.
Cemaat,Cem olmak!

Ezanlar okunuyor, cemaat “cem” olmaya mescitlere, Camilere doğru yol alıyor.
Yüzyıllardır coğrafyamızda camiler bu misyona hizmet ediyor, şekil ve Mana olarak bu davranışın ne kadar evrim geçirdiğini bilenimiz pek yok.
Cemaat olmak,Cem olmak;

Karşımdaki “Beton” duvara bakıyorum, ne kadar güçlü, bizlere yüzlerce kat bina yapma fırsatı verdi, geçilmez dediğimiz geniş alanlara köprü oldu şimdi o köprüler üzerinden ağır araçlarla bile geçiyoruz.

Barışta ve savaşta beton savunmamızda çok önemli istihkamlar kurmamızı sağladı.
Daha nice alanlarda Beton modern hayatın vazgeçilmezi oldu ama pek çok gerçek gibi onunda hakkının yenildiğini düşünüyorum.

İnsanoğlu Taş devri,bakır ,tunç,demir devri derken yeni yeni çağlara isim koydu önemini vurguladı, fakat Betona kimse hakkını vermedi, halbuki 19.yy dan itibaren kazanılan her başarının temel taşıyıcısı aslında beton olduğu hep gözlerden kaçtı.
Nankör olduğunu bildiğimiz İnsanoğlu, nankörlüğünün bir örneğini de betona karşı yapmış oldu.

Betonu bu kadar gözden düşüren ne olabilir diye düşündüm, herhalde malzemesinin çoğunluğu taş,toprak,su olmasından kaynaklandığına inandım. İnsanlar olarak çok olan her şeye gereken değeri vermeyiz, kolay sahip olunanlar, kolay tüketilir ve değeri üzerinde kafa yorulmaz, nasılsa çok var denir. Ne zaman yok olmaya yüz tutarsa , yokluğunu hissetmeye başlarsak o zaman aklımız başımıza gelir onu kaybetmemek için azami gayret sarf ederiz.

Halbuki insan olarak ihtiyacımız olan her şeye gerektiği gibi sahip çıkarak israf etmeyerek kullansaydık, çöl olan dünyamızın , kuruyan göl ve akarsularımızın yok olmayacağını bizlere hayat vermeye devam edeceğini biliyoruz.

Maalesef geçmiş nesiller ormanları israf etti, yağmurlar ve göller hayatımızdan çekildi, şimdi kirletip lağıma attığımız suları arıtarak kullanmak mecburiyetinde kaldık, Günümüzde Dünyanın %50 si temizlikte dahi kullanılamayacak kadar pislenmiş suları içme suyu olarak kullanıyor. Vefasızlığımızın cezasını her alanda çekmeye başladık, gelecek hiçte umut vaat etmiyor.

Büyük vefasızlık yaptığımız “Beton” üzerindeki felsefi fikir jimnastiğime devam ediyorum.
Beton nelerden meydana geliyordu ?
Kum,Su,Çimento ve Demir. Bunlar kendi başlarına Betonun yaptığı işleri pek yapamazlar, bunlar gerekli ortamda bir araya geldiklerinde kendi kimliklerinden sıyrılır artık beton adı alırlar. (Demirin mazisi toprak,Çimentonun mazisi taş tır.)

Beton oluşumundan sonra kimse bu kütleye “Kum,Su,Çimento ve Demir” demez.

Artık bu kütlenin adı Beton” dur.
Buradan yola çıkarak Yüce Allah’ın cc. Cemaat olun emri gereği mescitlerde toplanarak bir olmamız, tek olmamız şeklen gerçekleşir, Halbuki Allah’ın bizden istediği bedenen değil ruhen bir araya gelmemizdir.

Beden yaratılırken maddesini Allah’ın emri ile Cebrail As. dünyadan getirmişti. Allah cc. bu çamurdan bedene ruh vermişti. Ölüyoruz dünyadan gelen bedenimiz gene dünyada kalıyor. Berzah aleminden gelen ruhumuz tekrar oraya dönüyor.

Bu durumda Allah’ın bir araya gelin emirde, bedenimizle değil ruhumuzla bir araya gelmemiz emredilmektedir.

Günümüzde yaygın kanaat, İnsan dendiğinde aklımıza gelen bedeni özelliklerimiz düşünülüyor, halbuki İnsan Akıl demektir, Ruh demektir, Can demektir, Nefis demektir.

Bunların hiçbirinin bedenle ilgisi yoktur. Ana rahminde dört aylıkken bedenimize konuldukları gibi Ölümle birlikte geldikleri yere dönerler.

Allah cc. Bir araya gelin, Küfür karşısında tek beden olun, Sevgi ve muhabbette birlik olun, huzuruma geldiğinizde ruhunuzla,aklınızla,düşünerek şuurlu namaz kılın derken bu gerçeğe dikkat çekmektedir.

Günümüz İnsanı hayatı sadece beden olarak düşündüğü için her konuda kaos ortama hakim durumda. Biz Müslümanlar Allah’ın emrini doğru algılayabilmiş, gereğini bu istikamette gerçekleştirmeyi başarabilmiş olsaydık, mescitlerimizde cemaat olurduk.

Cemaat olmayı başarabilseydik bu gün sıkıntısını çektiğimiz dertlerimizin çoğunluğu meydana gelmeyecekti.

Cemaat olun, En takvanızı İmam yapın, Emri Allah’ın Kuranda emrettiği ölçülerde yaşanmış olsaydı, Müslümanlar günümüzde çektikleri acıların hiçbirini çekmeyeceklerdi.
Batıl karşımızda cemaat olmuş birlikte güç birliği ile hayatın bütün merhalelerini batıl kurumlarla donatmış, dünyanın çektiği buhranlar, acıların temel sebebi budur.
Başta Kapitalist düşünce İnsana insan hayatına asla değer vermeyerek, İnsanı üreten ve tüketen nesne olarak telakki ediyor. Bu nedenle daha fazla kar edebilmek, kasalarını biraz daha şişirmek için İnsan sağlığı düşünülmeden tüketim malları üreterek toplumun tüketimine sunuyor.
Toplumun üretim ve tüketim esnasında sağlığından ve canından olduğu pek çok nesnenin zararları çok sonra ortaya çıkıyor, sentetik,yağlar,kokular,tatlandırıcılar,yoğunlaştırıcılar,sıvılaştırıcılar,yapıştırıcılar insanların bedensel ve ruhsal çöküşünü hızlandırmaktadır. Bu hasta bedenlerle ruhlarımızda nasibini alarak adeta düşmanlık hayatın her karesini işgal etmiş durumda.
Çürümüş ve sahibine azap veren bir dişin sahibi, ruhsal tepkisinin huzur dolu olmasını kim bekleyebilir ki.

Önce bedenlerimizi hasta ettiler, acı çeken bedenlerimiz ruhumuzu hasta etti, bazen de önce ruhlar fakirleştirildi bu sefil ruhlar bedenlerin kullanım kılavuzunu (Kuran) dikkate almayarak yaşadıkları hayat kendilerini hasta ve mutsuz etti.

Bütün bunların altındaki gerçek neden Cemaat olamadığımızdandır. Kötüler kar amaçlı birlikteliklerini her ortamda yaşatmaya çalışırken, iyiler bana dokunmayan yılan bin yaşasın hayat felsefesi ile yalnız yaşamayı , sorunları görmemeyi tercih etti. Kötülükler gelip onu bulunca feryat etmekte lakin çevresinde el uzatacak dost bulamadığımız halde, insanımız düştüğü gafletin uykusundan maalesef uyanamıyor.

Camilerimiz bedenen bir araya gelerek dağıldığımız yerler değildir.Beton olmayı öğrenemeyen ruhlar kum,çakıl,toprak,su olarak kalmaya Yerlerde sürünmeye” mahkûm olarak varlıklarını kötülerin takdiriyle sefil olarak devam ettireceklerdir.

Güzellikleri benimsemiş insanlar; İnsan olmanın onuruyla yaşamak istiyorsanız Beton misali Cemaat,Millet olun, Din,mezhep,meşrep farklılıklarını ön plana çıkarmadan.

Irk,Kabile taassubuna düşmeden, Kendi düşüncenizin tek doğru düşünce olduğu dikdatoryasına kapılmadan.

Demokratik,Özgürlükçü,Hukuka bağlı, eşitlikçi, insancıl ilkelerle, deneme yanılma ile kazanılmış doğruların taç edildiği ilkelerle kendiniz ve geleceğiniz için bir hayat tesis edin.

Nefsini ilah edinmiş, insani değerin sorumluluğunu yaşamadan orman hukuku ile özgürlüğünüzü, sahip olduklarınızı gasp etmeye çalışanlara karşı birlik olarak engel olun.

Göreceksiniz ki hayatınız cennet olacak, asla ölmek istemeyeceksiniz.

Bugün yaşamak istemeyenimiz, Yaşamak isteyenimizden %90 fazladır.
Ölümün soğukluğu ve dini sorumluluklar nedeniyle çile olan hayatlarını devam ettiriyorlar. Doğrusu da budur. Ama çile olan bu hayata razı olmak en büyük gaflettir.

Acilen ayağa kalkarak önce kendimizden sonra ailemizden, komşumuzdan ,mahallemizden, şehrimizden, ülkemizden başlayarak en azından yanlışlara tepki koyarak, ayrışmayı değil birleşmeyi hedef alan ,düşmanlıkları değil, dostlukları hedef alan hayat felsefesi ile yürüyelim, elimizi taşın altına koyalım.
Ben tek başımayım demeyin, bir yola çıkın , samimiyetle ve sabırla devam edin, bir gün arkanıza baktığında gözlerinize, kulaklarınıza inanamayacaksınız.
Benim ömrüm bu hayali gerçekleştirmeye yetmez diyorsanız aldanıyorsunuz.
Hayat bu değil, ölüm son değil. İstikbalde ebedi bir Hayat var.

Burası yalan dünya, gerçek olan ebedi olandır.

Anlamak ve yaşamak umuduyla hoşça kalın.

Not: Hepimiz birbirimizin basamağıyız, birilerini taşımaya talip olmayanlar, İhtiyaçları olduğunda ,kendileri bir el aradıklarında müşfik bir el bulamayacaklardır.

fatihten@gmail.com
 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

.YORUMLARINIZ: