.Aziz Üstel: Hainlerin son sığınağı
ulusçuluktur

Eşinin 12 Eylül’de silah sesi duymadığı için uyuyamadığını
söyleyen Aziz Üstel
12 Eylül için, " 8-9 Yıldır devam eden bir itiş kakış biter
mi? Çünkü başlatanlar iktidar oldu" diyor. HaberX’ten Hülya
Okur’a röportaj veren Aziz Üstel, ulusçuluğun "vatan-millet
Sakarya" laflarıyla olmayacağını belirterek, adam olmanın
baş şartının demokrat olmaktan geçtiğini söylüyor.
Söyleşiden bazı satırbaşları şöyle: Türbanı yasaklamak
içkiyi yasaklamak gibidir. Kapatma davası açıldı, Abdullatif
Şener de açıldı. Mahmut Uslu’ya değnekçi demedim.
“O Aziz biri.. Üstelikte’nin Üstel’inden anlatmaya
başlayacağım bir çelebi. Onun ne kadar mütelatif, terbiyeli,
kibar olduğunu herkes görebilir ama benim gördüklerim
bunların dışında güvenliği olmadığı için yalnız eteklerine
kadar çıkılabilinen New York’un hürriyet abidesi,
çevresindeki herkesin çok çok üstünde kalan bir heybete ve
cazibeye sahip bir Özgürlük Anıtı. Hani bir prensin
idaresine bırakılsaydı bu memleket 25 yaşını geçmemiş ve
geçmeyecek olan “Aziz Üstel” benim adayım olurdu. Ellerimi
sallayarak yürürken ya da ısıtmak için tandır üstünde
tutarken onun cebinin içinde ne aradığına olan merakımı da
yendim ve şu felsefeyi bir kez daha Sayın Üstel sayesinde
kurdum:”Eli cebine gitmeyenlerin eli, bir başkasının
cebinden çıkmaz olur.”
HÜLYA OKUR- Ekranların ilk talk show’unu 1988 yılında
“Gecenin Konukları” ile yaptınız. Bu ilk, sizi konuşturan
mı, konuşan mı, show yapan biri olarak mı tarihe yazdı?
AZİZ ÜSTEL- Beni tarihe geveze eden bir adam olarak yazdı
bence. Çünkü talk show yapmak için adı üstünde gevezelik,
konuşabilme programı. Bir kültür alt yapısı gerekiyor. En
önemlisi hiçbir şeyin ustası, bir çok şeyin çırağı
olacaksınız. Bir tek şeyin ustası iken diğer bir çok şeyden
habersiz olursanız bu işi yapamazsınız. Her şeyden düşük bir
doz olacak. Belli bir mürekkep yalamışlığınız olacak ki
rahat rahat konuşabilesiniz. O çok tutan ve uzun yıllar
süren bir program oldu. Dokuz küsür yıl sürdü ve beşyüz
küsürlük program, TRT’de başladı bir yıl sürdü ve sonra
sekiz yılı starda geçen süreçti o. Ama o türünün ilkiydi.
Benim başıma çok dert açtı. Çok sıktı beni. Çünkü bizim
TRT’nin o zamanki kafa yapısı(hoş bugün de pek farklı değil
ama) insanlar tek boyutlu, kartondan kesilmiş gibiydi.
Annesiyle konuşurken bile, -Nasılsınız hanımefendi? diye
konuşurdu ekranda. Halbuki ben, bir Ferhan Şensoy, Müjdat
Gezen gibi çok sevdiğim insanlarla konuşurken, kendi
isimleriyle hitap ettim. Onu fevkalade yadırgadılar, ekranda
bacak bacak üstüne atmayım diye… Bunlar çok hissi şeyler
değildi Türkiye’de. Ama çok ağır, hadlerini aşan eleştiriler
yaptılar. Zaten biz millet olarak haddimizi aşmayı severiz,
birini eleştirdiğimiz zaman. O çok tatsızdı başladığında ama
sonradan alışıldı.
“KENAN EVREN’İN EMRİYLE TRT’DE İŞİME SON VERDİLER”
HÜLYA OKUR- Evet bu tenkitlerden biri….Cumhurbaşkanı
resepsiyonunda Kenan Evren sizi TRT’de yaptığınız programlar
için ’Sen benim karşıma geçiyorsun, bacak bacak üzerine atıp
sigara içiyorsun, kahkahalar atıyorsun.’ diye eleştirmişti.
Halkın önünde saygıyla eğilme geleneğini size bozdurtan
neydi?
AZİZ ÜSTEL- Cumhurbaşkanı değil. Cumhurbaşkanı olmadı hiçbir
zaman. Devlet başkanı olduğu içindi. Bunun akabinde benim
işime son verdiler zaten. Ben orayı kendi evim gibi
görüyordum. Evinizde insanlarla nasıl samimi sohbetler
edersiniz, evime dönüştürmek istemiştim. O evde de ben,
evimde nasıl davranıyorsam, orada da öyle davranıyordum ve
konuklarım da aynı rahatlığı algılayıp, onlar da o biçimde
davranıyorlardı ve çok keyifli bir iş ortaya çıkıyordu ama
gelin görün ki insanlar garip bir biçimde tepki göstermeye
başladılar. Elitlere özgü değildi, halkın her kesimine daha
bir açık programdı. Onun için dönemin devlet başkanı Kenan
bey olmak üzere kimi insanlar ona çok sinirlendiler, Kenan
beyin emirleri çerçevesinde benim işime son verdiler TRT’de.
Ama büyük bir faydasını gördüm çünkü; Star televizyonuna
geçtim ve TRT’de aldığım paranın çok daha fazlasını aldım.
“KAPATMA DAVASI AÇILDIKTAN SONRA SEN NİYE BİRDEN BİRE
AÇILDIN, ABDÜLLATİF ŞENER?”
HÜLYA OKUR- Biraz da devlet politikalarına değinelim….Abdüllatif
Şener için,” ’Latif abi AK Parti’yi dövmeye devam ediyor’
başlığını kullandığınız yazıda, Ahmet Kekeç’in tabiriyle
ortadaki nahoş durumu ’Latif abinin bireysel tutkuları’yla
açıklamaya çalıştığınız konusuna dönecek olursak, AK Partiyi
kendi adamının vurması mümkün mü?
AZİZ ÜSTEL- Ben fırsatçılığın insanlara çok şeyler yitirdiği
kanısındayım. Abdüllatif Şener’in çok değerli bir insan
olduğu söyleniyor, ben tanımıyorum kendisini. Devlete
hizmetleri vardı ancak bir takım şeyler olup bittikten sonra
yakınmak benim kitabımda yazmaz. Ben eğer birinin bir
şeyinden şikayetçiysem, gider yüzüne söylerim. Ve o eylem
olduğu zaman söylerim. Yani sen Cumhurbaşkanlığı seçimlerine
karşıysan, seçim zamanı çıkıp söyleyeceksin, karşıyım diye.
Kapanma davası açıldıktan sonra sen niye birden bire
açıldın? Bunları daha önce söylesen, çok daha geçerli olur
ve çok daha saygıyla dinlenir. Bu tür şeyler beni rahatsız
ediyor. Düşen yada sendeleyene çelme takmak, benim kitabımda
yazan şeyler değil. Bilakis ona destek olmak lazım. Tabi ki
sıkıntıları olabilir, yakınmaları olabilir ama bunların bir
zamanlaması vardır. Zor günlerin ortasında kalkıp kendi
kurduğun, programını yazdığın siyasi partideki kimi
uygulamaları değiştirmenin zamanı değil, onun zamanı daha
önceydi. Nasrettin hoca misali testi kırıldıktan sonra
olmamalıydı.
“HAİNLERİN SON SIĞINAĞI ULUSÇULUKTUR”
HÜLYA OKUR- Bir köşe yazınızda, İtalya’da Sovyet işgali
sonrası ülkede direnişi örgütleyip başlatmak ve ’Acil
durumlarda’ ülke içinde operasyonlar düzenlemek amacıyla
kurulan, şifre adı Gladio olan bir gizli ordu ile
Ergenekon’un benzerliklerini ortaya koymuştunuz. Ergenekon’u
meşru kılan zihniyetin kökenin de gerçekten vatana bağlılık
mı, ihanet mi var?
AZİZ ÜSTEL- Aşırı ulusçuluk var. Emile Zola’nın “Dreyfus
davası” adlı kitabında çok önemli bir derinlik var.
“Hainlerin son sığınağı ulusçuluktur. “Dreyfus’un davasında
söylenen son laflarından birisidir bu. Emile Zola’nın çok
sıkça dile getirdiği bir laf bu. Çünkü ulusumuz üzerine çok
ciddi kafa yormuş bir adam bu. Bunlar ulusçuluğu
bilmiyorlar. Ulusçuluğun, vatan-millet-sakarya’sına takılmış
kalmışlar. Bugün bir yazı yazıyorum:”Türkiye’den İran’a 10
milyar dolarlık yatırım” diye. Türkiye, İran’da Güney Pers
gaz bölgesini satın alıyor bir Türk firması, ulusçuluk bu.
Yoksa ben yıllardır zarar etmiş, perişan olmuş kitlenin
satılmasına karşı çıkmak ulusçuluk falan değil. “Yabancıya
toprak sattırmam!” Bu zamanında Necdet Calp’ın, Özal’a ben
köprüyü sattırmam zihniyeti gibi bir şey. Kimse köprüyü alıp
bir yere gitmiyor. O Bodrum’daki evi de alıp bir yere
götürmüyor. O evi taşımıyor adam, toprağı da alıp götürmüyor
bir yere. Orası senin ülkende duruyor, sahibi o adam
olabilir. Yarın başka birine satar. Bu da Türk de olur. Bu
ulusçuluk falan değil. Demokrat olmanın tanımlamasını yapmak
lazım. Demokrasi sadece benim için çalışmaz. Herkes için
çalışmak zorunda. Sadece ben demokrat değilim, herkes
demokrat olmak zorunda. Ben başı açık bir hanımın
üniversiteye girmesini, sonuna kadar savunurum, mini eteği
de savunurum. Başı kapalı kızı dışarıda bırakmanın bir
anlamı yok. Siyasal simge lafı fevkalade yanlış bir laftır.
Siyasal simgeyi başka bir şeye çevirirler. Yarın öbür gün
bir adam boynunda haçla gider, bir başka adam Yahudi
takkesiyle girer içeriye o zaman onlara da engel
olamazsınız. Ama şu bir gerçek ki, insanların dinsel
inançlarından dolayı onlara yasaklar getirmemek yanlış ama
herkes için yanlış. İçki satmak yanlıştır zihniyeti ne kadar
yanlışsa, türbanlı insan üniversiteye giremez zihniyeti de o
kadar yanlış bence. Demokrat olacaksınız, adam olmanın baş
şartı, demokrat olmaktır.
“EŞİM NESLİHAN 13 EYLÜL’DE SİLAH SESİ DUYAMADIĞI İÇİN
UYUYAMADIĞINI SÖYLEMİŞTİ”
HÜLYA OKUR- Demokrat olamayanlara örnek olarak…..Cumhuriyet
Savcısı Doğan Öz’ün bir suikaste kurban gitmesini ele
aldığınız köşe yazısında bu cinayeti, “Bülent Ecevit’e
verdiği kontrgerilla raporundan dolayı. Hani bu günkü adıyla
Ergenekon!”na bağlıyorsunuz. Peki Ergenekon soruşturmasını
yürüten savcı Zekeriya Öz’ü de bu akıbeti bulmamasını
sağlayacak yol ne olabilir?
AZİZ ÜSTEL- Çok iyi korunması gerekir. Böyle bir şeyin
olmaması gerekir. Bunların hepsi Lüksemburg’ta, İtalya’da
da, Fransa’da da, Almanya’da da açığa çıkarıldı. Kimisi
bunların yer altına girdi, yok oldu bu tür örgütler. İkinci
dünya savaşı sonrası kurulan geride kalanlar bunlar. Adı
budur, Ergenekon’un, geride kalanlar. Geride kalanlar
örgütüdür bu. Onun da aslı, Avrupa’nın Sovyet işgali
sonrasından direniş meselesiydi. Sovyet işgali
gerçekleşmeyince bu adamlar birden bire kendi ülkelerini
yönetmek istediler. CIA’de bunları çok kışkırttı. Özellikle
İtalya seçimlerinde komünistlerin iktidarı ele geçirmesi söz
konusu olunca bir sürü faaliyetleri oldu. Daha sonra
Almanya’da bu çok ciddi biçimde ortaya çıktı. Türkiye’de de
bunu biz çok gördük, 27 Mayıslarda, 12 Eylüllerde. Rahmetli
Neslihan ile ilgili çok ilginç bir anım vardır. 12 Eylül’ün,
13 Eylül’e bağlandığı gece…Tunalı Hilmi Caddesindeki
evimizde oturuyoruz, saat 12:00 gibi. Neslihan dedi ki:
“Aziz bir türlü uyku tutmuyor beni” “Niye Neslihan?” dedim.
“Silah sesi yok “dedi. Yıllardır Tunalı Hilmi Caddesi,
Küçükesat bölgesinden hep silah sesleri gelirdi bize, sabaha
kadar. 8-9 Yıldır devam eden bir itiş kakış biter mi? Niye?
‘Çünkü başlatanlar iktidar oldu.’ dan başka bir yorum
yapamıyorum. %100 yanılıyor olabilirim ama kitaplar da bunu
söylüyor.
“KENAN EVREN HESAP VERMELİ, BİR TAKIM ŞEYLERİ AÇIKLAMALI!”
HÜLYA OKUR- 12 Eylül dedik de, Ergenekonu soruşturmaya Kenan
Evren’den başlamak lazımdı diyorsunuz.
AZİZ ÜSTEL- Kesinlikle. Çok insanın canı yandı. Çok insanın
kanı yerde kaldı. Ve çok insanın hayatı bitti, mahvoldu. Bu
insanlara birinin hesap vermesi gerekiyor. Burada en azından
Kenan beyin bir takım şeyleri açıklaması gerekiyor. Kendi
açıklaması var: “Derin devlet biziz, devlet gibi bir
tehlikenin üstüne biz geliriz” diyor.
HÜLYA OKUR- ‘Efendim ben haftaya yine buradayım, beklerim’
dediğiniz programlarınızdan sonra sizi başka nerelerde
görmeyi beklemeliyiz?
AZİZ ÜSTEL- Bir takım teklifler tasarılar var. Bizim CNNdeki,
24’teki Patron katı devam ediyor. Onun dışında bir iki tane
daha öneri var ama onların zamanı var.
“ZEKAMI VE AKLIMI AYNI POTADA ERİTEMEDİM”
HÜLYA OKUR- Çok severim dediğiniz, halasının torunu
olduğunuz Ömer Çavuşoğlu sizin ağzınızın iyi laf yaptığını,
Osman Tanburacı’ya göre daha pratik daha zekâ kıvılcımları
ihtiva eden ifadeler kullandığınızı söylemiş. Zekanızı doğru
yerde doğru zamanda kullandığınıza inanıyor musunuz?
AZİZ ÜSTEL- Hayır. Ben zekamla aklımı aynı potada
eritemedim. Çok az erittim, genelde eritemedim. Genelde çok
zekice davrandığım dönemler oldu, çok akıllıca davrandığım
dönemler oldu ancak ikisini de aynı potada eritebildiğiniz
zamanlar başarılı oluyorsunuz. Onları aynı potada erittiğim
zamanlar, başarılı zamanlardı. İkisini de aynı potada
eritemediğim zamanlar ise, iki seksen yerlerde yattığım,
süründüğüm dönemlerdir. Mehmet Barlas’la da akrabalığım var.
Yeni eşimden dolayı. 12 yıllık eşim Merve ile de kardeş
çocuğudur, Gazianteplidirler onlar. Ben çok severim
Mehmet’i. Benim Türkiye’de tanıdığım uzak ara en kültürlü,
en bilgili insanlardan biridir ama gel gör ki o da zaman
zaman zekasıyla aklını aynı potada eritemiyor. Senin ne işin
var ana haber spikerliğinde?
HÜLYA OKUR- Sizin aklınızı ve zekanızı eritemediğiniz pota
mesleğiniz miydi?
AZİZ ÜSTEL- Tabi tabi yanlış seçimler yaptım. Yanlış
programlar yaptım. Özel hayatım da da yaptım, iş hayatımda
da yaptım. Ama artık 25 yaşına ulaşınca insan ikisini
rahatlıkla bir potada eritebiliyor.
“ALEVİLİĞİ ADNAN POLAT’A KARŞI KULLANANLARIN ELİNDEN
SİLAHINI ALMAK İSTEDİM”
HÜLYA OKUR- Evet size yanlış gelenler hala bize göre
değişiyor. Eski programlarınızda insanları aşağıladığınızdan
dolayı suçluluk hissetmişsiniz. ‘‘Gecenin Konukları’’
adındaki talk show’u ilk yapan kişiydiniz. Kanal E’de”
Azizname”adlı programında da Adnan Polat, Alevi olduğunu da
ilk kez bu programda açıklamıştı. Bilinmeyenleri sunarken
açık yakalamış gibi görünmemek için ne yapıyorsunuz?
AZİZ ÜSTEL- Bu ayıp bir şey değil. Bunun da bilinmesinde
fayda vardı. Ben o programı yaparken Adnan bey, Büyükşehir
Belediye Başkan adayıydı. Bunu, kendini zeki zannedenler
Adnan’a karşı silah olarak kullanmaya çalışırlarken ben de
bilinsin ki, ellerindeki silah olmaktan çıksın istedim. Ben
kimsenin açığını yakalamak gibi bir niyetim yok. İnsanların
özeli beni hiç ilgilendirmedi. İnsanların açığını
yakalamanın, utandırmanın, insanları küçük düşürmenin,
insanlara çamur atmanın, kara çalmanın çok yanlış şeyler
olduğu kanısındayım ben. Bunlar çok ayıp ki insanın,
insanlığını götüren şeyler bunlar.
“MAHMUT USLU’YA DEĞNEKÇİ DEMEDİM”
HÜLYA OKUR- Hıncal Uluç köşesinde, Mahmut Uslu’ya“Değnekçi”
demenizden dolayı mahkemeye verilmiş olduğunuzdan
bahsetmişti. Sizin arabanızdan otoparkçı gibi ücret mi talep
etmişti? Neye göre değnekçiydi?
AZİZ ÜSTEL- Ben değnekçi demedim. O da bir yanlış
anlaşılmadır. Ben de o da dava açtık beraat ettim. Onun
açtığı dava hakaret davasıydı. Ben örnekleme yapmıştım.
Mesela ben Galatasaray’ı çok seviyorum ama Fenerbahçe’yi
sevmiyorum desem, bu lafların içinden bazı kelimeleri
çıkartırsanız, Galatasaray’ı sevmiyorum kalır. Bunun gibi
ben asla Mahmut beye değnekçi demedim. Mahmut beyin
tavırlarından dolayı kendisini eleştirdim. Bir Galatasaray-
Fenerbahçe maçı sonrası takındığı tavırları eleştirmiştim.
Ama sonra bunu bir internet sitesi aldı, kendi kafasına göre
yorumladı ve yayınladı, o internet sitesinde çıkan yazıya
dayanarak dava açtı, ben de Galatasaray’a karşı lig tv’de
bir takım görüntülere dayanarak karşı dava açtım. Bitti
gitti.
“SİLAH MÜMESSİLİ DEĞİLİM, NEFRET EDERİM SİLAHTAN”
HÜLYA OKUR- Hakkında "Türkiye’ye getirilen, Hilton
otellerinin varisi olmanın dışında hiçbir özelliği olmayan
Paris adlı hatun geç geldi diye, Ergenekon gibi bu ülkenin
gerçekten çok önemli bir sorunuyla dalga geçmeye kalkıştın
mı ve de bunu üç beş şapşalı güldürmek adına yaptın mı,
adama ’höst!’ derler..."diye yazdığınız Mehmet Ali Erbil’in
size yanıtı gecikmemiş ve “Bıraksın o sunuculuğu,
gazeteciliği falan, silah tüccarlığına devam etsin.”demiş.
Silahı ne kadar iyi kavrıyor ve seviyorsunuz, silah
mümessili olduğunuz doğru mu?
AZİZ ÜSTEL- Hiç sevmiyorum, nefret ederim. Hayır efendim
mümessili falan değilim.Ben bundan 25 sene evvel, Sesna tipi
uçak üreten bir şirketin mümessilliğini almıştım bir
arkadaşımla birlikte. O zaman gazetecilik yapmıyorduk,
mümessillik yaptığımız bir dönemdi. Bu şirket sonra gitti,
Smith-Wesson adlı firmayı satın aldı. Ben silah mümessilliği
yapmadım. Mehmet Ali’ye gelince, El Kaide ile ilgili
söylediği son saçma sapan laflar ortada. Şoförüne silah
çekmek gibi garaip garip olayların içinde. Mehmet Ali’ye
benim söyleyecek lafım yok. Mehmet Ali benim eskiden
tanıdığım ve çok sevdiğim delikanlı döneminin birinci sınıf
oyuncusu değil artık. Bambaşka bir adam. Tanımıyorum onu.
Kim olduğunu da bilmiyorum. Silaha karşı özel bir ilgim
olmadı, nefret ederim silahtan.
“OTOMATİK PORTAKAL KİTABI BENİ ÇOK YORDU AMA ÇOK TUTULDU”
HÜLYA OKUR- Anthony Burgess’in çevirisini yaptığınız
“"Otomatik Portakal"isimli kitabıyla, tüm hayvanların en
zekisi insanoğlunun makineleşmesine karşı bir savaş
açılmıştı. Sanayi ülkeleri teknolojik gelişmelerin insan
sağlığı üzerindeki etkilerini gidermeye çalışırken gelecek
kuşakları koruyabilir mi? Bu kitap sizi ne kadar etkisinde
bıraktı?
AZİZ ÜSTEL- O kitap 1984’te Hayvanlar çiftliği adlı kitaptan
esinlenerek elde edilmiş bir kitaptı. İnsanların yavaş yavaş
makineleşmesi ve toplumun her katmanına yayılmış olan
şiddeti alıp genlerine yerleştirmesi sonucu o şiddetin dışa
vurumu ve her şeyin şiddetle çözüleceği 60’lı yıllardan
miras kalan uyuşturucu kültürünü ve şiddeti iç içe örer.
Burgess’in ap ayrı bir dili vardı onu vurgulamak için. Ben
de Türkçe de kimi sözcükleri birleştirerek yeni sözcükler
türettim. Çok yormuştu beni. Ama çok tutuldu, çok beğenildi,
bilme kaçıncı baskısı yapıldı hala satılır halde. Dil,
tarih, coğrafya ve edebiyat fakültelerinde bunun üzerinde
tez yapıyoruz, sizinle görüşmek istiyoruz diyen öğrenciler
oluyor. İlginç ve temiz bir işti o.
“BENİM KEMİK YAŞIM DA, HİSSETTİĞİM YAŞ DA 25”
HÜLYA OKUR-Anneniz Yeta Silay’dan Ankara’da dünyaya
geldiniz. Mânevi kudret ve kuvvet sahibi manasına gelen
Aziz”ismine layık olmak için neler yaptınız? Çocukluğunuz bu
kudrete gölge düşürecek yaramazlıkta mı geçti?
AZİZ ÜSTEL- Yo. Yaramaz yapacak fazla vaktim olmadı. Çünkü
ben aşağı yukarı 12 yaşından beri çalışıyorum. Yapmadığım iş
kalmadı, manav çıraklığından, lağım temizciliğine kadar.
Tabi bunları Amerika’da yaptım. Ben tek başıma büyüdüm.
Çünkü annem ve babam ayrıldıktan ve biz Amerika’ya
taşındıktan sonra tek başıma büyüdüm ve yaşadım. Ben o lafa
çok inanırım, “İnsanlar dünyaya tek başına gelir, tek başına
gider.”Adıma layık olacak olağan üstü bir iş yapmadım
hayatımda. Ama iki ayağımın üzerinde durmayı iyi
becerebildim o kadar.
HÜLYA OKUR- Bir televizyon programında güzellik
yarışmasından dördüncü çıkmış bir kıza, annesini ve babasını
sorduğunuzda, kız ise anne ve babasını tanımayacağınızı,
belki babaannesini tanıyacağını söylemiş. Hissettiğiniz yaş
hangi durumlarda kemik yaşınızla kavga haline giriyor? AZİZ
ÜSTEL- Benim kemik yaşım da, hissettiğim yaş da 25. Onun
için fark etmiyor. Ben kendimi çok genç hissediyorum.
Gençlerle çok daha rahat anlaşabiliyorum. Çok daha rahat
dialog kurabiliyorum. Çünkü gençler bağnazlaşmadıkları için,
dünyaya at gözlükleriyle bakmadıkları için, onlarla her
konuda geniş kapsamlı konuşabilmek ve paylaşabilmek olası.
Ama insanlar yaşlandıkça ön yargılara kapılıyorlar. Ben ön
yargılı ve demokrat olmayan insanlarla konuşmaktan nefret
ederim. Zihinsel yaşım o bakımdan biraz ilerlemiş olabilir
ama kemik yaşımda hiç böyle bir şey yok, kemik yaşım 25
civarında.
HÜLYA OKUR- Bize de öyle gözüküyor….1979’da evlendiğiniz,
göğüs kanserinden hayatını kaybeden eşiniz Neslihan
Gence’den sonra halatlarınızı nereye bağladınız, kadınların
hayatınıza girmesi kadar çıkmasını hızlandıran bir ruh
haline büründünüz mü?
AZİZ ÜSTEL- Halatlarımı binlerce boş limana bağladım. Ernest
Hemingway’in bir lafı vardır: “Çok üzer ölümle iç içe
yaşarsanız, yaşamın cinsellikten geçtiğini sanırsınız.” Bu
bir yanılgıdır tabi ama ben bunu çok uzun süre yaşadım ve
bunun da çok zararını gördüm.
http://www.sivildusunce.com/Roportaj.aspx?id=39 |