buraya ıslah olalım diye koydunuz, bu argo devletimizin milletimizin istikbali için çok önemli.
Müdür; sen biraz fazla ıslah olmuşsun, bırak onları biz düşünelim.deyince çok şaşırmıştım.
-------------------------------
Bu yazmak istemezdim ama yazmam gerektiğine inanıyorum;
On yıllık cezaevi hayatım sona ermiş sosyal hayatın içindeyim, evlenmeyi düşünüyorum lakin ekonomik özgürlüğümün olmaması nedeniyle evlenmeye cesaret edemiyorum.
Kadınların fıtratı gereği her şeyi isterler, hakları olanı vermek gerekir. Burada görevimi yapamayarak bir kadına karşı mahcup olursam korkusu günümüze kadar bekaretimi korumama sebep oldu.
İnancım cezaevinde kemale erdi bu nedenle kendimi Yusufiyeli olarak telakki ederim, Kaderimde onun hayatından benzeşmeler var, uzaktan tanıdığım ama hayran olduğum, çok beğendiğim bir kadın var, detaya girmeyeyim asla düşünmediğim bir ortamda benimle ilişki talebinde bulununca Allah’ın lûtfu ile diyeceğim kadını ret ettim, sonra bunu nasıl yaptığıma kendim dahi inanamadım, rabbim bu ameli bana nasip etti şükürler olsun.
Bu hatıramı çok özel arkadaşlarıma misal verilmesi gerektiğinde anlatıyorum lakin pek inandıklarını sanmıyorum, Evet bende inanmayanlara hak veriyorum, Bekarım, Beğeniyorum, Sağlıklıyım.
Günümüzün insanının çok az düşündüğü bir gerçeğin etkisi hep gözardı ediliyor.Allah cc. Rızası ve Hesap günü.Bütün mesele burada düğümlenmiş, ya inanarak yaşayacağız, Yada İnanmış gibi davranıp nefsimizin peşinde Kavgave kaos ile hayatımız her iki dünyada azap olmaya mahküm
-------------------------------



Cezaevinden çıktım birkaç yıl kardeşime ait olan otopark işletmeciliği yaptım, Otoparkın bütün maddi manevi sorumluluğu bana aitti düşündüm ki;

84 abone araç var çoğunun anahtarı bize teslim ediliyor. İşçiler gece uyuyor, araba çalınmasından korkuyorum, sigortalar plakası belli olmayan otopark araçları için hırsızlık sigortası yapmıyor, yaparım diyenlerde verilmesi mümkün olmayan prim istiyor.
Düşünüyorum da buradaki araçların bir tanesine ödemeye maddi gücüm yok, bir şekilde meydana gelebilecek zararları tanzim sorumluluğu sadece bende, durum bu, benim ürettiğim hizmet ayıplı bir hizmet ve ben vatandaşı kandırıyorum inancındayım, vatandaştan aldığım ücretin haram olduğuna inandım ve kardeşimi otoparkın sorumluluğunu almaya ikna edemeyince, çok iyi para kazandığım bu işimi bıraktım.
gelişmeleri neticesinde Çevremde dindar insanlar dahi bana hak vermediğini gördüğümde çok hayret ettim.
Kendi düşüncemde kimseye raslamamış olmam büyük hayal kırıklığı oldu benim için

-------------------------------------------
1989 yılında bir vesile Internet teknolojisini öğrendim. Toplumsal bilinçlenmemiz için haber ve forum siteleri yaparak hayat tecrübelerimden öğrendiğim çok önemli tecrübelerimi toplumun hizmetine sundum. Bu arada toplumsal hizmet yapan dernekler, vakıflar,zaman zaman siyasi partilere ücret kaygısı olmaksızın hizmet verdim, halende vermeye devam ediyorum.
İstanbul’da mukim çok önemli bir zatın kurucusu olduğu bir vakfın web sitelerini yapmaya talip oldum, bu arada ücret konusunda sadece zaruri masrafları kabul etmek mecburiyetinde kaldım.
30 aylık yoğun bir mesai sonunda ulvi amaçlar için kurulmuş bu vakfın yönetim kurulundaki tek sponsorumuzun amacının toplumsal hizmet değil, reklam amacında olduğuna emin olduğumuzda bu kişi ile bütün ilişkilerimizi yeniden gözden geçirmeye mecbur kaldım, kendisine hatalarını telafi noktasında telkinde bulunduğumuzda bizi tehdit etmek için çok saçma gerekçelerle hakkımda savcılığa suç duyurusunda bulundu. Artık tahammül sınırlarını aştığından en önemlisi hatalarını telafi noktasında en ufak taviz vermeyeceğine inandığım için kendisini ve oynadığı oyunları vakıf başkanına bazı delilleri ile bildirdim, vakıf başkanı bu zata tavır alamayarak vakıf başkanlığından istifa etme kararı alınca, son çare olarak Bimer’e 18 sayfa dilekçe yazdım, 06/01/2008 de özel kaleme teslim edildiğini öğrendiğim elektronik dilekçeme hala cevap gelmedi, fakat 23/01/2008 de ikametgahıma 08.45 sularında gelen resmi üniformalı polis kıyafetinde üç kişi tarafından darp edilerek bacağımdan 5 cm’lik üç bıçak darbesi ile bıçaklandım tanıyamadığım failler “senin kilon kaç , kimle uğraşıyorsun, akıllı ol kendini öldürtme “ diye tehdit ederek kaçtılar.
akabinde Savcılığa pek çok konuda şikayette bulunarak bazı konuların araştırılmasını istedim. Aradan geçen on ayda bir mahkemeye çıktım, araştırılmasını istediğim konuların hiçbiri hakkında bir gelişmeye henüz şahit olmadım şimdi davacı olduğum konuda zanlı olarak yargılanmaya devam ediyorum.


Çok büyük rüşvet tekliflerini Allah’ın kalbime verdiği inançla ret ettim, Böyle neticeye gidilemeyeceğini anlayan hasımlarım,halen dolaylı tehditler yapmaya devam ediyor, biraz evvel aldığım bir tehdit nedeniyle bu yazımı yazmak ihtiyacı hissettim. Her nefis ölümü tadacaktır, bu dünyada benim yapabileceğim insani bir görev olduğu müddetçe Allah’ım bana hayat ve sağlık nasip eylesin, içinde ne türlü çile olsa bile,
Elhamdülillah Rabbim ahrette sermaye fırsatları veriyor, dünya sermayeleri isteyenin olsun, ben talep ettiğimi buluyorum, şükürler olsun.


Son 28 yıllık hayatımda insani doğruları yaşadığım için maruz kaldığım haksızlıklar nedeniyle şikayetçi değilim, bu örneklere binlercesini eklemem mümkün , uzatmayacağım.
Buradan sevenlerime sesleniyorum, Allah’ta sizi sevsin , susturulmak amacıyla öldürülebilirim, öldürülmem söz konusu olursa failini pek çok kişi biliyor, gerekenin yapılacağına inanıyorum .
son 28 yıllık hayatımda kendime layık görmediğim hiçbir şeyi kimseye layık görmedim, benim katilim olacak cahiller akıbette pişman olup tövbeleri kabul edilip iman ile öleceklerse onlara dahi haklarımı helal ediyorum, iman konusunda mahrum olarak ölenlere en yakınımda, bana en büyük iyilikleri yapanlarda olsa onlara en basit hakkımı dahi helal etmem, Kısacası Allah’ın razı olduklarından bende razıyım, “Allah korusun” kafir olarak ölsem bile,


Bu nedenle insanlardan dost seçerken aklım ve gözlemlerimle o kişinin Allah ile olan samimiyetini gözlemliyorum, bu bilgi ile insanları dost ediniyorum, aksi halde o kişiler bana ne menfaat vaat etseler dahi onlardan uzaklaşmaya çalışıyorum.
Bu garibin hayat hikayesinden bir lahzayı sizlerle bu şekilde paylaştım, sakın bunun altında nefsi bir menfaat şüphesine kapılmayın, yaşadıklarım veya yazdıklarım nedeniyle asla menfaat bir kenara sevgi bile istemiyorum, inancım şudur ki; Kalpler Allah’ın elindedir, Allah’ın dilemesi ile insanlar ancak sevebilirler.sevilirler, kişi sevdikleri ile beraberdir.

Bu nedenle sevdiklerinizi ciddiyetle bir daha gözden geçirin, Akrabalarınızı, Komşularınızı, kullandıklarınızı, yediklerinizi, içtiklerinizi,özlediklerinizi,nefret ettiklerinizi tekrar gözden geçirin, Fakat bu gözden geçirmede ölçünüz kuran ve Sünnet olsun. Allah Yar ve Yardımcınız olsun.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

.YORUMLARINIZ: