Avni Özgürel, Aktünü baskını ve PKK'nın
vurulmayan kongresi hakkında çarpıcı konuştu.

Taraf'tan Neşe Düzel'in Avni Özgürel'le yaptığı röportaj:
NEŞE DÜZEL: Aktütün olayını izlediniz mi? AVNİ ÖZGÜREL:
Evet.
Sizce bütün o istihbarat raporlarına, gelen bilgilere ve
uyarılara rağmen gerekli önlemler niye alınmadı?
Silahlı Kuvvetler’in karar verme mekanizmasında bir sorun
var. Bir çatışmaya girip şehit vermek, birlik komutanı için
kıdem terfisinde ciddi bir eksi puandır. Bu yüzden de
Silahlı Kuvvetler’de karar alma sorumluluğunu herkes bir
üstüne havale ediyor. En üstteki de golf oynamaya gidince
çark tıkanıyor. Nitekim çocukların ifadelerinden anlaşılıyor
ki, Aktütün’e yardım bile sekiz saat sonra ulaşabilmiş.
Aktütün’de yaşananlar sadece bununla açıklanabilir mi?
Bu bir faktör. PKK bu saldırıya bir aydır hazırlanıyormuş.
Öyle ki, Aktütün köyüne çıkan bütün yollar örgüt tarafından
mayınlanmış. Demek ki, karakol bir aydır dört bir yandan
kuşatılmış. Zaten bütün bunların bilindiği inkâr edilmiyor.
Olayın hemen ardından “Amerika’dan aldığımız istihbarat
mükemmel. İstihbarat eksikliğimiz yok” denildi. Ama şu var.
İstihbarat hatıra yazmak için toplanmaz! Gelen bilgileri
değerlendirmek için toplanır.
Ben de size tam bunu soruyorum. Her türlü istihbarata rağmen
niye gerekli önlemler alınmadı peki?
Bu işin bir de, ‘Ya terör biterse?’ diye bir yanı var. Fatih
döneminden bir örnek vereyim. Fatih Arnavutluk seferine
çıkıyor ve yeniliyor. Ne oldu diye soruşturduğunda,
komutanların, ‘bu savaşı da kazanırsak padişahın bize
ihtiyacı kalmayacak’ diye düşündükleri ve cepheden
çekildikleri ortaya çıkıyor. Bugün Türkiye’de PKK terörü de,
güvenlik birimleri için birçok şeyin gerekçesini
oluşturuyor.
Neyin mesela?
Terör öyle bir şeydir ki... Size siyaseti kontrol etme
imkânını verir. Amerika’da da böyleydi bu. Amerika bir türlü
siyasi karar üretemediği için Vietnam’dan paçasını uzun süre
kurtaramadı. Herkes Vietnam’dan çıkılması gerektiğini
biliyordu ama savaş öyle büyük ekonomik kazanç kaynağıydı
ki, Vietnam işi biterse devasa kârlar da bitecekti.
Türkiye’de terör işi hâlâ büyük bir kazanç kaynağı mı?
Çoook! Bitirilemeyecek kadar büyük bir kazanç kaynağı bu
terör. Yıllar önce Şam’da yaptığım röportajda Abdullah
Öcalan bana, “Bu işi bitirirsem beni bitirirler,” dedi. PKK,
öyle tek bir kişinin... Öcalan’ın veya bir genelkurmay
başkanının vereceği kararla bitecek bir iş değil. Bu işin
silah tüccarları, siyasetçileri, askeri, güvenlik birimleri,
dernekleri var. PKK için de bu böyle. Onun da
televizyonları, yurtdışı temsilcilikleri, oradaki her Kürtün
maaşından kestikleri paralar var. Herkes için
bitirilemeyecek kadar kazançlı bir iş bu terör. Hava
saldırılarında atılan her roketin kaç lira olduğunu biliyor
muyuz? Bir de uyuşturucu işi var. Türkiye’de geçmişte
üniversitede profesör seviyesinde adamlar, “Amerikalılar da
terörle mücadele işini uyuşturucu parasıyla finanse
ediyorlar. Biz de öyle yapmalıyız,” diye raporlar yazdılar.
Uyuşturucu, PKK’yla mücadelenin finansmanında kullanıldı mı
peki?
Tabii ki kullanıldı. Güneydoğu’dan Edirne’ye kadar
cemselerin eskortunda uyuşturucu taşındı. Bütün bunlara
bulaşan insanlar bir süre sonra ‘ben dağda ne diye canımı
tehlikeye atayım? Uyuşturucuyu paylaşmak, haraç almak,
çetecilik yapmak varken niye PKK’nın içine girip JİTEM için
istihbarat toplayayım’ dediler.
Ama Aktütün’de böyle bir istihbarat eksikliği olmadığı
ortaya çıktı.
Doğru... Aktütün baskını için bırakın istihbarat gelmesini
başka şeyler de oldu. PKK’ya yakın televizyonlar var,
onların yayınları var. Mesela Roj Tv... “21 ağustosta onuncu
kongremiz Kandil’de toplanıyor” diye durmadan yayın yaptı.
Kongre’ye PKK’nın Avrupa’dakiler dahil bütün yönetici
kadrosu katıldı. Cemil Bayıklar, Murat Karayılanlar hepsi
oradaydı. Toplantı on gün sürdü ve Roj Tv Kandil’den
görüntüler, röportajlar yayınladı. 21 ağustos, Aktütün
baskınından iki hafta öncesi demek. PKK’nın 30 ağustosa
kadar süren kongresine PEJAK da katıldı.
Yani İran’ın PKK’sı da katıldı öyle mi?
PKK, “Türkiye’nin hava saldırıları nedeniyle çok ciddi
kayıplara uğradık,” deyince, PKK’nın İran’daki kolu da
Kandil’deki kongreye katıldı ve PEJAK Başkanı Hacı Ahmet
“Bundan sonra birinci hedefimiz Türkiye” diye bir bildiri
yayınladı. Bütün bunlar on gün boyunca oldu. Kandil’de üç
kişi değil, 1200 kişi toplandı ama Silahlı Kuvvetler ağustos
ayı boyunca Kandil’e tek bir hava operasyonu yapmadı.
Sizce niye yapmadı?
Bunu izah etmek lazım. Halk bu sorunun cevabını öğrenmek
ister. Eğer PKK’yı bitirmek istiyor idiysen ve bu kadar
öfkeliysen, PKK’nın bütün yönetim kademesi ve kadrosu
oradaydı. PKK tasfiye edilebilirdi. Bir değil, on gün sürdü
bu kongre. Hadi hududa gelen adamları görmediniz dağlık
falan dediniz... Örgütün televizyon yayınını da mı
izlemediniz? Bu kongreden sonra Aktütün’de 17 genç öldü.
Arkasından Diyarbakır’da polisler kurşunlandı. Eksiklikleri
soran gazetecilere de ‘vatan haini’ demeye varan açıklamalar
yapıldı.
Bizim ordu yıllardır Güneydoğu’da çarpışıyor. Artık çok
tecrübeli olmaları gerekiyor. Buna rağmen bu baskınlar nasıl
yaşanıyor?
Askerliğini sekiz aylık yapacak olan çocukları PKK ile
temasa en açık uç noktalara gönderirsen olacak olan budur.
Aktütün’de ölenlere bakın. Deneyimi olmayan çocuklardı.
PKK’nın mücadeleyi yürüten Bayık, Karayılan dahil bütün
yönetici kadroları ise 25 yıldır aynı yerdeler. Bizim
Güneydoğu’da iki yıldan fazla görev yapan generalimiz,
askerimiz yok. Zaten orada uzun süre bulunan da kafayı
yiyor.
Nasıl?
Gelişmiş ülkelerde böyle sıcak bölgelerde bir, iki yıl görev
yapanlara rehabilite olmaları için altı ay süreyle
havaalanlarında görev yaptırılır. İnsan görsünler istenir.
Bizde böyle bir şey yok. Benim uzun süre orada komutanlık
yapan bir arkadaşım İstanbul’a geldiğinde jest olsun diye
onu eğlenceli bir yere götürdüm. Adam bana silah çekecek
hale geldi masada. ‘Biz orada ölüyoruz, siz burada zil çakıp
oynuyorsunuz’ diye... Hayattan öyle kopmuş ki...
Aktütün’e dönersek, ne yaşandı ve gene ne yaşanacak orada?
Şimdi Aktütün’e yeni bir birlik gönderiyorsunuz. Çocuğu
Aktütün’de görevlendirilmiş annenin halini düşünün. Karakolu
bir sene sonra üç yüz metre öteye taşıyacağız diyorlar.
Nereyi savunuyorsun orada? Üç yüz metre yüksekliği
savunuyorsun. Efendim Lozan’da hudutlarımız yanlış çizilmiş.
Bu yüzden tampon bölge kuralımmış. Saçma sapan öneriler
yapıyorlar. Bunu Irak’a söyleyeceklermiş. Irak ‘tamam kurun’
der ama hemen ekler. ‘Kendi topraklarınızda kurun. Niye
tampon deyince hep benim topraklarım aklınıza geliyor ki’
diye sorar. Kaldı ki Erbil’e kadar orası da dağlık bölge. O
zaman nereye kuruyorsun sen tamponu? Üstelik Amerika,
‘Öcalan’ı verdik. Problemi çözemedin. İstihbarat veriyoruz.
Gene çözemiyorsun. Irak yönetimini elimizden geldiğince
baskılıyoruz. Gene olmuyor’ demez mi sana?
Kurmay olarak eğitilmiş kadrolar bütün bu akıl yürütmeleri
yapmıyorlar mı sizce?
Bizde nasıl siyasetin ezberi varsa askerin de bir ezberi
var. Herkes dönemini tamamlayıp emekli olup gidiyor.
Bölgenin tarihini de çok iyi bildiklerini hiç sanmıyorum.
Peki, Aktütün’le ilgili olarak daha önceden gelen istihbarat
raporlarına aldırış edilmemesini nasıl açıklamak lazım? Bu
raporları ciddiye mi almıyorlar?
Aktütün soruşturmasının iki sonucu olacak. Ya ‘Bütün
istihbaratı aldık ve gerekli bütün değerlendirmeleri yaptık
ama oraya altı saat boyunca helikopterlerle gerekli koruma
ağını kurmadık’ diyeceksiniz. Bu durumda sorumluların
mutlaka divanıharpte yargılanmaları gerekir. Ya da
‘istihbarat gelmiş olabilir ama biz bu saldırının
olabileceğine ihtimal vermedik’ diyeceksiniz ki... O zaman
da sizin askerlik kabiliyetiniz ve kurmay yeteneğiniz
sorgulanacak. Eğer Aktütün soruşturması, komuta mevkiinde
olan sorumluları yargı önüne çıkarma sonucunu doğurmazsa...
Ne olur?
Türkiye’de çok ümitsiz bir durum var demektir. Bu
soruşturma, Aktütün’ün komuta kademesindeki sorumlularını
kamuoyunu tatmin edecek bir şekilde mutlaka bulmalı ve
onları askerî mahkemeye vermeli.
Yapılacağı daha önceden bilinen bir baskın, üstelik de
gelenler uydu araçlarıyla izlenirken nasıl önlenemez?
Bu olayın mutlaka birçok kademede birçok sorumlusu var.
Yoksa ‘orası Aktütün değil, görüntüler yalan’ gibi perakende
açıklamalarla, yeni açıklanan telsiz konuşmalarıyla
Aktütün’ü anlatmak ve inandırıcı olmak zor. Türkiye’de
Silahlı Kuvvetler dahil bütün kurumlar hesap vermeli. Eğer
siz Foça’da dinlenme tesislerine dünyanın parasını
harcayabiliyorsanız ve Aktütün karakolu için de para yok
diyorsanız, bunun hesabını birileri ciddi olarak sorar ve
sormalıdır da zaten. Türkiye de olumlu bir değişim oldu.
İnsanlar artık soruyorlar, sorguluyorlar. Susanı da hoş
görmüyorlar.
Peki, Aktütün gibi bir baskının yapılacağı bilindiğinde,
alınacak caydırıcı önlemlerle baskına gelenler daha önceden
vazgeçirilemez mi?
Elbette caydırılırdı. Silahlı Kuvvetler, Aktütün baskınının
gerçekleşmesine göz yuman ya da yeterli önlem alamayan
kademeyi, hangi seviyede olursa olsun, ister general ister
kuvvet komutanı olsun mutlaka kamuoyunun önüne çıkarmak
zorunda. Bu konuda Genelkurmay Başkanı’nın “soruşturma
açıldı ve sonucu açıklanacak,” sözleri de bir taahhüt olarak
kabul edilmeli ve basın tarafından Genelkurmay Başkanı’na
her vesileyle ‘efendim Aktütün’ün sonucu ne oldu’ diye
sorulmalı.
Biraz önce siz de değindiniz. Aktütün karakolunun
kapatılacağı açıklandı. Daha geçen mayısta baskına uğrayan
karakol niye o zaman kapatılmadı? Bu kadar tehlikeye açık
bir yeri kapatmamak askerî anlayışa uygun mu?
Uygun değil tabii. Ben Aktütün’e gittim. Gecekonduvari bir
yapı. Esas olarak bir bekçi karakolu o. Bir saldırıda delik
deşik olur ve oluyor da. Ama bizim ordu için Aktütün sanki
bir namus. Elbette orada şehit düşenlerin manevi bir manası
var ama... Bu hudut karakollarının tamamı esasında mezarlık.
Oraya giden çocukların başına ne zaman ne gelecek belli
değil. Bir havan mermisi düştüğünde kim bilir kaç kişi ölür
gene. Bu hudut karakollarının tamamı kaldırılmalı.
Sınırlar karakolsuz korunabilir mi?
Orası korunacak da ne olacak? Ülkeni savunabileceğin yer,
dağın üç bin metre yükseklikteki zirvesi mi? Aşağıya in,
sızmalara orada mani ol. Bu hudut karakolları, katırlarla
kaçak çay, sigara uyuşturucu getiren Iraklı köylülerin
karşısına dört tane jandarmayı dikip, jandarma eller yukarı
dediği vakit ellerini kaldıracak insanlara karşı kuruldu. Bu
karakollar, gerilla saldırısına engel olmak için kurulmadı.
Problem bu karakolların yerinde değil ki. Problem, bu
karakolların varlığında. Bunların hiçbir faydası yok.
Şimdiye kadar da sınırdan tek bir girişe engel olamadılar.
Söyle de düşünülemez mi? Aktütün sürekli baskına uğruyor ve
orada şehitler veriliyor. PKK bu karakollarda Türk ordusuna
şehit verdirdikçe moral kazanmış olmuyor mu peki?
Şüphesiz öyle. Genelkurmay Başkanı’nın öfkesini yansıttığı
basın toplantısı dahi ‘dünyanın sekizinci büyük ordusunun
komutanını öfkeden deliye döndürdük’ diye PKK’nın moral
bulmasını sağlıyor.
Genelkurmay Başkanı, bizim gazetenin, baskının daha önceden
bilindiğini açıklamasına tuhaf bir sertlikle cevap verdi.
Onu en çok destekleyenler bile bu tavrın tasvip
edilemeyeceğini söyledi. Niye bu kadar öfkeli bir çıkış
yaptı sizce?
Esasında Genelkurmay Başkanı kendi tabanına olan öfkesini
başkasına yansıtıyor. Yoksa orgeneral seviyesine gelmiş
birinin Aktütün’de ne olduğunu kavramaması mümkün değil.
Orada ne olduğunu, sorumluların kimler olduğunu ve çarkın
nasıl yanlış işlediğini biliyor. Ama Türkiye’de bütün
kurumlarda olan ‘bizimse örtelim’ tavrı sergileniyor. Ama
Türkiye’de durum değişiyor. Toplum artık soru soruyor.
‘Aktütün’de ne oldu?’ diyor. Bu yüzden de Genelkurmay
Başkanı’nın açıklaması toplumu tatmin etmiyor.
Hükümet ise Aktütün’le ilgili soruşturma açacağına
Genelkurmay Başkanı’nı destekledi. Başbakan, Orgeneral
Başbuğ’un yanında yer aldı. Erdoğan aynı şeyi Şemdinli’de de
yapmıştı. AKP’liler hâlâ Şemdinli’nin gölgesinden
kurtulamadılar. İkinci bir Şemdinli yaratmak AKP’yi nasıl
etkiler?
Olumsuz etkileyecek. Bu tutum, AKP seçmenini çok olumsuz
etkilemiştir zaten.
Erdoğan askerlerle anlaştı mı sizce?
Erdoğan askerlerle uzlaşmayı çok istiyordur ama askerlerin
ona karşı hâlâ rezervleri vardır.
AKP, böyle bir olayda olayların nedenini araştırmak yerine
orgeneralin sertliğini destekleyerek iktidarını
güçlendiriyor mu zayıflatıyor mu?
Zayıflatıyor. Türkiye’de hiçbir siyasi iktidarın muktedir
olmak diye bir derdi yok. Hiçbiri de muktedir değil zaten.
Hepsi de askerle uzlaşmayı deniyor. Cumhuriyet tarihinde
sadece Turgut Özal muktedir olmayı denedi ve bedelini ödedi.
Bütün bu baskınların, çatışmaların, kanın temelinde Kürt
meselesi denilen mesele yatıyor. AKP, bu meseleyi halletmek
için de bir adım atmıyor. Siyasi iktidar, Kürt meselesini
askere mi devretti?
Devredemez. Çünkü bu iş askerin yapacağı bir iş değil. Bu iş
bir güvenlik işi değil. Bu, Türkiye’nin demokratikleşmesi
meselesidir. Zaten Türkiye’yi demokratikleştirdiğiniz
takdirde ortada ne türban sorunu kalır, ne de Kürt meselesi.
Türkiye’de AB’nin demokrasi standartları egemen olursa, ne
asker böyle hesap sorulamaz konumda olur, ne yargı böyle
çarpık işleyebilir, ne de yolsuzluklar bu düzeyde
gerçekleşir. Ama bu ülkede Kürt sorunun çözümü istenmiyor.
Çünkü bu işten herkesin çıkarı var. Sadece askerin değil,
güvenlik birimlerinin, siyasetin, işadamlarının kısacası
toplumun büyük bir kesiminin çıkarı var bunda. Kürt sorunu
her türlü istismarı ve illegal parayı besliyor.
Kürt meselesi nasıl çözülür sizce?
Kültürel ve siyasal haklardan başlayarak, Anayasa da dahil
Türkiye’nin hukuk metinlerinde Kürtleri rahatsız eden bütün
başlıklar yeniden yazılmalı. ‘Kürtlerle Türkler etle tırnak’
lafı hukuka yansıtılmalı. Ayrıca Kürt meselesini çözmek için
Öcalan’la görüşülmeli. Türkiye’de bu meseleyi onun dışında
bir güç çözemez. Sorunun çözümüne etkin bir katkı
sağlayamaz.
Niye? PKK Öcalan’ın kontrolünde mi?
Büyük ölçüde onun kontrolünde. Öcalan’ın, tabanını ikna
edeceği bir çözüm formülü ortaya çıkarılmalı. Bu arada
İmralı süreci de bitmeli. Affı, serbest bırakılması söz
konusu olamaz ama Öcalan daha iyi şartlarda hapis hayatını
sürdürebilir. Zaten onun isteği de serbest bırakılmak değil.
Türkiye’de istediği şehirde arazi alabilir ve gündelik
siyasetin dışında tutularak bu mekânda ziyaretçileriyle
görüşerek yaşayabilir. Türkiye’nin Ceza İnfaz Yasası buna
müsait. Bu meselenin böyle olması gerektiğine dair
analizlerin Türkiye’nin elinde olduğunu biliyorum ben.
Asker böyle bir çözüme yakın durur mu?
Asker seviyesinde de buna giderek yaklaşıldığını biliyorum.
Orgeneral seviyesindeki bazı komutanların Öcalan’la
İmralı’da görüştükleri şimdilerde yazılıp çiziliyor.
Bakın... Kürt meselesi sadece hukuk ve şiddet meselesi
değil. Bu işin bir de psikolojik boyutu var. Biz PKK’ya
terör örgütü diyoruz ama PKK sadece bir terör örgütü mü?
Avrupa’da temsilciliğinin olmadığı ülke yok. Devletlerle
diplomatik ilişkileri var. Öcalan’ın mitinglerde binlerce
posteri taşınıyor. PKK terör örgütü olmaktan çıkmış çok
irileşmiş bir yapı.
Öcalan’la İmralı’da ne görüşüldü sizce?
Özellikle istihbarat birimleri görüştüler. Kürt sorunu
çözülebilir mi sorusunun cevabı aranıyordu bu görüşmelerde.
Cevabın, ‘evet çözülebilir’ olduğu ortaya çıktı. Bu cevabı
asker de, istihbarat örgütü de biliyor. Ama asker katında
bunu terennüm etmek cesaret işi.
Ergenekon paşaları da İmralı’ya gitmişler. Onlar Öcalan’la
ne görüşmüşler?
‘Bu adam terörü bitirebilir. Terör biterse biz ne yaparız’
diye bir tarafı var bu işin. Bu ülkede Kürt sorununun
çözülmemesinden çıkarı olanlar var. Türkiye yurtdışından çok
ciddi silah alımları yapıyor. İnsansız uçaklar, Awacslar
kaça acaba? Türkiye bir an önce Kürt sorununu çözmek
zorunda. Aksi takdirde parçalanmaya gider. Kürt
milliyetçiliği büyük bir tehdit olmaya başladı.
PKK’nın Ergenekon’la bağlantısının olduğundan söz ediliyor.
Nasıl bir bağlantısı var?
Geçmişte çok iç içeydi. Bu ilişki sadece uyuşturucu işinde
değil, eylem düzeyinde de var. ‘Siz de çok pısırıklaştınız.
Bir iki çatapat yap ki, bize ihtiyaç olsun’ denebilir
PKK’ya.
DTP’nin kapatma davası da sürüyor. Bu partiyi kapatacaklar
mı?
İnşallah kapatmazlar. Kürt meselesi DTP’nin kapatılmasından
çok kötü etkilenir. ‘Demek ki siyasetle bu iş çözülmüyor.
Dağ diyenler haklıymış’ duygusunu uyandırır bu insanlarda.
Dağdaki mücadeleye destek ve katılım artar.
Tırmanan terörde Ergenekon’un payı var mıdır?
Soruşturduğumuz Ergenekon’un değil ama esas Ergenekon’un
vardır. Ergenekon askerin ve MİT’in içerisinde bir yapıdır
ve Türkiye’de Ergenekon hiçbir şekilde bitmez. Şimdi
hapisteki Ergenekon, bir ucu Susurluk’ta ortaya çıkan
yapıydı ve tasfiye edildi. Bu yapının yeni bir versiyonu
oluşur.
Yerel seçimler yaklaşıyor. Başbakan Erdoğan’ın son
açıklamaları Güneydoğu’daki oyları nasıl etkiler?
Bugünkü üslubuyla AK Parti Diyarbakır’da kaybedebilir. AKP
ile DTP arasındaki oy farkı bence DTP lehine açılıyor.
Şu anda Türkiye’de Kürt meselesini çözebilecek, barışı
sağlayabilecek çapta bir siyasi var mı?
Hayır yok. Temel sorun da bu zaten. Diyarbakırspor’u birinci
lige almakla bitmiyor iş. Kürtler bu ülkede her tarafta
olsunlar, siyasette de olsunlar. Kürt sorunu sadece şarkı,
türkü futboldan ibaret değil. Kürtleri siyasetten tasfiye
edersen sonuçları ne oluru Türkiye tartışmalı.
.. |