.
Cenneti dünyaya akıtmanın formülü
gönül penceresinden YUMUŞAK
HUYLULUK...
O zaman, seninle arasında düşmanlık bulunan kimsenin yakın
bir dost gibi olduğunu görürsün."(41/34)
Enes b. Malik radıyallahu anh, bu ayetin tefsirinde : "O,
öyle bir adamdır ki, başkası kendisine kötü sözler
söylediğinde, ‘Doğru söylüyorsan Allah beni, yalan
söylüyorsan seni af etsin.’der.”
Hilm–Yumuşak Huyluluk

Güzel insanlar her zaman aranmıştır. Kötülerin sesi sel gibi
çok çıksa ve zayiat verse de iyiler pınar gibi ve sessiz
diriltici soluklarını hep insanlığa hediye etmişler ve
kazançlı çıkmışlardır. Hayatı kucaklayan hilm sahibi,
yumuşak huylu insanlar olmuştur.
Çevrenizi gözlemleyin; kaba insanların sert ve kırıcı, kaba
davranışlarının yarattığı duyguyu ölçün; bir de kibar,
nazik, yumuşak huylu insanların etraflarındaki sevgi
halesini düşünün. Birisi ne kadar itici ve iğrenç, diğeri de
ne kadar hoş ve çekicidir. Bütün varlık hoş ve çekici olanın
arkasından gider. Kabalık hastalıktır, Aslolan nezakettir,
iyi, yumuşak huylu olmaktır.
Adamın biri, diğerine: "Sana öyle kötü söz söyleyeceğim ki,
mezara da seninle gelecek." deyince, diğeri: "Hayır, o benim
mezarıma değil, senin mezarına gelecek; çünkü her kötülük,
sonunda onu yapanın yakasını bırakmaz." diye cevap verir.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor:
"Beş şey peygamberler ahlakındandır : Haya, hilm (yumuşak
huyluluk), kan almak, misvak kullanmak, güzel koku
sürünmek." (Tirmizi)
Bir başka Hadis–i şerifte de şöyle buyuruyor:
"Müslüman, yumuşaklığı ile gündüz oruç tutan ve gece ibadet
edenler seviyesine yükselir. " (Taberani)
Adamın birisi şöyle dua eder:
"Ya Rab! Benim kimseye verecek bir şeyim yok, yani hayır
yapacak halde değilim. Kim benim aleyhime bir şey konuşursa,
ben ona hakkımı bağışladım, ona bir sadakam olsun."
* * *
Her zaman diliminin kendisine has olumlu ve olumsuz yönleri
vardır; çünkü hayat zıtlardan meydana gelmektedir.
Yaşadığımız zamanın belki de en belirgin özelliği, saygının
ve sevginin azalmasıdır. Değer yargısı olarak maddenin
(paranın) öne çıkması, her davranışı çıkara göre eğip
bükmüştür ve insanları kaba ve hırçın yapmıştır. Bir yerde
kabalık saltanat kurmuşsa, orada yaşamak eziyettir. Bu
hayat, uzun zamanda insanı kendine yabancılaştırır.
Özellikle büyük şehirlerin yaşam yoğunluğu, bunun doğurduğu
stres, insanları sabırsız hale getirmiş ve dokunsan
patlayacak bombalar konumuna düşürmüştür. Maalesef, bombanın
arkasına düşen güvenlik güçleri var da, insanın sonsuzluğunu
alıp götüren bu görünmez bombayı zararsız hale getirecek bir
el yok! Trafikteki basit bir münakaşa cinayetle
sonuçlanabiliyor, cebindeki küçük bir para için cana
kıyılabiliyor!... Ve bütün bu durumlar kanıksanıyor,
kimsenin kılı kıpırdamıyor!
Ailede, okulda, iş yerinde, sokakta, toplumun başka
birimlerinde insanı insan yapan yumuşak huyluluk, nezaket,
iffet, rikkat, nesafet, letafet, uhuvvet… (Maalesef bunların
da anlamlarını bilmiyoruz.) gibi güzel ahlak gitmiş, yerine
kabalık, saygısızlık, vefasızlık, sevgisizlik, bencillik…
gibi kötü ahlâklar gelmiştir. (Hayatı çekemiyorum, diyenler;
içinizdeki kötü ahlâkları çekip atın, hayat nasıl cennete
dönüşecektir, hayretle göreceksiniz.)
Efendimiz buyuruyor:
"Üç şey vardır ki, bunlardan biri kendisinde bulunmayan
adamın hiçbir şeyine itibar etmeyiniz. Bunlar: kendisini
isyandan koruyacak takva, adi kimselerden kendisini
koruyacak hilm ve insanlarla geçinecek güzel ahlak." (Ebu
Nuaym'dan )
Bütün mesele, Müslümanın dinini iyi bilmesi ve onu
yaşamasıdır. Cehaletten daha büyük düşman yoktur. Ne yazık
ki, günümüz insanı cehaleti bir madalya gibi hep boynunda
taşımaktadır.
