.
MÜEBBETLİK MAHKÛMLARIN TAHLİYESİ OLAYI

Bu C.M.K. 102 değişikliği ve 2 yıl ile ve 5, 10 yıl ile tutukluluğun sınırlandırılması olayının altında yatan gizli hesabın ne olabileceği hala tartışılıyor.

Kimine göre bu iyi niyet kurbanı olmanın sonucudur.Vatandaşa hizmet etmiş olmak,mahkemelerin yıllarca sürüncemede kalmasını,sınamalara konu olmasını önlemek,dedikodulara set çekmek için bu yasa teklifini iyi niyetli Milletvekilleri verdi.Onlar böylece bu kanunun çıkmasını sağlamış oldular.Bu kanunu çıkartmakla her işi bitirdiklerini sandılar.Sonra da unuttular.Gazeteler yazdı,tv.ler açıkladılar ki hükümet davaların hızlandırılmasını sağlayacak yeni bir yasal düzenleme yapmış..İyi bir hareket”Maşallah çalışıyorlar “ denilmiş olması için iyi bir hizmet..

Bu kanun var diye taze geldi diye Yargıtay hakimleri 8 saat yerine 9 saat çalışmaya başlamadılar.Cumartesini iş gününe katmadılar.Pazar gününün bir satına birikmiş davaya heba etmediler.Adli tatillerinin bir kısmından vazgeçmediler..

Bu yasa çıktı. O halde yasanın emrini yerine getirmenin yollarını da arayalım diyerek Yargıtay dava dairelerini çoğaltma yoluna gitmeyi de düşünen olmadı

Osmanlı da uygulandığı gibi bir hukukçular heyeti oluşturularak yığılmış dosyaların halli için anlaşmaya gitmek, dava müteahhitliği ihdas etmek veya Barolarla anlaşarak 20 yılı doldurmuş ceza uzmanları ile iki yıllığına anlaşarak dosyaların temizlenmesini sağlama gibi bir çabaya da giren olmadı. Yapılan hizmet T.B.M.M. de parmak indirip kaldırmak oldu.

Yasayı Hükümetin aleyhinde kullanmak isteyenler de vardır. Sanıyorum ki bu hesapta olanlar örgütlü olarak çalıştılar. Biz bunu öyle kullanalım ki hükümetin sallanmasına yol açsın. Toplumda anarşi başlasın ve yaygınlaşsın. P.K.K. ile Hizbullah iç harp başlatsın. Müebbetlik cezaya çarptırılmış olanların salıverilmesinin sağlanması ile bütün kurumlarda bir telaş, bir korku bir endişe başlatmak istenmiş olabilir.

İç isyanların, harplerin, karışıklıkların asayiş bozucu olayların başlamasını ancak suç delisi, suç makinesi insanlar sağlar. Suç canilerinin yerleri de cezaevleridir. Cezaevlerinde hangi suça göre adam lazım ise onun dosyasına bakıp bulmak bilmek çok kolaydır. Eğer siz T.C.nin altını üstüne getirmek istiyorsanız 20,30 cani, o kadar katil, bir o kadar tahripçi, kundakçı, C–4- patlatıcısını ceza evlerinden bulmalısınız. Sonra bunların t a h l i y e l e r i n i de sağlamalısınız.

Diyelim 30,40 Hizbullahçı,40,50 P.K.K. lı müebbetlik mahkûmu bulur da bunların çıkmalarını sağlarsanız T.C.de iç karışıklıkların başlamasını sağlamış olabilirsiniz. Yeter ki dışarı çıkanların örgütleriyle bağlantılarını temin etmiş olasınız. Gereken silah, C–4 ve sair tahrip kalıpları ve patlayıcıları da toprak altından çıkarıp ellerine verebilesiniz. Her ne kadar ERGENEKON davaları sayesinde bu silahların bir kısmının yerleri çizelgelerle, haritalarla, planlarla gösterilmiş oldukları yerlerden çıkarılmış ise de çoğu henüz bulunmamış olabilir. İşte bu yeraltında ceza evlerinden çıkacakları bekleyen silahlar sahiplerine ulaştırıldı mı iş bitti. Bütün yurtta huzur ve güvenliğin bozulmasını isteyenler böylece amaçlarına ulaşmış olabilirlerdi.

Allah’tan ki iktidar çıkanları adım adım izledi. Nefes aldırmadı. Silahlara ulaşmalarını çok yönlü denetim ile önledi.

Gelin bir de değişik gözden olaya bakalım. Acaba bu tahliye planlarının altında R Ü Ş V E T olayı olabilir mi? Acaba akla hayale gelmeyecek meblağlar rüşvet olarak verilerek ceza evinin kapılarının bazıları için açılmasını sağlamış olabilir mi?

Yazılanlara, çizilenlere, yorumlananlara bakıyoruz. İşin bu çehresine dokunan yoktur. Halbu ki madem akıl yürütüyorsunuz; bunları da hesaba katmalısınız. Ben bu veçheye ait bir iki hatıramı, bizzat gözlerimle şahit olduğum olayı paylaşmak isterim:

Yıl 1976-77 .idi. O sıralar talebe olayları başını almış gidiyor.Biz avukatlar talebe olaylarına girip çıkmaktan başka işe zaman ayıramıyoruz.Her taraf talebe davalarıyla dolup taşıyor. Tek tük de özel sair davalar oluyor. O tarihlerlerde her mahkemenin hâkiminin veya heyetin ve ağır ceza reislerinin aklı, fikri, düşüncesi, temayülü ne ise hemen hemen her avukatça biliniyordu. Öylesine bu bölünme derinleşmiş idi ki dindar hakimler çok korkak olmalarına rağmen dindar avukatların davalarına yardımcı oluyorlardı..Milliyetçi,devrimci,sosyal demokrat,Atatürkçü diye tek tek hakimler sıfatlandırılmışlardı.

Bir gün 3.Asliye Ceza mahkemesinde duruşmaya çıkmıştım.9 tutuklu vardı. Hepsi de gazete manşetlerinden inmeyen isimlerdi. Sorgularını birçok milliyetçi hâkim ağabeyimiz yaptı. Dava duruşması bitti. Hâkim 9 sanığın tahliyesine, davalarının da düşürülmesine karar verdi. Ben öğleden sonra hapishaneden tutukluları çıkarabilmek için tahliye yazısını kalemden aldım. İmza için hâkimin odasına girdim. Hâkim beni biraz bekletti. Arkadaşı gittikten sonra:

___ Velican hangisi idi?

___ Başkan üçüncü sıradakiydi efendim.

___ İ.K.

____ En sondaki kısa boylu olandı.Seneye doktor oluyor Hakim bey..

___ Ö.A.

____ En başta bulunandı.

Hâkim beyin bu sorularına biraz şaşırmış olmalıyım ki sondum:

____ “Efendim, soruşturmayı siz yaptınız. Onların hepsi karşınızdaydı… Bakmadınız mı? ”

____ Bakamadım. Ö z ü m t u t m a d ı…

Aradan neredeyse yarım asır geçti. Hala bu “ ö z ü m t u t m a d ı “ kelamının etkisinden kurtulamadım.

Kimse demiyor ki…Ö Z Ü TUTMAYANLAR ŞİMDİ OLAMAZLAR MI?

Şimdi bir bayka nitelik bakımından farklı ama amaç bakımından benzer bir çarpıcı olay daha sunacağım..

Yine yıl 1976…1977 .. Bir tutuklu vardı.. Çok zengin, çok itibarlı ve uluslar arası ithalat işleri yapan birisiydi. O tarihlerde ithalat, ihracat pek zordu. Parmakla sayılacak kadar ithalatçımız bulunurdu. İthalatçılar hükümetten, gümrüklerden, emniyetten, adliyelerden adamlar bulurdu. Çok aşırı kazançları vardı. Ama çok da zorluklarla baş etmeleri gerekiyordu. İşte bu zor işten dolayı içeriye atılmış bir zenginin tahliyesinin mutlaka bulunması gerekiyordu. Paranın sınırı yoktu. Tahliyenin faturası önemli değildi.

Davaya o tarihte adalet bakanımız olan şahsın yeğeni bakıyordu. Bu yeğen avukat Ankara, Adapazarı ve İstanbul arasında mekik dokuyordu. Her üç yerde de yazıhanesi vardı. İstanbul’daki yazıhanesi aslında bizlere aitti. Ancak 4 odalı idi. Bir odası ona tahsis edilmişti. Yeğen avukat bir oda kullanıyordu ama bütün büroların kirasını ödeyip giderdi.

Bu çok zengin çok itibarlı şahsın davası O tarihlerde Cellât Hüseyin Yücel diye bilinen bir hâkimde bulunuyordu. Yeğen avukat iki celseye girdi. Tahliye alamadı. Cellât Hüseyin Yücel namlı bir hâkimdi. Hiç bir avukattan selam almaz, hiçbir avukata selam vermez, hiçbir ziyaretçi kabul etmez, hiç kimseyi dinlemez bağıra çağıra muhakeme yapan yüksek sesli iri kıyım bir insandı. Biz avukatlar olarak davamızın ona düşmemesi için dosya tevziatçılarına yalvarır yakarır bahşişler verir, sıra beklerdik. Cellât Hüseyin Yücel için bir de dedikodu yayılmıştı. Güya damadı bir silah yakalatmış. Damadını bile 11 ay yatırmış deniyordu.

İşte bu Cellât Hüseyin Yücel anlı şanlı, trilyoner uluslar arası iş adamını yargılıyordu.

Üst üste iki celse yapılmıştı. Tahliyenin imkânının olmadığı kesinlik kazanmıştı. 36 ay hapis cezasına çarptırılması kaçınılmaz görülüyordu.

Üçüncü celseye daha bir buçuk ay vardı. Yeğen avukat Ankara’ya gitti. Bir gün sonra döndü ve o gün ziyafetler ayyuka çıktı. İş tamamdı.

Bir hafta sonra İstanbul adliyesinde 7.Ağır yeni bir ağır ceza mahkemesi kurulmuştu. Bu yeni mahkemenin başkanlığına da Cellât Hüseyin Yücel getirilmişti.

İş adamımız da o gün duruşma beklenilmeksizin nakti kefaletle tahliye ediliyordu.

Şimdi gelin bu günün cellâtlarının tahliyelerinde de böylesi bir yeğen dayı bağının olup olmayacağı ihtimalini de hesaba katalım. Yeniden düşünelim. Belki bir çıkış yolu bulabiliriz.

Bir başka olayı da gündeme alalım. Yeniden ve bu gözlükle olaylara bakmaya çalışalım.

04-02-2011 Cuma ikindi sıralarında bütün televizyonlar “SON DURUM “ “FLAŞ HABER” sesleriyle bir heyecan verici hadiseyi anlatıyor ve görüntülüyorlardı. Bakırköy Merter civarında kimlik sorgulaması yapan bir ekip otosu polis memurlarına bir arabadan havaya ateş açılmıştı.Arabadaki üç kabadayı havaya mermiler yağdırdıktan sonra poyis seddini yararak kaçmışlardı. Takip devam etti.Aksaray’da kıstırıldılar.!0 -15 polis memuru canlarını gözlerine alarak yollarını kesip üzerlerine atılıp yakaladılar ve silahlarını aldılar.

Polis anonslarında BMW li teröristler yakalandı haberleri geçiyordu. Yakalanan Üç kişiden biri HASAN GÜZEL-GÜZEL BMW TİCARETHANHESİ Sahibiydi. İkincisi HASAN FATİH ERTEK İdi.. Hasan Fatih Ertek 7 adet sabıka sahibiydi. Adam öldürmekten tutuklu iken 102 den –meşruten tahliyeden tahliye olmuştu. Şimdi de silahlı çatışma, mesken mahalde havaya ateş etmek, görevli memurlara karşı gelmek ve otomatik silah yakalatmaktan tutuklanıyordu.

İ s t e r inanın ister inanmayın- FLAŞ HABER –Vallahi de billahi de bu üç silahşorlar P A Z A R T E S İ G Ü N Ü T A H L İ Y E E D İ L D İ L E R . Google-yi açıp videosunu izleyin. D o n u p K a l a c a k s ı n ı z . Vay benim bir kilo baklavaya 17 sene yatan gariplerim vah…

Burası Türkiye diye ciğerinizin yandığını hissedeceksiniz. Kimine göre 3 00.000 T.L. kimine göre 2 000.000 T.L. rüşvet verseler tahliye olamazlardı. Kimine göre neler olmuş olabilir neler.. Vicdan dı cüzdandı derken neler gelir neler gider diye bazen insan bu gözle de bakabilir diye düşünüyorum.

Hani bir reklam var:Bunun kahvesi bu fiata ise “BEYAZI” kaça gider.? Diğer kadının biri:

-___ Ne akıllı kadınsın…” diyor..



Evet… bazen öyle olaylarla karşılaşıyoruz ki aklımız donuyor.İşin kötüsü bir bilen de bulamıyoruz ki sual edelim…

Allaha emanet olunuz. 10-02-2011

Av.Yaşar Metehanoğlu
 

Av.Yaşar Metehanoğlu    0536 7370011    yasarmetehanoglu@hotmail.com 

Not: Yazı yorumlarınızı ayrıca fatihten@gmail.com adresine, Konu yazı başlığı ile doğrudan yollarsanız yayınlanacaktır

YAZARIN DİĞER YAZILARI

.YORUMLARINIZ: