|
TÜRKÇEMİZ ve ZİHİN
KARIŞTIRAN MÜDAHALELER
Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren Atatürk'ün kurduğu
Türk Dil Kurumu TDK, Türkçemizin doğru konuşulmasına,
Yabancılardan gelen yeni kelimelerin Türkçeye kazandırılması
konusunda araştırma yapmasına, Hayatımıza yeni giren
keşiflerin, örf ve adetlerin, deyimlerin adlandırılmasına
katkı sağlamakla görevliyken, TDK sadece Türkçe grameri
konusunda faaliyet göstermiş, yayınladığı sözlüklerle
Türkçemize hizmet ettiğini sanmıştır.
Bu arada dinimiz İslam nedeniyle dilimize geçen, birçoğu
Osmanlı döneminde devşirilerek Türkçeleştirilen Arapça
kelimelere savaş açan TDK, Batıdan gelen kelimler konusunda
kalemini oynatma ihtiyacı hissetmemiştir.
Geldiğimiz 2012 yılında hatasını anlamış gibi görünün TDK
bir dizi önlemler başlatmış lakin çalışmalar bir arpa boyu
gidememiştir.
Burada işleyeceğim konu Arapça, Farsçadan dilimize geçen
kelimelerin deforme yapılarak, iğdiş edilerek, edepsiz
manalar yakıştırılarak topluma kabul ettirilmiş olmalarıdır.
İslam dini gereği vatandaşlarımız Arapça kökenli isimlere
tarih boyunca rağbet etmiştir. Bu isimlerin "din" ile
bitenleri, bir dönem "tin" alarak nüfus kütüklerine
kaydedilmiş ve artık kabul edilmiş olarak görüyoruz.
Mesela;
Necmeddin, Anlamı; Dinin yıldızı demektir.
Necmettin, İncirin yıldızı demektir.
Gıyaseddin (Gıyâseddin)
Dinin Yayılmasına Katkıda Bulunan, Dinin Yaygınlaşması için
çalışan tebliğci.
Gıyasedtin (Gıyasettin)
İncirin Yayılmasına Katkıda Bulunan.
Saadeddin (Saâdeddin) Dinin Mutluluğu, Dini Kutlu Kılan; İyi
Dindar, Dinin Kutlu Kişisi;
Sabahaddin, Dinin Güzelliği, Güzel Dindar
Salahaddin, Dinine Bağlı, Dindar;
Sadreddin, Dinin Önderi, Dinin Başı, Dinin İleri Gelen
Kişisi, Dinin Kalbi, İyi Dindar, Güzel Dindar, Alim Dindar;

Bu örnekleri yüzlercesini buraya yazman istemiyoruz, "tin"
eki gelen isimler incir anlamı taşır, aslında ismin kökeni
olan Arapçada "din" eki şeklinde kullanılmaktadır. Ülkemizde
de bu isimlerin kullanılması Arapça ve İslam dini gerekçe
gösterilerek kullanılmaktadır.
Bir dönem nüfus memurları "kasıtlı, yada kasıtsız" yapmış
oldukları kayıt hataları mutlaka düzeltilmesi gerekirken,
TDK ve Türkçe gönüllüsü yazar çizer takımı hiçbir sorumluluk
hissetmeden anlamı bozuk isimleri "doğru" olarak kabul
etmektedirler.
TDK'yı şimdilik boş verelim, Ömrünü Türkçeye adamış, Türkçe
gönüllüsü Sayın Hüseyin Movit, Her cumartesi günü saat
11.30-12.30 arası İstanbul Eyüp'te merkezi bulunan DED, Dil
ve Edebiyat Derneğinde, Konuşamadığımız Türkçe konulu
söyleşide bulunuyor. Bu derslerine zaman zaman bende
katılıyorum. Bu hafta yeri geldi bu konuyu tekrar kendisine
sorduğumuzda isimlerdeki "tin" ekinin doğru olduğunu
savundu. (Nüfus memuru yazmışsa, kanun bunu kabul ediyor,
kendisi adını beğenmiyorsa mahkemeye başvursun "din "olarak
değiştirsin diyerek olayı meşrulaştırmasını kabul
edemediğimden dolayı bu yazıyı yazman mecburiyetinde kaldım.
Bundan sonrasını sayın hocam Hüseyin Movit'e atfen
yazıyorum, Bir kelimenin Türkçesi yoksa orijinalini
kullanıyoruz, otomobil, radyo, teyp, elektrik, elektronik,
telefon, monitör, enerji gibi binlerce batı kökenli kelimeyi
yazım olarak olmasa bile telaffuzda olduğu gibi
kullanıyoruz, Dilimizi zorlaya, zorlaya. söz konusu Arapça
olunca neden manayı bozacak devşirmelere göz yumuyoruz?.
Kaldı ki bu Arapça düşmanlığı isimlerle sınırlı değil,
birçok önemli kelime manası iğdiş edilmiştir, iğfal
edilmiştir.
Aşağıda birçok örneğini verdiğimiz kelimenin anlamını
korumak önce TDK'nın ve gönüllü olarak sizlerin görevi değil
mi?, Bazı memurların hatasını (Cumhuriyetin ilk yıllarında
bu davranışın kasıtlı yapıldığı bilgisi vardır) şimdi doğru
kural olarak kabul etmek ne kadar doğrudur?.
Amel: Sözlükte "davranış, hareket, iş, çaba, emek, çalışma
ve eylem" anlamlarına gelen "amel"; din dilinde, niyet ve
iradeye bağlı olarak yapılan dünya veya âhirette ceza veya
mükâfat konusu olan iş, davranış ve bilinçli yapılan fiile
denir. Bir iş, fiil ve davranışın amel olabilmesi için
iradeli ve bilinçli yapılmış olması gerekir. İrade, kasıt ve
bilinç bulunmayan fiil, amel olmaz. Dolayısıyla "amel"
fiilden daha özeldir. Her "amel", fiildir ama her "fiil",
amel değildir. İnsanın dışındaki diğer canlıların eylemleri
fiildir fakat amel değildir.
Amel;Günümüzde yaygın olarak "ishal" anlamında
kullanılmaktadır.
Çelebi; Efendi, nazik ve kibar. Şehir terbiyesi almış
okuryazar kimse. Osmanlı devletinin ilk devirlerinde
şehzadelere verilen unvan. Musa Çelebi, Süleyman Çelebi.
Mevlevi tarikatının başı bu adla anılırdı.
Çelebi; Günümüzde yayın olarak "Koyunun olmadığı yerde
keçiye Abdurrahman çelebi derler" şeklinde kullanılıyor. Bu
kelimenin anlamı " Allah'a itaatkar, efendi, nazik, kibar"
demektir.
Haraç: Sözlükte "toprağın geliri" anlamına gelen haraç,
fıkıhta toprak vergisi demektir Haraç aslen, savaşta
fethedilip gayrimüslimlerin elinde bırakılan araziden alınan
vergidir
Ayrıca, Müslüman devletin himayesine giren, askeri himaye
alan gayrimüslim devletlerden alınan paraya haraç
denilmiştir.
Haraç: Günümüzde haksız olarak, eşkıyalık yöntemleriyle
alınan para anlamında kullanılıyor, (Osmanlı devleti Fransa
dan sekiz milyon altın "haraç" alıyordu) şeklindeki bir
tarih bilgisi, bu nedenle gençlerin "Osmanlı eşkıyalık
yapardı" şeklinde algılanmaktadır. (Bu paranın alınış
nedenini soruşturan olmuyor maalesef)
Millet Ar. millet, Çoğunlukla aynı topraklar üzerinde
yaşayan, aralarında dil, tarih, duygu, ülkü, gelenek ve
görenek birliği olan insan topluluğu, ulus.
Kavim, Ar.- Aralarında töre, dil ve kültür ortaklığı
bulunan, boy ve soy bakımından da birbirine bağlı insan
topluluğu, budun.
Birbirlerinden bu denli farklı manalar içeren bu iki kelime
toplumun her kesiminde karıştırılarak kullanılıyor,
Politikacılar, Bürokratlar, Haberciler "Türkler ve Kürtler"
kavramını birlikte kullanıyor. Türkler bir millet olmasına
rağmen Kürtler bir kavim olduğu halde Millet gibi anlam
yükleniyor. Bu kullanım şekli milli birliğimize darbe vuran
en büyük etkenlerden birisi olmuştur.
1- Türkler için kavim, ırk anlamı oluşmuş. 2- Kavim olan
Kürtlerin millet olduğu anlamı oluşmuştur.
NÂFİLE
Kuran-ı Kerimde "nafile"
Üstüne üstlük yapılan, Daha fazlasını yapmak, Bağış, hibe,
ganimet malı, zorunlu olmaksızın yapılan iş.
Farz veya vacip namazlar dışında kalan ve Resûlullah
(s.a.s)'ın kıldığına dair rivayet bulunan namazlar demektir.
Türkçe kullanımda "nafile"; yararsız, boşa giden, boş, işe
yaramayan. boşu boşuna, boş yere.
Gibi anlamlarda kullanılarak, İslam'ın Sünnet hükümlerini
yaşayanlar için olumsuz bir belirleme yapılmaktadır.
Nafile yapıyorsun, Yaptığın iş nafile uğraş, nafile gittim
geldim gibi.
Kâmil: Olgun, akıllı, ne dediğini bilen, tekâmül etmiş
insandır.
Kamil: Avanak, anlayışı kıt, izahtan yoksun kişilere verilen
sıfat olmuş. (Maalesef)
ESER: Türkiye Türkçesi
Ağızları Sözlüğü "eser" : -Emek sonucu ortaya konan ürün,
yapıt:,- Büyük demir çivi. -Arının iğnesi. -Sar'a.
-Delilik. -Evlerde kiremit altlarına konulan tahta.
Kökeni Arapça olan Eser kelimesi ne kadar doğru kullanılıyor
olsa da yukarıda gördüğümüz şekilde çok farklı anlamda
kullanıldığı yerler var. Bir tarafta övünülecek anlama
gelirken, diğer tarafta deli, sara hastası anlamında
kullanılmaktadır.
Zühtü: Her türlü zevke, nefsi isteğe karşı koyarak kendini
ibadete veren.
Zühtü: Kişilerle alay edilmek istendiğinde kullanılan isim.
Oğlan: Erkek çocuğa verilen isim, başına sıfat
getirildiğinde hakaret olmaktan çıkan kelime.
Karaoğlan: yıllarca bu ülkede başbakanlık yapan bir
rahmetlinin lakabı, Bizim oğlan, Sizin oğlan,
Oğlan: Tek başına kullanıldığında garip bir şekilde hakaret
kabul ediliyor.
Yavşak; Bit yavrusu, sirke ,Yavşak büyüdü bit oldu, enik
büyüdü it oldu. Atasözü: Geveze, yılışık (kimse)
Yavşak; Günümüzde yaygın olarak İbne diye adlandırılan
kişileri ifade etmektedir.
DEVAMI HAZIRLANIYOR
 |