.

 

.Fatih Sultan Mehmet Türbesi'nde kim yatıyor?

Cihan Fatihi'nin istirahatgâhı, Bizans İmparatorları ile aynı yerde mi? Fatih Sultan Mehmet zehirlenerek mi öldürüldü?


Tüm bunların dışında, bugün vatandaşların özellikle dini günlerde gidip dua okudukları naaşı, Fatih Türbesi'nde mi?
Fatih Sultan Mehmet, ayağından rahatsızdı. Sürekli bir ağrı ve sancıdan söz ediyordu. Tarihi kaynaklara göre, Fatih’in hastalığı, Osmanlı sultanlarının birçoğunda görülen damla (nikris) idi. Bu hastalığına karşın, Doğu Seferi için İstanbul Boğazı’ndan Üsküdar’a geçip otağını kuran Fatih Sultan Mehmet, Maltepe’de hastalanmış, Gebze yakınlarında kurulan Tekur Çayırı’nda, 3 Mayıs 1481 yılında, henüz 51 yaşındayken ölmüştü. Yabancı yayınlar, Fatih’in ölüm nedeninin, babası II. Murat gibi ‘gut’ hastalığından kaynaklandığını yazarken, yerli ve yabancı birçok yayın ve araştırmacı ise zehirlendiğini ileri sürmüşlerdi. Hatta bu tartışma bugün bile sürüyor.

Fatih’in sefer esnasında ağrıları iyice artmış, bunun üzerine doktorları, acılarının azalması için, bugün bile hâlâ tartışılan bir yönteme başvurarak, ayağından kan almışlar, ama Fatih’in acıları azalacağına iyice artmıştı. Bunun üzerine Fatih’e ‘şarabb-ı fariğ’ adlı, karışımdan hazırlanan bir ilaç içirildi. İlacı içmesinden kısa bir süre sonra kan kusarak, titremeler geçirerek, ciğerinin doğrandığını söyleyen Fatih kısa süre sonra öldü.

Fatih’in bu şekilde ölümünden sonra, bugün de dahil olmak üzere, hep “Zehirlendi mi” sorusuna yanıt arandı.

Fatih’e bu ilaç içirildi

Fatih’in ölümüne neden olduğu ileri sürülen ilacın formülü ise şöyleydi: “Güclebüken dirhem 10/Karanfil dirhem 5/Darcın (Tarçın) dirhem 8/Beşbase dirhem 8/Cevz buvva dirhem 10/Anisun dirhem 10/Mastika dirhem 5/Ud belesan dirhem 10/Asarun dirhem 10/Misk çekirdek dirhem 1.”

Bu karışım güclebüken+karga büken ağacının tohumlarından elde ediliyor. Ağaç Hindistan’da Seylan bölgesinde ve Kuzey Avustralya’da yetişiyor. Adeta ceket düğmesine benzeyen bu ağacın meyvesinin içinde, 8 tane tohum bulunuyor. Bu meyveler afrodizyak etkisiyle biliniyor. Yüksek dozda verildiğinde bir köpeği öldürdüğü biliniyor. Strychnin, Brucin ve Vomicine etkili alkoleit maddeleri. İkinci zehirli madde Asarun. Buna aynı zamanda meyhaneci otu, çoban düdüğü ya da yabani nardin de deniliyor. Uzmanlar, bunlardan zehirlenen bir insanın duygularının şiddetlendiği, titreme ve anormal hareketler görüldüğünü söylüyorlar. Soluk alma ve sindirim sistemini tahrif ediyor, bunun sonucunda da ölüm hali gerçekleşiyor.


Dönemin birçok Osmanlı tarihçisi, Fatih’e bu ilacın içirilerek zehirlendiğini, hatta bu işi Cenevizlilerin yaptığını ileri sürdüler. Zaten, Venedik balyosu 1481 yılında Fatih’in ölüm haberini kendi ülkesine ulaştırırken “LA ORANDA AQUILA E MORTA” (Büyük Kartal Öldü) deyimini kullanıyordu. Haber Roma’da duyulunca şenlikler düzenlenmiş, Papa’nın buyruğu ile Avrupa kiliselerinde şükür ayinleri yapılmıştı.


Fatih’in Sadrazamı Karamani Mehmet Paşa, Fatih’in cenazesini kapalı bir arabayla İstanbul’a nakletti, askerin İstanbul’a geçmemesi için önlemler aldı ve sur kapılarını kapattırdı. Amasya’da şehzade Beyazid’le, Konya’daki Cem Sultan’a ulaklar gönderildi, hangisi daha önce gelirse tahta onun oturacağını öngörmüştü.

Ancak Sadrazam’ın bu planı tutmadı. Yeniçeri, Fatih’in öldüğünü öğrenince İstanbul’a geçti. Sadrazam’ın konağını basarak parçaladı, kafasını mızrağa takarak gezdirdi. Fatih’in özel doktoru (Maestro Yakobo) Yahudi asıllı Yakup Paşa da suikast ithamıyla aynı akıbete uğradı. Yahudi ve Floransalı tüccarlarla Venediklilerin işyerleri yağmalandı.

Fatih ve Bizanslılar yan yana mı?

Tarihi konulara meraklı olduğu bilinen şair Yahya Kemal, ilginç bir bilgi ileri sürüyordu: Fatih Camii, Havvariyun Kilisesi’nin yerine yapıldı. Bu kilisenin altında birçok mahzen vardı. Bizans imparatorları buralarda gömülü idi. Cami 18. asrın sonlarında yıkılmış, 1771’de daha büyük olarak bugünkü cami olarak inşa edilmişti. Şu anda Fatih’in yatmakta olduğu türbe binasının altında da mahzenler bulunuyor.


Bizans demişken, dış kaynaklı bazı eserlerde şu bilgiye yer veriyor: Fatih, yeni çağda Osmanlı’yı, III. Roma İmparatorluğu referansıyla dünyaya sunmuştu. Kendisi de III. Roma İmparatoru olarak kabul edilmişti. Öldüğünde bir Roma İmparatoru olarak diğer Bizanslı imparatorların gömüldüğü yere gömülmüştü. Bu yer Bizans döneminde Havvariyun Kilisesi olup altında mahzenler vardı. Bizans imparatorları bu yerlere gömülürdü. Sonradan Havvariyun Kilisesi’nin üzerine Fatih Camii inşa edilmişti.


Fatih, rüya yoluyla yardım istedi


Şair Yahya Kemal’in naklettiğine göre: II. Abdülhamit devrinde, Fatih semti halkının gördüğü bir rüya, kahvehane sohbetlerine kadar düşmüş, devrin hafiyeleri de saraya jurnallemişlerdi. Birçok kişinin ‘rüyamda gördüm’ dediği olay şöyleydi: Semtin su boruları patlamış, semtteki evlerin yanı sıra Bizans Nekropolü sular altında kalmıştı. Fatih, bazılarının rüyalarında “Beni kurtarın, boğuluyorum” diye bağırıyordu. Abdülhamit duyunca, büyük ceddinin kabrini açtırmaya karar verdi. Bu işe de gayet gizli yapılması şartıyla itfaiye komutanı Mehmet Paşa’yı memur etti. Sonra rüyadaki nekropole gidildi, içeride Fatih’in sandukası bulunup kaldırıldı, fakat üç metre fazladan derinliğe inildiği halde, Sultan Mehmet’e ait hiçbir iz bulunamadı. Ancak karşılarına bir demir kapak çıktı. Kapağı kaldırınca bir taş merdiven göründü. Merdiven mahzene iniyordu. Mahzende bir lahde rastladılar. Lahdin kapağını açtılar, içinde Fatih’in mumyasını buldular. Yüzü ölümden evvel Gentini Bellini tarafından yapılmış portresindeki simayı tamamen andırıyordu. Durum Abdülhamit’e arz edildi. Abdülhamit, mahzen yolunun bir daha girilemeyecek şekilde kapatılmasını emretti.

Yahya Kemal’e göre, hükümdarları mumyalama Osmanlı’ya Selçuklulardan geçmişti. Kimi hükümdarlar tahnitlenir ya da mumyalanırdı.

Şair Yahya Kemal, hal böyle olunca, o zamanlar şöyle bir soru sormuştu: Madem ki Fatih’in mumyasının olduğu yer II. Abdülhamit tarafından kapatılmıştı. Bugün Fatih’in türbesinde yatan kim?


FATİH’İN VASİYETNAMESİNDE NELER VARDI?


Fatih, ölümünün yaklaştığını anlayınca, Enderun’a mensup üç önemli kişiyi çağırmıştı.

Birincisi: Parayı ve anahtarları muhafaza eden kilerci ağaydı.

İkincisi: Haznedar ağasıydı.

Üçüncüsü: Kapıcı ağasıydı.

Fatih vasiyetnamesini bunlara tebliğ etmişti:

1- Eğer ölecek olursam, gövdemi İstanbul şehrine götürüp tayin ettiğim yere gömeceksiniz.

2- Caminin avlusuna. Ruhuma yaptırdığım imarete gömün...

3- Büyük oğlum İldireme (Yıldırım Beyazıt) gecikmeksizin İstanbul’a gelmesini bildirin.

4- Kapıkulu yeniçerilerinin oğlum gelip tahtıma oturmadan evvel denizleri aşarak İstanbul şehrine girmemelerine dikkat edin ve bu hususta emir verin. Zira ondan evvel girerlerse şehri yağma ederler.

5- Cenabı hakkın inayetiyle oğlum İldirem Beyazıt tahtıma yerleştikten sonra kendisine tarafımdan şunlar söylenile: Bazı müşavirlerim var ki, çok fena insanlar olup, beni, kötü nasihatleriyle yenilikler yapmama, halk için ağır yükler ihdas etmeye ve merhametsizce kan dökmeyi emretmeye sevk ediyorlardı ve gizli kinler besliyorlardı. Bu müşavirleri hayatta bırakmayın, bilakis kılıçla öldürün ve yanınızda böyle müşavirler tutmayın.

6- Muazzam bir hazine topladım ve hazineme altın, gümüş, kıymetli taşlar ve inciler koydum ve hazineyi büyük bir itinayla muhafaza edin, zira bir zaman gelecek ki ona muhtaç olacaksınız.

7-Bütün kölelerimin azat edilmesini ister ve emrederim

http://www.tempodergisi.com.tr/toplum_politika/09492/

TARİHTEN ANA SAYFASINA DÖN

YORUMLAR: