İSTANBUL ve SOYLULAŞTIRMA TASARILARI

    On yıllardır İstanbul'u yöneten bürokrat ve sermaye mensubu zihniyet şehrimizin binlerce yıllık tarihini, kültürünü, edebiyatını yok etmekten başka bir esere maalesef sahip değildir.
    Son metro kazıları ile farkına vardığımız, aslında her fırsatta karşımıza çıkmasına rağmen, rantımıza engel olacağı endişesi ile görmemezliğe gelerek,  inkar ettiğimiz sekiz bin yıllık bir tarihi yok ederek tanınmaz hale getirdik.
     Bu neticeye Başta Kültür bakanlığımızın duyarsız bir İstanbul yaklaşımı olmasından, Belediyelerin kültür, bilim ve sanat anlayışından mahrum, sadece ranta hizmet eden uygulamalarından, halkımızın menfaat ekseninde sahip olduğu tarihi değerleri yok etmesinden dolayı İstanbul çok büyük yaralar almış, Gerçek değerinden çok özellik kaybetmiştir.

    Bu geldiğimiz konumda 2010 Avrupa Kültür Başkenti zorlaması ile bir şeyler yapma gayretine giren çevreler, İdari,  hukuki ve maddi bağımlılığı nedeniyle gerçek projeleri hayata geçiremediğini görüyoruz.  Halen bizce Dünya kültür başkenti olan İstanbul, hak ettiği yaklaşımı yakalayabilmiş değildir. Günümüzde bilhassa sur içi ve yakın çevresi Beyoğlu, Eyüp sultan, Boğaz ön görünüm'ü gibi alanlarda ilmi ve kültürel değil, rant!a hizmet eden projeler hayata geçirilmeye  çalışılıyor.

   On yıllardır kültürel korumacılık adına çivi çaktırılmayan, Bu nedenle bakımı yapılamayan nice semtler günümüzde çöküntü alanına dönüştü. Bu alanların rehabilitasyonu çalışmasında örnek bir çalışma AB fonlarıyla "Balat-Fener rehabilitasyonu projesi" olarak karşımıza çıktı. 1996 yılında hayata geçirilen proje birçok idari nedenlerden dolayı akamete uğratılarak uygulaması 2008 yılına kadar sürdü, gelinen nihai neticede onarılması düşünülen1200 sivil mimari örneği yapının 250 sinin kapsamlı restorasyonu için AB tarafından yedi milyon, Türkiye olarak sekiz milyon sekiz yüz bin EURO'luk bütçe tespit edilmesine rağmen 121 hafif hasarlı binanın onarılması ile proje nihayete erdi.
    Projenin sosyal ve kültürel ayakları hayata geçirilemedi. Çeşitli etkinlikler, taltifler, tanıtım broşür ve afiş çalışmaları ile büyük başarı diye tanıtımı yapılan proje aslında gerçek bir fiyasko olarak bitti.

    Bu projenin Dünyaya ve İstanbul'a örnek olacak muhteşem bir proje olması, lakin uygulamada netice alınmaması birçok kurumu umutsuzluğa düşürerek ilerisi için duyarsızlığa vesile oldu. Bu noktada Fatih belediye başkanlığı ve Beyoğlu Belediye başkanlığının Bilgi Üniversitesi ve GAP inşaat işbirliği ile yeni bir tür Yenileme projeleri hayata geçirilmek için çalışmalar başlatıldı. Bu amaca hizmet edecek birçok kanuni altyapı tahsis edildi, Projeler çizildi.

    İlk uygulama  1995 yılından beri üzerinde çalışma yapılan SULUKULE semtinde 2005 tarihinden itibaren hayata geçirilmeye başlandı, bu gün gelinen noktada geriye şöyle bir baktığımızda semtte el değiştiren tapular, Birleşmiş milletler insan hakları raporlarına, AB komisyon raporlarına, Birçok Enternasyonal kuruluşun raporlarına giren, Uygulama kriterleri nedeniyle ağır ithamlarla suçlandığımız bir proje olmaktan öteye gidemedi. Bu gün dahi hukukun alabildiğine zorlandığı, hukukun bittiği yerde karanlık güçlerden faydalanılarak korunması gereken binaların,  projenin bütünlüğünü bozduğu gerekçesi ile yakılarak imha edildiği bir SULUKULE ile karşı karşıyayız.

   Bütün bu çalışmalar konusunda halen tapu sahiplerine resmi bilgi vermeyen Fatih belediyesi 5366 sayılı yasanın kendisine verdiği cesaretle ikinci uygulamaya "Balat-Fener-Ayvansaray" ve "Ayvansaray Türk evleri" "Cibali çevresi", Molla aşkı mah", "Bulgur palas çevresi" gibi projeleri gündeme getirdi.
    Bu konuda koruma kurulu kararları dahil olmak üzere projenin hayata geçirilmesi için gerekli bütün yerli engelleri aşan belediye projenin pratikte hayata geçirilmesi aşamasına geldi. Birçok platformda halkla karşı karşıya gelen Başkan ve yardımcıları henüz halkı ikna etmeyi başarabilmiş değil.

    Halen projenin mahiyeti hakkında resmi ve detaylı bilgi vermemeyi sürdüren belediyeye tapu sahipleri güvenmiyor.
    Yenileme alanı kapsamında olan mahalleler mağduriyetlerini önleyebilmek için dernekleşiyor, şikayetlerini ulusal ve enternasyonal haber kanalları marifeti ile Dünya ile paylaşıyor. SULUKULE'de gerçekten bakımsız gecekondular vardı ve acil müdahale edilmesi gerekiyordu, "Balat-Fener-Ayvansaray" ve "Ayvansaray Türk evleri" projeleri aynı konumda değil.
     Burada yaşayan bir tarih var, insan profilleri ile 19. yy. sivil mimari örnekleri ile,  Günümüzde Yok olmaya başlayan mahalle kültürü ile canlı bir semtin yok edilerek, yerine görünümü imitasyon, aslı ile hiçbir ilgisi olmayan tiyatro dekoru görünümünde çok katlı binalar, plazalar, oteller, ticaret merkezleri inşa edilerek kültür ve sanattan mahrum, ruhsuz beton yığınları inşa etmek istiyorlar.

    Belediyenin arkasına sığındığı 5366 sayılı yasanın bir maddesinde MADDE 7. Bu Kanun kapsamında yer alan yenileme alanlarında, uluslararası hukuktan doğan yükümlülükler saklı kalmak kaydıyla, diğer kanunların bu Kanuna aykırı hükümleri uygulanmaz.  şeklindeki (uluslararası hukuktan doğan yükümlülükler saklı kalmak kaydıyla,) diye maddede açıklanan istisnalar Belediyemizi, hatta T.C. Devletimizi uluslar arası kurumlar tarafından çok daha savunmasız bırakacak olduğu bir gerçektir.
    52 yıldır yaşadığım bu semtin mevcut sakinlerinden olarak tarihi yarımadanın mevcut halinin önemli kültür ve sanat merkezi olmasının görülmezliliğe gelmesini kabul etmemiz mümkün değildir.  İlçemizdeki mevcut kaos on yıllardır belediyelerimizin duyarsızlığı neticesinde gerçekleşmiştir. Tarihi konakların yakılarak, yıkılarak yok edilmesine belediyelerimizin imarsız kaçak yapılaşmaya göz yumması nedeniyle gerçekleşmiştir.

    Geçmişte bu kaçak yapılaşmaya göz yumulmamış olsaydı, günümüzde çok büyük bir değere sahip olacak bir kent yok edilip yerine iş hanları ile sanayi ve ticaret merkezi  olmayacaktı. Bu gün Uygulanmak istenen, Tarihi kentimizin asli kimliğinden uzaklaşarak modern yapılaşma ve modern kültürün hakimiyetine gireceği kesin olan bu projelerin hayta geçirilmesi gerçek  cinayettir.

    İstanbul'da Manevi kültür ve ruhtan mahrum birçok semt vardır, Buralarda hayata popüler kültür hakimdir. Tarih bilinci batı taklitçiliğidir, Milli kültür hassasiyetleri ciddiye alınmaz, mahalle kültürü dayanışması yoktur, rantçı bir zihniyettir, Milli tarih, edebiyat, kültür, sanat, ilim bu çevrelerce kabul edilmeyen değerlerdir.
    Tarihi yarımada Fatih'in böyle bir misyona teslim edilmesi geçmişte belediyelerimizin sebep olduğu yıkımının en ağırı olacaktır. İlçemiz mutlaka devletin önemli katkısı ile orijinal varlığı muhafaza edilerek rehabilite edilmelidir. Belediyelerimiz ve kültür bakanlığımız Tarihi semtlerimizin bu hale gelmesinde birinci derece suçludur, bu nedenle maddi sorumluluğu önemli oranda üstlenmek mecburiyetindedir.

     Devletimizde devamlılık esastır, ben yapmadım savunması doğru bir yaklaşım değildir. Düne kadar olan tarih ve kültür katliamını gerçekleştiren pek çok bürokrat halen görevlerine devam etmektedir.
     Sivil mimarlık örneği bu semtlerin ruhu olan mevcut mukimlerini yerlerinden etmeden, şehrin asli kimliğini %99 değiştirecek olan bu rant projeleri ilmi değildir, sosyal değildir, insani değildir.

     Eğer Fatih belediyesi 5366 sayılı yasanın kendisine verdiği haklar nedeniyle bu projeleri gerçekleştirmeyi başaracak olursa, Bu yenileme sevdası ! bu semtlerle biteceğini sananlar aldanıyorlar. Başkan Mustafa Demir Meclis toplantısında Fatihte 150.000 tapu üzerinde deprem etütleri yaptırdıklarını açıkladı. Benim evime kimse gelmedi diyenlerin  çoğunlukta olduğunu biliyoruz. İstanbul üniversitesinin uyguladığı bu ölçümlerin neticeleri konusunda belediyemiz bizimde şimdilik bilgimiz yok diyerek parsel bazında bilgi veremeyeceğini beyan etti.

    Biz söylüyoruz, Çoğunluğu geçmiş belediyeler zamanında, imarsız, plansız, eksik ve hatalı malzeme ile inşa edilerek iskana açılmış, sonradan çıkarılan imar afları ile kanuni tescili yapılan mevcut binaların %90'ı deprem konusunda acil yenilenmesi gereken binalar olarak karşımıza çıkacaktır.
     Belediyelerimiz günümüzde bu binalarda kullanılan betonun gerçek ömrünün 30 yıl olduğunu açıklıyor, ilçemizin bina stokunun %90'ı otuz yıldan yaşlı olduğunu düşündüğümüzde Fatih ilçesinin tamamı Deprem gerekçesi ile yenileme projelerine muhatap olacaktır.

      Bu durumda şimdi olduğu gibi Belediyemiz mevcut apartmanları ada bazında projelendirerek, yenileme yoluna gidecektir. burada tapu maliklerine sunulacak teklifi tahmin etmek zor değil. Biz şimdiden söyleyelim. Tapu sahiplerine %42 işi üstlenen müteahhide %58.
     
Kazanılan hak M2 si yaşamsal alan olarak yetersiz olanlara ilave alan olarak bedeli istenecektir. Bu bedeli ödeme gücü olmayanlar mücavir alan dışında (Tahminen; Taşoluk, Çatalca, Tuzla) gibi yerlerde inşa edilecek uydu kentlerde kendilerine verilecek dairelerde makul borçlanma ile hayatlarına devam edeceklerdir.
      Bu uydu kentlere gitmeyi istemeyenlere ise belediyenin kurduğu fiyat tespit komisyonunun biçtiği değer verilerek tapusu kamulaştırılacaktır.
      Neresinden bakarsanız bakın yaşadığı semte sevdalı yüz binlerce insanı büyük badireler beklemektedir, Bu projelerin hayata geçirilmesinin önüne tek bir şekilde geçilebilir, 5366 sayılı yasanın kamu kuruluşlarına tanıdığı anti demokratik hakların anayasamız ve uluslar arası hukuka uygun hale getirilmesi ile mümkün olacaktır. aksi halde bu projeler asla durdurulamayacaktır.

    Bu kanunu çıkaran mevcut hükümetin geri adım atacağını sanmıyoruz, tek umut iktidarın değişmesi.
    Kim bilebilir, Neden mümkün olmasın ki?
    Tabii gelecek olanların bu konuda rantçı projeleri kültür ve sanata tercih etmesini kimler garanti edebilir ki?.

Allah cc. yar ve yardımcımız olsun.  Behlûl Dane  fatihten@gmail.com

      Eski ve yeni bir arada, Buradaki yaşamsal lüks sizleri aldatmasın, hayat sadece lüksten ibaret değil, görülen bu lükste maalesef Türk milli kültürünün yaşayamadığını biliyoruz, mevcut komşuluk, arkadaşlık, paylaşım bu lüks semtlerde yok.
      Fatihin tarihi semtlerindeki 19 yy. sivil mimari örneği binalarımız aslına uygun imar edildiğinde bu kültürü tanımak isteyecek milyonlarca Turist olacaktır, Yenileme projeleri hayta geçecek olursa  bir tek turist buraları görmeye gelmeyecektir. Turist sadece döviz demek değildir, binlerce yıllık Türk kültürünü dünyaya tanıtma fırsatıdır.
  Bizleri bu fırsatı yaşamaktan mahrum bırakmayın LÜTFEN!

 

 

YORUMLAR: