.
GÖNÜL HUZURU & DEPRESİF HALLER!
58 Yıllık bir hayat. Gökkuşağında bile olmayan, hayatın
bütün renklerini tanımış, Kimi zaman baştan aşağı o renge
bürünmüş, kimi zaman bütün renkleri inkâr ederek, Kâh beyaz,
kâh siyaha bürünmüş.
Acılar çabuk unutuluyor, ne kadar derin yaralar bırakmış
olsa bile, vücudumdaki kurşun ve bıçak yaraları, benzine
bulanıp yandığım, alevleri söndürebilmek için kendimi egenin
sularına attığım günlerin hatırası olan cilt izleri hala
varlıklarını sürdürse de artık acı vermiyorlar.
Bilakis hayat serüvenimin tatlı anıları gibi hayallerimi
süslüyorlar, dost meclislerinde o anları anlatırken acı
çekmek bir yana keyifte alıyorum aslında,
Bilmem ki gönlüm “ot geldim saman gitmiyorum” diye
haykırması bu şekilde tezahür ediyor olmalı.
Kısacası Dünyada, Türkiye’de, İstanbul’da Mahallemde,
sokağımda, evimde olan bitenden haberim var.
Güzel olanlar elbette mutlu ediyor, yanlışları yutmuyorum,
görmemezliğe gelmiyorum,.
Aklımla, bedenimle kötülüklere engel olmak, kötülükleri Kaf
dağındaki mağarasına hapsetmek, iyiliklerin her nefsin malı
olmasını sağlamak için, gücümün imkânlarını zorluyorum,
zorluyorum çünkü az ile yetinme lüksüne sahip değilim,
olunca bütün güzellikler insanlığın olmalı.
Bu hayat ot gelip ineklere yem olup süt olarak yok olmak
değildir. Kendime has eserlerim olmalı, süt gibi genel
değil, özel olarak adıma eserler olmalı.
Hayatın kısa bir merhalesi olan Dünya hayatımı bir yerlerden
seyrederken eserlerimin keyfini sürmeliyim, cefasını değil.
Cefaları Dünyada yaşadım, ötelerde de cefa olacak ebedi bir
istikbal istemiyorum.
Bu nedenle herkesin derdi benim derdim
oldu. Herkesin mutluluğuna bir basamak katkıda
bulunabilirsem mutlu olurum, katkım olmadıysa mutluluklarını
sadece seyrederim, mutluluklara asla
gölge olmak istemem.
Hayatının ötelerinde cefalar sezinlediğim kim olursa olsun,
bana ne demem ilgilenirim, onun sefasına vesile olmak mutlu
ediyor beni, bedenim acı çekse bile gönlüm gülistan.
Günümüzde bunu anlayan çok az, Bu nedenle buralarda günün
imkân olan her vaktinde insanlığın istikbalinin sefa
olmasına tohum atıyorum, hasadını kim toplarsa toplasın,
helal ve mübarek olsun, afiyet olsun.
Kimseden alacağım yok, kimseye borcumu inkâr etmiyorum.
Hayatını, kötülükleri Kaf dağındaki mağarasından çıkarıp
insanlığın hizmetine sunanlarla savaşım var, onları
insanlığa servis ettikleri nefsi zevklerinin günahları
içinde bırakmak istemiyorum. Bir doktorun hastasındaki
yaraları neşterle kazıyıp vücuttan attığı gibi,
Ulaşabildiğim bütün kişilerin gönüllerindeki hastalıklara
neşter olmak istiyorum, şifa olmak istiyorum, sadece
istemiyorum, gereğini yapmaya çalışıyorum.
Yok ya bu kadarı? Diye başlayan itirazlara aldırmıyorum.
Evet, bu kadar
Buraya kadar anlatılanlar gönül huzuru düşüncelerim.
Depresif hallerime gelirsek sizlerden yardım istiyorum. Evet
siz okuyucularımdan.
Çevremdekilerden aldığım telkinler beni mutmain etmiyor.
Birileri boş ver diyor, bir diğeri seni düşünmeyenleri sen
hiç düşünme yak bütün gemileri diyor.
Evet 180 derece zıt telkinler beni ikna etmiyor. Size
soruyorum Allah cc. belki bir dostunu vesile kılarda buradan
gönlümün huzur bulacağı bir kararı bana telkin eder diye
umuyorum.
Tanıyanlarım olayları biliyor. Bilmeyenlere izah etmeye
çalışıyorum;
Beni kendi yerinize koyun ve öyle düşünün.
Sadece toplumsal hastalıklarımızın tedavisine adanmış bir
mesainizi maddi hiçbir beklenti olmadan, samimi, özverili,
yoğun bir mesai içindesiniz. Bir kurum sizin amaçlarınız
doğrultusunda faaliyet gösterdiğini görüyorsunuz. Her zaman
olduğu gibi bu kutsal mesaide benimde tuzum bulunsun
amacıyla teklifte bulunuyorsunuz, kurum sponsoru zat kabul
ediyor, Aylarca sadece masraflar karşılığı ücretsiz
faaliyette bulunuyorsunuz. Kurum sponsoru zat sizin birçok
alanda daha istihdam etmek istiyor, emsallerinin %25 miktarı
bir ücretle istenilen bütün talepleri yerine getiriyorsunuz.
Kurumunuzun ilan edilen amacı bütün Türkiye’de Eğitim,
Kültür, Sanat, Spor alanlarında bilhassa çocuklar bazında
projeler geliştirmek.
Uygulama ilk bir yıl gelişim sürecinde kimse bir anormallik
fark etmiyor. İkinci yıldan itibaren faaliyetlerin kalıcı ve
yayılıcı olmayıp tamamen reklâm amaçlı olduğunu fark
ediyorsunuz. Kalıcı önemli hizmetlere yatırım yapılmazken,
geçici reklâm organizasyonlarına milyon dolarlar harcanıyor.
bakıyorsunuz ki sponsor zat sağladığı şöhretle “mesela!”
önemli bir partiden vekil seçiliyor ve meclise giriyor,
“mesela” bakan oluyor. (Tamamen benzetmedir)
Şimdi kurum olarak ve sizin beklentiniz ne olurdu?. Ben
kurumumuzun kutsal hizmetlerinin devlet teşviki ile hukuka
uygun projelerine birçok örnekte olduğu gibi devlet
desteğinin sağlanmasını bekledim.
Bu sponsor zat ne yaptı?, Kendisini fedakarlıkları vesilesi
ile şöhret yapan kurumuyla ilişkilerini tamamen kesti.
Arkasında kendisinin başlattığı birçok proje borçları
bıraktı.
Baştan beri Kurum yönetimindeki toplumsal marka olmuş
üyelerden bağımsız davranan sponsor kişinin kurumu kendi
amaçları doğrultusunda kullandığı ortaya çıktı.
Yönetim kendisiyle mücadele etmek yerine topyekûn istifa
ederek olabilecek kaostan kurtulmayı tercih etti.
Şimdi bu kişi için siz ne yapardınız?
1-Yönetim Kurulu gibi başınızı alıp gider, kişiyi Allah’a mı
havale ederdiniz?
2-Mağdur olan, akamete uğrayan hizmet ve hizmetliler ile
birlikte sokaklara dökülür, basına malzeme olarak, sponsoru
deşifremi ederdiniz?
3-Bu kişinin amacı “mesela!” bakan olmak ise onu Başbakana
el altından şikâyet mi ederdiniz, Şikâyet etmiş olsanız ve
aylarca cevap alamamış olsanız ne yapardınız.
4-Bu kişi kendi ayıplarının açığa çıkmaması için “yavuz
hırsız ev sahibini bastırır” misali yalancı şahitlere
dayanarak şikâyet davaları açmış olduğu halde.
Bu zat sizi susturmak, yıldırmak için tetikçilerine evinizi
bastırmış, bıçakla yaralanmanızı sağlamış olduğunu düşünün.
Siz hala kurumun adını ve geçmişini zor durumda bırakmamak
için susmaya devam mı ederdiniz.
5-Size teklif edilen "sus" payını alıp ( Bu dünyayı sen mi
düzelteceksin diyerek) köşenize mi çekilirdiniz?.
( Teklif edilen bu payın dünyada ve ahrette huzur
vermeyeceğine inananlardanım.)
Önemli not: Benzetme olarak siyasi bir olaya benzedi,
siyasiler kusura bakmasın kurumsal olarak sivil toplum
faaliyeti olduğundan , çarpıcı olması için böyle yazdım
siyasiler alınmasın lütfen.
2. Not: cevaplarınızı buradan yorum sayfasına yapacağınız
gibi, uzun nasihatlerinizi fatihten@gmail.com adresine
yapabilirsiniz. Teşekkür ederim |
Geçmişim diye konu ettiğin hayatını avantür bir film gibi tarif etmişsin, Böyle bir hayatı yaşayıp sonra toplumsal mücahit olan kimseyi görmedim, siz başarmışsanız gerçekten kutlanmaya değer birisiniz.
Kendinizden ve Görevlerinizden konu ederken çok kusursuz, Çok başarılı olarak açıklama yapıyorsunuz. Bu sizin iddianız, devrimizde en büyük kötülükleri dahi yapanlar ben aslında doğru yapıyorum derler.
Allah’ta “onlar hayırlı bir iş yaptıklarını sanırlar, yaptıklarını yüzlerine çarparız ve hak ettikleri cezayı onlara veririz.” Diyor.
Siz bu durumun neresindesiniz bilmiyorum., sizi tanımış olsaydım daha kolay yardımcı olurdum.
Samimi olduğunuzu düşünerek sizi Adnan Kahveciye, Recep Yazıcıoğluna, Bir açıdan Malkom X ‘e, gibilerine benzettim.
Dünyada İblis görev başında, İblise tabi olan şeytanlarda İblise hizmet etme yarışında,
Ya iman edenler?, Ya vatan millet Sakarya diyenler! Siz nerdesiniz?
Durumunuzu anlıyorum, mevcut hukuka göre olayları ispat etmek için şahit’e ihtiyaç vardır. Eğer delilin ve şahidin yoksa Resulullah sav. Gibi sus ve Allahın tecellisini bekle, eğer kendini ispat edecek gücün şahidin delilin varsa susmak senin için en büyük zillettir.
Bu kişinin yapacağı her kötülükte seninde payın vardır.” Zulmü seyretmeyin ya orayı terk edin yada mani olun, zulmü seyreden zulme ortaktır. Ayet.
Allah yar ve yardımcın olsun, sizden haber almak, yazışmak isterim, sitenizdeki ilkeli yayınlarınızdan dolayı hepinizi tebrik ederim.
Abdurrahman sedef