Cehalet nedir? Allah'ı bilmemektir. Peygamberi tanımamaktır.
Ahirete inanmamaktır. Hal böyle olunca, Allah'ın yarattığı
ve en büyük sanat eseri olan insan da tanınmamaktadır.
Bundan daha büyük bir zulüm mü olur? Bu sayılanlar yalnız
bireysel planda değil, toplumsal alanda, ülkeler arasında da
cereyan etmekte, güçlü, zayıfı yok etmeye çalışmaktadır ve
bütün bunlara da "Çağdaş demokrasi" denilmektedir.
Yine bir Hadis–i şerif de Efendimiz sallâllahu aleyhi ve
sellem şöyle buyuruyor:
"Bilmiş olunuz ki insanlar çeşitli tabakalarda
yaratılmıştır. Kimi geç kızar, çabuk barışır; kimi çabuk
kızar, çabuk barışır. Bunlar birbirine yakındır. Kimi çabuk
kızar, geç barışır. Bilmiş olunuz ki bunların en hayırlısı,
geç kızıp çabuk barışan; en kötüsü de çabuk kızıp geç
barışandır."
Bir başka sözünde de:
"Karşılıklı kötü söz söyleyenler, birbirinin şerefini
zedeleyen iki şeytandırlar. "
İmam–ı Şafii rahmetullahı aleyh' in de güzel bir sözü
vardır:
"Kızdırıldığı zaman kızmayan eşektir; kızgınlığı geçtikten
sonra barışmayan da şeytandır."
* * *
Modern zamanlarda her şeyimizi dünya menfaatine ve nefse
göre ölçtüğümüz için, değer yargılarımızı kaybettik. Fakat
her şeye rağmen sabırla ve güzel ahlâkla çağın hayat
algısına direnmek, müslümanın en önemli görevi olmalı ve
bunu ahlâk yapısı haline getirmelidir. Kendimize yapılan
kabalıklara karşı aynı kabalıkla cevap vermek gibi bir
davranışımız asla olmamalıdır. Mevlâna'nın sözünü
hatırlayalım:
"Köpek beni ısırdı. Ben insandım, onu ısıramazdım; dudağımı
ısırdım."
Siz siz olunuz, iki dudağı arasında köpek tüyü ile
dolaşandan köpekten kaçar gibi kaçın; dudağı kanamalı insan
arayın.
Yine Sevgililer Sevgilisi buyursun:
"Allah–u Teâla bir ev halkını sevdiği zaman onların arasına
yumuşaklık (uysallık) sokar da tatlı geçinirler."
Adam gibi adam odur ki kendisine kötülük edene o dua ve
istiğfar etmiştir ve böylece yükselmiştir. Allah aşkıyla
taşan gönül katilini bile af eder. Olur, mu demeyin, olur
olur!
Âlemlerin Efendisi buyurdu:
"İlim, müminin samimi dostu, hilm veziri, akıl delili, amel
fayda ve koruyucusu, rıfk (tatlılık) annesi, mülayemet
(uysallık) kardeşi, sabır ise ordu kumandanıdır." (Ebu'ş
Şeyb'den)
* * *
Peygamberlerden biri ümmetine:
"Kızmamak üzere bana söz veren, derece bakımından benimle
olduğu gibi, sonunda da benim halifem olur." dedi. Gencin
biri, "Ben varım, bunu en iyi olarak ben yerine getiririm,
kimseye kızmam." dedi ve sözünü yerine getirdi, nihayet onun
yerine geçti. Bu genç Zü'l– Kifl adındaki peygamberdir. Buna
Zü'l – Kifl denmesi, kızmamaya söz verdiği, yani bu kefalet
altına girdiği ve sonra da sözünde durduğu içindir.
Kızan insan aynaya baksa kendinden utanır: Kükrer, rengi
değişir, şuursuzca sağa sola saldırır, ağzından salyalar
akar, gözleri kızarır, burun delikleri açılıp kapanır,
suratı insan suratı olmaktan çıkar… O anlar, insanlıktan
istifa edildiği anlardır. Ölüm gelip çatsa, müflis diye
gidecek..
Gerçekten insan olmak, insanca yaşamak en büyük sanattır. Bu
sanatı bize bağışlayan San'i olan Allah–u Teala'ya sonsuz
şükürler olsun..
www.beyan.com.tr
D. ALİ TAŞÇI
dalitasci@yahoo.com
|