.
Et kokarsa tuz, tuz kokarsa ne?

TUZ KOKARKEN NEYİ KOKUTTUĞU ÖNEMLİ

Anayasa değişikliği tartışmaları yaşanmadan önce neredeyse herkes "Türban yasağına karşıyız" diyordu. Sonradan bazıları "karşıyız ama..." demeye başladılar. Türban yasağının en ateşli savunucusu Baykal bile son konuşmasında; türbanın dinin kesin emri olmadığı ama isteyenin takabileceği fetvasını verdikten sonra "türban sorununu ancak bizim iktidarımız çözebilir. Çünkü bu iktidar sabıkalıdır" dedi. Demek istiyordu ki Baykal, bu iktidar laikliğe karşı olduğu için yasağı kaldırırsa bu laikliğe aykırılık olarak algılanır ama biz zaten laikçi olduğumuzdan böyle algılanmaz. Yani Baykal da gerçekte türbanla laiklik arasında illiyet bağının olmadığını söylüyor.

Eğer başsavcı böyle bir illiyet bağının varlığını iddia ediyorsa basından başlamak üzere tüm partilere kapatma davası açması gerekmiyor mu!
Tekrar ediyorum; hukuk teknik bir konudur. Objektiftir. Somut delillere dayanır. Evrensel ilkeleri vardır. Kişilere göre değişmez. Ve hukuk olmadan bir arada yaşamak imkansızdır. Her sorunun, her ihtilafın çözüm adresi hukuktur. Hukukun da uygulayıcısı yargı kurumudur. Yargıçlar, cübbelerini giymek üzere ceketlerini çıkarıp bir kenara koyarlarken siyasi görüşlerini de ceketleriyle beraber çıkarmalıdırlar, çıkarabilmelidirler.

Bana göre geri kalmışlığımızın en önemli nedeni de yargıdır. Siyasi konularda bu kadar cesur ve atak olan yargı yolsuzluklarda neden etkisiz kalmıştır? Zaten geçmiş iktidarların usulsüz ve yolsuz icraatları engellenebilseydi eğer bugünkü iktidar da olmayacaktı, dolayısıyla laiklik sorunu da olmayacaktı!

Et kokmasın diye tuz kullanılır. Demokrasi rejiminin tuzu yargıdır.

Et kokarsa tuz, tuz kokarsa ne? Tabii ki felaket.

Bu nedenle yargıya olan güveni zedelememek, tartışılır hale getirmemek gerekir.
Bu konuda en fazla hassasiyet göstermesi gerekenler de bizatihi yargı mensupları olmalıdır.
alıntı: http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=98954
-------------------------------------------------

Ateş düştüğü yeri yakıyor, Tabii bazı pak gönüllü dostların da gönülleri yanar,"Allah Eksikliklerini göstermesin"
12.12.2007 çalıştığım işyerindeki etkili kişilerden biriyle bir konuda ayrılığa düşüyoruz,
Kendi sebep olduğu yanlışlıkların faturasını masum kişilere kesmeye kalkıyor, etkili ve yetkili bu kişiye alet olmak gibi bir lüksüm olmadığı için, Adalet anlayışım, mazlumun yanında olmamı gerektirdiğinden , olmam gereken yerde oluyorum.
Sen misin kral çıplak diyen, Beğen belalardan belaları, Kalleşliklerden kalleşlikleri,
Olay cümle alemin gözleri önünde cereyan ediyor, olaya yine aynı kurumda etkili ve yetkili kişiler şahit,
Fakat geçim derdi, Bela ve İftira korkusu bu mümtaz kişilerin sözlerini, nefeslerini bitiriyor, her biri çeşitli bahanelerle, Olaya müdahil olma görevlerini suiistimal ediyorlar,
Sen misin dünyayı düzeltecek, Sana mı kaldı mazlumu savunmak, Etin ne budun ne , kiminle dans ediyorsun oğlum, Sen kafayı yemişsin birader, Daha neler neler.
İşin tuhafı Adalet anlayışım gereği kendilerine sahip çıktığım "Mazlum" rolünde olanlarda bir kenara çekildi, gariptir bazıları da karşı safta aleyhimde şahitliğe soyundu !!!!
Elbette biz çevremizi değil , yarın herkesin kendi nefsinin derdine düşeceği mahşer günü sorumluluğu ile Kuran-ı Kerim deki emirler doğrultusunda davranmaya devam ettim,
İşten Kovuldum, Hiçbir özlük hakkım ve alacaklarım ödenmedi ve inkar edildi; Olsun rızkı veren Allah'tır dedim, ve mutlaka helalleşeceğimiz günün çok uzakta olmadığına olan inancımla kenara çekildim, dava açtım,
Uğradığım haksızlıkları daha üst makamlara duyurmakla tehdit ettim, evime (Polis kılığına girmiş 3 kişi) baskın yaparak bacağımın 3 yerinden bıçakladılar, (Akıllı ol kendini Öldürtme) diye tehdit ederek sabahın köründe kaçtılar. Tabii gene tevekkül ettim, Çünkü Allah'ın takdir etmediği hiçbir bela insana ulaşmaz, İmtihan dedik, gittik derdimizi Polise, Savcıya anlattık,
Şüphelendiğim, düşmanım olabilecek kişilerin adlarını verdim, Telefonlarının, Banka hesaplarının ve evimi arayan telefonların tespit edilmesini istedim. Aylardır ne savcı çağırdı ne mahkeme, 03.04.2008 günü savcılık kalemine uğradım, beni bir mahkeme kalemine yönlendirdi, bu mahkeme kaleminde , 12.09.2008 günü duruşmam olduğunu öğrendim,
Şimdi soruyorum " GECİKEN ADALET, ADALET MİDİR ? "
Her 5-10 yılda bir çıkarılan Af kanunları ile suç ve suçlu üreten bir toplum olduk, Sonra mahkemeler tıkanıyor, duruşmalar mevsimler hatta yıllar sonraya atılabiliyor,

Elbette Mahkemelerin bu konuda haklı gerekçeleri vardır.
Hele en basit konuları dava eden insanlar,öncelikle buna sebep olmaktadırlar
Bu gün Türkçe gönüllüsü bir arkadaşım , İnternet üzerinden kendisine hakaret eden biri hakkında dava açmak için savcılığa şikayette bulunmuş.
Savcı kendisine;bu basit nedenlerle hukuku neden meşgul ediyorsunuz diye sitem etmiş
Arkadaşım; Bu davayı açmadığı takdirde benim kişilik haklarım,onurum ayaklar altına alınıyor , Ne yapmalıyım ?
Ve 7 ay sonraya duruşma günü alarak savcılıktan ayrılmış.

Eskiden duruşmalar en fazla bir ay sonraya gün atardı, isyan ederdik, şimdi ilk mahkeme on ay sonra
Ya savcılık soruşturması, Haberim yok, bana da bir şey sormadılar, Ya acil araştırılması gereken soruşturma sonuçları ?
Onların akıbetini mahkemede öğreneceğiz, Davalı birkaç duruşmaya gelmedi mi, al sana birkaç sene uzatma,Dava neticelense; Yargıtay aşaması, şimdilerde olmadı Avrupa İnsan hakları mahkemesine itiraz davaları,
.......................................................................!
Benim ömrümün bu kadar uzun olduğuna inanmıyorum.
Zamana yenildim, Yaşadığımız Kaosa yenildim.
Rüşvetsiz, Torpilsiz hak aranamamasından yıldım.
Suçluların hep af edilmesine, Vatandaşlık görevini yapanların asla mükafatlandırılmamasını kabul etmiyorum.
Suiistimal edenlerin haklı, yanlışı seslendirenlerin suçlu ilan edilmesine katlanamıyorum.
Lanet olsun gideceğim ve mutlu olacağıma inandığım yer yüzünde hiçbir yer yok.
Ülkemi, Vatanımı, Ne kadar kötüde olsa İnsanımı seviyorum.
Lakin yaşamakta yaşayamıyorum, yeter artık, çekin ipi, kırın kalemi, bitsin bu lanet haksızlıklar benim için.
Mahkemeler herkes için gereklidir, o kürsülerde oturanlarda, o makamlarda oturanlarda bir gün bu Kaos hayatın acısını çekerler,
çektiklerini görüyoruz da; aileden, sağlıktan, huzurdan,
çıkıyor bir yerlerden.
Bu gün hakim karşısında masum olduğunu haykırarak isyan eden,
Dünün yetkili etkili kişileri;
Sizin başınıza gelenler,
Bizlerin Ahhhhhh'larımızın, semadan gelen aksisedasıdır.
Anlamak ve yaşamak, Hayatımıza medeni bir dünyayı kazandırmak dileği ile

Konu ile ilgili ibret alacağımız Ayetlerden bazıları:
Nisâ 135
(Medenî 92) Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendini, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hislerinize uyup adaletten sapmayın, (şahitliği) eğer, büker (doğru şahitlik etmez), yahut şahidlik etmekten kaçınırsanız (biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

Mâide 8
(Medenî 112) Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) tır. Allah'a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir.

Nûr 24 (Medenî 102) O gün dilleri,elleri ve ayakları, yapmış olduklarından dolayı aleyhlerinde şahitlik edecektir.

Furkân 72
(Mekkî 42) (O kullar), yalan yere şahitlik etmezler, boş sözlerle karşılaştıklarında vakar ile (oradan) geçip

12/09/2008 Cuma günü saat 09.15 de İstanbul Fatih 3. asliye ceza mahkemesinde konu ile duruşmam var ilgilenenlere duyurulur.
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

.YORUMLARINIZ: