|
Çözüm ve
Çözülme...
Bir sorunu çözmek
istediğimizde, durumun kahramanları arasında bir çözülme
olacağı muhakkak, Çözümsüzlük birilerinin ürettiği durum
ise, çözüme buradan başlamak gerekir, ya rotasyon, yada
azil, durumdan nemalananlar elbette ki bu durumdan memnun
olmayarak ayrılacak, bir çözülme meydana gelecektir.
Çözüm için çözülmede kaçınılmazdır, Son semavi din, İslam'ı
Resulullah sav. tebliğ etmeye başladığı zaman aile içinde
bile çözülmeler başlamıştır, Burada ailenin kutsiyeti
düşünülmemiş, Hedef; insanlığın geleceği düşünülmüş ve
gereği taviz verilmeden yapılmıştır.
Siyasette, Sivil toplum örgütlerinde aynı hastalık
kanserleşmiş durumda, İflah olmaz bir "sen"cilik başlamış.
Öncelikle başkanların dümen suyunda "sen olmazsan çözülürüz
başkan" yalakalıkları ile demokrasiden uzaklaşılmakta,
Faşist dikta jönler peydahlamaktayız.
Nasılsa "Vazgeçilmezim" havasına giren başkanlar
eleştirisiz, muhalefetsiz bir ortamda diledikleri gibi
"Uyumakta" günü kurtarma peşinde gitmekte, ileriye dönük
hiçbir ciddi projeleri bulunmamaktadır.
Türkiye'nin birinci derece sorunu feodal yapılanmadan
kurtulamayışıdır, Batının, sık sık çağlar değiştirdiği
günümüzde biz hala "Orta Çağ" bakışıyla sosyal hayatımızı,
demokratik hayatımızı sürdürmeye devam ediyoruz. Çözümsüzlük
işte burada başlıyor, Çağdaş demokrasiyi hazmedemeyen feodal
ağalar eleştiri karşısında kırılıyor, üzülüyor,
hırçınlaşıyor, saldırgan oluyor.
Bana dokunmayan bin yıl yaşasın, duası ile yaşayan günümüz
insanı, Kendisine dokunuluncaya kadar suskunluğunu itina ile
koruyor, ne zaman bir yerden canı yanıyor!, yardımcı bulması
elbette imkansız oluyor.
Acilen Çağdaş demokrasiyi hayatımıza geçirmeliyiz, Dileyen
dilediğini yüksek sesle söylemeli, Toplum bunu
değerlendirmeli, Basında, Sivil toplum örgütlerinde,
siyasette, "Nasıl böyle söyleyebilirsin" "nasıl beni böyle
itham edebilirsin" gibi, Ortaçağdan kalma feodal dayatmalar,
şikayetler olmamalı.
İftira atanı, su-i zanda bulunanı toplum değerlendirsin, çok
ileri gidilmişse hukuk gereğini yapsın, bir ithamla
ayrışmak, şiddete baş vurmak cehalet işidir, geri
kalmışlığımızın 1. derece sebebidir.
Kimileri sağlığa aykırı, dayanıksız, güvensiz, sahte bir
ürün üretiyor, bunu bilenler o işletmede çalışıyor, o
ürünleri tüketiyor, o ürünlerin tüketildiğini görüyor,
Toplumu korumak adına, ibadet mantığı adına hiçbir
müdahalede bulunmayı düşünmüyor.
Sonra kendine bir zarar dokunduğunda en çok feryat eden ise
yine bunlar.
Dün yaşadım; Bir komşum 8 yaşındaki otomobilini şehir
dışında bir trafik muayenesine götürmüş, Her iki yılda bir
yaptırdığı işlemde dizel olduğunda itiraz olmayan aracı için
muayene memuru "Bu araç dizel, Trafikten düzelt gel" diyerek
muayene yapmamış. Araç sahibi "Bu araç ithal edildiğinden
beri dizel" diye itiraz etmesi kabul görmemiş, Vatandaş
..... trafik şübe müdürlüğüne gelmiş randevusu yok diye
işlemini yaptıramamış, internetten ise randevu almak
imkansız. Bir görevli şubenin arkasında bulunan falan trafik
muamelecisine gidin o işinizi halleder demiş, kişi tarif
edilen yere gidip bir yetkili ile görüşmüş, Tamam ağabey
hallederiz, Bu gün istersen şu fiyat, birkaç gün sonra olsun
diyorsan şu fiyat diye teklif etmiş, bizim vatandaşın
muayenesi bitmiş, trafiğe çıksa cezası çok, mecburen
muamelecinin hemen hallet tarifesinden bir saatte işlem
yapılmış, kayıttaki hata düzeltilmiş, Tekrar 45 km şehir
dışındaki muayene istasyonuna gidilip muayene yapılmış.
işte 2012 Türkiye'si, işte çağ atlayan Türkiye.
Bizim bildiğimiz, Vatandaşın beyanı doğrultusunda Muayene
istasyonu olayı rapor yaparak, itiraz edene imzalatarak
ilgili trafik şube müdürlüğüne bildirip düzeltilmesini
istemeliydi, talep eden haksız ise çok büyük cezalar
verilmeli, değil ise vatandaşa zulmedilmemeliydi.
İşte demokratik hayatımızdaki feodal uygulamalara
teslimiyet, Çözümsüzlük üretenlerle mücadele etmeme,
çözümsüzlüğü hayatımızın bir parçası olarak kabul etmek.
Bu sosyal kanseri yenemediğimiz sürece bütün organlarımızı
saracak artık bitkisel hayata razı olacağız.
Geldiğimiz konum bu değil mi?, Her gün beş, on şehit
veriyoruz, lanet ağıtları bile yakamıyoruz, geçmiş olsun
dilekleri ile durum geçiştiriliyor.
Ve bu durum kanıksanmış, Geçen hafta Trabzon'da şehit
cenazesini görüp iktidarı suçlayan şekilde feryat eden bir
kadın, şehit yakınları tarafından tartaklanıyor, linç
edilmek isteniyor. Evet şehit yakınları tarafından.......!!!
Sözün bittiği, Aklın durduğu yerdeyiz...
Abdullah Gözaydın Fatihten@gmail.com 0535 7465548
19 Eylül 2012 |